Politika

ADD: Hain PKK’ya af yasasını imzalayanda, kabul edende yanlış yapar’

Atatürkçü Düşünce Derneği ‘&“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” üzerine açıklama yaptı, şu görüşlere yer verdi.
“Kamuoyunda hain terör örgütü PKK’ya af olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” hk. Genel Başkanımız Mustafa Hüsnü Bozkurt’un demeci:
DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan bu yasayı “Lider Öcalan” dediği terörist başına atıfla “Yüz yıllık kısır döngünün bitirilmesi ve yüz yıllık zincirlerin çözülmesi (yani Atatürk Cumhuriyet’nin ve üniter ulus devletin tasfiyesi)” için “Muhteşem bir eşik” ve asıl yapılacaklar (!) için “mutlaka geçilmesi gereken bir kapı” olarak tanımladığına göre fazla söze gerek yok; İMZALAYAN da KABUL OYU VEREN de yanlış yapar. NOKTA!”
İYİ Parti’den çerçeve yasaya ‘hayır’
İYİ Parti olarak ilk günden beri açıkça söyledik: Terörle pazarlık yapılmaz. Teröristle müzakere edilmez. Devlet, terör örgütlerinin taleplerine göre şekillendirilmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, İmralı’dan gönderilen mesajlarla belirlenemez! Bugün “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen sürecin geldiği nokta ortadadır. Kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler, milletimizden saklanan hazırlıklar ve şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne getirilen sözde “Çerçeve Yasa”… İYİ Parti olarak biz, bu oyunu daha ilk gün gördük. Başından beri karşı duruşumuzu sürdürdük. Çünkü mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terör karşısındaki tavrını değiştirme girişimidir. Mesele, silahla ve kanla elde edilemeyenlerin siyaset masasında elde edilmesine kapı açmaktır. Mesele, şehitlerimizin emanetini, gazilerimizin onurunu ve Türk milletinin adalet duygusunu hiçe saymaktır. Mesele, Cumhuriyetimizin kuruluş iradesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını tartışmaya açabilecek bir sürecin önünü açmaktır. Biz buna izin vermeyeceğiz! Buradan açıkça ilan ediyoruz: Türkiye Cumhuriyeti pazarlık konusu yapılamaz! Şehitlerimizin kanı üzerinden pazarlık yapılamaz. Gazilerimizin onuru üzerinden pazarlık yapılamaz. Millî egemenliğimiz üzerinden pazarlık yapılamaz. Üniter devlet yapımız üzerinden pazarlık yapılamaz. Türk milletinin geleceği, terör örgütlerinin taleplerine göre şekillendirilemez! Kimse bize “barış” diyerek teröristle müzakereyi kabul ettiremez. Kimse bize teröristin siyasi muhatap haline getirilmesini kabul ettiremez. Kimse bize “Terörsüz Türkiye” diyerek Cumhuriyetimizin temel değerlerinden taviz vermeyi kabul ettiremez. Bizim tarafımız bellidir: Biz Türk milletinin tarafındayız. Biz Cumhuriyetin tarafındayız. Biz millî egemenliğin tarafındayız. Biz hukukun tarafındayız. Biz şehitlerimizin emanetinin tarafındayız. Biz gazilerimizin onurunun tarafındayız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün tarafındayız. Kimileri İmralı’yı siyasi muhatap kabul edebilir. Kimileri milletin karşısına çıkıp bütün bunları yeni isimlerle, yeni sloganlarla, yeni ambalajlarla sunabilir. Ama biz gerçeğin adını değiştirmeyeceğiz: Terörist, teröristtir. Silah, silahtır. Tehdit, tehdittir. Devlet de devlettir! Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun liderliğinde İYİ Parti olarak, ilk günden beri nerede durduysak bugün de oradayız! Buradan bütün teşkilatlarımızla, bütün kadrolarımızla ve bütün gücümüzle ilan ediyoruz: Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir! İYİ Parti buradadır! İYİ Parti milletinin yanındadır. İYİ Parti Cumhuriyetin nöbetindedir. Ne Cumhuriyetimizi pazarlık masasına bırakacağız ne Türkiye’nin geleceğini terör örgütlerinin taleplerine teslim edeceğiz! Milletimizle birlikte bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz! Ve herkes şunu bilsin ki: İhanetin zaman aşımı yoktur!
Nevşehir İYİ Parti İl Başkanı Ömer Ay

İYİ Parti olarak ilk günden beri açıkça söyledik:

Terörle pazarlık yapılmaz.
Teröristle müzakere edilmez.
Devlet, terör örgütlerinin taleplerine göre şekillendirilmez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, İmralı’dan gönderilen mesajlarla belirlenemez!

Bugün “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen sürecin geldiği nokta ortadadır. Kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler, milletimizden saklanan hazırlıklar ve şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne getirilen sözde “Çerçeve Yasa”… İYİ Parti olarak biz, bu oyunu daha ilk gün gördük. Başından beri karşı duruşumuzu sürdürdük.
Çünkü mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terör karşısındaki tavrını değiştirme girişimidir.

Mesele, silahla ve kanla elde edilemeyenlerin siyaset masasında elde edilmesine kapı açmaktır.

Mesele, şehitlerimizin emanetini, gazilerimizin onurunu ve Türk milletinin adalet duygusunu hiçe saymaktır.

Mesele, Cumhuriyetimizin kuruluş iradesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını tartışmaya
açabilecek bir sürecin önünü açmaktır.

Biz buna izin vermeyeceğiz!

Buradan açıkça ilan ediyoruz:

Türkiye Cumhuriyeti pazarlık konusu yapılamaz!

Şehitlerimizin kanı üzerinden pazarlık yapılamaz. Gazilerimizin onuru üzerinden pazarlık yapılamaz.

Millî egemenliğimiz üzerinden pazarlık yapılamaz. Üniter devlet yapımız üzerinden pazarlık yapılamaz.
Türk milletinin geleceği, terör örgütlerinin taleplerine göre şekillendirilemez!

Kimse bize “barış” diyerek teröristle müzakereyi kabul ettiremez.

Kimse bize teröristin siyasi muhatap haline getirilmesini kabul ettiremez.

Kimse bize “Terörsüz Türkiye” diyerek Cumhuriyetimizin temel değerlerinden taviz vermeyi kabul ettiremez. Bizim tarafımız bellidir:

Biz Türk milletinin tarafındayız.
Biz Cumhuriyetin tarafındayız.
Biz millî egemenliğin tarafındayız.
Biz hukukun tarafındayız.
Biz şehitlerimizin emanetinin tarafındayız.
Biz gazilerimizin onurunun tarafındayız.
Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün tarafındayız.
Kimileri İmralı’yı siyasi muhatap kabul edebilir.

Kimileri milletin karşısına çıkıp bütün bunları yeni isimlerle, yeni sloganlarla, yeni ambalajlarla
sunabilir.

Ama biz gerçeğin adını değiştirmeyeceğiz:
Terörist, teröristtir.
Silah, silahtır.
Tehdit, tehdittir.
Devlet de devlettir!

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun liderliğinde İYİ Parti olarak, ilk günden beri nerede
durduysak bugün de oradayız!

Buradan bütün teşkilatlarımızla, bütün kadrolarımızla ve bütün gücümüzle ilan ediyoruz:
Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir!
İYİ Parti buradadır!
İYİ Parti milletinin yanındadır.
İYİ Parti Cumhuriyetin nöbetindedir.
Ne Cumhuriyetimizi pazarlık masasına bırakacağız ne Türkiye’nin geleceğini terör örgütlerinin taleplerine teslim edeceğiz! Milletimizle birlikte bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz! Ve herkes şunu bilsin ki:İhanetin zaman aşımı yoktur!

ÜMİT ÖZDAĞ “İSTİKLAL HARBİ SONUCUNDA İNŞA ETTİĞİMİZ CUMHURİYET AĞIR BİR TEHDİT ALTINDADIR”

“TÜRKİYE YUGOSLAVYALAŞTIRILMAK İSTENMEKTEDİR. BU YENİ BİR SEVR TASARIMIDIR. DOĞRU İŞ YAPTIĞINDAN EMİN OLANLAR YASA MADDELERİNİN ARKASINA SIĞINARAK KORUMA ARAMAZLAR”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 1. TBMM Binası önünde İkinci İhanet Süreci kapsamında Meclis’e getirilen PKK’ya yönelik özel af yasa tasarısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Terörsüz Türkiye adı altında başlayan PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan ikinci müzakere süreci sonunda gelinen noktada, Sevr Antlaşması’nın uğursuz 106. yıl dönümünde PKK’ya yönelik bir özel af yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmiştir. Ve şimdi görüyoruz ki başta Abdullah Öcalan olmak üzere terör örgütü ve yandaşları sevinç naraları atmakta, Abdullah Öcalan bu süreci Cumhuriyetimizin kuruluşu kadar önemli olarak nitelendirmektedir. Demek ki mesele sadece bir af yasası değil, bu PKK’ya yönelik özel af yasasıyla birlikte devletimizin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılarak, Öcalan’ın ifadesiyle sözde bir demokratik cumhuriyete geçiş sürecinin ilk adımı atılmak istenmektedir. Ve bu yasa tasarısı Meclis’e getirilirken Türk milletine de dünyaya da PKK terör örgütünün kendisini feshettiği, silah bırakmayı kabul ettiği, bu silahların devlet güçlerinin denetiminde toplanacağı yalanı söylenmektedir.

PKK sadece PKK değil; PKK-KCK, PKK kapsamında Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de örgütlü bir narko-terör örgütüdür. PKK’nın Suriye ayağı YPG’nin dört tugay halinde örgütlenen yapısının silahlarını toplayacak mısınız? Hayır. Irak PKK’sının silahlarını teslim alıp imha edecek misiniz? Hayır. Halen İran’da İran özel kuvvetleri ve Devrim Muhafızları’yla çarpışan PKK terör örgütünün elindeki silahları alacak mısınız? Ona da hayır. O zaman hangi silahları alıyorsunuz? PKK kendisini feshedecek. Hangi PKK kendisini feshediyor? İran’daki PKK mı, Suriye’deki PKK mı, Irak’taki PKK mı? Hayır. Örgütün örgütsel yapısı varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Bu yasa tasarısıyla terör örgütü elebaşı ve üyeleri dağılmak yerine affediliyor, cezaevinden tahliye ediliyor. Dış destek başta olmak üzere finansal, lojistik ve uyuşturucu altyapısına yönelik tedbirler olduğunu görmüyoruz. 2024’e kadar devlet kayıtlarından narko-terör örgütü olarak geçen örgütün, 2025 ve 2026 belgelerinde narkotik kaçakçılığıyla ilgili faaliyetlerinin durmamasına rağmen devlet belgelerinden çıkartıldığını görüyoruz. Ayrıca Öcalan’ın bu yasa ve süreç çerçevesinde bulunduğu İmralı Adası’nda mahkûm durumundan çıkartılıp siyasi misafir haline getirileceği ve umut hakkı çerçevesinde de sonunda serbest kalacağı anlaşılıyor. Terörle mücadele sonucunda devletlerin amacı, terör örgütlerini yok etmek, toplumla bağını kesmektir. Oysa bu yasayla Irak’ta, İran’da, Suriye’de terör eylemlerini sürdüren bir örgütün elemanları Türkiye’de topluma entegre edilecekmiş, iş bulacaklarmış.

Bunların zaman zaman Irak’a, Suriye’ye, İran’a gidip yarı zamanlı terörist olarak faaliyet göstermeyeceklerinden emin misiniz? Birinci terörle müzakere sürecinde bıraktıklarınızın, Irak’a gidip Kandil’de eğitim aldıktan sonra gelip Türkiye’deki hendek terörünün altyapısını hazırladıklarını unuttunuz mu? Ve önümüzdeki aylarda anayasal ve yasal düzenlemeler yapılması sırasında anlaşmazlık çıkarsa, PKK terör örgütünün Irak, Suriye veya İran’daki unsurlarıyla Türkiye içinde terör eylemi yapmayacağından emin misiniz? Ankara’da, Kahramankazan’da, TUSAŞ’a yapılan baskının Suriye PKK’sı tarafından yapıldığını unuttunuz mu?

Bu çerçeve yasa, Türk siyasetinde Ergenekon, Balyoz, casusluk davalarıyla yaratılan birinci travmadan, 2017’deki kirli referandumla gerçekleşen ikinci travmadan sonra, çok ağır ve telafisi zor yeni bir toplumsal, siyasal travmaya, psikolojik travmaya, bir toplumsal kırılmaya neden olabilir. Çünkü biliyoruz ki PKK affı olan bu tasarı sadece bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Daha sonra anayasada yapılacak değişikliklerle mezhep ve etnik yapılara siyasi ayrıcalıklar verilmesi ve ucu açık bir cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi hedeflenmektedir.

Böylece Büyük Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının, burada Birinci Meclis’te kurmuş olduğu millî, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti fesih olacak; Öcalan’ın demokratik cumhuriyet diye ifade ettiği, gevşek bir üniter devlet denilen bazıları tarafından ama gerçekte çok uluslu, özerk bölgeli bir federasyona doğru Türkiye sürüklenmek istenecektir. Terör örgütü yandaşları, ‘yüz yıllık düğüm çözülüyor’ diye bunun için sevinmektedirler.

3 Kasım 2002’de AK Parti Türkiye’de iktidara geldi. Bugün ülkemizi getirmiş olduğu nokta budur. İstiklal Harbi’yle kurduğumuz ve şimdi bugünkü gayrimillî Eğitimsizlik Bakanı’nın ders kitaplarından çıkartmak istediği, İstiklal Harbi sonucunda inşa ettiğimiz Cumhuriyet ağır bir tehdit altındadır. Türkiye Yugoslavyalaştırılmak istenmektedir. Türkiye Iraklaştırılmak, Türkiye Lübnanlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni bir Sevr tasarımıdır ve Sevr’in 106. uğursuz yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesi de tesadüf değildir. Allah’ın günü mü kalmadı?

Zafer Partisi olarak terörle müzakere yerine hemen mücadeleye dönülmesi gerektiğine inanıyoruz. PKK’nın dış desteği, lojistik, finans ve uyuşturucu altyapısı tahrip edilmeli. Bölge ülkeleriyle iş birliği içerisinde, PKK-KCK’nın Orta Doğu’daki bütün parçaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru hedefi hâline gelmeli. Ve millî, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti tavizsiz bir şekilde, babalarımızdan ve dedelerimizden devraldığımız gibi çocuklarımıza ve torunlarımıza emanet edilmeli. Türkiye teröre yenilmedi, terör örgütüne yenilmedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı, kahraman güvenlik güçlerimiz terör örgütünü iki defa yendiler, ezdiler ve şimdi onların kanları pahasına, terleri pahasına kazanmış oldukları büyük zafer siyasi masalarda heba edilmemeli. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Milletvekillerinin yemini belli. Bu yaptıkları o yeminle bağdaşıyor mu?” sorusuna verdiği yanıt:

“Bir sayın milletvekili bu yasaya hayır diyeceğini dün akşam açıklarken, bunun gerekçesini, bu hayırın gerekçesini milletvekili yeminine dayandırdı. Çok haklıdır. Bu yemini eden milletvekillerinin bu yasaya evet deme lüksü yoktur. Ayrıca şunun da altını çizelim: Bu yasaya evet diyenler, destekleyenler oluşması için çalışanlara hukuki bir koruma getiriliyor. Neden? Yaptığınız işin doğru olduğundan emin değil misiniz? Neden hukuki bir korumaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Hani büyük bir iş yapıp terörü sona erdiriyorsunuz, onu söylüyorsunuz. Peki neden kendinizi hukuki koruma altına almak istiyorsunuz? Doğru iş yaptığından emin olanlar, millete karşı vicdanı rahat olanlar, yasa maddelerinin arkasına sığınarak koruma aramazlar.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu kadar önemli bir günde siz Türkiye için nasıl bir yol önerirsiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Zafer Partisi olarak biz Türkiye’nin milli, üniter, laik cumhuriyet olarak İstiklal Harbi felsefesi üzerinde 21. Yüzyılda yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu inanca sahip olan herkesi daha önce hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun Zafer Partisi saflarında milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya davet ediyoruz.”

“EĞER SİZ BU MÜCADELEYİ VERMEMİŞ OLSAYDINIZ BUGÜN ÜLKEMİZ IRAK’TAN, YUGOSLAVYA’DAN, SUDAN’DAN ÇOK DAHA KÖTÜ BİR DURUMDA OLURDU”

“TÜRKİYE GAZİLERİNİN TALEPLERİNİ KABUL ETMELİ VE BU İNSANLARI TEŞEKKÜR VE ŞÜKRAN DUYGULARIYLA EVLERİNE UĞURLAMALIDIR”

Prof. Dr. Ümit Özdağ:Sevgili gazi arkadaşlarım, kardeşlerim; ben herhalde siyasette sizin vermiş olduğunuz mücadeleyi en yakından bilenlerden birisiyim. Yıllarca terör ve terörizme karşı önlemler konusunda araştırmalar yapıp, çalışmalar gerçekleştirirken, bu çalışmaları sadece kütüphanelerde değil, dağ köylerinde, karakollarda, sınırın hem bu yanında hem öbür yanında gece operasyonlarını içinden izleyerek, helikopterlere cephane taşınmasını, cephaneyi götürürken sigaraları unutanların nasıl geri dönüp sigaraları aldığını yaşayarak görmüş ve Polis Akademisi’nden, Harp Okulu’ndan mezun ettiği öğrenciler arasında şehit ve gaziler olan bir siyasi parti genel başkanıyım. Onun için sizin vermiş olduğunuz mücadelenin değerini en yakından bilenlerden birisiyim. Eğer siz bu mücadeleyi vermemiş olsaydınız ve sizin vermiş olduğunuz bu vatan savunması sayesinde PKK terör örgütü Türk devleti tarafından defalarca ezilmemiş olsaydı, bugün ülkemiz Irak’tan, Yugoslavya’dan, Sudan’dan çok daha kötü bir durumda olurdu. Ama sizin vermiş olduğunuz mücadele bunu engelledi.

Ama bugün PKK terör örgütünü siz kanınızla, canınızla büyük bir mücadele vererek ezmiş olmanıza rağmen, onların Meclis’teki siyasi temsilcileriyle, Kandil’deki elebaşlarıyla ve İmralı’daki narkoterör örgütü elebaşısıyla 21 aydan bu yana yapılan pazarlıklar sonucunda oluşmuş olan bir yasa tasarısı Meclis’te komisyonda kabul edilmiş ve Genel Kurula gelecekmiş. Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi buradan, sizin bulunduğunuz yerden 300, bilemedin 400 metre yukarıda. Öcalan’ın ayağına, İmralı’ya komisyon yolladılar. ‘Ne istiyorsun, senin için ne yapabiliriz?’ diye. Buraya niye Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir komisyon gelip de size, ‘Sizin için ne yapabiliriz?’ diye sormuyor? Siz burada bu mücadeleyi verirken ve bir hak arayışını sürdürürken, komisyonun başkanı ABD’de, Amerikan ordusundan ayrılan, gazi olmuş Amerikan gazisini ziyaret etmişti galiba. Çok ilginç ya. İnsan bir düşünür. Önce gelmesi gereken yer burası değil mi? Sizin sorunlarınızı çözmek değil mi?

Ve çok değerli arkadaşlar, Türk milleti size şükran borçlu, Türk devleti de size şükran borçlu. 28. güne giriyor artık, mücadeleniz. Bu 28 gün içerisinde onurlu, tavizsiz, dik duruşlu ama demokratik hukuk devleti içerisinde hakkınızı kararlılıkla savundunuz ve savunmaya devam ediyorsunuz. Kendinizi de her geçen gün Türk halkına taleplerinizle daha iyi anlatıyorsunuz. Doğrusu sizin taleplerinizin Türk kamuoyuna ulaşmasında şu anda önümde mikrofonu olan Sözcü TV’nin ciddi bir desteği olduğunu gördük, görüyoruz. Keza ANKA Haber Ajansı sürekli her geldiğimde buradaydı, diğer siyasetçiler geldiği zaman da buradaydı. Yine diğer 1-2 televizyon kanalı da sizin bu mücadelenizi kamuoyuna aktardı. Ama bunları gördüğümüz gibi buraya hiç uğramayan televizyon kanallarını da gazeteleri de görüyoruz. Onları da biliyoruz, onları da not ediyoruz, unutmayacağız. Keza Now TV’nin de sizin mücadelenizi etkili bir şekilde gündeme getirdiğini gördük, onun için de teşekkür ediyoruz.

Çünkü sizin mücadeleniz sıradan, tırnak içinde, sendikal mücadele değil; onun ötesinde, o mücadeleyi küçümsemiyorum, o da bir hak arayışı. Ama vatan için yapmış olduğunuz mücadelenin devamı niteliğinde bir mücadele. Arkadaşımız her vesileyle bunun bir mali mesele değil, ekonomik bir talep değil, bir onur meselesi olduğunu haklı olarak altını çizerek söylüyor, doğrudur. Biz de onun için buradayız.

Değerli arkadaşlar, sizin acılarınızı sizin kadar hiç kimse iyi bilemez. Belki anneleriniz, babalarınız, kardeşleriniz bile bilemez. Ama yanımda birisi var, sizin acılarınızı en az sizin kadar biliyor: Ali Şehirlioğlu. Hastaneye girdiğiniz andan, hastaneden çıktığınız ana ve daha sonrasında da her ziyaretine gittiğiniz ana… Ben ondan birçok kez bunun inanılmaz hikâyelerini dinleme şansına eriştim.

‘Keseceksen sen kes komutanım’ diyen arkadaşları… Evet. Artık bu sorunun çözülmesinin zamanı gelmiştir. Ve bu noktada siyasi karar alıcılara, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, büyük görev düşüyor. Gazilerimiz burada kışa kadar kalabilirler. Onlar mevzi tutmayı, siper tutmayı ve geri adım atmamayı en iyi bilenler. Biz de onların yanında olacağız. Ancak Türkiye bu sorunu daha fazla taşımamalıdır. Türkiye gazilerinin taleplerini kabul etmeli ve bu insanları teşekkür ve şükran duygularıyla evlerine, eşlerinin, annelerinin, babalarının ve çocuklarının yanına artık uğurlamalıyız. Biz yanınızdayız, yanınızda olmaya devam edeceğiz. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah sizden razı olsun arkadaşlar.”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu sabah Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz CNN Türk’te konuştu ve Türkiye’de yaşayan gazilere ilişkin aynen şunları söyledi: ‘Dünyada ülkeleri inceleyin, şehit yakınları ve gazilere en fazla sahip çıkan ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Son 25 yılda çok ciddi adımlar atıldı. Gidin Amerika’ya bakın, mesela bizim oradaki hakları göremezsiniz. İstihdamdan tutun maaşa, bakımdan diğer birtakım hizmetlere kadar daha iyidir. Kendi ekonomik şartları içerisinde çok daha iyi konumdadır. Ama ne yapsak az. Bu yapılan fedakârlığın karşılığı olmaz. Biz bir nebze görevimizi yapabilsek, ne mutlu.’ dedi. Siz bu konuşma üzerine neler söylemek istersiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Benim bir cevap vermeme gerek yok. Zaten cevabı sevgili gazilerimiz verdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısının cevabı beni tatmin etmek zorunda değil; kardeşimi tatmin etmek zorunda. Etmiyorsa bu cevap doğru bir cevap değildir. Gelsin kardeşime anlatsın. Televizyona çıkıp konuşmasın. Gelsin buraya bir ziyaret etsin, bir sularını içsin, bir sorsun ne istiyorlar diye. Acaba kendisine verilen bilgiler doğru mu? Bugün gelsin buraya bir ziyarette bulunsun. Gelsin buraya bir ziyarette bulunsun. Bu, ‘böyle verdim, oldu bitti’ açıklamalarıyla, ‘Dünyada en iyisini biz yapıyoruz’ açıklamalarıyla izah edilecek bir şey değil.”

“YANLIŞ BİR İŞ YAPILIYOR BİZ DE BU YANLIŞ İŞ KARŞISINDA TÜRK MİLLETİNİ UYARMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Prof. Dr. Ümit Özdağ:“Terör örgütü PKK’nın yapmış olduğu saldırıları, tek tek, değişik zaman dilimlerinde gerçekleştirmiş olduğu cinayet ve toplu katliamları gündeme getirdim. Bu çerçevede çıkarılacak PKK affı yasasının ne kadar yanlış olduğunu, Ağustos’un Türk milletinin zafer ayı olduğunu, PKK’nın Türk ordusu ve Türk güvenlik güçleri tarafından iki kez kesin ve ağır mağlubiyete uğratıldığını, hâl böyleyken PKK’ya böyle bir tavizin asla verilmemesi gerektiğini ifade ettim. Bu arada siyasi partilere ve sizlerin de tanıdığı, bildiği bazı siyasetçilerimize bu yasaya hayır demeleri için çağrıda bulundum.

Ayrıca cumartesi günü saat 13.30’da bütün vatandaşlarımızı da burada sizlere destek olmaya davet ettim. Türk bayrağını alıp bütün Türk vatandaşları cumartesi günü burada gazilerinin yanında durmalıdır. Çünkü toprağı toprak yapan, o toprak için dökülen kandır. Ve siz bu kanı döken insanlarsınız. Türk milletinin de bugün sizin yanınızda olarak şükran duygularını bir kez daha ifade etmesi gerekir. Buraya binlerce kişi, siz direnişe başladığınız andan itibaren gelerek desteklerini gösterdiler. Bunu bir kez daha güçlü bir şekilde ve PKK’ya böyle bir özel af getirilirken bunun mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Öte yandan biliyorsunuz, üç kişi bir araya gelip bir akşam yemeğinde bir soygun eyleminden bahsetseler, o kişilerle ilgili eylem gerçekleştirmeseler de organize suç örgütü kurmaktan dava açılır ve mahkum olurlar. Şimdi bize diyorlar ki suça karışmamış PKK’lılar var. Yani üç kişi soygun yapmak için fikir alışverişinde bulunduğunda örgütlü suç oluyor, Türkiye’yi bölmek için 30 yıldan beri saldırılar düzenleyen bir terör örgütüne üye oluyorsunuz ama siz suça karışmamış oluyorsunuz. Nasıl oluyor bu? Efendim, tetik çekmediler. Efendim, bomba atmadılar. Peki, erzak da mı taşımadılar, silah ve cephane de mi getirmediler? Yaralanan PKK’lı teröristleri de mi taşımadılar, tedavi ettirmediler mi? Eylemlerine mi katılmadılar? Yani Türk milletiyle alay ediliyor. Keza, bu terör örgütünün elebaşları Türkiye’ye belirli bir süre giremeyeceklermiş. İyi de bu arada kırmızı bültenle aranmaları kaldırılmıyor mu? Dünyanın değişik ülkelerinde artık dolaşabilir hâle gelmeyecekler mi? Bu, onların suçlu olmaktan çıkarılması ve affedilmesi anlamına gelmiyor mu?

Şu anda hapishanede yatan, mesela Parmaksız Zeki adlı teröristle Cemil Bayık veya Murat Karayılan arasında ne fark var? Özetle bu kabul edilebilir değildir, doğru da değildir. Üstelik bunun ilk adım olduğunu DEM Partililer söylüyorlar ve diyorlar ki bundan sonra Kürtçe eğitim ve Kürtçenin kamu hizmetinde kullanılması, yani ikinci resmî dil olması. Bunun için anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Peki, yapmadınız diyelim, ne olacak? Terör tekrar başlayacak, değil mi? Bu arada siz de bunları serbest bırakmış olacaksınız. Özetle bu kabul edilebilir değildir, doğru bir iş yapılmıyor. Nasıl birinci açılım süreci doğru değilse sonuçlarını ağır bir şekilde jandarma, polis özel harekât ve diğer güvenlik güçlerindeki kardeşlerimiz 700 küsur şehit vererek ödedilerse, şimdi yine yanlış bir iş yapılıyor. Biz de bu yanlış iş karşısında Türk milletini uyarmaya devam edeceğiz.

Onun için sizleri bugün tekrar ziyarete geldim. Bütün siyasi partileri, mensup milletvekillerini, partileri ne karar alırlarsa alsınlar, çocuklarına ve torunlarına, ‘Ben o gün Cumhuriyet’i korudum, savundum, şehitlerin ve gazilerin uğruna mücadele ettiği Türkiye’yi muhafaza için üzerime düşeni yaptım.’ diyecekleri bir davranış içerisinde bulunmaya davet ettik ve edeceğiz.”

“TERÖR ÖRGÜTLERİYLE BARIŞ YAPILMAZ; TERÖR ÖRGÜTLERİ ANCAK EZİLİR, ÇÖKERTİLİR VE YOK EDİLİR”

Prof. Dr. Ümit Özdağ:“Ağustos ayındayız. Ağustos, Türk milleti için zaferler ayıdır. 26 Ağustos 1071’de Anadolu’ya girdik. 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli Zaferi, 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Zaferi, 24 Ağustos 1516’da Mercidabık Zaferi, 29 Ağustos 1521’de Belgrad’ın Fethi, 29 Ağustos 1526’da Mohaç Zaferi, 1 Ağustos 1571’de Lefkoşa’nın Fethi ve 5 Ağustos’ta Magosa’nın Fethi gerçekleşti. 23 Ağustos’ta Sakarya Muharebesi başladı. 26 Ağustos 1922’de ise Büyük Taarruz başladı ve 30 Ağustos’ta Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

2026 Ağustos’unda ise AK Parti ve MHP’nin oluşturmuş olduğu Cumhur İttifakı, Türk devletinin bir terör örgütünü yenemediğini kabul ederek, terör örgütü silahları bırakmadığı hâlde, Irak’ta, İran’da ve Suriye’de aktif olduğu hâlde, hâlen İran’da İran güçleriyle çatıştığı, terör eylemleri gerçekleştirdiği hâlde, narko terör eylemlerine son vermediği hâlde bir anlaşma yaparak özel bir PKK affı çıkartıyor. Üstelik bu özel affı milletvekillerinden önce gördüğü ve onayladığı söylenen narko terörist Abdullah Öcalan, bu yasayı Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli görüyormuş ve ‘demokratik Cumhuriyet’ dediği çok uluslu ve özerk bölgeli yapıya gidişin ilk adımı olarak nitelendiriyormuş.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelecek PKK affı, ne yazık ki son değil; yasa ve Anayasa’mızı değiştirecek, Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürecek bir sürecin başlangıcıdır. Bu sürecin başlayacağını ilan eden Devlet Bahçeli şöyle demişti, hatırlayalım: ‘Önümüzdeki süreçte çok şey değişecek, her şey değişecek. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti değişmez.’ demişti. İşte Türkiye Cumhuriyeti değişiyor. Değiştireceklerini bildiği için bunu söylemişti. Ve DEM sözcüleri de PKK affı yasasından sonra Kürtçe eğitim ve Kürtçe kamu hizmetleri yasalarının geleceğinden bahsediyorlar.

Yani yarın bu yasa Meclis’e gelip görüşüldükten sonra PKK’ya af çıktıktan sonra, eğer Anayasa ve yasalarda değişiklik yapılmaz ise PKK terör eylemlerine bıraktığı yerden başlayacak. Çünkü PKK, ‘Silahları bıraktık.’ demiyor, ‘Silahlı mücadeleyi bıraktık.’ diyor. Ve serbest bırakılan PKK’lılar bize tekrar silah sıkacak, pusu kuracak, bombalayacak. Bunu birinci açılımın içinde hazırlıklarının yapıldığını görmüş, hendek terörü sürecinde de ülke olarak yaşamıştık.

Bugün size sadece bir siyasi parti genel başkanı olarak konuşmayacağım. Yıllarını terörizm ve terörizmle mücadele konusunda vermiş ve bu konuda gördüğünüz on kitabı ve yüzlerce makaleyi yazmış bir akademisyen olarak da konuşacağım. Asker, polis, jandarma, sivil yüzlerce öğrencim oldu. Onlara terörizm ve terörle mücadele dersi verdim. Yanımda yüksek lisans ve doktora tezleri yazıldı. Türkiye’de ve Kuzey Irak’ta karakollarda, özel harp karargâhlarında vakit geçirdim, araştırmalar yaptım. Gece operasyonlarını içinden izleme fırsatım oldu. Kahraman güvenlik güçlerimizin nasıl büyük bir mücadele verdiğini yaşayarak gördüm.

Bir seferinde Süleymaniye’den Erbil’e geldim ve oradan beni alan ekip, Türkiye’ye geçirmeleri için Zaho’ya getirdi. Zaho’nun arka mahallelerinde tek katlı bir binaya girdik. Oradaki özel harp görevlisi genç subaylar karşıladılar, ikramda bulundular. Sonra beni bir araca alarak Türkiye’ye doğru yola çıktık. Yolda sohbet ettim. ‘Nasıl, burada durum?’ dedim. ‘Çok sert geçiyor hocam.’ dedi. ‘Ne demek sert?’ dedim. Ne zaman mezun olduğunu, kendi sınıfından, Harp Okulu’ndan kaç kişinin Özel Kuvvetlere girdiğini ve aradan geçen birkaç sene içerisinde kaç tanesinin şehit olduğunu rakamlarıyla verdi. Kanım dondu.

‘Peki neden böyle?’ dedim. ‘Bize okulda yakın çatışma 30 metre, uzak çatışma 100 metre ve sonrası diye öğretmişlerdi. Bizim için yakın çatışma, teröristin kalaşnikofunun namlusundan tutup kafasına kurşunu sıkma şeklinde gerçekleşiyor. Onun için kayıplarımız da yüksek oluyor.’ dedi. Ankara’ya geldim. Bir süre sonra rahmetli Ayvaz Gökdemir’le bir sohbet esnasında bunu anlattım. Ve rahmetli Ayvaz ağabeyin nasıl ağladığını hatırlıyorum. Hiç unutmadım, unutmayacağım.

Bu askerlerimizin, polisimizin, jandarmamızın, Polis Özel Harekâtın, Jandarma Özel Harekâtın PKK terör örgütüyle nasıl kahramanca mücadele ettiklerini ve PKK terör örgütünün hainliklerini ve alçaklıklarını unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Türk devleti çok büyük ve asil bir devlettir. Ve Türk subayı, Türk astsubayı, Mehmetçikler; terörle mücadelenin bel kemiğini oluşturan Jandarma Genel Komutanlığı’nın değerli mensupları, jandarmalarımız, polislerimiz… Bu insanların kahramanlıklarını unutmadık, unutmayacağız. Tabi sevgili korucu kardeşlerimizin vermiş oldukları fedakâr ve kahramanca mücadeleyi de unutmayacağız.

Neden bu insanların ve devletin bizim asil ve büyük bir devlet olduğunu söyledim biliyor musunuz? Çünkü PKK terör örgütünün yapmış olduğu alçakça katliamları, alçakça eylemleri, birçoğunu bildiğimiz hâlde infial yaratmasın diye konuşmadılar, konuşmadık. Onlar iftiralar attılar, alçakça yalanlar söylediler, ‘sekiz bin faili meçhul’ yalanını ortaya attılar. Ama Türk devleti ve güvenlik güçleri çok soğukkanlı ve asilce davrandı. Bölücü ihanete karşı askerimizin, polisimizin, korucumuzun terini ve kanını savunmak sadece millî bir sorumluluk değil, aynı zamanda tarih önünde bize düşen bir görevdir. Zira bir hakkın teslimi olan adalet, devlet olmanın temeli ve ön koşuludur. Eli kanlı katil elebaşına ‘sayın’ diyen ve onu kurucu önder sayıp siyasi statü talep edenlere karşı; kundakta, masum uykusunda canı alınan bebeklerimizin, bölge insanına hizmet götürürken katledilen kahraman öğretmenlerimizin, mühendislerimizin, işçilerimizin, aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin vatan toprağına akan mübarek kanlarının bedeli olan bu adalet hakkı için ve nihayetinde Atatürk Cumhuriyeti’nin bekası ve güvenliği, millî, laik, üniter devletin savunulması için kimi gerçekleri hatırlatmayı bir vatan vazifesi ve adaletin gereği olarak görüyoruz. Bunu kararlılıkla yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

Senelerce ‘Kürt sorunu’ söylemiyle propaganda yaptılar. Ve sanki PKK, Kürt ve Zaza kardeşlerimizin temsilcisiymiş gibi bir algı oluşturmaya gayret ettiler. Onların yalan dolu söylemlerinde Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlere soykırım yapmış, haklarını yemiş bir devlet olarak yer aldı. Oysa gerçek katliamcı, gerçek soykırımcı hep PKK terör örgütünün kendisi olmuştur. Bakın arkadaşlar, ‘sekiz bin faili meçhul’ dediler. Tek tek Cesetler, Gölgeler ve Yalanlar adlı kitabımda bunun nasıl büyük bir yalan olduğunu, Türkiye’deki bütün faili meçhullerin listesini ortaya koyarak yıllar önce açıkladım ve PKK terör örgütünün bu alçakça, ahlaksızca yalanını tarihe gömdüm. Ve gerçek soykırımcının, gerçek katliamcının PKK terör örgütü olduğunu Pusu ve Katliamların Kronolojisi adlı kitabımda ortaya koydum. Bu kitapta üç ve üzeri silahsız insanın PKK tarafından ne zaman, nerede ve neden katledildiği, şehit edildiği tek tek ortaya konuldu.

Şimdi size bunlardan bazı örnekler vereceğim. 20 Haziran 1987’de Pınarcık Köyü’nde, Mardin’in Ömerli ilçesinde, ‘silahlı propaganda’ diye gece geldiler. Pınarcık’ta otuz köylüyü katlettiler. Bunların on altısı çocuktu, çocuk. Çevrimli Köyü’nde, 11 Haziran 1990’da, on ikisi çocuk, yedisi kadın olmak üzere yirmi yedi kişiyi katlettiler. Başbağlar Katliamı’nda, Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde otuz köylüyü kurşuna dizdiler. Derince’de, 21 Ekim 1993’te, Siirt’in Baykan ilçesinde, bebek ve çocuklar dâhil yirmi iki vatandaşımızı PKK terör örgütü, Öcalan’ın emriyle katletti. Sarıkamış Belencik, Pasinler, Çiçekli, Şirvan, Daltepe ve Kalkancık köyleri hafızamızda kahır ve nefretle yerini almış PKK katliamlarının gerçekleştiği vatan parçalarıdır. 28 Ekim 1993’te Belencik Köyü baskınında, Kars Sarıkamış’ta yedi vatandaşımızı şehit ettiler, beşini yaraladılar. 30 Ekim 1993’te Çiçekli Köyü baskınında altı sivili, Siirt Şirvan’da Daltepe ve Kalkancık köylerinde ise otuz yedi vatandaşımızı şehit ettiler.

Sevgili Zafer Partililer, burada size sadece terörün istatistiğini vermiyorum. Zaten terörün istatistiği de olmamalı. Çünkü burada size verdiğim rakamlar aslında insanların, kadınların, bebeklerin, babaların adları. Onların da birer annesi, babası var. Bir çocuğu, hayalleri ve yarım kalmış hayat hikâyesi var. Ve biliyor musunuz? PKK’nın katliam yaptığı, toplu katliamlar gerçekleştirdiği bu köylerin tamamına yakınının, 1915’te Ermeni tehciri sırasında tehcir edilen Ermenilerle çatışan köyler olduğunu da biliyoruz. Yani PKK terör örgütü, Kuzey Irak’ta terör eylemlerine başlamadan önce, Lak-1 ve Lak-2 kamplarının yanındaki ASALA’ya ait kampları devralırken, Ermeni terör örgütü ASALA’nın da misyonunu devralmıştı.

Karıştırın bakalım; Abdullah Öcalan’ın gerçek kimliğinin bir Kürt değil, Ermeni olduğu devlet kayıtlarında yok mu? PKK terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin ve siyasi kadrolarının… Bu oyunun ne olduğu gayet açık ortadadır. Türk, Kürt, Zaza kardeştir, öz kardeştir; PKK alçak ve kalleştir. Bugün bize bu acıları unutun diyorlar, unutmayacağız. Ve daha hayatın ilk günlerinde Kalaşnikov mermileriyle hayatı elinden alınan bebeklerimizin hesabını muhakkak soracağız. Birileri onları affetmek istiyor olabilir ama tarih ve Türk milleti bu terörist çeteyi ve yandaşlarını affetmeyecek. Bölge vatandaşlarımıza katliam yapan, onları ezen, yok sayan acımasız terör örgütü ve onların siyasi temsilcileri Güneydoğu Anadolu’da halkın temsilcisi değildir. Türkiye’de bir etnisiteyi veya mezhep grubunu ayrıştırıp sözüm ona siyasi bir temsil aramak ve eli kanlı katil bir terör örgütünü sözde temsilci atama gayreti; hukuku, siyaseti ve sosyolojiyi bırakın, akla ve vicdana da sığmaz. Bundan daha geri ve çağ dışı bir ırkçılık ve faşizm olabilir mi? Siyasi bakımdan etnisite veya mezhep üzerinden zemin oluşturma gayreti Türkiye’yi Lübnan, Irak, Libya veya Yugoslavya modeline dönüştürme amacı taşıyan bölücü bir gayrettir. Kürt kardeşlerimize, Zaza kardeşlerimize bundan daha büyük kötülük, günah ve haksızlık yapılabilir mi? Eğer varsa, gerçek Kürt sorunu, bölge halkına yapılan bu büyük kötülük değil mi?

Bakınız, PKK’nın bölge genelinde öğretmen, mühendis veya işçiler gibi masum sivillere saldırıları, bölgeye siyasi bir statü sağlamak için mi yapıldı? Yoksa bölgenin geri kalması, feodal düzenin devam etmesi ve siyasi istismar için mi yapıldı? Evet, bunun için yaptılar. PKK, 1984’ten bu yana bölgenin geri kalması, bölge insanının ilerlemenin nimetlerinden faydalanmaması için her alçaklığı yapmıştır. 1990’lı yıllarda nasıl baraj, yol ve altyapı inşaatlarına saldırdığını, şantiyeleri bastığını, mühendisleri öldürdüğünü, taciz ettiğini unutmadık. Hele bölgedeki okullarda cehalet karanlığını aydınlatmaya çalışan Necmettin Yılmaz, Neşe Alten ve Aybüke Yalçın gibi Cumhuriyet öğretmenlerimizi hayatlarının başında nasıl ahlaksızca ve alçakça katlettiklerini unutmadık ve unutmayacağız.

Sayın Bahçeli, Öcalan’a bir statü verelim diyor. Bütün bunların ışığında biz de Öcalan’a hak ettiği statüyü, yani bebek katili ve vatan haini statüsünü tekrar veriyoruz. Bölücü terörü ve kahpe teröristleri yüceltmeye gayret edenler olduğunu ağır bir üzüntüyle görüyoruz. Bu yol terörsüz bir Türkiye’ye mi çıkar, yoksa teröre teslim olmuş bir Türkiye’ye mi çıkar? Sevgili Zafer Partililer, bu soruların cevabını veremeyen ve teröre yandaş olanlar, milletimizin vicdanında ve adalet muhasebesinde zanlı olarak kalacaklardır.

Savaşın bir hukuku, ahlakı ve adaleti vardır. En kanlı savaşlarda bile sivillerin korunması esastır. PKK ile barış yapanlara seslenmek istiyorum: PKK ile barış yapılmaz. PKK, çünkü sivilleri katleden bir terör örgütüdür. Terör örgütleriyle barış yapılmaz; terör örgütleri ancak ezilir, çökertilir ve yok edilir. Teslim olurlar.

Ve bazıları şimdi bunları unutmuş görünüyor ama biz unutmuyoruz ve unutturmayacağız. PKK’nın Güneydoğu’da köy baskınlarıyla sivilleri şehit ettiğini hatırladığımız gibi, 25 Aralık 1991’de İstanbul Bakırköy’de Çetinkaya Mağazası’nda 11 sivil vatandaşımızı yakarak öldürdüğünü de unutmadık. Keza Eminönü’nde Mısır Çarşısı’ndaki bombalı saldırıda 7 sivilin öldüğünü unutmadık. Mavi Çarşı katliamında 13 yurttaşımızın nasıl yakılarak öldürüldüğünü unutmadık. Ve şimdi bu alçakça katliamdan sorumlu kişinin DEM Parti tarafından sağda solda yaptırdığı konuşmalarda, ‘Siz bizi pişman mı sayıyorsunuz? Biz pişman değiliz.’ diye ortalıkta dolaştığını da görüyoruz. Ankara’da Anafartalar Çarşısı’nda patlayan PKK bombasında 6 vatandaşımızın suçsuz ve günahsız yere hayatını kaybettiğini de unutmadık. 1 Kasım 2009’da Küçükçekmece’de, üniversiteye hazırlanan 17 yaşındaki Serap Eser’in İETT otobüsünde molotof kokteyliyle nasıl yakıldığı da gözlerimizin önünde. Bir ay komada kaldıktan sonra acılar içerisinde vefat etti.

Ankara’da Güvenpark otobüs durakları katliamında 36 vatandaşımızın bombalı saldırıda nasıl şehit edildiğini, 6 üniversite öğrencisinin hayatlarının başında, orada otobüs beklerken nasıl hayatını kaybettiğini unutmadık. ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü hazırlık sınıfında okuyan Ozan Can Akkuş’un, Gaziantep’te derece yaparak üniversiteye girdikten sonra bombayla havaya uçtuğunu da unutmadık. 10 Aralık 2016’da Beşiktaş’ta, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencisi Berkay Yapkaç’ın bombalı saldırıda nasıl hayatını kaybettiğini unutmadık. Evet, bu onlarca alçakça saldırıyı unutmadık ve unutmayacağız. Şimdi bize diyorlar ki: ‘Bu insanları affedin ve bütünleşin. Onlar normal hayata dönsünler.’ Sözde bomba patlatmayan, pusu kurmayan, köy basmayan, kurşun atmayan, karakol basmayan terör örgütü üyeleri serbest kalacakmış. Suç işlememişler, suça bulaşmamışlar. Peki bunları yapmayınca suça bulaşmamış mı oluyorlar?

Yaralı terörist taşımadılar mı? Erzak, silah ve cephane getirmediler mi, temin etmediler mi? Gösterilere katılmadılar mı? Yani bir insanın PKK üyesi olup suça karışmaması mümkün mü? Üç kişi bir araya gelip bir soygun yapmayı konuşsalar, yasaya göre bu üç kişi organize suç örgütü kurmaktan ceza alıyor. Ama binlercesi bir araya geliyor, Türkiye’yi bölmek için eylem yapıyor ve suça karışmamış oluyor. Bu nasıl bir adalet anlayışı? Bir de Türkiye’ye gelmemekle birlikte örgütün üst düzey yöneticileri Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan gibilerle ilgili af olmayacak mı? Hayır, onlar da aftan yararlanıyor. Nasıl yararlanıyorlar? Haklarındaki kırmızı bültenler ve arama kararları kalkıyor. Türkiye’ye gelmiyorlar ama bu geçici bir süre için.

Peki böyle bir durumda şu anda cezaevlerinde bulunan adli mahkûmların suçu ne? Yeterince adam öldürmemeleri mi? Bu nasıl bir adalet anlayışı? Peki bu arada PKK ile ortak eylem yapan değişik terör örgütleri var. Bu terör örgütleri deseler ki, ‘Bu eylemlerden dolayı PKK’yı affettiniz, biz niye affedilmiyoruz?’, ne diyeceksiniz?

Terörsüz Türkiye böyle sağlanamaz. Türkiye böyle ancak teröre teslim olur. Biz hatırlatmaya devam edeceğiz. Çünkü şehit aileleri, anneleri hâlâ şehitliklerde ağlamaya devam ediyorlar. Hâlâ 33 silahsız erimizin Bingöl-Elazığ Karayolu’nda üzerlerine bin 700 mermi sıkıldıktan sonra nasıl öldürüldüğünü unutmadık; aileleri de unutmadılar. 2016’da Kayseri’de otobüs durağında, çarşı iznine çıkan Kayseri Hava İndirme Tugayı’ndaki 15 komandomuzun nasıl bombalanarak şehit edildiğini de unutmadık. Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, hamile eşiyle birlikte semt pazarına alışverişe giden kahraman astsubayımızın nasıl arkadan kafasına kurşun sıkılarak şehit edildiğini de unutmadık.

Şimdi 1984’ten bu yana kahramanca verilen bir askeri mücadelede PKK, 1992’de başlayan alan hâkimiyetiyle mağlup edilmiş, 1999’da Öcalan’ın da yakalanmasıyla tamamen mağlup olmuşken; daha sonra AK Parti’nin iktidara gelmesiyle başlayan müzakerelerde tekrar dirilmiş, ancak hendek operasyonlarında güvenlik güçlerimizin büyük fedakârlığıyla yeniden yok edilmiş olan bu terör örgütüyle neden bugün bu noktaya gelindiğini Türk milletine anlatamıyorsunuz. Türkiye PKK’ya yenilmedi. Türkiye, PKK’yı defaatle yendi. Sadece Türkiye’de değil, Suriye’de de yendi; Pençe-Kilit operasyonlarıyla Irak’ta da yendi. Ve şimdi bu ahlaksızlar, Türkiye’yi yenmiş gibi konuşuyorlar.

Bu süreç karşısında Zafer Partisi olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bırakmış olduğu mirası, millî, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni sonuna kadar kararlılıkla savunma çizgimizi ısrarla sürdüreceğiz. Ancak buradan bazı siyasi partilerin genel başkanlarına, özellikle de YENİ Parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e seslenmek istiyorum. Bugün artık karar günü. Siyasette herkes tarafını seçecek ve Türk halkının önüne seçtiği tarafla çıkacak.

Biz, başta ana muhalefet partisi olmak üzere muhalefetin bir blok olarak çerçeve yasaya ve yıkıcı, bölücü ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı durmasını tarihî bir devlet sorumluluğu olarak görüyoruz. Özgür Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devletin tasfiyesine ortak olmayın. Zaten Öcalan komisyonuna oturarak, komisyonun çıkardığı rapora imza atarak işlerin bu noktaya gelmesine katkı sağladınız. Hem diyorsunuz ki biz muhalefet partisiyiz hem de Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanma stratejisinin en önemli parçası olan Öcalan ve PKK’yla pazarlık sürecine ve bu sürecin sonucu olan yasaya ‘evet’ diyeceksiniz. Bu nasıl bir muhalefet olacak? Bu yasaya ‘evet’ demek, kirli referandum gecesi Yüksek Seçim Kurulu’nun önüne gelmemek demektir. Bu yasaya ‘evet’ demek, sığınmacılara vatandaşlık verilmesini onaylıyorum demektir. Bu yasaya ‘evet’ demek, ‘Ben bu iktidarın gizli ortağıyım.’ demektir. Onlarca CHP belediye başkanı zindandayken, yüzlerce partiliniz tutukluyken, Türk milletine ‘Biz Türklerin demokratikleşmesi için bu yasaya evet diyoruz.’ demeyin. Çünkü buna, Özgür Bey, kimse inanmaz.

Ben buradan eski bir dostuma da seslenmek istiyorum. Sayın Tuğrul Türkeş’e de seslenmek istiyorum. Sayın Türkeş, Tuğrul Bey, babanız rahmetli Alparslan Türkeş’in kemiklerini sızlatmayacağınızdan eminim. Babanızın oğlu gibi davranacağınızdan eminim. Rahmetli Erbakan Hoca’nın oğlu Sayın Erbakan bu tasarıya ‘hayır’ derken ve referandum isterken, herhâlde Başbuğ Türkeş’in oğlu da bu yasaya ‘evet’ demeyecektir. Ve Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Erbakan’ı da kutluyorum. Babasının oğlu olduğunu göstermiştir. Tebrik ediyorum Sayın Erbakan sizi. Ve İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu başkanlığındaki İYİ Parti Meclis Grubu’na da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu bölünme yasa tasarısına karşı verecekleri mücadelede başarılar diliyorum. Müsavat Başkan, Allah yardımcımız olsun.

Bütün İYİ Partili kardeşlerimi ve tabii Yeniden Refah Partili kardeşlerimi cumartesi günü saat 13.30’da Güvenpark’ta, gazilerimizi ellerimizde Türk bayraklarıyla ziyarete davet ediyorum. Ve yine unutmadan, 10 yaşından beri tanıdığım, kendisine de ağabey dediğim Sayın İlhan Kesici, partiniz bu yasaya evet diyormuş. Sizin ‘evet’ demeyeceğinizden eminim. Bütün bir hayatınızı, netice itibarıyla hangi partide olursanız olun, Türk milleti için yaşadınız. Bugün de o çizgiyi sürdüreceğinizden eminim. Daha birçok vatansever milletvekilinin de partisi ne olursa olsun, bu yasaya ‘hayır’ diyerek evlatlarına güzel bir miras bırakacağına inanıyorum.

Eline mikrofonu alıp açık açık, ‘Suriye’de statü elde ettik, şimdi sırada Türkiye var.’ diyen bölücü sözde siyasilere ve arkasında durdukları PKK terör örgütüne karşı Atatürk Cumhuriyeti’ni savunmak; bir yanda atalarımızın Cumhuriyet mirasına sahip çıkmak, diğer yanda bu mirası evlatlarımıza devretmek yükümlülüğüyle karşı karşıyayız. Zafer Partisi olarak bütün kadrolarımızla bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz. Ne mutlu Türk’üm diyene.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Çerçeve yasayla birlikte Meclis’te bir de gazilere yönelik yasa var. Hem aynı anda verilmesini hem de gazilere yönelik yapılanları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Gazilerimizin sorunları ne yazık ki çözülmedi. Söylediğiniz gibi aynı anda getirilmesi de etik değildir, kabul edilemez. Gazilerimiz mali mücadele ya da ekonomik mücadele vermiyorlar; onlar var olma mücadelesi veriyorlar. Yanlarındayız.”

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç