
TÜVTÜRK’ten araç muayenesi için sahte randevulara karşı uyarı
TÜVTÜRK, araç muayene randevularının ücretsiz olarak alınabildiğini hatırlatarak, araç sahiplerini resmi olmayan internet siteleri ve farklı platformlar üzerinden sunulan yanıltıcı hizmetlere karşı dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.
Türkiye genelinde araç muayene hizmetlerini yürüten TÜVTÜRK, araç muayene randevularının yalnızca resmi kanallar üzerinden ve ücretsiz olarak alınabildiğini hatırlattı. Araç sahipleri, randevularını TÜVTÜRK’ün resmi internet sitesi www.tuvturk.com.tr, 0850 222 88 88 numaralı çağrı merkezi, istasyon kioskları veya e-devlet üzerinden ücretsiz olarak oluşturabiliyor.
İşlem yapmadan önce internet adresini kontrol edin
Araç sahiplerinin işlem yapmadan önce kullandıkları internet adresini ve başvurdukları iletişim kanalını kontrol etmeleri büyük önem taşıyor. TÜVTÜRK, araç muayene randevusu veya muayene ücreti adı altında telefon, SMS, e-posta ya da farklı dijital platformlar üzerinden iletilen ödeme taleplerine kesinlikle itibar edilmemesini tavsiye ediyor. Bu tür girişimlerle karşılaşılması halinde ise durumun TÜVTÜRK’e veya ilgili yetkili makamlara bildirilmesi önem taşıyor.
Türkiye genelinde 219 sabit, 7 motosiklet, 75 gezici ve 19 gezici traktör istasyonu bulunan TÜVTÜRK’ün araç muayene randevu hizmetine ilişkin başka herhangi bir platformla iş birliği bulunmuyor. Kurum, ismini ve logosunu kullanarak vatandaşları yanıltmaya yönelik girişimlere ilişkin hukuki süreçleri titizlikle yürütürken, gelen bildirimleri de değerlendirerek gerekli işlemleri sürdürüyor.
Aksa Enerji’nin Senegal Yatırımına 57 Milyon Avroluk Uluslararası Finansman
Aksa Enerji, Senegal’de yapımı devam eden 255 MW kurulu güce sahip doğal gaz kombine çevrim santralinin yatırımı için 57 milyon avro tutarında yeni bir finansman anlaşmasına imza attı. Almanya merkezli Helaba Bank ile imzalanan ve İsviçre’nin resmi İhracat Kredisi Sigorta Kurumu SERV garantisi altındaki 10 yıl vadeli kredi sözleşmesi, şirketin uluslararası finansman kaynaklarını coğrafi olarak çeşitlendirmesine stratejik bir katkı sağlayacak.
8 ülkedeki 15 santral operasyonu ve 3.500 MW üzeri kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan Aksa Enerji, Afrika’daki yatırımlarını güçlü uluslararası finansman iş birlikleriyle desteklemeye devam ediyor. Şirket, Senegal’de yapımı devam eden 255 MW kurulu güce sahip doğal gaz kombine çevrim santrali yatırımında kullanılmak üzere Alman Helaba Bank ile 57 milyon avro tutarında kredi sözleşmesi imzaladı. İsviçre’nin resmi İhracat Kredisi Sigorta Kurumu SERV tarafından garanti edilen finansman, 10 yıl vadeli olarak yapılandırıldı. Finansmanı, kurulumu ve işletmesi Aksa Enerji tarafından üstlenilen Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nde üretilecek elektrik, 25 yıl süreyle, avroya endeksli tarife ve alım garantisi kapsamında şebekeye aktarılacak.
Yüksek verimli üretim teknolojisine sahip proje, Senegal’in enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine, artan elektrik ihtiyacının karşılanmasına ve ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak. Yatırımın ayrıca yerel istihdamı desteklemesi, yerel tedarik zincirini güçlendirmesi ve ülkedeki teknik kapasitenin gelişimine katkıda bulunması hedefleniyor.
“Finansman kaynaklarımızı çeşitlendirirken, Afrika’daki yatırımlarımıza ivme katıyoruz”
Aksa Enerji CEO’su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, gerçekleştirilen finansman sözleşmesine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Almanya merkezli Helaba Bank ile imzaladığımız ve SERV garantisiyle yapılandırılan 10 yıl vadeli anlaşma, Senegal yatırımımızın teknik ve ticari gücünün yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının projemize duyduğu güveni de ortaya koyuyor. Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali ile enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz. Aynı zamanda Avrupa finans ekosistemiyle Afrika’nın büyüyen enerji ihtiyacı arasında uzun vadeli ve güvene dayalı bir yatırım modeli oluşturuyoruz. Aksa Enerji olarak ‘Sürdürülebilir Yüksek Büyüme’ stratejimiz doğrultusunda finansman kaynaklarımızı coğrafi ve yapısal açıdan çeşitlendirirken, yatırımlarımızı güçlü bir sermaye yapısıyla desteklemeye devam ediyoruz. Senegal’deki yatırımımız da uluslararası finansmana erişim kabiliyetimizi, proje geliştirme yetkinliğimizi ve Afrika’nın enerjide çözüm ortağı olma kararlılığımızı yansıtıyoruz.”
Afrika’daki yatırımlar güçlü finansmanla destekleniyor
Aksa Enerji, Afrika’da 5 santral ve 725 MW kurulu güçle faaliyet gösteriyor. Senegal’in yanı sıra Gabon ve Burkina Faso’da devreye alınması planlanan santral yatırımlarını sürdüren Şirketin Afrika’daki büyüme programı, uluslararası finans kuruluşlarıyla kurduğu iş birlikleriyle destekleniyor. Aksa Enerji, Helaba Bank ve SERV iş birliğiyle sağlanan yeni kaynakla birlikte Afrika yatırımlarının finansman kaynaklarını coğrafi anlamda çeşitlendirmeyi sürdürüyor.
Eksim Enerji Rüzgarın Yanına Güneşi Ekledi
Eksim Enerji, rüzgar enerjisi santrallerini güneş enerjisiyle buluşturan hibrit yatırımlarını hızlandırdı. İzmir Ovacık RES ve Balıkesir Susurluk RES’te hibrit yatırımlarını tamamlayan şirket, Tokat Killik RES ve Amasya Kayadüzü RES’te de hibrit dönüşümünü sürdürüyor. Toplamda 1,2 GW kurulu güce ulaşan Eksim Enerji, gerçekleştirdiği dönüşümle aynı şebeke altyapısıyla daha fazla temiz enerji üretmeyi hedefliyor.
Eksim Holding çatısı altında faaliyetlerini tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sürdüren Eksim Enerji, hibrit santral yatırımlarını mevcut enerji altyapısını daha verimli kullanan yeni nesil üretim modeli olarak değerlendiriyor. Bu kapsamda İzmir Ovacık ve Balıkesir Susurluk RES sahalarındaki hibrit yatırımlarını tamamlayan şirket, Tokat Killik ve Amasya Kayadüzü RES sahalarındaki çalışmalarını da sürdürüyor. Böylece üretim yapısını daha verimli ve daha esnek hale getirmeyi hedefliyor.
Eksim Enerji, Türkiye’de 1,2 GW seviyesine ulaşan yenilenebilir enerji portföyünü daha verimli, esnek ve sürdürülebilir bir üretim yapısıyla büyütmeyi hedefliyor. Şirket, hibrit yatırımlarını ilave kapasite oluşturmanın ötesinde, mevcut şebeke bağlantılarının daha etkin kullanılması ve üretimin gün içine daha dengeli yayılması açısından stratejik bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyor.
“Hibritler geleceğin entegre enerji sistemlerine geçişin önemli bir adımı”
Konuya ilişkin açıklama yapan Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, yenilenebilir enerji yatırımlarında odağın değiştiğine dikkat çekerek, yeni dönemde kapasite artışının yanı sıra üretim kalitesini ve sistem esnekliğini artıran yatırımların önem kazandığını belirtti.
Akbay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yenilenebilir enerjide artık yalnızca daha fazla kurulu güç değil, mevcut kaynakları daha akıllı, daha dengeli ve daha verimli kullanan sistemler ön plana çıkıyor. Rüzgar ve güneşin aynı sahada birlikte değerlendirilmesi; mevcut şebeke altyapısının daha etkin kullanılmasını, üretimin gün içine daha dengeli yayılmasını ve enerji sisteminin esnekliğinin artmasını sağlıyor. Bu nedenle hibrit yatırımları yalnızca yeni kapasite yatırımı olarak değil, dijitalleşme, depolama ve esnek üretim anlayışıyla birlikte geleceğin entegre enerji sistemlerine geçişinde önemli bir adım olarak görüyoruz.”
“Hibrit yatırımlar enerji dönüşümünü hızlandırıyor”
Birden fazla üretim kaynağı uygulamasının yeni yatırım sahalarına kıyasla çok daha kısa sürede devreye alınabildiğine dikkat çeken Arkın Akbay, “Yeni bağlantı süreçleri, arazi temini ve izin mekanizmalarının süresi, toplam maliyeti ve üretim kalitesi düşünüldüğünde hibrit yatırımlar daha ekonomik ve daha hızlı ticari işletmeye geçiyor. Son yıllarda hayata geçirilen düzenlemeler de bu modelin yaygınlaşmasını önemli ölçüde destekledi. Ülkemizde EPDK tarafından onaylanan hibrit santral kapasitesi 5 GW’ı aşarken, bu alandaki yatırımların önümüzdeki yıllarda hızla devreye alınması bekleniyor. Bu büyüklük, hibrit yatırımların artık yenilenebilir enerji sektörünün verim artıran, tamamlayıcı unsurlardan biri haline geldiğini gösteriyor” dedi.
Eksim Enerji bugüne kadar tamamlanan hibrit yatırımlarıyla Susurluk RES’in mekanik kurulu gücünü 86,8 MW’a, Ovacık RES’in mekanik kurulu gücünü ise 41,6 MW’a yükseltti. Tokat Killik ve Amasya Kayadüzü RES sahalarında devam eden hibrit yatırımların tamamlanmasıyla birlikte bu alanlardaki toplam mekanik gücünü 56,8 MW’a çıkarmış olacak.
Logitech, FY26 Etki Raporu’nu Yayımladı: Kapsam 3 Emisyonlarını %33 Azalttı
Logitech, FY26 Etki Raporu’nda karbon azaltımı, karbon şeffaflığı ve döngüsel malzemeler alanında kaydedilen önemli ilerlemeleri ortaya koyuyor.
Kişisel çalışma alanları ve oyun deneyimine yönelik yenilikçi teknolojiler geliştiren Logitech, mali yılına ilişkin Etki Raporu’nu (FY26 Impact Highlights Report) yayımladı. Rapor, Logitech’in sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda kaydettiği önemli ilerlemeyi ortaya koyuyor. Baz yıllarına kıyasla Kapsam 1 ve 2 sera gazı emisyonlarını %49, Kapsam 3 sera gazı emisyonlarını ise %33 oranında azalttı.
Logitech CEO’su Hanneke Faber, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Son yirmi yılda sürdürülebilirliği işimizin merkezine giderek daha fazla yerleştirdik. Bugün ise bu uzun vadeli yaklaşımın somut sonuçlarını görüyoruz. “Sürdürülebilirlik için Tasarım” yaklaşımımızı şirket değerlerimizden küresel tedarik zincirimize kadar işimizin her alanına entegre ediyoruz. Çünkü insanlar ve gezegen için doğru olanın, işimiz için de doğru olduğuna inanıyoruz.”
“Sürdürülebilirlik için Tasarım” yaklaşımı ilerlemeyi destekliyor
Logitech’in sürdürülebilirlik alanındaki başarısının temelinde Sürdürülebilirlik için Tasarım (Design for Sustainability – DfS) yaklaşımı yer alıyor. Bu yaklaşım; kurum kültürü, yönetişim, çalışanlar, ürün geliştirme, süreçler, üretim ve tedarik zinciri dahil olmak üzere Logitech’in tüm faaliyetlerine sürdürülebilirliği entegre ediyor.
Logitech Çalışan ve Sürdürülebilirlik Direktörü Elaine Laird ise şunları söyledi: “Yaşam döngüsü analizleri sayesinde çevresel etkimizi ayrıntılı biçimde ölçüyor, elde ettiğimiz verileri hem Logitech hem de sektör için değerli içgörülere dönüştürüyoruz. Bu içgörüleri ürün portföyümüz genelinde uygulayarak çevresel etkimizi azaltan yenilikler geliştiriyoruz. Bunu şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirerek paydaşlarımızın güvenini güçlendirmeyi ve anlamlı ilerleme sağlamayı hedefliyoruz.”
Öne çıkan sürdürülebilirlik başarıları
Karbon emisyonlarının azaltılması: Baz yıllarına kıyasla Kapsam 1 ve 2 sera gazı emisyonlarında %49, Kapsam 3 sera gazı emisyonlarında ise %33 azalma sağlandı.
Karbon emisyonunun önlenmesi: 200 bin tCO₂e’nin üzerinde emisyonun atmosfere salınımı önlendi.
Karbon şeffaflığı: Hedef ürünlerin %100’ü için bağımsız üçüncü taraflarca incelenen Ürün Karbon Ayak İzi (Product Carbon Footprint – PCF) çalışmaları yayımlandı. Böylece kullanıcıların daha bilinçli satın alma kararları vermesi destekleniyor.
Döngüsel malzemeler: Logitech ürünlerinin %81’i, tüketici sonrası geri dönüştürülmüş plastik kullanılarak üretiliyor.
Kullanıcı tarafından onarılabilirlik: Logitech, iFixit ile iş birliğini genişleterek, 69 ürün serisi için yedek parça ve adım adım onarım kılavuzları sunuyor. Böylece desteklenen ürün serisi sayısı iki yıl öncesine kıyasla üç katına çıktı.
Kaynak verimli ambalaj: Logitech, plastik blister ambalajların kaldırılması ve sevkiyat düzeninin optimize edilmesi gibi uygulamalar sayesinde son üç yılda 2.500 ton ambalaj malzemesi kullanımını azalttı.
PVC’siz ürünler: Sevk edilen ürün serilerinin %55’i artık PVC içermiyor. Bu oran, önceki mali yıldaki %44 seviyesinden %55’e yükseldi.
Sürdürülebilirlik çalışmaları uluslararası alanda takdir görüyor
Logitech’in sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaları uluslararası platformlarda da takdir görüyor. Logitech, kısa süre önce TIME dergisinin “Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri” listesinde ilk 50 arasında yer alırken, Dow Jones Sustainability Europe Index‘e dahil edildi ve Newsweek tarafından “Dünyanın En Yeşil Şirketleri” arasında gösterildi.
İSTANBULLULAR DIŞARIDA TÜKETTİĞİ GIDAYA GÜVENMİYOR
İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından yapılan “Yeterli ve Kaliteli Gıdaya Erişim” araştırmasında, İstanbulluların dışarıda tükettiği gıda ürünlerine duyduğu güven ölçüldü. İstanbulluların %21,1’i dışarıda tükettiği gıdayı güvenli bulurken, %51,4’ü güvenmediğini söyledi. Küçük esnaf lokantaları ve aile işletmeleri %37,5 ile gıda güvenliği açısından en yüksek güven oyunu alırken, seyyar tezgahlar en az güven duyulan noktalar oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) aylık veri bülteni İstanbul Barometresi’nin haziran sayısı yayımlandı. Yeni sayının tematik araştırma konusu “Yeterli ve Kaliteli Gıdaya Erişim” olarak belirlendi. İstanbul’un farklı sosyo-ekonomik gruplarını temsil eden toplam 761 kişiyle gerçekleştirilen saha araştırmasında; tüketicilerin gıdaya duyduğu güven mercek altına alındı.
DIŞARIDA TÜKETİLEN GIDAYA GÜVEN %21,1
Araştırma sonuçlarına göre İstanbulluların %21,1’i dışarıda tükettiği gıdayı güvenli bulurken, %51,4’ü “güvenli bulmadığını” söyledi. %27,5’lik kesim de “ne güveniyorum ne güvenmiyorum” yanıtını verdi. İstanbulluların restoran, kafe veya seyyar satıcılardan yemek yeme sıklığı da incelendi. Katılımcıların %26,4’ü haftada birden fazla kez, %40,9’u ayda birkaç kez dışarıdan yemek yediğini, %32,7’si ise dışarıdan hiç yemek yemediğini belirtti.
KÜÇÜK ESNAF VE AİLE İŞLETMELERİ EN YÜKSEK OYU ALDI
İstanbulluların farklı yeme-içme ortamlarına yönelik güven algısı değerlendirildiğinde, küçük esnaf lokantaları ve aile işletmesi restoranları %37,5 ile en yüksek güven oyunu aldı. Zincir restoran veya kafelerdeki gıdalara güven oranı %17,2, yemek uygulamaları üzerinden siparişlere güven %17, seyyar tezgahlara güven %7,4 oranında çıktı.
EN ÇOK SÜPERMARKETLER TERCİH EDİLDİ
Katılımcıların %81’i mutfak alışverişi için süpermarketleri, %34’ü semt pazarlarını tercih ettiğini belirtti. Alışveriş sırasında tüketicilerin en fazla dikkat ettiği konu %64,9 ile son kullanma tarihi oldu.
GIDA KAYNAKLI SAĞLIK SORUNU YAŞAYANLAR: %20
Son bir yıl içinde dışarıda tüketilen bir gıdadan sonra bulantı, kusma veya ishal gibi gıda kaynaklı sağlık sorunu yaşayanların oranı %20 olarak ölçüldü. Araştırmaya göre sağlık sorunu yaşayan katılımcıların çoğunluğu yani %53,3’ü tıbbi veya hukuki bir süreç başlatmayıp yaşadığı sorunun geçmesini bekledi. %30,3’ü hastaneye gittiğini, %11,2’si reçetesiz ilaç aldığını, %4,6’sı restorana şikayette bulunduğunu, %2,6’sı ilgili kuruma şikayet bildirimi yaptığını, %0,7’si ise sosyal medyadan şikayetiyle ilgili paylaşım yaptığını belirtti.
Lojistik depolarının değerini belirleyen faktörler neler?
Temmuz ayında e-ticaret şirketlerinin sonbahar ve yılın son çeyreğine yönelik depo planlamalarını hızlandırmasıyla birlikte lojistik depolar yeniden yatırımcıların gündemine geldi. ARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, lojistik depoların değerinin artık yalnızca konum ve büyüklükle değil; teknik altyapısı, operasyonel verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte değerlendirildiğini söyledi.
E-ticaret sektöründe sonbahar kampanyaları, kasım indirimleri ve yılın son çeyreğine yönelik hazırlıkların başladığı Temmuz ayı, lojistik depolar açısından da hareketli bir dönemin başlangıcını oluşturuyor. Artan stok ihtiyacı ve dağıtım kapasitesi gereksinimi nedeniyle şirketler depo planlamalarını gözden geçirirken, yatırımcılar da yüksek standartlara sahip lojistik tesislere yöneliyor.
Bu hareketlilik, lojistik depoların değerleme süreçlerinde dikkate alınan kriterlerin de değişmesine neden oluyor. Geçmişte ağırlıklı olarak lokasyon ve kapalı alan büyüklüğü üzerinden değerlendirilen depolar, bugün teknik altyapıları ve operasyonel kabiliyetleriyle birlikte ele alınıyor. Bir deponun mevcut ihtiyaçları karşılamasının yanı sıra gelecekte değişen lojistik operasyonlarına ne kadar uyum sağlayabileceği de yatırım değeri açısından önemli bir kriter haline geliyor.
Teknik altyapı yatırım değerini doğrudan etkiliyor
Lojistik depoların değerini belirleyen en önemli unsurların başında mimari plan uygunluğu geliyor. Kolon yerleşimi, raf sistemlerine uygunluk ve operasyon akışını destekleyen iç planlama, hem kullanım verimliliğini hem de kirlanabilme potansiyelini doğrudan etkiliyor.
Bunun yanında zemin taşıma kapasitesi ile kat yükseklikleri de depo performansını belirleyen temel kriterler arasında yer alıyor. Ağır yük depolayabilen, yüksek raf sistemlerine uygun ve otomasyon çözümlerine entegre edilebilen depolar, günümüz lojistik ihtiyaçlarına daha kolay cevap verebildikleri için yatırım açısından daha yüksek değer görüyor.
Yangın söndürme sistemleri, sprinkler altyapısı, yükleme rampaları, kapı sayısı ve tır manevra alanlarının yeterliliği de operasyonel verimlilik açısından önem taşıyan diğer başlıklar arasında bulunuyor. Özellikle yoğun sevkiyat yapan e-ticaret şirketleri için aynı anda birden fazla aracın yükleme ve boşaltma yapabilmesi operasyonel avantaj sağlarken, bu özellikler depo değerine de doğrudan yansıyor.
Sürdürülebilirlik, değerleme kriterlerinden biri haline geldi
Lojistik tesislerinde çevresel sürdürülebilirlik de giderek daha fazla önem kazanıyor. LEED ve BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikalarına sahip depolar, enerji verimliliği ve işletme maliyetleri açısından sundukları avantajların yanı sıra kurumsal kiracılar tarafından da daha fazla tercih ediliyor.
Bununla birlikte depoların limanlara, organize sanayi bölgelerine, ana ulaşım akslarına ve tüketim merkezlerine yakınlığı da değerleme çalışmalarında önemli rol oynuyor. Ancak artık yalnızca iyi bir lokasyona sahip olmak tek başına yeterli değil; teknik standartları yüksek, sürdürülebilir ve farklı operasyon modellerine uyum sağlayabilen tesisler yatırım açısından daha güçlü bir konuma geliyor.
ARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, konuyla ilgili olarak “Lojistik depolar artık yalnızca ürünlerin depolandığı yapılar değil, tedarik zincirinin kesintisiz işlemesini sağlayan stratejik merkezler olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle değerleme çalışmalarında yalnızca metrekare büyüklüğü ya da konuma odaklanmak doğru sonuç vermiyor. Mimari plan uygunluğu, zemin taşıma kapasitesi, kat yüksekliği, yangın güvenliği, yükleme altyapısı ve sürdürülebilirlik standartları gibi pek çok kriteri birlikte değerlendiriyoruz. Özellikle Temmuz ayı, e-ticaret şirketlerinin sonbahar operasyonlarına yönelik hazırlıklarını yaptığı bir dönem olduğu için lojistik depo pazarında hareketlilik belirgin şekilde artıyor. Önümüzdeki dönemde otomasyon teknolojilerinin yaygınlaşması, hızlı teslimat beklentilerinin artması ve sürdürülebilirlik hedeflerinin güçlenmesiyle birlikte teknik standartları yüksek lojistik depoların yatırım değerini daha da artıracağını öngörüyoruz. Değerleme süreçlerinde de artık yalnızca bugünkü kullanım koşullarını değil, bir tesisin gelecekte farklı sektörlerin ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verebileceğini de analiz ediyoruz. Bu yaklaşım hem yatırımcıların daha sağlıklı karar almasını sağlıyor hem de lojistik gayrimenkullerin gerçek potansiyelini daha doğru ortaya koyuyor.” dedi.
Güneş Enerjisi, Yüksek Tüketimli Meskenlerde Elektrik Faturalarını Düşürüyor
Son yıllarda hızla yaygınlaşan elektrikli araçlar ile klima ve ısı pompası sistemleri nedeniyle konutlarda elektrik tüketimi hızla yükseldi. Bu durum, özellikle yüksek tüketimli konutlarda mesken tipi güneş enerjisi sistemlerine olan ilgiyi artırdı.
Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi, Enerji Projeleri ve Yatırımlar Direktörü Oğuzhan Yıldız, Mesken GES sistemlerinin yüksek tüketimli konutlar için yalnızca tasarruf sağlayan bir çözüm değil, aynı zamanda uzun vadeli ve stratejik bir yatırım aracı haline geldiğini belirtti.
Dünya genelinde yükselen enerji maliyetleri, mesken tipi güneş enerjisi sistemlerine ilgiyi hızla artırıyor. Özellikle elektrikli araç şarjı, ısı pompası, klima ve yoğun aydınlatma kullanımı nedeniyle elektrik tüketimi yüksek olan meskenlerde, konut sahipleri tüketimlerini çatılarında üretecekleri enerjiyle dengelemeye yöneliyor.
Doğru projelendirilen Mesken GES sistemleriyle elektrik faturalarında önemli ölçüde tasarruf sağlanabildiğini belirten Üçay Mühendislik Enerji Projeleri ve Yatırımlar Direktörü Oğuzhan Yıldız, yatırımın geri dönüş süresinin; tüketim profili, çatı alanı, sistem gücü, bölgesel ışınım koşulları ve mahsuplaşma uygulamalarına göre değiştiğini ifade etti. Enerji sürekliliği ihtiyacı nedeniyle hibrit inverter ve batarya çözümlerine olan ilginin de son dönemde belirgin şekilde arttığını vurguladı.
Keşiften devreye almaya kadar tüm süreç tek çatı altında yönetiliyor
“Üçay Mühendislik olarak, Mesken GES projelerinde keşif, projelendirme, resmi başvurular, kurulum ve devreye alma süreçlerini uçtan uca yönetiyoruz” diyen Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:
“Mesken GES projelerinin ilk adımında; çatının yönü, eğimi, gölgelenme durumu, taşıyıcı sistem uygunluğu ve elektrik tüketim verilerini analiz ediyoruz.
Bu analizlerin ardından ihtiyaca ve bütçeye en uygun sistemi tasarlıyoruz. Lisanssız elektrik üretimi kapsamındaki dağıtım şirketi başvurularını ise müşteriler adına yürütebiliyoruz. Böylece kullanıcılar teknik ve idari süreçlerle tek tek uğraşmadan, güvenli ve profesyonel bir hizmetle Mesken GES yatırımını hayata geçirebiliyor.Resmi süreçler ortalama 6 ay, kurulum ise genellikle 1 hafta sürüyor
Mesken GES projelerinde çağrı mektubu alınması, statik projenin hazırlanması, belediyeden GES uygunluk onayının alınması, bağlantı anlaşmasının yapılması, montaj, itfaiye raporu, kabul ve devreye alma gibi birçok resmi adım bulunuyor. Bu süreçlerin tamamlanma süresi dağıtım bölgesine, belediye onaylarına ve proje kapsamına göre değişmekle birlikte ortalama 6 ay sürüyor. Fiziki kurulum ise sistem büyüklüğü ve saha koşullarına bağlı olarak çoğu projede yaklaşık 1 hafta içinde tamamlanabiliyor. Kurulum sonrasında kabul ve devreye alma işlemleri, dağıtım şirketi koordinasyonunda yürütülerek sistemin güvenli şekilde şebekeye bağlanması sağlanıyor.”
Resmi süreçler tamamlanmadan yapılan kurulum, ağır yaptırımlara tabi tutuluyor
Yatırımcıların dikkat etmesi gereken en kritik konulardan birinin mevzuata uygunluk olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları söyledi:
“2 Nisan 2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPDK yönetmelik değişikliğiyle; çağrı mektubu, bağlantı anlaşması ve kabul süreci tamamlanmadan kurulan üretim tesislerine yönelik yaptırımlar ağırlaştırıldı.
Yönetmeliğin 37’nci maddesinin 13’üncü fıkrası uyarınca, bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu veya bağlantı anlaşması bulunmadan ya da kabul işlemleri tamamlanmadan kurulup işletmeye alındığı tespit edilen üretim tesisleri, herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın şebekeden ayrılıyor. Tespiti takip eden 60 gün içinde ekipmanların sökülerek parselden çıkarılması gerekiyor; tesisi kuran kişi ise 3 yıl boyunca yeniden başvuru yapamıyor. Ayrıca bu tesisler için kaçak kullanım bedeli tahakkuk ettiriliyor.
Bu nedenle yatırımcıların, çalışacakları firmalara; kurulumun çağrı mektubu, proje onayı, bağlantı anlaşması ve kabul süreçleri tamamlanarak yapılıp yapılmayacağını mutlaka sorması gerekiyor. Piyasada “öztüketim” gerekçesiyle resmi süreçler tamamlanmadan kurulum teklif eden firmalarla karşılaşılabiliyor; ancak bu tür kurulumlar yatırımcıyı ciddi idari ve finansal risklerle karşı karşıya bırakabiliyor.”
Avrupa’daki destek mekanizmaları mesken GES’i teşvik ediyor
Avrupa’da mesken GES kullanımının oldukça yaygın olduğunu belirten Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:
“Avrupa’da mesken tipi güneş enerjisi sistemleri; doğrudan teşvikler, öngörülebilir alım tarifeleri, düşük faizli finansman modelleri, vergi avantajları ve sadeleştirilmiş başvuru süreçleri sayesinde geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştı. Ancak burada iki farklı ölçütü ayırt etmek gerekiyor: hane başına yaygınlık ve toplam pazar büyüklüğü. Hane başına yaygınlıkta Hollanda, açık ara Avrupa’nın lideri. Yerel şebeke işletmecisi Netbeheer Nederland ve CBS verilerine göre, 2025 itibarıyla Hollanda’daki hanelerin yaklaşık üçte biri (%34) çatısında güneş paneli bulunduruyor. Bu oran Almanya’daki hane oranının (yaklaşık %10) üç katından fazla. Buna karşılık toplam pazar büyüklüğünde -yani kurulu güç ve sistem sayısında- Almanya açık ara önde. Almanya’nın nüfusu ve konut stoku, Hollanda’nın çok üzerinde olduğu için daha düşük hane oranına rağmen mutlak rakamlarda Avrupa’nın en büyük mesken GES pazarı konumunda.
“Teşviklerin sürekliliği en az varlığı kadar önemli”
Avrupa örnekleri, teşviklerin sürekliliğinin de en az varlığı kadar önemli olduğunu gösteriyor. SolarPower Europe’un EU Solar Market Outlook 2025-2030 raporuna göre, konut çatı sistemlerinin AB genelindeki yeni kurulumlar içindeki payı, 2023’te %28 iken; İtalya, Hollanda, Avusturya ve Belçika gibi ülkelerde destek programlarının daraltılmasıyla birlikte 2025’te %14’e geriledi. Hollanda’da da uzun yıllardır uygulanan mahsuplaşma (saldering) teşvikinin 2031’e kadar kademeli olarak kaldırılması planlanıyor. Bu gelişmeler, yatırım maliyetini azaltan teşviklerin ve ihtiyaç fazlası üretim için öngörülebilir gelir modellerinin mesken tipi GES pazarının büyümesinde belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.”
“Avrupa’daki mesken GES büyümesi Türkiye için önemli bir referans”
Türkiye’de mesken GES kapasite üst sınırının 2022 yılında 10 kW’tan 25 kW’a çıkarılmasının olumlu bir adım olduğunu belirten Yıldız, doğrudan devlet destekleri, düşük faizli finansman, vergi avantajları ve resmi süreçlerin sadeleştirilmesi gibi mekanizmalarla mesken tipi GES yatırımlarının çok daha geniş kitlelere ulaşabileceğini söyledi. Yıldız’a göre, Avrupa’daki mesken GES büyümesi Türkiye için önemli bir referans niteliği taşıyor. Benzer desteklerin hayata geçirilmesi halinde, yüksek tüketimli konutlarda Mesken GES kısa sürede standart bir enerji çözümüne dönüşerek Türkiye’de önemli bir pazarın önünü açabilir.
Kaynak notu: Hollanda mesken GES verileri için Netbeheer Nederland ve CBS (Hollanda İstatistik Kurumu); Almanya verileri için Bundesnetzagentur (Federal Ağ Ajansı) ve BSW-Solar; AB genelindeki mesken tipi kurulum payı ve destek programları için SolarPower Europe’un “EU Solar Market Outlook 2025-2030” raporu esas alınmıştır.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.





