
YILAN, AKREP VE KENE ISIRMALARINDA BU HATALAR ÖLDÜRÜYOR!
Yaz aylarının gelmesi ve doğada geçirilen zamanın artmasıyla birlikte yılan, akrep ve kene vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED), halk arasında doğru bilinen ama aslında ölüme davetiye çıkaran kulaktan dolma ilk yardım hatalarına karşı çok ciddi uyarılarda bulundu.
Yılan Isıran Yeri Emmek veya Kesmek Zehrin Yayılımını Hızlandırıyor
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte doğada vakit geçirenlerin sayısı artarken; yılan, akrep ve kene vakalarında da ciddi bir artış yaşanıyor. İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Dr. Esra Nur Kapukaya, halk arasında doğru bilinen ancak hayati tehlikeye yol açan yanlış ilk yardım uygulamalarına karşı uyarılarda bulundu. Yılan ısırılan yeri emmek, kene üzerine sigara basmak veya akrep sokan yeri kesip kanatmak gibi yöntemlerin zehrin vücuda yayılımını hızlandırdığını ve doku ölümlerine yol açtığını vurgulayan Dr. Kapukaya, yapılması gereken doğru adımları sıraladı.
Emmek veya Kesmek En Büyük Hata
Halk arasında filmlerden görülerek uygulanan “zehri ağızla emme” veya “yara yerini bıçakla kesip kanatma” yöntemlerinin tamamen birer safsata olduğunu belirten Dr. Esra Nur Kapukaya, bu uygulamaların hastaya fayda yerine sadece zarar getirdiğini ifade etti.
Yılan ısırmalarında paniğin en büyük düşman olduğunu söyleyen Dr. Kapukaya, süreci şu sözlerle özetledi: “Zehir her zaman öldürmez; her yılan ısırması zehirli değildir. Yılanların bazen zehir salgılamadan ısırdığı, ‘kuru ısırık’ dediğimiz durumlar da vardır. Ancak bunu ilk bakışta ayırt etmek imkansız olduğu için her vakayı hayati kabul ediyor ve hastanın en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılmasını istiyoruz. Isırılan kişi kesinlikle sakinleştirilmelidir. Heyecan ve panik, kalp atışını hızlandırarak zehrin vücuda daha çabuk yayılmasına neden olur. Isırılan bölge (kol veya bacak) asla hareket ettirilmemeli, sabit tutulmalı ve yara yeri sabunlu suyla yıkanmalıdır. Bölgeye doğrudan buz uygulamak ya da sıkı turnike yapmak da dokuyu çürütebileceği için son derece zararlıdır.”
Takıları Hemen Çıkarın
Akrep sokmalarının özellikle çocuklar ve 65 yaş üstü vatandaşlar için çok daha ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Dr. Kapukaya, akrep zehrinin doğrudan kalbi ve sinir sistemini etkileyebildiğini belirtti.
Sokma sonrası gelişebilecek gizli tehlikelere değinen Dr. Kapukaya, “Akrep sokmasında en belirgin semptom, dakikalar içinde başlayan şiddetli yanma ve sızlama hissidir. Sokulan bölge hızla şişmeye başlar. Bu bölgede şişlik gelişeceği için, kan akışının kesilmesini önlemek adına yüzük, saat, bileklik gibi tüm takılar ivedilikle çıkarılmalıdır. Yaralı bölge hareketsiz bırakılmalı ve sabunlu suyla yıkanmalıdır. Hastaneye yetişene kadar ağrı ve şişliği hafifletmek için bölgeye temiz bir beze sarılı şekilde buz uygulanabilir. Tüm vakaların hastanede birkaç saat gözetim altında tutulması zorunludur” uyarısında bulundu.
Kulaktan Dolma Yöntemler Zarar Veriyor
Yaz aylarının en büyük kabuslarından biri olan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan keneler konusunda da kritik uyarılar yapan Dr. Esra Nur Kapukaya, keneyi vücuttan uzaklaştırmak isterken yapılan hataların virüsün vücuda yayılmasına zemin hazırladığını belirterek, doğru bilinen yanlışları şöyle aktardı:
“Kenenin üzerine alkol, kolonya dökmek veya sigara basmak, kenenin rahatsız olup zehirli salgısını vücudunuza kusmasına neden olur. Bu da virüsün size bulaşma riskini katbekat artırır. Kene fark edildiği an çıplak elle dokunulmamalıdır. Uygun bir cımbız veya eldiven yardımıyla, kene cilde en yakın noktasından ezilmeden tutulmalı, tek bir hamlede dik olarak yukarı çekilip çıkarılmalıdır. Eğer kişi keneyi kendisi çıkaramıyorsa ya da çıkardıktan sonraki 10 gün içinde ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma veya ishal gibi belirtiler yaşarsa, hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.”
Türk Kanser Derneği’nden Yaz Aylarında Beslenme Uyarısı
Sıcak havalarda doğru beslenme ve yeterli sıvı tüketimi, kanser tedavisi gören hastaların yaşam kalitesini destekliyor
Yaz aylarında artan sıcaklıklar, kanser tedavisi gören bireyler için bazı ek zorlukları da beraberinde getiriyor. Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı tüketiminin ve güvenli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.
Kanser tedavisi sürecinde bazı hastalarda iştahsızlık, mide bulantısı, halsizlik ve sıvı kaybı görülebildiğini ifade eden Güzel, yaz aylarında bu durumların daha belirgin hale gelebildiğini söyledi. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Güzel, ayran, kefir, çorba ve su oranı yüksek meyvelerin de günlük sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olabileceğini belirtti.
Karpuz, kavun, çilek, şeftali ve kayısı gibi yaz meyvelerinin hem ferahlatıcı hem de sıvı desteği sağlayan besinler olduğunu söyleyen Güzel, bu besinlerin yoğurt veya kefir gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesinin daha dengeli bir öğün oluşturacağını ifade etti.
Besin Güvenliği İhmal Edilmemeli
Yaz aylarında gıdaların daha hızlı bozulabildiğine dikkat çeken Güzel, özellikle bağışıklık sistemi tedavi nedeniyle zayıflayan hastaların besin güvenliğine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtti.
Açıkta satılan yiyeceklerden, uzun süre güneş altında beklemiş ürünlerden ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan uzak durulmasını öneren Güzel, meyve ve sebzelerin tüketilmeden önce mutlaka iyice yıkanması gerektiğini söyledi.
Serinletici Seçeneklerde Sağlıklı Tercihler Öne Çıkıyor
Yaz aylarında tatlı tüketmek isteyenler için de önerilerde bulunan Güzel, ağır ve şerbetli tatlılar yerine ev yapımı meyveli yoğurtlar, kefirli karışımlar ve sütlü tatlıların daha dengeli seçenekler sunduğunu belirtti.
1964 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Türk Kanser Derneği, kanser hastaları ve yakınlarına yönelik ücretsiz beslenme danışmanlığı, psikolojik destek, konaklama ve sosyal yardım hizmetleri sunmaya devam ediyor. Dernek, alanında uzman isimlerin katkılarıyla toplumda kanser farkındalığını artırmaya ve kanser hastalarının yaşam kalitesini desteklemeye yönelik çalışmalarına aralıksız sürdürüyor.
Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, “Her hastanın ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle beslenme planları kişiye özel hazırlanmalıdır. Yaz aylarında alınacak basit ama doğru önlemler, tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesine ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir” dedi.
EBEVEYN TUTUMLARI ÇOCUĞUN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR
Öğr. Gör. Nebahat Şen: “Sevgi kadar sınır da çocuk gelişimi için gereklidir”
İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, çocukların kişilik gelişimi ve duygusal dayanıklılığının büyük ölçüde aile içindeki ilişki biçimiyle şekillendiğini belirterek, ebeveyn tutumlarının çocukların özgüveninden sosyal becerilerine kadar birçok gelişim alanını doğrudan etkilediğini söyledi.
“Çocuğun gelişiminin temeli aile içinde atılır”
Çocukların kişilik yapısı, duygusal dünyası ve sosyal becerilerinin aile içinde kurulan ilişkilerle biçimlendiğini vurgulayan İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, ebeveyn yaklaşımının çocuğun uzun vadeli gelişim sürecinde belirleyici olduğunu ifade etti. Şen, “Ebeveynlerin çocuklarına yaklaşım biçimi; özgüven gelişimi, sorumluluk alma, problem çözme becerileri ve duygularla başa çıkma yolları üzerinde doğrudan etkilidir. Bu nedenle ebeveynlik tutumlarını yalnızca günlük davranışlar olarak değil, çocuğun geleceğini şekillendiren bir süreç olarak değerlendirmek gerekir” dedi.
“Demokratik tutum çocukları güçlendirir”
Ebeveyn yaklaşımlarının genel olarak demokratik, otoriter ve aşırı koruyucu tutumlar çerçevesinde ele alındığını belirten Şen, sevgi ile sınırların dengeli biçimde sunulduğu demokratik tutumun çocuk gelişimini desteklediğini söyledi. Şen, “Demokratik tutumda çocuk kendini değerli hissederken aynı zamanda sınırlarla yaşamayı öğrenir. Çocuğun görüşlerine değer verilmesi ve karar süreçlerine dahil edilmesi, sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlar. Bu ortamda büyüyen çocuklarda genellikle daha yüksek özgüven, sağlıklı sosyal ilişkiler ve güçlü problem çözme becerileri görülür” ifadelerini kullandı.
“Otoriter yaklaşım duygusal baskı oluşturabilir”
Otoriter ebeveynlikte kuralların katı olduğunu ve itaatin ön planda tutulduğunu belirten Şen, bu yaklaşımın çocukların duygusal gelişimini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Şen, “Çocuğun bireysel ihtiyaçlarının geri planda kaldığı ortamlarda hata yapma korkusu, kendini ifade etmekte güçlük ve yoğun onay ihtiyacı ortaya çıkabilir. Disiplin sağlanıyor gibi görünse de içsel denetim çoğu zaman gelişmez” dedi.
“Aşırı koruma bağımsızlığı geciktirir”
Aşırı koruyucu tutumun kısa vadede güvenli bir ortam sunduğunu ancak uzun vadede çocukların bağımsızlık kazanmasını zorlaştırdığını ifade eden Şen, “Çocuk adına sürekli karar verilmesi ve sorunların ebeveyn tarafından çözülmesi, çocuğun kendi başına deneyim kazanmasını engeller. Bu durum kaygıyı artırabilir ve çocukların yeni deneyimlerden kaçınmasına neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Sağlıklı ebeveynlik için öneriler
Ebeveynlere yönelik önerilerde de bulunan Şen, çocukların duygularının dikkate alınması gerektiğini ancak sınırsız özgürlük sunulmaması gerektiğini vurguladı. Kuralların net ve tutarlı olması, yaşa uygun sorumluluk verilmesi, hataların öğrenme fırsatı olarak görülmesi ve açık iletişim ortamı oluşturulmasının çocuk gelişimini desteklediğini belirtti.
Öğr. Gör. Nebahat Şen, ebeveynliğin amacının çocukları tüm zorluklardan korumak değil, yaşamla baş edebilecek beceriler kazandırmak olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Çocukların sağlıklı gelişimi için hem güvende hissetmeleri hem de kendi deneyimlerini yaşayarak öğrenmeleri gerekir”
OFTALMOLOJİNİN EN PRESTİJLİ BÖLGESEL BULUŞMASI İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİ
Göz sağlığı teknolojilerinde dünya liderlerinden ZEISS, tıp dünyasının en prestijli bölgesel buluşmalarına bir yenisini daha ekledi. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinden çok sayıda göz cerrahını bir araya getiren “ZEISS EMEA Cataract & Corneal Refractive User Meeting 2026”, 5-7 Haziran tarihleri arasında İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Üç gün boyunca süren bu önemli zirvede; katarakt ve korneal refraktif cerrahisi alanındaki en güncel gelişmeler, yenilikçi uygulamalar ve yapay zeka tabanlı çözümler masaya yatırıldı.
Bilimsel İş Birliği ve Uluslararası Deneyim Aktarımı
ZEISS’ın bilimsel iş birliğini ve mesleki gelişimi destekleme vizyonunun bir parçası olan buluşma, farklı ülkelerden 500’ü aşkın hekimi aynı çatı altında bir araya getirerek uluslararası bilgi paylaşımına önemli bir katkı sağladı. 5 Haziran Cuma günü açılış ve bilimsel oturumlar ile başlayan yoğun program; 6 ve 7 Haziran tarihlerinde ise ufuk açıcı paneller, kapsamlı sunumlar ve interaktif odak grup çalışmalarıyla devam etti. Katılımcılar, alanında söz sahibi isimlerin ilgi çeken sunumlarını dinleme, güncel klinik ve cerrahi deneyimleri paylaşma fırsatı buldu.
Teknolojik İnovasyonlar ve Cerrahi Standartlar Masada
Konferans boyunca gerçekleştirilen odak oturumlarında; cerrahi uygulamalardaki yenilikçi yaklaşımlar, göz cerrahisinde son teknolojik gelişmeler ve hasta deneyimini en üst seviyeye çıkarmaya yönelik güncel çözümler en ince ayrıntısına kadar tartışıldı.
İstanbul’un Ev Sahipliğinde Bölgesel Güç Birliği
ZEISS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Christian Martin, ZEISS’ın bölgedeki çalışmalarına ve vizyonuna değinerek şunları aktardı:
“ZEISS’ın global vizyonunu Türkiye’de somut bir değere dönüştürmek adına 2014’ten beri büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Global vizyonumuzun bir yansıması olarak, oftalmoloji alanında medikal ekosistem teknolojileri sunarak klinik verimliliği destekliyor, sağlık profesyonellerinin tanıdan tedaviye tüm iş akışını kolaylaştırıyoruz. Eğitim programlarımız ve yenilikçi çözümlerimizle, iş ortaklarımızın başarısına katkı sağlamaya ve onları desteklemeye devam ediyoruz. Türkiye’deyiz, Türkiye için buradayız.
ZEISS olarak, EMEA bölgesinin en büyük oftalmoloji etkinliklerinden birine İstanbul’da ev sahipliği yaparak global vizyonumuzu ve bilgi birikimimizi Türkiye’deki medikal ekosistemle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen değerli hekimlerle ortak bir hedefi paylaştığımız bu zirve, Türkiye’nin göz sağlığı alanında yakaladığı küresel standartları ve bölgesel gücü bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koydu. Bilimi, ileri teknolojiyi ve insanı merkeze alan bir yaklaşımla gerçekleştirdiğimiz bu büyük buluşma, katılımcıların kliniklerine taşıyacağı yepyeni vizyonlar ve ortaklıklarla başarıyla tamamlandı.”
Dijital Teknolojiyle Göz Cerrahisinde Yeni Dönem
Göz cerrahisinde yaşanan dijital dönüşümü ve yenilikçi lazer tedavilerini değerlendiren ZEISS Türkiye Medikal Teknolojiler Ülke Direktörü Barış Arslan, şu ifadeleri kullandı:
“Göz cerrahisinde dijitalleşme artık operasyon süreçlerin yanı sıra, tedavi planlamasından hasta takibine kadar tüm iş akışlarını dönüştürüyor. VISUMAX 800 ile birlikte SMILE Pro ve PRESBYOND gibi lazer tedavilerinde elde edilen başarılı klinik sonuçları bir kez daha değerlendirme imkanı bulduk. Dijital planlama sistemleri sayesinde manuel veri girişlerinden kaynaklanabilecek hatalar önemli ölçüde azaltılırken, CentraLign ve OcuLign gibi robotik hizalama teknolojileri ameliyatlarda çok daha yüksek hassasiyet sağlıyor.”
Yapay Zekâ ve Dijital Ekosistem
Barış Arslan, kişiselleştirilmiş tedavi süreçlerinde yapay zekanın önemini ise şu sözlerle vurguladı:
“Günümüzde kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Kuru göz hastalığı gibi cerrahi başarıyı etkileyebilen faktörlerin doğru değerlendirilmesi ve hastaya ait tüm göz verilerinin tek bir platformda analiz edilmesi, daha öngörülebilir sonuçlar elde edilmesine katkı sağlıyor. Yapay zekâ destekli dijital ekosistemler ise teşhis, cerrahi ve takip süreçlerini entegre ederek hekimlerin karar alma süreçlerini destekliyor ve hasta deneyimini daha da iyileştiriyor.”
Kanıta Dayalı Veri ve Bilimsel Paylaşımın Önemi
Sorbonne Üniversitesi Tıp Fakültesi Refraktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Dan Reinstein ise, organizasyonun tarihsel sürecine ve bilimsel katkılarına dikkat çekerek, şunları kaydetti:
“ZEISS EMEA Cataract & Corneal Refractive User Meeting’in yaklaşık 25 yıldır bir parçasıyım. Bugün 30. yılını kutlayan bu etkinliğin, göz hekimliği alanındaki bilimsel bilgi paylaşımına ve mesleki gelişime sağladığı katkılara yeniden tanıklık ettik. Tıp dünyasında gelişmeleri takip etmenin iki temel yolu vardır: Bilimsel yayınları incelemek ve meslektaşlarla bir araya gelerek bilgi paylaşımında bulunmak. Bu nedenle bilimsel toplantılar, ileri cerrahi teknolojilerin tanıtıldığı platformların yanı sıra, mevcut uygulamaların eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirildiği önemli öğrenme ortamlarıdır. Hekimlerin kararlarını kanıta dayalı verilere göre vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu organizasyon da bilimsel verilerin tartışılması, deneyimlerin paylaşılması ve hastalar için en iyi sonuçlara ulaşılması açısından büyük değer taşıyor.”
2 Milimetrelik Kesilerle Gözlüksüz Bir Yaşam Mümkün
Türkiye’nin ev sahipliğini ve gelişen cerrahi teknolojilerin hastalara olan konforunu değerlendiren Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Başak Bostancı ise şöyle konuştu:
“Bu kadar büyük ölçekte bir toplantıya İstanbul ve Türkiye olarak ev sahipliği yapmanın gururunu yaşıyoruz. Otuz yıllık toplantılar zinciri içerisinde en yüksek katılımın gerçekleştiği organizasyon olması, İstanbul buluşmasını ayrıca önemli kılıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen meslektaşlarımızla güncel lazer ve katarakt teknolojilerini tartışma, farklı deneyimleri paylaşma ve alanımızdaki son gelişmeleri değerlendirme imkanı bulduk.
Yeni teknolojik gelişmeler, insanların hızlı bir şekilde iyileşmelerini ve sosyal hayatlarına kolay dönebilmelerini sağlıyor. Geçmişle kıyaslandığında insanlar katarakt cerrahisi sonrası dikişlere sahip oluyor ve bu dikişlerin alınması için belirli bir süre beklemek zorunda kalıyordu. Günümüzde ise katarakt cerrahisi yaklaşık 2 milimetrelik çok küçük kesilerle gerçekleştirilebiliyor ve uygun göz yapısına sahip hastalarda kullanılan çeşitli mercekler sayesinde gözlüksüz bir yaşam mümkün olabiliyor. Benzer şekilde lazer cerrahileri de geçmişte daha ağrılı, iyileşme süresi daha uzun ve bazı durumlarda göz numaralarının geri dönebildiği uygulamalarken, bugün çok daha etkin, güvenli ve hızlı iyileşme süreleri sunan cerrahiler haline geldi. Hatta bazı hastalar bir saat gibi kısa sürelerde günlük yaşamlarına dönebiliyor. Bu gelişmeler, teknolojinin hızlı ilerlemesi ve doğru kullanımı sayesinde mümkün oluyor.”
Pfizer Türkiye ve TÜSEB’den klinik araştırmalar alanında stratejik iş birliği
Pfizer Türkiye ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), klinik araştırmaların geliştirilmesi ve Türkiye’nin uluslararası klinik araştırma ekosistemindeki konumunun güçlendirilmesine yönelik stratejik bir iş birliği protokolüne imza attı.
Protokol kapsamında; Türkiye’de klinik araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, araştırma merkezleri arasındaki iş birliklerinin artırılması, bilgi ve deneyim paylaşımının teşvik edilmesi hedefleniyor. Bu ortak adımlarla birlikte, Türkiye’nin küresel klinik araştırmalar ekosistemindeki konumunun daha da sağlamlaştırılması amaçlanıyor.
“Bilim Kazanacak” anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Pfizer Türkiye, 1957’den bu yana küresel bilim birikimi ile Türkiye’nin araştırma ekosistemi arasında köprü kuruyor. Klinik araştırmalar alanında hayata geçirdiği projelerle kapasite gelişimine ivme kazandıran Pfizer Türkiye; yakın zamanda Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile gerçekleştirdiği protokolün ardından, şimdi de TÜSEB ile güçlerini birleştirerek ülkemizin araştırma ekosistemine sunduğu katkıyı büyütmeye devam ediyor.
Ankara’da gerçekleştirilen imza törenine TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan ve Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu katıldı.
Pfizer Türkiye bilimsel gelişime desteğini sürdürüyor
Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin şunları söyledi: “Bilim Kazanacak” anlayışımız ve hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonumuz doğrultusunda, 1957’den bu yana küresel bilimsel uzmanlığımızı Türkiye’nin araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Klinik araştırmalar, hastaların yenilikçi tedavilere erken erişimini sağlamanın yanı sıra ülkelerin bilimsel araştırma kapasitesini geliştiren stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, nitelikli araştırmacıları ve deneyimli araştırma merkezleriyle küresel klinik araştırmalar için çok önemli bir potansiyele sahip.
Bu doğrultuda, ülkemizin klinik araştırmalar alanındaki yetkinliğini artırmanın, bilimsel üretimini güçlendirmenin ve uluslararası araştırma alanlardaki görünürlüğünü artırmanın büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini; bilgi paylaşımının artırılmasına, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesine ve ülkemizin uluslararası klinik araştırmalardaki konumunun daha da ileri taşınmasına katkı sağlayacak bir adım olarak görüyoruz.
Kamu, akademi ve özel sektör arasındaki iş birliklerinin güçlenmesinin, Türkiye’nin sağlık alanındaki rekabetçiliğini artıracağına ve daha fazla uluslararası araştırma yatırımını ülkemize çekmeye yardımcı olacağına inanıyoruz. Pfizer Türkiye olarak, uzun yıllardır sürdürdüğümüz klinik araştırma yatırımlarımız ve eğitim programlarımızla bilimsel araştırma ekosistemini desteklemeyi sürdürecek; önümüzdeki dönemde de sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte çalışarak Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini daha da ileriye taşımak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.”
“Üreten Sağlık” vizyonuyla klinik araştırmalara stratejik katkı
TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan: “TÜSEB olarak önceliğimiz, Türkiye’nin sağlık araştırmalarındaki kapasitesini geliştirmek, bilimsel üretimi teşvik etmek ve ülkemizi küresel araştırma ekosisteminde daha güçlü bir noktaya taşımaktır. ‘Üreten Sağlık’ yaklaşımımız çerçevesinde hayata geçirilen bu iş birliğinin, klinik araştırma altyapısının güçlenmesine ve Türkiye’nin bu alandaki görünürlüğünün artmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Sağlık araştırma ekosistemini ileri taşıyacak her girişimi, ülkemizin uluslararası alandaki rekabet gücünü destekleyen stratejik bir adım olarak görüyoruz” dedi.
Roche İlaç Türkiye ve Türkiye MS Derneği, MS ile yaşama dair farkındalığı güçlendirmek için “Hayat BeniM Sahnem” diyor
Roche İlaç Türkiye ve Türkiye MS Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen “Hayat BeniM Sahnem” projesi, MS ile yaşayan bireylerin, hayatı ertelemeden yaşamın içinde aktif ve güçlü şekilde var olmaya devam ederek gelecek planları yapabileceğine dikkat çekiyor. Proje kapsamında hazırlanan film ile MS’e yönelik toplumsal farkındalığın artırılması ve hastalığa dair yanlış algıların kırılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.
Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik ve otoimmün bir hastalık olan multipl skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyon kişiyi etkiliyor. MS’in özellikle genç bireyleri etkilemesi, hastalığa yönelik farkındalığın artırılmasını ve doğru bilgiye erişimin güçlendirilmesini daha da önemli hale getiriyor.
Bu ihtiyaçtan hareketle Roche İlaç Türkiye, Türkiye MS Derneği iş birliğiyle “Hayat BeniM Sahnem” projesini hayata geçirdi. Proje ile MS’te erken tanı ve tedavi ile birlikte hastalık yönetiminin önemine yönelik farkındalığın artırılması, hastalığın yaşamın doğal akışı ve gelecek planlarıyla birlikte ele alınmasına katkı sağlanması hedefleniyor. Projenin lansmanı, İstanbul’da düzenlenen basın toplantısıyla gerçekleştirildi ve proje kapsamında hazırlanan kampanya filminin ilk gösterimi de bu etkinlikte yapıldı.
Kampanya filmi MS ile yaşamın yalnızca hastalık odağında değil; hayatın akışı, yeni başlangıçlar ve hayallerle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Filmde, MS ile yaşayan bireylerin doğru bilgi, takip ve hastalık yönetimiyle hayatlarını ertelemek zorunda olmadıkları vurgulanırken; çalışmanın, üretmenin, aile kurmanın, çocuk sahibi olmanın ve geleceğe dair planlar yapmanın mümkün olduğunun altı çiziliyor. Toplumsal farkındalığın güçlendirilmesine katkı sunmayı amaçlayan film, güçlü bir mesajla “Hayat BeniM Sahnem” diyor.
“Erken tanı ve tedavi, düzenli hekim takibi ve doğru bilgiyle bireylerin yaşam planlarını güvenle sürdürmeleri mümkün”
MS ile yaşayan bireylerin yalnızca tedavi süreçlerinde değil, günlük yaşamın farklı alanlarında da desteklenmesinin önemine dikkat çeken Türkiye MS Derneği Başkanı Doç. Dr. Melih Tütüncü yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “MS, dünya genelinde giderek daha fazla insanı etkileyen nörolojik hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Uluslararası MS Federasyonu’nun güncel verilerine göre bugün dünyada yaklaşık 2,9 milyon kişi MS ile yaşıyor ve her 5 dakikada bir kişiye MS tanısı konuluyor.¹ Türkiye’de ise 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 82 bin kişinin MS ile yaşadığı tahmin ediliyor. Hastalığın çoğunlukla 20-40 yaş aralığında, yani bireylerin eğitim, kariyer, aile planlaması ve sosyal yaşam açısından en aktif dönemlerinde ortaya çıkması, yaşamın pek çok alanını etkileyen bir durum olduğunu gösteriyor. Ayrıca MS, kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. MS ile yaşayan bireyler çoğu zaman yalnızca hastalığın kendisiyle değil, bilgi eksikliğiyle de mücadele ediyor. Özellikle aile planlaması, gebelik ve annelik gibi konular, MS tanısı alan bireyler için kaygı yaratabiliyor. Oysa güncel bilimsel yaklaşımlar, erken tanı ve tedavi ile düzenli hekim takibi ve doğru bilgiyle bireylerin yaşam planlarını güvenle sürdürebileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle hastalığın erken dönemleri çok önemli. Bu açıdan gözde bulanık görme, vücudun bir yarısında uyuşma, ani denge kaybı veya aşırı yorgunluk gibi belirtilerden şüphelenilmesi durumunda hiç vakit kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurmak ve hastalık takibini en başından titizlikle ele almak, hastalık yönetimi açısından kritik bir role sahip. Bu nedenle güvenilir bilgiye erişim sağlayan, MS ile yaşamın farklı yönlerini görünür kılan ve bireylerin kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sunan projeleri çok değerli buluyoruz. Toplumdaki farkındalığın güçlenmesiyle birlikte MS ile yaşayan bireylerin hayatın içinde daha güçlü şekilde var olabileceklerine inanıyoruz. Roche İlaç Türkiye ile birlikte başlattığımız ‘Hayat BeniM Sahnem’ projesinin de bu açıdan önemli bir farkındalık zemini oluşturacağını düşünüyoruz.”
“MS ile yaşayan bireylerin yaşam yolculuklarını bütüncül şekilde desteklemek büyük önem taşıyor”
MS ile yaşamın yalnızca hastalık odağında değil, bireylerin yaşamın her alanındaki deneyimleriyle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çeken Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “MS, yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı olmayan; bireylerin sosyal yaşamını, kariyer planlarını, aile yaşamını ve geleceğe bakışını da etkileyebilen bir hastalık. Ancak bugün bilimsel gelişmeler ve hastalık yönetimine yönelik yenilikçi yaklaşımlarla MS ile yaşayan bireylerin aktif yaşamlarını sürdürebilmeleri ve gelecek planlarını güvenle yapabilmeleri mümkün hale geliyor. Buna rağmen hastalıkla ilgili yanlış inanışlar ve bilgi eksikliği, pek çok kişinin hayat planlarını ertelemesine neden olabiliyor. Roche olarak, yalnızca yenilikçi tedavi çözümleri geliştirmeyi değil; aynı zamanda değerli paydaşlarımızla birlikte bireylerin yaşam yolculuklarına bütüncül şekilde destek olmayı önemsiyoruz. Hastaların doğru bilgiye erişimini destekleyen, yaşamın farklı alanlarına dokunan ve toplumsal farkındalığı güçlendiren projelerin bu açıdan büyük değer taşıdığına inanıyoruz. Türkiye MS Derneği ile birlikte hayata geçirdiğimiz ‘Hayat BeniM Sahnem’ projesiyle de MS ile yaşayan bireylerin hayatlarına kendi ritimlerinde devam edebileceklerine dair farkındalığın güçlenmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz.”
Sağlık ve Finans Teknolojilerinin Merkezi Ankara:
Novartis Türkiye’nin tıbbı yeniden tasarlama vizyonuyla başlattığı “Sağlık İnovasyonu Programı” (Health Innovation Program), 11 Haziran’da Ankara Mövenpick Otel’de düzenlenen “İnovasyon Günü” ile zirve noktasına ulaştı. Sağlık ve finans teknolojilerini ortak bir zeminde buluşturan bu çok paydaşlı açık inovasyon girişimi, Türkiye’den ve dünyadan yenilikçi projeleri kilit paydaşlarla bir araya getirdi.
Zirvedeki 3 proje: HEVI AI, Albert Health ve Tenacio
Program kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda HEVI AI birinci, Albert Health ikinci ve Tenacio üçüncü sırada yer aldı. HEVI AI, inme, onkoloji ve pulmoner görüntüleme alanlarında geliştirdiği yapay zekâ tabanlı erken tanı çözümleriyle öne çıkarken; Albert Health, yapay zekâ destekli çoklu kronik hastalık yönetimi yaklaşımıyla dikkat çekti. Tenacio ise klinik veriler ile gerçek yaşam hasta sonuçları arasındaki bağlantıyı güçlendiren yapay zekâ destekli dijital sağlık çözümleriyle ilk üç proje arasında yer aldı.
Sınırları aşan bir iş birliği modeli
Programın ulaştığı başarıyı değerlendiren Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, şunları kaydetti: “Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Sağlık İnovasyonu Günü’nde, sağlık ve finans teknolojilerinin iç içe geçtiği yeni bir iş birliği modelinin başarısını kutladık. Sağlık İnovasyonu Programı’nı kurgularken yalnızca girişimleri destekleyen bir yapı değil, sağlık ekosisteminin geleceğini birlikte şekillendiren, çok paydaşlı ve sürdürülebilir bir iş birliği modeli oluşturmayı hedefledik. Sağlık İnovasyonu Programı’nı farklı kılan; sağlık ve finans teknolojilerini aynı zeminde buluşturması, farklı paydaşlar arasında güçlü bir etkileşim ağı oluşturması ve fırsatların birlikte şekillendiği bir platform olarak tasarlanmasıdır.
Sağlık İnovasyonu Programı sadece yerel girişimcilerimize değil, Türkiye’yi bir inovasyon merkezi olarak gören tüm uluslararası girişimlere de kapılarını açtı. Kıymetli iş ortaklarımız Tenity, MEXT, Türkiye’deki İsviçre Büyükelçiliği’nin ve Swissnex’in desteğiyle, hayata geçirdiğimiz projemize 20 farklı ülkeden 103 başvuru aldık ve en yüksek etki potansiyeline sahip 11 finalist girişimi belirledik. İnovasyon Günü’nde sahne alan bu girişimler, yalnızca güçlü çözümleri değil, aynı zamanda küresel ölçekte iş birliği potansiyelini de ortaya koydu.
1955’ten bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirket olarak, Kurtköy’deki üretim tesisimizde farklı tedavi alanlarında değer yaratıyoruz; global 35 üretim tesisinden biri olan bu merkezde 24 molekülü 700 farklı formda üretiyoruz. 37’si yerli üretim olmak üzere 125 ruhsatlı ürünümüzle sağlık sistemine katkı sağlarken, 120’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Türkiye’yi global ağımızın önemli bir üretim ve bilgi merkezi olarak konumlandırmaktan gurur duyuyoruz.
Ülkemizin yenilikçi tedavilerde bölgesel bir merkez olarak konumlanması için; sağlık otoriteleri, akademi, özel sektör, girişimciler, hasta dernekleri ve tüm ekosistem paydaşları arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi önceliklendiriyoruz. Sağlık İnovasyonu Programı da bu yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır. Nihai hedefimiz, ortaya çıkan yenilikçi fikirlerin sağlık sistemine entegre edilerek hastaların hayatında gerçek bir karşılık bulmasına katkı sunmaktır. ‘Üreten Sağlık’ vizyonu ile uyumlu olarak, yerel üretim kapasitemiz ve bilimsel gücümüzle yenilikçi tedavilerimizi ülkemizde tıbbın hizmetine sunmaya ve insan sağlığına değer katmaya devam edeceğiz.”
İsviçre’nin inovasyon alanındaki köklü birikimini vurgulayan İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Guillaume Scheurer ise şunları ekledi: “İsviçre’nin inovasyon alanındaki dünya lideri konumu, araştırmacıların dehasını doğru ekosistemlerle buluşturma kabiliyetinden besleniyor. Bu projenin bir parçası olmak, Türkiye ile İsviçre arasındaki teknoloji köprüsünü daha da sağlamlaştırmamıza vesile oldu. Swissnex’in küresel vizyonu doğrultusunda, yerel girişimlerin akademik ve sektörel ağlarla bir araya getirebilmeyi çok kıymetli buluyoruz. Bilimsel mükemmeliyetçiliği toplumsal faydaya dönüştüren bu inisiyatifin uzun soluklu bir değer yaratacağına inanıyoruz.”
Teknolojik Dönüşüm ve Küresel Rekabet
MEXT’in dijital dönüşüm birikiminin önemine değinen MEXT Teknoloji Merkezi Genel Müdürü Efe Erdem, görüşlerini şöyle ifade etti: “Sağlık sektöründe artık yalnızca teknoloji geliştirmek değil; veriyi anlamlandırabilen, birlikte çalışabilir sistemler kurabilen ve çözümlerini gerçek sahada doğrulayabilip ölçekleyebilen ekosistemler fark yaratıyor. Bu programda gördüğümüz girişimler, Türkiye’nin yapay zekâ, veri analitiği ve sağlık teknolojileri alanında ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu çok açık ortaya koyuyor. MEXT olarak biz de sanayide sahada edindiğimiz dijital dönüşüm, yapay zekâ ve inovasyon deneyimini şimdi sağlık alanına taşıyor; girişimlerin yalnızca fikir üretmesini değil, çözümlerini valide edip global ölçekte büyüyebilecekleri güçlü bir teknoloji ve iş birliği ekosistemine erişmelerine katkı sunuyoruz.”
Programın operasyonel gücünü ve girişimcilik boyutunu vurgulayan Tenity Ülke Müdürü Sabina Babayeva, “Bu iş birliğiyle, Türkiye’nin dinamik girişimcilik enerjisi ile Avrupa’nın derin sağlık tecrübesi arasında sarsılmaz bir inovasyon köprüsü kurduk. Novartis Türkiye’nin bilimsel mirasını Tenity’nin küresel ağıyla harmanlayarak, dijital fikirlerin hastaların hayatına dokunan somut çözümlere dönüştüğü bir platform inşa ettik. Finalist girişimlerimizin sadece büyümesine odaklanmıyor, aynı zamanda onların uluslararası arenada ölçeklenmesi için gereken klinik doğrulama ve stratejik bağlantıları sağlıyoruz. Ankara’da tanıklık ettiğimiz bu sinerji, sağlık teknolojilerinin geleceğinin Türkiye’den dünyaya uzanan bir etki alanında şekilleneceğinin en net göstergesidir” dedi.
Girişimciler için küresel kapılar açılıyor
Finalist 11 proje, etkinlik boyunca; kritik hastalık alanlarında (kardiyovasküler, renal ve metabolizma hastalıkları, meme kanseri, SMA, ürtiker) ve alternatif finansman konusunda, sağlık hizmetlerine erişimin artırılması, dijital dönüşümün desteklenmesi ve hasta deneyiminin iyileştirilmesine yönelik yenilikçi çözümlerini jüriye sundu.
Program ortağı Tenity’nin küresel ağı üzerinden başvurusu alınan projeler, önümüzdeki dönemde klinik doğrulama, iş geliştirme toplantıları ve uluslararası yatırımcı ağlarına erişim gibi ayrıcalıklardan yararlanmaya devam edecek.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.





