
Siber casusların yeni arka kapısı ortaya çıkarıldı
Siber güvenlik şirketi ESET, daha önce yalnızca Linux için geliştirilmiş ve I-SOON adlı Çinli bir yüklenici tarafından yönetildiği düşünülen FishMonger grubu tarafından kullanıldığı bildirilen SprySOCKS’un, henüz belgelenmemiş iki Windows varyantını keşfetti. ESET, bu kötü amaçlı yazılım örneklerini ilk olarak Nisan 2024’te VirusTotal’a yüklenen örnekler üzerinden keşfetmiş olsa da ESET telemetri verileri 2023 ile 2024 yılları arasında gerçek faaliyetlerin gerçekleştiğini gösteriyor. Bu faaliyetlerde Honduras, Tayvan, Tayland ve Pakistan’da çoğunlukla devlet kurumlarını hedef alan birçok kurban yer almıştır.
WIN_DRV varyantı, 30’dan fazla Komuta ve Kontrol (C&C) komutunu destekliyor. Bu komutlar, sistem bilgisi toplama ve işlem numaralandırmanın yanı sıra hizmet yönetimi ve dosya listeleme, oluşturma, silme ve aktarma gibi dosya yönetimi işlevlerini de kapsıyor. Temel arka kapı işlevselliğine ek olarak, FishMonger’ın arka kapısı, gelişmiş gizlilik için bir çekirdek sürücüsünü silah olarak kullanır. SprySOCKS, bu sürücüyü kötü amaçlı yazılımın ağ bağlantılarını, işlemlerini, dosyalarını ve kayıt defteri anahtarlarını gizlemek için kullanır ve TCP trafiğinin yönlendirilmesini sağlar; böylece kötü amaçlı yazılım operatörleri, ağ trafiğinde arka kapının gerçek dinleme bağlantı noktasını açığa çıkarmadan, kurbanın cihazındaki rastgele bir TCP bağlantı noktası üzerinden arka kapıya komutlar gönderebilir.
FishMonger’ın en son silahlarını keşfeden ve analiz eden ESET araştırmacısı Martin Smolár şu açıklamayı yaptı: “Windows sürümü, C&C protokolü, kullanılan şifreleme ve genel komut işleme mantığı dâhil olmak üzere Linux sürümünün temel mimarisinin çoğunu korurken gerektiğinde Windows’a özgü mekanizmalarla değiştiriyor ve çekirdek sürücüleri devreye sokarak arka kapının gizliliğini artırıyor. UEFI bootkit’in olası katılımına dair sınırlı ipuçları göz önüne alındığında, herkese grubun faaliyetlerini yakından takip etmelerini tavsiye ediyoruz.”
Yapay Zekanın Gücü Milli Güvenlik Tartışması Başlattı: Mythos Sonrası KA’OS Dönemi!
Doğanay Siber Emniyet Teknolojileri CEO’su Hamza Aytaç Doğanay: “Yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji yatırımı değil, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası. Türkiye’nin kritik sistemlerini koruyacak yeni nesil güvenlik yaklaşımını hayata geçiriyoruz.”
Yapay zeka alanında son dönemde yaşanan güvenlik ve erişim tartışmaları, devletlerin bu teknolojilere bakışını değiştirmeye başladı. ABD hükümetinin Claude Mythos 5’e yönelik erişim kısıtlamaları, yapay zekanın artık milli güvenlik perspektifiyle değerlendirildiğinin en güncel örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bu süreçte Doğanay Siber Emniyet Teknolojileri tarafından geliştirilen KA’OS (Kognitif Artırımlı Ofansif Sistem), yapay zeka destekli siber güvenlik operasyonlarında kullanılmak üzere geliştirilen yeni nesil bir platform olarak öne çıkıyor. Zafiyet keşfi, güvenlik araştırmaları, kontrollü PoC üretimi ve otonom siber güvenlik operasyonları gibi alanlarda Mythos sınıfı sistemlerle benzer kanıtlanmış teknik yeteneklere sahip olan KA’OS, kurumların siber ortamda gerçekten dayanıklı olup olmadıkları ilgili olarak denetlenebilir ve kontrollü bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Doğanay Siber Emniyet Teknolojileri CEO’su Hamza Aytaç Doğanay, yapay zeka destekli siber güvenlik alanında yeni bir dönemin başladığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zeka artık yalnızca analiz yapan bir yardımcı değil, kurumların siber dayanıklılığını artıran aktif bir güvenlik bileşeni haline geldi. Saldıran yapay zeka olunca, savunanın da yapay zeka olması kaçınılmazdı. Siber savaş ortamında AI vs. AI dönemi tam bir kaos şeklinde başladı. Biz de bu dönüşümü yerli ve öz kaynaklarımızla geliştirdiğimiz teknolojilerle desteklemek amacıyla KA’OS’u geliştirdik. ” dedi.
Görünmeyen Saldırılar Çağı Başladı: Siber Güvenlik Dünyası BZsec 2026’da Buluştu
Finans, telekomünikasyon, enerji, üretim ve perakende başta olmak üzere farklı sektörlerden siber güvenlik liderlerini bir kez daha bir araya getiren Güvenlik Zirvesi – BZsec, 17 Haziran Çarşamba günü İstanbul Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirildi. Bilişim Zirvesi Etkinlik tarafından düzenlenen zirvenin en dikkat çekici başlıklarından biri, siber tehdit istihbaratı uzmanı Vitaly Kamluk’un 20 yıl boyunca görünmeden kalan ve kritik fiziksel sistemleri etkileyebilecek kapasiteye sahip olduğunu belirttiği “Fast16” adlı siber silaha ilişkin değerlendirmeleri oldu. Uluslararası siber güvenlik araştırmacısı Costin Raiu ise sunumunda, yapay zekâ ile desteklenen saldırganların geçmişe kıyasla binlerce kat daha büyük bir etki gücüne ulaştığını belirterek uyarıda bulundu. BZ Güvenlik Siber Güvenlik Lideri Ödülleri kapsamında birincilik ödülünün sahibi Hakan Türköner oldu.
Türkiye’nin kurumsal siber güvenlik alanındaki önemli buluşmalarından biri olarak konumlanan Güvenlik Zirvesi – BZsec 2026’da yalnızca bugünün tehditleri değil, güvenliğin geleceğini şekillendirecek teknolojiler ve savunma yaklaşımları da değerlendirildi. Siber güvenlik ekosisteminin önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını buluşturan etkinlikte, yapay zekâ çağında değişen tehdit ortamı, dijital güvenin sürdürülebilirliği ve kurumların yeni güvenlik mimarileri, kapsamlı oturumlarda “Kontrol Kimde?” teması ile masaya yatırıldı.
Siber Savaşların Yeni Dönemi BZsec Sahnesinde
BZsec 2026’nın açılış konuşmasını BThaber Başkan Yardımcısı Neslihan Aksun gerçekleştirdi. Aksun, “Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırıyor. Bulut teknolojileri hız kazandırıyor. Dijitalleşme kurumlara büyük avantajlar sağlıyor. Ama aynı zamanda saldırılar da değişiyor. Artık karşımızda sadece zararlı yazılımlar yok. Karşımızda; yapay zekâ destekli saldırılar, görünmeyen siber casusluk faaliyetleri, kimlik odaklı tehditler, tedarik zinciri riskleri, deepfake teknolojileri ve sessizce ilerleyen yeni nesil saldırılar var. Güvenlik artık yalnızca teknoloji ekiplerinin konusu değil, iş sürekliliğinin, itibarın, müşteri güveninin ve kurumların geleceğinin konusu diyerek, katılımcılara “Kontrol Kimde?” sorusu ile seslendi.
Etkinliğin keynote konuşmacılarından dünyaca ünlü siber tehdit istihbaratı uzmanı Vitaly Kamluk, “Cyber Wars Have Gone Silent: No One Notices Anymore” başlıklı sunumunda , siber savaşların ne kadar görünmez olabileceğini gözler önüne seren bilgiler verdi. Kamluk “Bugüne kadar fiziksel dünyaya etki eden ilk büyük siber silahı 2010 yılında ortaya çıkan Stuxnet olarak biliyorduk. Ancak yaptığımız araştırmalar, Fast16’nın en az beş yıl daha geriye, hatta 2005 yılına uzandığını gösteriyor. Tam 20 yıl boyunca tamamen görünmez kalmayı başaran bu siber silah, siber güvenlik dünyasındaki pek çok kabulü yeniden sorgulamamıza neden oldu. Fast16’yı gerçekten dehşet verici kılan unsur; sistemleri ele geçirmekten ziyade fiziksel simülasyonlarda kullanılan yüksek hassasiyetli matematiksel hesaplamaları gizlice değiştirmesidir. Bu yazılım, deprem dayanıklılık testlerinden uçak güvenlik simülasyonlarına, hidrodinamik modellemelerden kritik altyapı projelerine kadar birçok mühendislik sürecini etkileyebilecek şekilde tasarlanmıştı. Siber tehditlerin yalnızca veri çalmak veya sistemleri devre dışı bırakmakla sınırlı olmadığını, fiziksel dünyada da ciddi sonuçlar doğurabilecek kapasiteye sahip olduğunu gördük.
Bugün ise yapay zekâ çağında yaşıyoruz ve yapay zekâ modellerinin eğitimi de aynı şekilde yüksek hassasiyetli hesaplamalara dayanıyor. Fast16 benzeri bir tehdidin yapay zekâ eğitim süreçlerine sızması halinde, beklenmedik davranışlar sergileyen, kritik karar mekanizmalarında hatalara yol açan modeller ortaya çıkabilir. Böyle bir saldırı, günlük yaşamda kullandığımız sistemler de dahil olmak üzere geniş çaplı ve benzeri görülmemiş zincirleme etkilere neden olabilir. Bu nedenle ‘hesaplama bozulması’ (computation corruption) olarak tanımladığımız tehdit, bugün siber güvenlik alanında en az anlaşılan ve en az araştırılan konulardan biri olmayı sürdürüyor.
C-Suite Gündemi: Tehditler Değişti, Kurumlar Değişebildi mi?
Etkinliğin dikkat çeken bölümlerinden biri olan “C-Suite Gündemi: Tehditler Değişti, Kurumlar Değişebildi mi?” başlıklı ana panelin moderatörlüğünü BThaber Başkanı Murat Göçe üstlendi. Siber saldırıların finans ve enerji sektörü üzerindeki etkilerinin ele alındığı panelin açılışında konuşan Göçe, “Bugün bu zirvede öğrendiğimiz önemli noktalardan biri de Kamluk’un ifade ettiği gibi saldırıların geçmişinin düşündüğümüzden çok daha eskiye dayanması oldu. Stuxnet’i uzun yıllar boyunca 2010’lu yıllarla ilişkilendirdik. Ancak yapılan değerlendirmeler, bu tür tehditlerin kökenlerinin çok daha eskiye uzandığını gösteriyor. Bu durum, saldırıların çok önceden başladığını ancak farkındalığımızın çoğu zaman geriden geldiğini ortaya koyuyor” dedi.
Panelistler arasında yer alan Aydem Enerji CISO’su Nurdan Demirci, “Enerji dağıtımı ve yönetimi gibi süreçlerde meydana gelecek siber saldırı kaynaklı kesintiler bizim en büyük korkulu rüyamız; çünkü enerji durursa tüm hayati süreçler durur diyerek konunun önemine dikkat çekti. Çağın gerisinde kalmamak için IT ile OT sistemlerini birbirine yaklaştırmak, yapay zekanın yetkinliklerinden ve veri analitiğinden faydalanmak zorundayız diyen Demirci, ancak bu entegrasyon atak yüzeyini inanılmaz şekilde değiştiriyor. Eskiden arkasında sakladığımız o dokunulmaz SCADA sistemlerimiz, sahadaki binlerce akıllı sayaç, trafo merkezi ve üretim noktalarımız ulaşılabilir hale geliyor. IT dünyasından ufak bir tıkla başlayan bir atağın nerelere kadar sızabileceğinin ucu bucağı yok” dedi.
Diğer panelist Alternatif Bank CISO’su Özer Gülce ise konuşmasında şunları aktardı: “Finans sektöründe de süreklilik, sürdürülebilirlik, operasyonel devamlılığın esası kurumsal hafıza. Kurumsal hafızadan kastım, sistemlerin, süreçlerin sizsiz de devam edebilme yetkinliği. Bunu oturtabilmenin yolu da biz bilgi güvenliği yöneticilerine düşüyor, çünkü yönetişimi çok iyi bilmeniz lazım. Bu bir orkestra ve biz hesap veren makamız. Ayrıca kod kalitesi çok kritik bir nokta. Hem bana atak yüzeyi yaratıyor hem de katman olarak birtakım riski uygulama katmanında tutuyor” dedi.
Yapay zeka ile yetenekli saldırganların birleşimi, geçmişin binlerce kat daha fazlasını başarıyor
Uluslararası siber güvenlik dünyasının önde gelen araştırmacıları arasında gösterilen Costin Raiu ise “The Evolution of Cyber Espionage – From Stuxnet to AI-Powered Threats” başlıklı sunumunda siber casusluğun dönüşümünü ve yapay zekâ destekli tehditlerin geleceğini ele aldı. Raiu, geçmiş dönemdeki bazı olayları aktararak, tespitlerini aktardı: “Geçmişteki olaylardan çok şey öğrenebileceğimizi ve bunları karşılaştığımız yeni saldırılara uygulayabileceğimizi düşünüyorum. Özellikle eski saldırılara bakmak—ben buna ‘siber dinozor iskeletleri bulma sanatı’ diyorum—gelecekte savunmamızı nasıl uyarlamamız gerektiğini anlamamızı sağlıyor. Ancak ortak koda dayalı bu ilişkilendirme bazen başarısız da olabilir. Örneğin Olympic Destroyer saldırısında, zararlı yazılımın aynı koda sahip olduğunu, ancak saldırganın aynı kişi olmadığı vakalar gördük. Siber güvenliğin geleceğine doğrudan bakarsak, bence yapay zekanın (AI) kalıcı olduğu ortada. Gelecekte her şey yapay zeka olacak. Birkaç yıl içinde muhtemelen ben burada olmayacağım, size tüm bunları sunan bir yapay zeka olacak. Tehdit aktörlerinin siber saldırılarında yapay zekayı zaten kullandıklarını anlamamız gerekiyor. Yapay zeka ile yetenekli saldırganların birleşiminin artık geçmişte mümkün olandan binlerce kat daha fazlasını başarabildiğini gördüm. Hepsini bir araya getirdiğinizde, size hiçbir insan tarafından eşleştirilemeyecek bir güç çarpanı sağlar” şeklinde ifade etti.
Kaspersky Kıdemli Satış Öncesi Yöneticisi Fırat Aslantaş ise “Tehdit İstihbaratı ve Etkin Servisler ile Modern Siber Güvenlik Yaklaşımı” sunumunda; “Biz istihbarata iki farklı bakış açısıyla bakıyoruz. Bir tanesi, insan tarafından anlamlandırılan ve okunabilir olan tehditler; diğer tarafta da aslında tam anlamıyla çıkan tehdit modellemesini bir güvenlik yaklaşımıyla, güvenlik ürünlerine entegre edebileceğimiz, aynı zamanda da yanıt verebileceğimiz senaryolar. Tehdit datalarını, tüm güvenlik servisleriyle, entegre edilebilir duruma getirdik” dedi.
Trendyol Kıdemli Güvenlik Mühendisi Alican Kiraz “Deepfake ve Sentetik Kimliklere Karşı Yeni Nesil Savunma” başlıklı sunumunda, yapay zekâ destekli kimlik tehditlerine karşı geliştirilen yeni savunma yöntemlerini katılımcılarla paylaştı. Zirvenin dikkat çeken diğer bir konusu ise SOC oldu. ADEO Siber Güvenlik Küresel Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Halil Öztürkci “SOC’tan AI SOC’a: Güvenlik Operasyonlarında Yeni Çağ” başlıklı sunumunda; güvenlik operasyon merkezlerinin yapay zekâ ile birlikte geçirdiği dönüşümü ele aldı.
“Saldırı Ne Zaman Başlar? Kurumlar Ne Zaman Fark Eder?” başlıklı konuşmasında siber tehditlerin hızına dikkat çeken Bilgi Birikim Sistemleri Bilgi Güvenliği İş Geliştirme Müdürü Engin Şeref, “Saldırganlar yeni açıklanan bir güvenlik açığını 24 saat içinde kendileri için kullanılabilir hale getirebiliyor. Zararlı yazılımların ise ortalama 29 dakika içinde dolaşıma giriyor. Buna karşılık güvenlik ekiplerinin bir açığı yamaması ortalama 102 gün sürüyor. Saldırganlar bu zaman farkını kurum ortamlarına sızmak ve sistemleri ciddi şekilde etkilemek için kullanıyor” şeklinde ifade etti.
“Görünmeyen Saldırılar Çağı: Sistem Değil, Algı Hack’leniyor” başlıklı oturumda Siber Güvenlik Otoritesi Gökhan Say, yeni nesil manipülasyon teknikleri, dijital algı operasyonları ve yapay zekâ çağında değişen saldırı yüzeylerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Oturumda ayrıca Fuzul Holding CISO’su Deniz Akay ile Yapı Kredi Teknoloji CISO’su Ümit Malkoç da kurumların karşı karşıya olduğu yeni nesil tehditler ve değişen güvenlik yaklaşımlarına ilişkin görüşlerini katılımcılarla paylaştı.
Zirve programında ayrıca; Hayat Holding CISO’su Uğur Murathan Gemicioğlu, “Fabrikadan Buluta: Güvenlik Aynı mı, Yoksa Risk Farklı mı?” başlıklı sunumunda farklı teknoloji altyapılarındaki güvenlik yaklaşımlarını ele aldı. Burgan Bank CISO’su Turan Mola, finans sektörünün karşı karşıya olduğu yeni riskleri “Finansal Yapıda Gerçek Risk: Görünen Tehditler mi, Görünmeyen Açıklar mı?” başlıklı konuşmasında değerlendirdi. Kron Teknoloji CPO’su Mehmet Ilgaz, “AI Ajanları Çağında Telemetri Yönetimi” başlıklı konuşmasında, yeni nesil güvenlik mimarilerinde telemetri yönetiminin önemine dikkat çekti. OYAK Dijital CISO’su Nusret Karakaya, dağıtık yapılarda güvenliğin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşırken, ASEE/Payten CISO’su İsmail Orhan, “Post-Quantum Döneme Hazırlık: Kriptografide Büyük Dönüşüm” başlıklı sunumunda post-kuantum dönemde kriptografinin geçireceği dönüşümü ele aldı. DNSSense Satış Direktörü Emre Özdemir, görünmeyen ağ trafiğinin oluşturduğu riskleri aktarırken, İhlas Holding CISO’su Öner Ziya Baş ise tedarik zinciri güvenliğinin yeni dönemde geçirdiği dönüşüme dikkat çekti.
“E-posta’dan Cloud’a: Modern Saldırı Zincirinde Görünmeyeni Görünür Kılmak” başlıklı sunumunda Barracuda Türkiye ve Azerbaycan Ülke Müdürü İlknur Çifçibaşı, modern saldırı zincirindeki görünmeyen riskleri değerlendirirken, “Saldırganlar Sistemi Değil, Davranışları Hedefliyor” başlıklı konuşmasını yapan Proofpoint Bölge Müşteri Yöneticisi Cumhur Kızıları, insan odaklı tehditlere ilişkin görüşlerini paylaştı. Siemens Proje Mühendisi Yavuz Köse ise OT Security alanındaki güncel gelişmeleri katılımcılarla paylaştı.
Etkinliğin dikkat çeken bölümlerinden biri olan “Agentic AI Çağında Yeni Saldırı Yüzeyi: Context’i Kim Kontrol Ediyor?” başlıklı mini sohbet bölümünde Siber Güvenlik Stratejisti Burak Bozkurtlar ile MasterLabs Kurucu & CTO’su Kerem Çeliker, yapay zekâ ajanlarının oluşturduğu yeni saldırı yüzeylerini ve bağlam güvenliğinin geleceğini değerlendirdi.
Security Ödülleri Sahiplerini Buldu
BZsec 2026’nın kapanışında düzenlenen Security Ödülleri Töreni’nde siber güvenlik alanında hayata geçirilen başarılı çalışmalar ve projeler ödüllendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda birincilik ödülünün sahibi Hakan Türköner olurken, ikincilik ödülü Fatih Çelik’in oldu. Bahadır Gökhan Sarıkoz ve Cihan Subaşı ise üçüncülük ödülünün sahipleri oldu.
Isıtma Sistemlerinde Yaz Bakımı Yüzde 20’lik Verim Kaybını Önlüyor
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok işletmede devre dışı bırakılan elektrikli ve gaz yakıtlı radyant ısıtıcılar, bakım için en uygun döneme giriyor. Kış boyunca endüstriyel tesislerden otellere, kafe ve restoranlardan ticari işletmelere kadar birçok alanda yoğun şekilde kullanılan bu sistemlerde yaz döneminde gerçekleştirilen periyodik bakım; enerji verimliliğinin korunmasına, olası arızaların önceden tespit edilmesine ve güvenli kullanımın sürdürülmesine katkı sağlıyor.
Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman ÜNLÜ, düzenli bakım yapılmayan sistemlerde verim kayıplarının yüzde 20 seviyelerine ulaşabildiğini belirterek, işletmelere yaz aylarını bakım fırsatı olarak değerlendirmeleri çağrısında bulundu.
Kış aylarında başta endüstriyel tesisler, oteller, kafe ve restoranlar olmak üzere birçok işletmede konforlu ısınmanın yükünü taşıyan elektrikli ve gaz yakıtlı radyant ısıtıcılar, yaz aylarının gelmesiyle birlikte çoğu zaman unutuluyor. Ancak uzmanlar, bu dönemin bakım için en doğru zaman olduğuna dikkat çekiyor.
“Sezon boyunca yoğun bir şekilde çalışan ısıtma sistemlerde biriken toz ve kir, yüzde 20’lere varan verim kaybına yol açabiliyor” diyen Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman ÜNLÜ, düzenli bakımın önemine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Kadir Has Üniversitesi Lise Öğrencilerini Yapay Zekâ ile Geleceğe Hazırlıyor
Kadir Has Üniversitesi, lise öğrencilerini yapay zekâ teknolojilerini yalnızca kullanan değil, anlayan ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirmeyi hedefleyen Yapay Zekâ Lise Yaz Okulu programıyla geleceğin dünyasına hazırlıyor.
Yapay zekâ teknolojileri iş dünyasından eğitime, hukuktan iletişime kadar hayatın pek çok alanında dönüşüm yaratırken, gençlerin bu değişimi yalnızca takip etmesi yeterli olmuyor. Geleceğin dünyasını şekillendirecek teknolojileri anlayan, sorgulayan ve bilinçli şekilde kullanabilen bireyler yetiştirmeyi hedefleyen Kadir Has Üniversitesi, lise öğrencilerine özel olarak hazırladığı Yapay Zekâ Lise Yaz Okulu programını hayata geçiriyor.
6–10 Temmuz 2026 tarihleri arasında Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’nde gerçekleştirilecek program, yapay zekâyı yalnızca teknik ve yazılımsal boyutlarıyla ele almakla kalmıyor; teknolojinin hukuk, etik, tasarım, pazarlama ve iletişim gibi farklı disiplinlerle olan ilişkisini de kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
Yapay zekâya disiplinler arası bakış
Bir hafta sürecek eğitim programı boyunca öğrenciler, yapay zekâ teknolojilerinin günümüzde ve gelecekte farklı sektörlerde nasıl kullanıldığını uzman akademisyenlerden dinleme fırsatı bulacak. Program, yapay zekâyı yalnızca kodlama ve teknik boyutlarıyla ele almakla kalmayıp; hukuk, etik, tasarım, pazarlama ve iletişim gibi farklı disiplinlerle olan güçlü bağını da kapsamlı şekilde aktaracak. Katılımcılar, yapay zekânın toplumsal etkilerini, sunduğu fırsatları ve beraberinde getirdiği sorumlulukları çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirme imkânı elde edecek.
Kampüs hayatını deneyimleme fırsatı
Yapay Zekâ Lise Yaz Okulu katılımcıları, eğitimlerin yanı sıra üniversite ortamını yakından tanıma ve kampüs yaşamını deneyimleme fırsatı da elde edecek. Akademisyenlerle bir araya gelerek ortak çalışmalar yürütecek öğrenciler, program sonunda Kadir Has Üniversitesi Katılım Sertifikası almaya hak kazanacak.
Geleceğin teknolojilerini bugünden anlamak ve yapay zekâ çağının sunduğu fırsatları keşfetmek isteyen lise öğrencilerine yönelik programın kontenjanı sınırlı tutuluyor.
Jetlid’e Dijital Ticaret Kategorisinde Uluslararası Ödül
Dijital ticaret dünyasına getirdiği yenilikçi bakış açısıyla dikkat çeken Jetlid, başarılarını ulusal çapta bir ödülle taçlandırdı. Bu yıl 8.’si düzenlenen Uluslararası Marka ve Vizyon Ödülleri’nde “Yılın Başarılı ve Güvenilir Platformu” ödülüne layık görüldü.
Ünlü model ve sunucu Demet Şener’in sunumuyla gerçekleşen görkemli ödül töreninde, iş ve sanat dünyasından pek çok önemli isim bir araya geldi. Sürdürülebilir iş modeli ve güven odaklı büyüme stratejisiyle sektörde yer edinen Jetlid, dijital ticaret ekosistemine sunduğu katkılarla törende ön plana çıkan markalar arasında yer aldı.
“Bu Ödül, Ortak Bir Emeğin ve Güvenin Yansımasıdır”
Ödülü Demet Şener’in sunumuyla sahnede teslim alan Jetlid Genel Müdürü Merve Özmen, tören sonrası yaptığı açıklamalarda elde edilen bu başarının arkasında güçlü bir ekosistem ve doğru strateji olduğunu vurguladı.
Anadolu Pet Grup, Üretim Hattına Yaptığı Yatırımla Üretim Kapasitesini 3,5 Kat Artırdı
Pandemi sonrası hızla büyüyen Türkiye evcil hayvan beslenmesi sektörü, yerli üretimde ulaştığı kalite standartları ve ihracat gücüyle dikkat çekiyor. Avrupa standartlarında üretim yapan tesisler sayesinde evcil hayvan sahipleri artık yüksek kaliteli, bilimsel formüllerle geliştirilen yerli mama alternatiflerinden faydalanabiliyor. Anadolu Pet Grup çatısı altında yer alan Effeffe Pet Türkiye de bu dönüşümün önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Şirket, üretim hattına yaptığı yatırımla yıllık üretim kapasitesini 3,5 kat artırdı.
Pandemi sonrası dönemde evcil hayvan sahipliğinin artması, evcil hayvan beslenmesi sektöründe de önemli bir dönüşümü beraberinde getirdi. Türkiye, yüksek kalite standartlarında üretim yapan tesisleri, gelişen Ar-Ge altyapısı ve artan ihracat gücüyle dikkat çekiyor. Uzmanlara göre Türkiye evcil hayvan beslenmesi pazarı son yıllarda istikrarlı bir büyüme gösterirken, tüketicilerin beklentileri de değişiyor.
Güncel pazar araştırmalarına göre, 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde evcil hayvan sektörünün toplam pazar büyüklüğü 243,5 milyar dolara ulaştı. Sektördeki büyüme özellikle son 5 yılda ciddi bir ivme kazandı. Türkiye’de evcil hayvan beslenmesi ve bakım ürünlerine yönelik talep ise son yıllarda güçlü bir büyüme sergiliyor. Sektör verilerine göre Türkiye pet pazarı 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 70 milyar TL büyüklüğe ulaşırken, bir önceki yıla göre yüzde 70 oranında ciro büyümesi kaydetti. Önümüzdeki dönemde de büyümenin sürmesi bekleniyor.
Evcil hayvanlarını ailelerinin bir ferdi olarak gören yeni nesil tüketiciler ise; içerik kalitesi, üretim güvenliği ve bilimsel formülasyon gibi kriterlere daha fazla önem veriyor. Yerli üretim mamalar artık yalnızca erişilebilirlik avantajı sunmakla kalmıyor; yüksek kaliteli hammaddeler, gelişmiş üretim teknolojileri ve bilimsel Ar-Ge çalışmalarıyla da öne çıkıyor.
YENİ RENAULT MEGANE E-TECH ELEKTRİKLİ, ETKİLEYİCİ TASARIM, DİNAMİZM VE TEKNOLOJİ
Megane E-Tech Elektrikli, sportif ve modern yeni ön cephesi, etkileyici donanımı ve otuzdan fazla sürüş destek sistemiyle yeniden sahneye çıkıyor.
Techno ve Esprit Alpine versiyonlarıyla kullanıcılarıyla buluşacak olan Yeni Megane E-Tech Elektrikli, 500 kilometreye varan WLTP menzili, 220 hp motor gücü ve dört kademeli rejeneratif fren sistemiyle dinamik bir sürüş olanağı tanıyor.
Yeni Megane E-Tech Elektrikli’nin bataryası, yaklaşık 24 dakikada %15’ten %80’e şarj oluyor.
Yeni Renault Megane E-Tech Elektrikli, 2026 yılının son çeyreğinde Türkiye’de satışa sunulacak.
Renault Megane E-Tech Elektrikli, 2022 yılında yeni nesil elektrikli araçların ilk temsilcisi olarak tasarım, teknoloji ve sürüş deneyimi açısından daha fazla değer yaratmak amacıyla yollara çıktı. Özgün ve dikkat çekici tasarımı, sağladığı sürüş keyfi ve gelişmiş elektrikli güç aktarma sistemiyle Megane E-Tech Elektrikli, elektrikli mobilitenin önemli modelleri arasında yer almayı başardı.
Hızla değişen ve son derece rekabetçi olan kompakt elektrikli araç pazarında Renault, Megane E-Tech Elektrikli’ye dört temel alanda yaptığı iyileştirmelerle rekabet avantajı sağlıyor: Daha dinamik tasarım, elektrikli mobilite alanında gelişmiş bilgi-birikimi, arttırılmış kullanıcı dostu teknoloji, tüm donanım seviyelerinde cömertçe geliştirilen yalın bir ürün yelpazesi. Megane E-Tech Elektrikli, bu geliştirmeleriyle kompakt elektrikli araç segmentindeki konumunu sağlamlaştırmayı hedefliyor. Yeni Megane E-Tech Elektrikli, 2026 yılının son çeyreğinde Türkiye’de de satışa sunulacak.
Vakıf Katılım’a Brandverse Awards’tan Gümüş Ödül
Vakıf Katılım, kültürel mirası kayıt altına aldığı Vakıf Eserleri Envanter Projesi’yle Brandverse Awards 2026’nın “Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik / Kültür ve Sanat Projeleri” kategorisinde gümüş ödüle layık görüldü.
Vakıf Katılım, Türkiye’nin kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla hayata geçirdiği Vakıf Eserleri Envanter Projesi’yle Brandverse Awards 2026’nın “Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik / Kültür ve Sanat Projeleri” kategorisinde gümüş ödül aldı.
Akademisyenler, sanat tarihçileri ve uzman ekiplerin katkılarıyla yürütülen çalışmalar kapsamında farklı şehirlerdeki vakıf eserleri; Türkçe ve İngilizce metinlerle kayıt altına alınırken detaylı saha araştırmaları, kapsamlı görsel kayıtlar ve akademik içeriklerle envanter hâline getiriliyor.
İkinci El Araç Pazarı 5 Ayda 3,5 Milyona Ulaştı
2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, “Yılın ilk beş aylık sonuçlarına baktığımızda pazarın genel hacmini büyük ölçüde koruduğunu görüyoruz. 3,5 milyon adedin üzerinde gerçekleşen satışlar, ikinci el otomobilin Türkiye’de hâlâ en erişilebilir mobilite çözümü olmaya devam ettiğini açıkça ortaya koyuyor.” dedi.
İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, yılın ilk 5 aylık bölümünde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,75 gerileyerek 3.544.195 adet seviyesinde gerçekleşti. Yılın ilk beş aylık performansına bakıldığında pazarın genel hacmini büyük ölçüde koruduğu görüldü. 2026 yılı Mayıs ayı özelinde ise geçen yılın mayıs ayına kıyasla satışlar yüzde 22,26 azalarak 623.561 adet seviyesinde gerçekleşti.
Türkiye’de ikinci el araç pazarına yenilikçi bir yaklaşım kazandıran 2PLAN’ın İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, Mayıs ayı verilerini değerlendirerek pazarın mevcut dinamiklerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
“Pazar rakamlarının arkasındaki değişimi doğru okumak gerekiyor”
Mayıs ayında yaşanan daralmanın tek bir nedenle açıklanamayacağını belirten Orhan Ülgür, ekonomik koşulların yanı sıra tüketici davranışlarındaki değişimin de pazarı etkilediğini söyledi.
Pazar rakamlarının arkasındaki değişimin doğru okunması gerektiğini dile getiren Ülgür, “Mayıs ayında pazarda yaşanan gerilemeyi sadece aylık satış rakamları üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Yüksek faiz ortamı, krediye erişimde yaşanan zorluklar, tüketicilerin harcamalarında daha seçici davranmaya başlaması ve sıfır araç tarafında devam eden kampanyalar ikinci el pazarındaki hareketliliği etkileyen temel unsurlar oldu. Bunun yanında Kurban Bayramı öncesi oluşan takvim etkisi de satış performansında belirleyici rol oynadı. Ancak yılın ilk beş aylık sonuçlarına baktığımızda pazarın genel hacmini büyük ölçüde koruduğunu görüyoruz. 3,5 milyon adedin üzerinde gerçekleşen satışlar, ikinci el otomobilin Türkiye’de hâlâ en erişilebilir mobilite çözümü olmaya devam ettiğini açıkça ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.
“Tüketici davranışları değişiyor”
Son dönemde tüketici tercihlerinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Ülgür, özellikle ekonomik gerçeklerin satın alma alışkanlıklarını yeniden şekillendirdiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bugün tüketiciler otomobil ihtiyacını tamamen ertelemek yerine bütçelerine uygun çözümler üretmeye çalışıyor. Bu nedenle özellikle ileri yaş grubundaki araçlara olan talebin arttığını görüyoruz. Türkiye’deki araç parkının yaşlanması da bu eğilimi destekliyor. İkinci el araçlar geniş kitleler için ulaşılabilir mobilite ihtiyacını karşılamaya devam ederken, tüketiciler satın alma kararlarında her zamankinden daha dikkatli davranıyor.
Diğer taraftan finansman tarafında da önemli bir değişim yaşanıyor. Geleneksel taşıt kredilerinin kullanım oranları geçmiş dönemlere göre oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Tüketiciler daha fazla peşinat kullanıyor, alternatif finansman modellerine yöneliyor veya satın alma kararlarını bütçe planlamalarına göre şekillendiriyor. Bu durum finansman çözümlerinin önümüzdeki dönemde sektör açısından daha kritik hale geleceğini gösteriyor.”
“Artık sadece araç değil, güven satın alınıyor”
İkinci el pazarındaki dönüşümün yalnızca satış adetleriyle sınırlı olmadığını ifade eden Ülgür, tüketicinin beklentilerinin de değiştiğini belirtti.
Ülgür, “Geçmişte fiyat odaklı ilerleyen satın alma kararları bugün güven, şeffaflık ve satış sonrası hizmet unsurlarıyla şekilleniyor. Özellikle ileri yaş grubundaki araçların payının arttığı bir ortamda ekspertiz süreçleri, araç geçmişi bilgileri ve kurumsal güvence mekanizmaları çok daha fazla önem kazanıyor. Tüketici artık yalnızca uygun fiyatlı bir araç aramıyor. Satın aldığı aracın geçmişini bilmek, ekspertiz raporuna güvenmek ve ihtiyaç duyduğunda karşısında kurumsal bir muhatap bulmak istiyor. Başka bir ifadeyle tüketici artık sadece fiyat değil, güven satın alıyor.” dedi.
“İkinci el pazarı yapısal dönüşümünü sürdürüyor”
İkinci el otomotiv sektörünün yalnızca hacimsel değil, yapısal bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirten Ülgür, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerine yönelik şu değerlendirmede bulundu:
“İkinci el otomotiv sektörü bugün sadece satış adetleriyle değil, hizmet kalitesi, dijitalleşme, müşteri deneyimi ve finansman çözümleri açısından da önemli bir dönüşüm süreci yaşıyor. Ekspertiz standartları, araç geçmişi verileri, dijital satış süreçleri ve satış sonrası hizmetler sektörün geleceğini şekillendiren temel unsurlar arasında yer alıyor.
Yılın ikinci yarısında talebin yeniden dengelenmesini ve pazarın genel olarak istikrarlı görünümünü korumasını bekliyoruz. Özellikle güven, şeffaflık ve müşteri deneyimi sunabilen kurumsal oyuncuların önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Fiyat tarafında ise enflasyona paralel, sınırlı ve kontrollü bir artış öngörüyoruz. Mevcut fiyat seviyeleri, araç sahibi olmak isteyen tüketiciler açısından önemli fırsatlar sunmaya devam ediyor.”
Dardanel, Türkiye’nin En Değerli ve En Güçlü Markaları Arasında
Dünyanın önde gelen bağımsız marka değerlendirme kuruluşlarından Brand Finance tarafından yayımlanan “Türkiye’nin En Güçlü ve En Değerli Markaları – Türkiye 125” araştırmasında Dardanel, 106. sırada yer aldı.
Köklü geçmişi, yüksek kalite standartları ve tüketici nezdindeki güvenilirliğiyle Dardanel, Türkiye’nin en çok tercih edilen markaları arasında yer alıyor. 42 yıldır sürdürdüğü kalite anlayışıyla büyüyen Dardanel; marka güveni, müşteri memnuniyeti ve sektöründeki öncü konumuyla Türkiye’nin en değerli markaları arasındaki güçlü varlığını bir kez daha ortaya koydu.
Tüketicilerin hayatında yer edinmiş marka kimliğiyle, sağlıklı, lezzetli ve pratik gıda ürünlerine yönelik beklentilere yenilikçi çözümler sunan Dardanel, geniş dağıtım ağı sayesinde farklı ihtiyaçlara ve tüketim anlarına uygun seçenekleriyle günlük yaşamın lezzetleri arasında yer alıyor.
İnovasyon stratejisi, yeni fabrika yatırımları ve ileri üretim teknolojileriyle üretim kabiliyetini sürekli geliştiren Dardanel, yüksek kalite standartları doğrultusunda ürünlerini tüketicileriyle buluşturmaya devam ediyor.
Kaspersky, Steam Kullanıcılarını Hedef Alan Zararlı Yazılım Kampanyasını Ortaya Çıkardı
Saldırganlar, zararlı yazılımları masaüstü duvar kâğıdı gibi göstererek Steam Workshop üzerinden dağıtıyor; bu da kullanıcı hesaplarının ele geçirilmesine ve ek kötü amaçlı yazılımların yüklenmesine yol açıyor.
Kaspersky araştırmacıları, Steam Workshop’u ve hareketli masaüstü duvar kâğıtları oluşturup paylaşmak için yaygın olarak kullanılan Wallpaper Engine uygulamasını kötüye kullanan aktif bir zararlı yazılım dağıtım kampanyasını ortaya çıkardı. Uzmanlar, halihazırda binlerce kez indirilmiş birden fazla enfekte duvar kağıdı paketi tespit etti. Kampanya öncelikli olarak Çin ve Rusya’daki Steam kullanıcılarını hedef alırken, Singapur, Hong Kong, Almanya, Vietnam, Hindistan ve Kanada’da da mağdurlar tespit edildi. Saldırganların temel amacının oyuncu hesaplarını ele geçirmek ve sistemlere ek zararlı yazılımlar yüklemek olduğu belirtildi.
Steam Workshop, kullanıcıların modlar, özel haritalar, oyun içi öğeler ve duvar kâğıtları gibi topluluk tarafından oluşturulan içerikleri kolayca bulmasına, yüklemesine ve yönetmesine olanak tanıyan yerleşik bir Steam özelliği olarak hizmet veriyor. Wallpaper Engine uygulaması ise videolar, etkileşimli sahneler, web sayfaları ve doğrudan uygulamalar dahil olmak üzere çeşitli duvar kağıdı formatlarını destekliyor.
Uygulama tabanlı duvar kağıdı özelliği, çalıştırılabilir programların doğrudan kullanıcının Windows bilgisayarında çalışmasına olanak tanıyor; saldırganlar da bu açıklıktan faydalanarak meşru içerik süsü verdikleri kötü amaçlı yazılımları yayıyor. Kaspersky, Steam Workshopüzerinden erişilebilen onlarca enfekte duvar kağıdı paketi saptadı. Bu paketlerin birçoğunun binlerce, hatta on binlerce kez indirildiği belirlendi.
Türkiye’de 240 bini aşkın distribütöre ulaşan TIENS, New York’ta merkez ofis açtı
Türkiye’de 240 bini aşkın distribütöre ulaşan küresel iyi yaşam markası TIENS, Kuzey Amerika yapılanmasını güçlendirmek amacıyla New York’ta yeni merkez ofisini hayata geçirdi. Sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren şirket, 224 ülke ve bölgede 57 milyondan fazla üyesiyle faaliyetlerini sürdürürken, ABD pazarını uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor.
1991 yılında Çin’in Tianjin kentinde kurulan TIENS, takviye edici gıdalardan kişisel bakım ürünlerine, sağlıklı yaşam çözümlerinden eğitim ve girişimcilik programlarına uzanan geniş bir ekosistemle faaliyet gösteriyor. Sağlık ve wellness alanında bütünsel bir yaklaşım benimseyen şirket, doğrudan satış modeliyle iyi yaşam anlayışını daha fazla kişiyle buluşturmayı hedefliyor. 2001 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren TIENS, 2017 yılında büyüme stratejisini Türkiye’nin tüm şehirlerine yayarak ülke genelindeki yapılanmasını güçlendiriyor. Küresel deneyimini yerel pazarlara taşıyan şirket, bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve sürdürülebilir başarı fırsatları sunmayı hedefliyor.
Yeni rotası Kuzey Amerika
TIENS’in 2026 yılında attığı en önemli adımlardan biri, New York’ta merkez ofisini hayata geçirmek oldu. Şirket, sağlık ve wellness sektöründe dünyanın en gelişmiş pazarlarından biri olan Amerika Birleşik Devletleri’ni uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak görüyor. 2026 itibarıyla faaliyete geçen merkez ofis ile Kuzey Amerika pazarındaki varlığını güçlendiren TIENS, ilk etapta takviye edici gıda, kişisel bakım ve wellness kategorilerinde faaliyet göstermeyi planlıyor.
TIENS Kurucusu Li Jinyuan, New York açılımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “TIENS’i kurarken hedefimiz, sağlıklı yaşam anlayışını daha fazla insanla buluştururken bireylerin gelişimine katkı sağlayan küresel bir ekosistem oluşturmaktı. New York’ta attığımız bu adım, yalnızca yeni bir pazara giriş değil; sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarındaki uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir yansımasıdır. Farklı kültürler arasında köprüler kurarak daha fazla insana ulaşmaya ve yaşam kalitesini desteklemeye devam edeceğiz.”
TIENS, Türkiye’deki distribütörlerini küresel deneyimlerle buluşturuyor
Türkiye, TIENS’in küresel yapılanması içerisinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, Eylül ayında Türkiye’den yaklaşık 300 kişinin katılımıyla Çin’e geniş kapsamlı bir ziyaret programı düzenlemeyi planlıyor. Program kapsamında katılımcılar, TIENS Uluslararası Sağlık Endüstri Parkı’nı ziyaret ederek şirketin küresel operasyonlarını yakından tanıma fırsatı bulacak. Aynı zamanda ziyaretin, Türkiye ile Çin arasında iş dünyası ve kültürel etkileşimin güçlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Küresel büyümesini yeni pazarlara açılarak sürdüren TIENS, 2026 yılında hayata geçirdiği stratejik adımlarla sağlık ve wellness alanındaki uluslararası konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor.
Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Küresel Ölçekte Çifte Başarı
Etki odaklı sürdürülebilirlik anlayışını sosyal sorumluluk projelerine de yansıtan İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (ISG), iki prestijli ödüle layık görüldü. Dünya Havacılıkta Kadınlar Enstitüsü (iWOAW) tarafından düzenlenen “2026 Havacılıkta Kadınlar Haftası Etkinliği” kapsamında ISG “Haftanın İçerik Üreticisi” ödülünün sahibi oldu. Türkiye’nin prestijli pazarlama ve iletişim ödüllerinden Brandverse Awards’da ise Veri Analitiği kategorisinde Havalimanları sıralamasında gümüş ödül alan ISG, sınır ötesine ulaşan başarısını iki farklı alanda taçlandırdı.
Avrupa’nın en hızlı büyüyen havalimanı unvanını elinde tutan İstanbul Sabiha Gökçen (ISG), kazandığı iki prestijli ödülle havacılık ekosistemindeki gücünü bir kez daha ortaya koydu. Kadın çalışanların havacılık sektöründeki rolünü görünür kılmak amacıyla hayata geçirilen “Havacılıkta Sınır Tanımayan Kadınlar” belgesel projesiyle ses getiren ISG, kapsayıcı iletişim anlayışı ve yaratıcı marka yaklaşımıyla uluslararası ve ulusal arenada iki önemli ödülün sahibi oldu.
Havacılıkta Kadınlar Haftası’na damga vuran ödül!
Sabiha Gökçen Havalimanı, havacılığın farklı alanlarında görev yapan kadın profesyonellerin ilham veren öykülerini ekranlara taşıdığı “Havacılıkta Sınır Tanımayan Kadınlar” projesi ile Kanada merkezli Dünya Havacılıkta Kadınlar Enstitüsü (iWOAW) tarafından verilen “Haftanın İçerik Üreticisi” ödülüne hak kazandı. ISG aldığı bu ödülle “2026 Havacılıkta Kadınlar Haftası Etkinliği” ne damga vurdu. Her yıl dünyanın farklı ülkelerinde, havacılık ekosisteminde kadın temsilinin artırılması, genç nesillerin sektöre teşvik edilmesi amacıyla düzenlenen ve Havacılıkta Kadınlar Haftası kapsamında verilen ödüllerle sektörün gelişimine ve dönüşümüne katkı sunan kurumlar onurlandırılıyor.
Türkiye ve Avrupa havacılığındaki dönüşümün önemli aktörlerinden olan ISG, bu ödülle yalnızca içerik üretimindeki başarısını değil, aynı zamanda havacılıkta kapsayıcı, erişilebilir ve ilham veren yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. Türkiye’nin dünyaya açılan kapılarından biri olan ISG, havacılığı yalnızca bir yolculuk deneyimi olarak değil, aynı zamanda gelecek nesillere ilham veren bir alan olarak ele alıyor.
ISG, Brandverse Awards’da gümüş ödülün sahibi oldu
Pazarlama, iletişim, dijital deneyim, yaratıcılık ve marka performansını çok boyutlu kriterlerle değerlendiren Brandverse Awards’da ISG, gümüş ödüle layık görüldü. Marketing Türkiye&BoomSonar iş birliğiyle gerçekleştirilen Brandverse Awards’da; kozmetikten otomotive, havacılıktan perakende sektörüne kadar birçok kategoride ödüller sahiplerini bulurken, Veri Analitiği Bölümü’nün Havalimanları kategorisinde ödül alan markası ISG oldu. ISG’nin ödüle layık görülen tasarım yaklaşımı, kurumun çağdaş marka dili, güçlü görsel anlatımı ve kullanıcı odaklı iletişim anlayışının bir sonucu olarak değerlendirilirken, kurumsal iletişim ekibi, sivil havacılığın sınır ötesi yönüne dikkat çekti. Havalimanı deneyiminin yalnızca fiziksel alanlarla sınırlı olmadığının altını çizen ekip, ISG’nin iletişim stratejisinde üretmeye, ilham vermeye ve kalıcı değer oluşturmaya odaklandığını ifade etti. Sektörde 25. yılını geride bırakan ISG, dijital ve basılı mecralar, sosyal medya kanalları ve terminal içi iletişim alanlarında yürüttüğü bütüncül çalışmalarla marka gücünü her geçen gün daha geniş kitlelere ulaştırıyor.
Havacılık sektöründe kadınların görünürlüğünü artırmayı amaçlayan uluslararası bir platformdan gelen takdir ile Türkiye’nin en saygın pazarlama ve yaratıcılık ödüllerinden birinde elde edilen başarı, ISG’nin kurumsal dönüşüm vizyonunun farklı alanlardaki güçlü yansımaları olarak öne çıkıyor.
Yeni bölümleriyle izleyiciyle buluşmaya devam eden “Havacılıkta Sınır Tanımayan Kadınlar” projesi de bu vizyonun önemli örneklerinden biri olarak geniş kitlelerde etki yaratmayı sürdürüyor.
Yaş meyve sebzede üretim yüzde 50 artarken ihracat yüzde 175’in üzerinde büyüdü
Türk yaş meyve sebze sektörü, son 22 yılda üretim gücünü ihracata dönüştürerek önemli bir başarı hikâyesine imza attı. Sektörün ihracatı yüzde 175’lik artışla 1 milyon 337 bin ton’dan 3 milyon 669 bin tona ulaştı.
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, Patates, Kuru Soğan, Domates, Hıyar, Biber, Karpuz, Elma, Şeftali-Nektarin, Kayısı, Kiraz, Portakal, Mandalina, Limon, İncir, Kivi, Muz, Üzüm, Çilek ve Nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı.
Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı.
2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi.
Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı.
2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi
Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



