
“HANGİ YASA, BIRAKIN GAZİLERİ, YURTTAŞLARIN BASIN AÇIKLAMASI YAPMASINI ENGELLER?”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, İçişleri Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak üzere ilerlerken durdurulan gazilerimizin yanına giderek İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye seslendi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Evet arkadaşlar, 37 günden bu yana gazilerimizin verdiği bir onur mücadelesi var. Ve bu sabah biliyorsunuz, Güvenpark’tan sabah saat 05.00’te yapılan bir operasyonla rehabilitasyon merkezine getirildiler. Ve oradan ayrıldılar. Şimdi İçişleri Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmak istiyorlar ve burada durdurulduklarını gördüğümüz için buraya geldik. Hangi yasa, hangi anayasa, bırakın gazileri, yurttaşların basın açıklaması yapmasını engeller?
İçişleri Bakanı’nın yapması gereken bu arkadaşlarımızı, gazileri burada durdurmak değil, onları davet edip bir kahve ikram edip dertlerini dinlemek olmalı. Buradan Sayın Bakan’a sesleniyorum: Sayın Bakan, buraya yolladığınız polis arkadaşların bazıları ileride şehit olacak, bazıları gazi olacak. Yarın onlara da mı aynı muameleyi yapacaksınız haklarını istedikleri zaman? Bu arkadaşlarımıza bir kahve ikram edemez misiniz? Bakanlıkta ağırlayamaz mısınız onları?
Evet, yapmanız gereken bu. Bu arkadaşlarımızı bakanlığın kapısında basın açıklaması değil, bir kahve içmeye siz davet edin. Ankara Emniyet Müdürü’ne bir telefon edin, talimat verin. Bu arkadaşlarımız da bakanlıkta sizin misafiriniz olsunlar. Yoksa onlar burada oturacaklar. Yine operasyonla kaldırmak zorunda kalacaksınız. Doğru bir şey mi olur bu Türkiye için? Yapmayın.
Bu insanlar dağda günlerce, aylarca çatışmış, beklemiş insanlar. Burada taşın üzerinde beklemek onlara hiç koymaz. Sayın Bakan, bu arkadaşları bakanlığa davet edin, gönüllerini alın. Dertlerini dinleyin. Bunlar sizin de çocuklarınız. Siz de operasyon talimatı verip polisi, jandarmayı yolladınız operasyona. Onların içinde de gaziler vardı, şehitler vardı. Yapmayın bunu.”
“BU GAZİLERDEN NEDEN BU KADAR KORKUYORSUNUZ?”
“GENEL KURUL’DA YAPTIĞI KONUŞMA İÇİN, İYİ PARTİ GRUP BAŞKAN VEKİLİ İÇİN SORUŞTURMA AÇILIYOR DA TERÖR EYLEMİ KUTLAMASINI KUTLAYAN DEM MİLLETVEKİLİ İÇİN NEDEN SORUŞTURMA AÇILMIYOR?”
“İSRAİL UÇAKLARININ SINIRIMIZIN BURNUNUN DİBİNE KADAR GELMESİNE NASIL İZİN VERİYORSUNUZ?”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Yenimahalle İlçe Başkanlığımızda Türkiye gündemini değerlendirdi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ:“Bu sabah saat 05.00’te Ankara’da Güvenpark’ta 37 günden bu yana onur haklarını almak için demokratik direnişlerini gerçekleştiren sevgili gazilerimize 500’e yakın polis tarafından bir operasyon yapılmış. Gazilerimiz karga tulumba her birisi ona yakın maskeli polis memuru tarafından yattıkları araziden, yataktan değil araziden, çimlerin üzerinden alınarak Bilkent’teki rehabilitasyon merkezine götürülmüşlerdir. Gazilerimiz biraz önce Bilkent’teki rehabilitasyon merkezinden çıktılar ve İçişleri Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmak üzere yolda iken yol polis tarafından tekrar kesilmiş, bunun üzerine gazilerimiz de araçlardan inerek Bilkent’te yolun üzerine yatmışlardır. Bundan 1,5-2 dakika önce gazilerimizle telefonda görüştüm ve bana durumu bildirdiler. Şimdi size bana şu an gelen videoyu da gösteriyorum. Bu gazilerden neden bu kadar korkuyorsunuz? Bu insanlar hayatlarını devlet ve millet yaşasın diye verdiler. Bacaklarını verdiler, kollarını verdiler, gözlerini verdiler. Şimdi İçişleri Bakanlığı önünde bir açıklama yapmalarını neden engelliyorsunuz? İnanılır gibi değil. Türkiye böyle bir dönemden geçiyor.
15 Ağustos’ta Türkiye’nin değişik yerlerinde, Mersin, Adana, Ankara’da üç ilçe başta olmak üzere, PKK’nın Türk askerlerinin şehit olduğu ilk lanet terör eylemini sözde kutlamak adına gösteriler yapılıyor, havai fişekleri patlatılıyor. DEM milletvekilleri sosyal medyada bu rezaletleri iş yapıyormuş gibi duyuruyorlar. Ama bir Cumhuriyet Savcısının aklına da bu eylemlere karşı ve bu eylemleri böyle lanse edenlere karşı halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten soruşturma açmak gelmiyor. Buradan Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sesleniyorum: Sayın Bakan, 12 tane vatandaşımızı yakarak öldüren teröristin meydanlarda ‘pişman değiliz’ diye dolaşması halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek değil midir? Genel Kurul’da yaptığı konuşma için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen İYİ Parti Grup Başkan Vekili için soruşturma açılıyor da terör eylemi kutlamasını kutlayan DEM milletvekili için neden kin ve düşmanlığa tahrikten soruşturma açılmıyor? Bu olacak şey mi?
Kayseri’de genç bir vatansever Türk milliyetçisi kadın, Abdullah Öcalan’a sert cümlelerle yüklendi diye gözaltına alınıyor ve savcılığa sevk ediliyor. Ama öte yanda Diyarbakırlı bir Amedspor taraftarı, futbol maçında rakip takımın seyircisine yönelik tüfekle ateş ediyormuş gibi numara yapıyor ve oradaki polisler görmezlikten geliyorlar ve hiçbir savcı da ‘Gel buraya’ demiyor. Bunu bir Bursaspor taraftarı yapsaydı, bunu bir Fenerbahçe, bir Trabzonspor, bir Beşiktaş, bir Galatasaray taraftarı Amed tribünlerine yönelik yapsaydı muhakkak soruşturma açılırdı hakkında. Bu kabul edilebilir değil.
Değerli basın mensupları, bu sabah yine bir şafak operasyonuyla uyandık. Furkan Vakfı’na operasyon yapılmış. Ama Furkan Vakfı’na operasyon yapılacağı haberini biz Cumhurbaşkanı’nın bir danışmanının yaptığı X paylaşımından zaten öğrenmiştik. Anlaşılan şöyle söyleniyor: Bir cemaat ve tarikat iktidarı desteklemiyorsa cemaat ve tarikat değildir. Bunu anlamış olduk. Evet. Ve süreç sanıyorum iktidarı desteklemeyen diğer tarikat ve cemaatleri de kapsayacak şekilde devam edecek.
Uluslararası ilişkilerde de çok önemli, olağanüstü önemli bir hadise yaşandı. İsrail savaş uçakları İdlib’de bir askeri üssü, havaalanını vurdular. Burnumuzun dibinde bir üssü vurdular. Suriye’de olan biteni Zafer Partisi olarak yakından ve sahada izliyoruz. Bu saldırı İsrail’in Suriye’de Türkiye’ye yönelik yapmış olduğu bir saldırıdır, bunu biliyoruz. Buradan iktidara soruyoruz: İsrail uçaklarının sınırımızın burnunun dibine kadar gelmesine nasıl izin veriyorsunuz? Yine Suriye’de sivil amaçlarla nehir üzerinde köprü yapan Türk askerlerinin üzerinde İsrail F-35’lerinin dolaşmasına nasıl izin veriyorsunuz? Eğer İsrail savaş uçakları İdlib’e kadar gelip Türk hava sahasına bu kadar yaklaşabiliyorsa, Türk savaş uçakları neden Suriye’nin güneyinde ve Şam’ın üzerinde uçmuyor? Neden Golan Tepeleri’nin üzerinde uçmuyor? Caydırıcılık böyle olur. Evet, Türkiye’yi Suriye’de sokmuş olduğunuz durum budur.
Yine Suriye’de önemli bir gelişme oldu. PKK’nın Suriye’de YPG’yi kurmak üzere yollamış olduğu 11 tane kıdemli PKK’lı terörist vardır. Bu PKK’lı teröristler Suriye’de PKK’yı inşa eden adamlardır. Bunların hepsinin elinde Türk askerinin kanı vardır. Bakın, çok net söylüyorum: Türk askerinin kanı vardır. Bizzat alçakça terör eylemlerinin içinde olmuşlardır. Terör eylemleri talimatı vermişlerdir. Terör eylemlerini bizzat yönetmişlerdir. Ve bunlardan hepsi Türk devleti tarafından aranırlar. Ve bunlardan bir tanesi, başına 20 milyon TL, Türkiye’nin koyduğu en yüksek ödül konularak aranan kişidir. Ve bu adam, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı oldu. Bunu kabul ettiniz. Hani Şam’ı fethetmiştiniz? Hani Şara sizin dostunuzdu, çay içiyordunuz, kahve içiyordunuz, her dediğinizi yapıyordu? Ve şimdi duyuyoruz ki bu katil, evet, bu eli Türk askerinin kanıyla dolu olan katil, arama listesinden sessiz sedasız çıkarılmış. Neye hazırlanıyorsunuz? Yarın bu katil Ankara’da kırmızı halıyla karşılanıp Türk generalleriyle el mi sıkışacak? Bu nasıl iştir? Başka sessiz sedasız hangi katilleri arama listelerinden çıkartacaksınız? Hangileri Ankara sokaklarında, İstanbul sokaklarında ellerini kollarını sallayarak dolaşacak? Kabul edilebilir değil.
Ve böyle bir ortamda dün Milliyetçi Hareket Partisi’nin TBMM’deki danışmanlarından bir tanesi, Barzani ailesine ve konutuna yapılan saldırıyı üzüntüyle karşıladığını bildiren bir açıklama yapmış. Kimlerin kimler için üzüldüğünü görüyoruz. Üzülmesi gerekenler herhalde önce Irak Türkmen Cephesi’nin Kerkük’te baskı altında olan mensuplarıydı. Yok, artık onlar için üzülmüyor. Ve bu arada yine sosyal medyada ve basında yayınlanmasına ve yalanlanmaması üzerine şunu da sormak istiyorum: Bir Hakkarili aşiret reisi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmiş ve çıkışta yaptığı açıklamada, ‘Çerçeve yasa Kürdistan’ın dört parçası için geçerli, dedi bana Devlet Bahçeli.’ MHP Genel Merkezi’nden bu zatın söylediği, yaptığı açıklamayla ilgili bir yalanlamanın basında çıktığını görmedik. Sayın Bahçeli, eğer gerçekten bu zatın iddia ettiği gibi bu yasa, çerçeve yasa Kürdistan’ın dört parçasında da geçerli diyorsa, Türkiye’nin güneydoğusunu Kürdistan kabul ediyor demektir. Bu noktaya mı geldik? Evet, bu konuda herhalde MHP Genel Merkezi küfretmeden bir açıklama yapmayı becerebilir diye düşünüyoruz.”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “iki gündür Ankara’nın ilçelerinde esnaf ziyaretleri yapıyorsunuz. Vatandaşın gündeminde elbette ki ekonomi var. Ancak bu çerçeve yasa da geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçti ve Resmî Gazete’de yayımlandı. Bu çerçevede vatandaş size çerçeve yasa hakkında bir şeyler diyor mu? Siz, çünkü daha önce sosyal medya hesabınızdan yaptığınız paylaşımda Meclis’te çıkan kararın vatandaşı, halkı temsil etmediğine yönelik bir açıklama yapmıştınız. Vatandaş size ne söylüyor?” sorusuna verdiği cevap:
“Dün Anafartalar’da esnaf ziyareti gerçekleştirdim ve birçok esnafla ekonominin durumuyla ilgili konuşurken yine bir kuyumcu arkadaş, ekonomiyle ilgili sorduğum soruya şöyle cevap verdi: ‘Hocam boş ver, altın iner çıkar. Bu çerçeve yasayla vatan ayağımızın altından kayıyor. Esas konuşmamız gereken bu.’ dedi. Evet, Türk halkı çok ağır bir ekonomik buhrandan geçiyor. Bu ekonomik buhran dayanma sınırlarını aşmış durumda. İnsanlar açlıkla mücadele ediyorlar. Ankara’da meyve halinde bir hanımefendi dedi ki: ‘Ben 45 yıllık evliydim, eşim iki sene önce vefat etti, kanser hastasıyım ve 16 bin 300 lira dul maaşıyla geçinmek zorundayım. Lütfen bana söyleyin, ne yapmam gerekiyor?’
Evet, değerli arkadaşlar, vatandaş gerçekten çok büyük bir ekonomik zulmün altında inliyor. Ama küçük bir grup da bu zulüm devam ederken, bu soygun devam ederken, enflasyon aracılığıyla yapılan her geçen gün biraz daha büyük paralar kazanmaya devam ediyor.
Son Süleymancılar operasyonu sırasında ortaya çıkan gerçeklerden birisi de yurt dışına Süleymancıların 1 milyar dolar gibi bir para transfer ettikleri iddiasıdır. Ama Türkiye’den yurt dışına çıkan paranın 80 milyar dolardan fazla olduğunu biliyoruz son yıllarda. Sadece son yıllarda Türkiye’den yurt dışında gayrimenkul satın almak üzere çıkartılan para, resmi rakamlara göre 12,5 milyar dolardır. Bırakın Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesini, bu sene durum o noktaya gelmiştir ki Türkiye’ye giren sermayeden daha fazlası Türkiye’den çıkmış durumdadır. Hukukun olmadığı yerde ekonomik gelişme olmaz.”
“PKK’LILARA GÖSTERDİĞİNİZ ŞEFKATİ BU İNSANLARA GÖSTERMEYECEK MİSİNİZ?”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, İçişleri Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak üzere ilerlerken durdurulan gazilerimizin yanına giderek kendilerine destek verdi.
Video indirme linki: https://we.tl/t-BZZNL3LvhoDSuowc
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “İçişleri Bakanı’yla bir telefon görüşmesi yaptım ve kendisine gazilerimizi İçişleri Bakanlığı’na davet edip bir kahve ikram etmesi konusunda ricada bulundum. ‘Bu insanları geri çevirmeniz, yollarından döndürmeniz mümkün değil. Burada ortaya çıkacak manzaralardan Türkiye’nin bir fayda görmesi mümkün de değil. Arkadaşlarımızı davet edin ve görüşün.’ dedim. Dört defa görüştüğünü ifade etti. Ben de ‘Bir defa daha görüşün, bir defa daha davet edin.’ dedim ve ‘Düşüneceğim.’ dedi. Anlaşılan şu ana kadar düşünüp düşünmediğini, sonuçlandırıp sonuçlandırmadığını bilmiyorum ama ortaya çıkan manzara, ne yazık ki bu işi polisiye tedbirlerle bitirme niyetinde oldukları doğrultusunda. Bu insanlara gösterilen bu şefkatsizlik hayret verici bir şey.
Bu insanlar Türkiye’nin birliği, devletin dirliği için savaşmış, terörle mücadele etmiş, vurulmuş, gazi olmuş, uzuvlarını kaybetmiş insanlar. Bu insanları yıldırmanızın mümkün olmadığını son 37 günde yaşananlardan görmüş olmanız lazım. Ama hâlâ ısrarla, sanki geri adım atacaklarmış gibi davranıyorlar ve yok saymaya devam ediyorlar. Bunun Türkiye’ye bir hayrı yok. Bu insanlar geri adım atmayacaklar. Evet, geri adım atmayacaklar. Bak, geri adım derken arkadaşlar, sizin benim adım attığım gibi adım atmıyorlar. Protezle atıyorlar bu adımı. Tekerlekli sandalyeyle atıyorlar bu adımı. Daha neyle korkutacaksınız? Neyle geri çevireceksiniz bu insanları? Yani PKK’lılara gösterdiğiniz şefkati bu insanlara göstermeyecek misiniz arkadaşlar? Bir karar verin artık.
Gazilerin sesini bütün Türk toplumu duyuyor, dinliyor. Artık iktidarın da bu talepleri duyma ve karşılamasının zamanı gelmiştir.”
“İSRAİL’İN SURİYE’DE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ STRATEJİK HAMLELERE VE TEHDİTLERE VERECEĞİMİZ CEVAP SADECE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN BU AÇIKLAMASIYLA MI SINIRLI KALACAK?”
“ÇOCUKLARA BU YASAYI NİYE ÖĞRETİYORSUNUZ? BU YASA PKK AFFI YASASI”
“PKK’LILARI HAPİSHANELERDEN SERBEST BIRAKIRKEN GAZİLERİ YERLERDE SÜRÜNDÜREMEZSİNİZ”
“İSRAİL SAVAŞ UÇAKLARI SINIRIMIZDA BOMBARDIMAN YAPIP TÜRKİYE’YE KAFA TUTARKEN 25. YILINIZI KUTLADINIZ”
“BİR TERÖR ÖRGÜTÜ, MİLLİ BÜTÜNLEŞME ADI ALTINDA DEVLETE ADETA ORTAK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”
“SARAYIN MUHALEFETİ BÖLMEK İÇİN OLAĞANÜSTÜ BİR ÇABA GÖSTERDİĞİ DÖNEMDE BİRLEŞMEYE KARŞI ÇIKMAK, SARAYIN İSTEDİĞİNİ YAPMAK ANLAMINA GELİR”
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Türkiye’nin güneyinde önemli gelişmeler devam ediyor. İdlib’de Ebu Zuhur Hava Üssü, İsrail uçakları tarafından sekiz kez vuruldu. Burası Türkiye’ye kuş uçuşu 70 kilometre uzaklıkta. Eğer bir savaş uçağını kullanıyorsanız 70 kilometreyi üç dakikada kaydedersiniz. Yani Türkiye’ye üç dakika uzaklığa kadar İsrail uçaklarının geldiğini, fütursuzca bombardıman yaptığını ve bu bombardımandan sonra İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ‘Türkiye’ye önce uyarı yolladık, anlamayınca bombaladık’ dediğini görüyoruz. Bu üsse hemen 40 kilometre kuzeyde, Suriye topraklarında hâlen Türk askerlerinin bulunduğu bir başka üs var. Ve Ebu Zuhur Üssü’ne de Türk askerlerinin Şam yönetimi tarafından davet edildiğini biliyoruz. Eğer askerlerimiz orada olsaydı, bir İsrail bombardımanıyla karşı karşıya kalacaklardı.
Bu, İsrail’in Türkiye’yi doğrudan hedef alarak Suriye’de gerçekleştirdiği ikinci saldırıdır. Birincisi, Mart 2025’te Palmyra’daki üsse Türk İHA ve SİHA’larının konuşlanacağı haberlerinin çıkmasından sonra gerçekleşmiştir. Bu saldırıdan hemen sonra ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında bir çatışmanın olmaması için bir danışma mekanizmasının kurulması gerektiğini ifade ederek devreye girdi.
Şimdi özellikle çok değerli vatansever AK Parti seçmenlerine ve milliyetçi MHP seçmenlerine seslenmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş 2024 Aralık’ına kadar devam etti. 2024 Aralık’ında Beşşar Esad rejimi devrildi. Beşşar Esad rejimi devrilince AK Parti ve MHP, ‘Suriye’yi fethettik, bu bizim zaferimizdir. Beşşar Esad’ı devirdik’ diye adeta bayram yaptı. Sizler de bu yayınlardan etkilenerek, bu açıklamalardan etkilenerek Türkiye’nin Suriye’de bir zafer kazandığını zannettiniz. Oysa Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, Beşşar Esad rejiminin devrilmesiyle Suriye’de 2 bin yıllık işgalin sona erdiğini üç defa söyledi. Bu 2 bin yıllık işgal ne işgaliydi? Kim işgal etmişti? Kimden işgal etmişti? Vadedilmiş toprakların işgalinden bahsediyordu. Bu 2 bin yıl içerisinde Suriye’ye Roma hâkim oldu, Bizans hâkim oldu, sonra Emeviler ve Abbasiler hâkim oldu; ama son bin yılın 900 yılında da Türk devletleri Suriye’de Trump’a göre işgalciydi. Ve şimdi işte bu işgal bitti diyordu, 2 bin sene süren. Çünkü Suriye artık İsrail’in açık operasyon alanı hâline gelecekti ve Trump bunu açıklıyordu. Ve İsrail Hava Kuvvetleri, sistematik bir bombardımanla Suriye’nin bütün limanlarını, bütün hava kuvvetlerini, bütün cephaneliklerini havaya uçurarak Suriye ordusunu veya o ordudan geriye kalanları ve HTŞ’nin oluşturduğu yapıyı adeta bir Kalaşnikof ordusuna dönüştürdü. Piyade tüfeklerinden başka bir şey olmayan. Ve sonra Golan’daki su kaynaklarını işgal etti. Güneyde Dürzi bölgesinde istediği gibi hareket ediyor.
Desteklediği PKK’ya özerk bölge oluşturulmasında ciddi girişimleri oldu. 2025’te Türkiye’nin Palmyra’da üslenmeyi düşündüğü, İHA ve SİHA yerleştirmeyi düşündüğü üssü bombaladı. Ve burada AK Parti geri adım attı. Ve şimdi Türkiye’ye kuş uçuşu 70 kilometre olan, üç dakikalık uçuş mesafesinde olan bir yeri bombalıyor ve Türkiye’ye mesaj veriyor. Açık açık tehdit ediyor. ‘Buralarda uçamazsın’ diyor. Ve Suriye’de insani amaçla köprü yapan Türk istihkâm birliklerinin üzerinde İsrail F-35’leri uçuyor. Birliklerimiz aşağıda hava koruması olmadan iş yapıyorlar. Ve İsrail, Suriye hava sahasını dilediği gibi kullanıyor. Buradan İran’a yapılan saldırıları gerçekleştirdi ve artık bu ülkenin topraklarını da sadece kendi etki alanı olarak görüp Türkiye’nin kendi sınır bölgesinde, Suriye sınır bölgesinde dahi etkin olamayacağını söylüyor.
Evet, bu Netanyahu’nun saldırgan faşist politikalarına karşı Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan çok sert bir kınama gelmiş. Herhalde buna Netanyahu çok gülmüştür. Çok gülmüştür. Gülmekten belki ölür de Netanyahu’dan kurtuluruz. Politikanız bu mu? İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği bu stratejik hamlelere ve tehditlere vereceğimiz cevap sadece Dışişleri Bakanlığı’nın bu açıklamasıyla mı sınırlı kalacak? Bunu merakla izliyoruz. İşte biz, değerli AK Partililer, değerli MHP’liler, bunun için ‘Suriye’de Beşer Esad yönetimini yıkarsanız bu İsrail’in kazancı olur’ demiştik. Ve söylediğimiz şey gün gibi meydana çıktı.
Yine bir şeyi hatırlatalım. Zafer Partisi Ağustos 2021’de kurulduğu günden bu yana Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların vatanlarına dönmesi gerektiğini savundu. Biz bu savunuyu yaptığımız için Arap düşmanı olmakla, ırkçı olmakla suçlandık. ‘Suriyelileri ateşin içine mi atacaksınız?’ diye sürekli bizi suçladılar. Bugün savaşın bitmesinin üzerinden epey zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ milyonlarca Suriyeli Türkiye’de. Ve 6 Haziran’da Türkiye’nin Şam Büyükelçisi, Türkiye’deki Suriyelilerin artık dönmeyeceğini ve Türkiye’ye entegre edileceğini söyledi. Bunu hemen takip eden günlerde İçişleri Bakanı, Suriyelilerin artık işe girmek için izin almayacağını söyledi ve arkasından o da Suriyelilerin Türk toplumuna entegre edileceğini söyledi. Entegre etmek, vatandaşlık vermek demektir. Gördünüz mü? Size yalan söylendi. Türk milletine yalan söylendi. Milyonlarcası kaldı ve vatandaşlık alacak. Durum budur. Lütfen bir kez olsun bu anlattıklarımın üzerinde AK Partili olarak, Milliyetçi Hareket Partili olarak düşünmeyin. Türk olarak düşünün. Çocuklarınıza, dedelerinizden ve babalarınızdan devredeceğiniz bir ülke aldınız. Onu nasıl devredeceğinizi düşünün.
Değerli Zafer Partililer, dün yine ilginç bir gelişme yaşadık. Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayınlamış. Bu genelgede, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve devletimizin hedefleri doğrultusunda, Gazi Meclisimizin ortak iradesiyle kabul edilen ‘Millî Dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanunla ortaya konulan millî duruş… Sayın yetkililer, Sayın Bakan, yasa bu. Çocuklara bu yasayı niye öğretiyorsunuz? Bu yasa PKK affı yasası. Bakın, maddelere bakalım. Birinci madde, ‘Bu kanunda geçen örgüt, PKK, KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını, kurul bu kanunun yedinci maddesi uyarınca oluşturulacak kurulu ifade eder’ diye devam ediyor. İnanılır gibi değil. Ne yaptığınızın farkında mısınız? Atatürk’ü unutturmak için elinden geleni yapan Milli Eğitim Bakanlığı, İstiklal Harbi’nin, Kurtuluş Savaşı’nın adını bile yasaklayan bakanlık, şimdi bizi burada Atatürk’e dayanarak diyor ki: ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, gerektiğinde vatan için tek bir kişi gibi, tek vücut olmuş olmak lazım, azim ve kararlılıkla çalışmasını bilen bir millet elbette büyük geleceğe layık ve aday olan bir millettir sözleriyle temeli atılan maarif vekâletinin’. Evet, maarif vekâletinin temeli bu düşünceyle atıldı. Ama bugün gelmiş olduğu noktada bu düşünceden tamamen koptuğu, tarikat ve cemaatlerin denetimine girdiği, millî eğitimi terk ettiği açık bir gerçektir.
Değerli Zafer Partililer, değerli vatandaşlarım,
Bugün bu basın toplantısına gelirken Sözcü gazetesine yeni girmiş bir haberi gördüm ve okudum. DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Faik Öztürk ve Öcalan’la hapis yatan Veysi Aktaş, Taksim’de bir otelde basın mensuplarıyla bir toplantı yapmışlar ve bu açıklamalar çerçevesinde DEM Partililer, Öcalan’a verilecek görevi duyurmuşlar. Öcalan, bu yasada bahsi geçen iki komisyondan birisinin alt komisyonunda görev yapacakmış. O komisyonun başkanlığını yapacak anlaşılan. Evet, nihayet Bahçeli’nin çok istediği şey oldu ve Abdullah Öcalan’a bir statü bulundu.
Bütün bunlar olurken, bir başka ilginç gelişme de İstanbul’da yaşandı. 22. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı, Türk Coğrafya Kurumu’nun ev sahipliğinde 11-17 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor. Ama organizasyonu Uluslararası Coğrafya Birliği üstleniyor. 50 ülkeden genç coğrafyacıların katıldığı bu çalışmada madalya töreninde Kıbrıs Rum Kesimi’nin temsilcisi ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ diye anons ediliyor ve Rum bayrağı açılıyor. Ve bu toplantıya KKTC’den de hiç kimse davet edilmiyor. Bu nasıl bir rezalet? Türk Dışişleri Bakanlığı uyuyor mu? Yoksa milleti neye hazırlıyorsunuz? Bu konuda Dışişleri Bakanlığı’ndan ciddi bir açıklama bekliyoruz.
Ve bir başka açıklamayı da yıllarca PKK terör örgütüyle mücadele etmiş, bacaklarını, kollarını, gözlerini, iç organlarını vermiş gazilerimize Ankara’da yaşatılanlar çerçevesinde gündeme getirmek istiyorum. Dün sabah bir şafak operasyonuyla Güvenpark’tan çıkartıldılar, Gazi Uyum Evine götürüldüler. Oradan İçişleri Bakanlığı’na gitmek isteyince Bilkent’te yolları polis tarafından kesildi. Saatlerce bacakları ellerinde, asfaltın üzerinde beklediler. Akşam, Genel Başkan Yardımcımız, Emekli Kurmay Albay Sayın Fikret Bayır’ın, Genel Başkan Yardımcımız Gazi Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz’ın da girişimleriyle ve ikna çabalarıyla, Gazi Uyum Evine geri döndüler. Önce içeriye alınmayacaklarına dair ifadeler kullanıldı. Yine Fikret Bey’in girişimleri ve görüşmeleri sonunda Millî Savunma Bakanlığı, gazilerimizin orada geceyi geçireceklerini ifade etti. Ama sorun çözülmedi. Bu insanların sorununu çözmek zorundasınız. PKK’lıları hapishanelerden serbest bırakırken gazileri yerlerde süründüremezsiniz.
İşte değerli Zafer Partililer, bu zeminde ne yazık ki AK Parti, kuruluşunun 25. yılını büyük törenlerle, halkımızın gözünün içine soka soka ve itibardan tasarruf etmeden, büyük harcamalarla kutladı. Kimin parasıyla? Onu biz iktidara geldiğimizde devlet kayıtlarını incelediğimizde göreceğiz. 5 milyon emekli 23 bin lira maaşla geçinmeye çalışırken, dul ve yetimler 16 bin lirayla geçinmeye çalışırken, 11 milyon asgari ücretle çalışan işçi açlıkla mücadele ederken, PKK’ya af çıkarken, Öcalan komisyon başkanı olurken, ekonomi yerlerde sürüklenirken, İsrail savaş uçakları sınırımızda bombardıman yapıp Türkiye’ye kafa tutarken 25. yılınızı kutladınız. Kutladığınız bunlar mı gerçekten?
Bu 25 yıl içerisinde çok şey oldu. Ne oldu? Hatırlayalım. Türk ordusuna yönelik Ergenekon, Balyoz ve casusluk operasyonları oldu. Yüzlerce Türk subayı ve generali hapishanelerde yıllarca suçsuz yere tutuldular. Bir tarikat, paralel devlet kurdu. Bu 25 yıl içerisinde o kadar güçlendi ki sonunda darbe yaptı. Yine bir başka terör örgütüyle pazarlıklar yaptınız, her konuda anlaştınız. Sonra onlar da teröre başladılar ve birkaç ilçemizi geri almak için 793 jandarma, polis, özel harekât mensubunu şehit verdik. Kıbrıs’ta devlet kurmak için daha az sayıda insanımızı şehit vermiştik. Bunlar da sizin iktidarınız döneminde oldu.
Fakat şimdi telafisi olmayan bir sürece doğru biz gidiyoruz. Anayasa değişikliğiyle Cumhuriyet’in millî üniter devlet yapısı ortadan kaldırılmaya ve bir terör örgütü, millî bütünleşme adı altında devlete adeta ortak edilmeye çalışılıyor. Bir de bize diyorlar ki bazı yandaşlar, ‘Ya IRA’yla da barış yapıldı, ETA’yla da barış yapıldı. Neden PKK’yla da barış yapılmasın?’ IRA’nın İngiliz devletine ortak olduğunu hatırlamıyorum. Keza ETA’nın da bir yere ortak olduğunu hatırlamıyorum. ETA başkanının veya IRA başkanının komisyon başkanı olması da söz konusu olmadı. Bunlar sürerken ETA ve IRA mensupları, İspanya ve İngiltere’ye karşı terör eylemlerine başlamalarının ilk gününü zafer yıldönümleri olarak havai fişek atarak kutlamadılar. Ama bunların hepsi burada, bu ülkede ne yazık ki oluyor. Evet, AK Parti’nin iktidarının 25. yılında bunlar da oluyor.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Bütün bunlar olurken bu sürece karşı Zafer Partisi, af yasası Meclis’e gelince ayağa kalkmadı. Meclis’e gelince mücadeleye başlamadı. Zafer Partisi bu konuda ilk açıklama yapıldığı günden bu yana kesintisiz bir mücadele verdi. Ve bu mücadeleden ötürü ben 5 ay Silivri’de tutuklu kaldım. Ben Silivri’deyken Zafer Partisi kadroları mitinglere devam ettiler. Karaman’da ve Antalya’da yapmış olduğumuz mitingleri İzmir’deki miting, Kocaeli’ndeki miting, Eskişehir’deki miting izledi. Ve benim Silivri’den tahliye edilmem sonrasında 17 ilde düzenlemiş olduğumuz panellerle Öcalan Komisyonu’nun bugün yapmak istediği şeyleri on binlerce vatandaşımıza anlattık. Ve bugün de yaşanan bu sürecin sonuçlarını Türk milletine her platformda anlatmaya devam edeceğiz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Basında cumartesi günü bir görüşmeniz olacağı yönünde bilgiler var. Hüseyin Baş, Cevdet Öz, Yusuf Halaçoğlu, Remzi Çayır ve siz beraber bir toplantı gerçekleştireceksiniz. Bu toplantı henüz gerçekleşmedi ancak kapsamına yönelik bir şeyler söyler misiniz?” sorusuna verdiği cevap:
“Öncelikle bu cumartesi günü yapacağımız toplantı, Türkiye’nin sürüklenmek istediği süreç karşısında Anayasa’nın ilk üç maddesine, ilk dört maddesine, 42. maddeye, 66. maddeye ve İstiklal Harbi’nin ruhuna ve felsefesine, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine tavizsiz bağlı olduğunu düşündüğümüz Sayın Genel Başkanlarla gerçekleştirilecek bir toplantıdır. Toplantı için Sayın Genel Başkanlara daveti ben gerçekleştirdim ve sağ olsunlar, kabul ettiler. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu değerlendirmek için yapıyoruz bu toplantıyı ve bütün genel başkanlar muhakkak çok kıymetli değerlendirmelerini paylaşacaklardır o masada. Hepsi Türk siyasetinde ve fikir hayatında, bürokrasisinde yetkinliklerini ispatlamış isimlerdir. Türkiye böyle ağır bir krizden geçerken, her zaman söylüyorum, bir araya gelmesinin mümkün olmadığı düşünülen isimler, Sayın Bahçeli ve terör örgütü lideri Öcalan, yan yana gelirken bizlerin yan yana gelmemesi, anlaşılamaz, kabul edilemez. Elbette biz de Türkiye’nin birliğini, Türk devletinin dirliğini savunmak için fikir alışverişlerinde bulunacağız. Bu toplantının amacı da budur. Bu fikir alışverişlerinden nasıl bir zemin ortaya çıkar, onu da toplantıdan sonra tekrar sizlerle değerlendirme durumunda oluruz. Ama millet bunu istiyor. Biz sokağın sesine, milletin sesine ve vicdanına kulak veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Milliyetçiliği benimseyen partilerin bir araya gelebileceği yönünde bazı çağrılarınız olmuştu. Müsavat Dervişoğlu da İYİ Parti Genel Başkanı’nın bu konuya ilişkin bir açıklaması oldu ve şöyle bir şey söyledi: ‘Partimizden ayrılanlar gelecekse pazarlıksız gelsin.’ şeklinde bir açıklama yaptı. Bu konuya ilişkin değerlendirmeniz olursa neler söylersiniz?” sorusuna verdiği cevap:
“Öte yandan Sayın Müsavat Dervişoğlu ile de telefon görüşmelerimiz oluyor zaman zaman ve bu görüşmelerimizi önümüzdeki süreçte de sürdüreceğimizi düşünüyorum. Ve medya üzerinden Müsavat Bey’le görüşmeye ihtiyacım yok. Onun da ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Muhakkak Sayın Dervişoğlu da kendi uygun bulduğu bir zaman diliminde bir değerlendirme yapmayı uygun görecektir diye düşünüyorum. Ama bugün olur, yarın olur, üç ay sonra olur, onu bilemem. Biz her zaman Zafer Partisi olarak kulağımızı millete vererek siyaset yapmanın doğru olduğunu düşünüyoruz ve öyle yapıyoruz. Ve millet de birleşmeyi, bir araya gelmeyi istiyor. Sarayın muhalefeti bölmek için olağanüstü bir çaba gösterdiği dönemde ve bunda başarılı olduğu dönemde, birleşmeye karşı çıkmak, birleşmeyi başarısızlığa uğratmak, birleşmenin karşısında olmak, ittifakların karşısında olmak sarayın istediğini yapmak anlamına gelir. Ben gerçek Türk milliyetçiliği camiası içerisinden, gerçek Atatürkçü camia içerisinden, gerçek yurtsever camia içerisinden sarayın oyununa geleceklerinin fazla çıkmayacağını düşünüyorum. Buna inanmak istiyorum.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Biraz önce Öcalan’a statüden bahsettiniz. Fakat Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ise her konuşmasında bu yasadan Öcalan ve örgütün üst düzey yöneticilerinin yararlanamayacağına vurgu yapmıştı. Burada bir çelişki yok mu?” sorusuna verdiği cevap:
“Bu çelişkiyi bana sormayın lütfen. Bu çelişkiyi Numan Bey’e sorun. Benim yapmış olduğum açıklama kendi fikrim değil. DEM Parti temsilcilerinin açıklaması. O zaman Numan Bey Türk milletine doğru söylemiyor demektir. Değil mi? Onun için lütfen Numan Bey’den bir randevu isteyin. Numan Bey bu sorunuza cevap versin. Bu sorunuz kıymetli bir sorudur ve siz de onu Türk milletiyle paylaşırsanız biz de öğrenme fırsatı bulmuş oluruz.”
“Ve şimdi çok önem verdiğim ve değerli bir atamayı duyuracağım. Operatör Doktor Sayın Dr. Pınar Telli Celtemen’i davet ediyorum. Arkadaşlar, Pınar Hanım Tokat İl Başkanlığına atanmıştır tarafımca. Sevgili Tokatlılar, Tokat siyaseti gerçekten önemli bir gelişme yaşıyor ve bunun doğrudan sonuçlarını sizler de Tokat’ta önümüzdeki süreçte eminim yaşayacaksınız. Size mükemmel bir il başkanı, buradan Ankara’dan bir Tokatlı kardeşimizi yolluyoruz ve Zafer Partisi’nin bundan sonra Tokat’taki çalışmalarının nasıl etkili olduğunu sizler de göreceksiniz. Sizleri Pınar Hanım’a ve Zafer Partisi’ne destek olmaya davet ediyorum. Çünkü Zafer Partisi, sevgili Tokatlıların temsil ettiği fikri ve vicdani duruşu temsil eden partidir.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






