
SES sendikası ve Emek Demokrasi güçleriyle, 17 Nisan 2012 günü görevi başında hasta yakınlarının şiddeti ile katledilen Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümünün, sağlık emek ve meslek örgütleri tarafından “Sağlık Emekçilerine Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edildiğine dikkat çekerek “sağlıklı bir toplum için şiddetsiz yaşam. Sağlık için demokrasi. Sağlık için herkese iş, aş, insani barınma ve eğitim”dedi.
Ortak açıklama şöyle.
Ne yazık ki, okullarımızda ardı ardına yaşanan şiddet olaylarının yol açtığı can kayıpları ve yaralanmalar anma günümüzün önüne geçmiştir.
Görüldüğü gibi şiddet sarmalı sadece işkolumuzu değil toplumun tüm kesimlerini içine almış durumdadır. Sağlıkta, sokakta, okulda, işyerinde, üniversitelerde yaygınlaşmaktadır.
Ülke olarak Şanlıurfa Siverek ve K. Maraş’ta birer gün arayla gerçekleşen saldırılarda çocuklarımızı, öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi kaybetmenin derin acısı, öfkesi ve sarsıntısı içerisindeyiz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin nasıl bu noktaya sürüklendiği sorusu bugün milyonların ortak sorusudur. Bu sorunun muhatabı ise çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidarın kendisidir.
İktidar eliyle uzun yıllardır uygulanan baskı politikaları, kendinden olmayan herkesi öteki görme yaklaşımı ile birlikte toplumda oluşturulan kamplaşma, beraberinde şiddet üretiyor. Uygulanan kutuplaştırma siyaseti nedeniyle kendini devlet gibi gören kesimlerde şiddete meyil artıyor.
Yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan milyonların bu durumu görmemesi için, ayrıştırma ve kutuplaştırma siyaseti özellikle derinleştiriliyor. Bu durumda da insanlar yaşadığı sıkıntıların sorunların kaynağını sistem olarak görmek ve hak elde etmek için mücadele etmek yerine, en yakınındakine şiddet olarak yansıtıyor. Bu nedenle de şiddet toplum içinde gittikçe bir kültür haline geliyor.
Okullarda yaşanan şiddet; eğitimden sağlığa, ekonomiden sosyal politikalara kadar yıllardır sürdürülen yanlış uygulamaların doğrudan sonucudur. Bu tabloyu yalnızca bir “güvenlik zafiyeti,” münferit bir mesele olarak görmek ya da sunmak, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Evet, okullarda ciddi bir güvenlik sorunu vardır. Bu ülkede kadınlar, çocuklar, öğretmenler, sağlık çalışanları ve emekçiler hemen herkesin yaşam hakkı tehlikededir.
Ancak asıl sorun; şiddeti sıradanlaştıran, cezasızlığı yaygınlaştıran, eşitsizliği derinleştiren ve gençleri geleceksizliğe mahkûm eden bu düzenin kendisidir.
Gençler bugün sadece okullarda değil; sokakta, evde, yaşamın her alanında büyüyen bir şiddet sarmalının içine itilmektedir. Suça sürüklenen çocuklar gerçeği de bu tablonun bir parçasıdır; tesadüf değil, sistematik bir sonuçtur.
Ekonomik kriz derinleştikçe; işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk büyüdükçe ortaya çıkan boşluk mafya ve çeteler tarafından doldurulmaktadır. Gençlerin geleceği ellerinden alınırken, şiddet ve suç örgütlenmeleri adeta teşvik edilmekte, büyütülmektedir.
Bu nedenle de normalleştirilmeye çalışılan şiddet kültürüne karşı sağlıklı bir toplum için bütünlüklü olarak mücadele etmek gerekir.
ERSİN ARSLAN’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ OLAN 17 NİSAN “SAĞLIK EMEKÇİLERİNE YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE GÜNÜNDE” KONUYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLERİMİZİ BİR KEZ DAHA PAYLAŞMAK İSTİYORUZ.
Toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek ancak toplumsal yaşamı demokratikleştirerek, birey ve toplumu özgürleştirerek ve eşitsizliklerle mücadele ederek; her bir bireyin yeterli beslenebildiği, uygun koşullarda barınabildiği, temiz suya ulaşımının mümkün olduğu, havanın kirletilmediği koşulları sağlayarak, temiz çevre ve güvenli gıdaya ulaşımın sağlandığı yani en temel insani ihtiyaçların karşılanması ile mümkündür. Sağlık hizmetleri, ancak tüm bu sıralananlarla birlikte toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye gibi toplumsal eşitsizliklerin derin olduğu ülkelerde, sağlık hizmetleri eşitsizlikleri en aza indirgenmesi hedefiyle de yapılandırılmak zorundadır. Sağlık emekçilerine yönelik şiddeti engellemenin birinci yolu toplumdan ve hizmet üreten emekçiden yana bir sistem inşa edilmesi ile mümkündür.
Elbette bu gerçekleşinceye kadar şiddeti engellemek için caydırıcı yasal düzenlemeler ile tedbirler alınmak zorundadır. Bunlardan bazıları;
- İşkolundaki emek ve meslek örgütleri olarak önerdiğimiz sağlıkta şiddet yasasının tek bir virgülü dahi değiştirilmeden kabul edilmesini istiyoruz.
- Sağlık emek-meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin önerileriyle güvenli çalışma alanları istiyoruz.
- Mesleklerimizi hedef gösteren tüm kitle iletişim araçlarının denetlenmesini istiyoruz.
- “Sağlıkta Dönüşüm” Programı hemen terk edilmelidir. Toplumu hastalıklardan koruyabildiğimiz; koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği bir sistem inşa edilmelidir. Bunun için hizmet sunanların ve alanların örgütlü yapıları aracılığıyla katıldığı, sağlık bakanlığı koordinasyonunda bir mekanizma ile yeni bir sağlık sistemi inşa çalışmaları derhal başlatılmalıdır.
- İdareci belirlemeleri liyakat kriterlerini taşıyan kişilerin aday olacağı ve çalışanlar tarafından seçimle belirleneceği şekilde olmalıdır.
Bunların dışında kısa vadede şiddetin toplumsal yaşamadan çıkarılmasında farkındalık yaratmak için;
Sağlık Bakanlığı diğer bütün kamu kurumlarına öncülük ederek; “sağlıklı bir toplum için şiddetsiz yaşam” “sağlık için demokrasi” “sağlık için herekse iş, aş, insani barınma ve eğitim” gibi temaları öne çıkaracak tarzda işkolunda örgütlü bizim gibi örgütlerin de desteğini alarak yeni bir kültür oluşması için çalışma yapmalıdır.
Ayrıca Cumhurbaşkanı, Sağlık Bakanı başta olmak üzere iktidar ve muhalefetin tanınan yüzleri ile işkolumuzdaki emek ve meslek örgütlerinin yöneticilerinin de içinde yer aldığı ve sağlık emekçilerine yönelik şiddeti azaltmaya yönelik kamu spotları hazırlanmalı ve TV’lerde yayınlanmalıdır.
İlkokuldan Üniversiteye kadar insan hakları, demokrasi, demokratik yaşam konularında farkındalık yaratacak eğitim süreçleri müfredatlara acilen eklenmelidir.
Son olarak;
Şiddetin çalışma ortamımızın olağan bir parçası haline getirilmesi isteniyorsa, bu şiddete alışmamız isteniyorsa, bir kez daha ifade edelim ki bu şiddeti kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Birlikte çalıştığımız tüm emek meslek örgütleri ile bu şiddeti durdurmak, haklarımıza kavuşmak için mücadele edeceğiz. Sağlık hakları ellerinden alınan halkımızla ele ele vererek layık görüldüğümüz bu sağlık sistemini değiştirmek için, sağlık hakkımız için mücadele edeceğiz.
Dr. Ersin Arslan şahsında yaşamını yitiren tüm sağlık emekçilerini, şiddet sebebiyle hayatını kaybeden eğitim emekçileri ve öğrencileri saygıyla anıyoruz. Onlara sözümüz şiddetin olmadığı, halkımızın yararına bir sistem inşa etme mücadelesini yükseltmek olacaktır.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






