Eğitim, kültür-sanat, magazin-yaşam haberleri (29.11.2023)

BİR BAKIŞTA EĞİTİM 2023: TÜRKİYE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER Türk Eğitim Derneğinin düşünce kuruluşu TEDMEM, “Bir Bakışta Eğitim 2023: Türkiye Üzerine Değerlendirme ve Öneriler” raporunda 100’den fazla veri tablosu ve grafiği inceleyerek, eğitim sistemimize ilişkin önemli verileri ve bunların uluslararası karşılaştırmalarını bir araya getirdi. Rapor, verilerin değerlendirilmesinin ve anlamlı karşılaştırmaların yanı sıra “mesleki eğitim” konusunu da ayrıca odağına alıyor.OECD tarafından her yıl yayımlanan ve ülkelerin eğitim sistemlerine ilişkin gidişatı çeşitli göstergeler üzerinden ortaya koyan “Bir Bakışta Eğitim” raporları, eğitim alanında dünyanın en önemli ve güvenilir kaynaklarından biridir. TEDMEM tarafından eğitim sistemimizin niteliğine katkı sunmak üzere hazırlanan “Bir Bakışta Eğitim 2023: Türkiye Üzerine Değerlendirme ve Öneriler” raporunda ise OECD raporunda yer alan bilgilerin süzgeçten geçirilmesinin yanı sıra Türk eğitim sistemine ilişkin veriler inceleniyor, uluslararası karşılaştırmalar yapılarak çözüm önerileri sunuluyor.Ana teması “mesleki eğitim” olarak belirlenen “Bir Bakışta Eğitim 2023” raporunda eğitim sistemlerinin değerlendirilmesine yönelik göstergeler eğitim süreçlerinin çıktıları, eğitime erişim, eğitim harcamaları ile öğretmenler, öğrenme ortamları ve okullar olmak üzere dört temel başlık altında inceleniyor. “Bir Bakışta Eğitim 2023: Türkiye Üzerine Değerlendirme ve Öneriler” raporunun alt başlıklarından öne çıkanlar şu şekilde:  YETİŞKİNLERİN EĞİTİM DÜZEYİ – Türkiye’de 25-64 yaş aralığındaki her iki yetişkinden biri en fazla ortaokul mezunudur.– Türkiye’de lise mezunu dahi olmayan yetişkinlerin oranı %53,3, OECD ülkeleri ortalamasında ise %19,8’dir.– Yıllar içinde lise mezunu dahi olmayan genç kadınların oranındaki en büyük düşüş Türkiye’de gerçekleşmiştir. 2015 yılında %52,1 olan bu oran 2022 yılında %33,7’ye gerilemiştir. NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA OLAN GENÇLER – Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki gençlerin %67,1’i eğitimde değildir. – Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki her üç gençten biri (%33,5) ne eğitimde ne istihdamdadır. OECD ülkeleri ortalamasında bu oran %14,7’dir.– Türkiye, OECD ülkeleri arasında ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranının en yüksek olduğu OECD ülkesidir.– Bu gençlerin %9,4’ünü işsizler, %24,1’ini ise istihdamda olmadığı halde iş aramayanlar oluşturmaktadır.– 18-24 yaş aralığındaki kadınların %44,9’u ne eğitimde ne istihdamdadır. İSTİHDAMA KATILIM – Türkiye’de her dört yükseköğretim mezunu yetişkinden biri istihdamda değildir.– Türkiye’de ve OECD ülkeleri genelinde eğitim düzeyi arttıkça istihdam edilen bireylerin oranı da artmaktadır. Ancak Türkiye, hem 25-64 yaş aralığındaki nüfusun tamamı için hem lise mezunları için hem de yükseköğretim mezunları için en düşük istihdam oranına sahip OECD ülkesidir.– Tüm eğitim seviyeleri için, Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranları erkeklere kıyasla oldukça düşüktür.– Türkiye’de 25-29 yaş aralığındaki genç yetişkinler arasında meslek lisesi mezunlarının istihdamda olma oranı genel lise ve yükseköğretim mezunlarından daha yüksektir.– 25-34 yaş grubunda en düşük işsizlik oranına sahip grup %10 ile meslek lisesi mezunlarıdır. EĞİTİME ERİŞİM – Türkiye’de ilkokul ve ortaokul dönemlerine denk gelen 6-14 yaş arasındaki okullaşma oranı %100’dür. 15-19 yaş aralığındaki okullaşma oranı ise Türkiye’de %71, OECD ülkeleri ortalamasında %84’tür.– Türkiye’de liseye devam eden öğrencilerin %38’i, OECD ülkeleri ortalamasında %43,6’sı mesleki programlara devam etmektedir.– Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Lüksemburg, Hollanda, Slovakya, Slovenya ve İsviçre’de bu oran %60’ın üzerindedir.– Türkiye’de 3 yaş grubu çocuklar için erken çocukluk eğitimine katılım oranı %6,4, OECD ülkeleri ortalamasında ise %72’dir. 4 yaşta %20,1, 5 yaşta ise %67,7 olan bu oranlar OECD ülkeleri ortalamasının oldukça altındadır. EĞİTİM HARCAMALARI – Türkiye, tüm eğitim kademelerinde öğrenci başına en düşük harcama yapan OECD ülkelerinden biridir.– Tüm eğitim kademelerinde öğrenci başına yapılan eğitim kurumları harcaması Türkiye’de ortalama 5.352 dolar, OECD ülkeleri ortalamasında ise 12.647 dolardır. – Türkiye’de GSYH’nin %4,7’si eğitim kurumlarına harcanırken, OECD ülkeleri ortalamasında bu oran %5,1’dir.– Tüm eğitim kademelerinde öğrenci başına yapılan harcamaların kişi başına düşen GSYH’ye oranı Türkiye’de %19,1 iken, OECD ülkeleri ortalamasında %27,2’dir. ÖĞRETİM SÜRELERİ – Türkiye, ilkokul kademesinde zorunlu öğretim süresi en az olan 4. OECD ülkesidir.– OECD ülkelerinin çoğunda ilkokul altı yıl sürmektedir ve ortalama toplam zorunlu öğretim süresi 4.561 saattir. Hatta Avustralya, Danimarka, İzlanda ve Norveç’te zorunlu ilkokul kademesi toplam yedi yıldır. Türkiye; Avusturya, Almanya, Macaristan, Litvanya, Polonya ve Slovakya ile birlikte ilkokulun dört yıl sürdüğü yedi ülkeden biridir.– Türkiye’de yıllık ortalama zorunlu öğretim süreleri ilkokul için 720, ortaokul için 843 saat iken OECD ülkelerinde ilkokul için 805, ortaokul için ise 916 saattir. ÖĞRETMENLER – Türkiye’de bir ilkokul öğretmeninin alabileceği en yüksek maaş, mesleğe yeni başlayan bir ilkokul öğretmeninin alacağı maaşın yaklaşık %9 fazlasıdır. OECD ülkeleri ortalamasında ise bir ilkokul öğretmeni en üst kıdeme ulaştığında mesleğe yeni başlayan bir öğretmene kıyasla yaklaşık %70 daha fazla maaş almaktadır.– Türkiye’deki bir okul müdürünün alabileceği en yüksek maaş OECD ülkeleri ortalamasından düşüktür.

KASIM AYINDA AYRINTI YAYINLARI’NDAN DİKKAT ÇEKİCİ BEŞ KİTAP BİRDEN!

Ayrıntı Yayınları, Kasım 2023’te okurlarına incelemeden bilime, felsefeden edebiyata ve şiire uzanan bir yelpazede beş kitaplık özenli bir seçki sundu. Feminist iktisatçı Nancy Folbre’nin Ataerkil Sistemlerin Yükselişi ve Düşüşü; bilişsel sinirbilimci Prof. Gina Rippon’ın çok geniş bir okur kitlesine hitap eden Cinsiyetlendirilmiş Beyin; İtalyan yazar, bilim insanı ve düşünür Umberto Eco’nun Türkçede ilk kez yayımlanan Kant ve Ornitorenk; Giuliano da Empoli’nin ödüllü ilk romanı Kremlin’in Büyücüsü ve çağdaş Arapça şiirin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Necvan Derviş’in Kudüs’ün Kapısında Kelimeler adlı kitapları, Ayrıntı Yayınları’nın tüm kitaplarıyla birlikte, raflarda ve internet satış sitelerinde!

Ataerkil Sistemlerin Yükselişi ve Düşüşü – Kesişimsel Bir Siyasal İktisat

Yazar: Nancy Folbre / Çevirmen: Aslı Önal

İnceleme

Ataerkil sistemler nasıl oluyor da ayakta kalabiliyor? Toplumsal cinsiyet eşitsizliği neden hâlâ bu denli yaygın? Feminist kuramın uzun zamandır cevabını aradığı bu soruların peşine düşen Nancy Folbre, Marksist siyasal iktisadın eleştirisi ve yeniden formülasyonuyla yola koyuluyor. Neoklasik iktisat, sosyoloji, psikoloji ve evrimsel biyoloji gibi alanların dahil olduğu son derece kapsamlı bir bilimsel çerçeve içinde, kapitalist kalkınmanın ataerkil sistemlerin devamlılığında büyük rol oynayan çelişkili taraflarını masaya yatırıyor.

Sınıf, toplumsal cinsiyet, yaş, ırk/etnisite ve yurttaşlık temelli eşitsizlik ve sömürünün iç içe geçen yanlarını temel alan “kesişimsel siyasal iktisat” yaklaşımını benimseyen Folbre, mevcut piyasa ekonomilerinde bilhassa savunmasız konumda olan bakım verenleri mercek altına alıyor.  Bakım emeğinin neden değersizleştirildiği veya karşılığının yeterince ödenmediğine dair analizlerinde, çocuk doğurma, çocuk yetiştirme, varlıkların miras bırakılması, fiziksel ve beşeri kaynaklara zor ve şiddet yoluyla el konulması gibi piyasa dışı süreçlere dikkat çekiyor.

Gerek bireyleri gerek toplulukları çelişkili konumlara sokan ve çoğu zaman birbiriyle kesişen kolektif iktidar yapılarından oluşan toplumsal sistemleri tanımlamanın yeni bir yolunu ortaya koyan bu kitap, bazı toplulukların sahip olduğu iktidar ve imtiyazları daha da pekiştirmesini sağlayan pazarlık süreçlerini gözler önüne seriyor. Ataerkil iktidarın kökenleri, kapitalist kurumların ortaya çıkışı, refah devletlerinin yükselişi, bakım emeğinin iktisadi olarak cezalandırılması gibi tarihsel süreçleri yeniden yorumlayarak, ilerici bir toplumsal dönüşüm için kurulması elzem geniş koalisyonlara yön verecek genel bir iktisadi adalet teorisine duyulan ihtiyacı görünür kılmaya çalışıyor.

Cinsiyetlendirilmiş Beyin – Kadın Beyni Efsanesini Paramparça Eden Yeni Sinirbilim

Yazar: Prof. Gina Rippon / Çevirmen: Murat Can Mutlu

Bilim

Yüzyıllar boyunca, farklı beyinlere sahip oldukları için erkeklerle kadınların farklı yeteneklere, farklı mizaçlara ve farklı toplumsal konumlara sahip oldukları söylenegelmiştir. Erkekler kadınlardan üstündü; çünkü kadın beynine değil de erkek beynine sahiptiler. “Kadınlar harita okuyamazdı, erkeklerse aynı anda birden fazla işi yapamazdı.” Çünkü “biyoloji kaderdi” ve bundan kaçış yoktu. Peki, biyoloji gerçekten de kader miydi?

Prof. Gina Rippon bu kitapta bu soruya kesin olarak “Hayır” yanıtını vermektedir. On dokuzuncu yüzyılda yapılan beyin incelemelerinden beri “kadın beyni” ile “erkek beyni” ayrımı, verili gerçek olarak kabul edilmiştir. Araştırmaların neredeyse tamamı bu “gerçeği” biyolojik bir temele oturtacak şekilde tasarlanmış, sonuçların yayınlanması ve yorumlanması da bundan payına düşeni almıştır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen yeni teknolojiler ise sadece yetişkinlerin değil, yeni doğanların beyinlerini dahi detaylı bir şekilde inceleme imkânı sağlamıştır. Günümüzde daha tarafsız bir şekilde tasarlanan ve yorumlanan çalışmalar doğumdan itibaren bebeğin maruz kaldığı toplumsal süreçlerin en az biyoloji kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Prof. Rippon hormon çalışmalarından sosyal davranış çalışmalarına kadar birçok farklı alanda yapılan araştırma bulgularını değerlendirerek şu sonuca varıyor: İnsan beynini kadın beyni ve erkek beyni olarak sınıflandıran şeyin, doğum anındaki biyolojinin aksine içine doğduğumuz dünyanın bize dayattığı ikili atanmış cinsiyet sistemidir.

Kant ve Ornitorenk – Bilişsellik ve Dil Üzerine Denemeler

Yazar: Umberto Eco / Çevirmen: Esra Kübra Erol

Felsefe

Gündelik hayatımızda karşılaştığımız nesneleri birbirinden ayırt etmemizi sağlayan özsel bir fark söz konusu mudur? Sözgelimi, bir kedinin neden bir köpek değil de kedi olduğunu anlamak için ne gibi kategoriler ya da şemalar gerekmektedir? Kategoriler ya da şemalar dışında, bir şeyi köpek ya da kedi olarak tarif etmek için farklı birtakım unsurlara ihtiyacımız var mıdır? Nesneleri algılarken bilişsel kapasitelerimizin yanında dilsel niteliklere ne ölçüde ihtiyaç duyarız? Bilişsel kapasiteler ve dilsel nitelikleri bir arada ele almanın herhangi bir olanak koşulu söz konusu mudur? İşte, Umberto Eco Kant ve Ornitorenk adlı bu çalışmasında gerçeklik, algı ve deneyimle ilgili temel problemleri, Kant, Heidegger, Peirce gibi filozofların düşünceleri ekseninde, sahip olduğu felsefi, edebi ve tarihsel bilgi birikimini kendine özgü hikâyeci anlatım tarzıyla zenginleştirerek birbirinden kıymetli altı deneme kaleme alıyor. Umberto Eco’nun “Giriş” yazısında belirttiği üzere, “Kant’ın ornitorenkle ne işi var? Hiç. Tarihlerden de görebileceğimiz gibi, hiçbir ilgisi olamazdı.” Kant, hiçbir zaman bir ornitorenki kaleme almadı; bir ornitorenk hiçbir zaman Kant’tan haberdar olmadı; fakat Eco’nun gerçekliğe dair hakiki soruları, hiçbir varlığı birbirine karşı kayıtsız bırakmayacaktır.

Kremlin’in Büyücüsü

Yazar: Giuliano da Empoli / Çevirmen: Seda Ağar

Edebiyat

Ukrayna’daki savaş da diğerleri gibi olmuştu. Onu ben istememiştim. Dahası, tüm gücümle muhalefet etmiştim. Ama Çar kararı verince de başarıya ulaştığını görmek için elimden ne geliyorsa yapmıştım. Alışkanlık gereği. Kibirden. Çünkü buna muktedirdim. En başından beri böyle olmuştu. Moskova’daki bombalama olayları ve Çeçenistan Savaşı. Hodorkovski’nin tutuklanması ve Berezovski’nin düşüşü. Bu olaylardan hiçbirini ben istememiştim ki… Ama hepsinde de benim tükenmez gayretlerime güvenilmişti. Kaybetme düşüncesine dayanamıyordum. Şanslıydım, neredeyse hep kazanmıştım. Şimdi de nihayet elimde hak ettiğim ganimeti tutuyordum: Adını hiçbir zaman bilemeyeceğim, toz toprak içindeki oyuncak bir bebek.

Giuliano da Empoli, 2022 yılında kendisine Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nü kazandırmış olan ilk romanı Kremlin’in Büyücüsü’nde, gerçek kişilerden ve olaylardan yola çıkarak Rus siyasetine ve Putin dönemine Batılı bir perspektiften ışık tutuyor. On beş yıl boyunca Putin’e siyasi danışmanlık yapmış Vadim Baranov, Putin’in iktidara geliş sürecini, yeni düzenle uzlaşmak istemeyen oligarkları birer birer tasfiye edişini, kendi seçkin sınıfını yaratıp Rusya’yı yeniden ayağa kaldırmak gayesiyle attığı adımları aktarıyor. Giuliano da Empoli, gerçek olaylarla kurmacayı harmanladığı bu ilginç romanda, gizemli Rus dünyasını anlamlandırmaya çalışarak keyifli bir okuma deneyimi vaat ediyor.

Kudüs’ün Kapısında Kelimeler – Seçilmiş Şiirler

Yazar: Necvan Derviş / Çevirmen: Mehmet Hakkı Suçin

Şiir

Necvan Derviş (1978) Çağdaş Arapça şiirin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden sayılan Necvan Derviş’in şiiri, Filistin deneyiminin somut gerçekliklerinin yetkin bir “sözcü”sü olmanın ötesinde “insanlık” olarak adlandırmakta ısrar ettiğimiz olgunun trajik yenilgisinin evrensel bir duvar resmi niteliğindedir. Zamansallığa ya da mekâna bağlı olmayan bu şiirlerde Derviş, haksız, eşitsiz ve orantısız bir şiddet dünyasıyla kuşatılmış birey ve toplulukların öfke ve umutsuzluğunu bütünüyle kendine özgü güçlü şiirsel araçlarla somut, umutlu bir mücadele evrenine dönüştürüyor. 2000 yılında yayımlanan, adıyla müsemma Bir Kez Cennette Uyanmıştık kitabından bu yana aşkın, tutkunun, adil ve ebedî barışın o “ilksel sahne”sini yeniden üretebilmeyi arzulayan, “şiir ile toplumsal ve siyasî gerçeklik arasındaki dayanıksız, sahte ikiliğe” karşı tarihsel itirazı dikkat çekici bir sinematografik yapı ve imge coşkunluğuyla sahiplenen “yıkıcı” şiirler: “Çünkü” sadece ‘adı şarkı olan o ülke’nin yurttaşı olan şairin dediği gibi artık “kaybedecek bir şey kalmamıştır.”

Bir Yaşam Öyküsü’nden çok daha fazlası…Karabüklüler ‘Hayal Varsa’da buluştu…

Enerji ve Tabi Kaynaklar eski Bakanı Şinasi Altıner’in hayatının, kızı Ayşe Beril Altıner tarafından kaleme alındığı kitabın büyük bir bölümünün geçtiği Karabük’teki tanıtımda duygulu anlar yaşandı.

Üç dönem milletvekilliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yapan Şinasi Altıner’in Karabük’ün Kapaklı köyünde başlayan, yaşamın uçları arasındaki hikayesiyle birlikte bir neslin hikayesini de anlatan, yaşam kılavuzu niteliğindeki kitabın kutlamaları Kapaklı Köyü’nde hatıraların paylaşımıyla başladı, eski İşçi Lokali olan Büyük Kulüp’te devam etti. Kitabın kahramanları arasında yer alan Karabüklüler, sevgi dolu anılarda, gerçekleşen hayallerde bir araya geldi.

Sabah saatlerinde Şinasi Altıner ve Beril Altıner ile çay sohbetinde buluşan Kapaklı Köyü sakinleri, kitapta yer almayan pek çok anılarını da anlatırken duygulu anlar yaşandı. Akabinde birlikte yapılan anılar turunda ‘Şinasi’nin yaşamında önemli bir yeri olan ucu silgili kalemini kaybettiği 4 km’lik okul yolundan 5 sınıfın bir arada okuduğu Bürnük Köyü İlkokulu ziyaret edildi.

Akşamüstü Büyük Kulüp’te gerçekleştirilen kutlamaya ise Karabük Valisi Mustafa Yavuz, Ak Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin, Karabük Belediye Başkan Yrd. Seher Berker, Ak Parti Dış ilişkiler Başkan Yardımcısı Mehmet Ceylan, çok sayıda il protokolü, kurum müdürleri, iş insanları, basın mensuplarının yanı sıra köy sakinleri, akraba ve dostlar katıldı. Beril Altıner’i tebrik eden Vali Mustafa Yavuz katılımcıları etkileyen konuşmasında ‘Hayal varsa her şey var…’ ifadesini kullandı. Vali Yavuz, günün anısına Şinasi Altıner’e ucu silgili kalem hediye etti.

Kutlama, Beril Altıner’i kırmayan amcası Osman Altıner’in bebekliğinde kendisine okuduğu ninni ve koro arkadaşlarının müzik ziyafetiyle devam etti.

‘Hayal Varsa’ bir dönüşümün hikayesi…

Kitabın yazarı kızı Ayşe Beril Altıner’ın 14 yıllık bir araştırmanın sonucu, roman tadında yazdığı kitabı ‘Hayal Varsa’, bir siyasetçinin, eski bir bakanın siyasi yaşamının değil, olanakları çok kısıtlı bir köyde doğan, elektrik olmasa da hayallerinin ışığıyla aydınlanan yolu takip eden Şinasi’nin öyküsü. ‘Hayal Varsa’ yokluktan varlığa, karanlıktan aydınlığa, kaybedişten kazanmaya, travmadan yenilenmeye dönüşümün hikayesi.

Merakı mirasa dönüştü…

Hayata karşı büyük bir merakla yaklaşan Beril, babasının yaşam öyküsünü kaleme alışının da bir merakla başladığını söylüyor. ‘’Bana sağladığından çok daha farklı şartlara doğmuş olan babamın kendi yaşam arkında nasıl olup da bunca mesafeyi kat ettiğini hep merak etmiştim. Başta sadece kendi merakımı gidermek içgüdüsüyle başlayan bu sohbetler on dört yıllık bir süreçte sekil değiştirdi. Babam için hazırladığım bir armağan ve kendi çocuklarıma nerden geldiklerini anlatan bir mirasa dönüştü.’’

‘‘Aslında genç Türkiye’nin değişim ve dönüşümünün bir yansıması…’’

Beril Altıner, kitabının akışta kalmaya inanan, umutla beslenen, kendini en iyi şekilde gerçekleştirmek isteyen herkese, özellikle de gençlere bir yaşam kılavuzu olmasını diliyor. ‘’Bana canımdan yakın babamın biyografisini yazmak için yola çıkmışken, çok geçmeden bunun genç Türkiye Cumhuriyeti’nin değişim ve dönüşümünün bir yansıması olduğunu da görmeye başladım. Bu kitapta, sadece bir çocuğun veya gencin değil, bir neslin yaşadığı sıkıntıları ve başarıları ele almış oldum. Aynı zamanda kaderin babama sunduğu hayat sürprizlerini onun nasıl yönettiğini gördüm. Yazarken önemli dersler çıkardım. Umarım bu kitap tüm okuyucularımız için geçmişin ışığında bugünümüzü anlamamıza ve yarınımızı şekillendirmemize yardımcı olacak bir çeşit kılavuz olur.’’

82 yaşındaki Şinasi Altıner, memleket ve dünya meselelerine hic eksilmeyen merak ve ilgisiyle, Ankara’daki evinde eşi Sevim Altıner’le elinden geldiğince yaşının keyfini, dedeliğinin tadını çıkarmaya, sportif ve dinamik kalmaya özen gösteriyor. Sürekli öğrenmeye, zamanı yakalamaya, yeni nesilleri anlamaya, günün şartlarına ayak uydurmaya, gelişmeye, kendini güncellemeye odaklanıyor.

Kitabın yazarı, travmanın aslında en çok etkilediği kahramanı olunca…

Kitabın yazarı olmanın yanı sıra hikayenin başrol oyuncularından biri olan Beril 3.5 yaşındayken, öğrencisi tarafından öldürülen annesiyle gömdüğü derin sessizliğini de ilk kez bu kitapla bozuyor. O dönemdeki bebek Beril’in duygularını, travmasını maalesef başkalarının tanıklığıyla yazsa da, bu dile getirişin bir son değil, başlangıç olduğunu biliyor. Babasının yaşam öyküsünün sınırları dışına çıkmamaya özen gösterirken içindeki fırtınayı, babasının yaşadığı trajediye saygı göstererek geriye çekiyor. Kendi çocuğunu hayata getirdikten sonra iki çocuğu evlat edinmesine sebep olan bu kaybediş, biliyor ki başka bir hikayenin konusu… Yıllar içinde yaşananları sindiren, sükunetle anlamlandırmayı öğrenen Beril, hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına, yaşadıklarının, karşılaştıklarının illa bir sebebi olduğuna inanıyor. Yaşam yolculuğunda bu sebepleri keşfetmeye, elinden geldiğince kendi payına düşeni yapmaya çalışıyor.

Beril, kitabını anlatırken yaptığı samimi konuşması hem güldürdü hem duygulandırdı…

Beril, kitabının yazış amacını anlatırken, bu kitabın sadece babasının değil, aslında çok önemli bir neslin hayatını içerdiğinden de söz etti: ‘‘Babam, onunla eş zamanlı ve benzer koşullarda doğan pek çok insan gibi, aslında hayal kurmanın bile neredeyse imkânsız olduğu bir dönemde doğmuştu. Sadece bir evlat olarak değil, üç çocuk sahibi bir anne olarak merak ettim. Hayatta başarı nasıl elde ediliyordu? Sorunların üstesinden nasıl geliniyordu? Mutluluk denen şeyin sırrı neydi? Ve belki de en önemlisi, sadece hiçlerin olduğu bir ortamda hayaller nereden besleniyordu?

Tüm başarılarına rağmen, kendini kitabı yazılması gereken biri olarak görmeyen babam, ben kitabın üstünde çalışırken çok söylendi Yahu kızım niye uğraşıyorsun, çok gereksiz bir iş yapıyorsun?’ diye pek çok kez beni vazgeçirmeye çalıştı. Ama ben babamın anlattıklarında sadece onun hayatını değil, bir neslin hikayesini gördüm. Aynı dönemlerde doğan tüm babalarımızın, amcalarımızın, abilerimizin, dedelerimizin karşı karşıya kaldıkları engelleri daha iyi idrak ettim. Hatta onlar doğmadan önce Çanakkale savaşında bu toprakları koruyan erkek atalarımızın ve onların yokluğunda aileleri bir arada tutan kadın atalarımızın fedakârlıklarından derin etkilendim.

Babamın hayatını anlamak için başladığım bu yolculukta aslında kendimi daha iyi anladım. Bugün burada, sevdiklerimiz arasında bu kitabi paylaşırken, en büyük dileğim sevgili babam Şinasi Altıner’i benim gözümle görmeniz. Yani bir milletvekili veya Doğru Yol partili veya bir bakan olarak değil, memleketi için çalışan bir Karabük çocuğu, kızını hep koruyan bir baba, insanlığa güveninden, Allah’a inancından ve belki de en önemlisi hayallerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir hümanist olarak tanımanızı dilerim.’’

BEŞİNCİ YILA ÖZEL VİDEO ÇEKTİ

 Zeynep Bastık kariyerinde önemli bir yere sahip olan Youtube kanalının beşinci yılını kutluyor. Bastık, bugüne dek izlenme sayıları 2 milyarı geçen videolarında yer alan şarkıların arasından en çok dinlenenleri seçerek yeniden seslendirdi…

2010 yılında profesyonel müzik kariyerine start veren Zeynep Bastık ilk teklisi ‘Fırça’yı 2014’te yayımlamıştı. 2018’de açtığı Youtube kanalında seslendirdiği şarkılarla büyük bir ivme yakalayan Zeynep Bastık kısa sürede pop müzik dünyasının tanınmış isimleri arasına girmişti. 5 yaşına basan Zeynep Bastık YouTube kanalı, bugün 2.81 milyon abonesiyle Türkiye’nin en büyük bireysel Youtube müzik kanalı. Bastık, 2 milyar 386 milyon 2 bin 914 kez görüntülenen 170 videosu ile elde edilmesi güç bir başarıya ulaşmış durumda.

Zeynep Bastık kanalının beşinci yılını kutlamak için özel bir video hazırladı. İlk videosunu çektiği terasa yeniden dönen Zeynep Bastık, beş yıllık süre içinde en çok dinlenen şarkıları yeniden seslendirdi. Şarkıcı Bu Gece, Gülbeyaz (Ayfere Dicez), Yanımda Kal, Yağmur, Elimde Değil, Çalkala, Uslanmıyor Bu adlı parçaları söyledi.

Bahadır İçel’in 14’üncü kitabı Kanon Kitap etiketiyle yayınlandı Hızla değişen dünyada başarının anahtarı Uyumsal Zeka

Kurgu edebiyat alanında yayınladığı öykü ve romanlarıyla tanınan üretken yazar Bahadır İçel bu kez hem sosyal hem de iş yaşamındaki başarının kaynağı olarak Uyumsal Zeka’yı mercek altına alıyor. İçel, “Uyumsal Zeka AQ: Tüm Zamanların Başarı Formülü” adlı kitabında özellikle pandemi ve sonrasında hızla ve devamlı değişen bir dünyada Uyumsal Zeka’nın değerinin altını çiziyor, okurunu basit ve etkili uygulamalarla “uyumsal değişim yolculuğuna” davet ediyor…

Edebiyat dünyasının öykü ve romanlarıyla tanıdığı yazar Bahadır İçel’in 14’üncü kitabı “Uyumsal Zeka AQ: Tüm Zamanların Başarı Formülü” Kanon Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. İçel, zeka denince akla ilk gelen IQ (analitik) ve EQ (duygusal) zeka tiplerine nazaran daha az bilinen ancak başarıyı yakalamak için en önemli faktörlerden biri olan Uyumsal Zeka (AQ) kavramını detaylarıyla incelerken, okura AQ farkındalığını artıracak etkili uygulamalar da paylaşıyor.

Yapay zekaya karşı AQ

Uyumsal zeka üzerine düşüncelerini kurumsal kariyerindeki deneyimleriyle harmanlayan İçel, özellikle pandemi ve sonrasında dünyanın hızla değiştiğini ve yeni şartlara uyum sağlama becerisinin iş yaşamında çok daha ön plana çıktığını vurguluyor. Son dönemde yükselen teknolojik gelişimlere de dikkat çeken İçel, “İletişim çağı bilişim çağına dönüşürken, hayatımıza yapay zeka, coin, metaverse gibi kavramlar girmişken sizi gelecekte başarıya götürecek, fark yaratmanızı sağlayacak yegâne zeka türü AQ’nuz olacak” diyor.

Uyumsal Zeka: Zihinsel bir yaklaşım

IQ’nun zekanın temeli olarak alınan sorumlulukları yerine getirmeye, EQ’nun insanlarla ve toplumla kurulan ilişkileri yönetmeyi sağladığını belirten İçel, AQ’nun ise zorluklar ve sorunlarla karşılaştığınızda nasıl ve ne kadar ayakta kalabileceğinizi belirlediğini söylüyor. Dolayısıyla Uyumsal Zeka’nın IQ ve EQ ile birlikte çalışan bir yaklaşım olduğunu ve yeni fikirlere açık olma, cesaret, dayanıklılık gibi becerilerin önemine işaret ediyor.

Başarılı liderlik için yol haritası

Günümüzde liderlik vasıflarının değiştiğinden bahseden İçel, başarılı liderlik için 8 maddelik bir yol haritası da paylaşıyor. Kitabının “Uyumsal Liderlik” başlıklı ikinci bölümünde “esneklik, merak, yeniden öğrenme, yeniden odaklanmış dayanıklılık, başarısızlığa tolerans gösterme, problem çözme becerisi ve ertelenmiş tatmin” gibi kavramları açımlayan İçel, Uyumsal Zekanın sürekli geliştirilmesi gereken bir olgu olduğunun altını çiziyor.

Yesevi Havacılık Lisesi’ne iki prestijli ödül daha

Yesevi Havacılık Lisesi, Blusky Award Havacılık Ödül töreninde “Yılın En İyi Havacılık Lisesi” ve “Yılın En İyi Ar-Ge Projesi” ödüllerinin sahibi oldu.

TUSAŞ (Türkiye Uzay &Uçak Sanayi Anonim Şirketi) sponsorluğunda Uluslararası düzeyde gerçekleştirilen BLUESKY AWARDS  Havacılık Ödülleri organizasyonun da “Yılın En İyi Havacılık Lisesi” ve “Yılın En İyi Ar-Ge Projesi” ödüllerini almaya layık görülen Yesevi Havacılık Lisesi, zirvedeki yerini kaptırmıyor.

Havacılık sektörünün farklı bileşenlerinden oluşan jüri üyeleri ve bağımsız anketörler tarafından “Yetkinlik, yeterlilik, yetenek ve kabiliyetler açısından yapılan değerlendirmede Yesevi Havacılık Lisesi en yüksek puanı alarak “Yılın En İyi Havacılık Lisesi” ünvanına sahip oldu.

Ayrıca Araştırma-Geliştirme projeleri arasından en yenilikçi ve fütürist tasarıma sahip olan ve Yesevi Havacılık tarafından geliştirilen “Uçan platform teknolojisi” adlı çalışma ile “Yılın En İyi Ar-Ge Projesi” ödülünü de alarak çifte sevinç yaşadı.

Ödül töreninin ardından konuşan Yesevi Eğitim Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kodalak, “Yesevi Havacılık daha önce de Türkiye’nin en seçkin kurumları olan Cumhurbaşkanlığı, TÜBİTAK, TEKNOFEST, MEB tarafından da çeşitli ödüllerle onure edilmiştir. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü akreditasyonuna da sahip olan okulumuz geleceğin kalifiye havacılarını, donanımlı atölyelerimizde yetiştirmeye devam etmekteyiz” dedi.

Etisan Holding’in #kariyer101 Etkinliği:
6 Aralık 2023 saat 14.00’da Bartın Üniversitesi’nde ‘Demir Atlı Adam’ Gürkan Genç ile Söyleşiye Davetlisiniz. 68 ülkeyi kas gücüyle gezerek 122.000 kilometre kat eden Gürkan Genç, uluslararası gezileri, amatör fotoğrafçılığı ve gezgin ruhu ve sıcak ve soğuk her türlü hava koşulunda, dünyanın en zorlu bölgelerinde pedal çeviren bir isimdir.

‘Demir Atlı Adam’ adlı çocuk kitaplarını da yazarı olan Genç, Bartın Üniversitesi’nde üniversitelilerle ve basın mensupları buluşacak. Etisan Holding’in #kariyer101 etkinliği çerçevesinde Gürkan Genç, 6 Aralık saat 14.00’de üniversite gençliğiyle interaktif bir söyleşi gerçekleşecektir.

Bu ilham verici etkinliğe katılarak Gürkan Genç’in maceralarını keşfetmeye sizleri davet ediyoruz. 30 Aralık 2023’te Gürkan Genç, bisikletiyle dünya turuna kaldığı yerden devam edecek.

DÜNYACA ÜNLÜ BODY WORLDS ANIMAL INSIDE OUT SERGİSİ İSTANBUL’DA!

HUPALUPA Expo, BODY WORLDS: ANIMAL INSIDE OUT – “GERÇEK HAYVANLARIN ANATOMİ SERGİSİ”NE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR…

Dünyaca ünlü “Body Worlds: Animal Inside Out – Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi” İstanbul’da ziyarete açılıyor.

Dünyanın en önemli deneyim sergilerini ülkemize getiren Hupalupa Expo;  tarihte plastine edilerek korunan ilk fil olan “Samba”nın, beş metre uzunluğundaki zürafanın, kas ağırlığı 120 kilo olan gorilin ve  100’den fazla hayvan bedeni ile uzvunun yer aldığı Body Worlds Animal Inside Out  – Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi”ne ev sahipliği yapıyor.

Geliştirdiği plastinasyon tekniği ile bilim dünyasında devrim yaratan Prof. Dr. Gunther von Hagens; kendi tekniği ile  çürümez hale getirdiği hayvan bedenlerini sanatsal bir yaklaşımla  ortaya koyuyor. Küratörlüğünü Dr. Angelina Whalley’in üstlendiği bu eşsiz serginin ülkemizdeki bilimsel danışmanlığını İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa sürdürüyor.

Bilim ve sanat çevreleri tarafından dünyanın en kapsamlı hayvan anatomi sergisi olarak tanımlanan “Body Worlds: Animal Inside Out – Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi”; serginin küratörü Dr. Angelina Whalley, Hupalupa Expo İcra Kurulu üyesi Merve Timurlenk Şengül, İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi  Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Üzel ve İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Ozan Gündemir’in  katılımları ile yapılacak basın toplantısında siz değerli basın mensuplarını da aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

Not: Sergide yer alan tüm eserler, doğal yollarla hayatını kaybeden canlıların plastine edilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Tarih                            : 1 Aralık 2023, Cuma

Saat                             :12.00

Yer                              : Hupalupa Expo, Ataşehir Metropol İstanbul

Tohum Otizm Vakfı Alışveriş Festivaline geri sayım başladı Bu sene 20’nci yaşını kutlayan Tohum Otizm Vakfı, Yılbaşı Alışveriş Festivali’nin hazırlıklarına tüm hızıyla devam ediyor. 5-6 Aralık tarihlerinde Divan Kuruçeşme’de gerçekleşecek Festival’de ziyaretçileri seçkin markaların yanı sıra keyifli deneyim kazanacakları özel etkinlikler de bekliyor. Tohum Otizm Vakfı, gelenekselleşen ve büyük ilgi gören Yılbaşı Alışveriş Festivali için 5-6 Aralık’ta Divan Kuruçeşme’de ziyaretçileri ile buluşmak üzere gün sayıyor.

Tohum Otizm Vakfı’nın otizmli bireylerin yararına yaptığı çalışmaları desteklemek, tanıtmak, farkındalık ve kaynak yaratmak amacıyla gerçekleştirdiği Festival’de, ziyaretçiler yeni yıl öncesi sevdikleri için hediyeler alırken, aynı zamanda otizmli çocukların eğitimlerine katkıda bulunuyor.

Bugüne kadar 36 bin kişinin ziyaret ettiği ve 1000’i aşkın firmanın katılım sağladığı Alışveriş Festivali Vakfın 20. yılına özel etkinlikler ve festivale özel tasarım ürünlerle ziyaretçilerini karşılayacak.

100’ü aşkın seçkin marka festivalde buluşacak Tohum Otizm Vakfı Yılbaşı Alışveriş Festivali’nde bu yıl yine birçok tanınmış marka sosyal sorumluluk bilinci ile yerini alacak. Festival; takı, giyim, dekorasyon, ev tekstil ürünleri, mücevher, kozmetik, aksesuar ve teknoloji gibi çeşitli alanlarda 100’ü aşkın seçkin ve özel markanın ürünlerini 2 gün boyunca ziyaretçiler ile buluşturacak. Festival’e bu sene 4 bin ziyaretçinin katılması bekleniyor.

Etkinlik giriş ücreti ve katılımcı firmalardan sağlanan gelirin tamamı Tohum Otizm Vakfı’nın projelerine ve eğitim bursuna ihtiyaç duyan otizmli çocuklara aktarılacak. 5 Aralık tarihinde 11.00-20.00, 6 Aralık tarihinde ise 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olan festivalde ziyaretçileri birbirinden özel sürprizler bekliyor.

20. yıla özel 20 hediye  Tohum Otizm Vakfı Alışveriş Festivali’ne katılacak ziyaretçiler için hazırlanan özel sürprizlerden biri de 20. yıla özel 20 hediye çekilişi olacak. İş dünyasından duyarlı kişi ve kurumların, çağdaş sanatçılar ve seçkin markaların Tohum Otizm Vakfı’na bağışladığı birbirinden özel hediyeler çekilişe katılan şanslı ziyaretçilerin olacak.

Özel tasarım yılbaşı sepetleri sürprizlerle dolu Alışveriş Festivali’nde, Tohum Otizm Vakfı kurucularının yanı sıra iş, sanat ve medya dünyasının ünlü isimleri tarafından hazırlanan birbirinden özel, sürprizler ile dolu özenerek hazırlanmış yılbaşı hediye sepetleri otizmli çocuklar yararına bağışa dönüşecek.   Tohum Otizm Vakfı 20. yılını özel etkinlikler ile kutlayacak Girişimci ve iş insanı Gamze Cizreli Festival’de ziyaretçiler ile buluşacak. Cizreli, ilham veren girişimcilik hikâyesini anlattığı ‘’Ateşle Oynayanlar” kitabı ile ilgili bir söyleşi ve imza günü gerçekleştirecek. Cizreli, etkinlik kapsamında gerçekleştirdiği kitap satışından elde edilen tüm geliri otizmli çocukların eğitim bursuna aktarılması için bağışlayacak.

Festival kapsamında ziyaretçilerin yer alabileceği özel dergi kapağı fotoğraf çekimi de gerçekleşecek. Etkinlikten elde edilecek gelir otizmli çocukların eğitimine katkı sağlayacak. Dergi kapağı çekimine katılan misafirler unutulmaz fotoğraflar çektirirken, bu özel anlar ölümsüz bir hatıra olarak hafızalara kazınacak.

20. yıla özel ürünler Festivalde, Tohum Otizm Vakfı Kurucuları arasında yer alan ve Vakfın çalışmalarına kurulduğu günden itibaren önemli katkılar sağlayan duyarlı insan ve değerli sanatçı Sarra Rodrik’in fotoğrafları Güral Porselen desteği ile otizmli çocukların eğitimine dönüşüyor. Tohum Otizm Vakfı 20. Yıl Alışveriş Festivali’ne özel hazırlanan; Sarra Rodrik’in fotoğraflarını taşıyan Güral Porselen fincan ve tabak setleri festivalde ziyaretçiler ile buluşacak. Setlerin satışından elde edilecek tüm gelir otizmli çocukların eğitimine destek olacak.

Tohum Otizm Vakfı 20. yılında yarattığı faydaya ortak olmaya çağırıyor 20 yılda gerek özel eğitim okulu çatısı altında gerekse yurt çapında yaptığı projeler ile 802.059 otizmli çocuğun ve ailesinin hayatına dokunan Vakıf, herkesi 5-6 Aralık’ta Divan Kuruçeşme’de gerçekleşecek Yılbaşı Alışveriş Festivali’ne katılarak otizmli çocukların eğitimine destek olmaya davet ediyor.

Bu yıl Tohum Otizm Vakfı Alışveriş Festivali’ne Maximiles Black ve Tüpraş co-sponsor, Shell Türkiye ve Otokar destek sponsoru olarak katkı veriyor.

GIULIANO DA EMPOLI’NİN İLK ROMANI, FRANSIZ AKADEMİSİ BÜYÜK ROMAN ÖDÜLÜ KAZANAN KREMLİN’İN BÜYÜCÜSÜ AYRINTI’DAN ÇIKTI!

Giuliano da Empoli’nin 2022 yılında yayımlanan ve aynı yıl kendisine Fransa’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Fransız Akademisi Büyük Ro­man Ödülü’nü getiren ilk romanı Kremlin’in Büyücüsü, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı! Gerçek olayları kurmacayla harmanladığı Kremlin’in Büyücüsü’nde Putin Rusyası’nın detaylı bir portresini çizen Giuiliano da Empoli, Putin’in iktidara geliş sürecini, yeni düzenle uzlaşmak istemeyen oligarkları birer birer tasfiye edişini, iktidar etrafında dönen entrika ve manipülasyonları, Putin ile siyasi danışmanı üzerinden anlatıyor. Günümüz Rusya yönetimindeki birçok kişi ve kurumu da romana dahil eden yazar, romanını “gerçek bir Rus hikâyesi” olarak niteliyor.

Ayrıntı Yayınları’nın edebiyat okurlarıyla buluşturduğu Giuliano da Empoli imzalı Kremlin’in Büyücüsü, iki ana karakterin, Vladimir Putin ile danışmanı ve akıl hocası Vadim Baranov’un hayatı etrafında şekilleniyor. Vadim karakterinin, 2021 yılına kadar Putin’in danışmanlığını yürüten Vladislav Sourkov’dan esinlenilerek oluşturulduğunu gizlemeyen yazar, Kremlin’in Büyücüsü’nde Putin’in iktidara gelişinin perde arkasını anlatıyor.

Giuliano da Empoli, 2022 yılında kendisine Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nü kazandırmış olan ilk romanı Kremlin’in Büyücüsü’nde, gerçek kişilerden ve olaylardan yola çıkarak Rus siyasetine ve Putin dönemine Batılı bir perspektiften ışık tutuyor. On beş yıl boyunca Putin’e siyasi danışmanlık yapmış Vadim Baranov, Putin’in iktidara geliş sürecini, yeni düzenle uzlaşmak istemeyen oligarkları birer birer tasfiye edişini, kendi seçkin sınıfını yaratıp Rusya’yı yeniden ayağa kaldırmak gayesiyle attığı adımları aktarıyor. Giuliano da Empoli, gerçek olaylarla kurmacayı harmanladığı bu ilginç romanda, gizemli Rus dünyasını anlamlandırmaya çalışarak keyifli bir okuma deneyimi vaat ediyor.

Seda Ağar’ın dilimize çevirdiği Kremlin’in Büyücüsü, raflarda ve internet satış sitelerinde!

DÜŞBAZ KİTAPLAR’DAN KASIM AYINDA İKİ ÖZEL KİTAP: SIRADAN İNSANLAR MÜZESİ ve  SAYILARIN İKTİDARI

Ayrıntı Yayınları’nın renkli markası Düşbaz Kitaplar, kasım ayında romanları otuzdan fazla dile çevrilen Mike Gayle’in gerçek bir hayat hikâyesine dayanan dokunaklı romanı Sıradan İnsanlar Müzesi ile İngiliz bilim yazarı, yayıncı ve gazeteci Michael Brooks’un matematiğin dünyamızı nasıl şekillendirdiğini anlattığı, popüler bilim türündeki kitabı Sayıların İktidarı’nı okurlarla buluşturdu. Düşbaz Kitaplar’ın tüm eserleri, raflarda ve internet satış sitelerinde!

Sıradan İnsanlar Müzesi

Yazar: Mike Gayle / Çevirmen: Yasemin Büte 

Yitirdiğiniz sevdiklerinizin geride kalan eşyalarını saklayacak yeriniz yoksa ve onlardan kurtulmanız tek çareyse bu kitap tam size göre.

Hâlâ annesinin ani ölümünün etkisinde olan Jess, şimdiye kadar yaptığı en zor şeyi yapmak üzeredir: satılabilmesi için çocukluğunun evini boşaltmak. Jess bir ömrü barındıran hatıraları gözden geçirirken bir türlü ayrılamayacağı bir şeyle karşılaştığında her şey durur: eski bir ansiklopedi seti. Tamamen geri dönüşüme hazır, yıpranmış sayfalar. Jess’e göre ise sevgiyi ve annesinin her zaman sahip olmasını istediği geleceği temsil eden kâğıtlar.

Jess kitaplara yeni bir yuva bulmaya çalıştığı esnada mektuplarla, fotoğraflarla ve eski eşyalarla dolu, depo olarak kullanılan ve Sıradan İnsanlar Müzesi olarak bilinen bir mekân keşfeder. Kendisini bir anda deponun gizemli sahibiyle birlikte müzenin resmi olmayan sorumlusu olarak bulur. Bakımını üstlendikleri ve korumaları altındaki objelerin geçmişini araştırırken yalnızca nesillere ve kıtalara yayılan yürek burkan hikâyeleri çözmekle kalmaz, eve ve kendilerine dair uzun süredir gömülü sırları da gün yüzüne çıkarırlar.

Mike Gayle’in terk edilmiş bir hatıra kutusundan ilham alan ve gerçek bir hayat hikâyesine dayanan romanı Sıradan İnsanlar Müzesi, anılar ve kayıplar, geride bıraktıklarımız ve kendimiz için yarattığımız gelecek hakkında dokunaklı bir roman.

Sayıların İktidarı: Matematik Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi?

Yazar: Michael Brooks / Çevirmen: S. Emre Yavuz

Michael Brooks, Sayıların İktidarı: Matematik Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi? adını verdiği kitabında çağlar boyunca bizim rehberimiz oluyor. Matematiğin, insanlığı göçebelikten medeniyete fırlatan temel yeniliklerden biri olduğunu ve o zamandan bu yana insanlığın her büyük sıçrayışında etkili olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kitapta eski Mısırlı rahipler, Babilli bürokratlar, ortaçağ mimarları, düello yapan İsviçreli kardeşler, Rönesans ressamları ve çevrimiçi dünyanın altyapısını icat eden tuhaf bir profesör var. Onların hikâyeleri matematiğin icadının, en az ateşin keşfi kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Sayıların İktidarı, ilk sayfasından son sayfasına kadar matematiği insan olmanın anlamının özüne kadar didik didik ediyor.

“Matematiği seviyorsanız bu kitaptan fazlasıyla keyif alacaksanız. Ama siz de matematikten biraz olsun korkuyorsanız (benim gibi), bu kitaba bayılacaksınız!”

Andrea Wulf, Doğanın Keşfi’nin yazarı

“Matematiğin insan uygarlığı üzerindeki devasa etkisine dair samimi, akıcı bir anlatım.”

Ian Stewart, What’s the Use kitabının yazarı

“Michael Brooks hem medeniyetin canlı tarihini kaleme aldı hem de matematiğin iktidarına dair enfes bir giriş yazdı. Bunlardan herhangi birini yapmak bile bir başarı sayılacakken ikisini aynı anda yapmak mucizeyle eşdeğer.”

Tim Harford, The Data Detective’in yazarı

“Matematik öylesine eşsiz bir alan ki çok daha önceki sonuçlar bile zaman içinde değişmiyor. Bu kitap yalnızca matematiğe bir sevda mektubundan ibaret değil, aynı zamanda matematiğin değerinin anlaşılmasına dair önemli bir ders veriyor ve matematiğin insanlık tarihindeki kıymetli rolünü gözler önüne seriyor.”

Mario Livio, astrofizikçi ve Galileo and the Science Deniers’ın yazarı

Niloya ve Arkadaşları Hafta Sonuna Renk Katıyor

Yeni sezona yepyeni bir müzikal ile “Merhaba” diyen ekranların sevilen çizgi film kahramanı Niloya, İstanbul’daki minik dostları ile bir araya geliyor. Çizgi kahraman en yakın arkadaşları Mete ve Tospik’le beraber hafızalara kazınan şarkıları ve eşsiz sahne gösterileri eşliğinde sahneleyecekleri yeni müzikali “Müzik Kutusu” ile sevenlerine unutulmaz bir deneyim yaşatmaya hazırlanıyor. Çizgi kahramanlar, minikleri 2 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’ne, 3 Aralık Pazar günü ise saat 15.00’de Caddebostan Kültür Merkezi’ne gizemli bir sesin peşine düştükleri maceraya davet ediyor.

YouTube’da 5 buçuk milyon abone sayısı ile 7’den 70’e herkesin ilgisini çeken Niloya, TRT Çocuk ekranlarında her gün yayınlanan bölümleriyle büyük beğeni topluyor. Ekranların sevilen yerli çizgi kahramanı, şimdilerde bambaşka bir maceraya çıkmaya hazırlanıyor. Çizgi kahraman, eğlenceli şarkıları ve göz alıcı dekoruyla çocuklara muhteşem bir zaman dilimi vadeden yeni müzikali “Müzik Kutusu” ile şehrine geliyor.

Türkiye’nin birçok iline konuk olan Niloya ve arkadaşları; doğru beslenme, kişisel bakım, çevre ve hayvan sevgisi konularında çocuklara eğitici ve öğretici mesajlar verirken, eğlenceli bir zaman dilimi sunuyor. Bu kapsamda çizgi kahramanlar, minik dostlarını 2 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’ne 3 Aralık Pazar günü ise saat 15.00’de Caddebostan Kültür Merkezi’ne unutulmaz bir deneyim yaşamaya çağırıyor.

Ses Nereden Geliyor?

Çocukların psikolojik gelişimini olumlu yönde etkilemek ve katkıda bulunmak amacı ile senaryosu psikologlar ve pedagogların görüşleri ile hazırlanan Niloya, müzikaliyle hayranlarını keyif dolu bir hikâyeye çıkarıyor. Arkadaşı Mete ile gizemli bir ses duyan Niloya sesin nasıl ve nerden geldiğinin peşine düşer. Buldukları eski bir radyodur. Sonrasında babasına ait olduğunu öğrendiği radyoyu bıraktığı yerde bulamaz. Niloya karşılaştığı meraklı kargalardan yardım ister; kukla oynatıcısında gördüğü başka bir radyo kafasını karıştırır. Uzun ve sürprizli bu serüvende Mete, Murat, baba, Tospik ,Bay vakvak ve Kargalar Niloya’nın yol arkadaşları olacaktır.

Yazar - Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu -----Davut Güleç Kimdir ? -----

İlginizi Çekebilir

DÜNYA GÖÇ TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR GÖÇMEN TABELASI: OZAN ÖMER KADAN MEYDANI

İlhan KARAÇAY derledi: Meydanın yeri: Hollanda’nın Almelo kenti Meydanın kahramanı: Görme engelli Ömer Kadan Göçmen …