Sağlık

İSTAHED: Meningokok ve HPV aşıları ulusal takvime alınmalı, Türkiye’de her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından, Kadınlar ağrıyı daha çok hissediyor,

İSTAHED’DEN KRİTİK UYARI:  “MENİNGOKOK VE HPV AŞILARI ULUSAL TAKVİME ALINMALI, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETİ AYRICALIK DEĞİLDİR!”

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Genel Sekreteri Dr. Çınla Nişli Kaya, son dönemde artış gösteren meningokok menenjiti vakalarına ve aşılamadaki ekonomik engellere dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Kaya, koruyucu hekimliğin önemini vurgulayarak devletin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirtti.

Dr. Çınla Nişli Kaya açıklamasına şöyle devametti:

“Son dönemde özellikle İngiltere’de meningokok menenjiti vakalarında artış olduğunu görüyoruz. Bu bizim için bir uyarıdır, çünkü menenjit sınır tanımaz. Bugün orada artıyorsa yarın burada da artabilir, -ki sahada bunun uyarılarını almaya başladık bile-. Menenjit, beyin ve omuriliği zarlarının iltihabıdır. Özellikle meningokok kaynaklı olanlar çok hızlı ilerler. Saatler içinde ateş, kusma, bilinç değişikliği ve ense sertliği gelişebilir. Ciltte mor döküntü varsa tablo ağırlaşmış olabilir.

Meningokok menenjiti çok ciddi ve öldürücü olabilen bir hastalıktır! Bu hastalıkta zaman kaybı, hayat kaybıdır. Açık konuşmak gerekir; ya kaybedersiniz ya da ağır bedeller ödersiniz. Hayatta kalan hastalarda kalıcı nörolojik hasar, işitme kaybı, uzuv kayıpları gibi sonuçlar görülebilir. Yani mesele sadece hayatta kalmak değil, nasıl bir hayata devam edildiğidir. Ama tüm bunlara rağmen elimizde çok güçlü bir koruma var; Aşı.Meningokok aşıları özellikle bebekler, çocuklar ve gençler için hayata önemtaşır. Dünyanın birçok ülkesinde bu aşılar ulusal aşı takviminde ve devlet tarafından karşılanıyor. Ama ülkemizde hala takvimde yok. Aileler bu aşıya kendi imkanlarıyla ulaşmak zorunda. Bu ciddi bir mali yük demek. Yani bir çocuğun korunması bilimsel gereklilikle değil, ekonomik durumla belirleniyor. Bu kabul edilemez.

Koruyucu sağlık hizmeti bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Aynı tabloyu HPV aşısında da görüyoruz. HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok kanseri önleyebilen, etkinliği tanımlanmış bir aşıdır. Ama yıllardır konuşulmasına rağmen, söz verilmesine rağmen hala geri ödeme kapsamında değildir. Yani elimizde bilim var, aşı var, çözüm var ama uygulamada eksik kalıyoruz. Çünkü insanların kaderi insanların maddi durumuna bırakılmış durumda.

Aile hekimleri olarak sahada şunu görüyoruz; önlenebilir hastalıklar önlenemediği için çok fazla var ve hepsi bizim karşımıza geliyor. Bu bir kader değil, bir tercihtir.

Çağrımız çok açık; Meningokok aşısı da, HPV aşısı da bir an önce ulusal aşı takvimine alınmalı ve devlet tarafından karşılanmalıdır. Bu bir sosyal devlet sorumluluğudur. Çünkü biz hekimler olarak hastalarımızı kaybettikten sonra değil, kaybetmeden önce konuşmak, onları korumak istiyoruz. Biz koruyucu hekimlik yapmak istiyoruz. Koruyucu hekimliği engelleyemezsiniz

Türkiye’de her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından
DoktorTakvimi uzmanlarından Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kalp ve damar hastalıklarının risk faktörleri, erken belirtileri, korunma yolları ve tedavi süreçlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, dünya genelinde kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölümlerin 2023 itibarıyla 19,2 milyona yükseldiğini, Türkiye’de ise ölümlerin yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını belirterek risk faktörleri ve korunma yollarına dikkat çekti.

Kalp ve damar sağlığının hem genetik mirasın hem de yaşam boyunca yapılan tercihlerin toplamı olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, risk faktörlerinin değiştirilebilir ve değiştirilemez olarak ikiye ayrıldığını belirtiyor. Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Yüksek tansiyon, dislipidemi yani özellikle yüksek LDL ve düşük HDL seviyeleri, sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı, diyabet, şişmanlık, özellikle abdominal obezite, sedanter yani hareketsiz yaşam ve kronik stres değiştirilebilir risk faktörleridir. Yaş, cinsiyet ve aile öyküsü ise değiştiremediğimiz risklerdir. Erkeklerde risk genellikle 45, kadınlarda menopoz sonrası, genellikle 55 yaşlarda artmaya başlar. Birinci derece akrabalarda erken yaşta kalp hastalığı görülmesi önemli bir işarettir” diyor.
Kalp hastalıklarının yaşlandıkça daha sık görüldüğünü ancak damar sertliğine yol açan risklerin temelinin çok erken yaşlarda atıldığını vurgulayan Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Gençlik yıllarında sigara, dengesiz beslenme ve genetik eğilim; orta yaşlarda tansiyon yüksekliği, diyabet, kolesterol yüksekliği, iş stresi ve sedanter yaşam; ileri yaşta ise diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara, sedanter yaşam, hipertansiyon ve obezite daha belirgin hale gelir” ifadelerini kullanıyor.
Erken dönemde fark edilmesi hayati önem taşıyor
Kardiyovasküler hastalıkların erken dönemde fark edilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Hastalık sürecinin geri döndürülebilir veya tedavi edilebilir olması açısından erken belirtilerin tanınması kritik önemdedir” diyor.
Göğüs ağrısının en klasik belirti olduğunu ancak her zaman tipik olmayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Göğüs üzerinde baskı, sıkışma, ağırlık hissi veya yanma şeklinde olabilir. Genellikle fiziksel aktivite veya stres anında artar, dinlenince geçer. Ağrı sol kola, çeneye, boyuna, karın bölgesine veya sırtın üst kısmına yayılabilir” diyor. Bunun yanı sıra çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, özellikle kadınlarda ve diyabetlilerde görülebilen geçmeyen hazımsızlık, bulantı, mide üzerinde baskı hissi, aşırı yorgunluk ve soğuk terleme gibi atipik belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Gün sonunda ayak bileklerinde ve bacaklarda oluşan, parmakla basıldığında iz bırakan şişliklerin kalp yetmezliğinin erken işareti olabileceğini, gece sık idrara çıkmanın da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye’de ölümlerin yüzde 36’sı dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanıyor
Teknolojik gelişmelere ve tedaviye erişimin artmasına rağmen, nüfusun yaşlanması ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle vaka sayılarının artış eğiliminde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, Global Burden of Disease ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 1990 yılında yaklaşık 13,1 milyon olan yıllık kardiyovasküler hastalık kaynaklı ölüm sayısının 2023 itibarıyla 19,2 milyona yükseldiğini ifade ediyor. Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “2050 yılına kadar bu sayının 35,6 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Dünya genelinde yaklaşık 620-630 milyon kişinin kardiyovasküler hastalıklarla yaşadığı tahmin edilmektedir” diyor.
Türkiye’de ise TÜİK’in Haziran 2025’te yayımlanan 2024 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre ölümlerin yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Bu oran kardiyovasküler hastalıkları açık ara en büyük ölüm nedeni yapmaktadır” ifadelerini kullanıyor.
Korunmak bir yaşam disiplini gerektiriyor
“Kardiyovasküler hastalıklardan korunmak, tek bir mucizevi adımdan ziyade bir yaşam disiplini oluşturmakla mümkündür” diyen DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, günlük rutine entegre edilen küçük değişimlerin uzun vadede damar yaşlanmasını ve kalp krizi riskini dramatik şekilde azaltabileceğini söylüyor.
Beslenmede Akdeniz tipi modelin temel alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Günlük tuz tüketimini 5 gramın altına indirmek hipertansiyon kontrolünde en etkili adımdır. Doymuş ve trans yağlar yerine zeytinyağı, avokado ve kuruyemişlerde bulunan doymamış yağlar tercih edilmelidir. Günde en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketimi damar duvarındaki enflamasyonu azaltır. Alkol mümkünse tamamen bırakılmalı veya minimuma indirilmelidir” diyor.
Egzersizin kalp kasını güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, Dünya Sağlık Örgütü’nün haftada 150-300 dakika orta şiddetli aerobik ya da 75-150 dakika yüksek şiddetli aerobik aktivite ve haftada en az iki gün direnç egzersizi önerdiğini hatırlatıyor. Sigaranın damar iç zarına doğrudan zarar verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Bırakıldığı andan itibaren vücut kendini onarmaya başlar; 15 yıl sonra risk hiç içmemiş birinin seviyesine yaklaşır” diyor.
Kan basıncının 120/80 mmHg seviyesinde takip edilmesi ve bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm üzerine çıkmamasının hedeflenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Yüksek tansiyon kalbi hem pompa hem kas olarak yıpratıyor
Yüksek tansiyonun çoğu zaman belirgin bir şikâyete yol açmadığını ancak arka planda kalıcı hasarlar bıraktığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Yüksek basınç, kalbin kanı vücuda göndermek için her atımda daha fazla güç harcamasına neden olur. Bu durum zamanla sol ventrikül hipertrofisine yol açar. Kalınlaşan kas tabakası esnekliğini yitirir ve kalbin gevşeyerek kanla dolmasını zorlaştırır, kalp yetmezliği gelişir” diyor.
Ayrıca yüksek tansiyonun damarların iç yüzeyini zedelediğini ve kolesterol plaklarının daha kolay birikmesine neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, bunun koroner arter hastalığına ve ritim bozukluklarına zemin hazırladığını söylüyor.
Hipertansiyon yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Verilen her 1 kilogram, sistolik kan basıncında yaklaşık 1 mmHg düşüş sağlar. Tansiyon ilaçları iyileşince bırakılacak ilaçlar değildir. İlaç uyumu, ani tansiyon yükselmelerine bağlı inme ve kalp krizi riskini minimize eder” diyor.
Genetik miras kader değildir
Genetik mirasın kalp hastalığı riskini yüzde 40 ile 60 oranında etkileyebileceğini belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Ancak bu kaderin değiştirilemez olduğu anlamına gelmez; aksine riskin erken fark edilip yönetilmesi için bir yol haritası sunar” diyor.
Ailevi hiperkolesterolemi gibi tek gen bozukluklarında LDL seviyelerinin çocukluktan itibaren çok yüksek olduğunu ve 30-40’lı yaşlarda kalp krizi riskinin dramatik şekilde arttığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, aile öyküsü olanlarda kolesterol ve tansiyon takibinin 20’li yaşlarda başlaması gerektiğini vurguluyor. “Genetik miras, birey için bir erken uyarı sistemi olarak görülmelidir” ifadelerini kullanıyor.
Tedavi kişiye ve hastalığın evresine göre planlanıyor
Kalp hastalıklarının tedavisinin hastalığın türüne ve evresine göre şekillendiğini söyleyen Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, “Tedaviler yaşam tarzı değişikliklerinden farmakolojik tedavilere, girişimsel yöntemlerden büyük cerrahi operasyonlara kadar geniş bir yelpazeye yayılır” diyor.
Antihipertansifler, statinler, antikoagülanlar, antiplateletler ve diüretiklerin medikal tedavide kullanıldığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Gündüz; balon anjiyoplasti ve stent, TAVI, ablasyon ve kapak tamiri gibi girişimsel yöntemlerin uygulanabildiğini ifade ediyor. Girişimsel yöntemlerle sonuç alınamayan durumlarda koroner arter baypas greftleme, açık kalp kapak ameliyatları, aort cerrahileri, kalp nakli ve destek cihazlarının gündeme geldiğini sözlerine ekliyor.

Kadınlar ağrıyı daha çok hissediyor

Yeni araştırmalar kadın ve erkeklerin ağrıyı yalnızca farklı hissetmediğini, bu süreci biyolojik olarak tamamen farklı deneyimlediğini ortaya koydu. Science Immunology dergisinde yayımlanan güncel bir çalışma; bağışıklık sistemi kaynaklı spesifik bir proteinin, ağrının süresini belirleyen kritik faktör olabileceğine işaret ediyor. Bilimsel veriler, kadınlarda ağrı süresinin erkeklere oranla daha uzun olduğunu kanıtlasa da bu durum toplumdaki ‘kadınlar acıya daha dayanıksız’ algısının yanlış bir yorum olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bu farkın psikolojik bir eşikten ziyade tamamen nörobiyolojik, hormonal ve immünolojik farklılıkların doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu yeni araştırma, ağrı tedavisinde tek tip yaklaşımın neden yetersiz kaldığını ve gelecekte cinsiyete özel ağrı tedavilerine neden ihtiyaç duyulduğunu kanıtlıyor. Bu tarz araştırmalar keşifle beraber özellikle bel fıtığı, sinir sıkışmaları, sinir hasarı sonrası oluşan ve fibromiyalji gibi kronik ve kompleks ağrılarda hastalara yönelik yeni nesil tedavi yöntemlerinin de kapısını aralıyor” açıklamasında bulundu.

Science Immunology Dergisi’nde yayımlanan “Monocyte-derived IL-10 drives sex differences in pain duration” başlıklı yazıda enfeksiyon sonrası gelişen ağrının cinsiyetler arasındaki süre farkı fareler üzerinden inceledi. Araştırmaya göre ağrı kontrolünde etkili olan, vücudumuzun bağışıklık hücreleri tarafından üretilen, sitokin olarak bilinen özel bir protein türü olan IL-10’un, erkeklerde daha yüksek olduğu kanıtlandı. Bu protein, ağrının hafiflemesinde hayati bir öneme sahip.

Kadın hastaların rehabilitasyon süreci daha hassas planlanmalı

Ağrının oluşum mekanizmasının karmaşık bir süreç ve hekimliğin ağrı dindirme sanatı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Göçmen, yıllarca kadın hastaların kronik ağrı şikayetlerinin klinik ortamlarda yeterince ciddiye alınmadığını ya da hastanın duygusal durumlarıyla açıklandığını hatırlatarak, “Ancak bu yeni araştırmaya göre ortada somut bir bağışıklık sistemi farkı var. Kadınların ağrısı daha uzun sürüyor çünkü vücutları o ağrıyı kapatacak biyolojik mekanizmaya erkekler kadar kolay erişemiyor. Bu bulgular, kadın hastalarımızda ameliyat sonrası rehabilitasyon süreçlerini çok daha hassas planlamamız gerektiğini gösteriyor” açıklamasında bulundu.

Kadınlarda ağrıyı dindiren alarm daha geç devreye giriyor

Vücudumuzdaki yaralanma sonrası oluşan ağrıyı dindirmek için bağışıklık sisteminin bir noktada dur alarmı vermesi gerekiyor. Prof. Dr. Selçuk Göçmen, erkeklerdeki hormonların bu sinyali veren IL-10 proteinini artırdığını belirterek, “Erkeklerdeki hormonal destek, ağrıyı durduran doğal bir mekanizmayı tetikliyor. Kadınlarda ise bu destek daha zayıf olduğu için ağrı sinyali daha uzun süre açık kalıyor” diye konuştu.

Kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri yeni standart olacak

Son yıllarda araştırmacıların ‘tek tip ağrı tedavisi’ yaklaşımının hatalı olduğunu vurgulayarak cinsiyete özgü ağrı mekanizmalarını, hormon döngüsüne göre hazırlanan tedavi planlarını, bağışıklık sistemi temelli ağrı kontrolünü ve kişiselleştirilmiş analjezi yöntemlerini kapsayan yeni bir yaklaşımı savunduklarının altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bilimsel çalışmalar, kadınların ağrıyı daha yoğun hissetmekten ziyade, biyolojik olarak farklı işleyen bir sinir-bağışıklık sistemi nedeniyle bu süreci daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu önemli bulgu, ağrı tedavisinde cinsiyete özel yaklaşımların gerekliliğini net bir şekilde gündeme taşımak anlamına geliyor. Sonuç olarak kadınların ağrıyı daha uzun süreli tecrübe etmesi psikolojik veya kültürel bir durum değil, tamamen nöro-hormonal bir gerçeklik” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Göçmen, “Hastanın sadece şikayetine değil, biyolojik kimliğine de odaklanan kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önümüzdeki dönemde standart hale geleceğine inanıyorum” dedi.

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç