Köşe Yazıları

Kıbrıs’ın Sahibi Biziz

Haberi Dinleyin Dinlemek için oynat tuşuna basın
Haberi Dinleyin Dinle Duraklat Devam Et Dinlemek için oynat tuşuna basın Haber seslendiriliyor Okuma duraklatıldı Kalan dk sn Varsayılan Ses Okuma tamamlandı Bu dil icin ses bulunamadi. Tarayiciniz veya cihaziniz bu dili desteklemiyor olabilir. Dinle Duraklat Durdur Hızı sağdaki menüden ayarlayın (0.75x - 2x) Tarayıcınız destekliyorsa Ses menüsünden farklı bir ses seçebilirsiniz, tercihiniz hatırlanır Okuma başladıktan sonra boşluk tuşu ile oynat/duraklat Sayfadan çıksanız da Durdur a basmadığınız sürece kaldığınız yerden devam eder 5 sn geri 5 sn ileri İlerleme çubuğuna tıklayarak veya sürükleyerek istediğiniz yere atlayın; ⏪ / ⏩ ya da ← / → tuşlarıyla 5 sn geri/ileri sarın Sayfa çevrildiğinde yeni dil otomatik algılanır ve okuma yeniden başlar
Haberi Dinleyin
🎧 Haberi Dinleyin
Haberi Dinleyin

Prof. Dr. Ata Atun

 (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.)

KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Bir dönemin ağızlardan düşmeyen cümlesiydi bu.

Arkalarını Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına dayamış Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, Kıbrıs adasını kendilerinin özel mülkü, vatan toprağı, Büyük Bizans Krallığı’nın ayrılmaz bir parçası zannediyorlar, öyle davranıyorlar ve “Kıbrıs’ın sahibi biziz” diyorlardı.

Sırtlarını dayadıkları Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek Kıbrıs adasını Kıbrıs Türklerinden temizlemek için günümüzde aynen Gazze’de yaşanan silahlı saldırılara dayalı soykırımı biz Kıbrıs Türklere uygulamışlardı.

“İnsan Hakları, Barış, Adalet” konularının bayrak taşıyıcıları olduklarını iddia eden Atlantik İttifakından ve Hristiyan dünyasından “Ne yapıyorsunuz, katliamları, soykırımı durdurun, insan haklarını çiğniyorsunuz” gibi sesler yükselmeyince de bizlere uyguladıkları acımasız soykırım 11 yıl devam etti.

Kıbrıs Türklerinin maddi manevi tüm yaşam imkanlarını silahlı saldırılarla ellerinden almalarını, Kıbrıs Türklerini ezmelerini, yok etmeye çalışmalarını, adanın yüzde üçü gibi küçücük bir bölge içine sıkıştırarak sadece nefes almalarına izin vermelerini kendilerine hak görüp, dış destekle başarılı olduklarını zannediyorlardı.

1968 yılında başlayan ikinci etap göstermelik sözde müzakerelerde, akıllarına estiğinde müzakere masasından kalkarlar, kendilerine yapılan barışçıl önerileri anında reddederler, hiç olmayacak ve kabul edilemeyecek öneriler yaparak Kıbrıs Türklerini köşeye sıkıştırırlar, zora sokarlar, suçlu konuma düşürmeye çalışırlardı. Bu müzakerelerin en son aşamasında Kıbrıslı Türklere kısmi muhtariyet verilmesi üzerinde mutabakata varılmış olmasına rağmen, dönemin Rum lideri Makarios “Ben Kıbrıs Türklerine bırakın muhtariyet vermeyi, mahalle muhtarlığı bile vermem” diyerek müzakerelerin göstermelik yapılmış olduğunu gözler önüne sermiş ve sonlandırmıştı.

Rumların kafaları böyle bir kafa, Kıbrıs adasına sahip oldukları düşüncesi de bu düzeydeydi.

1974 yılının Temmuz ayında Yunanistan’daki Albaylar Cuntası adada darbe yapıp, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıktıktan sonra “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan edip, adayı da Yunanistan’a katıp Yunan toprağı ilan edince, durum aniden değişti. Garantör olan Türkiye, uluslararası tescil edilmiş garantörlük hakkını kullanarak, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası EK 1, Madde 4’de açıkça belirtilen şekil ve yöntemle lağvedilmiş 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini tekrardan tesis etmek için müdahale etmek zorunda kaldı. Bu sayede Kıbrıs Türkleri esaretten kurtuldu ve adanın kuzeyinde egemen oldukları kendi devletlerini kurmayı başardılar.

Kıbrıs adasındaki silahlı çatışmaları durdurmak ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tekrar hayata geçirmek için 1977 yılında başlatılan müzakereler, 2017 yılında, müzakerelerin son etabının yapıldığı Crans Montana’da Rumların megalomanik ve maksimalist istek ve davranışları nedeni sonrası masadan kalkmaları ile son buldu.

Dünya üzerinde 1945 yılından beri süregelmekte olan Atlantik İttifakının gücü ve etkinliği azaldı. Hristiyan dünyası içinde Yunanlara ve Kıbrıs Rumlarına kayıtsız koşulsuz destek olan Rusya Federasyonu ve dostlarının siyasi ve ekonomik desteği son buldu. Süreç içinde Kıbrıs Rumların sırtlarını dayayıp horozlandıkları dağlar yıkıldı.

Biz zamanlar “Kıbrıs Adasının sahibi biziz. Biz ne dersek, ne istersek sadece o olur” diyen Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, şimdi Kıbrıs Türklerini masaya oturtmak için yalvar, yakar oldular. Araya BM, ABD ve AB gibi Atlantik İttifakının güçlü ortaklarını sokmaya çalışıyorlar ama elde edebildikleri hiçbir olumlu sonuç yok.

Sıra, 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Annan Planı referandumunda,  Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek “HAYIR – OXI” oyu kullanarak, çöpe atılmasına neden oldukları “Adadaki iki halkın BARIŞ içinde yaşamasına mani olmaları”nın bedelini ödemeye geldi…

Ağlaya ağlaya, bu bedeli de ödeyecekler….

 

 

💬 WhatsApp açılıyor...

📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım

Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, Televizyoncu Uzman Polis-Adliye Muhabiri, Spor Yazarı Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Kayseri İl Temsilcisi TSYD, TİMEF, AVKON, ADD Üyesi TEMA'cı, Kızılay'cı, Dağcı, Trekkingci Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın Sözcüsü Kayseri Spor Adamları Derneği Üyesi Tüm Mücadele Sporları Derneği Üyesi Kent Güvenlik Konseyi Üyesi Alp Disiplini Kayak Milli Hakemi Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri İl Temsilcisi Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi Mezunu

İlgili Haberler

Kıbrıs’ın Sahibi Biziz

Prof. Dr. Ata Atun

 (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.)

KKTC Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

Bir dönemin ağızlardan düşmeyen cümlesiydi bu.

Arkalarını Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına dayamış Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, Kıbrıs adasını kendilerinin özel mülkü, vatan toprağı, Büyük Bizans Krallığı’nın ayrılmaz bir parçası zannediyorlar, öyle davranıyorlar ve “Kıbrıs’ın sahibi biziz” diyorlardı.

Sırtlarını dayadıkları Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek Kıbrıs adasını Kıbrıs Türklerinden temizlemek için günümüzde aynen Gazze’de yaşanan silahlı saldırılara dayalı soykırımı biz Kıbrıs Türklere uygulamışlardı.

“İnsan Hakları, Barış, Adalet” konularının bayrak taşıyıcıları olduklarını iddia eden Atlantik İttifakından ve Hristiyan dünyasından “Ne yapıyorsunuz, katliamları, soykırımı durdurun, insan haklarını çiğniyorsunuz” gibi sesler yükselmeyince de bizlere uyguladıkları acımasız soykırım 11 yıl devam etti.

Kıbrıs Türklerinin maddi manevi tüm yaşam imkanlarını silahlı saldırılarla ellerinden almalarını, Kıbrıs Türklerini ezmelerini, yok etmeye çalışmalarını, adanın yüzde üçü gibi küçücük bir bölge içine sıkıştırarak sadece nefes almalarına izin vermelerini kendilerine hak görüp, dış destekle başarılı olduklarını zannediyorlardı.

1968 yılında başlayan ikinci etap göstermelik sözde müzakerelerde, akıllarına estiğinde müzakere masasından kalkarlar, kendilerine yapılan barışçıl önerileri anında reddederler, hiç olmayacak ve kabul edilemeyecek öneriler yaparak Kıbrıs Türklerini köşeye sıkıştırırlar, zora sokarlar, suçlu konuma düşürmeye çalışırlardı. Bu müzakerelerin en son aşamasında Kıbrıslı Türklere kısmi muhtariyet verilmesi üzerinde mutabakata varılmış olmasına rağmen, dönemin Rum lideri Makarios “Ben Kıbrıs Türklerine bırakın muhtariyet vermeyi, mahalle muhtarlığı bile vermem” diyerek müzakerelerin göstermelik yapılmış olduğunu gözler önüne sermiş ve sonlandırmıştı.

Rumların kafaları böyle bir kafa, Kıbrıs adasına sahip oldukları düşüncesi de bu düzeydeydi.

1974 yılının Temmuz ayında Yunanistan’daki Albaylar Cuntası adada darbe yapıp, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıktıktan sonra “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan edip, adayı da Yunanistan’a katıp Yunan toprağı ilan edince, durum aniden değişti. Garantör olan Türkiye, uluslararası tescil edilmiş garantörlük hakkını kullanarak, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası EK 1, Madde 4’de açıkça belirtilen şekil ve yöntemle lağvedilmiş 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini tekrardan tesis etmek için müdahale etmek zorunda kaldı. Bu sayede Kıbrıs Türkleri esaretten kurtuldu ve adanın kuzeyinde egemen oldukları kendi devletlerini kurmayı başardılar.

Kıbrıs adasındaki silahlı çatışmaları durdurmak ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tekrar hayata geçirmek için 1977 yılında başlatılan müzakereler, 2017 yılında, müzakerelerin son etabının yapıldığı Crans Montana’da Rumların megalomanik ve maksimalist istek ve davranışları nedeni sonrası masadan kalkmaları ile son buldu.

Dünya üzerinde 1945 yılından beri süregelmekte olan Atlantik İttifakının gücü ve etkinliği azaldı. Hristiyan dünyası içinde Yunanlara ve Kıbrıs Rumlarına kayıtsız koşulsuz destek olan Rusya Federasyonu ve dostlarının siyasi ve ekonomik desteği son buldu. Süreç içinde Kıbrıs Rumların sırtlarını dayayıp horozlandıkları dağlar yıkıldı.

Biz zamanlar “Kıbrıs Adasının sahibi biziz. Biz ne dersek, ne istersek sadece o olur” diyen Kıbrıs Rumları ve Yunanlar, şimdi Kıbrıs Türklerini masaya oturtmak için yalvar, yakar oldular. Araya BM, ABD ve AB gibi Atlantik İttifakının güçlü ortaklarını sokmaya çalışıyorlar ama elde edebildikleri hiçbir olumlu sonuç yok.

Sıra, 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Annan Planı referandumunda,  Atlantik İttifakına ve Hristiyan dünyasına güvenerek “HAYIR – OXI” oyu kullanarak, çöpe atılmasına neden oldukları “Adadaki iki halkın BARIŞ içinde yaşamasına mani olmaları”nın bedelini ödemeye geldi…

Ağlaya ağlaya, bu bedeli de ödeyecekler….

 

 

Haber Seçenekleri

Haber metnini kopyalayabilir veya kapak görselini indirebilirsiniz.

Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın