
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Partinin 5. Kuruluş Yıldönümümü kutlamasında konuştu.
Önce Anıtkabir’e ziyaret
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Partinin 5. kuruluş yıl dönümünde Anıtkabir’i ziyaret etti. Özdağ, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine çelenk bıraktıktan sonra Anıtkabir Özel Defteri’ni imzaladı.
Daha sonra partililere hitap etti.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Muhterem kardeşlerim, çok değerli misafirler, Zafer Partisi’nin beşinci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlediğimiz toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz. Hepinizi bütün Zafer Partililer adına saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu selamlamayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana karşılaştığı en büyük tehlikeyle karşı karşıya olduğu günlerde yaptığımı biliyorum. 24 yıllık AK Parti iktidarının uyguladığı yanlış politikalar sonucunda Türkiye Cumhuriyeti ağır çekim bir parçalanma süreci içerisine sokulmuştur. Bu yıkım süreci AK Parti, MHP ve DEM tarafından yönetilirken, Yeni Parti ve CHP de yıkıma destek olmaktadır.
Bahçeli, kurucu önder diyerek ululadığı Öcalan, TBMM’de konuşma yapsın derken, Yeni Parti Milletvekili Tahsin Ocaklı da “Öcalan’ı parlamentoya getirsinler, statü versinler diyor. Öcalan, PKK affı ile çıkan yasada anılan iki komisyondan birisine bağlı bir alt komisyonun fiili başkanı olarak İmralı’daki 250 metrekarelik villasında otururken, Öcalan’ın şehit ettiği askerlerimizin çocukları ve eşleri; kollarını, bacaklarını, gözlerini kaybetmiş olan gazilerimiz ise biriken asfaltların ortasında polis muhasarası altında yerlerde sürükleniyor. Ve ne yazık ki bu ağır çekimli yıkım süreci TBMM eliyle iktidar ve muhalefetin yapmış olduğu iş birliğiyle gerçekleştiriyor.
Yıkım gerçekleşirken yıkıma karşı duranların, karşı çıkanların üzerinde de çok ağır baskılar oluşturuyor. Her gün yeni güne yeni tutuklamalar ile uyanıyoruz. Düşman ceza uygulamaları ile muhalefet üzerinde ağır baskılar uygulanarak muhalefet fiziksel olarak hapsediliyor veya psikolojik olarak tüketilmeye çalışılıyor. Fransız filozof Descartes, ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ demişti. Türkiye’de saray rejimine muhalifler ise ‘Düşünüyorum, o zaman tutuklayın’ deme noktasına geldi. Saray rejiminin muhalifleri tutuklamada kullandığı iki madde var: halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmak ve gerçeğe aykırı bilgiyi yaymak. Peki, bir bilginin gerçeğe aykırı olduğunu kim tespit ediyor? Saray rejimi. Kimin kimi, nasıl tahrik ettiği belli olmadan insanlar bu iddiayla toplanıyorlar. İşte Nasuh Mahruki böyle bir iddiayla ikinci kez tutuklanmış durumda. Örneklerden birisi de benim. Kayseri’de yatışmasına katkı verdiğim Suriyeli sığınmacılar olaylarından ötürü Kayseri Emniyet Müdürlüğü ve Kayseri Başsavcılığı en ufak bir soruşturma benimle ilgili yapmamış olmasına rağmen, olayların bastırılmasına katkı verdiğimi bilmelerine rağmen, İstanbul Başsavcılığı tarafından gözaltına alınıp yetkisiz şekilde tutuklamaya sevk edilip, yetkisiz bir mahkemenin verdiği cezayla 2 yıl 4 ay hüküm aldım.
Muhalefete yönelik bu hukuksuz ağır baskılar, bırakın AK Parti tabanını, AK Parti Genel Merkezi’nde bile doğru bulunmuyor. Bunu bilerek söylüyorum arkadaşlar. AK Parti bir çöküş sürecinin içerisinde. AK Parti oyları, bütün ‘sana ne lazım abi?’ şeklinde araştırma yapan araştırma şirketlerinin hormonlu araştırmalarına rağmen önlenmez bir düşüş içinde ve yüzde 27 bandına gerilemiş durumda. Ve AK Parti en az dört büyük parçaya bölünmüş durumda. AK Parti kurmayları panik içinde, Erdoğan sonrasının hazırlıklarını yapıyorlar. Erdoğan ekonomik buhrana da bir çözüm bulamıyor. PKK affı ve anayasa değişikliğine AK Parti tabanının yüzde 70’i karşı çıkıyor. Benimle karşılaştıkları zaman vermiş olduğumuz mücadeleden dolayı ‘Allah yardımcınız olsun’ diyen AK Parti milletvekilleriyle karşılaşıyorum. Böyle bir ortamda Erdoğan, siyaset mühendisleriyle iktidarını uzatma mücadelesi veriyor.
Ekonomi ağır bir bunalımla karşı karşıya. Ekonomik buhran ağırlaşarak derinleşiyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetim açlıkla mücadele ediyor arkadaşlar. Çünkü aldıkları maaş, bırakın bir hayat standardı tutturmayı, doğru dürüst karınlarını doyurmaya yetecek bir para değil. Yarı aç, yarı tok yaşıyorlar. 11 milyon asgari ücretlinin durumu da onlardan hiç farklı değil. 2 milyon 800 bin esnaf, ailesiyle birlikte 10 milyon insan, ticari yaşamlarının en kötü döneminden geçiyorlar. Esnaflar ekonominin bel kemiği. Bu insanlar iş kuruyorlar, iş veriyorlar, istihdam yaratıyorlar. Bedenen de fikren çalışıyorlar, malı, hizmeti ve parayı ekonomi içerisinde dolaştırıyorlar ve şimdi bunlar her sene bir önceki seneye göre yüzde 50 daha fakiriz diyorlar. Memurlar ise ucu ucuna, zor bela geçiniyorlar. Kiradan kiraya, borçtan borca sürükleniyorlar. Ev sahibi olan memur sayısı her geçen gün azalıyor.
Ve Türk sanayisi yok oluyor. Bunu bir siyasi iddia olarak söylemiyorum. Rakamlar bunu gösteriyor. Sanayi sektöründe ücretli çalışan oranı 2009’da yüzde 35,9 iken 2026’da yüzde 29,8’e inmiş. İşçiler artık çalışmıyorlar, çünkü sanayi küçülüyor. Ve Türk sanayicisi yüksek kur ve gerileyen teknoloji baskısı altında rekabet gücünü kaybediyor. Faizler yüksek, krediye erişim çok zor. Avrupalı sanayici yüzde 3 faizle kredilendirirken Türk sanayicisi yüzde 50-60 faizle kredi bulacak da iş yapacak. ‘Nasıl olursa satarım’ dönemi bitti. ‘Fiyatı biraz artırırım, kurtarırım’ dönemi bitti. ‘Krediyle döndürürüm’ dönemi de bitti. Sanayici büyük bir çıkmaz içerisinde. Fabrikalarımız başka ülkelere taşınmak zorunda kalıyor. Sermaye ülkemizden nereye kaçacağını düşünüyor. Burada işleri çok kötü olmayan iş insanlarının da çevre ülkelerde yeni yatırımlar yapma arayışı içerisinde olduğunu görüyoruz. Neden diye soruyorum. ‘Buradaki işlerimize el konulmasından, çökülmesinden korkuyoruz, onun için’ diyorlar.
Son yıllarda Türkiye’den dışarı giden sermaye 50 milyar doları aşmış durumda. Türk halkı açlıkla boğuşurken Suriyelilere yaptığımız yardım ve Suriye’de yaptığımız askeri harcamaları, sivil harcamaları topladığınızda 150 milyar doları geçti. İnsani yardım adı altında değişik ülkelere her sene 7 milyar dolar para dağıtıyorlar. Ya Türkler de insan bunun bir farkına varsanıza. Sıra artık Türklere insani yardıma gelmedi mi? Afrika’da para dağıttığınız yetmedi mi? Başka ülkelerde insanlar bedava köprülerden geçsinler diye yapmış olduğunuz köprüler yetmedi mi? Türkiye’de Türk insanı köprüden geçerken fahiş bedeller öderken, böyle zorlukta kalırken niye o insandan aldığımız vergilerle Afrika’da veya Balkanlar’da yaptığınız köprülerle insanlar orada bedava geçsinler? Evet, Türk halkı fakirleşirken küçük bir mutlu ve yandaş azınlık hudutsuz şekilde zenginleşmeye devam ediyor. Öyle zenginleşiyorlar ki parayı harcayacak yer bulamıyorlar.
Değerli arkadaşlar, değerli Zafer Partililer, son birkaç yıl içinde Türkiye’den zenginler yurt dışında gayrimenkul almak için 12,5 milyar dolar harcamışlar. Bu devlet rakamı. Ve hukukun olmadığı yere yabancı sermaye de gelmiyor, gelmez. Hukukun da olmadığı yerde liyakat olmaz ve olmuyor. Üniversitede ne kadar iyi öğrenci olursanız olun, mezuniyet dereceniz, yazılı sınavlarda kadar başarılı olduğunuzun bunların hiçbir anlamı yok. Eğer bir yandaş tarikata veya cemaate yakın değilseniz, AK Parti’de bir dayınız yoksa devlette sınav kazanarak işe girme şansınız çok çok düşük. Mesela Süleyman Demirel, mesela rahmetli Erbakan. Bu insanlar bürokraside de daha sonra siyasette de akılları ve bilgileriyle yükseldiler. Bugün bir Süleyman Demirel’in bürokraside genel müdür olması veya Erbakan’ın akademide profesörlüğe yükselmesi söz konusu bile olmazdı. Cumhuriyet’in en temel kazanımı, bu 22 yılda, 23 yılda ortadan kalktı.
Muhalefete yönelik baskılar devam ederken, ekonomik buhran derinleşirken, ‘Terörsüz Türkiye’ adı altında Öcalan ve PKK ile müzakereler yapıldı ve PKK’ya özel af yasası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirildi. PKK ile bu müzakereler başladığı zaman Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk İstihbarat Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Türkiye içinde ve Türkiye dışında PKK terör örgütünü yenmiş, canını okumuştu. Bunu tahmin olarak değil, senelerden beri bu konuyu, terörizmle mücadeleyi akademik olarak ve istihbarati olarak çalışan, olayları günlük olarak sahadan izleyen bir siyasetçi olarak söylüyorum. PKK tükendiği ve bittiği noktada, değil Türkiye içerisinde, Irak’ın kuzeyinde, Pençe-Kilit Harekât bölgesinde dahi burnunu kımıldatamaz hâle gelmiş, psikolojik bunalıma girmişken birileri mahvolmasın, yok olmasın diye adeta Türkiye’yle masaya oturttu. Şimdi binlerce PKK’lı birinci aşamada serbest kalacak. 3 bin 400 kişiden bahsediliyor. Dağda suç işlememiş olanlar Kuzey Irak, Suriye, İran’dan dönecek. Ya dağda olmak zaten suç. Katilleri serbest bırakmayacağız diyorlar. Peki, bir Türk askerî birliğine pusu kurup ateş eden 9 teröristten sadece bir tanesi bir askerimizi şehit etmiş ise ve bu tespit edilirse, diğer sekizi beraat mi ediyor? Yasalara göre mümkün değil. Ama göreceğiz. Onlar da suç işlememiş sınıfına alınabilir.
Belediye başkanları organize suç örgütü lideri, PKK’lılar ise düzgün vatandaş oldular. DEM’lilerin açıklamalarından anlıyoruz ki bu af sadece birinci af, daha sonra kalanların da çıkacağı bir başka af çalışması yapılıyor. Öcalan ise PKK af yasasıyla artık İmralı’da evinde yaşayan bir misafir ve bir siyasi lider oluyor. Başmüzakereciliği, resmî komisyonun fiilî başkanı olarak sürdürecek. Komisyonda devlet görevlileri de yer alacaklarmış. Peki, komisyon nerede toplanacak? İmralı’da herhâlde. Yani yıllarca terörle mücadele etmiş asker, polis, istihbaratçılar, şehitleri hastaneye, morga taşımış, yaralıları ameliyat salonlarına taşımış insanlar gidecekler, Abdullah Öcalan’ın karşısında aynı masanın başına oturup orada onunla çay içerek ve ‘Abdullah Bey’ diyerek ona süreç yönetecekler. Doğru mu? Evet. Maalesef durum bu olacak. Yani Öcalan’ın ayağına gidecek komisyon. Devletin elindeki mahkûmdan bir narkoterör örgütünün liderinden müzakere eden bir siyasetçi çıkardılar. Yaparsa AKP yapar, AKP yaptı.
PKK affı ve Öcalan’ın müzakereci olması, anayasanın değiştirilmesi, Cumhurbaşkanı’nın sınırsız seçilmesinin önünün açılması, anayasadan Türk kimliğinin çıkması, Türkçe dışında dillerde eğitim yapılma imkânının gelmesi, yerel yönetimlere özerkliğin önünün açılması, önümüzdeki süreçteki muhtemel gelişmelerdir. Bundan dolayı görüyoruz ki anayasanın giriş bölümü değişecek ve muhtemelen bu giriş bölümüne Türk, Kürt, Arap ibarelerini, milleti oluşturan unsurlar diye ekleyecekler. Yani millet, Öcalan’ın istediği şekilde yeniden tanımlanacak. Anayasanın 14. maddesinin, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanımıyla ilgili maddenin değiştirilmesinin düşünüldüğünü duyduk. Keza haberleşme hürriyetini düzenleyen 22. maddenin de değiştirilme kapsamındaymış. Eğitim dilinin sadece Türkçe olduğunu düzenleyen 42. maddenin ve 66. maddenin de değiştirilmesi isteniyormuş. Mahalli idarelere özerklik için anayasanın 127. Maddesinin de değiştirilmesinden bahsediliyor. Keza devrim yasalarını düzenleyen anayasanın 174. Maddesinde de değişiklikler yapılması gerektiği talepleri gündeme geliyormuş. Burada çok net arkadaşlar, yeni bir devlet kuruluyor. 2017’de Oğan adlı AK Parti MYK üyesi, ‘Biz kurucusu Erdoğan olan yeni bir devlet kuruyoruz’ demedi mi zaten? AK Parti 25. kuruluş yıl dönümünde, ‘Önümüzdeki 25 yılda kurucu etki yapacak değişimi nasıl yapacağız?’ demedi mi? Şimdi soralım. Kürtçe eğitim olursa Arapça eğitim olmayacak mı? Peki edebiyat ve tarih dersleri de olacak. Türk tarihi, edebiyatı Kürtçe veya Arapça mı okutulacak? Mesela İstiklal Savaşı’nı Kürtçe ve Arapça mı okutacaksınız? Ya da hiç okutmayacak mısınız? Gerek yok mu diyeceksiniz?
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na şu anda konulan çekinceleri kaldırarak Anayasa’nın 127. maddesini değiştirerek mi yapılacak? Anayasa’nın 174. maddesi değiştirilerek devrim yasaları kaldırılarak Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne son mu verilecek? Bu arayış içerisinde misiniz? Bütün bunlar gerçekleştirilmek istenirken Türk halkı ağır bir ekonomik kriz ve gayri resmî olağanüstü hâl baskısı altında eziliyor. Susmaya zorlanıyor. Sokaklarda milyonlarca mutsuz insan, her an patlamaya hazır şekilde dolaşıyor. Adeta bir düdüklü tencerenin içinde, ancak düdük lehimlenmiş ve buhar tencerenin içine basıyor. Bu düdüklü tencere sandıkta patlayacak ve bu iktidar gidecek!
PKK ile birinci müzakereler ve meşhur Dolmabahçe Mutabakatı’nı hatırlayalım, 10 sene önce. Haziran seçimlerine 400 milletvekili isteyen AK Parti, iktidardan düşerek çıkmıştı. Önümüzdeki ilk seçimlerde ekonomik buhran, adaletsizlik, sığınmacılara vatandaşlık verilmesi ve PKK’ya adeta mağlup olmuşuz gibi tavizler verilmesinin, PKK’lıların yaptığı tahrik ve şımarıklıkların hesabını Türk milleti, Cumhur İttifakı’ndan sandıkta soracak. Bu değerlendirmeyi yaparken büyük Türk milleti bazı sorular soracak ve bazı tespitler de yapacak. PKK terör örgütünün önü açılıp, PKK’ya af çıkarılıp, Öcalan’ın siyasi kurucu önder hâline getirilmesine hangi partinin en tutarlı, sistemli ve sert şekilde karşı çıktığına bakacak. Zafer Partisi, bu sürecin başladığı günden itibaren ‘Mehmetçik katillerine af yok’ diyerek sokağa çıkmıştır. Karaman, 9 Ocak 2025, 19 Ocak Antalya ve Antalya mitinginden sonra 5 ay Silivri’de, şehitlerimizin anısına, gazilerimizin varlığına saygı duruşu şeklinde gerçekleştirdiğim tutukluluk sürecim ve İzmir, Kocaeli, Eskişehir mitingleri ve 5 ay sonra 14 ilde ardı ardına düzenlediğimiz panellerle vatandaşa Öcalan Komisyonu’nun ne yapmak istediğini anlattık. Zafer Partisi’nin Atatürk Cumhuriyeti’ni tavizsiz şekilde savunan ve koruyan parti olduğunu seçmen gördü.
Değerli arkadaşlar, Zafer Partisi Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın arkalarında bırakacağı ağır krizi aşabilecek tek partidir. Bizi sadece çok kısıtlı imkânlarla iyi muhalefet yapan parti olarak görmeyin. Zafer Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni her alanda zafere yürütecek olan partidir. Seçmen, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in Atatürk’ten taviz verenlerle, Atatürk için özür dileyenlerle savunulamayacağını görmektedir. Şeyh Said’e vatan haini diyemeyenlerin, Seyit Rızacılardan milletvekili yapanların, PKK’ya af yasasına evet diyenlerin geleceği yer Atatürk’ün mevzileri değil, terörist Öcalan’ın siyasi projesi olur.
Bu noktada Sayın Özgür Özel’e tekrar, bakın tekrar, güçlü bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sayın Özgür Özel, Atatürk çizgisinden ne yazık ki kopmuş durumdasınız. Trabzon’a gidip yeni parti, demokratların, muhafazakârların, Lazların, Kürtlerin partisidir diyorsunuz. Tepki alınca vatansever seçmenden, Rize’de Atatürk’ün ne mutlu Türk’ün diyene ifadesi faşist bir söylem değildir, söylemekte beis yoktur, sakınca yoktur diye konuşuyor, dengelemeye çalışıyorsunuz. ‘Ne Mutlu Türk’üm diyene’ ifadesine faşist diyenler zaten salaklardır, Özgür Bey neden onlarla konuşuyorsunuz? Niye ‘Ne Mutlu Türk’üm diyene’ demekte beis yok? Ne sakınca olabilir? Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin millî kimliğinin ifadesidir. 66. maddedir: Ne mutlu Türk’üm diyene! Sayın Özel, Atatürk, rahmetli, özür dilenecek hiçbir şey yapmadı. Atatürk için özür dilemeyin. Özür dileyecekseniz, siz kendi hatalarınız için özür dileyin. Sayın Özel, size defalarca kez ‘Atatürk çizgisinde kalın. Yüzünüzü Türk milletine dönün. Öcalan Komisyonu’na oturmayın. O komisyona vardığınızda meşruiyet vermeyin’ diye ricada bulundum. Yüz yüze ricada bulundum. Kamuoyuna yapmış olduğum açık çağrılarda bulundum. Oturmakla kalmadınız, o komisyonun Türk milletini Türk ve Kürt diye ayrıştıran raporuna imza koydunuz. Sonra PKK affına Meclis’te destek verdiniz. ‘Biz kan akmasın diye evet dedik’ diyorsunuz. 55 Yeni Parti milletvekili kan aksın diye mi hayır dedi? Bunu bir izah edin bize. Sayın Özel, PKK affına evet deme konusunda Yeni Parti’nin 55 milletvekilini ikna edemeyen bir genel başkan, doğru yaptığına halkı nasıl ikna edecek? Elbette edemez.
Sayın Özel, DEM’in AK Parti ve MHP içinde ittifakta olduğunu ve olacağını, DEM seçmeninden oy alamayacağınızı anlattım. DEM tabanından oy almak için çalışırken vatansever seçmenleri kaybedeceğinizi ısrarla ifade ettim. Ancak Yeni Parti programına Apocu söylem olan ‘eşit yurttaşlık’ söylemini koydunuz. Eşit yurttaşlık politik talebi anayasanın 66. maddesinin değiştirilmesini istemek demektir. Apocu eşit yurttaşlık söylemiyle anayasamızın 66. Maddesinin değiştirilmesine izin vermeyin. Sayın Özel Atatürk, tarihin ender gördüğü politik ve askerî dehalardan birisidir. Allah’ın Türk milletine lütfudur Atatürk. 66. maddede tarif edilen yurttaşlık, Atatürk tarafından kaleme alınmış anayasal yurttaşlıktır. Anayasal yurttaşlık, bütün yurttaşların hukuki eşitliği demektir. Şimdi siz, Atatürk’ün bu tanımı terk edip Türkiye’yi Yugoslavyalaştıracak, Avrupacı, etnik kimlik merkezli bir yurttaşlık anlayışını lütfen ‘eşit yurttaşlık’ diyerek kabul etmeyin. Sayın Özel, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceleri kaldıracağınızı söylüyorsunuz. Programınıza da yazmışsınız. Demek ki anayasanın mahalli idareleri düzenleyen 127. maddesinin değiştirilmesine destek olacaksınız. Öcalan da bu aşamada Avrupa Yerel Yönetimler Özerkliği Şartı’na konulan çekinceler kaldırılsın yeter diyor. Özgür Bey, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si de PKK affına evet dedi. Kemal Kılıçdaroğlu Bey de Avrupa Yerel Yönetimler Özerkliği Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılacağını söylüyor. Sizin Kemal Bey’den farkınız ne? Sayın Özel, hem Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın isteklerini kabul edeceksiniz, hem Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i kuracaksınız, hem Zafer Partisi’yle hem de DEM’le birlikte olamazsınız. Bir tercih yapmak zorundasınız Özgür Bey. Ya Atatürk’ü ve Zafer Partisi’ni tercih edeceksiniz ya da Öcalan’ı ve DEM’i tercih edeceksiniz. Başka çareniz yok. Özgür Bey, sizi üzmek istemem. Kıymetli bir mücadele veriyorsunuz, çok zor şartlar altında. Allah yardımcınız olsun. Partinizin programını gerçekleştirmek konusunda Allah yardımcınız olmasın. Allah önünüze engel çıkarsın. Ama o programı yırtar ve Atatürk’ün programını benimserseniz, yüzünüzü Atatürk’e ve Türk milletine dönerseniz, Atatürk çizgisine geri gelirseniz, o zaman Allah yardımcınız olsun.
Değerli arkadaşlar, Zafer Partisi Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır sorunları aşabilecek kadro, program ve yol haritasına sahip partidir. Ülkemizin karşı karşıya olduğu ağır ekonomik krizle ancak Zafer Partisi’nin ortaya koyduğu sürdürülebilir, planlı kalkınma programı ile mümkündür. Türkiye’nin milli güvenliği içeriden ve dışarıdan ağır tehdit altındadır. AK Parti nasıl bir terör ve casusluk örgütü olan FETÖ’nün paralel devlet kurmasına izin verdiyse, şimdi de PKK terör örgütüne devlet içinde devletleşme imkânı veriliyor. Öte yandan FETÖ dâhil diğer tarikat ve cemaatlerin devlet içindeki etkinliği devam ediyor. Bundan daha büyük bir iç tehdit olabilir mi?
Dış politikada geri çekiliş devam ediyor. Adalar Denizi’nde 35 Türk adasının Yunanistan tarafından işgali ve silahlandırılması devam ediyor. Mavi Vatan’da büyük bir geri adım atılmış durumda. Milyarlarca dolar verilerek satın alınan sondaj gemileri yıllardan bu yana Mavi Vatan’da arama yapmaktan alıkonuluyor. Ayrıca Doğu Akdeniz’de izlenen yanlış idealist, ümmetçi politikalardan ötürü Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında bir ittifak oluşmuş durumda. Kıbrıs’ta iki devletli çözümden vazgeçilmiş ve Annan Planı zihniyetiyle Rumlar ile tekrar federasyon için görüşmeler başlamış. Kıbrıs’ta federasyon demek, Mavi Vatan’ın yok olması demektir. Kıbrıs’ta bir diğer büyük tehdit, Rum Kesimi’ne gerçekleşen Fransız ve İsrail askerî konuşlanmasıdır. AK Parti, Fransa ve İsrail’in Güney Kıbrıs’ta yerleşmesi karşısında sessiz kalmıştır.
2011 sonrası Suriye siyaseti, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yanlışı ve felaketidir. Suriye siyaseti Türkiye’nin demografik dengesini bozmuş, olağanüstü harcamalara neden olmuş ve PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde PKKistan’ı kurulmasının önünü açmıştır. Bu siyasetin baş sorumlularından birisi hiç şüphesiz Ahmet Davutoğlu’dur. Ahmet Davutoğlu bundan bir süre önce Katar Emirinin babası vefat ettiğinde başsağlığına gitti. Döndükten sonra Gelecek Partisi’ni kapatmaya karar verdi ve şimdi duyuyoruz ki Katar Emirinin baş danışmanlığını gerçekleştirecekmiş. Sayın Davutoğlu, bu bilgi doğru mu? Sizin partililerinizden geliyor bize. Bundan sonra Katar Emirinin baş danışmanlığını mı yapacaksınız? Bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Osmanlı’nın küçük bir köyünün danışmanlığını yapar mı? Yakışır mı size? Bence yakışmaz. Ama madem başladınız, hayırlı olsun. Tabii Katar için hayırlı olacak mı emin değilim. Ya Sayın Davutoğlu, biraz da Netanyahu’ya baş danışmanlık yapsanız. Ne güzel olur. Adam içeriden çöker muhakkak.
Değerli arkadaşlar, 2024 yılında Beşşar Esad rejiminin ABD – Rusya anlaşması sonrasında devrilmesi üzerine AK Parti hükümeti bunu Türkiye’nin Suriye’yi fethi olarak pazarladı. Dış politikada büyük hatalar yapılırken ülkemizin etrafı tam bir ateş çemberine dönüştü. Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor, Karadeniz’de gemilerimiz duruyor. Bugüne kadar Rusya-Ukrayna savaşı konusunda dengeli ve doğru bir politikayı izleyen AK Parti, son NATO toplantısından sonra Ukrayna’ya satma kararı aldığı büyük miktarda askerî malzemeyle Moskova’yla bir gerginlik çıkmasına neden oldu. Önerimiz, Rusya ile çatışmanın Türkiye’nin menfaatine olmadığı için bu sorunun doğru bir şekilde çözülmesidir. İzlenen yanlış Suriye politikasının sonucunda saldırgan İsrail, Türkiye ile sınırdaş olmuş, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de yerleşmek dışında, artık Suriye’de burnumuzun dibindeki yerleri bombalayarak ülkemizi tehdit etmeye başlamıştır. Ülkemizin dış politikasında idealist, ümmetçi bir çizgiden Zafer Partisi’nin savunduğu millî, gerçekçi çizgiye oturması gerekmektedir. Aksi takdirde dış politikada yapılan ağır hataların bedelini ülkemiz çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalacaktır.
Dünya yeni bir dünya savaşına hızla hazırlanmaktadır. Silahlanma harcamaları artmış, silah fabrikaları 24 saat esasına göre çalışmaktadır. Savunma sanayisinde özellikle İHA ve SİHA, karadan karaya, karadan denize, denizden denize, havadan havaya atılan füze sistemleri, millî uçak mühimmatı gibi alanlarda önemli gelişmeler kaydedildi. İhracatımız savunma sanayi ürünlerinde kısa süre içinde beş kat artarak 10 milyar dolara ulaştı. Bu gerçeklerden dolayı biz de övünç duyuyor ve bu alandaki yatırımları geliştirmek durumunda olduğumuzu düşünüyoruz. Ama 2018’de teslim edilmesi gereken Altay tankları hâlâ teslim edilmiş değil Türk ordusuna. Ne zaman teslim edilecekleri belli değil. Yunanistan ve İsrail’in sahip olduğu tanklar, TSK’nın sahip olduğu tanklardan daha modern. 2002’den bu yana savaş uçağı alımı 2026’ya kadar yapılmadı. 2026’da almış olduğumuz Eurofighter’ların 6 tanesi ancak 2030’da gelecek. Bu arada S-400’lerden dolayı F-35 projesinden çıkartıldık. Yüksek irtifa hava savunma sistemlerinde gelişmeler var ancak eksikler de var. Balistik füze konusunda da Türkiye’nin büyük eksiklerinin olduğunu da ne yazık ki görüyoruz. TSK’nın emir-komuta sistemini bozan yapılanması, askeri yargı ve askeri sağlık sisteminin olmaması gibi hususlar ortadadır. Özetle dış politika ve milli güvenlik alanında yanlışların hızla giderilmesi, ülkemizin güvenliğini sağlayacak adımların hızla atılması gerekmektedir.
Zafer Partisi, dış politika ve milli güvenlik alanında devlet aklı ve stratejik öngörü ile yapacağı hızlı ve köklü düzenlemeler ile Türkiye’nin güvenliğini sağlayacak kadrolara sahip bir partidir. Milli Güvenlik ve dış politika uzmanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakanı olarak Mülkiye’de sahip olduğu akademik birikim ile ülkemizin en önemli stratejik deneyime sahip isimlerinden birisidir.
Keza Emekli Hava Tümgeneral Beyazıt Ertaş, sadece Hava Kuvvetleri deneyimiyle değil, akademik derinliğiyle de ülkemizin stratejik aklının önemli parçalarından birisidir. Strateji doktoru olan Emekli Kurmay Albay Fikret Bayır, akademisyenlik ile kurmay subaylığını birleştirmiş bir isimdir. Gelelim ekonomiye. Zafer Partisi’nin şöhretli ekonomisti yok deniyor. Zaten film çevirmeyi düşünmüyoruz. Şöhretlere ihtiyacımız yok. Ve bu ülke, çok ekonomide şöhret olanları gördü. Sonuç ortada. Ekonomi şöhretlerle değil, liyakatli, sağlam ekonomik kadro ve bilimsel bir ekonomik program ile düzeye çıkar.
Fikret Artan arkadaşımız Devlet Planlama Teşkilatı’ndan yetişmiş, Washington’da ticaret ateşeliği yapmış ve Dış Ticaret Müsteşar Yardımcılığı yapmış bir isim. Yavuz Molasalihoğlu, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan uzman, Ticaret Bakanlığı’nda genel müdürlük ve Pekin’de ticaret ataşeliği yapmış bir isim. Yani birisi Washington birisi Pekin, dünya ekonomisinin iki merkezinde yıllarca çalışmış iki ekonomist arkadaşımız şimdi Zafer Partisi Genel Merkezi’nde çalışıyorlar. Profesör Doktor Mehmet Aligöz, Türk üniversitelerindeki en önemli kalkınma ekonomistlerinden birisi. Profesör Doktor Erdinç Telatar, Türk üniversitelerindeki en seçkin finans uzmanlarından birisi. Doktor Aslan Yaman Bey, hem özel sektör hem devlet tecrübesi olan saygın bir ekonomist. Ayrıca Zafer Partisi Ekonomi Konseyi’n ve Sanayi Konseyi’nde görevli arkadaşlarımız, aylardır süren değerli katkılarıyla ortaya ‘Zafer Ekonomisi’ başlıklı yol haritasını çıkarttılar. Şu anda matbaada. Birkaç gün içerisinde sizlere teslim edeceğiz.
Tarım komitesinde de çiftçi ve akademisyenlerden oluşan onlarca deneyimli uzmanın yaptığı çalışma neticesinde ‘Tarımda Zafer: Tarladan Çiftliğe, Çiftlikten Sofraya’ adlı politik program ortaya konulmuştur. Partimizin Kurucular Kurulu, Divan ve GİK üyeliğini üyeliğini uzun süreler yapmış, şu anda maalesef sanat çalışmalarına odaklandığı için aramızda olmayan Doktor Lütfü Şahsuvaroğlu’nun büyük katkılarıyla, ama Genel Başkan Yardımcımız ve kendisi çiftçi olan Nihat Babaözü ve Profesör Doktor Fuat Gündoğan ve destek veren tarım komisyonu üyelerine teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Zafer ekonomisinin en önemli bileşeni, büyük şüphesiz hukuk ve eğitimdir. Ekonomik kalkınma programı, adaletin olmadığı, eğitimin kötü olduğu bir ülkede gerçekleştirilemez. Zafer Partisi’nin hukuk reformu programı, Profesör Doktor Necdet Basa Hocam ve Doçent Doktor Kahraman Berk tarafından ‘Adalet Ülkenin Temelidir’ başlıklı raporla hazırlanmaktadır. Eylül ayı sonunda o da baskıya hazır olacaktır.
‘Eğitimde Zafer, Millî Kimlikten Modern Geleceğe, Cumhuriyet’in Yeni Eğitim Hamlesi’ başlıklı raporumuz hazırlanmıştır ve eğitimde fetret devrini bitirip yeniden yükseliş devrini başlatacak rapordur bu. Uygulamaya geçirmek için Zafer Partisi’nin iktidarını bekleyen raporu, kıymetli eğitimci arkadaşlarımız Profesör Doktor Erdal Bay, Profesör Doktor Kaan Büyükikiz, Profesör Doktor Arif Çerçi ve Doçent Doktor Ömer Faruk Cihan hazırlamışlardır. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Zafer Partisi Türkiye’nin sırtındaki sığınmacı ve kaçak yükünü atacak. Onları vatanlarına yollayacak. Sınır güvenliğini sağlayacak tek partidir. Zafer Partisi bu konuda o kadar tek partidir ki Zafer Partisi’nin kuruluşundan sonra, parti programımızın ve partimizin yapmış olduğu etkili çalışmaların kendi seçmenlerinde yarattığı tepkiden ötürü bazı partiler ‘Biz de yollayacağız’ demeye başlamışlardı. Biz de! Evet, aslında herkes kimin yollayacağını biliyor. Anadolu Kalesi projemiz ve Zafer Turizm kavramımız bu konuda marka olmuştur. Zafer Partisi, Türk milletinin ve devletinin geleceği için ağır bir tehdit olan küresel ve bölgesel göçe diğer partiler karşı çıkarken susmuş tek partidir. Zafer Partisi’nin bu karşı çıkışının ne kadar doğru ve önemli olduğu, aradan geçen beş sene içinde her geçen gün biraz daha anlaşılmaktadır. Yıllarca Türk halkına geri dönecekleri masallar anlatıldı. Bu arada bol bol vatandaşlık verdiler. ‘Savaş bitince gidecek’ dediler. Şimdi 6 Haziran’da Türkiye’nin Şam Büyükelçisi, ‘Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar geri gitmeyecekler. Türkiye’ye entegre olacaklar’ diyor. Ve daha sonra da İçişleri Bakanı 12 Temmuz’da, Suriyelilerin geri yollanması düşünülmüyor, istenmiyor diye ekliyor. Peki, entegre etmek ne demek? Kalacaklar demek. Entegre ettiğimiz zaman ne yapacaksınız? Vatandaşlık vereceksiniz.
Peki Türkiye’de ne kadar, İçişleri Bakanlığı rakamlarına göre, Suriyeli var? 2 milyon 300 bin. Doğru mu? Hayır, doğru değil. Çünkü 2026’da sadece Millî Eğitim Bakanlığı rakamlarına göre anaokulundan üniversiteye kadar okuyan Suriyeli öğrenci sayısı 777 bindi. Bunların bir annesi, bir babası olursa zaten sayı 2 milyon 300 bini buluyor. Hiç başka çocuk yok mu? Ortalama 5,3 çocuk olan bir aile yapısında bu rakam doğru olabilir mi? Hayır. Demek ki seçimlerden önce yeni seçmenlerimiz olacak. Zafer Partisi, bu yaşamsal sorunu çözmek için Fikret Bayır’ın başkanlığında oluşturulan 10 kişilik Göç, İlim ve Anadolu Konseyi Komisyonu’nun çalışmaları aralıksız sürdürüldü. Sığınmacı ve kaçakların geri dönüşü Anadolu Güvenliği için kapsamlı Anadolu Konseyi raporunu ortaya koymuşlardır.
Ülkemizin konuşulmayan diğer bir sorunu da Zafer Partisi tarafından gündeme getirilmiştir. Bu yaşamsal sorun organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumardır. Zafer Partisi, Tertemiz Türkiye Projesi ile sanal kumar, organize suç ve uyuşturucuyla mücadele ve tedavide fark yaratan bir konsepti geliştirmiştir. Tertemiz Türkiye Projesi’ni zorunlu tedavi konusunda Türkiye’de uzman isim olan psikiyatrist Profesör Doktor Sertaç Ak, terörle mücadele ve uyuşturucuyla mücadele konusunda Türk Emniyeti’nin önemli isimlerinden Mamut Karaaslan, GATA kökenli bir psikiyatrist arkadaşımız, Semih Dikkatli öncülüğünde yürümektedir.
Ve sevgili Türk gençliği için zafer sözlerini verdik. Zafer Partisi 18-24 yaş aralığında birinci parti çıkıyor arkadaşlar. Bütün anketlerde. Atatürk boşuna bütün umudum gençliktedir dememiştir. Türk gençliği Atatürk’ün umudu olmaya devam etmektedir. 25-34 yaş grubunda ise oranımızı yüzde 12’ye arttırdık ve arttırmaya devam ediyoruz.
Türk sağlık sistemi de büyük ölçüde tıkanmıştır. Zafer Partisi’nin deneyimli kadroları, uzun çalıştaylar ve çalışmalar sonrasında Zafer Partisi’nin Saydam Sağlık Reformu Projesini ortaya koymuşlardır. SAYDAM Projesi ismini, Atatürk’ün efsane Sağlık Bakanı Refik Saydam’dan almaktadır. Raporu Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu başkanlığında 29 hekim arkadaşımız hazırlamıştır. Ben Özel Kalem’den onların isimlerini de sizlerle paylaşmak için aldım fakat görünce ‘Zafer Hastanesi mi kuruyoruz yoksa konuşma mı yapıyoruz?’ diye isimlerini burada paylaşmaktan vazgeçtim ama hepsine en içten şükranlarımı iletiyorum.
Gençlik Komisyonumuzun hazırladığı kapsamlı gençlik raporuna da Zafer Partisi Gençlik yapısı büyük destek verdi ve ortaya Zafer Sözlerini çıkarttılar. Bu çalışmaya öncülük eden Sayın Doktor Ülkü Özkaya ve Ayşenur Alp’e ve Zafer Gençlerine de teşekkür ediyorum.
Çok değerli arkadaşlar, Zafer Partisi kadınların etkin olduğu, ancak daha etkin olması gereken bir parti. Üç kadın il başkanımız, 35 ilçe başkanımız var ve bu sayıyı yeterli görmüyoruz. Arttırmaya çalışacağız. Önümüzdeki günlerde bu sayı sanıyorum dörde çıkacak, il başkanı sayısı. Zafer Partisi, Anadolu Kalesi ve Tertemiz Türkiye projeleri ile özellikle kadın ve çocukların güvenliğini sağlayacak politikaları temsil ediyor. Hâlen de Zafer Partisi kadın politikaları raporu, Suzan Küçük Saraç ve geniş bir ekip tarafından hazırlandı, bitti. Son hâle veriliyor. İki hafta içinde bu raporumuz da toplumla paylaşılacak. Ve Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Başkanlığı, ‘Atatürk’ün Kızları Toplanıyor’ isimli bir çalışmayla Anadolu’yu adım adım gezmeye başladılar. İstanbul ve Kayseri programlarını gerçekleştirdik. Şimdi 29’unda Zonguldak’tayız. Sonra Adana, İzmir, Bursa çalışmaları devam edecek.
Değerli Zafer Partililer, Atatürk Cumhuriyeti’ni korumak amacı ve Türk milletinin zafere, Zafer Partisi’ndeki iktidarına ulaştırmak için muhakkak Atatürk’ün Birinci Meclis’te oluşturduğu en geniş cephe stratejisini izlemek zorundayız. Yukarıda saydığım ve ülkemizi felakete sürükleyecek olan gelişmelere karşı çıkan ve Türk milletinin güçlü geleceğine inanan herkesi Zafer Partisi çatısı altına davet ediyorum. Özellikle Türk gençliği, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliği, bu emanete ne kadar layık olduğunu gösteriyor. Olayları ön yargısız, olduğu gibi gören gençlik, ülkenin sürüklendiği girdabı görerek sandığa emin adımlarla Zafer demek için ilerliyor.
Sevgili anneler ve babalar, yetiştirmiş olduğunuz zeki çocuklar, sizin de mutlu olacağınız bir Türkiye’nin temellerini hazırlayacaklar. Onların duygularına ve fikirlerine değer verin. Yetiştirdiğiniz zeki çocukların Zafer Partisi’ni seçmelerine siz de katılın ve destek olun. AK Parti’ye uzun yıllar oy veren emekliler, hayatlarının son yıllarında kendilerine yapılan ‘Bir ölmediniz ki sizden kurtulalım’ muamelesinin hesabını onlar da sandıkta sormaya hazırlanıyor.
Yani sevgili Zafer Partililer, AK Parti güçlü olduğu için değil, çok zayıf parçalanmış ve umutsuz olduğu için bu baskıları yapıyor. Ümidinizi asla yitirmeyin, geleceğe ümitle bakın. Türk milleti bu mücadeleden zaferle çıkacaktır.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






