
KAYSERİ DEVELİ OVASI SOL SAHİL SULAMALARI İKMALİ 2. KISIM (GÜMÜŞÖREN BARAJI) (BATI HATTI) ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR
Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, tarımda modern sulamayı yaygınlaştırmak, toplulaştırma çalışmalarıyla tarım arazilerinden en yüksek faydayı sağlamak, musluklara sağlıklı ve içilebilir su ulaştırmak ve yerleşim yerleri ile tarım arazilerini taşkın risklerine karşı korumak için tüm gücüyle çalışırken, sürdürülebilir su yönetimi anlayışıyla da suyun her damlasına sahip çıkıyor.
Kayseri ve ilçelerinde son dönemde yapılan su yapılarının artması, bölgedeki tarımsal faaliyetlerin gelişmesinde de önemli rol oynamaktadır.
84 Bin 310 Dekar Zirai Alan Modern Sistemlerle Sulanacak
Kayseri ili Develi ovasında yer alan 84 bin 310 dekarlık zirai arazinin basınçlı borulu sistemle sulanmasını sağlayacak olan “Kayseri Develi Ovası Sol Sahil Sulamaları İkmali 2. Kısım (Gümüşören Barajı) (Batı Hattı)” inşaatında çalışmaların hızla devam ettiğini açıklayan DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif BALTA, “Projenin tamamlanmasıyla birlikte, Kayseri ilinde bulunan 84 bin 310 dekarlık tarım arazisinde modern yöntemlerle basınçlı borulu sistem ile sulama yapılacaktır. İş kapsamında bugüne kadar sahaya indirilen 7 bin 500 metre çelik borunun 3 bin 900 metresi döşenmiş olup, performans hedeflerine göre projenin bir an önce faydaya dönüşebilmesi için fiziki gerçekleşme seviyesi, kısa sürede %18 mertebesine ulaşmıştır. 2026 yılı çalışma dönemi içerisinde 18 kilometre uzunluğundaki Ø2000 çaplı çelik boru hattımızın tamamı ve üzerindeki sanat yapılarının yapılması planlanmaktadır.
Projenin tamamlanması ile birlikte, bölgede ürün çeşitliliği artacak ve tarıma dayalı sanayi gelişerek bölge halkının sosyo-ekonomik olarak gelişim göstermesine katkı sağlanacaktır.” dedi.
KTO AB BİLGİ MERKEZİ’NDEN AVRUPA GÜNÜ KONSERİ
YAPRAK SAYAR’IN EŞSİZ YORUMUYLA KAYSERİ’DE UNUTULMAZ BİR MÜZİK ZİYAFETİ
Kayseri Ticaret Odası (KTO) AB Bilgi Merkezi, “Avrupa Günü” etkinlikleri kapsamında sanatseverleri büyüleyen özel bir konser programına imza attı. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteğiyle düzenlenen gecede, ünlü sanatçı Yaprak Sayar, Türk Sanat Müziği ve caz tınılarını harmanladığı performansıyla izleyicilere unutulmaz bir deneyim yaşattı.
Avrupa Günü etkinlikleri kapsamında Kayseri Ticaret Odası M. Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonunda düzenlenen konsere, KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Yönetim Kurulu Üyeleri, TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Tuğba İlgü, iş dünyası temsilcileri, akademisyenler ve çok sayıda sanatsever katıldı
“FARKLILIKLARIMIZIN ZENGİNLİĞİNİ SANATIN EVRENSEL DİLİYLE KUTLUYORUZ”
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, Avrupa Günü’nün barış, birlik ve dayanışma mesajlarına vurgu yaparak, sanatın birleştirici gücüne dikkat çekti.
Başkan Gülsoy, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bugün burada, temelleri 76 yıl önce atılan Avrupa Günü vesilesiyle, kültürel etkileşimin en zarif örneklerinden birine şahitlik etmek üzere bir araya geldik. Bu akşam sahnede; TRT İstanbul Radyosu’nun kıymetli sanatçısı Yaprak Sayar’ın eşsiz yorumuyla, Türk Sanat Müziği’nin naif ruhunun cazın evrensel tınılarıyla birleştiği bambaşka bir repertuvar dinleyeceğiz. Bu konser sadece bir müzik dinletisi değil; Doğu ile Batı’nın, gelenek ile modernin ve farklılıkların nasıl muazzam bir harmoni oluşturabileceğinin en güzel kanıtıdır. Müziğin bu evrensel dili, ortak değerler etrafında kenetlenmemizin ve kültürel zenginliğimizin bir sembolüdür.”
” AB TÜRKİYE’SİZ, TÜRKİYE DE AB’SİZ DÜŞÜNÜLEMEZ’”
Konuşmasında Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik boyutuna da değinen Başkan Gülsoy, stratejik ortaklık mesajı verdi:
“Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki bağlar sadece notalarla sınırlı değildir. Ekonomik verilere baktığımızda; toplam ihracatımızın yaklaşık yüzde 50’sini AB ülkelerine gerçekleştiriyoruz. Türkiye, AB’nin en çok ithalat yaptığı 5. ülke konumundadır. Bu rakamlar net bir şekilde gösteriyor ki; Türkiye ile Avrupa Birliği ekonomik olarak birbirinden ayrı düşünülemez. Ancak bizim bağımız sadece ticaretle değil; kültürel, sosyal ve siyasi derinliğe sahip güçlü bir ortaklıktır. Türkiye, izlediği barışçıl ve yapıcı politikalarla Avrupa’nın geleceği ve huzuru için en önemli teminatlardan biridir. Her zaman vurguladığımız gibi; ‘AB Türkiye’siz, Türkiye de AB’siz düşünülemez’.”
YAPRAK SAYAR’DAN KAYSERİ TÜRKÜSÜ SÜRPRİZİ
TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Yaprak Sayar’ın sahne aldığı konserde, klasik eserler modern caz düzenlemeleriyle yeniden hayat buldu.
Gecenin en çok ses getiren ve ayakta alkışlanan anı ise sanatçının Kayseri’nin kadim türkülerinden “Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun” eserini seslendirmesi oldu. Türkünün caz formuyla harmanlanmış yorumu, salondaki coşkuyu zirveye taşıdı.
KTO AB Bilgi Merkezi, bu tür etkinliklerle Kayseri halkının AB projeleri ve kültürel iş birlikleri hakkında farkındalığını artırmayı hedefliyor.
Program, Başkan Ömer Gülsoy’un sanatçı Yaprak Sayar’a günün anısına takdim ettiği çiçek ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Kayseri’de ortalama hanehalkı büyüklüğü 3,11 oldu
İstatistiklerle Aile, 2025
Her yıl mayıs ayının son haftasının Milli Aile Haftası olarak kutlanmasına karar verildi
Toplumların varlıklarını istikrarlı bir şekilde sürdürebilmelerinde, güçlü aile ve nüfus yapısı önemli rol oynamaktadır. Ülkemizde aile, toplumun temeli olarak kabul edilmiş ve bu husus Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile teminat altına alınmıştır. Günümüzde demografik yapımızda meydana gelen değişimler, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik politikaların eşgüdüm içerisinde etkin bir şekilde yürütülmesini gerekli kılmaktadır.
Bu çerçevede 2025 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edilmesiyle ivme kazanan çalışmaların, uzun vadeli ve bütüncül bir politika çerçevesinde yürütülmesi amacıyla 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu kapsamda her yıl mayıs ayının son haftasının “Milli Aile Haftası” olarak kutlanmasına ve kamu kurum ve kuruluşlarınca bu haftanın anlam ve önemine uygun etkinlikler düzenlenmesine karar verilmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2012 yılından itibaren özel günlerde günün önemine atfen özel yayın ya da haber bülteni yayımlamaktadır. Bu kapsamda “Milli Aile Haftası”na özel olarak hazırlanan bu bültende ülkemizdeki aile yapısını ortaya koyan temel istatistiklere yer verilmiştir.
Ortalama hanehalkı büyüklüğünün 3,08 kişiye düştüğü görüldü
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğünün, azalma eğilimi göstererek 2025 yılında 3,08 kişiye düştüğü görüldü.
Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il Şırnak oldu
Türkiye’de 2025 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il, 4,84 kişi ile Şırnak oldu. Şırnak ilini 4,63 kişi ile Şanlıurfa ve 4,43 kişi ile Batman izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişi ile Tunceli oldu. Tunceli’yi, 2,50 kişi ile Giresun ve 2,51 kişi ile Çanakkale izledi.
Tek kişilik hanehalklarının oranı arttı
ADNKS sonuçlarına göre, 2014 yılında %13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranının 2025 yılında %20,5’e yükseldiği görüldü.
Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranında azalma olduğu görüldü
Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hanehalklarının oranı, 2014 yılında %67,4 iken 2025 yılında %62,7’ye geriledi. Diğer yandan, geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında %16,7 iken 2025 yılında %13,5 oldu.
Hanehalklarının %11,3’ünü tek ebeveyn ve çocukları oluşturdu
Türkiye’de 2014 yılında toplam hanehalklarının %7,6’sını tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkları oluştururken 2025 yılında %11,3’ünü oluşturdu. Toplam hanehalklarının 2025 yılında %2,8’ini baba ve çocuklardan oluşan, %8,5’ini ise anne ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oluşturduğu görüldü.
Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı %3,3’e yükseldi
Aralarında eş, anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisi olmayan fertleri içeren; diğer bir ifadeyle çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı 2014 yılında %2,1 iken 2025 yılında %3,3’e yükseldi.
Tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Gümüşhane oldu
İllere göre hanehalkı tipleri incelendiğinde, 2025 yılında tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu ilin %32,7 ile Gümüşhane olduğu görüldü. Gümüşhane ilini %30,8 ile Tunceli ve %30,5 ile Giresun izledi. Diğer yandan tek kişilik hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise %11,5 ile Batman oldu. Bu ili %12,4 ile Diyarbakır ve Van izledi.
Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Gaziantep oldu
Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında %70,5 ile Gaziantep oldu. Gaziantep ilini %69,8 ile Diyarbakır ve %69,6 ile Şanlıurfa takip etti. Tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise %49,9 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini %51,5 ile Gümüşhane ve %53,4 ile Artvin izledi.
Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Bingöl oldu
Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında %13,8 ile Bingöl oldu. Bu ili, %13,7 ile Elazığ ve %13,4 ile Adana illeri izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise %8,3 ile Ardahan, %8,9 ile Burdur ve %9,1 ile Yozgat oldu.
Toplam hanehalkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller, %10,7 ile Bingöl, %10,4 ile Elazığ ve %10,2 ile Adana olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise %5,6 ile Ardahan, %6,5 ile Burdur ve Yozgat oldu.
Diğer yandan, baba ve çocuklardan oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu iller, %4,3 ile Kilis, %3,7 ile Batman ve %3,6 ile Malatya olurken, bu oranın en düşük olduğu iller ise sırasıyla %2,2 ile Sinop, %2,3 Nevşehir ve Kastamonu oldu.
Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il Hakkari oldu
Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında %21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari ilini %19,2 ile Batman ve %18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranının en düşük olduğu il ise %9,2 ile Eskişehir oldu. Eskişehir ilini %10,3 ile Ankara ve Çanakkale izledi.
Türkiye’de 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranı %41,9 oldu
ADNKS sonuçlarına göre 2025 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin %41,9’unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin %68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin %27,3 ile Tunceli olduğu görüldü.
Hanelerin %19,1’inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, %14,1’inde iki çocuk, %5,7’sinde üç çocuk, %1,9’unda dört çocuk, %1,1’inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.
Yaklaşık her 4 haneden birinde en az bir yaşlı fert bulunduğu görüldü
Türkiye’de 2025 yılında toplam 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560’ında 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu görüldü. Diğer bir ifadeyle, hanelerin %26,1’inde en az bir yaşlı fert yaşadığı görüldü.
Ülkemizde 2014 yılında en az bir yaşlı fert bulunan hanelerin 1 milyon 73 bin 367’sini tek başına yaşayan yaşlı fertler oluştururken 2025 yılında 1 milyon 836 bin 496’sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu.
Tek kişilik hanelerin %33,2’sini tek başına yaşayan yaşlılar oluşturdu
Ülkemizde tek kişilik yaşlı hanehalklarının toplam tek kişilik hanehalkları içindeki oranı 2025 yılında %33,2 oldu. Cinsiyete göre tek kişilik yaşlı hanehalkı oranı incelendiğinde bu oranın %26,5’ini erkek, %73,5’ini ise kadınların oluşturduğu görüldü.
Tek kişilik yaşlı hanehalklarının toplam tek kişilik hanehalkları içindeki oranının en yüksek olduğu illere bakıldığında, %47,6 ile Balıkesir’in ilk sırada yer aldığı görüldü. Bunu sırasıyla %47,4 ile Burdur ve %46,8 ile Çorum izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise sırasıyla %10 ile Hakkari, %16,2 ile Şırnak ve %21 ile Batman oldu.
Yaşlı fertlerin %37,9’unun en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü
Yaşlı fertlerin 15 ve daha yukarı yaştaki çocukları ile ikamet ettikleri yerlere göre mesafeleri incelendiğinde ve birden fazla çocuğu olan yaşlı fertlerin en yakın mesafede ikamet eden çocuğunun ikamet yeri dikkate alındığında, 2025 yılında yaşlı fertlerin %37,9’unun en az bir çocuğu ile aynı adreste, %5,9’unun çocuğu ile aynı binada, %6,8’inin aynı cadde veya sokakta, %8,3’ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, %15’inin çocuğu ile aynı ilçede ve %9,3’ünün çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü.
Diğer yandan yaşlı fertlerin %9,9’unun aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, %1,7’sinin ise Türkiye’de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü.
Yaşlı fertler yaş grubuna göre incelendiğinde, 75 ve daha yukarı yaştaki fertlerin %36,4’ünün, 85 ve daha yukarı yaştaki fertlerin %39,9’unun, 90 ve daha yukarı yaştaki fertlerin %43’ünün en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ettiği görüldü.
Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin %14,3’ünün aynı ilde yaşayan çocuğunun olmadığı görüldü
Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin 2025 yılında %10,1’inin en az bir çocuğu ile aynı binada, %12,8’inin aynı cadde veya sokakta, %13,3’ünün çocuğu ile aynı köyde veya mahallede, %22,8’inin çocuğu ile aynı ilçede ve %14,2’sinin çocuğu ile aynı ildeki farklı bir ilçede ikamet ettiği görüldü. Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin %14,3’ünün aynı ilde ikamet eden çocuğunun olmadığı, %2,7’sinin Türkiye’de ikamet eden çocuğunun olmadığı görüldü.
Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en yüksek olduğu il, 2025 yılında %40,9 ile Çankırı oldu. Bu ili %39,8 ile Kastamonu ve %39,3 ile Sinop izledi. Tek başına yaşayan ve aynı ilde ikamet eden çocuğu olmayan yaşlı fertlerin oranının en düşük olduğu il ise %4,1 ile İstanbul oldu. Bu ili %4,8 ile Gaziantep, %5,2 ile Şırnak ve Şanlıurfa izledi.
Yaş grubu 25-29 olup hiç evlenmeyenlerin %70’inin ebeveynleri ile yaşadığı görüldü
ADNKS sonuçlarına göre 2025 yılında, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş olan 3 milyon 502 bin 33 kişiden 2 milyon 452 bin 909 kişinin anne ve/veya babası ile birlikte yaşadığı görüldü. Diğer bir ifadeyle, 25-29 yaş grubunda hiç evlenmemiş olup ebeveynleri ile yaşayanların oranı toplamda %70 oldu. Bu oranın %42,6’sını erkekler, %27,4’ünü ise kadınlar oluşturdu.
Toplam resmi evlilikler içinde son evliliğinde akraba evliliği yapanların oranı %8 oldu
ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında toplam resmi evlilikler içinde, son evliliğinde birinci dereceden kuzenleri ile akraba evliliği yapmış bireylerin oranı %8 oldu. Akraba evlilikleri akrabalık türüne göre incelendiğinde, akraba evliliği yapmış bireylerin %46,4’ünün hala/dayı çocukları ile %27,2’sinin amca çocukları ile ve %26,4’ünün ise teyze çocukları ile evli olduğu görüldü.
Akrabasıyla evli olan bireylerin en fazla olduğu il Mardin oldu
Toplam resmi evlenmeler içindeki akraba evlilikleri illere göre incelendiğinde, 2025 yılında toplam evli bireyler içinde son evliliğinde akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en fazla olduğu il %19,7 ile Mardin oldu. Bu ili %18,8 ile Şanlıurfa ve %16,7 ile Siirt izledi. Akraba evliliği yapmış bireylerin oranının en az olduğu il ise %1,2 ile Edirne oldu. Bu ili %1,5 ile Kırklareli ve %2 ile Çanakkale izledi.
Akraba evliliği oranı 2025 yılında %3 oldu
Evlenme istatistikleri sonuçlarına göre, 2010 yılında gerçekleşen resmi evlenmelerin %5,9’unun akraba evliliği olduğu ve bu oranın sonraki yıllarda sürekli düşüş göstererek 2020 yılında %3,8, 2025 yılında ise %3 olduğu görüldü.
Akraba evliliği oranının en yüksek olduğu il %16,9 ile Şanlıurfa oldu
Akraba evliliği oranı illere göre incelendiğinde, 2025 yılında akraba evliliği oranının en yüksek olduğu ilin %16,9 ile Şanlıurfa olduğu görüldü. Bu ili, %11 ile Mardin ve %10,8 ile Siirt izledi. Akraba evliliği oranının en düşük olduğu il %0,4 ile Kütahya ve Edirne oldu. Bu ili %0,5 ile Çanakkale izledi.
Bireylerin mutluluk kaynağı aileleri oldu
Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2025 sonuçlarına göre bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı %69 olurken, bunu sırasıyla %15,6 ile çocukları, %4,8 ile kendisi, %3,9 ile eşi, %3,3 ile annesi/babası ve %1,9 ile torunları takip etti.
Babası vefat etmiş çocukların sayısı 251 bin 929 oldu
ADNKS sonuçlarına göre, 2025 yılında Türkiye’de toplam 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde, hem annesi hem babası vefat etmiş çocuk sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş çocuk sayısının ise 79 bin 214 olduğu görüldü.
Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu görüldü.
Son bir yıl içindeki boşanma olaylarından 191 bin 371 çocuk etkilendi
Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanırken 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin %74,6’sı anneye, %25,4’ü babaya verildi.
Koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 10 bin 841 oldu
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre, 2025 yılında Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu görüldü. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı 2025 yılında 681 oldu.
Geniş ailelerin %27,1’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı görüldü
Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin %60’ı dikkate alınarak belirlenen sınıra göre yoksulluk oranı 2025 yılında %20,6 olarak gerçekleşti.
Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hanehalklarının %9,8’inin, tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının %20,4’ünün, geniş ailelerden oluşan hanehalklarının %27,1’inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının ise %14,3’ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı görüldü.
Kendilerine ait bir konutta yaşayanların oranı %57,1 oldu
Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2025 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, fertlerin %57,1’inin oturduğu konutun sahibi olduğu, %27’sinin ise kiracı olduğu görüldü. Lojmanda oturanların oranı %0,9 olurken kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise %15 olarak gerçekleşti.
Sızdıran çatı, nemli duvar, çürümüş pencere çerçevesi en önemli konut ve çevre sorunu oldu
Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre; 2025 yılında nüfusun %28,8’i konutunda sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb. sorunla karşılaştı. Diğer yandan nüfusun %27,9’u izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşarken, %22,1’i trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadı.
Kayseri nüfusunun %15,3’ünü genç nüfus oluşturdu
İstatistiklerle Gençlik, 2025
Haber Bülteni metninde, Birleşmiş Milletler (BM) tanımına göre 15-24 yaş grubunu içeren genç nüfusun demografik yapısı, eğitim, işgücü, mutluluk, memnuniyet, şiddet, yapay zeka vb. istatistikler mevcut araştırmalardan ve idari kayıtlardan faydalanılarak verilmiş olup Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) tanımına göre 15-29 yaş grubunu içeren genç nüfusa ilişkin istatistikler ise bu yıl ilk kez haber bülteni ek tablolarında verilmiştir.
Türkiye nüfusunun %14,8’ini genç nüfus oluşturdu
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2025 yıl sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi iken 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 708 bin 348 kişi oldu. Genç nüfus, toplam nüfusun %14,8’ini oluşturdu. Genç nüfusun %51,2’sini erkek nüfus, %48,8’ini ise kadın nüfus oluşturdu. BM tanımına göre 15-24 yaş grubunu içeren genç nüfus, 1950 yılında toplam nüfusun %20,8’ini oluştururken bu oran, 2025 yılında %14,8 oldu.
Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre genç nüfus oranının 2030 yılında %14,8, 2040 yılında %12,2, 2060 yılında %10,3, 2080 yılında %8,8 ve 2100 yılında %9,6 olacağı öngörüldü.
Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş eğiliminin devam edeceğini varsayan düşük senaryoya göre genç nüfus oranının 2030 yılında %14,8, 2040 yılında %12,4, 2060 yılında %9,2, 2080 yılında %7,2, 2100 yılında %7,2 olacağı öngörüldü.
Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağını varsayan yüksek senaryoya göre genç nüfus oranının 2030 yılında %14,8, 2040 yılında %12,0, 2060 yılında %11,1, 2080 yılında %9,8, 2100 yılında %11,4 olacağı öngörüldü.
Türkiye’nin genç nüfus oranının Avrupa Birliği üye ülkelerinden yüksek olduğu görüldü
AB üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranları incelendiğinde, 2025 yılında genç nüfus ortalaması %10,7 oldu. AB üye ülkeleri arasında en yüksek genç nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla %12,7 ile İrlanda, %12,2 ile Hollanda ve Danimarka olduğu görüldü. Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla %9,4 ile Malta, %9,5 ile Bulgaristan, %9,7 ile Litvanya oldu. Türkiye’nin genç nüfus oranının %14,8 ile AB üye ülkelerinin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu görüldü.
Genç nüfus oranı dünya ortalaması, 2025 yılında %15,6 oldu. Türkiye’nin genç nüfus oranın dünya genç nüfus ortalamasının altında olduğu görüldü.
Genç nüfus oranının en yüksek olduğu il %20,4 ile Şırnak oldu
ADNKS sonuçlarına göre 2025 yılında genç nüfus oranının en yüksek olduğu il, %20,4 ile Şırnak oldu. Bu ili %20,0 ile Hakkari, %19,8 ile Siirt izledi.
Genç nüfus oranının en düşük olduğu il %11,7 ile Balıkesir oldu. Bu ili %11,9 ile Ordu ve %12,0 ile Muğla izledi.
Genç nüfusun %30,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü
Genç nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2025 yılında genç nüfusun %30,3’ünün 15-17 yaş grubunda, %20,4’ünün 18-19 yaş grubunda, %29,2’sinin 20-22 yaş grubunda ve %20,1’inin ise 23-24 yaş grubunda yer aldığı görüldü.
Beklenen yaşam süresi 15 yaşındaki gençler için 64,3 yıl oldu
Hayat Tabloları, 2022-2024 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl ve kadınlar için 80,7 yıl oldu.
Türkiye’de çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki gençler için beklenen yaşam süresinin 64,3 yıl, erkekler için 61,7 yıl ve kadınlar için 66,9 yıl olduğu görüldü. Diğer bir ifade ile 15 yaşına ulaşan genç kadınların genç erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha fazla yaşayacağı tahmin edildi.
Evli olan genç kadınların oranı, evli olan genç erkeklerin oranının 3,5 katı oldu
Genç nüfus yasal medeni duruma göre incelendiğinde, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu görüldü. Genç erkek nüfusun 2025 yılında %96,8’inin hiç evlenmemiş, %3,1’inin evli, %0,1’inin boşanmış olduğu görülürken genç kadın nüfusun %88,9’unun hiç evlenmemiş, %10,7’sinin evli, %0,4’ünün ise boşanmış olduğu görüldü.
En fazla göç hareketliliği 15-24 yaş grubundaki gençlerde eğitim nedeniyle oldu
İç Göç İstatistiklerine göre Türkiye’de 2024 yılında en fazla göç hareketliliğinin yaşandığı 15-24 yaş grubunun göç etme nedenleri incelendiğinde; bu hareketliliğin en büyük nedeninin eğitim olduğu görüldü. Söz konusu nedenle gençlerin 448 bin 826’sının eğitim, 102 bin 660’ının işe başlamak veya iş bulmak ve 79 bin 831’inin ise hane / aile fertlerinden birine bağımlı göç nedeniyle göç ettiği görüldü.
Yükseköğretimde net okullaşma oranı %46,3 oldu
Türkiye’de yükseköğretim net okullaşma oranı, 2024/’25 öğretim yılında %46,3 oldu. Yükseköğretim net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerde bu oran %39,9, kadınlarda ise %53,0 oldu.
Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı %23,3 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre gençlerde işgücüne katılma oranı, 2024 yılında %47,2 iken 2025 yılında %47,6 oldu. Genç erkeklerde işgücüne katılma oranı 2024 yılında %59,5 iken 2025 yılında %60,1, genç kadınlarda ise bu oran 2024 yılında %34,0 iken 2025 yılında %34,3 oldu.
Gençlerde işsizlik oranı, 2024 yılında %16,3 iken 2025 yılında %15,3 oldu. Genç erkeklerde işsizlik oranı 2024 yılında %13,1 iken 2025 yılında %11,7, genç kadınlarda ise bu oran 2024 yılında %22,3 iken 2025 yılında %22,1 oldu.
Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2024 yılında %22,9 iken 2025 yılında %23,3 oldu. Genç erkeklerde ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı 2024 yılında %16,2 iken 2025 yılında %16,3, genç kadınlarda ise bu oran 2024 yılında %30,1 iken 2025 yılında %30,9 oldu.
İstihdamdaki gençlerin %57,9’u hizmet sektöründe yer aldı
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre genç nüfusun istihdam oranı, 2024 yılında %39,5 iken 2025 yılında %40,3’e yükseldi. Genç erkeklerde istihdam oranı 2024 yılında %51,7 iken 2025 yılında %53,0, genç kadınlarda ise bu oran 2024 yılında %26,4 iken 2025 yılında %26,7 oldu.
Genç nüfusun istihdamı sektörlere göre incelendiğinde, istihdam edilen gençlerin 2025 yılında %11,6’sının tarım sektöründe, %30,5’inin sanayi sektöründe, %57,9’unun ise hizmet sektöründe yer aldığı görüldü. İstihdam edilen genç erkeklerin %11,0’ının tarım sektöründe, %36,6’sının sanayi sektöründe, %52,4’ünün hizmet sektöründe yer aldığı görülürken genç kadınların %12,9’unun tarım, %17,7’sinin sanayi, %69,5’inin ise hizmet sektöründe yer aldığı görüldü.
Gençlerin %54,4’ü mutlu olduğunu belirtti
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2025 yılında 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerden kendini mutlu hissettiğini belirtenlerin oranı %53,3 iken kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı ise %13,0 oldu.
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2025 yılında 18-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde kendini mutlu hissettiğini belirtenlerin oranı %54,4 iken kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı ise %11,9 oldu.
Kendini mutlu olarak hisseden 18-24 yaş grubundaki erkek nüfusun oranı %52,3 iken kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı ise %13,3 oldu. Kendini mutlu hissettiğini belirten 18-24 yaş grubundaki genç kadın nüfusun oranı %56,7 iken kendini mutsuz hissettiğini belirtenlerin oranı ise %10,4 oldu.
Gençlerin mutluluk kaynağı olarak sağlık, ilk sırada yer aldı
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2025 yılında gençlerin mutluluk kaynağı olan değerler arasında %38,8 ile sağlık, ilk sırada yer aldı. Bunu, %22,8 ile başarı, %16,6 ile para izledi. Mutluluk kaynağı cinsiyete göre incelendiğinde, genç erkeklerde %33,7 ile ilk sırayı sağlık alırken bunu %24,2 ile para ve %21,9 ile başarı takip etti. Genç kadınlarda ise %44,2 ile ilk sırayı sağlık alırken bunu %23,8 ile başarı ve %20,1 ile sevgi takip etti.
Genel sağlık durumundan memnun olduğunu belirten gençlerin oranı %87,2 oldu
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerin genel sağlık durumlarından memnuniyet oranı 2025 yılında %68,6 oldu. Genç nüfusun genel sağlık durumundan memnuniyet oranının 2025 yılında %87,2 olduğu görüldü. Bu oran genç erkeklerde %88,2, genç kadınlarda ise %86,2 oldu.
Gençlerin %75,5’i işinden memnun olduğunu belirtti
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2025 yılında, gençlerin %75,5’i çalıştığı işinden memnun olduğunu, %52,0’ı elde ettiği kazançtan memnun olduğunu belirtti. Genç erkeklerde çalışılan işten duyulan memnuniyet oranı %77,5, elde edilen kazançtan memnuniyet oranı %54,0 olurken genç kadınlarda ise bu oranlar %70,8 ve %47,5 olarak gerçekleşti.
Gençlerin %73,0’ı almış olduğu eğitimden memnun olduğunu belirtti
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2025 yılında, gençlerin %73,0’ı şimdiye kadar almış olduğu eğitimden memnun olduğunu belirtti. Bu oran genç erkeklerde %72,3 iken genç kadınlarda %73,7 oldu.
Genç kadınlar en fazla psikolojik şiddete maruz kaldı
Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması, 2024 yılı sonuçlarına göre son 12 ayda en fazla şiddete maruz kalanların, 15-24 yaş grubundaki genç kadınlar olduğu görüldü. Genç kadınlara yönelik şiddet türleri arasında %15,2 ile psikolojik şiddet ilk sırayı alırken, bunu %7,3 ile dijital şiddet, %5,8 ile ısrarlı takip, %4,6 ile ekonomik şiddet, %3,8 ile fiziksel şiddet ile %1,8 ile cinsel şiddet izledi.
Gençlerin yapay zeka kullanma oranı %39,4 oldu
Yapay Zeka İstatistiklerine göre 2025 yılında internet kullanan bireylerden üretken yapay zeka kullandığını beyan eden 16-24 yaş grubundaki gençlerin oranı %39,4 oldu. Üretken yapay zeka kullanan gençler cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın genç erkeklerde %38,3, genç kadınlarda ise %40,5 olduğu görüldü.
Yapay zeka kullanan gençlerin %75,3’ü özel amaçlar için, %53,9’u örgün eğitim için, %19,7’si ise mesleki ve iş amaçlı kullandıkları görüldü.
Yapay zeka kullanmadığını beyan eden gençlerin kullanmama nedenlerinin; %80,7 ile yapay zekaya ihtiyaç duyulmaması, %8,2 ile yapay zekanın nasıl kullanılacağının bilinmemesi, %8,1 ile yapay zekanın varlığından haberdar olunmaması ve %2,8 ile gizlilik, güvenlik veya emniyetle ilgili endişeler olduğu görüldü.
Kayseri’de Nisan ayında 2 bin 434 konut satıldı
Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri, Nisan 2026
İlk el konut satışları 40 bin 306, ikinci el konut satışları 86 bin 502 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %9,6 oranında artarak 40 bin 306 oldu. İkinci el konut satışları ise Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %0,3 oranında azalarak 86 bin 502 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı %31,8, ikinci el konut satışlarının payı %68,2 oldu.
İpotekli konut satışları 25 bin 771, diğer konut satışları 101 bin 37 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %40,5 oranında artarak 25 bin 771 oldu. Diğer konut satışları ise Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %4,0 oranında azalarak 101 bin 37 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı %20,3 diğer satışların payı %79,7 olarak gerçekleşti.
Takvim etkilerinden arındırılmış ilk el konut satışları Nisan ayında %2,9 arttı
Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, bir önceki yılın aynı ayına göre ilk el konut satışları %2,9 arttı; ikinci el konut satışları %6,1 azaldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el konut satışları %5,4 arttı; ikinci el konut satışları %0,5 arttı.
Yabancılara Nisan ayında bin 516 konut satışı gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,1 oranında azalarak bin 516 oldu. Nisan ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı %1,2 olarak gerçekleşti. Ocak-Nisan döneminde yabancılara yapılan konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %11,6 oranında azalarak 5 bin 681 olarak gerçekleşti.
Nisan ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 263 ile Rusya Federasyonu, 110 ile Çin ve 100 ile İran vatandaşlarına yapıldı.
İlk el iş yeri satışları 4 bin 301, ikinci el iş yeri satışları 11 bin 393 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %14,3 oranında artarak 4 bin 301 oldu. İkinci el iş yeri satışları ise Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %8,7 oranında artarak 11 bin 393 oldu.
İpotekli iş yeri satışları 758, diğer iş yeri satışları 14 bin 936 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli iş yeri satışları Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %102,1 oranında artarak 758 oldu. Diğer iş yeri satışları ise Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %7,7 oranında artarak 14 bin 936 oldu.
Takvim etkilerinden arındırılmış ilk el iş yeri satışları Nisan ayında %7,4 arttı
Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, bir önceki yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları %7,4 arttı; ikinci el iş yeri satışları %2,6 arttı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları %10,0 arttı; ikinci el iş yeri satışları %8,8 arttı.
Kayseri’de 5 bin 246 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası meydana geldi
Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2025
Türkiye’de 288 bin 321 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası meydana geldi
Ülkemiz karayolu ağında 2025 yılında toplam 1 milyon 549 bin 574 adet trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 261 bin 253 adedi sadece maddi hasarlı, 288 bin 321 adedi ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır. Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının %86,5’i yerleşim yeri içinde %13,5’i ise yerleşim yeri dışında gerçekleşti.
Trafik kazalarında 2025 yılında 6 bin 35 kişi hayatını kaybederken 403 bin 937 kişi yaralandı
Türkiye’de 2025 yılında meydana gelen 288 bin 321 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası sonucunda 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiriyle 30 gün içinde hayatını kaybetti. Karayolu trafik kazalarında 2025 yılında günde ortalama 789,9 ölümlü yaralanmalı kaza, 16,5 ölüm ve 1106,7 yaralanma meydana geldi.
Bir önceki yıla göre trafik kazalarındaki toplam ölü sayısı %5,0 azaldı, yaralı sayısı ise %4,9 arttı
Türkiye’de 2025 yılında 2024 yılına göre trafikteki motorlu kara taşıtı sayısı %7,4, toplam kaza sayısı %7,3, ölümlü yaralanmalı kaza sayısı %8,0, maddi hasarlı kaza sayısı %7,1 ve yaralı sayısı %4,9 arttı. Toplam ölü sayısı ise %5,0 azaldı.
Türkiye’de 2025 yılında 100 bin taşıt başına 18,0 karayolu trafik kazası ölümü meydana geldi
Türkiye’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024 yılında 31,3 milyon iken 2025 yılında 33,6 milyona yükseldi. Karayolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin motorlu kara taşıtı başına düşen trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18,0’a geriledi.
Türkiye’de kayıtlı motorlu kara taşıtları tarafından kat edilen toplam kilometre, verinin mevcut olduğu en son yıl olan 2024 yılı için 382 milyar taşıt-kilometre olarak hesaplandı(1). Buna göre, 2024 yılında motorlu kara taşıtları tarafından katedilen bir milyar kilometre başına trafik kazalarında 16,6 (*) ölüm ve 1005,9 (*) yaralanma olduğu hesaplandı.
Türkiye’de 2025 yılında en fazla trafik kazası ölümü Ankara’da meydana geldi
İl düzeyinde en fazla ölü sayısı 290 ölüm ile Ankara’da en fazla yaralı sayısı 47 bin 717 yaralı ile İstanbul’da görülürken; en az ölü sayısı 5 ölü ile Ardahan’da en az yaralı sayısı ise 294 yaralı ile yine Ardahan’da gerçekleşti.
Ölümlerin %57,2’si yerleşim yeri içinde meydana gelen kazalar sonucunda oluştu
Yerleşim yeri durumuna göre trafik kazaları incelendiğinde, toplam 288 bin 321 ölümlü yaralanmalı kazanın 249 bin 273’ü yerleşim yeri içinde 39 bin 48’i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi. Trafik kazası ölümlerinin %57,2’si, yaralanmaların %82,0’ı yerleşim yeri içinde gerçekleşen kazalar sonucunda, ölümlerin %42,8’i yaralanmaların ise %18,0’ı yerleşim yeri dışında gerçekleşen kazalar sonucunda oluştu.
Trafik kazalarında ölenlerin %50,7’sini sürücüler oluşturdu
Ülkemiz karayolu ağında 2025 yılında gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin %50,7’si sürücü, %29,3’ü yolcu, %20,0’ı ise yayadır. Yaralanan kişilerin ise %55,6’sı sürücü, %33,9’u yolcu, %10,5’i ise yayadır. Karayolu trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin %77,8’inin erkek, %22,2’sinin kadın, yaralananların ise %70,0’ının erkek, %30,0’ının kadın olduğu görüldü.
Trafik kazalarında bin 334 motosiklet sürücüsü öldü
Taşıt cinslerine göre ölen sürücü ve yolcu sayılarına bakıldığında, 2025 yılında bin 334 motosiklet sürücüsü ve 191 motosiklet yolcusu öldü. Otomobillerde ise bin 2 otomobil sürücüsü ve bin 63 otomobil yolcusu öldü.
İncinebilir yol kullanıcıları toplam ölümlerin %44,4’ünü oluşturdu
İncinebilir yol kullanıcıları(2) olarak nitelendirilen yayalar, motosiklet, bisiklet ve elektrikli skuter (e-skuter) sürücüleri için 2025 yılındaki ölü sayısı 2 bin 680, yaralı sayısı ise 183 bin 840 olarak gerçekleşti. 2025 yılındaki trafik kazalarında gerçekleşen toplam ölümlerin %44,4’ü, toplam yaralananların ise %45,5’i incinebilir yol kullanıcılarından oluştu.
Yayalar bin 205 ölü sayısı ile incinebilir yol kullanıcıları arasındaki toplam 2 bin 680 ölümün %45,0’ını oluşturdu. Motosiklet sürücüleri bin 334 ölü sayısı ile kazalardaki toplam ölümlerin %22,1’ini, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki ölü sayısının ise %49,8’ini oluşturdu.
Yayalar 42 bin 540 yaralı sayısı ile incinebilir yol kullanıcıları arasındaki toplam 183 bin 840 yaralının %23,1’ini oluşturdu. Motosiklet sürücüleri ise 130 bin 578 yaralı ile kazalardaki toplam yaralı sayısının %32,3’ünü, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki yaralı sayısının ise %71,0’ını oluşturdu.
65 yaş ve üzeri kişiler ölümlerin %21,8’ini yaralanmaların ise %8,2’sini oluşturdu
Ölümler yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam ölümlerin %9,9’unu, 18-24 yaş grubu %16,2’sini, 25-64 yaş grubu % 52,0’ını, 65 yaş ve üzeri kişiler ise %21,8’ini oluşturdu.
Yaralanmalar yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam yaralı sayısının %18,8’ini, 18-24 yaş grubu %17,5’ini,ni, 25-64 yaş grubu %55,5’ini, 65 yaş ve üzeri kişiler ise %8,2’sini oluşturdu.
Ölümlü yaralanmalı trafik kazasına 484 bin 683 taşıt karıştı
Ülkemiz karayolu ağında 2025 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına karışan toplam 484 bin 683 taşıtın %45,2’si otomobil, %31,3’ü motosiklet, %12,5’i kamyonet, %1,9’u minibüs, %1,9’u bisiklet, %1,8’i çekici, %1,5’i otobüs, %1,5’i kamyon, %0,6’sı elektrikli skuter, %0,6’sı traktör ve %0,4’ü ise özel amaçlı, iş makinesi, ambulans, tramvay, tren, at arabası taşıtlarından oluştu. Taşıt türü bilinmeyenlerin oranı ise %0,9’dur.
Ölümlerin %50,1’i tek araçlı kazalarda oluştu
Kazaya karışan taşıt sayısına göre kazaların sonuçları değerlendirildiğinde, ölümlerin %50,1’i tek araçlı, %43,0’ı iki araçlı ve %6,9’u çok araçlı kazalarda gerçekleşti. Yaralanmaların ise %55,0’ı iki araçlı, %37,4’ü tek araçlı ve %7,6’sı çok araçlı kazalarda gerçekleşti. Ölümlü yaralanmalı kazaların %54,3’ü iki araçlı, %39,6’sı tek araçlı ve %6,1’i çok araçlı kazalardan oluştu.
Kazaya neden olan kusurlar içinde sürücü kusurları %90,6 ile ilk sırada yer aldı
Türkiye’de 2025 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında kusurların %90,6’sının sürücü, %7,7’sinin yaya, %0,8’inin taşıt, %0,6’sının yolcu ve %0,3’ünün yol kaynaklı olduğu görüldü.
Kusurlar alt başlıklara göre incelendiğinde “Araç hızını yol, hava ve trafiğin gerektirdiği şartlara uydurmamak” kusuru toplam 345 bin 489 kusurun 114 bin 636 adedini oluşturdu ve en sık görülen kusur oldu. “Kavşak, geçit ve kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymamak” 52 bin 974 kusur ile 2025 yılında en sık görülen ikinci kusur olurken, “Arkadan çarpmak” 29 bin 735 kusur ile 2025 yılında en sık görülen üçüncü kusur oldu.
Ölümlü yaralanmalı kazaların %65,0’ı gündüz meydana geldi
Ülkemiz karayolu ağında 2025 yılında meydana gelen 288 bin 321 ölümlü yaralanmalı kazanın %65,0’ı gündüz, %33,1’i gece ve %1,9’u alacakaranlıkta oldu.
Ölümlü yaralanmalı kazalar en fazla Ağustos ayında ve Cuma günleri oldu
Türkiye’de 2025 yılında Ağustos ayı %10,4 pay ile en fazla ölümlü yaralanmalı kazanın meydana geldiği ay olurken, Şubat ayı %5,7 pay ile en az kazanın meydana geldiği ay oldu. Haftanın günlerine göre bakıldığında ise ölümlü yaralanmalı kazalar %15,1 pay ile en fazla Cuma günleri ve %13,6 pay ile en az Pazar günleri gerçekleşti.
Ölümler en fazla yayaya çarpma şeklinde oluşan kazalar sonucunda meydana geldi
Ölümler kazanın oluş şekline göre incelendiğinde, en fazla ölümün birinci sırada bin 190 ölüm ile yayaya çarpma, bin 171 ölüm ile yoldan çıkma, bin 124 ölüm ile yandan çarpma şeklindeki kazalar sonucunda meydana geldiği görüldü.
İnşaat Üretim Endeksi, Mart 2026 İnşaat üretimi yıllık %1,2 azaldı
İnşaatın alt sektörleri (2021=100 referans yıllı) incelendiğinde, 2026 yılı Mart ayında bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6 azaldı, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi %8,5 arttı ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi %0,9 arttı.
İnşaat üretimi aylık %4,5 azaldı
İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, 2026 yılı Mart ayında bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki aya göre %5,3 azaldı, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi %0,5 azaldı ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi %4,4 azaldı.
Hizmet Üretim Endeksi, Mart 2026
Hizmet üretim endeksi yıllık %3,2 arttı
Hizmet üretim endeksi (2021=100) 2026 yılı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %3,2 arttı. Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri %2,8 azaldı, konaklama ve yiyecek hizmetleri %17,7 arttı, bilgi ve iletişim hizmetleri %5,9 arttı, gayrimenkul hizmetleri %1,8 arttı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler %3,4 arttı, idari ve destek hizmetleri ise %4,7 arttı.
İzmir İş Dünyası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İçin Bir Araya Geldi: Yanındayız Derneği ve Arkas Holding’den Anlamlı Resepsiyon
Yanındayız Derneği ve Arkas Holding, 13 Mayıs 2026 Çarşamba günü Arkas Arcademia’da gerçekleştirdikleri “İzmir İş Dünyası Resepsiyonu”nda, toplumsal cinsiyet eşitliğini küresel gelişmeler ve iş dünyasının dönüşüm stratejileri odağında masaya yatırdı. Etkinlikte, küresel siyasetin kadın hakları üzerindeki etkisi ve iş dünyasında zihniyet dönüşümünün önemi, somut bir hak savunuculuğu zemininde ele alındı.
Sürdürülebilir bir gelecek inşasının ancak toplumsal cinsiyet eşitliğiyle mümkün olabileceği gerçeğinden yola çıkan Yanındayız Derneği ve derneğin kurumsal üyelerinden Arkas Holding, İzmir iş dünyasının etkili isimlerini bir araya getirdi. Eşitlik mücadelesini İzmir’in yerel dinamikleriyle buluşturan etkinlikte; küresel siyasetin kadın hakları üzerindeki etkisi ve iş dünyasında zihniyet dönüşümünün önemi, somut bir hak savunuculuğu zemininde ele alındı.
Resepsiyon, Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı ve Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arkas’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Açılışın ardından Yanındayız Danışma Kurulu Üyesi, aktivist gazeteci ve yazar Meral Tamer, toplumsal cinsiyet eşitliği ekseninde hazırladığı Yüzleşme sorularını interaktif bir formatta konuklara yönlendirdi.
Buluşmanın ilerleyen saatlerinde moderatörlüğünü Selen Okay Akçalı’nın üstlendiği “Dünya Halleri ve Kadınlar” başlıklı söyleşide; Dış Politika Analisti Soli Özel, küresel gelişmelerin toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine yansımalarını değerlendirdi.
“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Stratejik Bir Önceliktir”
Derneğin hak savunuculuğu yaklaşımını vurgulayan Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı, şunları kaydetti: “Yanındayız Derneği olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde erkeklerin aktif katılımını sağlamayı ve bu konuda bir zihniyet dönüşümü tetiklemeyi en temel misyonumuz olarak görüyoruz. Bugün İzmir’de iş dünyasının kıymetli temsilcileriyle bir araya gelerek, eşitliğin sadece kadınların değil, tüm toplumun ve ekonominin meselesi olduğunu bir kez daha vurguladık. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde, demokratik kazanımları korumanın yolu, her alanda eşit temsiliyetten geçiyor. İş dünyasından aldığımız bu güçlü destek, eşitlikçi bir gelecek inşa etme kararlılığımızı pekiştiriyor.”
Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yanındayız Derneği Kurucu Üyesi Bernard Arkas konuşmasında: “2018 yılından bu yana kurucu üyesi olduğumuz Yanındayız Derneği ile yürüttüğümüz bu yolculuğu, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği, bugün artık yalnızca kadınların değil; daha adil, çağdaş ve güçlü bir toplumun ortak sorumluluğu. Bir İzmirli olarak, kadınlarımızın sosyal ve iş hayatındaki bağımsız, güçlü ve belirleyici rolüyle daima gurur duydum. Ülkemizin çağdaş ve güçlü bir geleceğe doğru yürüdüğüne inanıyor; bu yolda kadınların gücünün artmasına destek vermeyi hem şehrimiz hem ülkemiz adına çok kıymetli buluyorum.” ifadelerini kullandı.
Küresel perspektifin önemine değinen Dış Politika Analisti Soli Özel, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugün Ortadoğu’da değişen dengelerden İran’daki iç dinamiklere, ABD iç siyasetindeki kritik gelişmelerden Türkiye-AB ilişkilerine kadar her başlık, aslında toplumsal cinsiyet eşitliği ile doğrudan bağlantılıdır. Küresel siyasette gözlemlediğimiz muhafazakar otoriterleşme ve güvenlik öncelikli yaklaşımlar, maalesef en çok kadın hakları ve demokratik kazanımlar üzerinde bir baskı oluşturuyor. Bu noktada, sadece sistemin baskısını değil, otoriter eğilimli kadın yöneticilerin bu süreçlerdeki tutum ve davranışlarının da göz ardı edilmemesi, toplumsal cinsiyet meselesinin çok boyutlu ele alınması gerekiyor. Kadın hakları yalnızca sosyal bir konu değil; aynı zamanda siyasi ve jeopolitik bir meseledir. Savaş politikalarının gölgesinde kalan dünyamızda, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak; demokrasiyi ve barışçıl bir geleceği savunmak anlamına geliyor.”
İnsan dışı türler ödeme yapabilir mi? Türkiye’de “Türler Arası Para” tartışmaya açılıyor
Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) platformu Başlangıç Noktası, insan dışı türlerin de ekonomik sistemin aktörü olabileceği “Türler Arası Para” yaklaşımını ele alan bir rapor yayımladı. Rapor; modelin kavramsal çerçevesini, etik ve hukuki boyutlarını, dünyadaki pilot uygulamaları ve Türkiye’ye özgü fırsat alanlarını tartışıyor.
Mayıs 2026’da kamuoyuyla paylaşılan rapor; yazar ve araştırmacı Jonathan Ledgard’ın geliştirdiği ve Tehanu girişimi tarafından Ruanda’da pilotlanan bu fikrin, hangi alanlarda ve nasıl hayata geçirilebileceğini ele alıyor.
Rapor, Stockholm Resilience Centre verilerine göre tanımlanan dokuz gezegensel sınırdan yedisinin aşıldığı belirtiyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES) ise dünya genelinde yaklaşık 1 milyon türün yok olma riski altında bulunduğu bir dönemde yaşadığımızı vurguluyor. Mevcut piyasa ekonomisi doğanın değerini fiyatlamakta yetersiz kalıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu da çevresel riskleri 10 yıllık perspektifte en yüksek şiddete sahip risk kategorisi olarak sıralıyor.
Ekosistem için yeni bir finansal mimari
Türler arası para; en yalın hâliyle, insan dışı türlerin ve doğanın kendi adına dijital para tutabildiği ve harcayabildiği bir ekonomik mimariyi ifade ediyor. Model, bir merkez bankası dijital parası (CBDC) benzeri yapılardan blokzincir tabanlı token modellerine kadar farklı teknik altyapılarda hayata geçirilebiliyor.
Modelin temel mantığı: Bir goril ailesi, bir arı kolonisi ya da bir bölgedeki kediler adına dijital bir cüzdan açılıyor. Fon sağlayıcılar bu cüzdana kaynak aktarıyor; cüzdandaki para ise bu türleri koruyan insanlara ve yerel topluluklara ödeme olarak veriliyor. Örneğin kaçak tuzakları kaldıran bir kişiye ya da arı dostu üretim yapan bir çiftçiye. Böylece insan dışı türler, ekonomik sistemin birer aktörüne dönüşebiliyor.
Gıda Güvenliğinde Görünmeyen Risk: Algı Yönetimi
Gıda ve sağlık ilişkisi etrafında giderek büyüyen bilgi kirliliği, tüketicilerin bilimsel gerçeklerden uzaklaşmasına neden oluyor. Sosyal medya, popüler söylemler ve uzmanlık alanı dışındaki yorumlarla şekillenen algı yönlendirmeleri; bireyleri gıda seçimi ve beslenme konusunda kritik hatalara sürükleyebiliyor.
5-6 Kasım 2026 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Barbaros Özer; modern toplumda gıdaların yalnızca bir beslenme aracı olmaktan çıkarak aynı zamanda bir yönlendirme ve algı yönetimi aracına dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Özer, “Son yıllarda bir yandan birey bazlı beslenme yaklaşımıyla beslenme sorunlarının çözülebileceği iddiası öne çıkarılırken, diğer yandan bazı gıdalar gıda güvenliği perspektifinden ya tamamen bir zehir ya da tam tersine bir mucize gibi topluma sunuluyor” dedi.
Toplumda farkındalık oluşturma çabasından çok, belirli bir gıda-sağlık ilişkisinin dayatılmasının ön plana çıktığını ifade eden Prof. Dr. Özer, bu yaklaşımın özellikle gıda ve beslenme alanında uzman olmayan ancak toplumda yüksek karşılığı bulunan farklı bilim dallarının temsilcileri tarafından dile getirildiğinde, sürecin “bilimsel olandan uzaklaşma” noktasına evrildiğini söyledi. Bu durumun tüketicileri, gıda seçimi ve beslenme konusunda yanlış kararlar almaya yönlendirebildiğini vurguladı.
9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi kapsamında ele alınacak “Topluma Dayatılan Gıda-Sağlık İlişkisi” başlıklı panelde; sürekli güncellenen bilimsel veriler ışığında, disiplinler arası iş birliğiyle geliştirilecek kalıcı ve sağlam stratejilerin önemi uzmanlar tarafından değerlendirilecek.
Prof. Özer, panelde kendisiyle birlikte toksikolog Prof. Dr. Ali Esat Karakaya, endokrinolog Prof. Dr. Taner Damcı, diyetisyen Prof. Dr. Murat Baş ve bir iletişimcinin konuşmacı olarak yer alacağını ifade etti. Moderatörlüğünü Kongre Başkanı Dr. Samim Saner’in yürüteceği panelde, izleyicilerin doğrudan soru ve görüşlerini iletebilecekleri interaktif bir sistem kullanılacak.
5 – 6 Kasım 2026’da Grand Cevahir Hotel & Convention Center’da gerçekleştirilecek 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, disiplinler arası uzman katkıları ve interaktif yapısıyla, katılımcılara bu önemli konuyu tartışma ve bakış açısı geliştirme fırsatı sunacak.
Türkiye’de yatırım yapmak isteyen uluslararası girişimler, teknoloji şirketleri ve gayrimenkul yatırımcılarına yönelik hukuki ve stratejik danışmanlık alanlarında çalışan Av. İbrahim Aslan, düzenlemenin yabancı sermaye için cazip olduğunu ancak vergi avantajının tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyicinin hukuki güvence olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Kararı Yürürlüğe Girdi: Yabancı Yatırımcıya Vergi Avantajı, Hukukçuya Göre Yeterli Mi?
Resmi Gazete’de yayımlanan 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile hizmet ihracatında kazanç indirimi yüzde yüze çıkarılırken, yurt dışı iştirak kazançlarında istisna oranları yeniden belirlendi. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen uluslararası girişimler, teknoloji şirketleri ve gayrimenkul yatırımcılarına yönelik hukuki ve stratejik danışmanlık alanlarında çalışan Av. İbrahim Aslan, düzenlemenin yabancı sermaye için cazip olduğunu ancak vergi avantajının tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyicinin hukuki güvence olduğunu vurguladı.
Türkiye’de döviz kazandırıcı faaliyetleri desteklemek ve yabancı yatırımcı çekme kapasitesini artırmak amacıyla vergi mevzuatında köklü değişiklikler yapıldı. 32549 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan dönem kazançlarına uygulanmak üzere yürürlüğe girdi. Düzenleme; hizmet ihracatı yapan şirketler ile yurt dışında iştiraki bulunan kurumlar ve gerçek kişiler için önemli vergi avantajları getiriyor.
Düzenleme ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-b1 maddesindeki koşulları taşıyan iştiraklerden — yani yurt dışı inşaat işi yapan iştiraklerden — elde edilen temettülerin tamamının kurumlar vergisinden istisna olması uygulamasına dokunulmadı.
RAKAMSAL ETKİ: Daha önce yurt dışı iştirak kazancı üzerinden Türkiye’de hesaplanan efektif vergi yükü (%50 × %25 =) %12,5 seviyesindeydi. Yeni düzenleme ile bu oran (%20 × %25 =) %5 seviyesine indi. Bu, yurt dışı iştiraki bulunan Türk şirketlerinin vergi maliyetinde %60’ı aşan bir azalma anlamına geliyor.
Düzenlemenin, özellikle yurt dışında şirket kurmuş Türk girişimcileri, yatırımcıları ve aile ofislerini doğrudan ilgilendirdiği belirten ve yabancı yatırımcı üzerindeki etkilerini değerlendiren uluslararası yatırım hukuku uzmanı Av. İbrahim Aslan, paketin teknik içeriğinin yabancı sermaye için cazip olduğunu, ancak yatırım kararının yalnızca vergi oranlarına bakılarak alınmadığını söyledi. asıl faktörün hukuki güvence olduğunu ifade etti. “Yatırımcılar uzun vadeli kararlar alırken yalnızca mali avantajlara odaklanmıyor. Özellikle mülkiyet hakkı, sözleşme güvenliği ve yargı süreçlerinin öngörülebilirliği gibi alanlarda güven arıyor. Ekonomik teşvikler elbette son derece olumlu bir gelişme; ancak tek başına yeterli değil” diyen Av. Aslan, yeni paketin Türkiye’nin uluslararası yatırımcı sıralamasındaki konumunu güçlendirme potansiyeli taşıdığını, ancak teşviklerden gerçek anlamda yararlanılabilmesi için düzenleyici istikrarın, öngörülebilir bürokratik süreçlerin ve yatırım uyuşmazlıklarında etkili tahkim mekanizmalarının sağlanması gerektiğine dikkat çekti.
Aslan’a göre, 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile getirilen avantajlardan azami şekilde yararlanmak isteyen yatırımcıların, yapı hatalarından kaçınmak ve istisna koşullarını sağlam zeminde inşa etmek için uzman bir hukuk ekibinden yatırım planlaması desteği alması gerekiyor.
Mevzuatın yürürlüğe girmesiyle birlikte hizmet ihracatçısı şirketler, yurt dışı iştiraki bulunan holding yapıları ve sınır ötesi gelir elde eden gerçek kişiler için 2026 dönem beyannameleri öncesinde uyum süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesi öneriliyor. Düzenlemenin uygulamasına ilişkin tebliğ ve genel uygulama esaslarının önümüzdeki haftalarda Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanması bekleniyor.
SKD Türkiye’den Döngüsel Ekonomi İçin Yeşil Taksonomi ve Finansman Odağında Stratejik Buluşma
SKD Türkiye ve Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası iş birliğinde düzenlenen “Yeşil Taksonomi II. Çalıştayı: Döngüsel Ekonomi”de, Türkiye’nin döngüsel ekonomi dönüşümünde öncelikli sektörler, yeşil taksonomiye uyum süreci, finansman modelleri ve sektörel iyi uygulamalar ele alındı. Çalıştayda ayrıca SKD Türkiye ve Marmara Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan “Döngüsel Ekonomiye Sektörel Yaklaşımlar ve İyi Uygulamalar” kitabının lansmanı gerçekleştirildi.
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) proje liderliğinde İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) iş birliğinde düzenlenen “Yeşil Taksonomi II. Çalıştayı: Döngüsel Ekonomi”, reel sektör, finans dünyası, kamu ve akademiyi aynı platformda buluşturdu. 13 Mayıs’ta Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi Maltepe Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen çalıştayda, Türkiye’nin döngüsel ekonomi dönüşümünde öne çıkan sektörler, yeşil taksonomiye uyum süreci, finansman modelleri ve yeni regülasyon hazırlıkları kapsamlı biçimde değerlendirildi.
SKD Türkiye üyelerinden SANKO Holding sponsorluğunda hayata geçirilen çalıştay, üretimden tüketime, kaynak kullanımından geri kazanıma uzanan değer zincirinde döngüsel ekonomi uygulamalarının nasıl yaygınlaştırılabileceğine odaklandı. COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’de yeşil dönüşüm gündeminin en kritik başlıklarından biri haline gelen döngüsel ekonomi, çalıştayda hem regülasyon hem finansman hem de reel sektör uygulamaları boyutuyla ele alındı.
Avrupa Yeşil Mutabakatı sonrasında hızlanan regülasyonlar, şirketlerin dönüşüm ihtiyacını daha görünür hale getirirken; döngüsel ekonomi artık yalnızca çevresel bir konu değil, aynı zamanda şirketlerin rekabetçiliği, finansmana erişimi, tedarik zinciri dayanıklılığı ve sürdürülebilir büyüme stratejileri açısından da kritik bir dönüşüm alanı olarak öne çıkıyor. Çalıştay, kamu, finans sektörü, reel sektör ve akademi arasında ortak anlayışın güçlendirilmesi ve sektörler arası iş birliğinin geliştirilmesi adına önemli bir platform sundu.
Keenetic Çözüm Ekosistemini Ağ Anahtarları (Switch) Ürünleriyle Büyütüyor
Türkiye’de farklı bir modelde Modem-Router sunarak sektöre yeni bir bakış açısı getiren Keenetic Türkiye şimdi de Ağ anahtarı (Switch) üretiyor!
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Keenetic Türkiye CEO’su Vefa Tarhan, büyük bir heyecanla ve yeniliklerle dolu switch ürünlerine başladıklarını, Keenetic’in kullanıcı odaklı ürün geliştirme yaklaşımını burada da sürdürdüklerine dikkat çekti. Tarhan, markanın ortaya çıkış sürecinde nihai kullanıcı ihtiyaçlarının merkeze alındığını, yaptıkları her işte fark yaratmaya odaklandıklarını belirterek, en basit ürünlerde bile çok fazla ayrıntıyı çalıştıklarını, kullanıcılara her türlü iletişim ve kullanım konforu için büyük emek verdiklerini belirterek, Switch ürünlerinde de bu anlayışı sürdürmekten büyük gurur duyduklarını ifade etti.
Keenetic’in yalnızca donanımsal bağlantı sunan marka olmadığını vurgulayan Tarhan, her zaman temel beklenti olan kesintisiz, güvenli ve stabil internet deneyiminin çok üzerinde donanım ve yazılım değerleri ürettiklerini açıkladı. Kullanıcı deneyimleri ile ürünleri sürekli geliştirdiklerini belirten Tarhan, şimdi aynı internet konforunu switch ürünleriyle de kullanıcılarla buluşturmayı hedeflediklerini kaydetti. Tarhan, bu Haziran ayı içerisinde ürünleri peyderpey piyasaya sunacaklarını söyledi.
Keenetic Türkiye ekibi, Türkiye pazarına sunduğu farklı modem-router yaklaşımıyla kısa sürede dikkat çekmiş ve internet erişim teknolojileri alanında kendine güçlü bir konum oluşturmuştu. Şirket şimdi ise aynı vizyonu switch kategorisine taşıyarak bu alandaki iddiasını ortaya koyuyor.
Ağ teknolojileri üreticisi Keenetic, Türkiye pazarına internet erişim ürünleriyle hızlı bir giriş yaparak kısa sürede dikkat çekici bir büyüme ve ciddi bir müşteri memnuniyeti kazandı. Premium modem, router Wi-Fi çözümleriyle pazarda güçlü bir konum elde eden marka, farklı alanlardaki yatırımlarını sürdüreceğinin sinyallerini daha önce vermişti. Beklenen adım geldi ve Keenetic şimdi de switch pazarına giriş yaptı.
Modern ağ teknolojileri alanında global ölçekte faaliyet gösteren Keenetic, kalite odaklı ürün yaklaşımını ilk olarak unmanaged switch pazarında da sürdürmeye hazırlanıyor. Marka, büyüyen pazarda yenilikçi tasarım, güvenilir performans ve kullanıcı deneyimiyle farklılaşmayı hedefliyor. Sektörde artan çok benzer ürünler ise Keenetic ’in bu alandaki vizyonunu daha da önemli hale getiriyor.
Türk çeliği ile demir ve demir dışı metalleri Avrupa’da güç kazandı
Türkiye’ninnisan ayı ihracatında demir ve demir dışı metaller ile çelik sektörleri çifthaneli artışlar kaydederek toplam 2,8 milyar dolarlık hacme ulaştı. ADMİBtarafında da her iki sektörde güçlü büyüme görülürken, özellikle çelikihracatındaki yüzde 60’ı aşan artış dikkat çekti. Avrupa’daki taleptoparlanması ve Ukrayna başta olmak üzere yakın pazarlarda artan hareketlilik,sektör ihracatına ivme kazandırdı.
Türkiye’nin nisanayı ihracatı yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolar oldu. Bu ayda Türkiye genelidemir ve demir dışı metaller ihracatı 2025 yılının eş değer dönemine göre yüzde26,1 artışla 1,4 milyar dolar, çelik sektörü ihracatı ise yüzde 10,6 artışla 1,4milyar dolara ulaştı. Bu iki sektör birlikte değerlendirildiğinde, 2,8 milyardolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 12,6’sınıoluşturdu.
Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metallerİhracatçıları Birliği’nin (ADMİB) nisan ayı performansına bakıldığında; demirve demir dışı metaller ihracatı yüzde 23,7 artışla 77 milyon dolar, çelikihracatı ise yüzde 60,7 artışla 234 milyon dolar oldu.
Avrupa’da güçlü büyüme, Ukrayna’da dikkatçekici performans
Nisan ayında Türkiye geneli demir çelikihracatında Almanya ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi sırasıyla İtalya, BirleşikKrallık, Romanya ve ABD izledi. İlk 10 pazar içinde en fazla artışlar yüzde 58ile Birleşik Krallık, yüzde 54 ile Romanya, yüzde 51 ile Ukrayna’ya yapılanihracatta kaydedildi.
ADMİB’in nisan ayı ihracatında ilk sırada Ukraynayer aldı. Bu ülkeyi Romanya, Mısır, Fas ve Birleşik Krallık takip etti. ADMİB’inihracatında ise en dikkat çekici artışlar yüzde 1705 ile Bosna Hersek, yüzde 784ile Ukrayna, yüzde 344 ile Romanya, yüzde 281 ile Fas ve yüzde 269 ile BirleşikKrallık’a yapılan ihracatta görüldü.
Hizmet üretimi yıllık değişim oranları (%), Mart 2026 Hizmet üretim endeksi aylık %0,5 arttı
Hizmet üretim endeksi (2021=100) 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre %0,5 arttı. Aynı ayda ulaştırma ve depolama hizmetleri %0,7 arttı, konaklama ve yiyecek hizmetleri %3,8 arttı, bilgi ve iletişim hizmetleri %3,1 azaldı, gayrimenkul hizmetleri %1,6 arttı, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler %2,1 azaldı, idari ve destek hizmetleri ise %0,8 arttı.
Ücretli Çalışan İstatistikleri, Mart 2026 Ücretli çalışan sayısı yıllık %1,8 arttı
Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı 2026 Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,8 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 320 bin 850 kişi iken, 2026 yılı Mart ayında 15 milyon 601 bin 250 kişi oldu.
Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; 2026 Mart ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe %2,7 azaldı, inşaat sektöründe %6,4 arttı ve ticaret-hizmet sektöründe %3,5 arttı.
Ücretli çalışan sayısı aylık %0,1 arttı
Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı 2026 Mart ayında bir önceki aya göre %0,1 arttı.
Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; 2026 Mart ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe %0,3 azaldı, inşaat sektöründe %0,9 arttı ve ticaret-hizmet sektöründe %0,2 arttı.
Türkiye’nin İlk Yerli AV/EDR Uç Nokta Güvenlik Platformu Milli Savunma Bakanlığı’na Teslim Edildi
Siber güvenlik mimarilerinde uç nokta güvenliği, özellikle gelişmiş tehditlerin artmasıyla birlikte kritik güvenlik katmanlarından biri haline gelmiş durumda. Geleneksel imza tabanlı yaklaşımların ötesine geçen saldırı teknikleri, uç noktalarda daha fazla görünürlük, davranışsal analiz ve gerçek zamanlı müdahale ihtiyacını beraberinde getiriyor.
Bu ihtiyaç doğrultusunda geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli AV/EDR Uç Nokta Güvenlik Platformu, SAHA 2026 kapsamında düzenlenen törenle Milli Savunma Bakanlığı’na teslim edildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda geliştirilen platform; Yeni Nesil Antivirüs ve EDR (Endpoint Detection and Response) kabiliyetlerini bütünleşik bir mimari altında birleştiriyor.
Neden AV/EDR?
Günümüzde gelişmiş tehdit aktörleri, klasik zararlı yazılım yaklaşımlarının ötesine geçerek süreç manipülasyonu, bellek içi çalıştırma, kimlik istismarı ve davranış tabanlı saldırı teknikleri kullanıyor. Bu nedenle modern uç nokta güvenliği yalnızca zararlı dosyaları engellemekten ibaret değil;
- süreç davranışlarının izlenmesi,
- olay korelasyonu,
- telemetri analizi,
- anomali tespiti,
- olay müdahalesi
gibi çok katmanlı yetenekler gerektiriyor.
EDR yaklaşımı, uç noktalardan sürekli veri toplayarak saldırı zincirinin görünür hale gelmesini ve tehditlere daha hızlı müdahale edilmesini mümkün kılıyor.
Platformun Teknik Yaklaşımı
C-Prot AV/EDR platformu;
- yüksek hacimli telemetri toplama,
- gerçek zamanlı olay analizi,
- davranışsal tehdit tespiti,
- merkezi yönetim,
- hızlı müdahale mekanizmaları üzerine inşa edildi.
Platformun temel hedeflerinden biri, uç noktalarda derin görünürlük sağlayarak gelişmiş tehditlerin erken aşamada tespit edilmesi ve operasyonel müdahale süresinin minimize edilmesi oldu. Yeni Nesil Antivirüs ve EDR yeteneklerini tek ajan mimarisi altında birleştiren platform, yüksek telemetri ve gelişmiş tehdit tespit kabiliyetleri ile özellikle kritik altyapılar ve veri hassasiyeti yüksek kurumlar için konumlandırıldı.
Ayrıca çözüm, Pardus başta olmak üzere yerli ve milli işletim sistemleri ile tam uyumlu çalışacak şekilde geliştirildi.
Stratejik Önemi
Uç nokta güvenliği ve EDR teknolojileri; yüksek mühendislik, sürekli veri işleme ve gelişmiş tehdit istihbaratı gerektiren ileri seviye güvenlik sistemleri arasında yer alıyor. Bugün bu alanda çözüm geliştirebilen ülke sayısı oldukça sınırlı. Başta ABD, İsrail, Rusya ve Çin olmak üzere yalnızca belirli ülkeler ileri seviye EDR teknolojileri geliştirebiliyor. Türkiye’nin bu alanda yerli bir çözüm geliştirmiş olması, yalnızca teknik bir kazanım değil; kritik sistemlerin güvenliğinde dışa bağımlılığın azaltılması açısından stratejik bir eşik anlamına geliyor.
Bu platform aynı zamanda Türkiye’yi yalnızca bu teknolojileri kullanan değil, geliştirebilen ülkeler arasında konumlandıran önemli bir mühendislik kazanımı niteliği taşıyor.
Kritik Sistemlerde Uç Nokta Güvenliği
Modern savunma sistemleri artık yalnızca fiziksel platformlardan oluşmuyor. Haberleşme altyapıları, görev sistemleri, kontrol istasyonları ve çeşitli akıllı bileşenler büyük ölçüde yazılım tabanlı mimariler üzerinde çalışıyor. Dolayısıyla bu sistemlerin güvenliği; uç noktaların korunması, olayların izlenmesi, tehditlerin analiz edilmesi ve saldırılara hızlı müdahale edilmesi ile doğrudan ilişkili hale geliyor. Bu nedenle kritik altyapılarda kullanılan siber güvenlik katmanlarının yerli ve kontrol edilebilir olması stratejik önem taşıyor.
5 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen Siber Güvenlik Kurulu toplantısında da vurgulandığı üzere; kritik altyapıların korunması, veri egemenliği ve yerli teknolojilerin geliştirilmesi, Türkiye’nin öncelikli güvenlik başlıkları arasında yer alıyor.
Teslim Töreninde Öne Çıkan Mesajlar
SAHA 2026 kapsamında gerçekleştirilen teslim törenine Savunma Sanayii Başkanlığı Başkan Yardımcısı Hüseyin Avşar, MSB Muhabere ve Bilgi Sistem Dairesi Başkanı Tuğgeneral Mustafa Murat Kabukçu, SSB Siber Güvenlik ve Bilişim Sistemleri Daire Başkanı Murat Çizgel, HAVELSAN Genel Müdür Yardımcısı Kemal Kaptaner ve ilgili kurum ve kuruluşlardan temsilciler katılım sağladı. Törende yapılan konuşmalarda, özellikle kritik altyapılar ve savunma sistemlerinde kullanılan siber güvenlik teknolojilerinin yerli olarak geliştirilmesinin stratejik önemi vurgulandı.
C-Prot Yönetim Kurulu Başkanı S. Bilgehan Üstündağ, modern savunma sistemlerinin büyük ölçüde yazılım tabanlı hale geldiğine dikkat çekerek, bu sistemleri koruyan siber güvenlik katmanlarının da yerli olması gerektiğini ifade etti.
SSB Siber Güvenlik ve Bilişim Sistemleri Daire Başkanı Murat Çizgel, uç nokta güvenliği ve EDR teknolojilerinin günümüz güvenlik mimarisinin en kritik bileşenlerinden biri haline geldiğini ifade ederek, bu seviyede bir teknolojinin Türkiye’de yerli olarak geliştirilmiş olmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.
MSB Muhabere ve Bilgi Sistem Dairesi Başkanı Tuğgeneral Mustafa Murat Kabukçu ise sistemlerdeki zararlı faaliyetlerin artık yerli bir çözüm ile tespit edilip engellenebilecek olmasının önemli bir kazanım olduğunu belirtti.
HAVELSAN Genel Müdür Yardımcısı Kemal Kaptaner, konuşmasında, kritik kurumlarda kullanılan siber güvenlik teknolojilerinin yerli çözümlerle güçlendirilmesinin önemine dikkat çekerek, savunma ekosisteminde yerli siber güvenlik teknolojilerinin yaygınlaşmasının stratejik değer taşıdığını ifade etti.
Savunma Sanayii Başkanlığı Başkan Yardımcısı Hüseyin Avşar ise uç nokta güvenliğinin kritik önemine dikkat çekerek, bu alanda yerli bir çözüm eksikliğinin uzun süredir hissedildiğini belirtti. Avşar, geliştirilen platformun başta Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı olmak üzere kritik kurumlarda kullanılmaya başlanmasının önemli bir adım olduğunu ifade ederek, çözümün ülke genelinde yaygınlaştırılması için destek vereceklerini vurguladı.
Geliştirilen AV/EDR platformunun önümüzdeki süreçte savunma sanayii ile birlikte enerji, finans, kamu hizmetleri ve diğer kritik altyapı alanlarında yaygın olarak kullanılması hedefleniyor.
Bu teslimat, Türkiye’nin siber güvenlik alanındaki yerli mühendislik kapasitesinin gelişimi açısından önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor.
Her 10 saldırıdan 9’unun nedeni çalınan parolalar
Günümüzde veri ihlallerinin ortalama maliyeti yaklaşık 5 milyon dolara ulaşırken, çalınmış kimlik bilgileri saldırıların en yaygın başlangıç noktası olmayı sürdürüyor. Öyle ki web uygulamalarına yönelik her 10 saldırının neredeyse 9’unda çalınmış kullanıcı adı ve parolalar kullanılıyor. Dünya Şifre Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan TD SYNNEX Türkiye Ülke Başkanı Behçet Yumrukçallı; günümüzde tek başına parola kullanımının yeterli olmadığını, yapay zekâ destekli siber güvenlik çözümleri ile “Sıfır Güven” mimarisi gibi çok katmanlı savunma stratejilerinin kritik önem taşıdığını vurguladı.
Dijital dönüşümün baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde, bu sürecin beraberinde getirdiği siber tehditlerin ölçeği ve karmaşıklığı da aynı oranda artış gösteriyor. IBM’in araştırması da 2024 yılında dünya genelinde bir veri ihlalinin ortalama maliyetinin bir önceki yıla göre yüzde 10 artışla yaklaşık 5 milyon dolara ulaşarak pandemi sonrası en yüksek seviyesine çıktığını gösteriyor.[1] Her yıl mayıs ayının ilk perşembe günü kutlanan Dünya Şifre Günü hem bireylerin hem de kurumların dijital güvenlik yaklaşımlarını ve siber risklere karşı önlemlerini yeniden gözden geçirmesi adına kritik bir fırsat sunuyor. Küresel raporlar, siber saldırıların en yaygın başlangıç noktasının ele geçirilmiş kimlik bilgileri olduğunu gösteriyor. Verizon verilerine göre ihlallerin yüzde 22’si bu yöntemle başlarken, web uygulamalarına yönelik saldırıların yüzde 88’inde çalınmış kullanıcı bilgileri kullanılıyor.
“Yapay zekâ destekli siber güvenlik en hızlı büyüyen kullanım senaryoları arasında”
Dünyanın önde gelen bilişim teknolojileri distribütörü ve çözüm toplayıcısı TD SYNNEX’in Türkiye Ülke Başkanı Behçet Yumrukçallı, bu özel gün kapsamında yaptığı açıklamada, günümüzün teknolojik ekosisteminde güçlü parola kullanımının ve çok katmanlı güvenlik yaklaşımının siber risklere karşı en temel savunma hattı olduğunu vurguladı. 2025 yılının teknoloji dünyasında yapay zekâ, bulut bilişim ve veri merkezi yatırımlarının sektöre büyük bir canlılık kattığı bir dönem olduğunu belirten Behçet Yumrukçallı, TD SYNNEX’in yayımladığı “Teknolojinin Yönü 2025” raporuna dikkat çekti. Raporun bulgularına göre, yapay zekâ destekli siber güvenlik ve otomasyonun en hızlı büyüyen kullanım senaryoları arasında yer aldığını ifade eden Yumrukçallı, yapay zekânın fırsatlar sunarken saldırganlar tarafından da kullanıldığını ve bu durumun da güvenlik altyapılarını daha kritik hale getirdiğini belirtti. Bu noktada ürün odaklı değil, uçtan uca çözüm sunan iş ortaklığı yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Yumrukçallı, siber güvenlik alanındaki uzmanlıklarını Prolink entegrasyonuyla daha da pekiştirdiklerini ve küresel ölçekte 240’tan fazla güvenlik tedarikçisiyle çalışarak iş ortaklarına geniş bir uzmanlık sunduklarını dile getirdi.
“Günümüzde tek başına parola kullanımı yeterli değil”
“Dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde kurumların en değerli varlığı veridir. Bu veriyi korumanın ilk adımı ise doğru kimlik doğrulama alışkanlıklarıdır.” diyen Yumrukçallı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Günümüzde siber saldırıların önemli bir bölümü zayıf veya ele geçirilmiş kullanıcı bilgileri üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle güçlü ve benzersiz parolalar kritik bir savunma katmanı olsa da artık tek başına yeterli değil. Kurumların çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA), Zero Trust ve gelişmiş güvenlik çözümlerini içeren çok katmanlı bir yaklaşımı benimsemesi ve her platform için farklı parola kullanması gerekiyor. Artık siber güvenlikte en zayıf halka parola değil, tek katmanlı düşünme biçimi. TD SYNNEX olarak biz de teknoloji ekosisteminde güvenli dijital dönüşümü destekleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. İş ortaklarımızla birlikte kurumların siber güvenlik altyapılarını güçlendiren, veri güvenliğini merkezine alan bir teknoloji ekosistemi sunuyoruz. Fidye yazılımlarına karşı değiştirilemez yedekleme çözümleri ve Zero Trust mimarisi başta olmak üzere; ağ, uygulama, erişim ve e-posta güvenliği alanlarında kurumların veri güvenliğini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz.”
“Son kullanıcıları doğru alışkanlıklarla güçlendirmek de büyük önem taşıyor”
Güvenlik için kullanıcı tarafından da dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat çeken Yumrukçallı, şu tavsiyelerde bulundu: “Günümüzde siber tehditlerin önemli bir bölümü zayıf ya da tekrar kullanılan parolalar üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle MFA gibi ek güvenlik katmanlarının kullanılması, her platform için farklı ve güçlü parolaların tercih edilmesi artık temel bir gereklilik. Bununla birlikte parola yöneticilerinin kullanımı, karmaşık şifrelerin güvenli bir şekilde saklanmasını ve yönetilmesini kolaylaştırırken; şüpheli giriş denemelerinin düzenli olarak takip edilmesi de olası tehditlere erken müdahale imkânı sunar. Kullanıcıların belirli periyotlarla karmaşık parolalarını güncellemeleri de güvenlik zincirinin önemli bir halkasıdır. Artık siber güvenlik için doğru teknolojilere yatırım yaparken son kullanıcıları doğru alışkanlıklarla güçlendirmek de büyük önem taşıyor. Dünya Şifre Günü de güçlü parolaların önemine dair farkındalığın artırılmasının yanında dijital güvenlik yaklaşımını yeniden düşünmek için de kritik bir fırsat sunuyor.”
DoktorTakvimi, hekimler için yapay zekâ destekli tıbbi literatür araştırma asistanı Noa Evidence’ı duyurdu
Dijital sağlık hizmeti sağlayıcısı DoktorTakvimi, sağlık profesyonellerinin güncel klinik kanıtlara saniyeler içinde erişmesini sağlayan yapay zekâ destekli tıbbi literatür araştırma asistanı Noa Evidence’ı kullanıma sundu. Karmaşık tıbbi bilgileri özetleyerek karar süreçlerine katkı sağlayan yeni araç, özellikle pratisyen hekimler, karmaşık vakalarla çalışan uzmanlar ve meslektaş danışmanlığına her zaman hızlı erişimi olmayan bağımsız çalışan doktorlar için önemli bir destek sunuyor.
Hastalar, hasta yakınları ve sağlık araştırması yapan kullanıcılar ile sağlık profesyonellerini bir araya getiren DoktorTakvimi, sağlık profesyonellerine yönelik geliştirdiği yapay zekâ destekli tıbbi literatür araştırma asistanı Noa Evidence’ı duyurdu. Noa Evidence, hekimlerin klinik sorularına yanıt ararken binlerce hakemli makale ve güncel klinik kılavuzu saniyeler içinde tarıyor; elde ettiği bulguları doğrulanabilir ve yapılandırılmış özetler halinde sunuyor.
Artan literatür yüküne karşı hızlı ve güvenilir erişim
Tıbbi bilgi üretimi her geçen gün artarken hekimlerin zamanı aynı hızda artmıyor. Başlıca veri tabanlarında 2,6 milyondan fazla makale indeksleniyor ve her gün binlerce yeni yayın ekleniyor. Bu yoğunluk içinde ilgili ve güvenilir bilgiye hızlıca ulaşmak ve bunu günlük pratiğe entegre etmek giderek zorlaşıyor. Noa Evidence, literatür tarama sürecini saniyelere indiriyor ve klinik karar süreçlerini güncel kanıtlarla destekliyor.
Klinik kullanım için özel olarak geliştirildi
Noa Evidence, genel amaçlı yapay zekâ araçlarından farklı olarak özellikle klinik kullanım için geliştirildi. Doktorlarla birlikte tasarlandı ve yanıtlarını doğrulanabilir tıbbi kaynaklara dayandırıyor. Bu yaklaşım, klinik araştırmaya pratikte nasıl erişildiği ve kullanıldığı açısından önemli bir değişime işaret ediyor.
Veri tabanları, dergiler ve arama motorları arasında geçiş gerektiren geleneksel araştırma yöntemleri yerine Noa Evidence, doğrudan DoktorTakvimi ortamına entegre çalışıyor. Hekimler hakemli kaynaklardan sentezlenmiş bilgilere saniyeler içinde ulaşıyor, güncel klinik kılavuzları hızla inceleyebiliyor ve sunulan yanıtların kaynaklarına doğrudan erişerek bilgiyi kendileri doğrulayabiliyor. Tedavi yaklaşımlarını hastalarına açıklarken güncel kanıtlara referans verebiliyor.
Araç, özellikle pratisyen hekimler, karmaşık vakalarla çalışan uzmanlar ve meslektaş danışmanlığına her zaman hızlı erişimi olmayan bağımsız çalışan doktorlar için önemli bir destek sunuyor. İlk geri bildirimler, literatüre erişim süresinin kısaldığını ve uzun kılavuzları incelemek için harcanan zamanın azaldığını gösteriyor.
Noa Evidence, tıbbi literatür araştırma asistanı olarak konumlanıyor; tıbbi tavsiye, teşhis ya da hastaya özel öneri sunmuyor. Hasta verisi işlemiyor ve tüm klinik kararlar sağlık profesyonelinin sorumluluğunda kalıyor. Yaklaşımın temelinde, klinik düşünceyi desteklemek ancak onun yerini almamak anlayışı yer alıyor.
DoktorTakvimi Türkiye Ülke Müdürü Hakan Türkoğlu konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Hekimler yoğun bir tempo içinde çalışıyor ve çoğu zaman güncel literatürü detaylı şekilde tarayacak zamanı bulamıyor. Noa Evidence, kanıta dayalı tıbbi bilgiye saniyeler içinde erişim imkânı sunuyor. Böylece hekimler hem zamandan tasarruf ediyor hem de klinik kararlarını güncel verilerle destekleyebiliyor” dedi.
DocPlanner AI Solutions Başkan Yardımcısı Karol Traczykowski ise, “Doktorlar, güncel kalmak ile hastalarına zaman ayırmak arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı. Noa Evidence, saatler süren literatür taramasını saniyelere indirir ve sağlık profesyonellerinin ihtiyaç duydukları anda güncel tıbbi bilgiye erişmelerini sağlar, üstelik iş akışlarını kesintiye uğratmadan” ifadelerini kullandı.
Yapay zekâ ve neşter: Estetik cerrahide algoritmalar dönemi başladı
Prof. Dr. Ahmet Karacalar: “Amaç yalnızca estetik değil, daha güvenli ve öngörülebilir cerrahi. Yapay zekâ ve neşter: Estetik cerrahide algoritmalar dönemi başladı
Sağlık sektöründeki teknolojik devrim, ameliyathanelere ulaştı. Yapay zekâ (AI) sistemleri, ameliyat öncesi planlamadan risk tahminine kadar pek çok alanda estetik ve rekonstrüktif cerrahiyi yeniden şekillendiriyor.
Son yıllarda hız kazanan akademik çalışmalar, AI destekli sistemlerin plastik cerrahide daha düşük komplikasyon oranları ve daha yüksek hasta memnuniyeti sağladığını ortaya koyuyor.
İstanbul Ataşehir’de çalışmalarını yürüten Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı ve heykeltıraş Prof. Dr. Ahmet Karacalar’a göre, teknoloji artık sadece bir araç olmaktan çıkıp cerrahların klinik karar süreçlerinde kritik bir “dijital asistan” haline gelmiş durumda.
Prof. Dr. Karacalar, “Yapay zekâ sayesinde bir hastanın yüz analizini, cilt değerlendirmesini veya anatomik ölçümlerini mikron düzeyinde hassasiyetle yapabiliyoruz. Ancak asıl mesele, algoritmaların sunduğu bu soğuk veriyi cerrahın sanatsal vizyonuyla nasıl harmanladığıdır,” diyor.
Bilimsel veriler ne söylüyor?
Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature‘da yayımlanan yakın tarihli bir araştırma, bu teknolojik sıçramanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Araştırmaya göre, AI tabanlı görüntü analiz sistemleri, cilt kanseri tespitinde uzman dermatologlarla eşdeğer doğruluk oranlarına ulaştı. Uzmanlar, bu gelişmenin özellikle rekonstrüktif (onarım) plastik cerrahide erken tanı ve cerrahi planlama açısından devasa bir potansiyel taşıdığı konusunda hemfikir.
‘Sürprizlere yer yok’
Algoritmaların estetik cerrahiye sunduğu en büyük katkılardan biri de hasta güvenliği ve psikolojisi üzerinde görülüyor.
Makine öğrenmesi sistemleri, binlerce geçmiş hasta verisini saniyeler içinde tarayarak olası komplikasyon risklerini operasyon öncesinde öngörebiliyor. Bu durum, ameliyat masasında karşılaşılabilecek sürprizleri en aza indiriyor.
Teknolojinin hasta iletişimini de dönüştürdüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Karacalar, “Hastalar dijital simülasyonlar sayesinde ameliyat sonrası olası sonuçları önceden görebiliyor,” diye ekliyor. “Beklentilerin daha gerçekçi bir zemine oturtulması, cerrah ile hasta arasındaki güven bağını güçlendiriyor ve nihai memnuniyeti artırıyor.”
Özellikle yüz estetiğinde üç boyutlu simülasyonlar, rinoplastide ([ahmetkaracalar.com/burun-ucu-lifting/]burun estetiği) dijital analizler ve meme rekonstrüksiyonunda kişiselleştirilmiş planlamalar, kliniklerde standart birer prosedür olma yolunda ilerliyor.
Gelecekte bizi ne bekliyor?
Araştırmacılar, önümüzdeki yıllarda artırılmış gerçeklik (AR) destekli ameliyatların, gerçek zamanlı cerrahi navigasyon sistemlerinin ve otonom mikrocerrahi robotlarının yaygınlaşacağını öngörüyor.Tıp literatürüne kazandırdığı ‘Lenf Koruyucu [ahmetkaracalar.com/lipodem/]SuperDry ‘ tekniğiyle de bilinen Prof. Dr. Karacalar’a göre; teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan dokusuna saygılı, ısısız ve travmasız cerrahi yaklaşımlar merkeze alınmak zorunda. Görünen o ki, yapay zekâ estetik cerrahide başarıyı salt tıbbi bir sonuç olmaktan çıkarıp, veri ve sanatın kusursuz bir ortaklığına dönüştürüyor.
Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık %42,53 arttı, aylık %4,26 arttı
Tarım-ÜFE’de (2020=100), 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %4,26 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %17,69 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %42,53 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %40,45 artış gerçekleşti.
Sektörlerde bir önceki aya göre, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %4,33 artış, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %1,41 artış ve balık ve diğer balıkçılık ürünleri; su ürünleri; balıkçılık için destekleyici hizmetlerde %5,02 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde %10,37 artış, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde %5,58 azalış ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde %2,16 artış gerçekleşti.
Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup %102,48 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup %21,12 azalış ile turunçgiller oldu.
Dış Ticaret Endeksleri, Mart 2026 İhracat birim değer endeksi %12,3 arttı
İhracat birim değer endeksi Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %12,3 arttı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde %11,7 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %15,4 arttı, yakıtlarda %33,3 arttı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %10,2 arttı.
İhracat miktar endeksi %16,7 azaldı
İhracat miktar endeksi Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %16,7 azaldı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde %15,7 azaldı, ham maddelerde (yakıt hariç) %7,4 azaldı, yakıtlarda %23,5 azaldı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %14,8 azaldı.
İthalat birim değer endeksi %6,3 arttı
İthalat birim değer endeksi Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %6,3 arttı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde %0,6 arttı, yakıtlarda %2,7 azaldı, ham maddelerde (yakıt hariç) %1,0 arttı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %4,9 arttı.
İthalat miktar endeksi %1,8 arttı
İthalat miktar endeksi Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,8 arttı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde %20,7 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %8,7 arttı, yakıtlarda %0,5 azaldı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %5,4 arttı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi %4,7 azaldı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi; 2026 Şubat ayında 138,2 iken 2026 Mart ayında %4,7 oranında azalarak 131,7 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat miktar endeksi; 2025 yılı Mart ayında 170,8 iken 2026 yılı Mart ayında %18,3 oranında azalarak 139,5 oldu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ithalat miktar endeksi %2,5 arttı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi; 2026 Şubat ayında 128,1 iken 2026 Mart ayında %2,5 oranında artarak 131,3 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ithalat miktar endeksi; 2025 yılı Mart ayında 136,2 iken 2026 yılı Mart ayında %0,3 oranında artarak 136,6 oldu.
Dış ticaret haddi 2026 yılı Mart ayında 92,5 olarak gerçekleşti
İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve 2025 yılı Mart ayında 87,6 olarak elde edilmiş olan dış ticaret haddi, 4,9 puan artarak, 2026 yılı Mart ayında 92,5 oldu.
Süt ve Süt Ürünleri Üretimi, Mart 2026
Ticari süt işletmelerince 1 milyon 7 bin 179 ton inek sütü toplandı
Ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı, Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %0,8 azaldı, Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %0,5 azaldı.
Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, inek peyniri üretimi %3,1 arttı, ayran ve kefir üretimi %19,2 arttı, yoğurt üretimi %9,6 arttı, içme sütü üretimi %10,5 arttı, tereyağı ve sadeyağ üretimi %1,3 azaldı. Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre, inek peyniri üretimi %2,7 arttı, ayran ve kefir üretimi %10,8 arttı, yoğurt üretimi %10,3 arttı, içme sütü üretimi %6,4 arttı, tereyağı ve sadeyağ üretimi %0,2 azaldı.
Toplanan inek sütü ve üretilen süt ürünleri miktarı, Mart 2026
Bir önceki ay 138 bin 131 ton olan içme sütü üretimi Mart ayında %19,0 oranında artarak 164 bin 354 ton olarak gerçekleşti.
İklimle mücadelede en erişilebilir çözüm: Yalıtım
İklim krizine karşı mücadelede enerji verimliliği kritik rol oynarken, yalıtım çözümleri karbon salımını azaltmanın en etkili ve erişilebilir yollarından biri olarak öne çıkıyor. ODE Yalıtım, geliştirdiği yüksek performanslı ürünlerle enerji verimliliğini artırırken, üretim süreçlerinde hayata geçirdiği sürdürülebilirlik adımlarıyla da iklim dostu dönüşümünü güçlendiriyor.
İklim değişikliğinin etkileri her geçen yıl daha görünür hale geliyor. Bu durum, enerji verimliliğini küresel ölçekte en kritik başlıklardan biri haline getiriyor. Toplam enerjinin yüzde 33’ü binalarda tüketilirken, ısıtma ve soğutma ihtiyacı karbon salımlarının da temel nedenleri arasında yer alıyor. Bu noktada yalıtım, enerji tasarrufu sağlarken sera gazı emisyonların azaltılmasına da büyük oranda katkı sağlıyor.
ODE Yalıtım da bu dönüşümü yalnızca ürünleriyle değil, üretim süreçleriyle de destekliyor. Şirket, sürdürülebilir üretim vizyonu doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarına devam ederken, üretim tesislerinde enerji verimliliği ve kaynak kullanımını iyileştirmeye yönelik uygulamalar gerçekleştiriyor. Eskişehir tesislerinde kullanılan çatı tipi güneş enerji sistemlerinin yanı sıra, Çorlu üretim tesisinde de yenilenebilir enerji kullanımını destekleyecek çalışmalar yürütülüyor.
“Yalıtım, iklim kriziyle mücadelede en etkili çözümlerden biri”
ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, Dünya İklim Günü’nde yaptığı değerlendirmede yalıtımın iklim kriziyle mücadeledeki rolünü şu sözlerle vurguluyor: “Küresel ölçekte enerjinin üçte biri binalarda tüketiliyor. Isıtma ve soğutma kaynaklı enerji ihtiyacı ise karbon salımlarının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Doğru tasarlanmış ve standartlara uygun uygulanan yalıtım sistemleri, binalarda enerji tüketimini yüzde 70’e kadar azaltabiliyor. Bu da yalnızca enerji faturalarında düşüş anlamına gelmiyor; aynı zamanda karbon emisyonlarının azalması ve doğal kaynakların korunması açısından da doğrudan bir iklim katkısı sağlıyor. Bu yönüyle yalıtım, iklim kriziyle mücadelede en hızlı ve en erişilebilir çözümlerden biri olarak öne çıkıyor.”
“İklim krizi için tüm sektörler sorumluluk almalı”
ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Turan, iklimle mücadelenin çok boyutlu bir yaklaşım gerektirdiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “İklim krizi, tüm sektörlerin sorumluluk almasını gerektiren küresel bir mesele. Biz bu sürece hem ürün geliştirme hem de üretim altyapımızı dönüştürme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Yalıtım, binalarda ve sanayide enerji tüketimini azaltarak karbon salımını düşüren en etkili ve ekonomik çözümlerden biri. Bununla birlikte üretim süreçlerimizde yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya ve karbon ayak izimizi azaltmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
Çevre odaklı yaklaşımını küresel pazarlara da taşıyan ODE Yalıtım, Türkiye’nin yalıtım malzemeleri ihracatının yüzde 17’sini gerçekleştiriyor. Şirket, İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği (İSİB) tarafından düzenlenen İhracatın Liderleri Ödül Töreni’nde “Yalıtım Malzemeleri İhracatı” kategorisinde 2022’den beri ihracat şampiyonu.
Kümes Hayvancılığı Üretimi, Mart 2026
Tavuk eti üretimi 232 bin 63 ton, tavuk yumurtası üretimi 1,92 milyar adet olarak gerçekleşti
Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, tavuk yumurtası üretimi %17,6 arttı, kesilen tavuk sayısı %4,1 arttı, tavuk eti üretimi %0,2 arttı. Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre, tavuk yumurtası üretimi %16,8 arttı, kesilen tavuk sayısı %4,3 arttı, tavuk eti üretimi %2,3 arttı.
Bir önceki ay 1 milyar 820 milyon 502 bin adet olan tavuk yumurtası üretimi Mart ayında %5,5 oranında artarak 1 milyar 920 milyon 705 bin adet oldu.
İnşaat Maliyet Endeksi, Mart 2026
İnşaat maliyet endeksi yıllık %27,24 arttı, aylık %2,76 arttı
İnşaat maliyet endeksi, 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre %2,76 arttı, bir önceki yılın aynı ayına göre %27,24 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi %3,50 arttı, işçilik endeksi %1,54 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi %25,61 arttı, işçilik endeksi %30,07 arttı.
“Aile şirketlerini ekonomik krizlerden çok ortaklar arasındaki çatışmalar yıkıyor”
Adana Barosu Ticaret Hukuku Komisyon Başkanı Av. Ali Mert Karakılçık, aile şirketlerinin en büyük düşmanının ekonomik krizler değil; kurumsallaşma eksikliği, miras kavgaları ve yönetim savaşları olduğunu bildirdi. Karakılçık, “Aile Anayasası” olmayan dev şirketlerin, ikinci ve üçüncü kuşakta dağılma riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Türkiye’de ticari hayatın temel yapı taşlarından biri olan aile şirketlerinin, çoğu zaman ekonomik sorunlardan değil; ortaklar arasındaki hukuki ve yönetsel krizlerden dolayı ciddi dağılma süreçleri yaşadığına dikkat çeken Adana Barosu Ticaret Hukuku Komisyon Başkanı Av. Ali Mert Karakılçık, aile şirketlerinde yaşanan sorunların temelinde kurumsallaşma eksikliğinin bulunduğunu söyledi.
Karakılçık yaptığı açıklamada, yıllarca emek verilerek büyütülen şirketlerin aile içi iletişim problemleri, kontrol mücadeleleri ve miras kaynaklı uyuşmazlıklar nedeniyle ağır dava süreçleriyle karşı karşıya kalabildiğini bildirdi. Şirketler büyüse bile karar alma mekanizmalarının çoğu zaman profesyonelleşmediğini, aile ilişkilerinin şirket yönetiminin önüne geçtiğini hatırlatan Karakılçık, özellikle ikinci ve üçüncü kuşak sonrasında “şirket içinde kim söz sahibi olacak” tartışmalarının ciddi krizlere dönüştüğünü kaydetti. Yönetim kurulunun oluşumu, şirket temsil yetkisi, kar payı dağıtımı, maaş ve huzur hakkı politikaları, şirket kaynaklarının kullanımı ve şirket içerisindeki güç dengelerinin aile şirketlerinde en sık tartışma konusu olan alanlar arasında yer aldığını kaydeden Karakılçık, bu tür uyuşmazlıkların şirketin sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.
“Aile anayasası ve hissedarlar sözleşmesi şart”
Aile şirketlerinin önemli bir kısmında yazılı ve bağlayıcı bir aile anayasası ya da hissedarlar sözleşmesi bulunmadığını belirten Karakılçık, şirketin geleceğine ilişkin temel ilkelerin önceden belirlenmemesinin, ortakların ilerleyen süreçlerde tamamen farklı pozisyonlar almasına neden olduğunu ifade etti. Özellikle kritik genel kurul toplantılarında, yıllarca birlikte hareket eden ortakların aniden karşı karşıya gelebildiğini belirten Karakılçık, bunun yönetim kurulunun değişmesine ve şirket kontrolünün kaybedilmesine kadar uzanan sonuçlar doğurabildiğini söyledi.
“Üçüncü kişilerin şirkete girişi büyük krizlere yol açabiliyor”
Şirket esas sözleşmelerinde, ortaklığa yabancı üçüncü kişilerin girişini engelleyen güçlü bağlam hükümlerinin çoğu zaman bulunmadığını kaydeden Karakılçık, özellikle miras intikalleri, boşanma süreçleri veya hisse satışları sonrasında şirket yapısına dışarıdan kişilerin dahil olmasının aile şirketlerinde geri dönüşü zor çatışmalar yarattığını ifade etti. Bir ortağın hissesini diğer ortakların istemediği üçüncü kişilere devretmesinin, yıllarca korunmaya çalışılan şirket dengesini tamamen bozabildiğini dile getiren Karakılçık, esas sözleşmelerinin yalnızca şekli bir metin olarak değil, şirketin geleceğini koruyan stratejik bir güvenlik mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.
“Miras süreçleri şirketleri derinden sarsabiliyor”
Miras süreçlerinin aile şirketlerini en fazla sarsan alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Karakılçık, şirket hisselerinin mirasçılar arasında paylaşılması, tereke temsilcisi atanması, genel kurulda oy kullanma yetkileri ve şirket yönetimine müdahale tartışmalarının çoğu zaman şirket faaliyetlerini doğrudan etkileyebildiğini belirtti. Gerekli hukuki planlama yapılmadığında, şirket ortaklarının hiç istemediği kişilerin dolaylı şekilde şirket yönetim süreçlerine dahil olabildiğini ifade eden Karakılçık, bunun aile şirketlerinde yeni krizlerin kapısını araladığını söyledi.
En sık açılan davalara dikkat çekti
Aile şirketlerinde ortaklar arasında açılan davalar incelendiğinde belirli dava türlerinin sürekli tekrar ettiğini vurgulayan Karakılçık, genel kurul çağrı kayyımı davaları, bilgi alma ve inceleme hakkına ilişkin davalar, özel denetçi atanması davaları, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davaları ile şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesine ilişkin davaların en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar arasında yer aldığını belirtti. Bu davaların yalnızca hukuki bir uyuşmazlık olmadığını ifade eden Karakılçık, aynı zamanda şirket içerisindeki güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığını gösteren ciddi krizler olduğunu dile getirdi.
“Uyuşmazlık çıkmadan önlem alınmalı”
Aile şirketlerinde uyuşmazlık çıktıktan sonra çözüm aramak yerine, uyuşmazlık çıkmasını önleyecek hukuki altyapının önceden kurulmasının büyük önem taşıdığını belirten Karakılçık, güçlü bir esas sözleşme, dengeli bir hissedarlar sözleşmesi, miras ve pay devrine ilişkin koruyucu hükümler, profesyonel yönetim anlayışı ve kurumsallaşma adımlarının artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini sözlerine ekledi. Karakılçık, “Aile şirketlerinde en büyük risk çoğu zaman ekonomik krizler değil, önceden öngörülmeyen ortaklık krizleridir.” dedi.
İnşaat maliyet endeksi yıllık değişim oranı(%), Mart 2026
Bina inşaatı maliyet endeksi yıllık %26,26 arttı, aylık %1,89 arttı
Bina inşaatı maliyet endeksi, bir önceki aya göre %1,89 arttı, bir önceki yılın aynı ayına göre %26,26 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi %2,23 arttı, işçilik endeksi %1,33 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi %24,17 arttı, işçilik endeksi %29,76 arttı.
Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi yıllık %30,46 arttı, aylık %5,63 arttı
Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, bir önceki aya göre %5,63 arttı, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,46 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi %7,48 arttı, işçilik endeksi %2,28 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi %30,09 arttı, işçilik endeksi %31,16 arttı.
Ciro Endeksleri, Mart 2026 Toplam ciro yıllık %34,6 arttı
Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi (2021=100), 2026 yılı Mart ayında yıllık %34,6 arttı.
Toplam cironun alt detaylarına bakıldığında; 2026 yılı Mart ayında yıllık sanayi sektörü ciro endeksi %33,2 arttı, inşaat ciro endeksi %22,0 arttı, ticaret ciro endeksi %35,9 arttı, hizmet ciro endeksi %36,5 arttı.
Toplam ciro aylık %4,4 arttı
Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi (2021=100), 2026 yılı Mart ayında aylık %4,4 arttı.
Toplam cironun alt detaylarına bakıldığında; 2026 yılı Mart ayında aylık sanayi sektörü ciro endeksi %5,7 arttı, inşaat ciro endeksi %0,9 azaldı, ticaret ciro endeksi %4,9 arttı, hizmet ciro endeksi %2,8 arttı.
Ticaret Satış Hacim Endeksi, Mart 2026
Ticaret satış hacmi yıllık %1,7 arttı, perakende satış hacmi yıllık %21,2 arttı
Ticaret satış hacmi (2021=100) 2026 yılı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,7 arttı. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi %10,3 azaldı, toptan ticaret satış hacmi %3,5 azaldı, perakende ticaret satış hacmi ise %21,2 arttı.
Ticaret satış hacmi aylık %1,9 arttı, perakende satış hacmi aylık %2,6 arttı
Ticaret satış hacmi (2021=100) 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre %1,9 arttı. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi %2,9 azaldı, toptan ticaret satış hacmi %2,4 arttı, perakende ticaret satış hacmi ise %2,6 arttı.
Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları, Nisan 2026
Aylık en yüksek reel getiri BIST 100 endeksinde oldu
Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde %4,05, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise %3,04 oranlarıyla BIST 100 endeksinde gerçekleşti.
Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından, mevduat faizi (brüt) %0,08, Euro %0,73, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) %1,60, Amerikan Doları %1,80 ve külçe altın %6,85 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) %1,05, Euro %1,69, DİBS %2,55, Amerikan Doları %2,75 ve külçe altın %7,76 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.
BIST 100 endeksi, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde %2,16, TÜFE ile indirgendiğinde ise %1,00 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde %6,58, TÜFE ile indirgendiğinde ise %7,65 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.
Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde %15,58, TÜFE ile indirgendiğinde ise %11,71 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde Amerikan Doları Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde %5,07, TÜFE ile indirgendiğinde ise %8,25 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.
Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde %32,18, TÜFE ile indirgendiğinde ise %28,41 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.
Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından BIST 100 endeksi %15,84, DİBS %9,40 ve mevduat faizi (brüt) %3,26 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Euro %5,09 ve Amerikan Doları %8,69 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise BIST 100 endeksi %12,53, DİBS %6,28 ve mevduat faizi (brüt) %0,31 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Euro %7,80 ve Amerikan Doları %11,30 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.
Sanayi Üretim Endeksi, Mart 2026
Sanayi üretimi yıllık %1,1 azaldı
Sanayinin alt sektörleri (2021=100 referans yıllı) incelendiğinde, 2026 yılı Mart ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre %5,6 azaldı, imalat sanayi sektörü endeksi %1,3 azaldı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi %5,8 arttı.
Sanayi üretimi aylık %0,8 azaldı
Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, 2026 yılı Mart ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre %1,6 azaldı, imalat sanayi sektörü endeksi %1,1 azaldı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi %3,9 arttı.
Kırmızı Et Üretim İstatistikleri, 2025
Kırmızı et üretimi 2025 yılında %10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton oldu
Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırmasından elde edilen demografik verilere dayalı olarak belirlenen “Kasaplık Güç Oranı” ile hesaplanan “iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı” ile “ithalattan kesilen hayvan sayısı”nın ortalama karkas ağırlıkları ile çarpılması suretiyle elde edilmektedir.
Buna göre 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 ton olan kırmızı et üretimi, 2025 yılında %10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton olarak tahmin edildi. Bu kapsamda bir önceki yıla göre sığır eti üretimi %11,5 azalarak 1 milyon 313 bin 7 ton, koyun eti üretimi %8,1 azalarak 468 bin 470 ton, keçi eti üretimi %8,8 azalarak 90 bin 744 ton, manda eti üretimi ise %6,3 azalarak 12 bin 909 ton oldu.
Son on yıla ilişkin kırmızı et üretim tahminleri incelendiğinde, toplam kırmızı et üretiminin 2016 yılında 1 milyon 303 bin 648 ton iken 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 ton olarak gerçekleştiği görülmektedir.
Kırmızı et üretiminin, 2024 yılında %70,4’ünü sığır eti, %24,2’sini koyun eti, %4,7’sini keçi eti ve %0,7’sini manda eti oluştururken; 2025 yılında %69,7’sini sığır eti, %24,9’unu koyun eti, %4,8’ini keçi eti ve %0,7’sini manda eti oluşturmuştur.
Çiğ Süt Üretim İstatistikleri, 2025
Çiğ süt üretimi 2025 yılında %4,9 azalarak 21 milyon 379 bin 88 ton oldu
Çiğ süt üretim istatistikleri Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması’ndan elde edilmektedir. Buna göre, 2024 yılında 22 milyon 487 bin 757 ton olan çiğ süt üretim tahmini, 2025 yılında %4,9 azalarak 21 milyon 379 bin 88 ton oldu. Bir önceki yıla göre inek sütü üretimi %4,0, manda sütü üretimi %33,0, koyun sütü üretimi %11,9 ve keçi sütü üretimi %29,8 azaldı.
Çiğ süt üretimi, 2024, 2025
Çiğ süt üretiminin 2025 yılında %94,5’ini inek sütü, %3,7’sini koyun sütü, %1,6’sını keçi sütü ve %0,2’sini manda sütü oluşturdu.
Tarımsal işletmeler tarafından 2025 yılında üretilen çiğ sütün %60,9’u süt toplama merkezlerine ve süt işleme tesislerine (süt fabrikaları, mandıralar vb.), %17,1’i ise doğrudan tüketiciye veya sokak sütçüsü, tüccar, pastane, dondurmacı vb. yerlere satılmıştır. Üretilen çiğ sütün %14,1’i “hanehalkı” niteliğindeki tarımsal işletmeler tarafından süt ürünü üretmek için kullanılmıştır. Sağıldıktan sonra hayvan besleme amacıyla kullanılan çiğ süt oranı %4,8, hanede tüketilen ve ücretsiz olarak verilen çiğ süt oranı %1’dir. Üretim ve işleme sürecinde meydana gelen kayıplar (bozulma vb.) toplam üretimin %0,1’ini oluşturmaktadır. Kullanım alanı bilinmeyen(1) çiğ süt oranı ise %2’dir.
Tüketici Fiyat Endeksi, Nisan 2026
Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %32,37 arttı, aylık %4,18 arttı
TÜFE’deki (2025=100) değişim 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %4,18 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %14,64 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,37 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %32,43 artış olarak gerçekleşti.
TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık %34,55 arttı
En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %34,55 artış, ulaştırmada %35,06 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %46,60 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,72, ulaştırmada 5,66 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,30 yüzde puan oldu.
TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık %3,70 arttı
En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %3,70 artış, ulaştırmada %4,29 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %7,99 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,95, ulaştırmada 0,73 ve konutta 0,90 yüzde puan oldu. (Ana harcama gruplarına göre endeksler, ağırlıklar ve değişim oranları Ek Tablo-1’de, ana harcama gruplarının genel endeksteki aylık ve yıllık değişime olan katkıları Ek Tablo-3’tedir).
Endekste kapsanan 174 alt sınıftan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 2018 5’li Düzey) 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla, 19 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 147 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Özel kapsamlı TÜFE göstergesi (B) yıllık %30,51 arttı, aylık %3,42 arttı
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %3,42 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %11,72 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,51 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %32,01 artış olarak gerçekleşti.
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi, Nisan 2026
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %28,59 arttı, aylık %3,17 arttı
Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %3,17 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %10,99 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %28,59 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %26,48 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık %30,36 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %40,42 artış, imalatta %30,36 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %7,19 artış ve su temininde %38,26 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %26,49 artış, dayanıklı tüketim mallarında %29,75 artış, dayanıksız tüketim mallarında %31,57 artış, enerjide %33,15 artış ve sermaye mallarında %24,70 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE yıllık değişim oranları (%), Nisan 2026
Sektörlere göre Yİ-ÜFE yıllık değişim oranları (%), Nisan 2026
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık %3,59 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %9,84 artış, imalatta %3,59 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %4,96 azalış ve su temininde %2,02 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında %3,62 artış, dayanıklı tüketim mallarında %2,17 artış, dayanıksız tüketim mallarında %2,48 artış, enerjide %4,84 artış ve sermaye mallarında %1,67 artış olarak gerçekleşti.
VEYSEL MEMİŞ: AHBİB’İN NİSAN İHRACATI YÜZDE 29 ARTIŞLA 173 MİLYON DOLARI AŞTI
VEYSEL MEMİŞ: CİBUTİ, İRAN, SUUDİ ARABİSTAN, ÜRDÜN VE TUNUS İHRACATTA YENİ İVMELER YARATIYOR
Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, nisan ayında 173,3 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Yılın dördüncü ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 oranında artış sağladıklarını vurgulayan AHBİB Başkanı Veysel Memiş, Irak ve Suriye pazarında derinleştiklerini, en güçlü ivmelenmeyi Cibuti, İran, Suudi Arabistan, Ürdün ve Tunus pazarında yakaladıklarını belirtti.
Bakliyat, pastacılık ve şeker mamulleri öne çıktı
2025 yılı Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda üyelerin büyük desteğiyle yeniden başkanlığa seçilerek güven tazeleyen Başkan Veysel Memiş, AHBİB’in nisan ayı ihracat performansını ürün gruplarına göre değerlendirirken bakliyat, pastacılık ürünleri ile şeker ve şeker mamullerinin dikkat çekici ihracat rakamlarıyla öne çıktığını vurguladı. Yılın dördüncü ayında 209 bin 760 ton ürünü uluslararası pazarlarda dövize dönüştürdüklerini belirten Başkan Veysel Memiş, “Bölge ihracatında bakliyat, 52,4 milyon dolarlık değeri ve yüzde 32’lik payıyla lider konumda yer aldı. Yüzde 87’lik artış kaydettiğimiz bu grup içinde özellikle kırmızı mercimek, 41,4 milyon dolar değer ile toplam ihracatımızın yüzde 25’ini oluşturdu. Katma değeri yüksek ürünler arasında yer alan pastacılık ürünleri, 33,7 milyon dolarlık ihracatla yüzde 34’lük büyüme sağladı. Şeker ve şeker mamulleri ihracatı ise 22,4 milyon dolara ulaştı.” dedi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.




