
Türkiye’de Yılın Otomobili Seçiminde 33 Model Yarışacak
“Türkiye’de Yılın Otomobili” ana ödülünün yanı sıra “Yılın Tasarımı”, “Yılın İnovasyonu”, “Yılın Basın Lansmanı” ve “Yılın Premium Otomobili” kategorilerinde de ödüller sahiplerini bulacak.
Otomotiv Gazetecileri Derneği (OGD), tarafından bu yıl 11’inci kez gerçekleştirilecek “Türkiye’de Yılın Otomobili” seçimi için aday otomobiller açıklandı. Şubat 2025-Şubat 2026 döneminde Türkiye pazarında satışa sunulan yeni modeller arasından yapılan değerlendirme sonucunda 33 aday model ödül için yarışacak.
OGD üyelerinden oluşan uzman otomotiv gazetecileri, mayıs ayında gerçekleştirecekleri test sürüşleri ve puanlama süreci sonunda 7 finalist modeli belirleyecek. Finalistler arasından yapılacak son oylama ile “Türkiye’de Yılın Otomobili” seçilecek. Kazanan model, haziran ayında düzenlenecek ödül töreninde kamuoyuna açıklanacak.
Ana ödülün yanı sıra “Yılın Tasarımı”, “Yılın İnovasyonu”, “Yılın Basın Lansmanı” ve “Yılın Premium Otomobili” kategorilerinde de ödüller sahiplerini bulacak.
2026 aday listesi
2026 yılında “Türkiye’de Yılın Otomobili” seçimi için belirlenen aday 33 otomobil şunlar oldu:
“Alpine A290, Audi A6, Audi Q5, Audi Q3, BMW X3, BMW iX3, BMW X5, BMW X7, BYD Atto 2, BYD Sealion 7, Citroen C3, Citroen C3 Aircross, Citroen C5 Aircross, Fiat Grande Panda, Ford Capri, Ford Explorer, Jeep Compass, Honda Prelude, Hyundai Inster, Hyundai Ioniq 9, Mercedes-Benz CLA, MG 7, Opel Frontera, Omoda 7, Skoda Elroq, Skoda Enyaq, Skoda Enyaq Coupe, Renault 5, Renault Clio, Togg T10F, Volkswagen T-Roc, Volkswagen Tayron, Volvo EX30.”
Listede elektrikli modeller dikkat çekiyor
Bu yıl adaylar arasında elektrikli modellerin ağırlığı dikkat çekiyor. Tamamen elektrikli modellerin yanı sıra hem elektrikli hem de içten yanmalı motor seçeneği olan otomobiller var.
Aday modellerin elektrikli seçeneği olan modellerin fazla olması, Türkiye pazarında yeni model lansmanlarında elektrifikasyonun giderek daha belirgin bir yer edindiğine işaret ediyor.
“Seçim süreci her zamankinden daha zorlu geçecek”
OGD Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Sandık, sektörde büyük bir heyecan yaratan Türkiye’de Yılın Otomobili seçimlerinin, yalnızca Türkiye’de değil, markaların yurt dışındaki merkezleri tarafından da yakından takip edildiğini belirtti.
Bu yıl elektrikli aday sayısının da fazla olduğuna dikkati çeken Sandık, şu değerlendirmede bulundu: “Tüm aday otomobiller kendi segmentlerinde iddialı ve güçlü modeller. Bu nedenle seçim süreci her zamankinden daha zorlu geçecek. Özellikle elektrikli ve hibrit seçeneklerin artması, rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. Farklı segmentlerden çok sayıda yenilikçi model yarışıyor. Ana ödülün yanı sıra diğer kategoriler de sektör tarafından yakından izleniyor. Bu tablo, OGD’nin ve Yılın Otomobili organizasyonunun ulaştığı etkiyi gösteriyor.”
“Türkiye’de Yılın Otomobili 2026” ZF Aftermarket ana destekçiliğinde; arabam.com, Bridgestone ve Shell Helix Motor Yağları destekleriyle gerçekleşiyor.
KPMG raporu: Dijital para birimleri ve yapay zekâ ödeme dünyasını değiştiriyor
KPMG’nin bankalar ile perakende dünyasının ödeme sistemlerine bakışını mercek altına aldığı yeni raporuna göre bankaların yüzde 51’i ödeme sektöründe gelecekte en güçlü ekosistemleri kuranların öne çıkacağını düşünüyor. Perakendecilerin yüzde 47’si de önümüzdeki beş yıl içinde birden fazla ödeme hizmeti sağlayıcısıyla çalışmayı planlıyor.
Araştırma ayrıca taraflar arasında bazı beklenti farkları olduğunu ve yapay zekânın hızla yaygınlaştığını ortaya koyarken; tokenizasyon, dijital varlıklar ve merkez bankası dijital paralarının da ödeme altyapılarında giderek daha fazla yer bulacağına dikkat çekiyor.
KPMG’nin dünya genelinde 500 banka ve 500 perakende şirketi yöneticisiyle gerçekleştirilen kapsamlı araştırması, ödeme ekosistemindeki köklü dönüşümü gözler önüne serdi. ” Ödeme Modernizasyonu için Ortaklık” başlıklı rapor, dijital para birimleri ve yapay zekânın ödeme sektörünü nasıl yeniden şekillendirdiğini, bankaların ve perakendecilerin bu değişime ayak uydurmak için kurabilecekleri stratejik ortaklıklar hakkında detaylı analizlere yer veriyor.
Ödeme modernizasyonunda başarının anahtarının güçlü ortaklıklar ve ekosistemler kurmaktan geçtiğini ortaya koyan rapora göre, bankaların yüzde 51’i, ödeme sektöründe gelecekte öne çıkacak oyuncuların en güçlü ekosistemleri kurabilenler olacağını düşünüyor. Öte yandan perakendecilerin yüzde 47’si, önümüzdeki beş yıl içinde birden fazla ödeme hizmeti sağlayıcısıyla çalışmayı planlıyor. Bu tablo, ödeme alanındaki yeniliklerin önünü açmak için güçlü iş birlikleri ve sağlam ekosistemlerin kritik bir rol oynayacağını ortaya koyuyor.
Nitekim perakendecilerin yüzde 53’ü, bankaların ödeme modernizasyon hedeflerini anladığını ifade ederken, yarısı da bankalarının müşteri ödeme deneyimini iyileştirmek için kendileriyle aktif iş birliği yaptığını söylüyor. Buna karşın rapor, bu iş birliğinin henüz sektörün tamamına yayılmadığına dikkat çekiyor. Birçok kuruluş hâlâ geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi içinde hareket etmeye devam ediyor ve bu durum, hızla gelişen rekabet ortamında geride kalmalarına neden olabiliyor.
“Kurumların bu dönüşüme uyum sağlamaları kritik önem taşıyor”
Son dönemde ödeme ekosisteminde yaşanan gelişmelerin stratejik bir dönüşüm olduğunu belirten KPMG Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, rapor ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Ödeme sistemleri bugün dijital para birimleri, yapay zekâ ve açık ekosistemlerin etkisiyle yeniden şekilleniyor. Kurumların bu dönüşümde başarılı olabilmesi için artık yalnızca teknolojiyi benimsemeleri yeterli olmuyor. Bankalar, perakendeciler, fintech’ler ve teknoloji sağlayıcılarının birlikte değer üreten güçlü iş birlikleri kurması da gerekiyor. Araştırmamız da gösteriyor ki; ödeme modernizasyonunda rekabet avantajı, en güçlü ekosistemleri kurabilen kurumların elinde olacak. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ destekli analitik ve tokenizasyon gibi teknolojiler ödeme deneyimini daha hızlı, güvenli ve kişiselleştirilmiş hale getirecek. Ancak kurumların da çevik altyapılar ve veri odaklı stratejilerle bu dönüşüme uyum sağlamaları kritik önem taşıyor.”
Banka ve perakendeci beklentileri arasında uçurum
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, bankaların perakendecilerin karşılaştığı zorlukları her zaman doğru değerlendiremediği. Perakendecilerin yüzde 48’i parçalı ve eskimiş ödeme altyapısını en büyük sorun olarak görürken, bankaların yalnızca yüzde 27’si bu durumun farkında.
Öte yandan bankalar, sınır ötesi ödemeler ve ücret şeffaflığı gibi konularda da perakendecilerin aksine çok daha fazla endişe duyuyor. Perakendecilerin yalnızca yüzde 4’ü sınır ötesi ödeme yönetimini bir sorun olarak görürken, bankaların yüzde 40’ı bu konuyu perakendeciler için önemli bir zorluk olarak değerlendirip buna göre aksiyonlar alıyor.
Yapay zekâ ödeme sistemlerini dönüştürüyor
Rapor, bankaların ödeme sistemlerini modernize etmek ve güvenlik, verimlilik ile kişiselleştirme alanlarında çıtayı yükseltmek için yapay zekâyı hızla devreye aldığını da gösteriyor. Bugün neredeyse tüm bankalar, 7/24 müşteri hizmeti sunmak için yapay zekâ destekli sohbet botlarından yararlanıyor ve ödeme belgelerinin oluşturulması gibi süreçleri yapay zekâ ile otomatikleştiriyor.
Araştırmaya göre önümüzdeki üç yıl içinde bankaların yapay zekâyı çok daha kapsamlı şekilde kullanması bekleniyor. Özellikle davranışsal ve bağlamsal verilerden yararlanarak kişiselleştirilmiş hizmetler geliştirmek, ödeme verilerini analiz ederek fiyatlandırma kararlarına içgörü sağlamak ve muhabir bankalar arasındaki ağ yönetimini güçlendirmek, en hızlı büyümesi beklenen kullanım alanları arasında yer alıyor.
Ayrıca önümüzdeki üç yıl içinde bankaların büyük bölümünün, ödemeleri güvence altına almak için yapay zekâ destekli biyometrik doğrulama sistemlerini ve işlemleri otonom biçimde yürüten ajan tabanlı yapay zekâ çözümlerini kullanması bekleniyor. Yapay zekânın aynı zamanda dolandırıcılık tespitinde de çıtayı yükseltmesi bekleniyor; bankaların yüzde 85’i riskleri anında tespit edip çözmek için yapay zekâdan yararlanmayı planlıyor.
Yapay zekâ, perakendecilerin ödeme süreçlerini yönetme biçimini de köklü biçimde değiştiriyor. Perakendecilerin dörtte üçünden fazlası, müşterilere 7/24 destek sunmak için yapay zekâ destekli sohbet botlarından yararlanıyor. Neredeyse aynı oranda perakendeci ise müşteri davranışlarına dair daha derin içgörüler elde etmek ya da güvenlik ihlalleri ve dolandırıcılık girişimlerini gerçek zamanlı olarak tespit edip çözmek için yapay zekâyı kullanıyor. Bununla birlikte perakendeciler yapay zekâyı farklı alanlarda da devreye alıyor. Verimliliği artırmak amacıyla ödeme süreçlerini sadeleştiriyor, farklı ödeme kanallarını entegre ediyor ve ödeme belgelerini otomatik olarak oluşturuyorlar. Ayrıca mevzuata uyum süreçleri, ödül programları ve risk takibi gibi alanlarda da yapay zekâdan yararlanarak otomasyon sağlıyorlar. Araştırma, önümüzdeki üç yıl içinde perakendecilerin yapay zekânın daha gelişmiş yeteneklerine odaklanacağını ortaya koyuyor.
Tokenizasyon ve dijital para birimleri yükselişte
Araştırma, tokenizasyonun ödeme verimliliğini artırmak için güçlü bir araç olarak görüldüğünü de ortaya koyuyor. Lider konumdaki bankaların yüzde 64’ü, dijital varlıkların maliyetleri ve işlem sürelerini önemli ölçüde azaltacağına inanıyor. Bu bankalar, programlanabilir para yetenekleri geliştirme, şirket içi likidite optimizasyonu için tokenize para kullanma ve stablecoin’leri ödeme altyapılarına entegre etme konularında hızla ilerliyor.
Sınır ötesi ödemeler açısından da önemli gelişmeler yaşanıyor. Bankaların yüzde 60’ı programlanabilir para ve dijital defterleri desteklemek için çekirdek sistemlerini yükseltiyor. Önümüzdeki üç yıl içinde merkez bankası dijital paralarının (CBDC) atomik uzlaşma için kullanımının yüzde 30’lardan yüzde 61’e çıkması, stablecoin ve token fintech platformlarının kullanımının ise yüzde 48’den yüzde 80’e yükselmesi bekleniyor.
Geleceğe yönelik üç kritik adım
Raporda banka ve perakende yöneticilerine şu üç alanda adım atmaları tavsiyesinde de bulunuluyor:
- İş birliklerini önceliklendirin: Teknolojik dönüşümün hızlanması ve müşteri beklentilerinin sürekli değişmesi, bankalar ve perakendeciler üzerinde ödeme sistemlerini hızla modernize etme baskısı yaratıyor. Bu ortamda rekabette öne geçebilmek için kurumların teknoloji sağlayıcıları, müşteriler, düzenleyici kurumlar ve hatta rakiplerle birlikte çalıştıkları güçlü ekosistemler kurması büyük önem taşıyor. Bu tür iş birlikleri, bilgi, yetkinlik ve yatırımların paylaşılmasını sağlayarak rekabet avantajı yaratıyor.
- Müşteriyi merkeze alın: Sektörde öne çıkan kurumlar, müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini derinlemesine anlayan ve buna göre yeni ödeme seçenekleri ile hizmetleri hızlı şekilde geliştirebilen organizasyonlar oluyor. Bankalar ve perakendeciler yalnızca müşterilerine daha yakın olmakla kalmamalı, aynı zamanda değişen talep ve rekabet koşullarına hızla yanıt verebilmek için yeni ödeme altyapılarını değerlendirme, geliştirme ve devreye alma yetkinliklerini de güçlendirmelidir.
- Çeviklik kazanın: Ödeme ekosistemi hızla dönüşüyor ve dünya genelinde yeni oyuncular tarafından geliştirilen teknolojiler ile ödeme yöntemleri hızla pazara sunuluyor. Bu nedenle bankalar ve perakendecilerin ödeme stratejilerini, altyapılarını ve operasyonlarını daha çevik hale getirmeye odaklanması gerekiyor. Bu yaklaşım, kurumlara gelecekte daha fazla esneklik ve ölçeklenebilirlik sağlayarak pazar koşulları değiştikçe hızla uyum sağlama ve dönüşme imkânı sunacak.
600 Milyar Dolarlık Uyku Ekonomisinde Yatağın Payı Artıyor
Armis Yatak Yatırımlarını Yüzde 20 Artırarak Dijitalleşmeye Odaklandı
Dünya Uyku Günü’nde Armis, Teknoloji ve Otomasyon Yatırımları ile Dikkat Çekiyor
Her yıl mart ayının ikinci cuma günü kutlanan Dünya Uyku Günü, sağlıklı ve kaliteli uykunun yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Yatak sektöründe ilk 5 markadan biri olan Armis Yatak, uyku kalitesini ve konforunu artıracak yatırımlarla öne çıkıyor. Küresel uyku ekonomisinin 600 milyar dolar değerinde olduğunu vurgulayan Armis Yatak İcra Kurulu Başkanı Mehmet Kürşat Batallı, “Yataklar, uyku ekonomisinin en temel parçalarından biri ve sektör içindeki en büyük payı alıyor. Armis Yatak olarak bizler de son 2 yılda üretim teknolojilerine yaptığımız yatırımları yüzde 20 oranında artırdık. Dijitalleşme ve otomasyon odaklı çalışmalarımız yalnızca üretimi hızlandırmakla kalmıyor; aynı zamanda her yatağın ergonomik destek sistemini en üst seviyeye taşımamıza olanak sağlıyor” dedi.
Türkiye’nin yatak üretiminde öncü markalarından Armis Yatak, Dünya Uyku Günü’nde uyku kalitesini artırmaya yönelik yatırımlarına dikkat çekti.
Uyku ekonomisinin; sağlık, teknoloji ve yaşam tarzı trendlerinin kesiştiği önemli bir alan haline geldiğini belirten Armis Yatak İcra Kurulu Başkanı Mehmet Kürşat Batallı, sektörün dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Batallı, “Türkiye’de yatak pazarı sınırları aşarak kullanıcıların sağlık ve yaşam kalitesi için yaptığı harcamaların önemli bir parçası haline geldi. İyi bir uyku yalnızca saatlerce yatakta kalmakla ilgili değil. Uyku yüzeyinin ergonomik yapısı ve destek sistemi, vücudun dinlenme sürecini doğrudan etkiliyor. Biz de Armis Yatak olarak üretimden kalite kontrol süreçlerine kadar her aşamada bu yaklaşımı öncelikli hedefimiz haline getiriyoruz” dedi
Üretimden Teste Kalite Odaklı Süreç
Armis Yatak’ın günlük 1.500 yatak üretim kapasitesine sahip üretim tesisinde paket yay (pocket yay) üretim hattının kullanıldığını belirten Batallı, son iki yılda üretim teknolojilerine yapılan yatırımların yüzde 20 oranında artırıldığını ifade etti.
Kayseri’de bulunan üretim tesisinde otomasyon odaklı bir dönüşüm gerçekleştirildiğini aktaran Batallı, “Bağımsız yay sistemlerinin vücut ağırlığını dengeli şekilde dağıtarak gece boyunca daha stabil bir uyku zemini oluşturuyor. Üretimde yalnızca seri imalatın değil, test ve kalite kontrol süreçlerinin de büyük önem taşıyor. Armis Yatak bünyesinde uygulanan çökme ve deformasyon testleri ile dayanıklılık kontrolleri sayesinde ürünlerimiz belirli kalite kriterlerinden geçirilerek üretime dahil ediliyor. Bu süreçler, yatakların form ve destek yapısını uzun süre koruyabilmesini amaçlıyor. Son dönemde devreye alınan rollpack makineler ise yatakları vakumlanarak daha kompakt hale gelmesini sağlıyor. Bu yatırım lojistik operasyonlarda alan tasarruf ve taşıma kolaylığı sunuyor. Tüm bu yatırım ve çalışmalarımızla kullanıcılarımızın uyku deneyimini iyileştirmeyi hedefliyoruz. Dünya Uyku Günü vesilesiyle bir kez daha vurgulamak isterim ki; üretim kapasitemiz ve teknolojik altyapımızla uyku kalitesini destekleyen ürünler geliştirmeye devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Toyota “Hayalimdeki Araba” Yarışmasıyla Çocuklar Geleceği Tasarlıyor
Toyota’nın geleneksel hale gelen resim yarışması, bu yıl daha geniş katılımla çocukların hayal dünyasını resmetmesini destekliyor. 14. kez düzenlenen “Hayalimdeki Araba” resim yarışması için başvurular alınmaya başlandı. Başvuru yapmak isteyen yaratıcı çocuklar, hayallerindeki arabayı resmederek, 15 Haziran tarihine kadar eserlerini gönderebilecekler.
“Hayalimdeki Araba” resim yarışması kapsamında çocuklar, düşledikleri tüm otomobil fikirlerini özgürce kâğıda aktarabilecekler. Böylece Toyota, çocukların mobiliteye dair bakış açılarını keşfederken geleceğin ulaşım çözümleri için de ilham alacak.
Dört farklı kategoride düzenlenen resim yarışması; 7 yaş ve altı, 8-11 yaş, 12-15 yaş ve Özel Eğitim Kategorisi’nden katılımcılara açık olacak. Çocuklar, istedikleri resim malzemelerini kullanarak hayallerindeki otomobili A4, A3 veya tabloid boyutlarındaki kağıtlara çizebilecekler.
“Hayalimdeki Araba” yarışmasına katılım için resimlerin hayalimdekiaraba.toyota.com.tr web sitesinden temin edilebilecek başvuru formuyla birlikte “Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış A.Ş. Cumhuriyet Mahallesi D-100 Kuzey Yan Yol No:5 Yakacık 34876 Kartal/İstanbul” adresine gönderilmesi yeterli olacak.
15 Haziran’da başvuruların tamamlanmasıyla birlikte eserlerin tamamı, orijinallik ve yaratıcılık kriterlerine göre alanında uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirilecek. Her kategoride ilk üçe giren çocuklar elektrikli katlanır bisiklet, elektrikli scooter, longboard ve elektronik market hediye çeki gibi ödüllerin sahibi olacak. Dereceye giren eserler, 19 Haziran 2026 tarihinde açıklanacak.
“Hayalimdeki Araba” resim yarışması ile ilgili tüm detaylara ve başvuru formuna hayalimdekiaraba.toyota.com.tr adresinden ulaşmak mümkün.
Doğal taş ihracatında katma değerli sıçrama VI. AMORF ile gerçekleşiyor
VI. AMORF, Anadolu’nun binlerce yıllık taş işleme kültürünü çağdaş tasarım anlayışıyla birleştirerek, Türkiye’nin doğal taş ihracatında katma değerli bir sıçrama yaratmayı hedefliyor.
Ege Maden İhracatçıları Birliği (EMİB) tarafından düzenlenen AMORF Doğal Taş Proje Tasarım Yarışması’nın altıncı dönemi için başvurular 5 Haziran 2026 tarihinde sona erecek.
Türkiye’nin doğal taş potansiyelini tasarım gücüyle buluşturmayı hedefleyen yarışma, bu yıl “Taşın Dönüştürücü ve İyileştirici Doğası” temasıyla genç tasarımcıları üretilebilir, katma değerli ve ihracata dönük projeler geliştirmeye davet ediyor.
Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “Birliğimizin Türkiye’nin doğal taş ihracatında tasarım odaklı dönüşümü destekleme vizyonuyla hayata geçirdiği AMORF, sektöre yeni fikirler kazandırmanın yanı sıra Türk doğal taşının uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor. Yarışmamızın altıncı dönemi için başvurular başladı. Genç tasarımcıların yenilikçi fikirleriyle şekillenecek projeler, hem sektörün dönüşümüne hem de ülke ekonomisine katkı sunacak.” dedi.
Ülkemizin gururu tasarımcılarımız, yarışmalarımızdan yetişerek sektöre kazandırılıyor
Her yıl dereceye giren yarışmacıların tasarımlarını EİB desteğiyle üretme fırsatı elde ettiğini vurgulayan İbrahim Alimoğlu, şu değerlendirmede bulundu;
“Yarışmacılarımız dünyanın önde gelen okullarında yurt dışı eğitim bursu kazanma şansı da yakalıyor. Nakdi ödüllerin ötesinde, sağlanan yurt dışı eğitim bursu genç tasarımcılarımızın gelecekleri açısından büyük önem taşıyor. Bu süreçte elde edilen uluslararası deneyim ve tecrübe aktarımı, yarışmacıların hem networklerini genişletmelerine hem de kariyerlerinde önemli bir sıçrama yapmalarına katkı sağlıyor. Nitekim bugün Türkiye’yi uluslararası platformlarda başarıyla temsil eden ve ülkemizin gururu olan pek çok tasarımcı, bu yarışmalarımızdan yetişerek sektöre kazandırılıyor.”
Doğal taş, insanın iyi olma hâlini destekleyen bir tasarım bileşeni olarak ele alınacak
Projelerin özellikle iç mekân kullanım senaryoları üzerinden; üretilebilirlik, sürdürülebilirlik ve yaygınlaştırılabilirlik kriterleri gözetilerek geliştirilmesi öngörüldüğünü söyleyen Başkan Alimoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Milyonlarca yıllık oluşum süreciyle taş, yalnızca bir yapı malzemesi değil; zamanın, dayanıklılığın ve sürekliliğin sembolüdür. Bu yılki tema kapsamında yarışmacılardan; doğal taşı estetik bir yüzey malzemesi olmanın ötesinde, mekânsal, duyusal ve yapısal özellikleriyle insanın iyi olma hâlini destekleyen bir tasarım bileşeni olarak ele almaları bekleniyor. Doğal taşın fiziksel özellikleri, yüzey işleme teknikleri, mekânsal potansiyeli ve uzun ömürlü performansı tasarım kararlarının merkezinde yer alacak. Doğal taş sektörü, Türkiye’nin geleneksel ve güçlü ihracat kalemlerinden biri olmasına rağmen, küresel pazarlarda artan rekabet katma değerli ürün geliştirmeyi zorunlu kılıyor.”
AMORF sektörün geleceğine yatırım niteliği taşıyor
İbrahim Alimoğlu, AMORF’un tasarım ve marka değeri yüksek ürün ihracatına geçişi teşvik ettiğinin altını çizerek, “Genç mimar ve tasarımcıları sektörle buluşturarak iş birliklerini güçlendiriyor, Birliğimize üye olarak ihracata başlıyor, üretilebilir ve ticarileşebilir projelerle firmaların ürün portföyünü geliştiriyor, sürdürülebilirlik, atık değerlendirme ve inovasyon odaklı yaklaşımlarla yeşil dönüşüme katkı sağlıyor, Türk doğal taşının uluslararası platformlarda görünürlüğünü artırıyor. Bu yönüyle yarışma, yalnızca bir tasarım platformu değil; aynı zamanda sektörün geleceğine yatırım niteliği taşıyor.” diye konuştu.
VI. AMORF’a Dair Tüm Detaylar
Yarışma; mimarlık, iç mimarlık, tasarım ve ilgili disiplinlerden dört yıllık lisans mezunları ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerine açık. Katılımcılar bireysel ya da en fazla üç kişilik ekipler halinde başvurabiliyor. Projelerin özgün, daha önce ticari olarak üretilmemiş ve başka bir yarışmada ödül almamış olması gerekiyor. Tasarımlar 0,8 m³ hacmi geçmemeli.
Katılımcılar; simge yapı (landmark), kent mobilyası, iç ve dış mekân mobilyaları, bölücü elemanlar, kaplama sistemleri, aksesuar tasarımları, mermer artıklarının değerlendirilmesine yönelik projeler ve doğal taş odaklı deneysel-sürdürülebilir tasarım çalışmaları başlıklarında proje geliştirebilecek.
Temmuz 2026’da jüri değerlendirmesi gerçekleştirilecek; kazanan projeler ise Eylül 2026’da düzenlenecek ödül gecesinde kamuoyuna açıklanacak.
Tüm duyurular ve süreç bilgilendirmeleri www.amorf.org adresi üzerinden paylaşılacak.
Ödüller
Yarışmada birinciye 300.000 TL, ikinciye 180.000 TL ve üçüncüye 120.000 TL para ödülü verilecek. Bunun yanı sıra, finale kalan projeler arasından seçilecek tasarımlar sponsor firma iş birliğiyle üretilerek ticarileştirme imkânı bulabilecek. Ticaret Bakanlığı onayı doğrultusunda dereceye giren tasarımcılara yurt dışı eğitim desteği sağlanabilecek ve finalist projeler EMİB tarafından belirlenecek uluslararası fuar ve etkinliklerde tanıtım hakkı elde edebilecek.
Seçici Kurul
Alanında uzman mimar, tasarımcı, akademisyen ve sektör temsilcilerinden oluşan jüri; projeleri çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirecek. Seçici kurulda; Amorf Yarışma Komitesi Başkanı Reyhan Sezgin, Deniz Aslan, Şebnem Buhara, Hakan Demirel, Kurtul Erkmen, İnan Gökçek, Oben İnceler, Sinan Kafadar, Uğur Onur, Günnur Özsoy, Melis Varkal ve Aydan Volkan gibi isimler yer alırken Heval Zeliha Yüksel de seçici kurulda Danışman Jüri olarak yer alıyor.
CASA OUTDOOR KOLEKSİYONUNDA DOĞANIN RİTMİ VE MODERNİTE
CASA Outdoor koleksiyonunda biyofilik tasarım, dış mekânı yalnızca kullanılan bir alan olmaktan çıkarıp doğayla daha uyumlu, daha akışkan ve daha bütüncül bir yaşam sahnesine dönüştürüyor. Amantea koltuk, Deserto kanepe ve Meandro kanepe, organik hatları, hafifleyen strüktürleri ve çevresiyle ilişki kuran tasarım diliyle bu yaklaşımın güçlü örneklerini oluşturmakta. CASA, outdoor yaşamı doğadan ayrışan değil, onun ritmine eşlik eden rafine bir tasarım anlayışıyla yeniden yorumluyor.
CASA Outdoor tasarım çizgisinde dış mekanlar, insanın doğayla yeniden temas kurduğu, ritmini yavaşlattığı ve çevresiyle daha derin bir uyum geliştirdiği yaşam sahneleri anlamına gelmekte. Çünkü artık teras, bahçe ya da veranda yalnızca evin dışı değil, yaşamın nefes aldığı, ışığın mekanı gün boyunca yeniden şekillendirdiği bütünün bir parçası. İşte CASA Outdoor koleksiyonundaki yeni tema da burada beliriyor: Biyofilik tasarım ve doğayla bağ kurmak.
Bu yaklaşım, outdoor tasarımı yalnızca dayanıklılık ve konfor meselesi olarak ele almayan bilinçli bir duruş. Çünkü bugünün CASA dış mekanlarında ilk hissedilen şey, çevreye rağmen değil, çevreyle birlikte var olan bir atmosfer. Organik hatlar, kavisli geçişler ve hafifleyen strüktürler, outdoor mobilyayı yalnızca işlevsel bir unsur olmaktan çıkarıp peyzajla ve mimariyle birlikte yaşayan bir tasarım öğesine dönüştürüyor.
CASA Outdoor koleksiyonundaki bu yaklaşımın en karakteristik örneklerinden biri, Amantea koltuk. Yumuşatılmış form dili ve çevresine sert bir sınır çizmeyen yapısıyla Amantea, bulunduğu açık alana yerleşmekten çok ona karışıyor. Hafiflik hissi veren yapısı sayesinde dış mekânı doldurmuyor, ona nefes aldırıyor. Aynı yaklaşım, Deserto kanepede daha sakin ve mimari bir ifade kazanmakta. Deserto, dış mekanın ışığını, boşluğunu ve doğal akışını bölmeden yerleşiyor; teras ya da bahçede güçlü bir zemin kuruyor. Onu özel kılan, varlığını yükseltmekten çok bulunduğu atmosferi derinleştirmesi.
Koleksiyonun bu temayı en doğrudan taşıyan parçalarından biri ise, Meandro kanepe. Meandro’da biyofilik yaklaşım yalnızca formda değil, desen dilinde de kendini gösteriyor. Yaprak motifleri, bulunduğu alanın bitkisel atmosferiyle doğal bir ilişki kuruyor; böylece kanepe çevresiyle yarışan değil, onunla birlikte çalışan bir karakter kazanıyor.
Kısacası CASA Outdoor yaşam alanı, yalnızca dış mekânı döşemekle ilgili değil, doğayla yeniden hizalanan bir yaşam pratiği kurmakla ilgili. Ve her yeni koleksiyon parçası da önce bu pratiği güçlendirmek üzere düşünülüyor: daha organik çizgiler, daha hafif geçişler, daha uyumlu kompozisyonlar… Çünkü bugün asıl ayrıcalık, açık havayı yalnızca görmek değil, onunla gerçekten bağ kurabilmek.
MindDX Zoho CRM Çözümleriyle Şirketlerde Müşteri İlişkileri Yönetimini Dijitalleştiriyor
MindDX tarafından sunulan Zoho CRM ve Zoho One çözümleri, şirketlerin satış, pazarlama ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek platformda yönetmesini sağlayarak müşteri verisini stratejik bir büyüme aracına dönüştürüyor. Yapay zeka destekli analiz, otomasyon ve entegre iş uygulamalarıyla kurumlar müşteri ilişkileri yönetiminde yeni bir dijital döneme geçiyor.
Dijital dönüşümün hız kazandığı günümüz iş dünyasında, müşteri verisini etkin şekilde yönetebilen şirketler rekabette önemli avantaj elde ediyor. Türkiye’de dijital dönüşüm ve kurumsal iş uygulamaları alanında faaliyet gösteren MindDX, Zoho CRM ve Zoho One çözümleriyle şirketlerin müşteri ilişkileri yönetimi ve iş süreçlerini uçtan uca dijitalleştirmelerine destek oluyor.
Zoho’nun küresel ölçekte sunduğu güçlü iş uygulamaları ekosistemi, bugün 80 milyondan fazla kullanıcıya ve 180’den fazla ülkede faaliyet gösteren işletmelere hizmet veriyor. Platform, 55’ten fazla entegre iş uygulaması ile satıştan finans yönetimine, pazarlamadan insan kaynaklarına kadar tüm iş süreçlerini tek platformda bir araya getiriyor.
Zoho One ile tüm iş süreçleri tek platformda
Zoho One, işletmelerin farklı yazılımlar arasında dağılmış süreçlerini tek bir entegre sistemde yönetmesini sağlayan kapsamlı bir iş yönetimi platformu olarak öne çıkıyor. CRM, finans, insan kaynakları, proje yönetimi, pazarlama otomasyonu ve analitik gibi kritik iş fonksiyonları tek platform üzerinden yönetilebiliyor.
Bu entegre yapı sayesinde şirketler veri uyumsuzluklarını ortadan kaldırarak iş süreçlerinde görünürlük ve operasyonel verimlilik elde ediyor. Kurumlar aynı zamanda iş verilerini gerçek zamanlı analiz ederek stratejik kararlarını daha hızlı ve doğru şekilde alabiliyor.
Zoho CRM ile müşteri yönetiminde yeni dönem
Zoho CRM platformu, müşteri yolculuğunun tüm aşamalarını kapsayan güçlü bir müşteri ilişkileri yönetimi altyapısı sunuyor. Lead yönetimi, satış otomasyonu, müşteri analitiği ve performans raporlaması gibi fonksiyonlar sayesinde satış ekipleri fırsatlarını daha etkin yönetebiliyor.
Zoho’nun yapay zeka asistanı Zia, satış öngörüleri sunarak ekiplerin doğru aksiyonları almasına yardımcı olurken; otomatik iş akışları sayesinde tekrarlayan operasyonel süreçler sistem tarafından yönetilebiliyor. Mobil erişim imkânı ise saha ekiplerinin her yerden CRM verilerine ulaşmasını sağlıyor.
“CRM artık şirketlerin büyüme platformu”
MindDX CEO’su Serhan Oralp, CRM ve entegre iş uygulamalarının şirketlerin rekabet gücünde belirleyici rol oynadığını belirterek şunları söyledi:
“Bugün şirketler için CRM yalnızca müşteri bilgilerini saklayan bir sistem değil; satış, pazarlama ve müşteri deneyimini yöneten stratejik bir iş platformu haline geldi. MindDX olarak Zoho’nun güçlü iş uygulamaları ekosistemini kurumların ihtiyaçlarına göre uyarlıyor ve müşterilerimizin veriyi gerçek bir iş değerine dönüştürmesine yardımcı oluyoruz.”
MindDX danışmanlığıyla uçtan uca dönüşüm
MindDX, Zoho çözümlerinin Türkiye’deki yetkili iş ortaklarından biri olarak kurumlara yalnızca teknoloji uygulaması değil; ihtiyaç analizi, sistem tasarımı, entegrasyon, eğitim ve teknik destek gibi uçtan uca danışmanlık hizmetleri sunuyor.
Bu yaklaşım sayesinde şirketler Zoho platformunu kendi iş süreçlerine uygun şekilde yapılandırarak dijital dönüşüm projelerini daha hızlı ve verimli şekilde hayata geçirebiliyor.
Anadolu Isuzu Grand Toro XL ile Uluslararası Başarılarına Yenisini Ekledi
Anadolu Isuzu’nun yeni modeli Grand Toro XL, İspanya’dan sonra Bosna Hersek’te de “Yılın Midibüsü” seçildi. Ödül, Grand Toro XL’ın uluslararası alandaki başarısını bir kez daha tescillerken modelin konfor, güvenlik ve performans alanındaki güçlü konumunu da pekiştirdi.
Türkiye’nin ticari araç markası Anadolu Isuzu’nun yeni modeli Grand Toro XL, Bosna Hersek’te “Yılın Midibüsü” ödülüne layık görüldü. “BH Auto 26 Yılın Otomobili” organizasyonu kapsamında verilen ödül, modelin kısa süre içinde ulaştığı ikinci uluslararası başarı olarak dikkat çekti. Modern tasarımı ve ileri teknolojisiyle öne çıkan Grand Toro XL, yakın zamanda İspanya’da da “2026 Yılının Midibüsü” ödülünü kazanmıştı.
Grand Toro XL, henüz çok yeni bir model olmasına rağmen, art arda gelen uluslararası ödüllerle pazara güçlü bir giriş yaptı. Ödüller, Anadolu Isuzu’nun küresel pazarlardaki rekabet gücünü pekiştirirken yenilikçi ürün geliştirme vizyonunun dünya çapında kabul gördüğünü ortaya koyan stratejik bir başarı olarak öne çıktı.
Düşük emisyonlu çevre dostu motoru, gelişmiş güvenlik özellikleriyle fark yaratıyor
Anadolu Isuzu, elektrikli araçlarla geleceğe yatırım yaparken, içten yanmalı motorlu modelleriyle bugünün ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor. Anadolu Isuzu bu kapsamda tanınmış modeli Grand Toro’yu, özel ihtiyaçları karşılamak üzere yeniden ölçeklendirip yeni özellikler ekleyerek Grand Toro XL’ı geliştirdi. Yeni Grand Toro XL’da yolcu kapasitesi 41’e çıkarıldı, bagaj kapasitesi artırıldı. Kısa ve orta mesafeli servis hizmetleri, turizm ve havaalanı taşımacılığı için ideal olan araç, düşük emisyonlu çevre dostu motoru, gelişmiş güvenlik gibi özellikleriyle rakiplerinden ayrılıyor.
YAŞ MEYVE SEBZE İHRACATI ŞUBATTA YÜZDE 25 ARTARAK 398 MİLYON DOLARA ULAŞTI
İHRACATTA ARTIŞ SÜRÜYOR, YAZ MEYVELERİNDE YÜKSEK REKOLTE BEKLENİYOR
Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Gürüz, Türkiye’nin şubat ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25 artış sağlayarak 398 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini açıkladı. Aynı dönemde ihracat miktarının ise yüzde 14 azalışla 324 milyon kilogram seviyesinde gerçekleştiğini belirten Başkan Ferhat Gürüz, bu tablonun ürün fiyatları ve katma değerli ihracattaki artışın bir göstergesi olduğunu belirtti. Başkan Gürüz, “Yaş meyve sebze sektöründe kalite, lojistik ve pazarlama gücünü artırarak daha yüksek birim fiyatla ihracat yapmaya odaklanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yeni pazar arayışları, soğuk zincir yatırımları ve ürün çeşitliliği sayesinde sektörümüzün ihracat performansını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.” dedi.
“Sert çekirdekli meyveler, karpuz, kavun ve diğer yaz meyvelerinde iyi bir rekolte bekliyoruz”
Gıda enflasyonu, üretimde yaşanan iklim kaynaklı sorunlar ve ihracattaki gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmeler yapan Başkan Gürüz, 2025 yılında yaşanan don, kuraklık ve olumsuz hava koşullarının hem üretimi hem de fiyatları etkilediğini belirterek, 2026 yılı itibarıyla iklim koşullarının normalleşmesiyle birlikte piyasada dengelenme beklendiğini söyledi.
Ferhat Gürüz, “2026 yılının Ocak ve Şubat aylarında Türkiye’nin en önemli sebze üretim merkezleri olan Mersin ve Antalya bölgelerinde şiddetli yağış, sel ve fırtına olayları yaşandı. Bu durum sebze üretiminde geçici bir aksama yarattı ve fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu. İklim koşullarının son dönemde normale dönmesiyle üretimde toparlanma bekliyoruz. Mart ve nisan aylarından itibaren sebze fiyatlarında bir gerileme öngörüyoruz. Mayıs ayıyla birlikte yaz meyvelerinin devreye girmesiyle piyasada arz artacak. Sert çekirdekli meyveler başta olmak üzere karpuz, kavun ve diğer yaz meyvelerinde iyi bir rekolte bekliyoruz.” diye konuştu.
“Krizler maliyetleri artırıyor, Türkiye’ye fırsat doğurabilir”
Küresel gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerine de değinen Gürüz, özellikle bölgesel gerilimlerin lojistik maliyetleri üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı. Süveyş Kanalı hattındaki sorunların navlun ve sigorta maliyetlerini artırabileceğini belirten Gürüz, bunun Orta Doğu ve Uzak Doğu sevkiyatlarını zorlaştırabileceğini söyledi. Öte yandan bazı gelişmelerin Türkiye için rekabet avantajı da oluşturabileceğine dikkat çekerek şunları kaydetti: “İran yaş meyve sebze ihracatında Türkiye’nin önemli rakiplerinden biri. Özellikle Rusya ve Türk Cumhuriyetleri pazarlarında güçlü bir oyuncu. Ancak bölgede yaşanan gelişmeler onların ihracatını etkileyebilir. Bu da Türkiye için bazı pazarlarda yeni fırsatlar yaratabilir.”
“Toplam ihracatımızın yarısından fazlası narenciye ürün grubu”
Türkiye’nin şubat ayı yaş meyve sebze ihracatını ürün gruplarına göre değerlendiren Başkan Gürüz, özellikle narenciye ve taze sebze grubunun ihracat performansına dikkat çekti. Başkan Gürüz, “Şubat ayında narenciye ihracatımız değer bazında yüzde 36 artış göstererek 206,9 milyon dolara ulaştı. Narenciye sektörü toplam ihracatımızın yarısından fazlasını oluşturmayı sürdürüyor. Taze sebze ihracatımız da yüzde 32’lik değer artışıyla 144 milyon dolar seviyesine yükseldi.” dedi.
Ürün bazında değerlendirildiğinde mandalinanın açık ara liderliğini sürdürdüğünü vurgulayan Başkan Gürüz, şubat ayında mandalina ihracatının 127,2 milyon dolara ulaştığını ve değer bazında yüzde 47 artış kaydettiğini söyledi. Gürüz, sebze grubunda ise özellikle biber ve domates ihracatındaki yükselişe dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Biber ihracatımız yüzde 66 artışla 58 milyon dolara ulaştı. Domates ise 50,6 milyon dolarlık ihracatla sektörün en güçlü ürünlerinden biri olmaya devam ediyor. Taze sebze grubunda Avrupa pazarına yönelik talebin güçlü seyretmesi bu artışta önemli rol oynadı.”
“Şubatta ihracatın en hızlı yükseldiği pazarlar Gürcistan ve Çekya oldu”
Ülke bazında incelendiğinde Türkiye yaş meyve sebze ihracatında Rusya Federasyonu’nun liderliğini sürdürdüğünü belirten Gürüz, bu ülkeye yapılan ihracatın yüzde 37 artışla 101,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti. Rusya’nın ardından Irak’ın yüzde 21 artışla 62,7 milyon dolar, Romanya’nın ise yüzde 29 artışla 39,7 milyon dolar değer ile en önemli pazarlar arasında yer aldığını kaydeden Gürüz, Avrupa Birliği ülkelerinde de dikkat çekici bir artış görüldüğünü söyledi. Gürüz, “Almanya, Polonya ve Hollanda gibi pazarlarda yaşanan güçlü artış, Türk ürünlerinin Avrupa’daki rekabet gücünü ortaya koyuyor. Özellikle sebze grubunda AB pazarında önemli bir büyüme yakaladık. Şubat ayında ihracat hacminde en güçlü ivmelenmeyi yüzde 170 artış ve 10,5 milyon dolar değer ile Gürcistan ile yüzde 162 artış ve 6,2 milyon dolar değer ile Çekya pazarlarında elde ettik.” dedi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



