
Havai fişek, meşale artık yasak! Bu ürünler karpuz gibi alınıp depolanacak malzemeler değil!
İstanbul’da 16 Temmuz’dan itibaren havai fişek, meşale ve işaret fişeği satış ve kullanımına yasak gelmesini değerlendiren İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, geçmiş faciaları hatırlatarak bilinçsiz kullanımın ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Patlayıcı maddelerin son derece hassas ürünler olduğuna dikkat çeken Dr. Uçan, “Bu patlayıcıların depolanması ve kullanılmasında mutlaka eğitim almış kişiler görev yapmalıdır. Bunlar bizim gidip marketten karpuz gibi, herhangi bir ürün alır gibi satın alıp depolayacağımız malzemeler değildir. Özel şartlarda muhafaza edilmeleri gerekir.” dedi.
İstanbul Valiliği, artan orman yangını riskine karşı önemli bir karar alarak havai fişek, işaret fişeği, meşale ve benzeri patlayıcı/yanıcı maddelerin satışını ve kullanımını 16 Temmuz-28 Ekim 2026 tarihleri arasında yasakladığını açıklamıştı.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, havai fişek gibi ürünlerin bilinçsiz kullanımının büyük facialara neden olabileceğini anlattı.
Düğün salonu faciası bize önemli ders veriyor
Geçmişte yaşanan büyük yangınların benzer ihmaller nedeniyle meydana geldiğini belirten Dr. Rüştü Uçan, özellikle kapalı alanlarda kullanılan havai fişek ve benzeri ürünlerin zincirleme felaketlere yol açabileceğini söyledi.
Dr. Uçan, şunları kaydetti:
“İş sağlığı ve güvenliği açısından geçmiş olaylar bize önemli fikirler veriyor. Irak’ta bir düğün salonunda meydana gelen patlama sonrasında perdeler, süslemeler gibi yanıcı malzemeler alev aldı ve yaklaşık 200 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. İlk patlama tek başına değil, sonrasında başlayan yangın ve panik ortamı büyük faciayı oluşturdu. Kaçış yollarının yetersiz olması, insanların birbirini ezmesi, kapıların açılamaması gibi nedenlerle olay çok daha ağır sonuçlar doğurdu.”
Patlayıcılar sıcaklıktan, statik elektrikten bile etkilenebilir
Patlayıcı maddelerin son derece hassas ürünler olduğuna dikkat çeken Dr. Uçan, bunların sıradan tüketim malzemeleri gibi değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ederek, “Bu patlayıcıların depolanması ve kullanılmasında mutlaka eğitim almış kişiler görev yapmalıdır. Çünkü maytap ya da benzeri patlayıcılar sadece fitil ateşlenince çalışmıyor. Sıcaklıktan, statik elektrikten ya da çok küçük bir kıvılcımdan bile ilk patlama meydana gelebiliyor. Bunlar bizim gidip marketten karpuz gibi, herhangi bir ürün alır gibi satın alıp depolayacağımız malzemeler değildir. Özel şartlarda muhafaza edilmeleri gerekir. Bunları ateşleyecek kişilerin de mutlaka eğitim almış olması gerekir. Patlayıcılarla çalışan askeri personel ya da emniyet görevlileri bu eğitimleri alıyor. Ancak herhangi bir kişinin bu ürünleri satın alıp bilinçsiz şekilde kullanması büyük risk oluşturuyor” dedi.
Helyum balonları da yangın riskini artırabiliyor
Kapalı organizasyonlarda kullanılan helyum gazlı balonlara da dikkat çeken Dr. Rüştü Uçan, “Özellikle düğün salonlarında balonların yüksekte kalması için helyum gazı kullanılıyor. Böyle ortamlarda meydana gelebilecek bir patlama ya da yangın sırasında bu balonlar da yangının büyümesine neden olabiliyor. Geçen yıl bir genç kızımızın elindeki balonun patlaması sonucu vücudunda ağır yanıklar oluşmuştu.” diye konuştu.
Yapılacaksa mutlaka uzmanların kontrolünde yapılmalı!
Gösterilerin ancak kontrollü alanlarda gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Uçan, “Mutlaka yapılacaksa deniz üzerindeki resmi kutlamalarda olduğu gibi gerçekleştirilebilir. Çünkü bu organizasyonlarda patlayıcıları kullanan kişiler uzmandır. Patlayıcıların nereye saçılacağını bilirler. Güvenlik alanları oluşturulur, ulaşım durdurulur ve tüm önlemler alınır.” ifadesinde bulundu.
Ancak bireysel kutlamalarda aynı güvenliğin sağlanmasının mümkün olmadığını vurgulayan Dr. Uçan, şöyle konuştu:
“Biz düğünlerde ya da kutlamalarda bunları kullandığımız zaman çok büyük tehlikelerle karşılaşıyoruz. En az 10 metre çevresinde hiçbir yanıcı maddenin bulunmaması gerekir. Yukarıda balon olmamalı, süslemeler olmamalı. Açıkçası en güvenli yöntem bunları hiç kullanmamaktır.”
Merdiven altında üretim daha büyük tehlike!
Patlayıcı maddelerin kayıt dışı üretilmesinin riski daha da artırdığına dikkat çeken Dr. Uçan, şunları söyledi:
“Bu malzemeler zaten patlayıcıdır. Merdiven üstünde de yapılsa, merdiven altında da yapılsa uygun sıcaklıkta saklanmazsa patlayabilir. Ancak merdiven altında üretildiğinde patlama üretim sırasında gerçekleşirse çok daha büyük felaketler yaşanabilir. Fabrikalarda yapılan üretim ise belirli güvenlik standartları nedeniyle daha kontrollüdür.”
Statlarda kullanılan meşaleler de büyük risk oluşturuyor
Stadyumlarda kullanılan meşalelerin de ciddi tehlike oluşturduğunu ifade eden Dr. Uçan, “Statlara sokulan meşaleler binlerce, bazen yüz bin kişinin bulunduğu ortamlarda çok büyük yangınlara neden olabilir. Meşale gibi kıvılcım saçan yanıcı maddelerin de aynı kapsamda değerlendirilmesi ve bunlarla ilgili cezaların artırılması gerekiyor.” diye konuştu.
Satın alan herkes hukuki sorumluluğunu bilerek imza atmalı
Mevcut yasal düzenlemelerin daha etkin hale getirilebileceğini belirten Dr. Uçan, “Satış yapan kişiler, ürünü satın alan herkese ‘Bu üründen kaynaklı bir olay meydana gelirse 1 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası alabilirsiniz. Okudum, anladım.’ şeklinde bir belge imzalatsa birçok kişi o alışverişten vazgeçebilir. Çünkü bilinçsizliği daha başlangıç aşamasında engellemiş oluruz.”
Satışların mutlaka kayıt altına alınması gerektiğini vurgulayan Dr. Uçan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Maytap ve benzeri ürünlerin mutlaka faturalı satılması gerekir. Eğer ürün faturasız satılmışsa sorumluluk doğrudan satıcı firmaya yönelmelidir. Yüksek para cezaları uygulanabilir, hatta tamamen yasaklanabilir. Ancak o aşamaya gelene kadar bile satışların kayıt altına alınması ve hukuki sorumluluğun açık şekilde belirtilmesi önemli bir caydırıcılık sağlayacaktır.”
YAPAY ZEKÂDAN SONRA GÖZLER 3D TEKNOLOJİLERİNE ÇEVRİLDİ
Yapay zekânın ardından dünyanın en hızlı büyüyen teknolojileri arasında gösterilen 3D baskı ve eklemeli imalat; yalnızca üretim yöntemlerini değil, geleceğin mesleklerini de yeniden şekillendiriyor. Savunma ve havacılıktan otomotive, sağlıktan medikale, enerjiden kalıpçılığa kadar birçok sektörde hızla yaygınlaşan bu teknoloji, üniversite adayları ve kariyerini yüksek teknoloji odaklı alanlarda şekillendirmek isteyen gençler için önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye’de bu dönüşüme dikkat çekmek amacıyla 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek 3D Baskı Teknolojileri ve Katmanlı Üretim Fuarı (Expo3D İstanbul), sektör profesyonellerini, yatırımcıları, akademisyenleri ve gençleri aynı çatı altında buluşturmaya hazırlanıyor.
Eklemeli imalat teknolojilerinin yalnızca üretim anlayışını değil, kariyer planlamasını da değiştirdiğini belirten Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, “Dünyada üretim anlayışı yapay zekâ, otomasyon ve dijital üretim teknolojileriyle yeniden şekillenirken, gelecekte yalnızca mühendislere değil; 3D tasarım, dijital üretim, ileri malzeme teknolojileri, tersine mühendislik, kalite yönetimi, medikal üretim ve sürdürülebilir üretim gibi alanlarda uzmanlaşmış nitelikli insan kaynağına olan ihtiyaç da hızla artacak. Üniversite tercihinde bulunacak gençlerin yalnızca bugünün popüler mesleklerine değil, önümüzdeki 10-20 yılın üretim teknolojilerine odaklanmaları gerekiyor. Eklemeli imalat; mühendislikten tasarıma, sağlık teknolojilerinden savunma sanayiine kadar çok geniş bir alanda yeni kariyer fırsatları sunuyor. Dijital üretim çağında rekabet avantajı elde etmek isteyen hem bireylerin hem de kurumların bu dönüşüme bugünden hazırlanması büyük önem taşıyor” dedi.
3D TEKNOLOJİLERİYLE YAPILABİLECEK 10 YENİ İŞ ALANI
Yıldırım Ünverdi, geleceğin öne çıkacak 3D mesleklerini; dijital tasarım süreçlerini yöneten 3D Tasarım Uzmanı, üretim süreçlerini yöneten 3D Yazıcı Operatörü, katmanlı üretim teknolojileri geliştiren Eklemeli İmalat Mühendisi, kişiye özel protez ve implant üretimi yapan Medikal 3D Baskı Uzmanı, üç boyutlu proje ve maketler hazırlayan Mimari Görselleştirme ve Maket Tasarımcısı, kişiselleştirilmiş moda ve takı ürünleri geliştiren 3D Moda ve Takı Tasarımcısı, 3D tabanlı eğitim materyalleri geliştiren Eğitim Teknolojileri Uzmanı, şirketlerin dijital üretim dönüşümüne rehberlik eden 3D Baskı Danışmanı, çevre dostu malzeme ve üretim süreçleri geliştiren Geri Dönüşüm ve Sürdürülebilir Üretim Uzmanı ile 3D teknolojilerine yönelik eğitim ve dijital içerikler hazırlayan 3D İçerik Üreticisi ve Eğitmeni olarak sıraladı.
Türkiye’nin eklemeli imalat, tasarım ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ve tek ihtisas fuarı EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Fuarda 100’ün üzerinde katılımcı firma, 120’den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin buluşması hedefleniyor. Yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmine katkı sağlaması amaçlanan organizasyon, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı ile akademik bilgi birikimini sanayinin üretim gücüyle bir araya getirecek.
Yaz aylarında artan gürültü, yaşam alanlarında akustik konfor ihtiyacını öne çıkarıyor
Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre uzarken, trafik, komşu ve çevresel kaynaklı gürültülerin etkisi daha belirgin hale geliyor. Ses yalıtımı, ev ve sosyal yaşam alanlarında konforu ve yaşam kalitesini belirleyen temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
Yaz aylarında yükselen sıcaklıklar, insanların günün daha büyük bölümünü ev, ofis, kafe ve benzeri kapalı alanlarda geçirmesine neden oluyor. Bu durum, şehir yaşamının doğal bir parçası olan gürültünün daha yoğun hissedilmesine yol açıyor. Trafik, komşu daireler, bina içi hareketlilik ve çevresel ses kaynakları; yalnızca anlık rahatsızlık yaratmakla kalmıyor, yaşam alanlarının genel konforunu da doğrudan etkiliyor.
Gürültüye uzun süre maruz kalınması, dinlenme kalitesini düşürürken odaklanma ve günlük yaşam performansını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle modern yaşam alanlarında akustik konfor, yapı kalitesinin önemli bir parçası haline geliyor.
Binalarda doğru şekilde uygulanan ses yalıtımı çözümleri, dış ortamdan gelen seslerin iç mekânlara geçişini azaltırken, aynı zamanda daireler arası ses transferini de sınırlandırıyor. Böylece hem mahremiyet korunuyor hem de daha sakin, dengeli ve verimli yaşam alanları oluşturuluyor. Bu alanda geliştirdiği çözümlerle öne çıkan ODE Yalıtım, ısı ve su yalıtımının yanı sıra akustik konforu da odağına alarak yapıların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümler sunuyor.
“Akustik konfor, yaşam alanlarının görünmeyen ama en belirleyici unsurlarından biri”
ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, yaz aylarında kapalı alan kullanımının artmasıyla birlikte ses yalıtımının daha fazla önem kazandığını belirterek şunları söyledi: “Yaz döneminde yaşamın büyük bölümü iç mekânlarda geçiyor ve bu da sesin etkisini daha belirgin hale getiriyor. Dış ortamdan ya da bina içinden gelen gürültü, günlük yaşamın akışını doğrudan etkileyebiliyor. Ses yalıtımı, bu etkinin kontrol altına alınmasında kritik bir rol üstleniyor.”
ODE Yalıtım olarak hedeflerinin yalnızca teknik bir yalıtım çözümü sunmak olmadığını vurgulayan Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz, yaşam alanlarında konforu bütüncül şekilde ele alıyoruz. Ses yalıtımı da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Doğru çözümlerle gürültü etkisini azaltarak daha sakin, daha konforlu ve daha yaşanabilir mekânlar oluşturulmasına katkı sağlıyoruz.”
Sunar Yatırım, mısırda sürdürülebilir uygulamalı tarım alanlarını bir yılda yüzde 43 artırdı
Sunar Yatırım, yıllardır uyguladığı sürdürülebilir tarım yaklaşımını üretim kültürünün parçası olarak ele alıyor. Özellikle süregelen ayçiçeği ve mısır üretiminde, çiftçilerle birlikte geliştirdiği model sayesinde verimliliği artırmaya ve kaynak kullanımını optimize etmeye devam ediyor. Sunat Yatırım, sürdürülebilir uygulamalı tarım alanlarında ayçiçeğinde dekar başına verimi 8 yılda yüzde 96, mısırda ise son bir yılda sürdürülebilir tarım uygulamalı üretim alanını yüzde 43 oranında artırdı. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuyla ilgili açıklamasında “Sürdürülebilir tarım, şirketimizin kuruluşundan bu yana en temel önceliği. Tüm üretim felsefemizin temelinde yatan bu olgu, çalışmalarımızı döngüsel ekonomi yaklaşımı üzerine inşa etmemizi sağlıyor. Çiftçilerimizle birlikte geliştirdiğimiz kaynağı israfa değil, yeniden değere dönüştüren yaklaşımımız sayesinde hem üretimde verimliliği artırıyor hem de toprağın, tarımın, üretimin ve çiftçi ailelerimizin geleceğini güvence altına alıyoruz.” dedi.
Sunar Yatırım, sürdürülebilirlik yaklaşımını tarımsal değer zincirinin tamamına yayılan bütüncül bir üretim modeli olarak benimsiyor. Ayçiçeği, mısır ve buğday üretimine odaklanan şirket, sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla elde ettiği her ham maddeyi döngüsel ekonomi anlayışıyla değerlendirerek farklı sektörler için katma değerli ürünlere dönüştürüyor. Entegre üretim yapısı sayesinde üretim süreçlerinde ortaya çıkan yan ürünler yeniden değerlendirilerek kaynak verimliliği artırılırken, doğal kaynakların korunmasına ve gıda güvenliğine katkı sunuluyor. Bu bütüncül üretim modeliyle Sunar Yatırım, global ölçekte üstlendiği stratejik sorumluluk doğrultusunda geleceğe yönelik yatırımlarını kararlılıkla sürdürüyor.
Sürdürülebilirliği stratejik bir sorumluluk olarak değerlendiren Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, hasat dönemine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Tarım tüm faaliyetlerimizin temelinde yer alıyor. Sürdürülebilir tarım da kuruluşumuzdan bu yana tüm üretim felsefemizin temelinde yer alan en önemli değerlerimizden biri. Biz üretimi yalnızca ham madde elde etmek olarak değil, döngüsel ekonomi anlayışıyla değer üreten entegre bir ekosistem olarak görüyoruz. Bir mısır tanesi bizim için yalnızca bir ürün değil; gıda, yem, ilaç, kozmetik ve sanayi başta olmak üzere onlarca farklı sektöre değer üreten döngüsel bir ekonomi zincirinin başlangıç noktası. Tüm üretim tesislerimizde ortaya çıkan her yan ürünü yeniden değerlendiriyor, hiçbir kaynağın israf edilmediği bir sistemle ham maddelerimizi ekonomiye tekrar kazandırıyoruz. Böylece sürdürülebilir tarımla elde ettiğimiz her ürün, farklı sektörlere değer üreten yeni bir kaynağa dönüşüyor. Bu anlayışla sürdürülebilir tarım uygulamalarımızda toprak analizi, sözleşmeli üretim ve izlenebilir tedarik zinciri başta olmak üzere birçok alanda çiftçilerimizle birlikte çalışıyor; verimliliği artırırken doğal kaynakları koruyan uygulamaları yaygınlaştırıyoruz. Hasat döneminin tüm çiftçilerimiz için bereketli geçmesini diliyorum” dedi.
Sürdürülebilir tarımda toprak yönetimi ve atık dönüşümü merkezi rol oynuyor
Sunar Yatırım’ın, toprak analizine dayalı üretim planlamasıyla gereksiz gübre kullanımı azaltılarak üretim daha doğru girdilerle şekilleniyor. Böylece verimlilik artışı destekleniyor. Anız yönetimi uygulamalarıyla tarımsal atıklarda yaklaşık yüzde 50 oranında azalma sağlanıyor. Bu atıklar toprağa geri kazandırılarak doğal gübre etkisi oluşturuyor. Sözleşmeli üretim modeliyle çiftçiye alım garantisi sunularak üretim güvenliği artırılıyor. Sürdürülebilir tarım programı kapsamında ayçiçeği ve mısır üretiminde oluşturulan toplam üretim hacmi, binlerce tonluk bir büyüklüğe ulaşarak şirketin sürdürülebilir ham madde tedarikine önemli katkı sağlıyor. Bu kapsamda, sürdürülebilir tarım ekosistemi güçleniyor.
Ar-Ge odaklı yaklaşım, tarımda geleceğin üretim modelini şekillendiriyor
İklim değişikliği, su stresi ve artan küresel sağlıklı gıda talebi tarım sektöründe yeni üretim modellerini zorunlu hale getiriyor. Sunar Yatırım bu dönüşümde Ar-Ge merkezli bir yaklaşım benimsiyor. Daha az kaynakla daha yüksek verim sağlayan üretim modelleri geliştiriliyor, veri temelli tarımsal planlama yaygınlaştırılıyor. Veri temelli tarım uygulamalarının sonuçları rakamlara da yansıyor. Ayçiçeğinde dekar başına verim 10 yılı aşkın uygulanan sürdürülebilir tarım modeliyle 103 kg’dan 202 kg’a yükselirken, mısırda ise son bir yılda sürdürülebilir tarım uygulamalı üretim alanı yüzde 43 oranında arttı. Hassas tarım uygulamaları üretim süreçlerine entegre edilerek iklim dirençli üretim sistemleri güçleniyor. Böylece, sofralara sunulan gıdaların sağlıklı olduğundan emin olunuyor. Su yönetimi ve yağmur hasadı gibi uygulamalar geleceğin tarım modelinde kritik rol oynuyor. Şirket teknolojiyi, doğal kaynakları daha verimli kullanmayı sağlayan stratejik bir araç olarak konumlandırıyor.
Borusan Next İhale’den Bir İlk: 60 Günlük Zorunlu Trafik Sigortası Hediye
Borusan Otomotiv’in kullanılmış otomobil pazarında 25 yıllık tecrübeye sahip B2B ihale hizmeti Borusan Next İhale, araç alım deneyimini kolaylaştıran ve sektörde ilk olan yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Borusan Next İhale’den 29 Haziran–31 Aralık 2026 tarihleri arasında satın alınan her otomobil, ticari araç ve motosiklet için 60 gün geçerli zorunlu trafik sigortası ücretsiz olarak sunuluyor.
Kullanılmış otomobil pazarında kurumsal güven, şeffaflık ve yüksek müşteri memnuniyeti odağıyla faaliyetlerini sürdüren Borusan Next İhale, platform üzerinden araç sahibi olan alıcı üyelerine satın alma sonrasında da kolaylık sağlıyor. Uygulama kapsamında, ihaleyi kazanarak araç bedelini tam ve nakden ödeyen alıcı üyeler adına, noter devir tarihinden itibaren 60 gün geçerli zorunlu trafik sigortası poliçesi, Borusan Next İhale ile iş birliği içinde olan sigorta şirketi tarafından düzenleniyor ve hediye ediliyor.
Borusan Next İhale’nin kullanıcı odaklı B2B hizmet anlayışını destekleyen bu uygulama, araç satın alma sürecinin ardından doğan ilk ihtiyaçlardan birine pratik bir çözüm sunarken, platformun iş ortakları nezdindeki cazibesini de artırıyor. Otomobil, ticari araç ve motosiklet alımlarını kapsayan kampanya, Borusan Next İhale’nin ikinci el araç ekosisteminde sunduğu deneyimi daha bütüncül ve avantajlı hale getirmeyi amaçlıyor.
Borusan Otomotiv Kullanılmış Oto Platformu Genel Müdürü İlker Baydar, sektörde bir ilk olan uygulamayla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Borusan Next İhale’de odağımız, 25 yıllık sektör tecrübemizden aldığımız güçle B2B ihale süreçlerinde alıcı üyelerimiz ve iş ortaklarımız için güvenilir, hızlı ve avantajlı bir deneyim sunmak. Geniş araç portföyümüzün yanı sıra ihale sonrasında da kullanıcılarımızın ihtiyaçlarını gözeten çözümler geliştirmeye önem veriyoruz. 60 günlük zorunlu trafik sigortasının hediye edilmesi de bu yaklaşımımızın somut örneklerinden biri. Araç satın alma sürecinin hemen ardından devreye giren bu avantajla kullanıcılarımızın ilk ihtiyaçlarından birini kolaylaştırırken, iş ortaklarımız için de Borusan Next İhale platformunun sağladığı değeri daha görünür hale getiriyoruz. İkinci el araç ekosisteminde güven, hız ve pratik faydayı bir araya getiren yenilikçi uygulamalar geliştirmeye devam edeceğiz.”
Günsan’dan yaşam alanlarına yaz ruhunu yansıtan tasarım çözümleri
Yaz aylarıyla birlikte yaşam alanlarında daha ferah, dinamik ve kişisel dokunuşlara sahip dekorasyonlar öne çıkıyor. Günsan Elektrik, Radius Design serisiyle anahtar ve prizleri yalnızca işlevsel bir detay olmaktan çıkararak dekorasyonun tamamlayıcı bir parçasına dönüştürüyor. Modern çizgileri, farklı renk ve tasarım seçenekleriyle sunulan seri, evlere estetik ve özgün bir atmosfer kazandırıyor.
Yaz mevsiminin ferahlatıcı etkisi, ev dekorasyonlarında da kendini gösteriyor. Daha aydınlık, sade ve karakter sahibi yaşam alanları oluşturmak isteyenler renk, doku ve tasarım detaylarıyla mekanlarını kişiselleştirmeye yöneliyor. Anahtar ve prizleri dekorasyonun önemli bir parçası olarak konumlandıran Günsan Elektrik, Radius Design serisiyle yaşam alanlarına estetik bir değer katıyor. Minimal ve çağdaş çizgileriyle dikkat çeken seri, salonlardan yatak odalarına, çalışma alanlarından ortak yaşam alanlarına kadar farklı mekanlara uyum sağlıyor.
Dekorasyonun tamamlayıcı kişisel ve şık detayları
Yaz döneminde evlerde daha renkli ve kişisel atmosferler ön plana çıkarken, dekorasyonda kullanılan küçük detaylar büyük bir fark yaratıyor. Günsan Radius Design serisi, modern tasarım anlayışıyla dekorasyona uyum sağlayan anahtar ve priz alternatifleriyle kullanıcılara kendi zevklerini yaşam alanlarına taşıma imkanı veriyor. Seride yer alan Cats, Guitar, Ballerina, Coffee, Country, Gourmet, Cars ve Good Luck gibi birbirinden farklı tasarım seçenekleri sade, eğlenceli, klasik veya karakteristik dekorasyon anlayışlarına hitap ederek her mekana özgün bir dokunuş kazandırıyor.
Yapay zekâ iklim hedeflerini hızlandırıyor, enerji dönüşümünü yeniden şekillendiriyor
KPMG’nin yayımladığı yeni bir rapor, yapay zekânın temiz enerji dönüşümünü hızlandırmanın yanı sıra net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada önemli bir rol üstlendiğini ortaya koyuyor. 1.200’den fazla enerji liderinin katıldığı küresel araştırmaya göre katılımcıların yüzde 97’si ile neredeyse tamamı yapay zekayı sıfır net emisyon hedeflerine yönelik ilerlemeyi hızlandırmada pozitif bir unsur olarak nitelendirirken, yüzde 96’sı yapay zekânın artan enerji talebini ise temiz enerjinin karşılayabileceğine inanıyor.
KPMG’nin yapay zekanın olumlu iklim sonuçlarını nasıl açığa çıkardığına ve enerji dönüşümünü nasıl hızlandırdığına dair küresel bir bakış sunduğu “Yapay Zekanın İkili Vaadi: İklim hedeflerini hızlandıran ve enerji sistemini dönüştüren etki” başlıklı raporu yayımlandı.
1.200’den fazla enerji liderini kapsayan küresel çalışma, yapay zekanın yalnızca temiz enerji dönüşümünü hızlandırma kapasitesine sahip olmadığını, aynı zamanda iklim ilerlemesini aktif olarak desteklediğini gösteriyor. Araştırmaya katılan enerji yöneticilerinin yüzde 97’si, yapay zekayı sıfır net emisyon hedeflerine yönelik ilerlemeyi hızlandırmada net pozitif bir unsur olarak nitelendirirken, yüzde 87’si yapay zekanın bu hedeflere ulaşmak için merkezi öneme sahip olduğunu söylüyor.
Rapora göre enerji sektöründe yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerinde yapay zekâya bağlı enerji kullanımının önümüzdeki dönemde yüzde 8’den yüzde 36’ya yükselmesi bekleniyor. Buna karşın kuruluşların yalnızca yüzde 30’u kısa vadede yapay zekânın kendi enerji verimliliğini iyileştirmeye öncelik veriyor. Yöneticilerin yüzde 96’sı temiz enerjinin yapay zekânın artan enerji talebini karşılayabileceğine inanırken, yüzde 33’ü şebeke altyapısındaki yetersizlikleri en önemli engel olarak görüyor. Ayrıca kuruluşların yüzde 45’i, artan enerji ihtiyacını öncelikli olarak yerinde enerji üretimi yoluyla karşılamayı planlıyor.
Hedeflere ilerlemede ilerleme olsa da uygulamada eksikler var
Sıfır net emisyon taahhütlerinde ilerleme kaydedilmekle birlikte, uygulamada hâlâ önemli boşluklar bulunuyor. Kuruluşlar, yüksek yenilenebilir enerji kullanımında yüzde 75–100 aralığına ulaşma konusunda yalnızca üç yıl içinde bugünkü yüzde 8 seviyesinden yüzde 30’a çıkarak yaklaşık 4 katlık bir artış öngörüyor. Buna karşın kuruluşların yalnızca yüzde 29’u sıfır net emisyon taahhütlerini tüm değer zincirine yayarken, enerji tüketicilerinin yalnızca yüzde 13’ü projeleri geciktirse bile temiz enerjinin pazarlık konusu olmadığına inanıyor.
Politika ve bölgesel perspektifler açısından bakıldığında ise yüzde 75’lik bir kesim politika yapıcıların yapay zekânın iklim faydalarını benimsemekte çok yavaş kaldığını ifade ediyor. Büyüme ve sürdürülebilirliğin uyumlu hedefler olduğuna inanan yöneticilerin oranı ise bölgelere göre farklılık gösteriyor; bu oran Asya-Pasifik’te yüzde 39, Amerika’da yüzde 34 ve Avrupa-Orta Doğu-Afrika bölgesinde yüzde 27 seviyesinde bulunuyor.
“Önümüzdeki iki yıl kritik. Kurumların bugün alacağı kararlar, gelecekteki konumlarını da belirleyecek”
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Şirket Ortağı, İnovasyon ve Teknoloji Danışmanlığı Lideri Gökhan Mataracı, “Yapay zekâ bugün, iş dünyasının en kritik iki gündeminin kesişimini temsil ediyor: sürdürülebilirlik ve büyüme. Bu kesişim, geçmişte çoğu zaman bir denge arayışı olarak ele alınırken, artık doğrudan bir hızlandırıcıya dönüşmüş durumda. Küresel ölçekte elde ettiğimiz bulgular, bu değişimin kapsamını net şekilde ortaya koyuyor. Kurumlar, yapay zekânın yarattığı artan enerji talebine rağmen, bu teknolojinin enerji sistemlerini optimize ederek ve verimliliği artırarak iklim hedeflerine anlamlı katkı sağlayabileceğine güçlü bir şekilde inanıyor. Ancak asıl belirleyici olan, bu inancın ne ölçüde aksiyona dönüştüğü. Araştırmamız, fırsatın büyüklüğü ile uygulamanın hızı arasında belirgin bir boşluk olduğunu ortaya koyuyor. Bu noktada yapay zekâyı yalnızca bir talep yaratan unsur olarak görmek eksik kalır. Aksine, doğru konumlandırıldığında yapay zekâ; enerji üretiminden dağıtıma, değer zinciri optimizasyonundan karbon yönetimine kadar tüm sistemin yeniden tasarlanmasını mümkün kılan bir ‘zekâ katmanı’ işlevi görüyor. Önümüzdeki iki yıllık dönem bu açıdan kritik bir eşik oluşturuyor. Kurumların bugün alacağı stratejik kararlar; yalnızca enerji maliyetlerini değil, gelecekteki konumlarını da belirleyecek. Erken hareket eden ve teknoloji ile enerji stratejilerini entegre eden organizasyonlar, bu dönüşümün yalnızca takipçisi değil, şekillendiricisi olacak. Bu raporun, karar vericilere yalnızca mevcut tabloyu sunmakla kalmayıp; aynı zamanda bu dönüşümün nasıl yönlendirilebileceğine dair somut bir perspektif kazandırmasını hedefliyoruz.” dedi.
“Yapay zekâyı iklim risk yönetimi ve sürdürülebilir yatırım kararlarıyla bütünleşik şekilde kullanabilmek gerekiyor”
KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Şirket Ortağı Sertuğ Özkan ise değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yapay zekânın hızla büyüyen enerji ayak izi, küresel çapta haklı bir iklim tartışmasını beraberinde getirse de araştırmamız bu teknolojinin aslında karbonsuzlaşma yolculuğunda elimizdeki en güçlü araç olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu teknoloji sayesinde kurumlar artık yalnızca karbon emisyonlarını raporlamakla kalmayıp emisyonlarını öngören, yöneten ve azaltma senaryolarını anlık olarak test edebilen bir yapıya geçme fırsatı da yakalıyor. Ancak bu dönüşümün kalıcı değer yaratabilmesi için yapay zekânın yalnızca operasyonel verimlilik sağlayan bir teknoloji olarak görülmemesi de gerekiyor. Asıl farkı yaratacak olan, yapay zekâyı iklim risk yönetimi, değer zinciri emisyonları, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir yatırım kararlarıyla bütünleşik şekilde kullanabilmek olacak. Bu yaklaşım, şirketlerin hem düzenleyici beklentilere uyumunu güçlendirecek hem de uzun vadeli dayanıklılıklarını artıracaktır. Önümüzdeki dönemde başarılı kurumlar, yapay zekâyı sürdürülebilir büyüme stratejilerinin de temel yapı taşlarından biri olarak konumlandıranlar olacak.”
ÇELİK SEKTÖRÜNÜN DÖNÜŞÜM İÇİN YILLIK YATIRIM İHTİYACI 1 İLA 2 MİLYAR DOLAR
Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşması için yıllık 1 ila 2 milyar dolar arasında yatırım ihtiyacı bulunuyor
2030 sonrasında yatırımların şebeke altyapısı, yeşil hidrojen ve karbon yakalama teknolojilerine yönelmesi bekleniyor
Sektör yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor, bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden
Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı ve sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı
Türkiye’deki tüm sektörlerin net sıfır hedefine ulaşması için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım gerekiyor
Türkiye, 40’ın üzerinde tesiste gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyon tonluk yıllık ham çelik üretimiyle dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor. Bu üretimin yaklaşık 10-12 milyon tonu kok kömürü kullanarak demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde, 25-30 milyon tonu ise hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştiriliyor.
Ancak sektör fosil yakıtların ve girdilerin yoğun kullanımı nedeniyle büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna da neden oluyor. Halihazırda, Türkiye’de çelik sektörü yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor ve bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden kaynaklanıyor.
İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin dört yıldır yürüttüğü ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi, Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının özellikle son üç yılda üretici girişimleri ve destekleyici kamu politikaları sayesinde önemli bir ivme kazandığını ortaya koyuyor. Devam eden çalışmanın bulguları, mevcut teknolojilerle önemli ölçüde emisyon azaltımının mümkün olduğunu gösteriyor.
İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, 2025 itibarıyla Türkiye’nin önde gelen 10 çelik üreticisinin 2030 ve/veya 2053 yıllarına yönelik sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ve yol haritalarını açıkladığını, bu sürecin kamu politikalarıyla da desteklendiğini söyledi. Baş, “Ancak çelik tedarik zincirinin tamamını kapsayan bir dönüşüm henüz istenilen düzeye ulaşmadı. Kamu alımları, yeşil ürün standartları, gömülü karbon emisyon içeriği ve ‘öncü pazarlar’ gibi talep yönlü politika araçları sektörün gündemine giremedi. Bu konularda çözüm üretilmeden ilerleme sağlanması mümkün değil” diye konuştu.
Baş ayrıca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası’ raporu ile sektörün karbonsuzlaşma maliyetinin ortaya konmaya çalışıldığını, ancak bu çalışmanın güncellenmesi gerektiğini ifade etti.
SEKTÖRÜN EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ YÜKSEK
Türkiye’nin yaklaşık 50 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Baş, 2030’a kadar enerji, malzeme verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2030 sonrasında ise yeşil hidrojen teknolojilerinin sektördeki dönüşümün temelini oluşturacağını söyledi. Baş, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar mevcut teknolojilerle yüzde 30’lara varan mutlak azaltım yapması mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çelik sektörü yol haritasına göre 2053 net sıfır hedefi için sektörün yıllık yatırım maliyeti 1 ila 2 milyar dolar arasında. Raporda, yeşil hidrojene ek olarak 2040 sonrasında karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanılacağı öngörülüyor” dedi.
Çelik sektörü için öngörülen dönüşüm maliyeti, Türkiye genelindeki yeşil dönüşüm ihtiyacının da bir parçasını oluşturuyor. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye – Ülke İklim ve Kalkınma Raporu’na göre Türkiye’nin tüm sektörlerde net sıfır hedefine erişmesi için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Bu maliyetin yarısının da özel sektör tarafından üstlenilmesi bekleniyor. Yatırımlarda sanayi sektöründeki dönüşüm için proseslerin değişmesi, elektrik üretiminde ve şebekede yapılacak dönüşümler ilk sırada yer alıyor.
KARBONSUZLAŞMA ÜRETİCİLERLE SINIRLI DEĞİL
Baş, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç olmadığını, çok paydaşlı bir yaklaşımla ilerleme sağlanabileceğini ifade etti ve şunları söyledi: “Hammadde tedarikçileri, enerji üreticileri, elektrik sağlayıcıları, kamu kurumları ve çeliği kullanan otomotiv, beyaz eşya ve inşaat gibi sektörler de dönüşümün aktif paydaşı olmalı. Üretici odaklı dar bakış açısı, sektörün dönüşüm kapasitesini sınırlandırıyor. Örneğin elektrik üretimi hedefleri sanayi ve ticaret politikalarıyla eşgüdümlü planlanmalı. Çünkü ark ocaklı tesislerde elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, elektrik üretimindeki kömür ve doğal gaz santrallerinin payıyla doğrudan bağlantılı. Elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu yüksek kaldıkça, ihraç edilen çeliğin gömülü emisyonu da yüksek kalıyor. Bu da AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar karşısında üreticilerin rekabet gücünü zayıflatan, yeterince konuşulmayan bir risk oluşturuyor.
KİRLİ SANAYİ ALGISI DEĞİŞEBİLİR
Çalışma kapsamında yayınlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda ise çelik sektörünün uzun yıllardır ‘kirli’ sanayi ve zor çalışma koşullarıyla özdeşleşen imajının hem kamuoyundaki algıyı olumsuz etkilediği hem de sektöre işgücü çekilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor. Düşük karbonlu üretim uygulamaları, bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Baş, çalışanların dönüşüm sürecinin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, yetkinlikleri geliştirecek ve çalışma koşullarını iyileştirecek destek programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
İPM’nin ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi kapsamındaki 10 politika önerisi ise şöyle:
Çelik sektöründe ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmalı.
Çelik sektöründe dönüşüm için çok aktörlü ve tedarik zinciri odaklı bir sorumluluk yapısı geliştirilmeli.
Kamu kesiminde iklim politikası mimarisi ve kurumsal görev tanımları gözden geçirilmeli.
Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı, sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı.
Kirletici endüstriyel emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulmalı.
Sanayide karbonsuzlaşmayı yönlendirecek çok paydaşlı bir platform kurulmalı.
Düşük karbonlu çeliğe yönelik ulusal tanım, ölçütler ve standardizasyon sistemi oluşturulmalı.
Elektrik üretimi sera gazı emisyon faktörü değeri (kgCO2e/kWh) için azaltım hedefi tanımlanmalı ve enerji dönüşümü ile sanayi iklim hedefleri uyumlu hale getirilmeli.
Hurda yönetiminde çalışan sağlığı, çevre yönetimi, kalite, izlenebilirlik ve arz güvenliğini güçlendirmek üzere kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirilmeli
Ham çelik üreticileri için sera gazı emisyonu azaltım hedefi zorunluluğu getirilmeli, ortak hesaplama metodolojisi tanımlanmalı ve kamunun erişimine açık sera gazı emisyonu bilgi sistemi kurulmalı.
Üçay Mühendislik, Toplam Bedeli 1,34 Milyar TL’yi Aşan İki Sözleşmeye İmza Attı
Üçay Mühendislik, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi Yapım İşi Projesi’nin mekanik ve elektrik taahhüt işleri için REC Uluslararası İnşaat Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile toplam bedeli 1,34 milyar TL’yi aşan iki yeni sözleşme imzaladı. Şirket üstlendiği mekanik ve elektrik taahhüt işlerini 1 Nisan 2028 tarihinde tamamlamayı hedefliyor.
İklimlendirme ve enerji sektörünün öncü şirketlerinden Üçay Mühendislik, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi Yapım İşi Projesi kapsamında önemli bir iş birliğine imza attı. Şirket, projenin mekanik ve elektrik işleri için REC Uluslararası İnşaat Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile iki ayrı sözleşme imzaladı. Toplam bedeli 1,34 milyar TL’yi aşan sözleşmeler, Üçay Mühendislik’in büyük ölçekli taahhüt projelerindeki portföyünü daha da güçlendirdi.
Şirket, projenin mekanik taahhüt işleri için 801,9 milyon TL, elektrik taahhüt işleri içinse 545,5 milyon TL tutarında sözleşme imzaladı.
Üçay Mühendislik İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Turan Şakacı, imzalanan sözleşmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Üçay Mühendislik olarak, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi gibi ülkemizin sağlık altyapısı açısından stratejik öneme sahip bir projenin mekanik ve elektrik taahhüt işlerini üstlenmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Yıllardır mekanik ve elektrik taahhüt alanlarında başarıyla tamamladığımız projelerden edindiğimiz mühendislik birikimini ve uygulama deneyimimizi bu projeye de taşıyacağız.
REC Uluslararası İnşaat Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, büyük ölçekli ve yüksek standartlı projelerde ki güvenilir çözüm ortağı konumumuzu daha da pekiştiriyor. Ayrıca yakın zaman önce başarıyla tamamladığımız halka arz sürecinin ardından üstlendiğimiz bu önemli proje, sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda iş hacmimizi güçlendiren önemli bir adım niteliği taşıyor.
Projeyi planlanan takvim doğrultusunda, kalite, iş güvenliği ve sürdürülebilirlik ilkelerimizden ödün vermeden tamamlamayı hedefliyoruz” dedi.
Sancaktepe Şehir Hastanesi’nin mekanik ve elektrik taahhüt işlerinin 1 Nisan 2028 tarihinde tamamlanması hedefleniyor.
Enerjisa Enerji’de dijitalleşme atağı: Elektrik işlemlerinin yüzde 40’ı dijital kanallardan yapıldı
22 milyonu aşkın kullanıcıya hizmet verdiği perakende iş kolunda müşteri deneyimini iyileştirmek için dijital dönüşümü hızlandıran Enerjisa Enerji, müşterilerinden büyük ilgi gördü. 2025 yılında bireysel elektrik işlemlerinin yüzde 40’ı online kanallar üzerinden gerçekleştirildi
Türkiye’nin lider elektrik dağıtım ve perakende şirketi Enerjisa Enerji, müşteri deneyimini odağına alan dijital dönüşüm yatırımlarını sürdürüyor. Enerjisa Mobil, Online Hizmetler Merkezi, Kurumsal Online Hizmetler Merkezi ve e-Devlet entegrasyonlarından oluşan dijital ekosistemini sürekli geliştiren şirket, kesintisiz hizmet anlayışıyla müşterilerine hız, kolaylık ve güvenlik sunmaya devam ediyor.
Fatura ödeme, abonelik ve tahliye işlemleri, tüketim takibi ve online randevu gibi en çok tercih edilen hizmetlerin dijital kanallardan yapılabildiği bu yapıda, 2025 yılında bireysel elektrik işlemlerinin %40’i online olarak gerçekleştirildi. Kurumsal müşterilerin %50’sinden fazlası işlemlerini Kurumsal Online Hizmetler Merkezi aracılığıyla tamamlandı.
Milyonlarca işlem dijitalde tamamlandı
Enerjisa Enerji’nin müşteri deneyimini en üst seviyeye taşıyan dijital kanalları, 2025 yılında da müşterilerin tüm ihtiyaçlarına cevap veren güçlü bir kullanım performansı ortaya koydu. Yıl boyunca online kanallarda 22 milyon oturum ve 104 milyon sayfa görüntüleme gerçekleşti.
Dijital kanallar aracılığıyla yapılan ve her yıl artış gösteren veriler, Enerjisa müşterilerinin elektrik işlemlerinde dijital kanalları yalnızca bir alternatif temas noktası olarak değil, günlük hayatı kolaylaştıran temel bir hizmet kanalı olarak benimsediğini ortaya koydu.
Tüm elektrik işlemleri dijitalde
Elektrik işlemlerini daha erişilebilir ve kullanıcı dostu hale getirmek amacıyla Enerjisa Mobil’i yenileyen şirket, uygulamayı müşterilerin tüm ihtiyaçlarını tek noktadan karşılayabildiği bütüncül bir deneyim alanı olarak yeniden konumlandırdı.
Müşteri odaklı yaklaşımı ile sürekli geliştirilen mobil uygulama sayesinde, müşterilerinin abonelik, tahliye, fatura, ödeme ve başvuru gibi süreçlerin günlük hayatta her zaman, her yerden daha hızlı ve kolay yönetilmesi hedefleniyor.
Sektöründe bir ilk olan Mobil Cüzdan özelliği de müşteri deneyimini bir üst seviyeye taşırken, kullanıcılara da büyük avantajlar sunuyor.Kullanıcıların anlaşmalı noktalardaki harcamalarından Para Puan kazanmasına ve bu puanları elektrik faturalarında kullanabilmesine imkan tanıyor.. Şu ana kadar 20 bine yakın aktif kullanıcıya ulaşan bu hizmet, alternatif bir ödeme deneyimi sunarak müşteri memnuniyetini destekliyor.
Esentürk: “Müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak için çalışıyoruz”
Enerjisa Enerji Perakende Şirketleri Genel Müdürü Ersin Esentürk, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Enerjisa olarak 11 milyon müşteriye ve 22 milyonu aşkın kullanıcıya ulaşan büyük bir ekosistemi yönetiyoruz. ‘Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonuyla kurguladığımız bu ölçek, bize yalnızca güçlü bir operasyonu yönetmenin yanı sıra, sektörde standartları belirleme ve müşteri deneyiminde öncülük etme sorumluluğu da yüklüyor. Hayata geçirdiğimiz ‘Enerjisa Mobil Sana Kolay Gelecek’ kampanyamızla, uygulamaya koyduğumuz yenilikler sayesinde dijital kanallarımız, müşterilerimizin günlük hayatında vazgeçilmez bir temas noktası haline geldi. 2025 yılında bireysel işlemlerin yüzde 40’ının dijital kanallarımız üzerinden gerçekleştirilmesi, bu dönüşümün ne kadar güçlü bir şekilde benimsendiğini gösteriyor. Bu oranı, sadece bir performans göstergesi olarak değil, müşterilerimizin bize duyduğu güvenin ve sunduğumuz kaliteli deneyimin bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.Müşteri deneyiminde kuralları baştan yazarak tasarladığımız Enerjisa Mobil’i hızlı, güvenilir, erişilebilir ve kullanıcı odaklı bir deneyim platformu haline dönüştürüyoruz.Amacımız, müşterilerimizin ihtiyaç duyduğu her an, her yer yerden kesintisiz ve zahmetsiz bir şekilde en iyi hizmeti almasını sağlamak.Önümüzdeki dönemde de sürdürülebilirlik odaklı yenilikçi uygulamalarımızla müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz. Geleceğin beklentilerine yanıt veren yenilikçi uygulamalarımızla müşteri deneyimlerinde çıtayı yukarı taşımayı sürdüreceğiz.”
Enerjisa Üretim ENfluencer ile İşveren Markasını Güçlendiriyor
Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Üretim, çalışan deneyimini kurum kültürünün güçlü taşıyıcılarından biri olarak gören yaklaşımını ENfluencer projesiyle yeni bir boyuta taşıyor. Çalışan elçiliği modeli olarak hayata geçirilen ENfluencer, çalışanların günlük deneyimlerini dijital medyada görünür kılarak kurum kültürünü gerçek hikâyeler üzerinden güçlendirmeyi ve daha geniş kitlelerle buluşturmayı hedefliyor.
Gönüllülük esasına dayalı çalışan elçiliği sistemi ENfluencer, çalışanların sahada, santrallerde, ofislerde ve günlük çalışma yaşamında deneyimledikleri ilham veren anları kendi bakış açılarıyla paylaşmalarına imkân tanıyor. Gerçek çalışan hikâyelerini görünür kılan proje, Enerjisa Üretim kültürünü güçlendirirken; ilhamın paylaşıldıkça büyüdüğü güçlü bir paylaşım kültürünü de destekliyor.
Çalışan deneyiminden beslenen yeni bir içerik ekosistemi
ENfluencer ile çalışanlar, iş yaşamının doğal akışı içinde yaşadıkları deneyimleri, ekip ruhunu, öğrenme süreçlerini ve başarı hikâyelerini samimi bir dille paylaşarak Enerjisa Üretim kültürünün en güçlü temsilcileri arasında yer alıyor. Temelinde ise “bir kültürü en iyi, onu her gün yaşayan insanlar anlatır” anlayışı yer alıyor.
Program kapsamında çalışanlar içeriklerini, Enerjisa Üretim’e özel geliştirilen dijital çalışan platformu ENport üzerinden paylaşıyor. Kurumsal İletişim ekibi ise içeriklerin geliştirilmesi, değerlendirilmesi ve uygun iletişim kanallarında yayınlanması süreçlerine rehberlik ediyor. Böylece iç iletişimden kurumsal sosyal medya hesaplarına kadar farklı mecralarda çalışan deneyiminden beslenen zengin bir içerik ekosistemi oluşturuluyor. Projenin devamında ENfluencerlara sosyal medya yönetimi, içerik üretimi ve fotoğraf ve video çekimi gibi konularda da eğitim verilmesi planlanıyor.
Geleceğin şehirlerini görünmeyen altyapılar şekillendirecek
Artan nüfus, hızlanan kentleşme ve dijitalleşme, dünya genelinde yapılaşma hızını artırırken, şehirlerin altyapı ihtiyaçlarını da yeniden şekillendiriyor. Konutlardan hastanelere, veri merkezlerinden üretim tesislerine kadar farklı kullanım alanlarında hayata geçirilen yeni projelerde artık yalnızca inşaat süreci değil, yapıların onlarca yıl boyunca nasıl işletileceği de proje başarısının önemli kriterleri arasında yer alıyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı Altyapıda Yaşam Döngüsü Yaklaşımının Uygulanması (Implementing a Lifecycle Approach to Infrastructure) raporuna göre, önümüzdeki 40 yıl içinde küresel yapı stoku yaklaşık iki katına çıkacak ve toplam 241 milyar metrekare yeni yapı inşa edilecek. Bu büyüme, yaklaşık her ay New York büyüklüğünde yeni bir şehrin dünya yapı stokuna eklenmesi anlamına geliyor. Rapor, 2050 yılına kadar ihtiyaç duyulacak altyapının dörtte üçünün ise henüz inşa edilmediğine dikkat çekiyor. [1]
Bu büyüme yalnızca daha fazla yapı üretmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda enerji tüketiminin azaltılması, su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve altyapı sistemlerinin uzun yıllar yüksek performansla çalışması da her zamankinden daha önemli hale geliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik anlayışı da değişiyor. Yapıların çevresel performansı kullanılan yapı malzemelerine ek olarak, kullanım ömrü boyunca ortaya koyduğu performansla birlikte değerlendiriliyor.
Yaşam döngüsü yaklaşımı öne çıkıyor
Dünya Ekonomik Forumu, altyapı yatırımlarında “yaşam döngüsü yaklaşımının” benimsenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, yapıların tasarım ve inşaat süreçleriyle birlikte, işletme, bakım, onarım ve kullanım ömrü sonrasını da kapsıyor. Böylece ilk yatırım maliyetinin yanı sıra enerji tüketimi, bakım ihtiyacı, kaynak kullanımı ve uzun vadeli işletme performansı da yatırım kararlarının önemli bir parçası haline geliyor.
Yapıların uzun vadeli performansında mekanik altyapı sistemlerinin kritik rol oynadığını belirten Masdaf CEO’su Erhan Özdemir ise şunları söyledi: “Bugün bir yapının başarısı yalnızca mimarisiyle ya da kullanılan yapı malzemeleriyle ölçülmüyor. Yapının yaşamı boyunca enerji ve suyu ne kadar verimli kullandığı, bakım süreçlerinin ne kadar doğru planlandığı ve altyapı sistemlerinin ne kadar güvenilir çalıştığı da en az inşaat süreci kadar önemli. Önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın tüm yeni yapı projelerinde standart hale geleceğini öngörüyoruz.”
“Görünmeyen altyapılar sürdürülebilirliğin temelini oluşturuyor”
Isıtma, soğutma, temiz su temini, atık su yönetimi, basınçlandırma ve yangın güvenliği gibi mekanik sistemlerin yapıların enerji performansı üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Özdemir, doğru mühendislik çözümlerinin yalnızca işletme maliyetlerini düşürmekle kalmadığını, yapıların çevresel etkisini azaltmada da önemli rol oynadığını ifade etti.
Özdemir, “Bir pompa sisteminin gerçek maliyeti satın alma aşamasında değil, kullanım ömrü boyunca ortaya çıkıyor. Bu nedenle bugün enerji verimliliği yüksek ekipmanların tercih edilmesi, doğru projelendirme yapılması ve sistemlerin ihtiyaca uygun tasarlanması büyük önem taşıyor. Yaşam döngüsü boyunca daha az enerji tüketen, daha uzun ömürlü ve daha düşük bakım ihtiyacına sahip sistemler hem yatırımcılar hem de çevre açısından önemli kazanımlar sağlıyor” dedi.
Masdaf, geliştirdiği yüksek verimli pompa teknolojileri ve mühendislik çözümleriyle konutlardan ticari binalara, hastanelerden sanayi tesislerine kadar farklı yapılarda enerji ve su kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlarken, yapıların yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilir performans göstermesini destekliyor.
Form Endüstri Tesisleri, Düzce D-Mall AVM’nin Yapı Konforuna Lamilux F100W ile Katkı Sağlıyor
Form Endüstri Tesisleri’nin Lamilux F100W ürünü, Düzce D-Mall AVM’nin yangın güvenliği, duman tahliyesi ve günlük havalandırma altyapısında kullanıldı. Doğal ışık geçişini destekleyen yapısıyla AVM’nin mimari atmosferine de katkı sağlayan ürün, iç mekânda daha ferah, aydınlık ve konforlu bir dolaşım alanı oluşmasını destekliyor.
Enerji verimli endüstriyel çözümler sunan Form Endüstri Tesisleri, Düzce D-Mall AVM projesinde Lamilux F100W ürünüyle yer aldı. Lamilux F100W, yangın güvenliği kapsamında duman tahliyesine destek sağlıyor. Günlük kullanımda ise doğal havalandırma fonksiyonuyla iç ortam konforuna katkı sunuyor. Ürün, teknik işlevlerinin yanı sıra doğal ışığın iç mekâna taşınmasını destekleyen yapısıyla projenin mimari yaklaşımını da güçlendiriyor. Düzce D-Mall AVM’nin geniş dolaşım alanları, mağaza cepheleri, sosyal kullanım noktaları ve peyzaj unsurlarıyla bütünleşen sistem, ziyaretçiler için daha ferah, aydınlık ve açık alan hissini destekleyen bir atmosfer oluşturuyor.
Yangın Güvenliği ve Havalandırma Aynı Sistemde Buluşuyor
Düzce D-Mall AVM’de tercih edilen Lamilux F100W, yangın senaryolarında dumanın yapıdan tahliye edilmesine yönelik güvenlik ihtiyacını destekliyor. Aynı zamanda sistem, günlük kullanımda doğal havalandırma işleviyle iç ortam havasının yenilenmesine katkı sağlıyor. Bu çift fonksiyonlu yapı, yoğun ziyaretçi trafiğinin olduğu zamanlarda güvenlik, konfor ve işletme sürekliliği açısından önemli bir avantaj sunuyor.
Aydınlık ve Ferah Mimari Yapısını Güçlendiriyor
Lamilux F100W, Düzce D-Mall AVM’nin gün ışığını ve açık alan hissini öne çıkaran mimari yaklaşımına katkı sağlıyor. Doğal ışığın iç mekâna taşınması, AVM genelinde daha aydınlık, ferah ve davetkâr bir atmosfer oluşmasını sağlıyor. Mağaza cepheleri, yürüyüş alanları, sosyal oturma bölümleri ve peyzajla bütünleşen yapı, ziyaretçi deneyimini güçlendirirken projenin modern ve konfor odaklı mimari karakterini de tamamlıyor.
YENİ NESİL KARMA YAŞAM PROJELERİ KONUT TERCİHLERİNİ DEĞİŞTİRİYOR
Konut, ofis, ticaret ve sosyal yaşam alanlarını tek bir çatı altında buluşturan yeni nesil karma yaşam projeleri, şehir yaşamının değişen dinamikleriyle birlikte gayrimenkul sektörünün en güçlü yatırım modellerinden biri haline geliyor. Zaman yönetimi, ulaşım kolaylığı ve sosyal donatı beklentilerinin artmasıyla birlikte yatırımcılar ve oturumcular, yaşamın tüm ihtiyaçlarını aynı proje içerisinde sunan konseptlere yöneliyor…
Türkiye’de kentleşmenin hızlanması, trafik yoğunluğunun artması ve hibrit çalışma modelinin yaygınlaşması, konut tercihlerini de yeniden şekillendiriyor. Son beş yılda karma projelere yapılan yatırımların yaklaşık yüzde 40 artış göstermesi, İstanbul’da ticari gayrimenkul yatırımlarının yaklaşık yüzde 30’unun karma projelerden oluşması ve bu projelere yönelik talebin yüzde 35 yükselmesi, sektörün dönüşümünü gözler önüne seriyor.
Öte yandan KPMG’nin 2025 ilk çeyrek sektör raporuna göre Türkiye genelinde konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20,1 artarak 335 bin adede ulaştı. Artan hareketlilik, alıcıların yalnızca konut değil; yaşam kalitesi, ulaşım avantajı ve sosyal olanakları birlikte değerlendirdiğini ortaya koyuyor.
“Artık insanlar yalnızca ev değil, yaşam satın alıyor”
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Konuralp Yılmaz, yeni nesil projelerde yaşam deneyiminin en önemli tercih kriterlerinden biri haline geldiğini belirterek şunları söyledi:
“Şehir hayatı her geçen gün daha hızlı akıyor. İnsanlar gün içerisinde işine, alışverişine, sosyal yaşamına ve günlük ihtiyaçlarına ulaşmak için saatlerini trafikte geçirmek istemiyor. Bu nedenle konut, ofis, ticaret ve sosyal alanları aynı yaşam ekosistemi içerisinde buluşturan karma projeler artık lüks değil, ihtiyaç haline geldi. Bugün kullanıcılar yalnızca dört duvar satın almıyor; zaman kazandıran, hayatı kolaylaştıran ve yaşam kalitesini artıran projeleri tercih ediyor.”
Sürdürülebilir şehirleşmenin önemli parçası
Karma yaşam projelerinin şehir planlaması açısından da önemli avantajlar sunduğunu ifade eden Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:
“Doğru planlanmış karma projeler ulaşım ihtiyacını azaltırken karbon salımının düşmesine de katkı sağlıyor. Aynı zamanda ticari alanlar, sosyal donatılar, yeşil alanlar ve yaşam alanlarının birlikte kurgulanması hem bölgenin ekonomik değerini yükseltiyor hem de sürdürülebilir şehirleşmeye katkı sunuyor. Geleceğin şehirlerinde yalnızca bina üretmek yeterli olmayacak; insanların yaşamına değer katan bütüncül projeler geliştirmek gerekecek.”
Yatırımcı için de güçlü avantaj sunuyor
Karma yaşam projelerinin yatırım açısından da öne çıktığını belirten Mehmet Konuralp Yılmaz, farklı kullanım alanlarını bir arada sunan projelerin ekonomik dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturduğunu söyledi.
“Konut, ticaret ve ofis fonksiyonlarının birlikte yer aldığı projeler, farklı gelir modelleri oluşturduğu için yatırımcı açısından daha güçlü bir potansiyel sunuyor. Aynı zamanda sosyal yaşamın merkezinde yer alan bu projeler, bulunduğu bölgenin gelişimini hızlandırırken uzun vadede değer artışı açısından da önemli fırsatlar oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde karma yaşam projelerinin hem büyükşehirlerde hem de gelişen kentlerde daha fazla tercih edileceğini öngörüyoruz.”
Medar İnşaat, geliştirdiği projelerde modern mimariyi, fonksiyonel yaşam alanlarını ve sürdürülebilir şehircilik anlayışını bir araya getirerek, kullanıcıların değişen yaşam alışkanlıklarına uygun, uzun vadeli değer üreten projeler geliştirmeyi hedefliyor.
Yapay zekâ çağında yalnızca yüzle tanıma sistemine güvenmek yeterli olmayabilir
Deepfake teknolojilerinin giderek daha gerçekçi hale gelmesi, bankacılıktan kamu hizmetlerine kadar uzaktan gerçekleştirilen işlemlerde kullanılan kimlik doğrulama yöntemlerini yeni bir tehditle karşı karşıya bırakıyor. Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) da biyometrik verilerin işlenmesinde ek güvenlik önlemleri alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin öncü kimlik doğrulama çözümü biOnay ise kimlik doğrulamanın yalnızca yüz görüntüsüne dayandırılmaması; temaslı çipli kimlik kartının okutulması ve çipte yer alan parmak izinin doğrulanmasıyla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımın temelinde, deepfake teknolojilerinin yüz görüntüsünü taklit edebilmesine karşın, fiziksel çipli kimlik kartı ve çipte kayıtlı parmak izine dayalı doğrulamayı taklit edememesi yer alıyor.
Bankacılıktan telekomünikasyona, sigortacılıktan kamu hizmetlerine kadar birçok sektörde uzaktan kimlik doğrulama uygulamaları yaygınlaşıyor. Kolaylık beraberinde riskleri de getiriyor. Üretken yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte gerçek kişilerin görüntü ve sesleri kullanılarak oluşturulan deepfake içerikler de kimlik doğrulama sistemlerini hedef alan yeni saldırı yöntemlerinin önünü açıyor. Temassız çipte yer alan iki boyutlu fotoğraf ise çok düşük seviyede karşılaştırma yapabiliyor.
KVKK’nın yayımladığı Yapay Zekâ Sistemlerinde Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Tavsiyeler dokümanında da yapay zekâ sistemlerinin kişisel verilerin korunması açısından yeni riskler doğurabileceği belirtiliyor. Özellikle biyometrik verilerin işlenmesinde veri minimizasyonu, güvenlik ve hesap verebilirlik ilkelerinin gözetilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Kimlik doğrulamada tek katmanlı güvenlik yeterli olmayabilir
Siber güvenlik uzmanları, gelişmiş yapay zekâ modellerinin yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, videolar ve sentetik yüz üretimiyle bazı görüntü tabanlı doğrulama sistemlerini yanıltmayı hedefleyen saldırılar geliştirebildiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kimlik doğrulama süreçlerinde yalnızca yüz görüntüsüne dayalı kontroller yerine, farklı doğrulama unsurlarını birlikte kullanan sistemler önem kazanıyor.
Elektronik Kimlik Doğrulama Sistemi (EKDS) yaklaşımında ise doğrulama yalnızca görüntü analiziyle değil, kişinin sahip olduğu çipli kimlik kartındaki güvenli bilgiler ile kart sahibinin eş zamanlı parmak izi doğrulanmasına dayanıyor. Böylece doğrulama süreci tek bir biyometrik veriye bağımlı kalmıyor.
“Yapay zekâ güvenliği artırırken yeni saldırı yöntemleri de üretiyor”
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan biOnay Genel Müdürü Ümit Yaşar Usta, yapay zekânın güvenlik teknolojilerini geliştirirken saldırganların da aynı teknolojilerden faydalanabildiğini söyledi: “Yapay zekâ yalnızca savunma tarafında kullanılmıyor. Aynı teknoloji, daha gerçekçi deepfake görüntüler oluşturmak, kimlik doğrulama sistemlerini yanıltmaya yönelik yeni yöntemler geliştirmek için de kullanılabiliyor. Bu nedenle kurumların güvenlik yaklaşımı da değişmek zorunda. Özellikle video konferans veya uzaktan kimlik doğrulama süreçlerinde yalnızca yüz tanıma teknolojilerine güvenmek gelecekte daha büyük riskler oluşturabilir. Kimlik doğrulamanın kişinin sahip olduğu güvenli bir unsurla desteklenmesi gerekiyor. Çipli Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı üzerinde bulunan güvenli alanlar bu noktada önemli bir avantaj sağlıyor. Deepfake teknolojileri geliştikçe doğrulama sistemlerinin de gelişmesi gerekiyor. Kimlik doğrulama süreçlerinde yalnızca yüz görüntüsüne değil; çipli kimlik kartı, kriptografik doğrulama ve gerektiğinde biyometrik doğrulamanın birlikte kullanıldığı çok katmanlı modeller çok daha güçlü koruma sağlayacaktır. Aynı zamanda biyometrik verilerin merkezi sistemlerde saklanmaması da kişisel verilerin korunması açısından önemli bir güvenlik katmanı oluşturuyor. Nitekim son dönemde karşılaştığımız bazı vakalarda, bankalarda sahte kimlikle hesap açmayı başaran dolandırıcıların, Tapu Müdürlüklerinde kullanılan biOnay Kart Erişim Cihazları üzerinden gerçekleştirilen çip ve parmak izi doğrulaması sırasında tespit edildiğini gördük.”
Kaspersky Security for Mail Server, Yeni Nesil Tehditlere Karşı Korumayı Üst Seviyeye Taşıyor
Kaspersky’nin e-posta güvenliği çözümünün en güncel sürümü, tehdit tespit yeteneklerini ve e-posta görünürlüğünü önemli ölçüde geliştiriyor. Güncellemeyle birlikte yapay zekâ destekli kimlik avı saldırılarına yönelik gelişmiş sezgisel tespit mekanizmaları liste bağlantılama (list-linking) saldırılarının tespiti gibi yeni özellikler sunuluyor. Esnek e-posta yönlendirme, şifrelenmiş belgelerin taranması ve yeni “Risk Altındaki Kullanıcılar” paneli de çözümün öne çıkan yenilikleri arasında yer alıyor.
E-posta, siber saldırganların en çok başvurduğu saldırı vektörü olmayı sürdürüyor. Son bir yıl içinde kurumların %81’i e-posta kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldı. İş dünyasının vazgeçilmez iletişim kanalı olan e-postayı hedef alan saldırganlar; üretken yapay zekâ, parola korumalı zararlı ekler, alan adı (domain) istismarı ve benzeri yöntemlerle saldırı tekniklerini sürekli geliştiriyor. Yeni özelliklerle güçlendirilen Kaspersky Security for Mail Server (KSMS) ve çözümün temel bileşeni olan Kaspersky Secure Mail Gateway (KSMG) 3.1, günümüzün gelişmiş saldırılarını etkisiz hale getirirken kurumların güvenli e-posta iletişimini de destekliyor.
Kurumsal İhtiyaçlara Göre Optimize Edilmiş E-Posta Güvenliği
Kaspersky’nin kurum içi verilerine göre, şirket çalışanlarının ortalama olarak %30’undan daha azı istenmeyen e-postaların (spam, zararlı e-postalar vb.) büyük bölümünü alıyor. Bu durum, söz konusu kullanıcı grubunu kurum içindeki en yüksek riskli hedefler haline getiriyor. Güncellenen çözümde yer alan “Risk Altındaki Kullanıcılar” bileşeni, en fazla kimlik avı, spam, zararlı bağlantı ve kötü amaçlı yazılım içeren e-posta alan kullanıcıları görünür hale getiriyor. İnsan odaklı risk yönetimi yaklaşımı üzerine geliştirilen bu özellik, KSMS’nin veriye dayalı güvenlik kararlarının alınmasını kolaylaştırmasına ve kullanıcı kaynaklı güvenlik risklerini azaltmasına yardımcı oluyor. Kuruluşlar bu sayede saldırganların hedef alma olasılığı en yüksek kullanıcıları belirleyerek ek farkındalık eğitimlerini ve güvenlik önlemlerini tam ihtiyaç duyulan noktalara yönlendirebiliyor; böylece hem zamandan hem de kaynaklardan tasarruf sağlıyor.
Yenilenen KSMS, altyapı düzeyinde de e-posta güvenliğini güçlendirerek tehditlerin kurum içindeki e-posta sistemleri arasında yayılmasını önlüyor. Birden fazla koşula göre esnek e-posta yönlendirme özelliği sayesinde kullanıcılar, içerik filtreleme kuralları tarafından e-postalara eklenen başlık bilgilerini (header) kullanarak posta yönlendirme senaryoları oluşturabiliyor. Bu başlıklar; gönderici, alıcı, konu satırı, mesaj içeriği ve ek dosyalar gibi farklı kriterlere göre atanabiliyor. Böylece e-posta yönlendirme süreçleri kurumların farklı operasyonel ihtiyaçlarına göre hassas biçimde yapılandırılırken, sistem yönetimi için harcanan süre de önemli ölçüde azalıyor. Ayrıca yeni arama aracı ile kurallara ve adres kayıtlarına açıklama ekleyebilme özelliği sayesinde kural yönetimi de çok daha kolay hale geliyor.
Alimoğlu: “Yeni pazarlarda daha güçlü olacağız”
Egeli maden ihracatçıları 2026 yılının ilk altı ayını yüzde 12 artışla 767 milyon dolar ihracatla geride bıraktı. Küresel pazarlardaki tanıtım faaliyetlerini aralıksız sürdüren Egeli madenciler, yılın ikinci yarısında ticaret heyetleriyle ihracat ağını genişletmeye hazırlanıyor.
“EİB 2026 Yılı İlk Yarı Değerlendirme Toplantısı”nda konuşan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, 2026 yılının Ocak-Haziran döneminde Türkiye geneli maden ihracatının 3,4 milyar dolar olarak gerçekleştiğini açıklayarak, “Geçtiğimiz yılın aynı döneminde ise ihracatımız 2,9 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece sektörümüzün ihracatı geçen yılın ilk altı ayına göre %20 arttı. Bu ihracatın 962 milyon dolarlık bölümünü doğal taş ürünleri oluşturdu. Küresel ekonomide devam eden belirsizlikler, yüksek maliyetler ve uluslararası ticarette yaşanan gelişmeler sektörümüzü etkilemeye devam etse de üretimimizi ve ihracatımızı sürdürülebilir kılmak adına çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürdük.” dedi.
En fazla ihracat Çin, ABD ve İspanya’ya
Başkan Alimoğlu, “Ege Maden İhracatçıları Birliği olarak ise 2026 yılının ilk altı ayında 767 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. 2025 yılının aynı dönemine göre ihracatımız %12 arttı. Birliğimiz ihracatında en büyük payı yine doğal taş ürünleri aldı. Doğal taşı sırasıyla kıymetli metal cevherleri ve feldspat ihracatı takip etti. 2026 yılının ilk yarısında Birliğimizin en fazla ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke Çin, ABD ve İspanya oldu. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla Çin ve İspanya’ya ihracatımız sırasıyla %47 ve %12 artarken, ABD’ye ihracatımız %5 düştü. Doğal taş ihracatımız özelinde ise en önemli üç pazarımız ABD, Çin ve Fransa olarak gerçekleşti. ABD’ye ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre %5 düşerken Çin ve Fransa’ya ihracatımız sırasıyla %42 ve %0,9 arttı.” diye konuştu.
Xiamen Uluslararası Taş Fuarı’nda Türkiye Milli Katılım Organizasyonu başarıyla gerçekleştirildi
İhracat performanslarını korumaya çalışırken sektörün önündeki yapısal sorunların da önemini korumaya devam ettiğini anlatan Alimoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sorunların başında da sektörümüzün kamuoyunda oluşan olumsuz algısı geliyor. Bu algının giderilmesi ve sektörümüzün ekonomiye, istihdama ve sürdürülebilir kalkınmaya sağladığı katkının daha doğru anlatılması gerektiğine inanıyoruz. Tüm bu zorluklara rağmen, 2026 yılının ilk yarısında uluslararası tanıtım faaliyetlerimize ara vermeden devam ettik. 4-6 Şubat 2026 tarihleri arasında İngiltere’nin Londra kentinde düzenlenen Surface Design Show Fuarı’na info-stant ile katılarak doğal taş sektörümüzün tanıtımını gerçekleştirdik ve uluslararası ziyaretçilerle bir araya geldik.16-19 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen Xiamen Uluslararası Taş Fuarı’nda Türkiye Milli Katılım Organizasyonumuzu başarıyla gerçekleştirdik.”
ESET, Güvenli Önyükleme Korumasını Tehlikeye Atan Kritik Açıkları Ortaya Çıkardı
Siber güvenlik alanında küresel bir lider olan ESET, saldırganların on yıllık güvenlik açıklarından yararlanarak UEFI Güvenli Önyükleme’yi atlatmasına olanak tanıyan, Microsoft tarafından imzalanmış 11 adet güvenlik açığı bulunan UEFI ara katman önyükleyicisi keşfetti.
UEFI ara katman önyükleyiciler, anakart UEFI bellenimi ile işletim sistemi arasındaki boşluğu doldurmak üzere tasarlanmış küçük kod parçaları. 0.9 ve daha eski sürümlerdeki güvenlik açığı bulunan ara katmanlar, yüklü işletim sisteminden bağımsız olarak, Microsoft Corporation UEFI CA 2011 üçüncü taraf UEFI sertifika yetkilisi (CA) sertifikasına güvenen herhangi bir UEFI tabanlı makinede UEFI Güvenli Önyükleme’yi atlatmak için kullanılabilir.
Bildirilen ara katmanlar, sistem önyüklemesi sırasında güvenilmeyen kodları çalıştırmak için istismar edilebilir; bu da saldırganların, UEFI Güvenli Önyükleme’nin etkin olduğu sistemlerde bile kötü amaçlı UEFI bootkit’leri yerleştirmelerine olanak tanır. ESET, bulgularını CERT/CC’ye bildirdi; ardından güvenlik açığı bulunan UEFI uygulamalarının sertifikaları iptal edildi.
Yerli Siber Güvenlik Ajanı KA’OS Görev Başında!
Türkiye’de geliştirilen yapay zeka modellerinin oluşturduğu siber güvenlik ajan ekosistemi KA’OS, kurumların dijital sistemlerindeki farkında olmadıkları güvenlik açıklarını siber saldırganlardan önce tespit etmek amacıyla geliştirildi.
Siber saldırılara karşı geleneksel yöntemler yetersiz kalıyor
Türkiye’de geliştirilen yapay zeka modellerinin oluşturduğu siber güvenlik ajan ekosistemi KA’OS, kurumların dijital sistemlerindeki güvenlik açıklarını kötü niyetli aktörlerden önce tespit etmek amacıyla göreve başladı. Kurumların farkında olmadıkları güvenlik açıklarını otonom olarak araştırabilen, analiz edebilen ve kontrollü testlerle doğrulayabilen KA’OS, siber güvenlikte “yapay zekâya karşı yapay zekâ” döneminin dünyadaki öncü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Yapay zekânın kullanım alanlarının hızla genişlemesi, siber güvenlik dünyasında da yeni bir dönemin kapısını açtı. Siber saldırılarda yapay zekâ destekli yöntemlerin giderek daha fazla kullanılması, kurumların savunma sistemlerinde de benzer teknolojilerden yararlanmasını zorunlu hale getiriyor.
Geleneksel güvenlik sistemleri çoğunlukla bilinen tehditleri ve güvenlik açıklarını tespit etmeye odaklanırken, yeni nesil yapay zekâ ajanları sistemleri analiz edebiliyor, olası güvenlik açıklarını araştırabiliyor ve güvenlik uzmanlarının gerçekleştirdiği birçok işlemi otonom hatasız olarak yürütebiliyor.
Türkiye’de geliştirilen yapay zeka modellerinin oluşturduğu siber güvenlik ajan ekosistemi KA’OS (Kognitif Artırımlı Ofansif Sistem) da kurumların dijital altyapılarındaki hayati güvenlik zafiyetlerini saldırganlardan önce tespit etmek amacıyla geliştirildi.
Eğitim Literatüründe Türkiye İmzası: Doping Hafıza “WAY”i Duyurdu
Doping Hafıza, sosyal-duygusal öğrenmeyi karakter gelişimi ve potansiyel keşfiyle bütüncül bir yapıda ele alan tescilli öğrenme metodolojisi “Who Are You? / Sen Kimsin?” (WAY)’i hayata geçirdi. Frontiers in Psychology’de yayımlanarak uluslararası akademik literatürde yer alan model, öğrencileri yalnızca sınavlara değil; yapay zekanın şekillendirdiği geleceğin dünyasının gerektirdiği yetkinliklere hazırlamayı hedefliyor.
Türkiye’de eğitim teknolojileri alanına yön veren ve bugüne kadar 5 milyondan fazla öğrencinin yolculuğuna eşlik eden Doping Hafıza, 16 yıllık saha birikimini küresel bir vizyonla taçlandırdı. Şirket; eğitim bilimcileri, klinik psikologlar ve nörobilim uzmanlarının katkılarıyla üç yılı aşkın süredir yürüttüğü AR-GE çalışmaları sonucunda, öğrencinin kendini keşfetmesini ve potansiyelini ortaya çıkarmasını merkeze alan yeni nesil bir öğrenme modeli geliştirdi.
Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, önümüzdeki 5 yıl içinde mevcut iş kollarında ihtiyaç duyulan temel becerilerin yaklaşık yüzde 40’ının değişmesi bekleniyor. Doping Hafıza’nın tescilli modeli WAY; öğrencileri yalnızca klasik akademik başarıya odaklamak yerine empati, eleştirel düşünme, karmaşık problem çözme, öz farkındalık ve teknolojiyle iş birliği yapabilme yetilerini bütünsel bir yapıda ele alarak bu küresel dönüşüme yenilikçi bir yanıt sunuyor.
Dünyaca Ünlü Psikoloji Dergisinde Yayımlandı
Yalnızca teorik bir tasarımdan ibaret olmayan WAY metodolojisinin kuramsal altyapısı, dünyanın en saygın psikoloji mecralarından Frontiers in Psychology‘de yayımlanarak uluslararası akademik literatürdeki yerini aldı. Tamamen kanıta dayalı saha çalışmalarına dayanan geliştirme sürecinde; akademisyenlerin rehberliğinde kontrollü araştırmalar, EEG cihazlarıyla beyin dalgası ölçümleri ve uluslararası geçerliliğe sahip yetkinlik ölçekleri uygulandı. Gerçekleştirilen bu bilimsel araştırmalar, WAY’in öğrencilerin özgüven, özdenetim ve bilişsel gelişim süreçlerini doğrudan ve olumlu yönde desteklediğini somut verilerle ortaya koyuyor.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.




