Köşe Yazıları

SAKIN UNUTMA…

SAKIN UNUTMA…

DAVUT GÜLEÇ

UBK KAYSERİ TEMSİLCİSİ

Bakıyorum, yeni nesil duayen gazeteciler çıktı.

Birbirlerine ödüller, plaketler, hediyeler veriyor.

Oysa sahada yoklar.

İlk günlerdeki kışlası olmayan bedelli askerlik yapanlar gibiler.

Üniforma giymeden ‘komutan, tertip anıları’ anlatıyorlar.

Bizim sonradan yetme, çakma duayen gazeteciler gibi.

Teleksi, telefotoyu, klişeyi, mizanpajı, plastik fotoğrafı, 12-36 pozluk filmli fotoğraf makinelerini, film banyosunu, slayt filmleri, çekilen filmlerin karta bastırması, daktilo ile haber yazılmasını, onların ataşla fotoğraflarının eşleştirilip zarflayıp otobüslere-uçaklara ücretli verilmesi, sonra bilgilerinin merkeze aktarılması, acil haberlerde şehirlerarası telefon kaydı ile ön haberin verilmesi, dahada zor olanı, haber takibinin araçla değil yaya olması.

Yanında çalışan, mesleği öğrettiklerin, zamanında destek oldukların bile vefayı unutup, sana hava atmayı öğrenmişler.

Ne bilsin bugün ki yaratılan o çakma, birbirini ödüllendiren duayen gazeteciler, bizim dönemin sağ-sol çatışmalarını, her yaptıkları haberden sonra düşman sahibi olduklarını.

***

Bu nedenle 1974’te başladığım meslek hayatımda ‘nasıl polis-adliye muhabiri oldum?’ buna örnek bir kaç anımı yazmak istiyorum.

12 Eylül öncesinde yerel gazetede üsten bakmalı 12 pozluk Lüpiter2 fotoğraf makinesi kullanıyoruz.

O güne kadar morgu, ölüyü görmemiştim.

Erciyes Üniversitesi rektörlüğü ve Tıp Fakültesi’nin Devlet hastanesi bünyesinde yeni kurulduğu dönemlerdi.

İntörn doktorlar yemeklerin kötü çıkmasını protesto için hastane morgunun önünde  yemek kazanlarına tuz atarak eylem yapmışlardı.

Tam o sıralarda hastaneye at arabası üzerinde kanlar içinde biri getirildi. Polis konuşamayan, ancak anlayan yaralı adama soru soruyor, adamda gözlerini açıp-kapatarak yanıt veriyordu.

Kendisini bıçaklayanı biliyordu. Polis akıllarına gelen tüm isimleri sayıyordu. Bıçaklayanın ismi belli olmuştu. Olay yeri bir kıraathane, olay nedeni ise kumardı.

Bir gün sonra morg sorumlusu hoca ‘dün at arabası ile getirilen yaralı öldü, morgda’ dedi.

Morga ilk kez giriyordum. Musalla taşının üzerinde bir kanlı örtü altında ceset vardı. Morgda benden başka kimse yoktu. Korkarak örtüyü açtım. Onlarca bıçak darbesi ile yaşamını kaybeden kişinin kanlı cesedini görünce çok korktum. İlk kez böylesi haber fotoğrafını çektim. Bu olay aklımdan hiç çıkmadı, bugünlere kadar geldim.

***

Kayseri-Ankara karayolu. Tek yol. Türkiye’nin önemli iki kaza kara noktasına sahip.  Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılı yaz başlangıcıydı. Bir sabah sabit ev telefonum çaldı. Kayseri-Nevşehir il sınırına yakın Kızılağıl rampasında iki yolcu otobüsü çarpışmıştı. Hemen giyindim, anlaşmalı taksi ile olay yerine gittim.

Otobüsleri amca-yeğen kullanıyormuş. Her karşılaştıklarında şoför bölgesindeki camları açıp ‘çak’ yapıyorlarmış. O günde ‘çak’ yaparken iki otobüs son sürat birbirine girmişti. Olay yerinde 49 ölü vardı. Sonrasında bu sayı 55’e yükseldi. ‘Mesleğimle, vicdanım arasında kaldığım’ bir dönem. İki otobüs enkazında cesetler, feryatlar.  O günlerde ambulans ve kurtarma ekipleri bugün ki gibi yeterli değil. Fotoğraf çekiyor, ceset ve yaralı çıkarmaya, kurtarma ile köylülere yardım ediyorum. Çıkan ölüler bir evin briket duvarının yanına yan yana kondu, üzerleri örtüldü. Ben toplu son ölülerin toplu fotoğrafını alıp ayrıldım. Türkiye’nin karayolundaki en büyük kazasıydı. Parçalanan aileleri, sakat kalanları, dikkatsiz ve tedbirsiz araç kullanmanın, şımarıklığın sonucunu düşünün.

***

Milliyet Haberler Ajansı (Mil-Ha) Orta Anadolu bürosunda çalışırken Kayseri Doğumevi Hastanesinde bir küvöz yangını çıkmıştı. İçinde promotörü doğan bir bebekte cihazla yanmıştı. Olayı duyunca hastaneye giderek cihazı ve içindeki bebeği çektim.

Genel Müdürümüz Taner Atilla’nın talimatı ile ben çektiğim filmi bir taksi ile Kırşehir’e götürdüm. Ankara’dan ise Bülent Hiçyılmaz gelmişti. Bülent filmi yanındaki takımla banyosunu yaptı. Karta bastı, ilk fotoğrafı telefoto ile merkeze geçti. Bir haberin fotoğrafını çekip merkeze aktarmak neredeyse bir günümüzü almıştı.

Ama bu olay sonrası tüm hastanelerde ki küvözlerin bakım-onarım, ölçümleri yapıldı. Bende elbette bu haberden ödül aldım.

***

Aynı dönemlerde, asfalt, altyapısı olmayan eski tahta evlerden birinde oturan fakir ailenin olayına çok üzülmüştüm.

Evin yanından her geçen ağır vasıta evi sallıyor. Aile ikinci katta oturuyor. Ağır kış günlerinden bir gündü. Gece evin önünden kamyon geçerken binayı sallıyor. Bu sırada bir ayağı olmayan yanan sac sobanın üzerindeki ıbrıktaki su, sobaya yakın yerde eski tahtadan yapılmış beşikteki bebeğin üzerine dökülüyor.

Acılar içinde kıvranan bebeğini gece 03.00 sıralarında Kiçikapı karakoluna yakın bölgedeki evden battaniyeye sarıp yürüyerek 1-2 km uzaktaki Devlet hastanesine getiren annenin kucağındaki bebeğe görevliler ilk müdahaleyi yaptıktan sonra ‘yarın uzman doktora getir’ diyerek evine gönderiyorlar.

Çoban baba dağda. Gece o soğukta evine dönen kadın, yarı yanmış bebeğini sabah hastaneye getiriyor ama kurtarılamamıştı.

O evi, imkânsızlık, çaresizlik, büyük evlat acısından sonra birde evlat katili sorgusu ve şaşkınlığını, tedavi ile dünyaya gelen bebeğini kaybeden o çoban babanın feryatlarını da unutmak mümkün mü?

***

İncesu ilçesine bağlı bir dağ köyündeki yaylada hayvanları otlatan çoban ailenin çocuklarından biri hastalanmış. Çoban baba ailesini orada bırakıp, kucağında hasta bebeği ile saatlerce yayladan köye, köyden ilçeye yürüyüp, sonra bir araçla Kayseri Devlet Hastanesine getirmişti.

Bende o saatlerde haber bulmak amacıyla hastaneye yeni gelmiştim. Görevliler ‘baba kucağında ölü bebeği ile geldi, şimdi morgda’ dedi.

Morga girdim. Gördüğüm manzara nasıldı?

Musalla taşının üzerinde battaniyeye sarılı bebek, baba yüzünü okşuyor, öpüyor, kokluyor, sessiz ve endişeli ağlıyordu. İlginç olanı ise, sağ elinde çoban sopası, ucunda azık torbası da omuzunda idi.

Bana sözü ‘Saatlerce yürüdüm ama bebeğimi kurtaramadım abi’ oldu.

***

Bu kadar içinizi karartıp, boğazınızı düğümlerken, yutkunmayın. İkide pembe haber anlatayım.

Gece jandarmanın Asayiş uygulaması vardı. Bizde Jandarma ekibinde seyir halindeydik.

Telsizden ‘Akaryakıt istasyonunda ‘Kendilerini Adana-Samsun-Trabzon-Bursa olarak tanıtan kişiler aldıkları akaryakıtın ücretini ödemeden gitmişler. İçinde üç kişi olan aracın plakası’ dedi.

Yan yana oturduğumuz karakol komutanı ‘Davut abi bu kodu unutma, önemli’ dedi.

Bende akaryakıt istasyonuna kadar ‘Adana-Samsun-Trabzon-Bursa’ diyerek tekrarladım durdum.

Akaryakıt istasyonuna geldik, bilgileri, eşkalleri aldılar. Karakol komutanı bana ‘Davut abi kod neydi?’

Bende ‘Adana-Samsun-Trabzon-Bursa’ dedim. Komutan güldü ‘Abi daha şifreli kodları öğrenemedin mi? Bu kişiler kendilerini astsubay olarak tanıtmışlar’ dedi, epey karşılıklı güldük.

***

Kayseri’nin Develi ilçesi Bakırdağı Saraycık bölgesine 5 km uzaklıktaki ilkel madende 3 işçi göçük altında kalmıştı. Yıl 1988 idi. Vali Yüksel Çavuşoğlu ve Çinkur’da görevli kurtarma ekipleri olay yerine gelmişti. Üç gazeteciydik. Biri karanlıktan korkuyordu. Benimle, bir başka ajanstaki arkadaşla, sırtımızda çanta ile ilk kez madene girdik. Asansör yoktu. ‘Z’ şeklindeki tahta merdivenlerden 75 metre indik. 150 metre yürüyerek göçük olan yere gittik. Kurtarma ekipleri çalışırken bizde şarjlı pillerin yardımıyla flaşlı fotoğraf çektik. Kurtarma ekipleri tepkiliydi. Ekipler, sesini duydukları işçilerin bulunduğu bölgeye suyu ve yumuşamış olarak, nohut, fasulye, leblebiyi enkazdan ulaştırdıkları hortumun içinden gönderiyorlardı.

Çektiğimiz filmi Mil-Ha bürosuna ulaştırmak için madenden 5 km yürüyerek Saraycık’a, oradan araç bulursak 60 km uzaktaki ilçe merkezine, buradanda 50 km uzaktaki Kayseri’ye göndermek gerekiyordu. Bu neredeyse imkansızdı. Vali bey akşama doğru bilgileri aldıktan sonra Kayseri’ye dönüyordu. Bende Ajansın zarfına filmi koyup Vali beye teslim ediyor, Özel kaleminden de bizim arkadaşlar alarak gereğini yaparak haber takibi yapıyorduk.

Kurtarma ekiplerinin Vali beye ‘Efendim zaten zor şartlarda çalışıyoruz. Birde gazeteci arkadaş flaşla çekim yapıyor, patlama olacak. Mümkünse engelleyin’ sözü üzerine galeri ağzına iki asker dikildi. O gün şarjlı pil ile madende çekim yapmanın ‘çakmağı ateşlemek’ gibi olduğunu ve çekimlerin karpit lambası ile yapılacağını öğrendim.

Ama galeri ağzına iki asker dikilse de, kurtarma ekiplerinin yanına koğuşlarına dinlenmek için gelen bir madenciden aldığım ‘madenci kıyafeti, baret’, büyük çaydanlığın içine fotoğraf makinesi, flaşı, filmi havluya sarıp koyarak girip-çıktım. Ekipler bizi yine şikâyet etti. Vali bey ’Çocuklar burada oturuyor. Siz işinize bakın’ dedi.

Bu olaydaki en ilginç anım, 3 gün sonra kurtarılan işçilerin galeri ağzından çıkarken fotoğraflarını pillerin şarjı bittiğinden flaşlı çekememek oldu. Kurtarılan 3 işçi ise yaklaşık 3 ay sonra çoban olarak çalıştıkları ahırın sahibini öldürmekten tutuklandı.

***

Yine Kayseri Doğumevi Hastanesi’ne gelen hasta kadın, akıntısına ve hamileliğine karşı doktorla görüşmüş. Birkaç ay sonra doktorun yanında otururken içeri hışımla bir kadın girdi. Epey ağzı kalabalık hakaretler etti. Doktor azarladı, ‘Sorun ne?’ diye sordu. Kadında sinirli olayı anlattı. ‘Hem akıntım geçmedi hem de hamile kaldım’ dedi.

Doktor, ilaçları nasıl kullandığını sordu. Kadında ‘Akıntıya karşı yatmadan önce fitili Rahminin ağzına koy’ dedin. Bende öyle yaptım. Gece kocam Rahmi’nin ağzına koydum. Adam her seferinde köpükler içinde kaldı. Birinde de hastaneye götürdük, gıda zehirlenmesi diye midesi yıkandı’ dedi.

Biz gülerken kadından azar işittik ama bu haber beni o dönem Türkiye genelinde ‘yılın haber dalında’ gazetecisi yaptı.

Şimdilik kalın sağlıcakla..

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç