
ATÖLYEDEN SANAYİYE UZANAN BİR BAŞARI HİKÂYESİ: GÜLDÜOĞLU AİLESİ VE BEKİR GÜLDÜOĞLU.
Kayseri Kapalı Çarşısı’ndaki küçük bir şekerci dükkânında, ardından Eski Sanayi’de dönemi için büyük ancak bugün mütevazı sayılabilecek bir işletmede başlayan Güldüoğlu Ailesi’nin üretim yolculuğu; bugün Gülsan Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Meysu Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. çatısı altında devam etmektedir. Bu yolculuk; çalışma azmi, dürüstlük, Ahilik kültürü, aile dayanışması ve üretme tutkusunun kuşaktan kuşağa aktarıldığı örnek bir başarı hikâyesidir. …………..
Bekir Güldüoğlu, ailesinin Kayseri ile bağını “Biz yedi göbek Kayseriliyiz.” sözleriyle anlatıyor. Onu dinlerken yalnızca bir şirketin büyüme sürecine değil, Kayseri’nin esnaflıktan sanayiciliğe uzanan dönüşümüne de tanıklık ediyoruz.
AHİLİK GELENEĞİNDEN GELEN TİCARET ANLAYIŞI
Ailenin üretim serüveninin temelinde Osman Güldüoğlu ve eşi Güzide Hanım yer almaktadır. 1931 yılında Kayseri’nin Güllük Mahalllesi’nde dünyaya gelen Osman Güldüoğlu, çocukluk yıllarını aynı mahallede geçirmiştir. O dönemde birçok aile, çocuklarının küçük yaşta bir meslek edinmesini önemsemektedir. İlkokul üçüncü sınıftan sonra eğitimine ara veren Osman Güldüoğlu’nun yolu da bir şekerci dükkânıyla kesişmiştir.
Henüz çocuk yaşta başladığı çıraklık serüveni, kısa sürede ustalığa dönüşür. On yedi yaşına geldiğinde işinin ehli bir şeker ustası olan Osman Güldüoğlu, ilerleyen yıllarda Kayseri Kapalı Çarşısı’nın girişinde bir satış dükkânı açar. Farklı adreslerde faaliyet gösterdikten sonra ortaklarıyla birlikte Eski Sanayi’de bir imalathane kurar. El emeğine dayanan üretim; ustalık, kalite ve güven anlayışı sayesinde kısa sürede tanınmaya başlar.
Bekir Güldüoğlu’nun aktardığına göre Osman Güldüoğlu, küçük atölyesinde bugün hâlâ kullanılan formuyla kesme şekeri Türkiye’de ilk kez üreten isimlerinden oluyor. Büyük fabrikaların ve gelişmiş üretim imkânlarının bulunmadığı bir dönemde Kayserili bir esnafın ortaya koyduğu bu yenilik, şehrin köklü üretim kültürünün dikkat çekici örneklerinden biri olarak aile tarihindeki yerini alıyor.
KAPALI ÇARŞI’YI OKUL BİLEN BİR SANAYİCİ
1976 yılında Kayseri Lisesi’nden mezun olan Bekir Güldüoğlu, ticaretin esaslarını okul sıralarından çok Kapalı Çarşı’nın hareketli atmosferinde öğreniyor. Onun için adeta burası ikinci bir okul oluyor. Okula giderken ve okuldan dönerken dükkâna uğruyor; banka işlemlerinden alışverişe, müşterilerle ilgilenmekten günlük işlerin yürütülmesine kadar pek çok alanda sorumluluk üstleniyor.
Henüz 12 yaşındayken babasının parasını bankaya götürüp yatırdığını anlatan Güldüoğlu, o günleri şöyle hatırlıyor:
“Babam, para yatırmak için beni bankaya gönderirdi. Düşünün, 12 yaşındaki bir çocuğa böyle bir sorumluluk veriliyor. Bu benim için hem büyük bir gurur hem de ağır bir sorumluluktu. O güveni hiçbir zaman boşa çıkarmamaya çalıştım.”
Ona göre ticaret yalnızca alıp satmaktan ibaret değil; güven kazanmayı, dürüst olmayı ve insan ilişkilerini doğru yönetmeyi gerektiriyor. Bu anlayışın temelini de babası Osman Güldüoğlu’nun öğütleri oluşturuyor:
“Oğlum, biz bu müşteriler sayesinde para kazanıyoruz. Bu insanlar bize her zaman lazım. Onlara iyi davranın. Sakın hile yapmayın, kimseyi aldatmayın.”
Güldüoğlu Ailesi, Kapalı Çarşı’nın Ahilik geleneği içinde müşterileriyle güvene dayalı ilişkiler kuruyor. Bekir Güldüoğlu, bu karşılıklı güveni şu sözlerle anlatıyor:
“Veresiye alan müşterilerimizin neredeyse tamamı borcunu zamanında öderdi. Hiç kimseyi arayıp ‘Borcunuz var.’ demedik. Çünkü müşterimiz bize saygı duyuyordu, biz de ona güveniyorduk.”
Osman Güldüoğlu’nun “Esnaflık Hümâyun kumaşı gibidir; üzerine düşen en küçük lekeyi bile kaldırmaz.” sözü de aile için yıllar boyunca değişmeyen bir ticaret ilkesi oluyor.
AİLECE ÜRETİM SEFERBERLİĞİ
Çocukluk yıllarından itibaren çalışan Bekir Güldüoğlu, ailesiyle birlikte firmanın bugünlere ulaşması için büyük bir özveriyle mücadele etmiştir. Ağabeyi Ali Rıza Güldüoğlu ile üretimi büyütmek adına gece gündüz çalışan Bekir Güldüoğlu’na, ailenin diğer üyeleri de destek vermiştir. Pazar günleri dahi kutu şeker hazırlanırken; kadınlar, çocuklar ve aile büyükleri üretim sürecinin aktif bir parçası olmuştur.
1974 yılı ise aile için önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Küçük atölyenin ihtiyacı karşılayamaması üzerine Şeker Birliği’ne ait boş bir bina satın alınıyor ve üretim buraya taşınıyor. Böylece Güldüoğlu Şekerleme, kağıt şeker üretimine geçiyor.
1980 yılında Ortakların ayrılması sonrası sermaye ihtiyacı karşısında ailenin unutulmaz kahramanı Güzide Hanım devreye giriyor. Kolundaki bilezikleri ve burma altını çıkarıp çocuklarına uzatarak, “Alın bunları, sermaye yapın.” diyor.
Bekir Güldüoğlu, annesinin fedakârlığını anlatırken duygulanıyor:
“Annemin altınları, ilk sermayemiz oldu. Allah ondan razı olsun. Bugün Gülsan ve Meysu’nun varlığında ailemizin fedakârlığının büyük payı var. Annem ve eşlerimizin yapmış oldukları fedarkarlık çok önemli bizim için. Onlara olan borcumuzu ise dualarımla ödemeye çalışıyorum.”
Güldüoğlu Ailesi’nin bugün ulaştığı noktanın temelinde yalnızca çalışmak değil; fedakârlık, güven, aile birliği ve Ahilik kültürü bulunuyor.
ESNAFLIKTAN SANAYİCİLİĞE
1980’li yıllarda Gülsan Şekerleme, ortaklık yapısındaki değişimin ardından Osman Güldüoğlu ile oğulları Ali Rıza ve Bekir Güldüoğlu’nun öncülüğünde büyümesini sürdürdü. Üretimden Ali Rıza Güldüoğlu, toptan bakkaliye ve satış faaliyetlerinden ise Bekir Güldüoğlu sorumluydu. Daha sonra kardeşleri Mehmet Güldüoğlu ve Orhan Güldüoğlu’nun da sürece katılmasıyla aile, çalışmalarını daha da güçlendirdi. Bu ortak emek sayesinde marka, Kayseri’nin ötesine taşınarak Türkiye genelinde tanınır hâle geldi. Şirket, 1985 yılında kurumsal kimliğine kavuşurken kâğıtlı şekerin yanı sıra helva ve reçel gibi ürünleri de üretim programına ekledi.
Artan talep, daha modern ve hijyen standartları daha yüksek tesislere yatırım yapılmasını gerekli kılıyor. Gülsan A.Ş., modern makinelerle donatılmış tesislerinde seri üretime geçerken aile için esnaflıktan sanayiciliğe uzanan yeni bir dönem başlıyor.
1990’lı yılların başında Osman Kavuncu Caddesi’ndeki tesislerin yetersiz kalması üzerine aile, yeniden Organize Sanayi Bölgesi’ne yöneldi. Arsa satın alınmasına rağmen fabrika inşaatı ve proje yapım zorlukları nedeniyle projeden vazgeçme düşüncesi gündeme geldi. Ancak aynı dönemde Osman Kavuncu Caddesi üzerinde, 1.500 metrekarelik müstakil bir binada üretime başlandı.
Ardından, üretimin büyümesiyle Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nden ilk olarak 5 bin metrekarelik bir arsa satın alınıyor. Ancak o yıllarda yatırım yapmak bugünkü kadar kolay değil. Proje hazırlayacak mühendis bulmak aylar sürüyor; üretimde kullanılacak büyük buhar kazanları için İstanbul’a defalarca gidip gelmek gerekiyor.
Bekir Güldüoğlu, o günlerle bugünü karşılaştırırken şu değerlendirmeyi yapıyor:
“O günlerde bir makineyi almak aylar sürüyordu. Bugün ise Kayseri sanayisi dünyanın her yerine üretim yapabilecek güce ulaştı. O zorlukları yaşamış biri olarak bugün gelinen noktayı görmek beni gerçekten mutlu ediyor.”
Bekir Güldüoğlu, arsayı iade etmek üzere Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü’ne gittiklerinde dönemin müdürünün buna izin vermediğini anlatıyor:
“Bize, ‘Sizin adınızı örnek göstererek yatırımcıları buraya davet ediyorum. İnsanlar burada kimlerin yatırım yaptığını soruyor, ben de Güldüoğlu Ailesi’nin adını veriyorum. Siz giderseniz başkalarını nasıl ikna edeceğim?’ dedi.”
Bu konuşma, ailenin kararını değiştiriyor. İlk yatırımın ardından 5 bin ve daha sonra 7 bin 500 metrekarelik yeni arsalar satın alınıyor. Atılan her adım, Gülsan’ın gelecekteki büyümesinin temelini oluşturuyor.
MEYSU’NUN YENİDEN DOĞUŞU
Meysu’nun hikâyesi, Gülsan’dan daha eskiye dayanıyor. 1968 yılında dönemin Sanayi Bakanlarından Cahit Aral’ın öncülüğünde Kayseri’nin ileri gelen müteşebbisleri tarafından çok ortaklı bir yapıyla kurulan Meysu, Türkiye’nin ilk meyve suyu fabrikalarından biri olarak üretime başlıyor. Anonim şirketlerin başarılı örneklerinden biri olarak gösterilen marka, kısa sürede güçlü bir konuma ulaşıyor.
Ancak ilerleyen yıllarda ortaklık yapısındaki değişiklikler, hisse devirleri ve yönetim sorunları şirketi zorlu bir sürece sürüklüyor. Farklı sermaye gruplarının ardından tasfiye için Ziraat Bankası’nın kontrolüne geçen daha sonrasında ise özelleştirme idaresi devir yoluyla özelleştirilerek 1990 yılında yabancı ve yerli ortaklara satılıyor. Meysu’da üretim zamanla duruyor.
1996 yılında ortaklar arasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle şirket iflas etti ve şuan da tasfiyesi devam etmektdir. 2000 yılında Gülsan, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde kullanım haklarını kiraladığı Meysu markasıyla meyve suyu üretimine başladı. Bir süre sonra icra ve iflas idaresi tarafından satışa çıkarılan Meysu’ya ait arazi, 2003 yılında Gülsan şirketi ve Özkoyuncu grubu tarafından satın alındı.
Güldüoğlu, o günkü amaçlarını net bir ifadeyle anlatıyor:
“Bizim amacımız arsa almak değildi. Tek hedefimiz Meysu’yu yeniden ayağa kaldırmaktı.”
2007 yılında Meysu markasının icra iflas idaresi tarafından satışından sonra Gülsan şirketi tamamen Meysu markasını satın almasıyla yeni bir dönem başlıyor:
“Meysu, marka kullanım haklarını devraldığımızda oldukça yıpranmış bir markaydı. Tüketicinin güvenini yeniden kazanmak için büyük çaba gösterdik.”
Gülsan, bu dönemde farklı şirketleri de bünyesine katarak grup şirketleri yapısını güçlendirdi. 1997 yılında Nevbağ’ı, 2003 yılında ise Özelleştirme İdaresi’nden Meybuz’u satın aldı. 2010 yılında, 2003’te icra ve iflas dairesinden satın alınan arazi üzerinde Meysu Outlet AVM kuruldu.
2010 yılında, 2003’te icra ve iflas dairesinden satın alınan arazi üzerinde Meysu Outlet AVM kuruldu.
Aradan geçen yıllarda yapılan yatırımlarla Meysu, Türkiye’nin güçlü içecek markalarından biri hâline geliyor. Bekir Güldüoğlu, markanın başarısının temelinde sürdürülebilir kaliteli üretimin istikrarlı bir şekilde koruma anlayışının bulunduğunu belirtiyor.
MEYVE SUYUNDAN GÜÇLÜ BİR İÇECEK MARKASINA
Güldüoğlu Ailesi, 2006 yılında gazlı içecek sektörüne girme kararı aldı. İlk üretim “Cincinati” markasıyla gerçekleştirildi. Ürünün kalitesi beğenilse de marka adı tüketicide beklenen karşılığı bulmadı. Bunun üzerine ürün, Meysu Cola markasıyla yeniden pazara sunuldu ve kısa sürede olumlu karşılık gördü.
Bu adım, Meysu’nun yalnızca meyve suyu üreten bir marka olmanın ötesine geçerek güçlü ve çok kategorili bir içecek markasına dönüşmesinin önemli kilometre taşlarından biri oldu. Meysu; meyve suyunun yanı sıra gazlı içecekler, süt bazlı ürünler, soğuk kahve, soğuk çay ve enerji içecekleriyle geniş ürün gamını geliştirmeye devam etmektedir.
YERLİ ÜRETİMDEN KURUMSALLAŞMAYA
Meysu’nun büyümesi, daha güçlü bir kurumsal yapıyı da beraberinde getiriyor. Şirket, kurumsallaşma çalışmalarının ardından Borsa İstanbul’da işlem gören Kayseri merkezli şirketlerden biri oluyor.
Bekir Güldüoğlu, bu süreci şöyle özetliyor:
“Borsaya girmek kolay değildir. Bunun için güçlü bir kurumsal yapı oluşturmanız gerekir. Biz önce kurumsallaştık, ardından halka açılma kararı aldık.”
Bugün Meysu; meyve suyu, gazlı içecek, nektar, enerji içeceği, soğuk çay, meyveli içecek, limonata, şerbet ve soğuk kahve dâhil farklı kategorilerde içecek ürüetimi yapıyor. İncesu Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yeni modern tesislerde, doğal mineralli su altyapısıyla gazlı içecekler başta olmak üzere çeşitli içecekler üretiliyor. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Gülsan tesislerinde ise helva, reçel ve şekerleme üretimi devam ediyor.
Meysu, 200’ün üzerindeki ürün çeşidiyle Türkiye’nin geniş ürün yelpazesine sahip içecek markalarından biri olarak market raflarında, zincir mağazalarda, mahalle bakkallarında ve ihracat pazarlarında tüketiciyle buluşuyor.
Bekir Güldüoğlu, kalite anlayışlarını tek cümleyle özetliyor:
“Biz, tüketiciye layık olduğu en kaliteli ürünü sunmaya çalışıyoruz. Markamızın en büyük sermayesi güvendir.”
Ona göre yerli üretim yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk:
“Yerli üretim; istihdam, vergi, yatırım ve ülkenin geleceğine katkı demektir. İmkân oldukça yerli ürünleri tercih edelim. Çünkü bu ürünler yalnızca bir firmaya değil, ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır.”
ÜÇ KUŞAKTIR AYNI HEYECAN
Güldüoğlu Ailesi’nin üçüncü kuşağı da bugün üretimin içinde yer alıyor. Bekir Güldüoğlu ile kardeşi Orhan Güldüoğlu, Meysu tesislerindeki çalışmalarını sürdürüyor. Ali Rıza Güldüoğlu ile Mehmet Güldüoğlu, Gülsan Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin üretim faaliyetlerini yönetiyor. Üçüncü kuşak temsilcilerinden Osman Güldüoğlu, Meysu Genel Müdürü olarak görev yaparken, Selim Güldüoğlu da Meysu’nun İncesu Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesisinin yönetiminde yer alıyor.
Aradan geçen onlarca yıla rağmen ailenin değişmeyen ilkesi; birlikte çalışmak, üretmek ve büyümek.
BİR ÖMÜR ÜRETİME VE MEMLEKETE ADANMIŞ
Bekir Güldüoğlu, iş hayatı boyunca yalnızca şirketlerin büyümesine değil, Kayseri’nin sanayi altyapısının ve sosyal yaşamının gelişmesine de katkı sağlıyor. Yaklaşık 25 yıl Kayseri Sanayi Odası Meclis Üyeliği, 12 yıl Yönetim Kurulu Üyeliği, 8 yıl Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı, 6 yıl Mimarsinan Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Üyeliği ve 7 yıl Türk Kızılayı Kayseri Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
Ancak onun için önemli olan makamlar değil, geride bırakılan eserler:
“Allah bize kazandırdı, biz de kazandıklarımızı yine insanımızla paylaşmaya çalıştık.”
Güldüoğlu Ailesi, eğitim, sağlık ve sosyal alanlardaki hayırseverlik çalışmalarıyla Kayseri’nin farklı noktalarına katkı sunmayı sürdürüyor. Eğitim kurumları, sağlık hizmetleri, sosyal yaşam alanları ve çeşitli toplumsal projelere sağlanan destekler; ailenin topluma değer katma anlayışının önemli bir yansımasını oluşturuyor.
Sivil toplum kuruluşlarına yapılan yardımlar da çoğu zaman kamuoyuna duyurulmadan, ihtiyaç sahiplerine ulaşacak şekilde gerçekleştiriliyor. Bekir Güldüoğlu için hayır yapmak bir gösteriş değil, vicdani sorumluluk.
BİR MARKANIN UYANDIRDIĞI AİDİYET
Bekir Güldüoğlu’nun en çok etkilendiği anılardan biri, Erasmus Programı kapsamında Portekiz’e giden bir Türk öğrenciden gelen mesaj. Öğrenci, misafir olduğu evde kendisine ikram edilen meyve suyunun Meysu olduğunu görünce yaşadığı mutluluğu şu sözlerle paylaşıyor:
“Yabancı bir ülkede, bir evde Meysu içeceğim hiç aklıma gelmezdi. Şişeyi görünce kendimi Türkiye’de hissettim. Bir Türk markasını burada görmek bana büyük gurur verdi.”
Bekir Güldüoğlu, “Bütün yorgunluğumuz böyle anlarda unutuluyor.” diyerek bu mesajın kendisi için taşıdığı anlamı ifade ediyor.
Bir başka anı ise Kayseri’de yaşanıyor. Japonya’dan gelen bir iş heyeti, akşam yemeği için kentin tanınmış restoranlarından birine götürülüyor. Menüde Meysu’yu göremeyen Japon misafir, “Bu şehir kendi markasına sahip çıkmıyorsa burada yemek yemeyelim. Bizi Meysu satan bir restorana götürün.” diyerek başka bir restorana gitmek istiyor.
Bekir Güldüoğlu, bu olayı anlatırken “Bazen kendi değerlerimizi bize yabancılar hatırlatıyor. O gün hepimiz önemli bir ders aldık.” diyor.
Bilecik’te yaşanan bir başka olayda, Kayserili bir iş insanı girdiği bakkalda Meysu ürünlerini görünce büyük sevinç yaşar. Çocukluğunda Meysu ürünlerine yoğun talep olduğu için her zaman bulup içemediğini hatırlayan iş insanı, dükkândaki tüm Meysu ürünlerini satın alarak yoldan geçenlere dağıtır.Bu anı, bir markanın bazen ticari bir üründen çok daha fazlasına dönüşebildiğini; doğduğu şehrin hafızasını, emeğini ve gururunu taşıdığını gösteriyor.
“BABAM ÖLDÜĞÜNDE FABRİKALAR DURMADI”
Güldüoğlu Ailesi’nin üretim yolculuğu bugün de aynı kararlılıkla sürüyor. Bekir Güldüoğlu, üretime bakışını şu sözlerle özetliyor:
“Bu fabrikaları ailece, büyük bir mücadele ve emekle kurduk. Babamın vefat ettiği gün dahi üretim durmadı. Benim vefat ettiğim gün de bu fabrikalar çalışmaya devam edecek. Çünkü fabrikalar kalıcı, bizler ise geçiciyiz.”
Bu sözler, aile için fabrikanın yalnızca bir bina olmadığını anlatıyor. Fabrika; bir emanet, alın teri ve gelecek anlamına geliyor.
Röportajımızın sonunda genç iş insanlarına ve girişimcilere seslenen Bekir Güldüoğlu, yarım asrı aşan iş hayatının temel ilkelerini iki cümlede topluyor:
“Ticaret; ahlak, dürüstlük ve güvenle çalışma üzerine kurulur. Kayseri esnafı bu kültürle yetişmiştir. Kazancın bereketi de burada saklıdır.”
Ardından markalara bakışını anlatan şu sözlerle röportajı tamamlıyor:
“Markalar canlıdır. Nasıl bir bebeği sevgiyle büyütüyorsanız, markanıza da aynı özeni göstermelisiniz. Onu korumalı, geliştirmeli ve yaşatmalısınız. Çünkü marka, bir işletmenin en büyük mirasıdır.”
BEKİR GÜLDÜOĞLU’NDAN ÖĞÜTLER
Yarım asrı aşan ticaret ve sanayi hayatında edindiği tecrübelerle Bekir Güldüoğlu’nun genç girişimcilere ve iş dünyasına verdiği en önemli mesajlar:
1. Dürüstlük, ticaretin temelidir.
Kazanç geçici, güven kalıcıdır.
2. Müşterinizi asla aldatmayın.
Bir kez kaybedilen güven, yıllarca geri kazanılamaz.
3. Müşteri velinimettir.
Bugünkü başarınızın arkasında size güvenen insanlar vardır.
4. Ahilik kültürünü yaşatın.
Esnaflık sadece mal satmak değil; ahlak, saygı ve sorumluluk taşımaktır.
5. Çok çalışmaktan korkmayın.
Başarı, emek vermeden elde edilmez.
6. Ailenizi en büyük sermayeniz olarak görün.
Birlik ve dayanışma, en zor dönemlerin en güçlü ilacıdır.
7. Borçla büyümekten çok, işi hazmederek sağlam temeller üzerine büyümeyi tercih edin.
Kalıcı başarı sabır ister.
8. Üretmekten vazgeçmeyin.
Üreten insan ve üreten toplum her zaman güçlü olur.
9. Yerli ve millî üretime sahip çıkın.
Ülkenin kalkınmasının yolu güçlü yerli sanayiden geçer.
10. Markanıza gözünüz gibi bakın.
Marka, yılların emeğiyle oluşan en değerli sermayedir.
11. Tüketiciyi mutlaka dinleyin.
Piyasayı en iyi yöneten, müşterisinin beklentisini doğru okuyan kişidir.
12. Kaliteden asla ödün vermeyin.
Ucuz üretim geçicidir, kaliteli üretim ise kalıcı bir itibardır.
13. Sürekli yatırım yapın.
Büyümenin yolu yenilikten ve gelişmekten geçer.
14. Kurumsallaşmayı ihmal etmeyin.
Şirketler kişilerle değil, sağlam sistemlerle uzun ömürlü olur.
15. Kazandığınızı toplumla paylaşın.
Eğitime, sağlığa ve hayır işlerine yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır.
16. Zorluklar karşısında pes etmeyin.
Krizler de geçer, sıkıntılar da… Yeter ki mücadeleden vazgeçmeyin.
17. Gelecek kuşakları iyi yetiştirin.
Bir işletmenin en büyük mirası fabrikaları değil, yetişmiş insan kaynağıdır.
18. Şehrinizin değerlerine sahip çıkın.
Bir markanın başarısı, doğduğu şehrin başarısıyla birlikte büyür.
19. Hayatım boyunca unutmadığım en önemli ilke şudur:
“Ticaret; ahlak, dürüstlük ve güven üzerine kurulur. Markalar ise canlıdır; onları korumak, geliştirmek ve yaşatmak gerekir.”
20. Başarının temeli ailedeki huzurdur. (ÜSTÜN TUNCER)
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.





