
6 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle SP Kayseri İl Kadın Kolları başkanı Şehadet Özçelik’in açıklaması
İnsan hakları, insan olmanın en temel değeridir. Her bireyin onuru, inancı, düşüncesi, kimliği ve yaşam hakkı dokunulmazdır.
Bu dokunulmazlık; devletin hukuki sorumluluğu, toplumun ise vicdani yükümlülüğüdür. İnsan haklarının korunmadığı bir düzen, adaletin ve toplumsal barışın sürdürülebilirliğini de tehlikeye atar.
Bugün, dünyada ve ülkemizde insan hakları ihlallerinin çeşitli şekillerde derinleştiği bir dönemin içinden geçiyoruz. Yoksulluk, ayrımcılık, şiddet, keyfi uygulamalar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, hukuki güvencenin zayıflaması; bireylerin yaşam kalitesini olduğu kadar toplumsal huzuru da olumsuz etkilemektedir.
Bütün bu sorunlar; insan haklarının korunması ve güçlendirilmesi gerektiğini her zamankinden daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Biz, hakların görünür olduğu, özgürlüklerin güvence altına alındığı, kimsenin dışlanmadığı ve adaletin herkese eşit şekilde ulaştığı bir Türkiye idealine inanıyoruz. İnsan hakları, yalnızca belirli bir grubun değil; toplumun her kesiminin ortak meselesidir.
Haklarını kaybeden bir toplum; sesini, iradesini ve yarınlarını kaybeder. Bu nedenle insan haklarını korumak, siyasi bir tercih değil; insani bir zorunluluktur.
Saadet Partisi olarak; hukukun üstünlüğünün esas alındığı, ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, sosyal destek mekanizmalarının güçlendirildiği, ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı ve insan onurunun korunması için gerekli tüm politikaların hayata geçirilmesini savunuyoruz.
Bu anlayışla, 6 Aralık İnsan Hakları Haftası’nı; bir hatırlatma gününden öte, insan onurunu merkeze alan adil bir düzen kurma sorumluluğumuzu yeniden ifade ettiğimiz bir zaman dilimi olarak görüyoruz. Çünkü insan hakları, adaletin en temel ölçüsüdür; hakların korunduğu yerde adalet, adaletin olduğu yerde insan onuru yaşar.Ve bizim, bu adaleti yaşatmak için sözümüz var.
10 Aralık İnsan Hakları Günü: Evrensel Haklar, Küresel Bir Sorumluluk
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilerek insanlık tarihi açısından bir dönüm noktası oluşturduğunu belirten Doç. Dr.Damla Mursül, “Bu beyannamede yer alan ilkeler, bireylerin doğuştan sahip oldukları hakların eşitliğini ve evrenselliğini ilan ederek insan onuruna yaraşır bir yaşam için küresel bir çerçeve sundu,” dedi. 20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşının, ortak değerleri korumanın önemini acı bir biçimde gösterdiğini hatırlatarak, toplumsal barış ve adaletin sağlanabilmesi için eşitlikçi ve kapsayıcı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. “Eğitimden sağlığa, adaletten kültüre kadar her alanda ayrımcılıktan uzak, eşitlikçi bir anlayış hâkim kılınmadıkça gerçek bir barıştan söz edilemez,” ifadelerini kullandı.
“Bugün 122 Milyon İnsan Yerinden Edilmiş Durumda”
Günümüz dünyasında göç, savaş, etnik çatışma, iklim değişikliği ve ekonomik krizlerin insan hakları mücadelesini her zamankinden daha hayati hâle getirdiğini belirten Doç. Dr. Mursül, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre 2025 itibarıyla dünyada savaş, çatışma ve iklim krizi nedeniyle zorla yerinden edilmiş kişi sayısının 122 milyonu aştığını, bunun dünya nüfusundaki her 67 kişiden birine denk geldiğini paylaştı. Yerinden edilenlerin 43 milyonu mülteci, 73 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş kişi, 8 milyonu ise sığınmacı statüsünde bulunuyor. UNICEF verilerine göre ise 2010’dan bu yana yerinden edilen çocuk sayısı üç kat artarak 48 milyona ulaştı. “Bugün elimizdeki tüm bilgi ve teknolojik imkânlara rağmen milyonlarca insan hâlâ temel haklarına erişemiyor. Bu tablo, hak temelli politikaların, adaletin ve uluslararası iş birliğinin ne kadar yaşamsal olduğunu bize her gün yeniden hatırlatıyor,” dedi.
İnsan hakları bilincinin toplumun her kesimine yayılması için eğitim kurumlarının önemine vurgu yapan Doç. Dr. Mursül, “Üniversiteler sadece bilgi üreten değil, aynı zamanda değer inşa eden kurumlardır. Biz İstanbul Rumeli Üniversitesi olarak öğrencilerimizin yalnızca akademik başarıya değil, insani değerlere de sahip bireyler olarak yetişmeleri için çaba gösteriyoruz. Hak temelli düşünme biçimini gençlere kazandırmak, geleceğin adil ve barışçıl toplumlarını inşa etmenin en güçlü yoludur,” ifadelerini kullandı.
“10 Aralık, Bir Anma Günü Değil, Sorumluluk Çağrısıdır”
Son olarak, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nün yalnızca bir anma günü değil, insanlığa yönelik bir sorumluluk çağrısı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Mursül, “Farklılıkların bir arada yaşamayı zenginleştirdiği, herkesin eşit ve özgür bir yaşam sürdürebildiği bir toplum hedefi hepimizin ortak gayesidir. Bu hedefe ulaşmak için kolektif bir bilinçle hareket etmek, önyargıları, ayrımcılığı ve şiddeti reddeden bir yaşam kültürünü benimsemek zorundayız,” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



