
SUDER Yaz Aylarında Yeterli ve Güvenli Su Tüketimine Dikkat Çekiyor;
“Sıcak havalarda sularındoğru şartlarda saklanması önem taşıyor” Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte su tüketimi temel bir ihtiyaçtan öte hayati zorunluluk haline gelirken, ambalajlı suda doğru saklama koşulları her zamankinden fazla önem taşıyor. SUDER (Ambalajlı Su Üreticileri Derneği) tüketicilerin özellikle yaz aylarında suları serin yerlerde saklamalarını ve ambalajların saklama koşullarına dikkat etmelerini hatırlatıyor.
Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, “güvenli su” kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin
Sıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor.
Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor.
Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır.
Karavancılar dikkat! Küçük alanda yapılan büyük temizlik hataları
Karavan tatilleri doğayla iç içe ve özgür bir seyahat deneyimi sunarken; dışarıdan taşınan kum, toz ve çamur, sınırlı su ve elektrik imkânı, dar yaşam alanları ve yetersiz havalandırma temizliği zorlaştırabiliyor. Üstelik evlerde kullanılan temizlik alışkanlıklarını karavana aynen taşımak; gereksiz su tüketiminden döşemelerde nem ve kötü koku oluşumuna kadar farklı sorunlara yol açabiliyor. Kärcher uzmanları, karavanlarda daha az su, ekipman ve zamanla etkili temizlik sağlamanın yollarını sıralıyor.
Karavanlar birkaç metrekarelik alanda mutfak, yatak odası, oturma alanı ve sürücü kabinini bir araya getiriyor. Bu kompakt yapı, dışarıdan taşınan kirlerin kısa sürede bütün yaşam alanına yayılmasına neden olabiliyor. Yolculuk sırasında suya ve elektriğe her zaman erişilememesi de temizliği evdekinden farklı bir planlama gerektiren işe dönüştürüyor. Temizlik teknolojilerinin lider markalarından Kärcher’in uzmanlarına göre karavanda hijyeni korumanın yolu çok sayıda temizlik malzemesi taşımaktan değil; az yer kaplayan, farklı ihtiyaçlarda kullanılabilen ekipmanları tercih etmekten ve kire zamanında müdahale etmekten geçiyor.
Dış yüzeydeki kirin kurumasını beklemeyin
Yolculuk sırasında karavanın dış yüzeyinde biriken toz, çamur, polen ve böcek kalıntıları güneş altında kuruduğunda yüzeye daha güçlü biçimde tutunabiliyor. Bu nedenle özellikle uzun yolculukların ardından kirlerin bekletilmeden temizlenmesi, sonraki bakım işlemlerini kolaylaştırıyor. Ancak kamp alanlarında şebeke suyuna ve elektriğe erişmek her zaman mümkün olmayabiliyor. Kärcher OC 7-18, değiştirilebilir 18 voltluk bataryası ve kova veya su bidonu gibi harici kaynaklardan su çekebilen emiş hortumuyla sabit bağlantıya ihtiyaç duymadan kullanılabiliyor. Böylece yalnızca karavan gövdesinde değil; bisiklet, kamp mobilyası ve diğer açık hava ekipmanlarında da mobil temizlik sağlıyor.
En yüksek basınç, her zaman en iyi temizlik anlamına gelmez
Karavanların dış gövdesinde boya, plastik, cam, conta ve bağlantı noktaları gibi farklı dayanıklılığa sahip yüzeyler bir arada bulunuyor. Bu nedenle temizlik sırasında basıncın ve püskürtme mesafesinin yüzeye göre ayarlanması önem taşıyor. OC 7-18’in 11 ile 24 bar arasında ayarlanabilen iki basınç kademesi, hassas dış yüzeylerde daha kontrollü temizlik yapılmasına yardımcı oluyor. Beşi bir arada Multi Jet nozulu ise farklı kir ve yüzeyler için püskürtme biçiminin tek başlık üzerinden değiştirilmesini sağlıyor.
Dışarıdan taşınan kirlerin birikmesine izin vermeyin
Karavanlarda alan küçük olduğu için ayakkabılarla taşınan kum, toprak ve kırıntılar kısa sürede bütün iç mekâna yayılabiliyor. Kirlerin birikmesini beklemek yerine kısa ve düzenli ara temizlikler yapmak, seyahat boyunca yaşam alanını kontrol altında tutmayı kolaylaştırıyor. Kärcher KB 5 Elektrikli GırGır, kablosuz ve kompakt yapısıyla günlük temizliklerde hızlı bir çözüm sunuyor. Sert zeminlerde ve küçük halılarda kullanılabilen cihaz, esnek çift mafsalı sayesinde karavan mobilyalarının altına ve dar köşelere ulaşabiliyor. Kire temas etmeden boşaltılabilen haznesi de sınırlı alanlarda kullanım kolaylığı sağlıyor.
Döşemeleri ıslatmak değil, kiri geri çekmek gerekiyor
Karavan koltukları, sürücü kabini döşemeleri ve yatak bölümleri dışarıdan taşınan tozun yanı sıra ter, yiyecek kalıntıları ve neme de maruz kalıyor. Fakat bu yüzeylerin fazla ıslatılması, kapalı alanlarda kuruma süresini uzatarak kötü koku oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Kärcher SE 3-18 Compact Home, sprey ekstraksiyon yöntemiyle temizlik solüsyonunu tekstil liflerine ulaştırırken kirli suyu aynı anda geri çekiyor. Bataryalı yapısı sayesinde elektrik bağlantısına ihtiyaç duymadan kullanılabilen cihaz, yüzeyde düşük nem bırakılmasıyla döşemelerin daha hızlı kurumasına yardımcı oluyor. Temizlik sonrasında kullanılan kendi kendini yıkama fonksiyonu ise hortum ve cihaz içerisinde kalıntı birikmesini azaltıyor.
Küçük ve kapalı alanlarda kimyasal kullanımına dikkat edin
Karavanlarda mutfak, oturma ve uyuma alanlarının birbirine çok yakın olması, kullanılan temizlik ürünlerinin yaşam alanı üzerindeki etkisini artırabiliyor. Özellikle sık temas edilen sert yüzeylerde, kimyasal kullanımını azaltan yöntemler öne çıkıyor. Kärcher SC 1 Multi & Mop, yalnızca su kullanarak oluşturduğu buharla mutfak tezgâhlarından zeminlere kadar farklı sert yüzeylerin temizlenmesine imkân veriyor. Uygun kullanım koşullarında zarflı virüslerin yüzde 99,999’unu ve yaygın ev bakterilerinin yüzde 99,99’unu ortadan kaldırabilen cihaz, 30 saniyede kullanıma hazır hâle geliyor. El tipi temizleyici ve zemin mopu olarak kullanılabilen kompakt ürün, karavanlardaki sınırlı dolap alanlarında da kolayca saklanabiliyor.
Karavanda doğru temizlik planı; yalnızca daha hijyenik bir ortam oluşturmakla kalmıyor, su ve enerji kullanımını kontrol altında tutarken yolculuğa ayrılan zamanın da korunmasına yardımcı oluyor. Düzenli ara temizlik, yüzeye uygun uygulama ve çok amaçlı mobil ekipmanlar sayesinde temizlik uzun bir kamp mesaisine dönüşmeden tamamlanabiliyor.
Aşırı sıcaklar kapıda: Güneş çarpmasını hafife almayın
Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgasının temmuz ayının ikinci yarısında Türkiye’de de etkili olması bekleniyor. Uzmanlar, özellikle kronik hastalığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar için riskin artacağı uyarısında bulunuyor. Erdem Hastanesi Çakmak İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, sıcak bitkinliği ile güneş çarpmasının birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirterek, “40 dereceyi aşan vücut ısısı ve bilinç değişikliği hayati riskin habercisidir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.
Yaz aylarında etkisini artıran yüksek sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti, özellikle risk grubundaki bireyler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erdem Hastanesi Çakmak İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, toplumda sıkça birbirine karıştırılan sıcak bitkinliği ile güneş çarpmasının farklarını anlatarak güneş çarpmasının hayati risk taşıyan acil bir tablo olduğuna dikkat çekti.
Sıcak bitkinliği ile güneş çarpmasını karıştırmayın
Sıcak bitkinliğinin vücudun ‘biraz yoruldum, dinlenmeye ihtiyacım var’ deme şekli olduğunu belirten Uzm. Dr. Muazzez Caymaz bu tabloda kişinin yoğun terleme, halsizlik ve yorgunluk yaşasa da bilincinin açık olduğunu söyledi. Buna karşın güneş çarpmasının çok daha ağır bir tablo olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Caymaz, “Vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması, cildin sıcak ve kuru hale gelmesi, terlemenin durması, kafa karışıklığı, konuşma bozukluğu veya bayılma gibi belirtiler vücudun soğutma sisteminin çöktüğünü gösterir. Bu noktada zaman kaybetmeden acil tıbbi yardım alınmalıdır” ifadelerini kullandı
İlk müdahale buzlu sudan kaçının
Güneş çarpmasında ilk müdahalenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Caymaz, kişinin öncelikle güneşten uzaklaştırılarak serin ve gölge bir ortama alınması gerektiğini belirtti. Üzerindeki sıkı kıyafetlerin gevşetilmesini öneren Uzm. Dr. Caymaz, “En etkili yöntem, kişinin üzerine serin su püskürtmek ve vantilatör ya da yelpaze yardımıyla buharlaşmayı sağlamaktır. Ancak kişiyi buzlu suya sokmak en büyük hata olur. Ani soğuk, damarların büzülmesine neden olarak vücudun iç ısısını düşürmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca bilinci tam açık olmayan kişilere ağızdan su vermek de soluk borusuna kaçma riski nedeniyle tehlikelidir” diye konuştu.
Kronik hastalar yaz sıcaklarında daha dikkatli olmalı
Tansiyon, diyabet ve kalp hastalarının sıcak havalarda daha yüksek risk altında bulunduğunu söyleyen Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, sıcaklığın vücudun sıvı ve elektrolit dengesini kısa sürede bozabildiğini ifade etti. Bazı tansiyon ve kalp ilaçlarının susuzluğa verilen fizyolojik yanıtı değiştirebildiğini, diyabet hastalarında ise sıcaklığın kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebildiğini belirten Uzm. Dr. Caymaz, “Bu kişiler susama hissini geç algılayabilir veya terleme mekanizmalarında sorun yaşayabilir. Kendilerini iyi hissetseler de vücutları alarm vermeye başlamış olabilir. Bu nedenle özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında güneş altında bulunmamaları büyük önem taşır” dedi
‘İyileştim’ diyerek hemen eski rutine dönmeyin
Güneş çarpmasının etkilerinin olayın atlatılmasıyla sona ermediğini vurgulayan Uzm. Dr. Caymaz, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının bu süreçte ciddi şekilde zorlandığını belirterek, “Güneş çarpması sonrasında vücut birkaç gün boyunca sıcaklığa karşı daha hassas hale gelir. Bir gün sonra kendinizi iyi hissetseniz bile yeniden uzun süre güneşte kalmanız aynı tablonun daha ağır yaşanmasına neden olabilir. En az iki-üç gün dinlenmek, serin ortamlarda bulunmak ve sıvı dengesini kademeli olarak yerine koymak gerekir” diye konuştu.
Aşırı sıcaklarda sadece su tüketimi yetmez
Yüksek sıcaklıklarda yalnızca su değil, sodyum ve potasyum gibi önemli minerallerin de kaybedildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, sağlıklı hidrasyonun yalnızca su tüketmekten ibaret olmadığını söyledi. Aşırı terleme sonrasında sadece su tüketmenin kandaki sodyum seviyesinin aşırı düşmesine neden olabileceğini anlatan Uzm. Dr. Caymaz, “Yaz aylarında suyun yanında maden suyu veya ayran gibi elektrolit desteği sağlayan içecekler tercih edilebilir. Buna karşılık şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır” ifadelerini kullandı.
Belirtileri ciddiye alın
Güneş çarpmasının büyük ölçüde önlenebilir bir durum olduğunu belirten Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, yaz aylarında halsizlik, baş dönmesi, yoğun bitkinlik veya bilinç bulanıklığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Güneş çarpmasının bir hastalık değil önlenebilecek bir kaza olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Caymaz, “Vücudunuz size durmanız gerektiğini söylüyorsa bunu ertelemeyin. Şikâyetleriniz hızla artıyorsa veya bilinç değişikliği gelişiyorsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.” dedi.
Sıcak havalarda baş ağrısının başladığı saati not edin
Sıcak hava ile baş ağrısı arasındaki bağlantı ilk bakışta akla gelmese de artan sıcaklık, nem ve sıvı kaybı şikâyetlerin daha sık yaşanmasına yol açabiliyor. National Headache Foundation’ın çalışmalarına göre, kronik baş ağrısı ya da migreni olan hastaların yüzde 75’i, bu hava koşullarının şikâyetlerini tetiklemesinden endişe ettiği için açık havada spor yapmak gibi etkinliklerden uzak duruyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Sıcaklık ve nem artışının yanı sıra sıvı kaybı da baş ağrısı riskini artırabiliyor. Ağır parfüm kokuları ve kokulu güneş kremleri de özellikle migren hastalarında atakları tetikleyebiliyor” açıklamasında bulundu.
Yaz aylarında güneşten yansıyan yoğun ışık, değişen uyku saatleri ve öğün atlama gibi faktörlerin de migren ataklarını artırabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu nedenle tatil dönemlerinde dahi uyku ve beslenme düzeninin korunması, açık havada şapka ve güneş gözlüğü kullanılması çok kıymetli. Baş ağrısının başladığı saat ile o günkü koşulların not edilmesi, kişisel tetikleyicilerin belirlenmesine yardımcı olabilir. Ani ve çok şiddetli baş ağrısına konuşma bozukluğu, görme kaybı veya güçsüzlük gibi belirtiler eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması gerekiyor” dedi.
Parfümlü güneş kremleri gözden kaçabiliyor
Özellikle deniz kenarında kullanılan parfümlü güneş kremlerinin de baş ağrısı riskini artırabildiğine dikkat çeken Kütükçü, “Migren hastaları yoğun kokuların atakları tetikleyebileceğini çoğu zaman biliyor. Ancak güneş kremi seçerken ürünün kokulu olması gözden kaçabiliyor ve bu durum, sıcak havayla birlikte baş ağrısını daha da belirgin hâle getirebiliyor” dedi.
Sıcak çarpması belirtilerine dikkat
Yüksek sıcaklık, yoğun nem ve fazla fiziksel aktivitenin sıcak çarpmasına da yol açabileceğini vurgulayan Kütükçü, “Zonklayıcı baş ağrısının yanı sıra kas krampları, çarpıntı, mide bulantısı, kusma ve yorgunluk gibi belirtiler bizim için önemli alarmlar. Bu belirtiler gözlemlenmeye başlandığında yapılan aktiviteye ara verilmesi, gölge ve serin bir alana geçilmesi ve bol su tüketilmesi çok kritik” açıklamasında bulundu.
Sağlık Bilimlerinde Küresel Kariyer Fırsatı
İstanbul Rumeli Üniversitesi, 2026-2027 akademik yılı itibarıyla İngilizce Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Lisans Programı ile öğrenci kabul edecek. Tamamı İngilizce yürütülecek program, öğrencilerini uluslararası sağlık sektöründe ve akademik dünyada rekabet edebilecek bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatmayı hedefliyor.
Yaşlanan dünya nüfusu, kronik hastalıkların artışı, spor yaralanmaları ve rehabilitasyon hizmetlerine duyulan ihtiyacın giderek yükselmesi, fizyoterapistlere olan talebi de artırıyor. Sağlık alanında uluslararası standartlarda eğitim anlayışını benimseyen İstanbul Rumeli Üniversitesi, bu doğrultuda 2026-2027 akademik yılı itibarıyla eğitim yelpazesini genişleterek İngilizce Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Lisans Programını hayata geçiriyor.
Tamamı İngilizce olarak yürütülecek program, öğrencilerine güçlü bir akademik altyapının yanı sıra uygulama odaklı eğitim sunarak onları hem ulusal hem de uluslararası sağlık sektörünün ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanımla yetiştirmeyi amaçlıyor.
Uluslararası Standartlarda Eğitim, Güçlü Kariyer Olanakları
İngilizce Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Lisans Programı; uluslararası bilimsel literatürü takip edebilen, güncel tedavi yaklaşımlarını değerlendirebilen ve değişen sağlık teknolojilerine uyum sağlayabilen fizyoterapistler yetiştirmeyi hedefliyor.
Modern laboratuvar altyapısı ve uygulama ağırlıklı eğitim modeliyle öne çıkan program kapsamında öğrenciler; hastaneler, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri, özel klinikler, spor kulüpleri, yaşlı bakım merkezleri, araştırma laboratuvarları ve akademik kurumlar gibi geniş bir yelpazede mesleki deneyim kazanma imkânı bulacak.
İngilizce Eğitim Küresel Kariyerin Kapılarını Açıyor
Sağlık bilimleri alanındaki bilimsel yayınların ve güncel tedavi protokollerinin büyük bölümünün İngilizce olması, yabancı dil yetkinliğini mesleki gelişimin önemli bir parçası haline getiriyor. Program sayesinde öğrenciler uluslararası bilimsel kaynaklara doğrudan erişebilecek, Erasmus ve yurt dışındaki lisansüstü eğitim programlarına daha güçlü başvurular yapabilecek, çok uluslu sağlık kuruluşlarında ve uluslararası araştırma projelerinde görev alabilecek yetkinlik kazanacak. Ayrıca dijital sağlık uygulamaları, yapay zekâ destekli rehabilitasyon teknolojileri ve yenilikçi tedavi yaklaşımlarını yakından takip etme fırsatı elde edecek.
“Uluslararası Standartlarda Fizyoterapistler Yetiştirmeyi Hedefliyoruz”
İstanbul Rumeli Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, programın yalnızca yabancı dil eğitimi sunmadığını, aynı zamanda öğrencileri küresel sağlık ekosistemine hazırlayan bütüncül bir eğitim modeli benimsediğini belirterek şunları söyledi:
“Sağlık hizmetleri artık yalnızca ulusal sınırlar içinde değil, küresel ölçekte gelişen ve sürekli yenilenen bir yapıya sahip. Bu nedenle geleceğin fizyoterapistlerinin güçlü mesleki bilgi ve uygulama becerilerinin yanı sıra uluslararası literatürü takip edebilen, bilimsel araştırmaları yorumlayabilen ve farklı kültürlerde etkin iletişim kurabilen sağlık profesyonelleri olarak yetişmeleri büyük önem taşıyor. İngilizce Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programımızı da bu vizyon doğrultusunda oluşturduk.
Modern laboratuvarlarımız, uygulama odaklı eğitim modelimiz ve deneyimli akademik kadromuz sayesinde öğrencilerimizin geleceğin sağlık ihtiyaçlarına yanıt verebilecek donanıma sahip mezunlar olmalarını hedefliyoruz. Mezunlarımızın yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası sağlık kuruluşlarında, araştırma merkezlerinde ve akademik platformlarda da başarıyla görev alabilecek yetkinlikte yetişmeleri en önemli hedeflerimiz arasında yer alıyor.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






