
ERÜ’de, “Beyin Ölümü Tanısı ve Donör Bakımında Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu” Düzenlendi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Dersliklerinde “Beyin Ölümü Tanısı ve Donör Bakımında Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu” Düzenlendi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, ERÜ Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimliği, Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü ve Organ Nakli Hizmetleri Adana Bölge Koordinasyon Merkezinin iş birliği ve ERÜ Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekim Yardımcısı ve Beyin Ölümü Kurul Başkanı Doç. Dr. Şahin Temel’in organize ettiği “Beyin Ölümü Tanısı ve Donör Bakımında Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu” gerçekleştirildi.
Sağlık profesyonellerinin yoğun ilgi gösterdiği sempozyumun açılışında konuşan Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan ile Organ Nakli Hizmetleri Adana Bölge Koordinasyon Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Nezahat Bingöl, ülkemizde organ nakli alanında önemli başarılar elde edildiğini ancak organ bağışı oranlarının halen istenilen seviyeye ulaşamadığını ifade ettiler. Konuşmalarında, organ bağışı gerçekleşmiş olsa dahi çeşitli tıbbi nedenlerle bazı organların nakil sürecinde değerlendirilemediğine dikkat çeken Prof. Dr. Zeynep Baykan ve Dr. Nezahat Bingöl, bu tür bilimsel toplantıların sağlık çalışanlarının bilgi düzeyini artırarak organ bağışı farkındalığının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını vurguladılar.
Alanında uzman akademisyenlerin ve hekimlerin bilgi ve deneyimlerini paylaştığı programda; Doç. Dr. Sibel Seçkin Pehlivan tarafından “Beyin Ölümü Tanısı”, Doç. Dr. İzzet Ökçesiz tarafından “Beyin Ölümü Tanısında Radyolojik İncelemeler”, Prof. Dr. Ayşe Ülgey tarafından “Donör Bakımı ve Örnek Olgular”, Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar tarafından “Donör Bakımında Enfeksiyon Yönetimi”, Öğr. Gör. Dr. Ahmet Safa Kaynar tarafından “Organ Nakli Sistemi ve Türkiye’de Yasal Durumu” ve Dr. Öğr. Üyesi Recep Civan Yüksel tarafından da “Yoğun Bakımdaki Hasta Yakınları ile İletişim” başlıklı sunumlar gerçekleştirildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri başta olmak üzere Kayseri genelindeki hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda, beyin ölümü tanısı ve donör bakımına ilişkin güncel bilimsel yaklaşımlar değerlendirilirken, organ bağışının artırılmasına yönelik çözüm önerileri ve iyi uygulama örnekleri de katılımcılarla paylaşıldı.
Soru-cevap ve değerlendirme oturumuyla sona eren sempozyumun, organ bağışı ve organ nakli süreçlerinde görev alan sağlık profesyonellerinin bilgi ve farkındalık düzeylerinin artırılmasına önemli katkı sağlaması hedefleniyor.
ERÜ Turizm Fakültesi 17. Dönem Mezunlarını Verdi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Turizm Fakültesi 2025-2026 Eğitim-Öğretim yılı 17. dönem mezunlarını verdi. Program kapsamında 102 öğrenci mezun oldu.
Turizm Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen mezuniyet törenine; Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kenan Güllü, İl Kültür ve Turizm Müdürü Doç. Dr. Şükrü Dursun, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ufuk Sekmen ile akademisyenler, öğrenciler ve aileler katıldı.
Rektör Prof. Dr. Fatih Altun törende yaptığı konuşmada, Erciyes Üniversitesi olarak tüm fakültelerin eşdeğer kalite ve gelişmişlik düzeyine ulaşmasına önem verdiklerini belirtti.
Turizm Fakültesi’nin özellikle Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün gelişimi için önemli destekler sağladıklarını ifade eden Prof. Dr. Altun, mezun öğrencilerin yetişmesinde ailelerin büyük emekleri bulunduğunu vurguladı.
Konuşmasında öğrencilerin mezuniyet sonrasında kendilerini geliştirmeye devam etmeleri gerektiğini kaydeden Rektör Prof. Dr. Altun, “Diplomayı aldık, bundan sonra bir şey yapmamıza gerek yok anlayışını kabul etmiyoruz. Kendinizi sürekli geliştirmeli ve yenilikleri takip etmelisiniz” diye konuştu.
Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kenan Güllü ise konuşmasında fakülteleri hakkında bilgiler vererek, mezun olan öğrencilere bundan sonraki hayatlarında başarılar diledi.
Konuşmaların ardından fakülte birincisi Zübeyde Özlem Parlak Biçer, mezuniyet kütüğüne plaket çaktı.
Tören, mezun öğrencilere diplomalarının verilmesi, öğrencilerin hep birlikte keplerini havaya fırlatması ve mezuniyet pastasının kesilmesiyle son buldu.
Rektör Prof. Dr. Altun, Develi’de Öğrenciler ile Buluştu
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Türkiye Gençlik Vakfı Develi Şubesi tarafından Develi Ahmed İslamoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde düzenlenen “Kariyer Buluşmaları” etkinliğinin konuğu oldu.
Okul Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Fatih Altun’un yanı sıra; Develi İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Arslan, Kayseri Üniversitesi Develi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alparslan Hanzade, Develi Ahmed İslamoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Osman Şekerci ile öğrenciler katıldı.
Etkinliğin açılışında konuşan Develi İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Arslan, Rektör Prof. Dr. Fatih Altun’a katılımlarından dolayı teşekkür etti.
TÜGVA Develi Temsilcisi Ünal Kılıçarslan’ın moderatörlüğünde düzenlenen etkinlikte konuşan Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, öğrencilere nasihatlerde bulunarak, eğitim hayatında verilen hiçbir emeğin boşa gitmediğini söyledi.
ERÜ’nün eğitim olanakları hakkında da öğrencilere bilgi veren Rektör Prof. Dr. Altun, yabancı dilin öğrenciler için önemine vurgu yaptı.
Konuşmasında ERÜ’nün dünya üniversitesi olduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Altun, öğrencilerin merak ettiği soruları da tek tek cevapladı. Etkinlik, Rektör Prof. Dr. Altun’a plaket takdiminin ardından sona erdi.
ERÜ’nün Yenilenen Kadir Has Merkez Kütüphanesi Hizmete Açıldı
Yenileme çalışmalarının sona erdiği Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Kadir Has Merkez Kütüphanesi öğrencilerin hizmetine açıldı.
ERÜ Rektörlüğü’nün öz kaynakları ile yenilenme çalışmaları tamamlanan ve modern bir görünüme kavuşturulan Kadir Has Merkez Kütüphanesi öğrencilerin hizmetine açıldı.
Bireysel çalışma alanlarının yanı sıra öğrencilerin grup olarak çalışmalarına da imkan sunan kütüphane binasını senato üyeleri ile ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, burada öğrenciler ile sohbet etti.
Yapım süreçlerinde desteğini esirgemeyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel’e teşekkür eden Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, yaklaşan sınav haftasında öğrencilere başarılar diledi.
ERÜ Senato Üyeleri ile yenilenen kütüphane binasını gezen Rektör Prof. Dr. Altun, başkanlığında ayrıca Senato Toplantısı da kütüphane binasında gerçekleştirildi.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) tarafından geleneksel olarak düzenlenen “23. Geleneksel Spor Şenliği”nin ödül töreni gerçekleştirildi.
Prof. Dr. Ahmet Bilge Spor Salonu’nda düzenlenen ödül törenine, Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, fakülte dekanları, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan ödül töreninde ilk olarak Rüya Jimnastik Kulübü minik sporcuları tarafından jimnastik gösterisi, ERÜ Türk Dünyası Müzik Topluluğu tarafından Kartal Dansı ve Zeybek gösterisi gerçekleştirildi.
Törene katılan özel gereksinimli öğrenciler ile yakından ilgilenen Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, yaptığı konuşmasında gençlerin spor ile ilgilenmesi gerektiğine dikkat çekerek, müsabakalara katılan sporcuları tebrik etti.
Rektör Prof. Dr. Altun’un konuşmasının ardından 23 Mart- 5 Haziran 2026 tarihleri arasında personel ve öğrencilerden oluşan 90 takım ve bin 200 sporcunun katılımları ile Mini Futbol, Basketbol, Voleybol, 3×3 Basketbol, Kort Tenisi, Masa Tenisi, Yüzme, Atletizm, Salon Okçuluk, Dart ve Satranç müsabakalarında dereceye giren takımlara, madalya ve kupaları takdim edildi. Ödül töreni, fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
“KÜN Koleksiyonunu Sen Tasarla” Yarışmasının Kazananları Belli Oldu
Kapadokya Üniversitesi, öğrencilerinin yaratıcılığını desteklemek amacıyla düzenlediği “KÜN Koleksiyonunu Sen Tasarla” tasarım yarışmasının sonuçları açıkladı.
KÜN Koleksiyonunun öğrencilerin üretimleriyle şekillenmesini amaçlayan yarışmada; başvuru, jüri değerlendirmesi ve sosyal medya oylaması aşamalarından oluşan süreç sonunda kazanan tasarımlar belirlendi.16 Mart’ta başlayan yarışma kapsamında öğrenciler; tişört, kupa, termos ve şapka kategorilerinde Kapadokya Üniversitesinin değerlerini, vizyonunu ve gençlik ruhunu yansıtan özgün tasarımlar hazırladı. Yarışmaya tişört kategorisinde 18, kupa kategorisinde 15, şapka kategorisinde 11 ve termos kategorisinde 11 öğrenci tasarımlarıyla katıldı.
Jüri üyeleri tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, her kategoride 3 tasarım finale kalırken toplam 12 tasarım öğrencilerin oylarına sunuldu.
Finalistler, 9 Haziran tarihinde Kapadokya Üniversitesi resmî Instagram hesabında gerçekleştirilen ve 24 saat süren sosyal medya oylamasında öğrenciler tarafından değerlendirildi. Oylama süresince toplam 261 yorum yapılırken, 257 tekil kullanıcı oy kullandı. Yarışma kurallarına uygunluk açısından yapılan inceleme sonucunda 249 oy geçerli kabul edilirken, mükerrer veya kurallara uygun olmayan 12 oy değerlendirme dışı bırakıldı.
Sosyal medya oylaması sonucunda kupa kategorisinde İpek Bölgi’nin tasarımı 121 oyla, şapka kategorisinde Rümeysa Şen’in tasarımı 168 oyla, termos kategorisinde İpek Bölgi’nin tasarımı 159 oyla ve tişört kategorisinde Nehir Canıtez’in tasarımı 149 oyla kendi kategorilerinde birinci oldu. Yarışmada iki farklı kategoride birincilik elde eden İpek Bölgi hem kupa hem de termos kategorilerinde en çok oy alan tasarımların sahibi oldu.
Her kategoride birinci olan tasarımın sahibi 10.000 TL ödül kazanmaya hak kazanırken, dereceye giren tasarımlar KÜN Koleksiyonunda yer alacak ve Üniversitenin tanıtım faaliyetlerinde kullanılabilecek.
YKS ve LGS öncesi DoktorTakvimi uzmanlarından kritik uyarılar: Kaygıyı yönetmek de doğru beslenmek de başarıyı etkiliyor
Sınav başarısı son gece belirlenmiyor: Uzmanlardan kaygı ve beslenme rehberi
YKS ve LGS öncesinde öğrenciler kadar ailelerde de heyecan artarken, DoktorTakvimi uzmanları son günlerde yapılan hataların sınav performansını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Klinik Psikolog Yulet Pamir, sınav kaygısının yönetilebilir bir duygu olduğunu vurgularken; Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan ise düzensiz beslenme, yetersiz su tüketimi ve hatalı kahvaltı alışkanlıklarının dikkat ve odaklanmayı zorlaştırabileceğini belirtiyor.
LGS ve YKS tarihi yaklaştıkça öğrencilerde kaygı ve stresin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Her öğrencinin bu süreci yaşama biçimi farklı olsa da bazı ortak belirtilerden söz etmek mümkün. Fiziksel olarak çarpıntı hissi, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, iştah değişiklikleri, baş ağrıları, kas gerginliği, uykuya dalmakta zorlanma ya da sık uyanma gibi belirtiler görülebilir. Bazı öğrenciler kendilerini sürekli yorgun hissederken, bazıları da yerinde durmakta zorlanacak kadar huzursuz hissedebilir. Zihinsel düzeyde ise dikkatini toplamakta güçlük çekme, çalışılan konulara rağmen yetersiz hissetme, sık sık sınav sonucunu düşünme veya olumsuz senaryolara odaklanma görülebilir. Özellikle ‘Ya istediğim sonucu alamazsam?’, ‘Ya sınav anında bildiklerimi unutursam?’ ya da ‘Benden beklenen performansı gösteremezsem ne olur?’ gibi düşünceler öğrencilerin zihnini meşgul edebilir. Bu düşüncelere çoğu zaman endişe, belirsizlik hissi, hayal kırıklığı yaşama korkusu, başarısızlık kaygısı ve zaman zaman da umutsuzluk eşlik edebilir. Bununla birlikte belirli bir düzeyde kaygının doğal olduğunu hatırlatmak gerekir. Kaygı çoğu zaman kişinin önem verdiği bir hedefe yönelik duyarlılığının göstergesidir. Ancak kaygı yoğunlaştığında öğrencinin dikkatini çalışmaktan çok olası olumsuz sonuçlara yöneltmeye başlayabilir ve bu durum hem duygusal iyi oluşunu hem de performansını etkileyebilir” diyor.
Heyecan mı kaygı mı, farkı performansı belirliyor
Sınav kaygısı ile normal düzeyde heyecanı birbirinden ayırt etmenin mümkün olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Her ikisi de sınav gibi önemli yaşam olayları öncesinde ortaya çıkabilir ve benzer bedensel belirtiler gösterebilir. Örneğin kalp atışlarının hızlanması, terleme ya da gerginlik hissi hem heyecanda hem de kaygıda görülebilir. Ancak bu iki deneyimi birbirinden ayıran önemli noktalar vardır. Heyecan, çoğu zaman kişinin önem verdiği bir durumla doğrudan karşı karşıya kaldığında hissettiği doğal bir duygudur. Öğrenci yaklaşan sınavın farkındadır, sonucu önemser ve bu nedenle heyecanlanması oldukça olağandır. Hatta belirli bir düzeyde heyecan dikkati artırabilir, motivasyonu destekleyebilir ve performansa olumlu katkı sağlayabilir. Kaygı ise çoğu zaman gelecekte yaşanabilecek olası tehditlere ve belirsizliklere odaklanır. Öğrenci sadece sınava değil, sınavın anlamına ve sonuçlarına da yoğunlaşmaya başlar. Kimi öğrenciler sürekli eksiklerini fark edip yeterince hazır olmadığını düşünebilir, kimileri küçük hatalarını büyüterek performansını sorgulayabilir. Bazıları ise kontrol edemediği ihtimallere odaklanıp zihinsel olarak sürekli tetikte kalabilir. Bu durum zamanla endişe, baskı altında hissetme, huzursuzluk, gerginlik ve kendinden şüphe duyma gibi duygulara eşlik edebilir” ifadelerini kullanıyor.
Son günlerde amaç kaygıyı yönetmek olmalı
Sınav öncesi son günlerin öğrencilerin en çok zihinsel yük hissettiği dönemlerden biri olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Bu süreçte amaç genellikle ‘kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak’ değil, onu daha yönetilebilir bir düzeye çekmek ve öğrencinin kendi ritmini korumasını sağlamaktır. Öncelikle son günlerde çalışma düzeni açısından büyük değişiklikler yapmak yerine, mevcut düzeni sadeleştirmek daha işlevsel olur. Yeni konu öğrenmeye çalışmak yerine kısa tekrarlar yapmak, daha önce öğrenilmiş bilgileri gözden geçirmek ve deneme sınavları üzerinden genel bir bakış sağlamak zihni daha güvende hissettirebilir. Günlük yaşamda ise ritmin korunması oldukça önemlidir. Uyku saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalması, özellikle sınav gününe yakın gecelerde uyku kalitesine dikkat edilmesi zihinsel performansı doğrudan etkiler. Aynı şekilde beslenme düzeninin çok değiştirilmemesi ve aşırı kafein gibi uyarıcılardan kaçınılması da bedenin dengede kalmasına yardımcı olur. Bu dönemde öğrenciler için en önemli noktalardan biri de şudur: Performansı belirleyen şey sadece son günlerde yapılan ekstra çalışmalar değil, sürecin tamamında edinilen birikimdir. Son günler daha çok bu birikimi koruma ve zihinsel dengeyi sürdürme dönemidir” diyor.
Aile tutumu sınav başarısını doğrudan etkiliyor
Sınav sürecinde aile tutumunun sürecin en belirleyici parçalarından biri olduğunu vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenen sözler kadar, ebeveynlerinin duygusal tonunu ve davranışlarını da oldukça hızlı algılarlar. Ailelerin iyi niyetle kurduğu ‘çok çalışmalısın’, ‘bu sınav çok önemli’ ya da ‘sana güveniyoruz’ gibi cümleler, eğer yoğun bir beklenti atmosferi içinde söyleniyorsa, öğrenci tarafından baskı olarak algılanabilir. Bu durum zamanla öğrencinin kendi performansını değil, ailesinin beklentisini karşılamaya odaklanmasına yol açabilir. Bu noktada en önemli konulardan biri, ebeveynlerin kendi kaygılarını fark edebilmesi ve düzenleyebilmesidir. Çünkü sınav sürecinde çocuklar yalnızca kendi streslerini değil, ebeveynlerinin endişelerini de ‘duygusal bulaşma’ yoluyla hissedebilirler. Aile ne kadar sakin, dengeli ve güven verici bir tutum içindeyse, çocuk da bu duygusal zeminden o kadar beslenir. Ebeveynlerin bu süreçteki en güçlü katkısı, sonucu kontrol etmeye çalışmak yerine süreci desteklemektir. Sürekli performans takibi yapmak, karşılaştırmalar yapmak ya da olası sonuçlar üzerinden konuşmak yerine, çocuğun çabasını görmek ve bunu görünür kılmak daha sağlıklı bir zemin oluşturur” ifadelerini kullanıyor.
Sınav anında panik yaşanırsa ne yapılmalı?
Sınav sırasında yoğun kaygı, panik hissi ya da zihinsel blokaj yaşanmasının geçici bir stres tepkisi olduğunu belirten Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Böyle anlarda amaç kaygıyı tamamen yok etmek değil, kontrolü yeniden küçük adımlarla geri kazanmaktır. İlk adım bedeni regüle etmektir. Bunun için birkaç saniyelik yavaş ve derin nefes almak, bedene ‘şu an güvendeyim’ mesajı verir. Nefesi düzenlemek, zihnin de yavaşlamasına yardımcı olur. İkinci adım dikkati yeniden ‘şu ana’ getirmektir. Zihin genellikle panik anında geleceğe ya da olumsuz sonuçlara kayar. Bu durumda öğrencinin bilinçli olarak sadece önündeki soruya, sorunun tek bir kısmına odaklanması gerekir. ‘Şu an sadece bu soruyla ilgileniyorum’ yaklaşımı zihinsel yükü azaltır. Üçüncü adım, kontrol alanını daraltmaktır. Öğrenci o anda çözemediği bir soruya takıldığında, bunu bir tehdit olarak değil, geçici bir tıkanma olarak görüp soruya işaret koyarak geçebileceğini ve tekrar dönme hakkının olduğunu kendine hatırlatması rahatlama getirebilir” diyor.
Son günlerde rutini korumak kritik önem taşıyor
Sınava sayılı günler kala günlük rutinlerde en önemli konunun mevcut düzeni stabil ve öngörülebilir hale getirmek olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Bu dönemde öğrencinin zihni zaten belirsizliğe daha hassas olduğu için, yaşam ritmindeki küçük dalgalanmalar bile kaygıyı artırabilir. Uyku konusunda kritik nokta sadece kaç saat uyunduğu değil, uyku-uyanıklık saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalmasıdır. Öğrenci için en faydalı olan, sınav sabahını taklit eden bir düzenin önceden oturmuş olmasıdır. Ekran kullanımı ise yalnızca süreyle ilgili değildir; içerik yükü de önemlidir. Özellikle sınava yakın dönemde sosyal karşılaştırmayı tetikleyen içerikler öğrencinin kendi sürecini objektif değerlendirmesini zorlaştırabilir. Çalışma düzeninde ise sık yapılan hata, son günleri ‘eksik kapatma maratonuna’ çevirmektir. Daha işlevsel olan, bilginin yoğunluğunu artırmak değil, bilinenleri daha hızlı hatırlamayı destekleyen kısa tekrarlar ve deneme üzerinden genel bakıştır. Bu dönemde öğrencinin aslında ihtiyaç duyduğu şey ‘daha fazla çalışma’ değil, daha öngörülebilir bir zihin halidir” ifadelerini kullanıyor.
Sınav bir sonuç değil, bir deneyimdir
Toplum olarak sınavların çoğu zaman bir sonuç olarak görüldüğünü söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Oysa psikolojik açıdan bakıldığında sınavlar aynı zamanda bir deneyimdir. Bu süreçte gençlerin yalnızca akademik performanslarını değil, stresle baş etme becerilerini, duygularını düzenleme kapasitelerini ve dayanıklılıklarını da geliştiriyoruz. Bu nedenle gençlere şunu hatırlatmak isterim: Sınav önemli bir duraktır, ancak kim olduğunuzu ve gelecekte neler başarabileceğinizi belirleyen tek ölçüt değildir. Bir sınav sonucu hayat hikâyesinin tamamını yazmaz” diyor.
YKS ve LGS öncesinde beslenme dikkat ve odaklanmayı doğrudan etkiliyor
Sınav dönemlerinde beslenmenin dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Beslenme, beynin temel enerji kaynağını sağlayarak dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar. Özellikle sınav döneminde düzensiz öğünler, uzun süre aç kalmak veya aşırı şekerli besin tüketmek kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak odaklanmayı zorlaştırabilir. Dengeli bir beslenme düzeni ise öğrencilerin zihinsel performansını destekler, enerjilerini daha stabil tutar ve öğrenme verimliliğini artırabilir” diyor.
Sınav döneminde en sık yapılan beslenme hataları
Sınav döneminde öğrencilerin sık yaptığı beslenme hatalarına değinen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Kahvaltıyı atlamak, uzun süre aç kalmak, aşırı kafein tüketmek, öğün yerine paketli atıştırmalıklara yönelmek ve son günlerde yeni besin veya takviyeler denemek en sık görülen hatalardır. Ayrıca yoğun ders çalışma nedeniyle su tüketiminin ihmal edilmesi dikkat performansını olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullanıyor.
Stres beslenme düzenini de bozabiliyor
Sınav stresinin beslenme düzeni üzerinde de etkili olabileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Stres bazı öğrencilerde iştah kaybına, bazılarında ise duygusal yemeye neden olabilir. Özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelim artabilir. Bunun yanında stres hormonlarının yükselmesi uyku kalitesini bozabilir ve dolaylı olarak beslenme düzenini etkiler. Bu dönemde düzenli öğün saatlerinin korunması önemli olacaktır” diyor.
Zihinsel performansı destekleyen besinler
Zihinsel performansı destekleyen besinlere ilişkin bilgi veren DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Omega-3 açısından zengin balıklar, ceviz, badem, yumurta, süt ve süt ürünleri, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler ve mevsim meyveleri zihinsel performansı destekleyen besinler arasında yer alır” ifadelerini kullanıyor.
Sınavdan bir gün önce beslenme düzeni korunmalı
Sınavdan bir gün önce rutin beslenme düzeninin korunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Aşırı yağlı, baharatlı ve sindirimi zor yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dışarıda tüketilen ve güvenilir olmayan gıdalar yerine evde hazırlanmış besinler tercih edilmelidir. Ayrıca yeni bir besin ya da takviye denemek doğru değildir. Amaç mide ve bağırsak sistemini zorlamadan dengeli beslenmektir” diyor.
Sınav sabahı kahvaltı performansı doğrudan etkiler
Sınav sabahında yapılan beslenme hatalarının performansı olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Sınav sabahı kahvaltıyı atlamak, aşırı şekerli besinler tüketmek veya çok ağır bir kahvaltı yapmak performansı olumsuz etkileyebilir. İdeal kahvaltıda kaliteli protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlar bir arada bulunmalıdır. Örneğin; haşlanmış yumurta veya omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, domates ve salatalık gibi sebzeler, birkaç adet ceviz veya badem ile isteğe bağlı olarak kefir veya süt iyi bir seçenek olabilir” ifadelerini kullanıyor.
Sınav döneminde en önemli tavsiye: denge
Sınav dönemindeki öğrencilere düzenli ve dengeli beslenme çağrısında bulunan Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Kahvaltıyı ihmal etmeyin, düzenli öğün tüketin, yeterli su için, uyku düzeninizi koruyun ve aşırı kafein tüketiminden kaçının” diyor.
Başarı sadece beslenme değil, yaşam tarzıdır
Sınav başarısının yalnızca akademik bilgiyle sınırlı olmadığını vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Sınav başarısı yalnızca akademik bilgiyle değil; uyku, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve beslenmenin birlikte oluşturduğu yaşam tarzıyla desteklenir. Öğrenciler bu dönemde mükemmel beslenmeye değil, sürdürülebilir ve dengeli bir düzene odaklanmalıdır. Sınavdan önce yapılan küçük ama doğru beslenme alışkanlıkları öğrencilerin kendilerini daha enerjik, daha odaklanmış ve daha iyi hissetmelerine katkı sağlayabilir” diyor.
20 Ülkeden 103 Girişim Sağlık İnovasyonu Programı’nda Bir Araya Geldi, Kazananlar 11 Haziran’da Belirlendi
- Geleceğin sağlık çözümleri Ankara’da sunuldu: Novartis Türkiye öncülüğünde; Tenity, MEXT, Türkiye’deki İsviçre Büyükelçiliği’nin ve Swissnex’in desteğiyle hayata geçirilen programın finali, 11 Haziran’da Ankara’da gerçekleştirildi.
- Küresel ölçekte yoğun ilgi: 20 farklı ülkeden gelen 103 başvuru arasından seçilen 11 finalist girişim, sağlık ekosistemini dönüştürecek projelerini kamu paydaşlarına, özel sektör temsilcilerine ve yatırımcılara sundu.
- İnovasyon Günü Buluşması: 11 Haziran’da düzenlenen “İnovasyon Günü”nde,seçilen 11 finalist, kritik hastalık alanlarında (kardiyovasküler, renal ve metabolizma hastalıkları, meme kanseri, SMA, ürtiker) ve alternatif finansman konusunda, sağlık hizmetlerine erişimin artırılması, dijital dönüşümün desteklenmesi ve hasta deneyiminin iyileştirilmesine yönelik yenilikçi projelerini sektörün karar vericileri ve yatırımcılarla paylaşma fırsatı yakaladı.
- Sağlık ve finans teknolojilerinin kesişiminde inovasyon: Program; sağlık hizmetlerine erişimden, erken teşhise, tedavi uyumu ve desteğinden alternatif finansman modellerine kadar uzanan çözüm alanlarında Türkiye’nin inovasyon potansiyelini küresel ağlarla buluşturdu.
Novartis Türkiye’nin tıbbı yeniden tasarlama vizyonuyla başlattığı “Sağlık İnovasyonu Programı” (Health Innovation Program), 11 Haziran’da Ankara Mövenpick Otel’de düzenlenen “İnovasyon Günü” ile zirve noktasına ulaştı. Sağlık ve finans teknolojilerini ortak bir zeminde buluşturan bu çok paydaşlı açık inovasyon girişimi, Türkiye’den ve dünyadan yenilikçi projeleri kilit paydaşlarla bir araya getirdi.
Zirvedeki 3 proje: HEVI AI, Albert Health ve Tenacio
Program kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda HEVI AI birinci, Albert Health ikinci ve Tenacio üçüncü sırada yer aldı. HEVI AI, inme, onkoloji ve pulmoner görüntüleme alanlarında geliştirdiği yapay zekâ tabanlı erken tanı çözümleriyle öne çıkarken; Albert Health, yapay zekâ destekli çoklu kronik hastalık yönetimi yaklaşımıyla dikkat çekti. Tenacio ise klinik veriler ile gerçek yaşam hasta sonuçları arasındaki bağlantıyı güçlendiren yapay zekâ destekli dijital sağlık çözümleriyle ilk üç proje arasında yer aldı.
Sınırları aşan bir iş birliği modeli
Programın ulaştığı başarıyı değerlendiren Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, şunları kaydetti: “Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Sağlık İnovasyonu Günü’nde, sağlık ve finans teknolojilerinin iç içe geçtiği yeni bir iş birliği modelinin başarısını kutladık. Sağlık İnovasyonu Programı’nı kurgularken yalnızca girişimleri destekleyen bir yapı değil, sağlık ekosisteminin geleceğini birlikte şekillendiren, çok paydaşlı ve sürdürülebilir bir iş birliği modeli oluşturmayı hedefledik. Sağlık İnovasyonu Programı’nı farklı kılan; sağlık ve finans teknolojilerini aynı zeminde buluşturması, farklı paydaşlar arasında güçlü bir etkileşim ağı oluşturması ve fırsatların birlikte şekillendiği bir platform olarak tasarlanmasıdır.
Sağlık İnovasyonu Programı sadece yerel girişimcilerimize değil, Türkiye’yi bir inovasyon merkezi olarak gören tüm uluslararası girişimlere de kapılarını açtı. Kıymetli iş ortaklarımız Tenity, MEXT, Türkiye’deki İsviçre Büyükelçiliği’nin ve Swissnex’in desteğiyle, hayata geçirdiğimiz projemize 20 farklı ülkeden 103 başvuru aldık ve en yüksek etki potansiyeline sahip 11 finalist girişimi belirledik. İnovasyon Günü’nde sahne alan bu girişimler, yalnızca güçlü çözümleri değil, aynı zamanda küresel ölçekte iş birliği potansiyelini de ortaya koydu.
1955’ten bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirket olarak, Kurtköy’deki üretim tesisimizde farklı tedavi alanlarında değer yaratıyoruz; global 35 üretim tesisinden biri olan bu merkezde 24 molekülü 700 farklı formda üretiyoruz. 37’si yerli üretim olmak üzere 125 ruhsatlı ürünümüzle sağlık sistemine katkı sağlarken, 120’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Türkiye’yi global ağımızın önemli bir üretim ve bilgi merkezi olarak konumlandırmaktan gurur duyuyoruz.
Ülkemizin yenilikçi tedavilerde bölgesel bir merkez olarak konumlanması için; sağlık otoriteleri, akademi, özel sektör, girişimciler, hasta dernekleri ve tüm ekosistem paydaşları arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi önceliklendiriyoruz. Sağlık İnovasyonu Programı da bu yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır. Nihai hedefimiz, ortaya çıkan yenilikçi fikirlerin sağlık sistemine entegre edilerek hastaların hayatında gerçek bir karşılık bulmasına katkı sunmaktır. ‘Üreten Sağlık’ vizyonu ile uyumlu olarak, yerel üretim kapasitemiz ve bilimsel gücümüzle yenilikçi tedavilerimizi ülkemizde tıbbın hizmetine sunmaya ve insan sağlığına değer katmaya devam edeceğiz.”
İsviçre’nin inovasyon alanındaki köklü birikimini vurgulayan İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Guillaume Scheurer ise şunları ekledi: “İsviçre’nin inovasyon alanındaki dünya lideri konumu, araştırmacıların dehasını doğru ekosistemlerle buluşturma kabiliyetinden besleniyor. Bu projenin bir parçası olmak, Türkiye ile İsviçre arasındaki teknoloji köprüsünü daha da sağlamlaştırmamıza vesile oldu. Swissnex’in küresel vizyonu doğrultusunda, yerel girişimlerin akademik ve sektörel ağlarla bir araya getirebilmeyi çok kıymetli buluyoruz. Bilimsel mükemmeliyetçiliği toplumsal faydaya dönüştüren bu inisiyatifin uzun soluklu bir değer yaratacağına inanıyoruz.”
Teknolojik Dönüşüm ve Küresel Rekabet
MEXT’in dijital dönüşüm birikiminin önemine değinen MEXT Teknoloji Merkezi Genel Müdürü Efe Erdem, görüşlerini şöyle ifade etti: “Sağlık sektöründe artık yalnızca teknoloji geliştirmek değil; veriyi anlamlandırabilen, birlikte çalışabilir sistemler kurabilen ve çözümlerini gerçek sahada doğrulayabilip ölçekleyebilen ekosistemler fark yaratıyor. Bu programda gördüğümüz girişimler, Türkiye’nin yapay zekâ, veri analitiği ve sağlık teknolojileri alanında ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu çok açık ortaya koyuyor. MEXT olarak biz de sanayide sahada edindiğimiz dijital dönüşüm, yapay zekâ ve inovasyon deneyimini şimdi sağlık alanına taşıyor; girişimlerin yalnızca fikir üretmesini değil, çözümlerini valide edip global ölçekte büyüyebilecekleri güçlü bir teknoloji ve iş birliği ekosistemine erişmelerine katkı sunuyoruz.”
Programın operasyonel gücünü ve girişimcilik boyutunu vurgulayan Tenity Ülke Müdürü Sabina Babayeva, “Bu iş birliğiyle, Türkiye’nin dinamik girişimcilik enerjisi ile Avrupa’nın derin sağlık tecrübesi arasında sarsılmaz bir inovasyon köprüsü kurduk. Novartis Türkiye’nin bilimsel mirasını Tenity’nin küresel ağıyla harmanlayarak, dijital fikirlerin hastaların hayatına dokunan somut çözümlere dönüştüğü bir platform inşa ettik. Finalist girişimlerimizin sadece büyümesine odaklanmıyor, aynı zamanda onların uluslararası arenada ölçeklenmesi için gereken klinik doğrulama ve stratejik bağlantıları sağlıyoruz. Ankara’da tanıklık ettiğimiz bu sinerji, sağlık teknolojilerinin geleceğinin Türkiye’den dünyaya uzanan bir etki alanında şekilleneceğinin en net göstergesidir” dedi.
Girişimciler için küresel kapılar açılıyor
Finalist 11 proje, etkinlik boyunca; kritik hastalık alanlarında (kardiyovasküler, renal ve metabolizma hastalıkları, meme kanseri, SMA, ürtiker) ve alternatif finansman konusunda, sağlık hizmetlerine erişimin artırılması, dijital dönüşümün desteklenmesi ve hasta deneyiminin iyileştirilmesine yönelik yenilikçi çözümlerini jüriye sundu.
Program ortağı Tenity’nin küresel ağı üzerinden başvurusu alınan projeler, önümüzdeki dönemde klinik doğrulama, iş geliştirme toplantıları ve uluslararası yatırımcı ağlarına erişim gibi ayrıcalıklardan yararlanmaya devam edecek.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.




