
Türkiye’nin İkinci Astronotu Tuva Cihangir Atasever, Uzay Kampı Türkiye’de Gençlerle Buluştu
Türkiye’nin ikinci astronotu Tuva Cihangir Atasever, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve Uzay Kampı Türkiye (UKT) iş birliğiyle, 23–29 Ağustos 2026 tarihleri arasında düzenlenen “TUA Uzay Kaşifleri Türkiye Uzay Kampı Programı” kapsamında gençlerle bir araya geldi.
Atasever, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler ile gözlemci statüsündeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen katılımcıların yer aldığı özelprogram kapsamında Uzay Kampı Türkiye’de gerçekleşen buluşmada, astronotluk eğitim sürecini, yörünge altı araştırma uçuşu deneyimini ve mikro yerçekimi ortamında yürütülen bilimsel çalışmaları katılımcılarla paylaşırken, uzay ve gelecek teknolojilerine ilişkin soruları da yanıtladı.
Kendi kariyer yolculuğundan örnekler paylaşarak uzay görevine hazırlanma sürecini ve yörünge altı uçuş deneyimini gençlere aktaran Atasever, 8 Haziran 2024’te Türk Uzay Bilim Misyonukapsamında gerçekleştirdiği yörünge altı araştırma uçuşunda mikro yerçekimi ortamında yedi bilimsel deneyi başarıyla tamamlamıştı.
Atasever, astronot olma yolculuğunun yalnızca uzaya çıkmaktan ibaret olmadığını belirterek, uzun süreli eğitim, disiplin, ekip çalışması, bilimsel merak ve kararlılığın bu sürecin temel unsurları arasında yer aldığını vurguladı.
Gençlere bilimsel merak ve kararlılık mesajı
Söyleşi boyunca gençlerin sorularını yanıtlayan Atasever, katılımcılara hayallerinin peşinden gitmeleri, bilimsel meraklarını korumaları ve hedefleri doğrultusunda kararlılıkla çalışmaları yönünde tavsiyelerde bulundu. Uzay çalışmalarının genç nesillere ilham vermesinin ve Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki insan kaynağını güçlendirmesinin önemine dikkat çekti.
Uzay Kampı Türkiye’de ilham veren buluşma
Uzay Kampı Türkiye’nin bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematiği bir araya getiren STEAM yaklaşımıyla düzenlediği eğitim programlarında, gençlerin bilimsel meraklarını uygulamalı deneyimlerle geliştirmeleri hedefleniyor.
Atasever’in katılımıyla gerçekleştirilen söyleşi, bu yaklaşımın ilham verici örneklerinden biri oldu. Katılımcılar, uzay görevlerinin hazırlık sürecini ve bilimsel çalışmaların arka planını bir astronotun deneyimlerinden dinleme fırsatı buldu.
Hürmüz Gerilimi Yatak Sektöründe Maliyet Baskısını Artırıyor
Küresel Tedarik Riski Yatak Sektörünün Üretim Planlarını Değiştiriyor
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim, enerji fiyatlarının ötesinde petrokimya, hammadde, navlun ve üretim planlaması üzerinden yatak sektöründe maliyet baskısını artırıyor. Sünger ve sentetik esaslı hammaddelerde fiyat ve tedarik belirsizliği öne çıkarken, lojistik maliyetlerindeki yükseliş özellikle ihracatçı üreticilerin rekabet gücünü zorluyor. Artan maliyetlerin tamamının satış fiyatlarına yansıtılamadığı sektörde şirketler verimlilik, alternatif tedarikçi, güvenlik stoğu ve dinamik fiyatlama modellerine yöneliyor. Armis Yatak İcra Kurulu Başkanı M. Kürşat Batallı, önümüzdeki 6-12 aylık dönemde en büyük riskin maliyet ve talep belirsizliğinin aynı anda sürmesi olduğunu belirtirken, küresel tedarik zincirlerinin bölgeselleşmesinin Türkiye’nin hızlı üretim, kısa termin ve coğrafi konum avantajını güçlendirebileceğini söyledi.
Küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim, petrol piyasasının yanı sıra üretim sektörlerinde de maliyet ve tedarik riskini artırıyor.
Petrol fiyatlarındaki değişimin yatak sektörüne aynı gün ve aynı oranda yansımadığını belirten Armis Yatak İcra Kurulu Başkanı M. Kürşat Batallı, özellikle poliüretan sünger, plastik ve sentetik esaslı ürünlerde petrokimya maliyetlerinin daha belirgin bir etkisi bulunduğuna dikkat çekti.
Tedarik Güvenliği Artık Stratejik Bir Rekabet Unsuru
Batallı, “Yatak sektöründe petrol fiyatındaki hareketi tek başına değerlendirmek doğru olmaz. Özellikle sünger üretiminde kullanılan poliol, TDI ve MDI gibi temel kimyasal hammaddelerin fiyatı ve bulunabilirliği bizim açımızdan son derece önemli. Petrol fiyatına enerji, navlun, üretici kapasitesi, tesis duruşları, arz güvenliği ve döviz kuru da eklendiğinde çok daha karmaşık bir maliyet yapısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu nedenle bugün bizim için asıl mesele tek seferlik bir fiyat artışından çok, maliyetlerdeki yükselişin ne kadar kalıcı olacağı ve tedarik zincirinin ne ölçüde öngörülebilir kalacağı” dedi.
Batallı, “Bugünün üretim modelinde sadece ‘ne kadar siparişimiz var, fabrikamız ne kadar üretebilir’ sorularıyla hareket etmek yeterli değil. Kritik hammaddenin hangi sürede geleceğini, alternatif kaynağın bulunup bulunmadığını ve olası bir gecikmenin üretim programına etkisini de aynı anda değerlendirmek gerekiyor. Buradaki hedef stokları kontrolsüz biçimde artırmak değil. Finansman maliyetlerinin de yüksek olduğu bir dönemde doğru olan, üretimi durdurmayacak seviyede güvenlik stoğu oluşturmak ve alternatif tedarik senaryolarını önceden hazırlamak. Tedarik güvenliği artık satın alma departmanının tek başına yönettiği bir konu olmaktan çıktı, doğrudan şirketlerin rekabet gücünü etkileyen stratejik bir başlık haline geldi” diye konuştu.
Küresel Tedarik Zincirindeki Değişim Türkiye’ye Yeni Fırsat Açıyor
Önümüzdeki 6-12 aylık dönemde sektör açısından en büyük riskin maliyet ve talep belirsizliğinin aynı anda devam etmesi olduğunu söyleyen Batallı, Türkiye’nin üretim kabiliyeti ve coğrafi konumunun ise önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Batallı, “Bir tarafta enerji, hammadde, navlun ve finansman maliyetleri, diğer tarafta tüketicinin alım gücü var. Üreticilerin önümüzdeki dönemde bu iki taraf arasında çok hassas bir denge kurması gerekecek. Ancak küresel tedarik zincirlerinin giderek daha bölgesel hale gelmesi Türkiye için önemli bir fırsat da yaratıyor. Hızlı üretim, kısa termin, ürün çeşitliliği ve Avrupa’ya yakınlık Türk yatak sektörünün güçlü tarafları. Bundan sonraki dönemde rekabet avantajını sadece kimin daha büyük üretim kapasitesine sahip olduğu belirlemeyecek. Tedarik zincirini doğru yöneten, üretimini verimli planlayan, maliyetlerini yakından takip eden ve alternatif pazarlara hızla ulaşabilen şirketler bu dönemi daha güçlü geçirecek” değerlendirmesinde bulundu.
Mercedes-Benz Türkiye ve HAÇİKO’dan Köpeklere Özel Güvenli Yolculuk Filmi: “İlk Yolculuk”
Mercedes-Benz Türkiye ve HAÇİKO (Hayvanları Çaresizlik ve İlgisizlikten Koruma Derneği), hayvan dostlarımız için güvenli seyahat standartlarını paylaşıyor. Bir köpek sahiplendiğinizde, onunla geçirdiğiniz anlardan biri çoğu zaman otomobilde yaşanıyor. Yeni yol arkadaşınız arka koltuğa oturuyor ve birlikte eve doğru yolculuğunuza çıkıyorsunuz. Havayollarının uçuş öncesi güvenlik videolarından ilham alan “İlk Yolculuk” film, bu kez yolculuk kurallarını dört ayaklı yolcular için anlatıyor. Otomobilde güvenli seyahatten doğru iletişime, molalardan köpeğin konforuna kadar yolculukta bilinmesi gereken temel noktaları filmin sevimli kahramanı eşliğinde aktarıyor. Film, Mercedes-Benz Türkiye’nin HAÇİKO ile sürdürdüğü iş birliğinin de yeni bir adımını oluşturuyor. Mercedes-Benz Türkiye, HAÇİKO ile birlikte hayata geçirdiği Evpati – Yaşam ve Eğitim Çiftliği ile hayvanların bakım ve sahiplendirme süreçlerine destek veriyor.
Mercedes-Benz Türkiye bu kez desteğini, sahiplenen herkes için faydalı bir içeriğe dönüştürüyor. “İlk Yolculuk”, bir reklam çalışmasının ötesine geçerek yeni bir köpek sahiplenenler için pratik bir yolculuk rehberi sunuyor. Böylece sahiplenmeyle başlayan yeni hayatın seyahatleri, daha güvenli ve huzurlu bir tecrübeye dönüşüyor.
İşe alımda yapay zekâ dönemi hızlanıyor: Şirketlerin yüzde 51’i AI kullanıyor
Yapay zekâ, işe alım süreçlerinde şirketlerin en önemli yardımcılarından biri haline gelirken, kullanım oranları son iki yılda hızla artıyor. İdenfit’in değerlendirmelerine göre şirketlerin yüzde 51’i işe alım süreçlerinde yapay zekâdan yararlanıyor. AI destekli uygulamalar işe alım ekiplerine haftada ortalama bir iş günü kazandırırken, teknoloji özellikle iş ilanı hazırlama, aday iletişimi, CV tarama ve ön değerlendirme gibi süreçlerde yaygınlaşıyor.
Yapay zekâ, şirketlerin işe alım süreçlerinde giderek daha fazla sorumluluk üstlenirken, kullanım alanı CV taramasının çok ötesine geçiyor. İş ilanı ve aday mesajlarının hazırlanmasından aday arama ve eşleştirmeye, ön elemeden mülakat planlamaya kadar pek çok aşamada kullanılan yapay zekâ, insan kaynakları ekiplerinin operasyonel yükünü azaltıyor.
İki yılda AI kullanımında dikkat çekici artış
İdenfit’in değerlendirmelerine göre küresel ölçekte şirketlerin yapay zekâyı işe alım süreçlerine entegre etme oranı son iki yılda belirgin biçimde yükseldi. LinkedIn verilerine göre yapay zekâyı işe alım süreçlerine aktif olarak entegre eden veya denemeye başlayan şirketlerin oranı 2024’te yüzde 27 iken, 2025’te yüzde 37’ye çıktı. İnsan Kaynakları Yönetimi Derneği (SHRM) verileri de yapay zekânın insan kaynaklarındaki yükselişini ortaya koyuyor. Genel İK süreçlerinde yapay zekâ kullanımı 2024’te yüzde 26 seviyesindeyken 2025’te yüzde 43’e yükseldi. İşe alım özelinde ise şirketlerin yüzde 51’i 2025 itibarıyla yapay zekâ kullandığını belirtiyor.
AI en çok ilan ve aday iletişiminde kullanılıyor
Şirketlerin yapay zekâdan en yoğun yararlandığı alanların başında içerik üretimi ve aday iletişimi geliyor. Yapay zekâ kullanım oranı iş ilanı metni hazırlamada yüzde 73’e, aday e-postası ve mesajı hazırlamada yüzde 68,6’ya, adaylara otomatik mesaj göndermede yüzde 49,6’ya ulaşıyor. CV tarama ve ön elemede ise kullanım oranı yüzde 32,1 seviyesinde bulunuyor. Aday arama ve eşleştirme, ön değerlendirme sorularının oluşturulması, mülakat planlama, yetkinlik değerlendirme ve mülakat notlarının özetlenmesi de yükselen kullanım alanları arasında yer alıyor. Bu tablo, şirketlerin yapay zekâyı şimdilik daha çok tekrarlayan, yüksek hacimli ve zaman alan operasyonlarda konumlandırdığını gösteriyor.
İK ekiplerine haftada bir iş günü kazandırıyor
Yapay zekânın işe alım süreçlerindeki en belirgin etkilerinden biri zaman tasarrufu olarak öne çıkıyor. Global araştırmalar, AI araçlarının işe alım ekiplerine haftada ortalama bir iş günü kazandırabildiğine işaret ediyor. Şirket uygulamalarında AI destekli otomasyonla toplam işe alım süresinde yüzde 33’ten yüzde 60’ın üzerine çıkan iyileşmeler ölçülüyor. Bu kazanım özellikle CV tarama, ön değerlendirme, adaylarla iletişim ve mülakat planlama gibi yüksek hacimli operasyonlarda ortaya çıkıyor. SHRM’nin 2025 araştırmasına göre yapay zekâ kullanan İK profesyonellerinin yaklaşık yüzde 90’ı teknolojinin kendilerine zaman kazandırdığını veya verimliliklerini artırdığını belirtiyor.
Yapay zekânın asıl rolü insan kaynağını ikame etmek değil
İdenfit CEO’su Onur Bayındır, yapay zekânın İK’daki dönüşümünün yalnızca hız üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor:
“Yapay zekânın işe alımda asıl değeri, kararı vermesinde değil, doğru kararı verecek insanlara zaman kazandırmasında. CV taramak, adaylara aynı bilgileri tekrar tekrar iletmek, mülakatları planlamak gibi yüksek hacimli işleri teknolojiye devrettiğimizde İK ekipleri aday deneyimine, yetkinlik değerlendirmesine ve işe alım yöneticilerine daha fazla zaman ayırabiliyor. Teknolojinin burada insan kaynağının yerini almak yerine, İK ekiplerinin daha stratejik işlere odaklanmasını sağlayan bir yardımcı olarak konumlanması önemli.”
AI kullanan şirketlerde aday seçme yeteneği gelişiyor
Yapay zekânın işe alım kalitesine etkisi konusunda da dikkat çekici veriler bulunuyor. Yapay zekâ kullanan şirketlerin yüzde 24’ü en uygun adayları belirleme yeteneklerinin geliştiğini bildiriyor. LinkedIn verileri ise AI destekli işe alım uygulamalarını yoğun kullanan şirketlerde kaliteli işe alım yapma olasılığının yüzde 9’a kadar yükseldiğine işaret ediyor. Ancak şirketlerin yapay zekâyı kullanması tek başına daha kaliteli işe alım anlamına gelmiyor. LinkedIn araştırmasına göre şirketlerin yalnızca yüzde 25’i işe alım kalitesini doğru ölçebildiğinden yüksek düzeyde emin. SHRM verisinde ise şirketlerin yalnızca yüzde 20’si işe alım kalitesini sistematik olarak takip ediyor. Bu nedenle AI destekli işe alım uygulamalarının başarısının yalnızca süreçte sağlanan hızla değil, işe alım sonrasındaki performans ve çalışanı elde tutma gibi sonuçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Büyük şirketler AI kullanımında önde
Yapay zekâ kullanımında şirketlerin büyüklüğü ve sektörleri de belirleyici oluyor. SHRM verilerine göre İK süreçlerinde AI kullanımı özel şirketlerde yüzde 45, kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda yüzde 38, yerel yönetimlerde yüzde 35 ve kamu kuruluşlarında yüzde 19 seviyesinde. Bilgi teknolojileri, finans ve sigorta, profesyonel ve teknik hizmetler, üretim, inşaat ve enerji sektörleri ise yapay zekâ kullanımının daha yoğun olduğu alanlar arasında bulunuyor. Büyük şirketlerin yüksek başvuru hacmi, daha gelişmiş veri altyapısı ve teknoloji yatırımlarına ayırabildikleri daha yüksek bütçeler nedeniyle dönüşümde öne çıktığı görülüyor.
Aday deneyiminde hız kadar insan dokunuşu da önemli
Yapay zekânın işe alım süreçlerinde yaygınlaşması aday deneyimini de yeniden şekillendiriyor. Hızlı geri dönüş, kolay mülakat planlama ve düzenli bilgilendirme adayların süreçte daha iyi bir deneyim yaşamasını sağlayabiliyor. Ancak insan iletişiminin tamamen ortadan kalkması veya adaylara değerlendirme süreci hakkında yeterli açıklama yapılmaması güven kaybına yol açabiliyor. Buna karşılık nihai işe alım kararının tamamen yapay zekâya bırakılması da güven, etik ve mevzuat açısından tartışmaları beraberinde getiriyor.
İdenfit, teknolojinin adayın değerlendirilmesini destekleyen bir araç olarak konumlandırılmasının, insan değerlendirmesiyle birlikte kullanıldığında daha sağlıklı sonuçlar sağlayacağına dikkat çekiyor.
İdenfit’in platform verileri de yapay zekâ destekli işe alım süreçlerinin performansını ölçmek için farklı göstergeler sunuyor. AI mülakat daveti ve tamamlama oranları, adayların AI mülakatını terk ettiği aşamalar, başvurudan ilk değerlendirmeye ve mülakata geçiş süreleri ile işe alım dönüşümü en yüksek kaynaklar bu göstergeler arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde işe alım teknolojilerinde başarıyı belirleyecek temel kriter yalnızca daha fazla AI kullanmak olmayacak. Asıl farkı, yapay zekânın sağladığı verimlilik kazanımlarını insan değerlendirmesiyle birleştirerek daha iyi aday deneyimi ve daha kaliteli işe alım sonuçlarına dönüştürebilen şirketlerin yaratması bekleniyor.
ÇİFTÇİNİN TELEFONU DİJİTAL ZİRAAT MÜHENDİSİNE DÖNÜŞÜYOR
Güneydoğu’nun fıstık üretimindeki sessiz kaybına yapay zekâlı çözüm: FATGES
Türkiye’nin fıstık üretiminde son yıllarda önemli bir merkez haline gelen Batman’da, üreticilerin yaşadığı hastalık, zararlı ve verim kaybı sorunlarına yapay zekâ destekli çözüm geliyor. Boğaziçi Teknopark Batman Girişim Ofisi bünyesinde geliştirilen FATGES, Antep ve Siirt fıstığına özel olarak eğitilen yapay zekâ teknolojisiyle çiftçilerin tarladaki sorunları hızlı ve doğru şekilde tespit etmesine, toprak analizlerini anlamlandırmasına ve üretim süreçlerini daha verimli yönetmesine yardımcı oluyor.
Batman’da 129 binin üzerinde dekarlık alanda fıstık üretimi yapılırken, bu alanların yalnızca yüzde 2’sinin profesyonel ziraat mühendisliği hizmetlerinden yararlanabildiği belirtiliyor. Üreticilerin büyük bölümünün hastalık ve zararlılarla ilgili teşhis ve mücadele süreçlerinde geleneksel bilgi aktarımına başvurması, yanlış müdahaleler ve verim kayıpları riskini artırıyor. FATGES ise teknolojiyi doğrudan üreticinin kullanımına sunarak bu açığı kapatmayı hedefliyor.
Bir Yaprak Fotoğrafı, Hastalığın Teşhisi İçin Yeterli
“Fıstık ve Tarımsal Gelişim Entegre Sistemleri” ifadesinin kısaltmasından oluşan FATGES, Antep ve Siirt fıstığına özel geliştirilen yapay zekâ altyapısıyla üreticinin günlük tarım kararlarını kolaylaştırıyor. Çiftçi, şüphelendiği bir yaprağın fotoğrafını akıllı telefonuyla çekerek sisteme yüklediğinde, yapay zekâ hastalık veya zararlı ihtimalini analiz ederek üreticiye hızlı bir değerlendirme sunuyor.
Sistemin sunduğu çözüm bununla da sınırlı kalmıyor. Karmaşık toprak analiz raporlarını üreticinin anlayabileceği sade bir formata dönüştüren FATGES, tarlaya özel gübreleme ve ilaçlama önerilerinin oluşturulmasına yardımcı oluyor. Böylece profesyonel tarımsal danışmanlığa erişimin sınırlı olduğu bölgelerde, çiftçinin günlük üretim kararlarında dijital bir destek mekanizması oluşturulması amaçlanıyor.
Pahalı Donanımlara Gerek Kalmadan Tarlalar Takip Edilebiliyor
FATGES’in öne çıkan özelliklerinden biri de üreticinin yeni ve maliyetli bir teknolojik altyapı kurmasını gerektirmemesi. Akıllı telefon üzerinden kullanılabilen sistem, uydu görüntüleri aracılığıyla tarlaların uzaktan izlenmesine de olanak sağlıyor. Hasat döneminde artan hırsızlık riskine karşı ise isteğe bağlı akıllı güvenlik kameralarının mobil uygulamaya entegre edilmesi planlanıyor.
Bu yapısıyla FATGES, tarım teknolojisini yalnızca büyük ölçekli ve yüksek teknoloji yatırımı yapabilen işletmelerin kullanımına sunmak yerine, doğrudan küçük ve orta ölçekli üreticinin günlük hayatına taşımayı hedefliyor.
Genel Tarım Uygulamalarından Farklı: Fıstığın Dilini Öğreniyor
FATGES’i benzer tarım teknolojilerinden ayıran temel unsurlardan biri, genel amaçlı bir tarım yapay zekâsı olmak yerine doğrudan Antep ve Siirt fıstığına odaklanması. Bölgenin toprak ve iklim koşullarında yetişen bu ürünlere ilişkin özel olarak eğitilen yapay zekâ altyapısı, akademik doğrulama süreçleriyle de destekleniyor.
Projenin geliştirilme sürecinde Batman, Siirt ve Harran üniversitelerinden akademisyenlerin doğrulama katkıları sağlanırken, yazılım mühendisliği ile ziraat bilgisini aynı projede buluşturan genç ekip, bölgesel tarımın ihtiyaçlarına teknoloji tabanlı çözümler geliştirmeye odaklanıyor.
Hedef: Güneydoğu’da Her Fıstık Ağacını Akıllandırmak
Boğaziçi Teknopark’ın girişimcilik ekosistemini İstanbul’un ötesine taşıyan yapılanmalarından biri olan Batman Girişim Ofisi, bölgenin yerel ihtiyaçlarına teknoloji ve inovasyon odaklı çözümler geliştiren girişimlerin desteklenmesinde önemli bir rol üstleniyor. FATGES de bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Girişim, önümüzdeki dönemde ilk aşamada Batman’da 1.500’ün üzerinde üreticiye ulaşmayı, ardından Siirt, Şanlıurfa ve Diyarbakır’a açılmayı hedefliyor. “Güneydoğu’da her fıstık ağacını akıllandırmak” vizyonuyla geliştirilen FATGES, bölgenin köklü fıstık üretim kültürünü yapay zekâ ve dijital tarım teknolojileriyle buluşturarak hem üreticinin karar alma süreçlerini kolaylaştırmayı hem de tarımsal verimliliği artırmayı amaçlıyor.
Boğaziçi Teknopark çatısı altında geliştirilen bu teknoloji, bir yandan geleneksel tarım bilgisini dijital verilerle güçlendirirken diğer yandan Güneydoğu Anadolu’nun tarımsal potansiyelini yeni nesil teknolojilerle buluşturuyor. FATGES’in hedefi ise basit: Çiftçinin elindeki telefonu, tarlasının ihtiyaçlarını anlayan dijital bir ziraat mühendisinin gücüne dönüştürmek.
Noterliklerde kimlik doğrulamada KVK uyumlu parmak izi doğrulama yaygınlaşıyor
Türkiye Noterler Birliği, sahtecilik ve dolandırıcılığın önüne geçmek ve işlem güvenliğini artırmak amacıyla parmak iziyle kimlik doğrulama uygulamasının tüm noterliklerde yaygınlaştırılmasına yönelik adım attı. Bakanlık onaylı Kimlik Doğrulama Hizmet Sağlayıcısı biOnay, güvenlik standartlarına uygun, yerli teknoloji altyapısıyla noterliklerin biyometrik kimlik doğrulama süreçlerine güvenli bir çözüm sunuyor.
Noterlik işlemlerinde kimlik doğrulamada yeni bir dönem başlıyor. Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Türkiye Noterler Birliği, vatandaşların hak kaybı yaşamasının önüne geçmek ve sahte kimlik kullanımına karşı güvenliği artırmak amacıyla, yeni nesil T.C. Kimlik Kartları üzerinden parmak iziyle doğrulama sisteminin ülke genelinde yaygınlaştırılması için noterliklere resmi yazıyla bildirimde bulundu.
Uygulama ile noterlikte işlem yapan kişinin kimliği, çipli T.C. Kimlik Kartı ve parmak izi birlikte doğrulanarak kontrol ediliyor. Böylece yalnızca kimlik kartının gerçekliği değil, kartı kullanan kişinin de kartın gerçek sahibi olup olmadığı doğrulanıyor.
Kimlik kartı ve parmak izi aynı anda doğrulanıyor
Elektronik Kimlik Doğrulama Sistemi (EKDS) kapsamında çalışan biOnay çözümünde, çipli T.C. Kimlik Kartı ile parmak izi eş zamanlı olarak doğrulanıyor. Biyometrik veri herhangi bir sunucuya gönderilmiyor, kaydedilmiyor veya saklanmıyor; doğrulama işlemi cihaz üzerinde anlık olarak gerçekleştiriliyor. Böylece işlem güvenliği artırılırken kişisel verilerin gereğinden fazla işlenmesinin de önüne geçiliyor. Türkiye Noterler Birliği’nin 11 Ağustos 2026 tarihli yazısıyla noterliklerde kullanımının yaygınlaştırılması gündeme gelen sistemde kullanılan biOnay Kart Erişim Cihazları, İçişleri Bakanlığı EKDS Yönetmeliği kapsamında gerekli Ortak Kriterler ve TSE Uygunluk belgelerine sahip bulunuyor.
biOnay Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Ümit Yaşar Usta, biyometrik doğrulamanın noterlik işlemlerinde güvenlik açısından önemli bir katman oluşturduğunu belirterek, “Noterlik işlemlerinde kişinin gerçekten kim olduğunu güvenilir biçimde doğrulamak, vatandaşların hak kayıplarının ve sahtecilik kaynaklı mağduriyetlerin önlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Parmak izi ve kimlik kartının birlikte doğrulanması, bu güvenliği güçlendiren önemli bir teknoloji. biOnay olarak, güvenlik standartlarına uygun yerli teknolojimizle noterliklerin güvenli kimlik doğrulama ihtiyacına uçtan uca çözüm sunuyor, uygulamanın ülke genelinde yaygınlaşmasına teknoloji altyapımızla katkı sağlıyoruz. Aynı sistemle ülke genelinde 973 tapu müdürlüğünde dört yılda 10 milyonun üzerinde parmak izi kimlik doğrulama başarıyla gerçekleştirildi. Sistemi kullanan tapu müdürlükleri, bazı bankalar ve noterliklerde sahte kimlik kullanan veya başkasının kimliğiyle işlem yapmak isteyen kötü niyetli kişiler yakalandı; bazı olaylar basında yer buldu. Kimlik doğrulama cihazlarının en önemli katkısı kötü niyetli kişiler için caydırıcı olması” dedi.
Kesişen Riskler Çağında İş Dünyasının Yeni Başarı Tanımı Sustainable Brands Türkiye 2026’da Şekillenecek
Sürdürülebilirlik alanının önde gelen buluşmalarından biri olan Sustainable Brands Türkiye, 29-30 Eylül tarihlerinde Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da “ALL RISE: Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş” temasıyla düzenlenecek. İş dünyasının liderlerini, marka yöneticilerini, akademiyi ve dönüşüm öncülerini buluşturacak konferansta, jeopolitik kırılmalar, ekonomik dalgalanmalar, yapay zekâ destekli dönüşüm ve COP31 ile şekillenen yeni gündemin ışığında tartışılacak.
Dünyanın önde gelen sürdürülebilirlik platformlarından Sustainable Brands’in Türkiye organizasyonu olan ve bu yıl 14’üncü kez düzenlenecek Sustainable Brands Türkiye; iş dünyasının gündemine yön veren içerikleri, küresel perspektifleri ve farklı sektörlerden temsilcileri aynı çatı altında buluşturacak. Bugüne kadar 20 binden fazla katılımcı, 1.600’ü aşkın konuşmacı ve 400’den fazla oturuma ev sahipliği yapan Sustainable Brands Türkiye, 29-30 Eylül tarihlerinde kurumların değişen ekonomik, çevresel ve toplumsal koşullar karşısında nasıl daha dayanıklı, çevik ve etkili yapılar oluşturabileceğine odaklanacak.
Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş
İklim, regülasyon ve dönüşüm gündeminde COP31 ile hız kazanan küresel gelişmeler de konferansın önemli başlıkları arasında yer alacak. Bu gelişmelerin iş dünyası, marka stratejileri ve rekabet gücü üzerindeki etkileri farklı sektörlerden uzmanların katkılarıyla değerlendirilecek.
Konferans boyunca dayanıklılığı, güveni ve uzun vadeli değer yaratmayı destekleyen stratejiler; yapay zekâdan tüketici davranışlarına, değer zincirlerinden yeni iş modellerine kadar farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla ele alınacak. Belirsizlikler karşısında güven inşa eden, dayanıklılığını artıran ve değişime yön verebilen şirketlerin rekabet avantajını nasıl güçlendirebileceği, konferansın temel tartışma başlıkları arasında yer alacak.
Sustainable Brands Türkiye Ülke Başkanı Semra Sevinç, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün iş dünyası, birbirini besleyen ekonomik, jeopolitik, teknolojik ve toplumsal risklerin aynı anda yaşandığı yeni bir gerçeklikle karşı karşıya. Bu yeni dönemde başarıyı belirleyen yalnızca büyümek değil; belirsizlikler karşısında dayanıklı, güvenilir ve geleceğe hazır kalabilmek. Sürdürülebilirlik de artık yalnızca çevresel ya da sosyal bir sorumluluk alanı değil; kurumların rekabet gücünü, güvenini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini şekillendiren stratejik bir iş yaklaşımı. Sustainable Brands Türkiye 2026’da amacımız; farklı sektörlerden liderleri ortak bir zeminde buluşturarak yeni fikirlerin, güçlü iş birliklerinin ve geleceğe hazır iş modellerinin gelişimine katkı sağlamak. Çünkü kesişen riskler çağında dönüşüm tek başına değil, birlikte mümkün.”
İkinci El Araç Pazarında ilk 7 Ayda Satışlar 5 Milyonu Aştı
İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde 5 milyon adet seviyesini aştı. 2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, “Pazarda yıllık bazda yüzde 2,7 civarındaki gerilemeyi bir talep kaybından ziyade, olağanüstü yüksek satış hacimlerinin ardından yaşanan bir normalleşme olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde finansmana erişim, sıfır araç kampanyaları, tüketici güveni ve araç fiyatlarının enflasyon karşısındaki seyri belirleyici olacak.” dedi.
İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde 5 milyon adetlik satış seviyesini geride bıraktı. Yılın ilk 7 ayında toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,7 oranında gerileyerek 5 milyon 35 bin 390 adet olarak gerçekleşti. Temmuz ayında ise satışlar yıllık bazda yüzde 12,8 azalarak 732 bin 594 adet seviyesinde kayıtlara geçti.
Sektördeki son verileri değerlendiren 2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, yaşanan düşüşü bir talep kaybı olarak görmediklerini belirterek, “Pazarda yıllık bazda yüzde 2,7 civarındaki gerilemeyi bir talep kaybından ziyade, olağanüstü yüksek satış hacimlerinin ardından yaşanan bir normalleşme olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Önümüzdeki dönemde finansmana erişimin, sıfır araç kampanyalarının, tüketici güveninin ve araç fiyatlarının enflasyon karşısındaki seyrinin belirleyici olacağına dikkati çeken Ülgür, pazarın yıl sonunda 8,5 ile 9 milyon adet aralığında bir hacimle tamamlanmasını beklediklerini ifade etti.
“Satılan her 4 araçtan biri tasarruf finansmanı ile alınıyor”
Yüksek faiz ortamı ve kredi erişiminde yaşanan kısıtlamaların tüketicileri alternatif finansman modellerine yönelttiğini aktaran Ülgür, mevcut durumda pazarda satılan her 4 araçtan 1’inin bu yöntemle satın alındığını kaydetti.
Orhan Ülgür ayrıca döviz kurları ve enflasyonun mevcut seyrini koruması halinde, ikinci el araç fiyatlarında ciddi bir yükseliş beklemediklerini belirterek, özellikle yılın Kasım ve Aralık aylarında sıfır araç markalarının hedeflerini yakalamak için düzenleyeceği kampanyaların da ikinci el piyasasındaki fiyat artışlarını sınırlayacağını sözlerine ekledi.
Tüm ihtiyaçlara yönelik çözümler 2PLAN’DA
Müşterilerine takas desteği ve finansman çözümleri sunan 2PLAN, araç satımı sonrasında da servis hizmetleriyle müşterilerinin yanında olmaya devam ediyor. Ayrıca kalite ve müşteri memnuniyetini merkeze alan 2PLAN, Servis Plan iş birliğiyle hayata geçirilen ‘2PLAN Güvence’ ve ‘2PLAN Güvence Plus’ paketlerinin yanı sıra elektrikli araçlara özel ‘E-Plan’ paketiyle satış sonrası hizmet standardını ileri taşıyor.
2PLAN’ın geniş ürün yelpazesini keşfetmek ve yeniliklerden haberdar olmak isteyen müşteriler, 2PLAN Terminal İstanbul ve İzmir’i veya Türkiye’de birçok bölgede yer alan 2PLAN bayilerini de ziyaret edebiliyor. www.2plan.com.tr web adresi ile “@2plantr” Instagram hesabı başta olmak üzere sosyal medya kanalları üzerinden istedikleri araçlara kolayca ulaşabiliyor.
OYAK Çimento’nun kadın çalışanlara yönelik programı
CEMENTA 2026’da ilk dönem başarıyla tamamlandı
Ağır sanayide kadın temsilini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmeyi hedefleyen OYAK Çimento, yalnızca kadınlara özel olarak kurguladığı CEMENTA Programı’nın 2026 yılı ilk dönemini başarıyla tamamladı. Program kapsamında gelişim süreçlerini bitiren 11 kadın çalışan; Adana, Mardin ve Ankara fabrikalarında sahada göreve başladı.
Türkiye çimento ve beton sektörünün lideri OYAK Çimento, kadınların üretim ve teknik alanlardaki temsilini artırma hedefi doğrultusunda 2026 yılında ilk kez hayata geçirdiği CEMENTA Programı’nın ilk dönemini başarıyla tamamladı. Yalnızca kadınlara özel olarak tasarlanan programın bu döneminde Adana, Mardin ve Ankara fabrikalarından çok sayıda çalışan yer aldı.
Program kapsamında katılımcılar; fabrikalardaki Üretim, Bakım, Planlama ve Kalite Müdürlükleri bünyesinde bizzat sahada görev alarak teknik yetkinliklerini ve deneyimlerini güçlendiren özel bir gelişim sürecinden geçti. Bu kapsamlı süreci başarıyla tamamlayan 11 kadın çalışan, OYAK Çimento bünyesinde görevlerine resmen başladı. Yeni çalışma arkadaşlarının 4’ü Adana, 5’i Mardin ve 2’si Ankara Fabrikasında üretimin kalbinde yerini aldı. Kadın çalışanların üretim süreçlerine aktif katılımını artırmayı, teknik alanlardaki kadın temsilini güçlendirmeyi ve sektörde toplumsal cinsiyet eşitliğine öncülük edecek bir dönüşüme katkı sunmayı hedefleyen CEMENTA Programı, 21 Temmuz itibarıyla Aslan Fabrikasından katılan 3 yeni kişi ile gelişim yolculuğunu sürdürüyor.
“Eşit, kapsayıcı ve güçlü bir gelecek için çalışıyoruz”
CEMENTA Programı’nın ilk dönem mezunları ve projenin vizyonu hakkında değerlendirmede bulunan OYAK Çimento İnsan Kaynakları Ülke Direktörü Eda Güzeldemir Demiray, şunları söyledi: “CEMENTA ile kadın çalışanlarımızın üretim süreçlerine aktif katılımını artırmayı, teknik alanlardaki kadın temsilini güçlendirmeyi ve sektörümüzde toplumsal cinsiyet eşitliğine öncülük edecek sürdürülebilir bir dönüşüme katkı sunmayı hedefliyoruz. 2026 yılında yalnızca kadınlara özel olarak hayata geçirdiğimiz bu programla 11 çalışma arkadaşımızın Adana, Mardin ve Ankara fabrikalarımızda göreve başlamasının mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Programımızın 21 Temmuz itibarıyla Aslan Fabrikamızdan katılan 3 yeni çalışma arkadaşımızla devam etmesiyle birlikte, kadınların teknik ve saha rollerinde daha fazla yer almasını kararlılıkla desteklemeyi sürdürüyoruz. CEMENTA’nın ilk döneminde gösterdikleri başarı için tüm arkadaşlarımızı tebrik ediyor, OYAK Çimento’ya katılan yeni çalışma arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Birlikte daha kapsayıcı, eşit ve güçlü bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.”
CEMENTA adayları sisteme nasıl dahil oluyor?
Proje kapsamında adaylara ulaşmak için dijital platformlar, yerel yönetimler ve meslek yüksekokullarıyla iş birliği içeren çok kanallı bir strateji izleniyor. Başvurular, şirketin kariyer portalları ve bölge müdürlükleri aracılığıyla toplanıyor. Özellikle teknik liselerden ve meslek yüksekokullarından mezun olan, sahada çalışma motivasyonu yüksek kadınlara ulaşılmasına öncelik veriliyor. Seçim süreci; teknik testler, yetkinlik bazlı mülakatlar ve iş sağlığı güvenliği standartlarına uygun değerlendirmeleri kapsayan titiz bir eleme sisteminden oluşuyor.
Projenin ilk fazında Ankara, Mardin ve Adana illerindeki fabrikalarda toplam 15 kadın çalışan istihdam edildi. Bu çalışanlar; çimento üretim süreçlerinin en kritik noktaları olan üretim hattı operatörlüğü, mekanik ve elektrik bakım-onarım birimleri ile laboratuvar ve kalite kontrol departmanlarında görevlendirildi. Adayların özellikle dijitalleşen üretim hatlarının yönetimi ve sürdürülebilirlik odaklı teknik pozisyonlara yoğun ilgi göstermesi, projenin teknoloji odaklı vizyonunu destekler nitelikte.
Kapsamlı gelişim ve kariyer takibi
CEMENTA bünyesinde istihdam edilen kadınlara sadece bir iş imkânı değil, sağlanan mesleki ve kişisel gelişim becerilerini destekleyici imkanların da katkısıyla bütünsel bir kariyer yolculuğu sunuluyor. Şirket, çalışanlarının teknik uzmanlıktan yönetimsel sorumluluklara uzanan yoldaki gelişimlerini profesyonel olarak takip ediyor ve sürdürülebilir bir kariyer ilerlemesi için gerekli tüm kaynakları sağlıyor. Teknik uzmanlıklarını artıracak iş başı eğitimleri ve sertifikasyon programlarına katılan çalışanlar ayrıca iletişim, problem çözme ve liderlik gibi becerilerini geliştirecek mentorluk destekleri alıyor.
Geleceğin Binalarını İklim Tasarlıyor
İklim Değişikliği Binalarda Tasarım Kriterlerini Değiştiriyor
Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi (JRC)’nin 2026 yılında yayımladığı araştırma, dünyada 48 milyon kişinin termal konfor için yüksek enerji ihtiyacı bulunan bölgelerde yaşadığını ve bu sayının 2100’e kadar iki ila üç katına çıkabileceğini gösteriyor. İklimlendirme sektörünün öncü markalarından Form Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, artan sıcaklıklarla birlikte projelerde kapasite ve sistem seçimlerinin değişen iklim koşulları gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İklim değişikliğiyle birlikte binaların ısıtma ve soğutma ihtiyaçları da farklılaşıyor. Bu değişim, iklimlendirme sistemlerinin tasarımında dikkate alınan koşulların yeniden değerlendirilmesini gerekli kılıyor. Dünya genelinde 2 milyardan fazla binayı değerlendiren JRC’nin araştırması, binanın yaşı ve mimari özelliklerinden yerel iklime ve ısıtma-soğutma sistemlerinin verimliliğine kadar birçok unsurun termal konfor için gereken enerjiyi etkilediğini gösteriyor. İklimlendirme sektörünün öncü markalarından Form, 60 yılı aşkın mühendislik birikimiyle proje başlangıcından itibaren yapının kullanım biçimini, ısı yükünü, iklim koşullarını ve uzun vadeli işletme ihtiyaçlarını birlikte ele alarak iklimlendirme sistemlerini değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde kurgulanmasına destek oluyor. İklimlendirme projelerinde geçmiş iklim verilerinin günümüzde tek başına yeterli olmayacağını belirten Form Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, değişen dış hava koşullarında sistemlerin göstereceği performansın da tasarım hesaplarına dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Geleceğin Isı Yükleri Bugünden Hesaplanıyor
Form Şirketler Grubu’nun mühendislik yaklaşımında sistem kapasitesi sadece alan büyüklüğüne göre belirlenen standart bir hesap olarak ele alınmıyor. Alan ölçümü ve ısı yükünün yanı sıra yapının güneş alma yönü, cam yüzeyleri, kullanım yoğunluğu, içeride ısı üreten ekipmanlar ve çalışma süreleri gibi değişkenler de iklimlendirme ihtiyacını doğrudan etkiliyor. Bu verilerin proje aşamasında, partnerlerle birlikte doğru değerlendirilmesi, gereğinden büyük veya yetersiz kapasite seçimlerinin önüne geçerken enerji tüketimi, iç ortam konforu ve sistemin uzun vadeli performansı açısından da önem taşıyor. Form Şirketler Grubu, yeni yapılarda sistemlerin bu parametrelere göre kurgulanmasını, mevcut yapılarda ise değişen kullanım ve iklim koşullarına göre ihtiyacın yeniden değerlendirilmesini mühendislik sürecinin temel parçaları arasında görüyor.
Mühendislik Perspektifi İklimlendirmeyi Dönüştürüyor
Form Şirketler Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Form MHI Klima Sistemleri ve Form Endüstri Ürünleri, farklı yapı tipleri ve kapasite ihtiyaçlarında proje partnerleri ile birlikte grubun mühendislik birikimini uygulamaya taşıyor. Form MHI Klima Sistemleri; VRF, split, multi split, profesyonel klima sistemleri ve ısı pompalarıyla konut ve ticari yapılara yönelik iklimlendirme alanında faaliyet gösteriyor. Özellikle ticari uygulamalarda alan ölçümü, ısı yükü ve kullanım profilinin birlikte değerlendirilmesi, doğru kapasite ve sistem kurgusunun oluşturulmasında temel rol oynuyor.
Form Endüstri Ürünleri ise ticari ve endüstriyel merkezi iklimlendirme alanında; soğutma grupları ve ısı pompalarından klima santralleri, fancoiller, ısı geri kazanım cihazları, soğutma kuleleri ve rooftop paket klima sistemlere uzanan çözümler sunuyor. Otel, hastane, ticari yapı ve üretim tesisleri gibi farklı kullanım koşullarına sahip projelerde sistemler; iç hava kalitesi, enerji verimliliği, kesintisiz çalışma ihtiyacı ve yapının farklı bölümlerindeki yükler dikkate alınarak projeye özel kurgulanıyor. Böylece aynı mühendislik yaklaşımı, konut ölçeğinden büyük merkezi sistemlere kadar yapının özelliklerine göre farklılaşıyor.
“İklimlendirme Sistemleri Geleceğin Koşullarına Göre Tasarlanmalı”
İklim değişikliğinin iklimlendirme mühendisliği üzerindeki etkisini değerlendiren Form Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tunç Korun, “İklim koşulları değiştikçe binaların ısıtma ve soğutma ihtiyaçları da değişiyor. Daha uzun süren sıcak dönemler, farklılaşan soğutma yükleri ve artan enerji ihtiyacı, iklimlendirme sistemlerinin geçmişteki kabullerle tasarlanmasını giderek zorlaştırıyor. Bu nedenle doğru kapasiteyi belirlerken yapının konumu, kullanım biçimi, ısı yükleri ve çalışma koşullarını ve yeni iklim (sıcaklık) değerlerini bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. İklim dayanıklılığı sistem kurulumundan önce, tasarım aşamasında ele alınmalı. Gelecekte oluşabilecek yük değişimleri ise mühendislik hesaplarının bir parçası haline getirilmeli. Form Şirketler Grubu olarak 60 yılı aşkın mühendislik birikimimizle iklimlendirme sistemlerinin yalnızca bugünün konfor ihtiyacına göre değil, yapıların uzun vadede karşılaşabileceği koşulları da gözeterek ele alınmasını önemsiyoruz. Form MHI Klima Sistemleri ve Form Endüstri Ürünleri bünyesinde farklı yapı tipleri ve ölçeklerde edinilen uygulama deneyimi de bu mühendislik yaklaşımımızı destekliyor. Önümüzdeki dönemde iklimlendirme sektörünün en önemli gündemlerinden birinin, değişen iklim koşullarında konfor ve enerji verimliliğini birlikte sürdürebilen sistemler geliştirmek olacağını değerlendiriyoruz.” dedi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.





