
Türkiye’de kullanıcılar ortalama 5 farklı yapay zekâ uygulaması kullanıyor, ancak her şeyi yapan tek bir çözüm istiyor
Yandex Türkiye ve Veri Enstitüsü araştırmasına göre yapay zekâ Türkiye’de hızla yaygınlaşıp günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline geldi. Kullanım arttıkça, kullanıcılar daha entegre ve özellikle Türkçe ile yerel kültüre uyumlu çözümlere yöneliyor. Bu da Yandex AI gibi yerel dinamiklere uygun geliştirilen uygulamaların yükselişini destekliyor. Pek çok kişi için yapay zekâ halihazırda değer yaratıyor; katılımcıların %79’u, teknolojinin günlük işleri basitleştirmeye yardımcı olduğunu belirtiyor.
Veri Enstitüsü ve Yandex Türkiye tarafından yürütülen araştırmaya göre, yapay zekâ Türkiye’de ana akım haline geldi. 1.500 katılımcıyla yürütülen anketin sonuçları, yapay zekânın iş, eğitim ve gündelik görevler başta olmak üzere hayatın pek çok alanına entegre olduğunu ve kullanıcıların bu teknolojiden düzenli olarak yararlandığını ortaya koyuyor. Bir dönem sınırlı bir kesimin ilgisini çeken bu teknoloji, bugün geniş kitlelerin rutin olarak kullandığı bir araç haline gelmiş durumda.
Aynı zamanda, yapay zekâ kullanımı yaygınlaştıkça kullanıcı beklentileri de değişiyor. Yerel şartların kritik önemine dikkat çeken kullanıcılar; Türkçe dilini, Türk kültürünü ve gündelik hayatın gerçeklerini daha doğru yansıtan yapay zekâ çözümlerine belirgin bir şekilde yöneliyor. Bu durum, daha ilgili ve yerel ihtiyaçlara uyumlu çözümlere yönelik talebin giderek güçlendiğine işaret ediyor. Yandex AI’ın hızlı yükselişi, artık Türkiye’de en çok bilinen üç yapay zekâ uygulamasından biri olması ve kullanıcıların %58’i tarafından tanınması, kullanıcıların yerel dinamiklere uyum sağlayan çözümlere yöneldiğini gösteriyor.
Yapay zekâ ana akıma dönüşüyor
Türkiye’de yapay zekâ kullanımı, başlangıç aşamasını geride bırakarak geniş kitlelere yayılmış durumda. Araştırmaya göre, yetişkinlerin %61’i son altı ayda en az bir yapay zekâ aracı ya da hizmetinden yararlandığını belirtirken, %81’i yapay zekâyı bir yıl öncesine kıyasla daha sık kullandığını ifade ediyor.
Yapay zekâ kullanımı giderek alışkanlığa da dönüşüyor: Kullanıcıların %40’ı haftada birkaç kez, %27’si ise her gün yapay zekadan yararlanıyor. Mobil cihazlar bu teknolojiye başlıca erişim noktası haline gelmiş durumda; kullanıcıların %67’si yapay zekâya uygulamalar üzerinden ulaşıyor. Çoğu kullanıcı için yapay zekâ hâlihazırda değer yaratıyor, katılımcıların %79’u bu teknolojinin günlük işleri kolaylaştırdığını belirtiyor.
Yapay zekâ günlük yaşamın her alanında
Yapay zekâ araçları, günlük yaşamın farklı alanlarına giderek daha fazla entegre oluyor. En yaygın kullanım alanları arasında iş veya okul desteği (%56), yeni beceriler öğrenme (%54) ve bilgi ile haberlere erişim (%50) öne çıkıyor. Bunun yanı sıra yazma ve düzenleme (%36), planlama (%30) ile finans ve bütçe yönetimi (%22) gibi alanlarda da kullanım giderek artıyor.
Buna ek olarak kullanıcıların %36’sı özellikle giyim, elektronik ve kozmetik gibi kategorilerde alışveriş süreçlerinde yapay zekâdan yararlanıyor. Aynı zamanda kullanıcıların %59’u fiyatların daha uygun olması, %43’ü tekliflerin daha kişiselleştirilmesi ve %34’ü daha geniş ürün ve hizmet seçeneklerine erişmeleri durumunda yapay zekâ üzerinden daha fazla alışveriş yapabileceklerini belirtiyor.
Bu bulgular, şirketler için önemli fırsatlar sunuyor: Yapay zekâ keşif ve karar alma süreçlerinde giderek daha etkili bir rol üstlenirken, bu kanallarda daha geniş ürün yelpazesi ve daha cazip teklifler ile yer almak, talebi karşılamak için kritik önem taşıyacak.
Parçalı kullanıcı deneyimi
Artan kullanıma rağmen kullanıcı deneyimi hâlâ parçalı bir yapıda. Kullanıcılar, günlük görevlerini tamamlamak için ortalama 5 farklı uygulamaya başvururken, bu sayı teknoloji sektöründe çalışanlar arasında 8’e kadar çıkıyor.
Bu dağınık yapı, günlük kullanımda zorluklara yol açıyor. Kullanıcıların yaklaşık %50’si arama, gezinme, içerik ve yapay zekâyı tek bir arayüzde birleştiren “hepsi bir arada” çözümlere sıcak baktıklarını belirtiyor. Aynı zamanda kullanıcılar, sistem seviyesinde farklı yapay zekâ seçenekleri arasında tercih yapmaya açık olduklarını da söylüyor. Katılımcıların %67’si, telefon kurulumu sırasında istedikleri yapay zekâ uygulamasını varsayılan olarak seçebilmek istiyor. Bu durum, kullanıcıların cihazlarında varsayılan yapay zekâ hizmetini seçme konusunda daha fazla seçeneğe ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.
Entegre ve yerel çözümlere yönelik talep
Araştırma, daha entegre ve yerel şartlara uygun yapay zekâ çözümlerine güçlü bir talep olduğunu gösteriyor. Kullanıcıların büyük bölümü (%89), mevcut yapay zekâ yanıtlarının yeterince yerel bağlam içermediğini belirtirken, %61’i Türk kültürüne uyumlu şekilde eğitilmiş sistemleri tercih edeceklerini ifade ediyor.
Türkçeye ve Türk kültürüne uygun şekilde geliştirilen ve bu yılın başlarında Türkiye’de kullanıma sunulan Yandex AI, yalnızca iki ay içinde %58 bilinirlik ve %16 kullanım oranına ulaştı. Özellikle KOBİ sahipleri ve öğretmenler arasında uygulamanın kullanımı oldukça yüksek; her iki grupta da %30’un üzerine çıkıyor.
Bulgulara dair değerlendirmeler
Araştırma hakkında açıklama yapan Yandex Arama Uluslararası CEO’su ve Yandex Türkiye Genel Müdürü Alexander Popovskiy, “Türkiye’de yapay zekâ artık bir yenilik olmaktan çıkıp günlük bir gereklilik haline geldi. Ancak kullanıcılar sadece Türkçeyi akıcı şekilde konuşabilen bir sistemden daha fazlasını bekliyor; kültürlerini anlayan ve günlük yaşamdaki ihtiyaçlarına cevap veren sistemler istiyorlar. Yandex AI’yı, yerel bağlamı göz önünde bulundurarak bir süper uygulama olacak şekilde geliştirdik; arama, gezinme ve yapay zekayı tek bir deneyimde bir araya getirdik. Böylece birden fazla uygulama arasında geçiş yapma ihtiyacını azaltmayı amaçladık. İlk geri dönüşler, pazardaki gerçek bir boşluğa yanıt verdiğimizi gösteriyor.” dedi.
Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır ise araştırma hakkında şunları söyledi: “Yerel bağlam, yapay zekâ kullanımında belirleyici bir faktör haline geliyor. Kullanıcılar günlük yaşamlarında yapay zekâya giderek daha fazla güvense de çoğu dil desteği ve kültürü gerçekten anlama konusunda eksiklikler olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda, birden fazla uygulama arasında geçiş yapma ihtiyacı verimliliği düşürüyor. Bu durum, daha basit ve daha entegre çözümlere yönelik net bir talep yaratıyor. İşlevselliği güçlü bir yerel bağlamla birleştiren yaklaşımlar, Türkiye’de yapay zekânın geleceğini şekillendirecek gibi görünüyor.”
Aligner Derneği’nin araştırması: Ebeveynlerin yüzde 33’ü ortodonti hakkında hiçbir bilgiye sahip değil
Aligner Derneği için gerçekleştirilen ve Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkaran araştırmaya göre çocuklarda ortodontik sorunlar çoğu zaman geç fark ediliyor. Bu da sorunların ilerlemesine, tedavinin daha geç başlamasına ve çocukların genel sağlığı, özgüveni ve sosyal gelişimlerinin olumsuz etkilenmesine yol açabiliyor. Buna karşın çalışma, bu sorunları çözen şeffaf plak tedavisinin 10 kişiden 9’u tarafından bilinmediğini ortaya çıkarması açısından önem taşıyor. Dernek bu bulgulardan hareketle aileleri, erken ortodontik değerlendirmenin önemi, diş-çene uyumsuzluklarının çocukların genel ve psikolojik sağlığına etkileri ve şeffaf plak tedavileri konusunda bilinçlendirmeyi amaçlayan farkındalık kampanyası başlattı.
Aligner Derneği, Türkiye’de ortodontik tedaviye yönelik algı, farkındalık ve davranışları ortaya koyan araştırma sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Twentify tarafından dernek için yapılan “Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması” sonuçları, Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğunu gösterirken, ailelerin çocuklarında gözlemledikleri belirtileri çoğu zaman ortodontik sorunlarla ilişkilendirmediğini ortaya koyuyor. Buna karşın modern tedavi seçeneklerine yönelik bilgi eksikliğinin önemli bir sorun olduğunu gösteren araştırmaya katılanların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini söylese de tanımlanması istendiğinde sadece yüzde 50’si doğru tanımlayabiliyor. Şeffaf plak tedavisini iyi bildiğini söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 12’de kalıyor.
Bu durum, sorunların ilerlemesine ve tedavinin gecikmesine neden olurken, çocukların hem fiziksel sağlığını hem de psikolojilerini etkileyebiliyor. Bu sonuçlar doğrultusunda Aligner Derneği, “Çözümü Şeffaf Olabilir” farkındalık kampanyasını başlattı. Kampanya, erken dönemde fark edilebilecek üç kritik belirtiye dikkat çekiyor: Ağzı açık uyumak, gülerken ağzını kapatmak ve konuşurken zorlanmak. Aligner Derneği, bu kampanya ile ailelerin çocuklarında gördükleri belirtileri doğru yorumlamasını, erken dönemde ortodontik değerlendirme için harekete geçmesini ve uygun tedavi seçenekleri hakkında bilinçlenmesini hedefliyor.
Görünümle ilgili kaygılar ağrıdan bile daha rahatsız edici
6–12 yaş arası çocuğu olan ebeveynler ile yapılan ankete dayanan araştırmaya göre diş ve çene sorunları arasında estetik kaygı, yarattığı rahatsızlık açısından ağrı ile neredeyse aynı düzeyde algılanıyor. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda görünümle ilgili kaygıların ağrıdan bile daha rahatsız edici olabildiği görülüyor. Katılımcıların kendi deneyimlerine göre en rahatsız edici sorun yüzde 51 ile diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı olurken, bunu yüzde 42 ile görünüm (estetik kaygı) izliyor. Çocuklar için yapılan değerlendirmede ise estetik kaygı yüzde 45 ile ilk sırada yer alırken, diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı yüzde 40 ile ikinci sırada geliyor.
Şeffaf plak tedavileri artıyor ama bilgi düzeyi düşük
Araştırmaya göre ortodontik tedaviye başlama oranı düşük olsa da ilgi oldukça yüksek. Katılımcıların yüzde 50’si ortodontik tedaviye başlamayı düşünüyor ya da değerlendiriyor. Aynı şekilde şeffaf plak tedavilerine ilgi de giderek artıyor. Şu anda ortodontik tedavisi devam eden hastaların yüzde 43’ü ve geçmişte tedavi görmüş hastaların yüzde 33’ü şeffaf plak kullandığını belirtiyor. Buna karşın şeffaf plak tedavisi konusunda toplumdaki bilgi düzeyinin oldukça sınırlı olduğu görülüyor. Katılımcıların yüzde 21’i şeffaf plak tedavisi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını, yüzde 34’ü ise sadece adını duyduğunu ifade ediyor.
Bilgi sahibi olanların büyük çoğunluğu şeffaf plak tedavisiyle ilgileniyor
Şeffaf plak tedavisi hakkında bilgi sahibi olanların yüzde 70 ile büyük çoğunluğu bu tedaviyle ilgileniyor ve değerlendirmeye alıyor. İlginin oluşmasında hem doktor önerisi hem de kişisel araştırmalar etkili oluyor. Çocuklar için şeffaf plak tedavisini düşünmeye başlamada en önemli faktör yüzde 32 ile doktor önerisi. Bunu yüzde 29 ile estetik uygunluk ve yüzde 25 ile kullanım kolaylığı izliyor. Kişilerin kendileri için tedaviyi değerlendirmeye başlamasında ise yüzde 20 ile rutin kontrolde doktor önerisi ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 19 ile başkalarından duyma ve yine aynı oranda araştırma takip ediyor.
“Aileler sorunları görüyor ama genel sağlık ile ilişkilendiremiyor”
Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik araştırma sonuçları hakkında yaptığı değerlendirmede, “Bazen bir diş sorunu, bir çocuğun günlük yaşamını düşündüğümüzden çok daha fazla etkileyebilir. Buna karşın bu araştırma bize ailelerin genel sağlığı diş-çene uyumsuzluğuyla ilişkilendiremediğini, estetik görünüm üzerinden konunun değerlendirildiğini ve bu noktada da erteleme ve normal karşılamanın yaygın olduğunu gösteriyor. Birçok aile ortodontik sorunların sağlık ve gelişim üzerindeki etkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Oysa dünyadaki önemli ortodonti otoriteleri çocukların en geç 7 yaşına kadar bir ortodontiste görünmesi ve sonrasında da rutin kontrollerin devam etmesini öneriyor. Buna karşın çalışmada bir kez daha gördük ki çocuklar ancak belirgin bir sorun, ağrı, çürük olduğunda diş hekimine götürülüyor, ortodontik değerlendirme kültürü ise hemen hemen hiç yok. Bu nedenle sorunların ele alınması gecikiyor ve bu gecikme sorunların büyümesine neden olabileceği gibi çocuk ve aile üzerindeki psikolojik yük de artıyor. Bu nedenle dernek olarak yeni bir döneme girerken bu verilerden de yola çıkarak çocuklarda diş çene uyumsuzluğunun fiziksel-psikolojik etkileri başta olmak üzere ağız ve diş sağlığının yanı sıra bu sorunların çözümünde şeffaf plak tedavilerinin önemi hakkında farkındalığı artırmak için kapsamlı bir bilinçlendirme kampanyası başlatıyoruz.” dedi.
“Ortodontik sorunlar çocukların duygusal gelişimi açısından da ele alınmalı”
Diş çene uyumsuzluklarının çocukların psikolojisi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Uzman Psikolog İlknur Okay ise şunları söyledi: “Çocukluk döneminde yaşanan fiziksel farklılıklar, özellikle akran ilişkilerinin yoğun olduğu okul çağında özgüven ve psikolojik sağlık üzerinde ciddi etkiler yaratabiliyor. Diş ve çene uyumsuzlukları nedeniyle özgüveni azalan, konuşurken zorlanan veya arkadaşlarının yorumlarından etkilenen hatta akran zorbalığına uğrayan çocuklarda zamanla sosyal ortamlardan uzaklaşma, içe kapanma, okul ve spor başarısında gerileme görülebiliyor. Çocukluk çağındaki bu psikolojik etkiler yetişkin yaşama da taşınıyor. Bu nedenle ortodontik sorunları yalnızca estetik bir mesele olarak değerlendirmek yerine çocukların duygusal gelişimi açısından da ele almak gerekiyor. Erken fark edilen ve doğru şekilde yönetilen tedavi süreçleri, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarını destekleyebilir.”
“Ortodontik tedavilere yönelik detaylı bilgi oldukça sınırlı”
Araştırmayı gerçekleştiren Twentify Yöneticisi Can Kablan ise ortodonti alanında bilgi seviyesinin düşük olmasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Araştırmada gördük ki ebeveynler çocuklarında bazı belirtileri fark etse de bunları çoğu zaman ortodontik bir ihtiyaçla ilişkilendirmiyor. Ortodontik tedavilere yönelik genel bir farkındalık bulunsa da detaylı bilgi oldukça sınırlı ve bu durum doğru zamanda aksiyon alınmasını zorlaştırıyor. Özellikle modern tedavi seçeneklerine dair bilgi eksikliği, karar süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yalnızca verileri ortaya koymak değil, aynı zamanda bu alandaki bilgileri daha anlaşılır hale getirmek de çalışmamızın önemli bir parçası oldu.”
“Diş sağlığı çocukları psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri”
Araştırmanın paylaşıldığı toplantının moderatörlüğünü yapan Oyuncu Müge Boz ise “Ben de çocukluğumda dişlerimin görüntüsü yüzünden aslında akran zorbalığına uğramışım. Şimdi daha iyi anlıyorum. O zamanlar bu kavramlar yoktu. Dişlerim düzgün değil diye çok alay edildi benimle. Tabii o zamanlar şimdiki gibi şeffaf plak teknolojisi yoktu. Günümüzde her şey çok gelişti. Şeffaf plak tedavisi sayesinde dişler hem düzeliyor hem de birçok sağlık sorununun azalmasını sağlıyor. Anne olduktan sonra da kızımın diş yapısıyla ilgili bazı küçük işaretleri fark ettiğimde ortodonti uzmanımızla konuştum ve bu işaretleri erken dönemde fark etmenin ne kadar kritik olduğunu daha iyi anladım. Kızım için şeffaf plak tedavisi planladık. Dolayısıyla kızım Vina için de içim rahat. Kimse dişleri yüzünden akran zorbalığına maruz kalmamalı. Diş sağlığı da çocuklarımızı ve gençlerimizi psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bir anne olarak kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, ebeveynlerin bu konuda erken dönemde bilgiye ulaşması gerçekten büyük fark yaratıyor.” dedi.
Küresel kadın girişimcilik programı She’s Next için son başvuru tarihi 12 Nisan
Visa’nın kadın girişimciliğini destekleyen küresel programı She’s Next, Şekerbank ve Türkiye Girişimcilik Vakfı (GİRVAK) iş birliğiyle Türkiye’ye geliyor. Dünyada 40’tan fazla ülkede uygulanan program, bu kez Türkiye’de küçük ölçekli kadın işletmeler ve üreticilerin rekabet gücünü artırmak amacıyla, Anadolu’nun farklı bölgelerindeki girişimcilerle buluşarak hayata geçiriliyor.
She’s Next Türkiye kapsamında kadın girişimcilere eğitim ve mentörlük odağında kapsamlı bir gelişim modeli sunulurken, programla 2 yılda toplamda 1.000 kadın girişimciye ulaşılması hedefleniyor. She’s Next Türkiye programına başvurular, 12 Nisan 2026 tarihine kadar www.shesnextturkiye.org üzerinden kabul edilecek.
Dört aylık eğitim ve mentorluk desteği
Girişimciler, dört ay sürecek kapsamlı bir eğitim ve mentorluk programına katılacak. Program boyunca problem çözme, hikâye anlatımı, yatırımcı sunumu, sürdürülebilirlik ve etki yönetimi, PR stratejileri, dijital güvenlik, uluslararası ticaret ve e-ihracat, finansal dayanıklılık ve dijitalleşme gibi başlıklarda yaklaşık 40 saatlik uygulamalı eğitim sunulacak. Girişimciler ayrıca alanında uzman isimlerle bire bir çalışma fırsatı da yakalayacak.
Birinciye 250 bin TL ödül
Eğitim sürecini tamamlayan girişimciler, She’s Next Türkiye mezun ağına dahil olarak gelişim fırsatlarından yararlanmaya devam edecek. Program sonunda seçilecek birinciye 250 bin TL para ödülünün yanı sıra mentorluk ve yatırım görüşmeleri desteği sunulacak. Birinci olan girişimci ayrıca Cherie Blair Vakfı’nın Mentoring Women in Business Programme‘ına aday gösterilme imkânı da elde edecek.
Programda ayrıca Yerelde Değişim Yaratan Kadın Ödülü ve Yenilik Yaratan Kadın Ödülü olmak üzere iki ayrı kategori de yer alıyor. Bu kapsamda girişimcilere liderlik gelişimi, mentorluk desteği, Visa İnovasyon Programı’na aday gösterilme hakkı ve yatırım görüşmeleri gibi destekler sunuluyor.
Programa en az bir yıldır faaliyet gösteren, yıllık cirosu 40 milyon TL’nin altında olan ve kurucusu, kurucu ortağı ya da çoğunluk hissedarı kadın olan işletmeler başvurabiliyor. Tarım, gıda ve tekstil başta olmak üzere büyüme potansiyeli yüksek girişimler programa dahil ediliyor.
She’s Next Türkiye programına başvurular 12 Nisan 2026 tarihine kadar www.shesnextturkiye.org adresi üzerinden yapılabiliyor.
Türkiye’de gastronomi ve yeme-içme sektörü son yıllarda yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil; istihdam, kültürel temsil, turizm değeri, yerel üretim ilişkisi ve toplumsal etkisiyle de stratejik bir alan haline geldi. Ancak bu hızlı büyüme, beraberinde çözüm bekleyen çok katmanlı sorunları da taşıdı. Artan maliyet baskıları, nitelikli personel açığı, kayıtlı ve standartlı büyüme ihtiyacı, gıda güvenliği beklentisi, mevzuata uyum yükümlülükleri, fiyat şeffaflığına ilişkin hassasiyetler, tedarik zincirinde yaşanan kırılganlıklar ve sektör içi ortak hareket eksikliği; bugün gastronomi dünyasının en temel açmazları arasında yer alıyor.
Tam da bu noktada, Tüm Gıda İşletmecileri Derneği (TURGİD), yalnızca bir dernek değil; sektörün dağınık enerjisini ortak akılda buluşturmayı hedefleyen yeni nesil bir mesleki dayanışma ve temsil platformu olarak dikkat çekiyor.
Gastronomi dünyası bugüne kadar farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen sivil yapılarla yol aldı. Yatırımcı, restoran ve gastronomi işletmeleri ölçeğinde önemli temsil görevleri üstlenen yapılar; sektörün sesini kamuoyuna ve karar alıcılara taşıma konusunda kıymetli katkılar sundu. Ancak gelinen aşamada, sektörün yalnızca belli bir segmentini değil; farklı ölçekteki işletmeleri, üretimle teması olan yapıları, yerel girişimleri, çok paydaşlı mutfak ekosistemini ve işletmecilik pratiğini aynı çatı altında daha güçlü biçimde buluşturacak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu açık biçimde görülüyor.
Çünkü bugün mesele yalnızca restoran açmak, menü oluşturmak ya da marka büyütmek değildir. Asıl mesele; gıda işletmeciliğinin etik, güvenilir, sürdürülebilir, şeffaf ve nitelikli bir zeminde geleceğe taşınmasıdır. Bu da ancak sektörün kendi içinde konuşabildiği, birbirini tamamlayan yapılar kurabildiği, sorunları yalnızca teşhis etmekle kalmayıp çözüm üretebildiği bir temsil anlayışıyla mümkündür.
TURGİD’in ortaya çıkışı, işte bu ihtiyacın doğal sonucudur.
Dernek; gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmecilerin haklarını korumayı, ortak sorunlarına çözüm üretmeyi, kalite standartlarını öncelemeyi, etik değerler etrafında yeni bir iş birliği kültürü inşa etmeyi ve sektörü sürdürülebilir bir geleceğe taşımayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, yalnızca bugünün sorunlarına cevap vermeyi değil; yarının daha güçlü, daha saygın ve daha dirençli gastronomi ekosistemini kurmayı amaçlamaktadır.
Sektörün bugün en çok ihtiyaç duyduğu başlıklardan biri, hiç kuşkusuz ortak temsil dilidir. Uzun yıllardır farklı platformlarda dile getirilen sorunların başında personel niteliği, eğitim, standartlaşma, maliyet yönetimi, işletme disiplini, mevzuat uyumu ve haksız rekabet gelmektedir. Özellikle küçük, orta ve büyüme aşamasındaki işletmeler; seslerini yeterince duyurabilecek, yaşadıkları sorunları kolektif zeminde taşıyabilecek, çözüm masalarında kendilerine yer bulabilecek daha güçlü bir yapıya ihtiyaç duymaktadır. TURGİD, bu boşluğu doldurmayı hedefleyen bir inisiyatif olarak öne çıkmaktadır.
Bugün gastronomi yalnızca mutfakta üretilen bir lezzet değil; aynı zamanda şehir ekonomisinin, turizm hareketliliğinin, kültürel diplomasinin, yerel kalkınmanın ve toplumsal hafızanın önemli bir taşıyıcısıdır. Böyle bir alanda faaliyet gösteren işletmelerin, günü kurtaran reflekslerle değil; stratejik bakışla, veriyle, eğitimle, etik çerçeveyle ve güçlü kurumsal dayanışmayla yol alması gerekmektedir. TURGİD’in önerdiği zemin de tam olarak budur.
Dernek; sektördeki rekabeti çatışma üzerinden değil, nitelik üzerinden büyütmeyi; işletmeciliği yalnızca ticari bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda kamusal sorumluluk taşıyan bir alan olarak görmeyi; gıda güvenliği, tüketici güveni, kalite standardı ve mesleki itibarı aynı cümlede kurabilmeyi esas almaktadır. Bu yönüyle TURGİD, yalnızca bir meslek örgütü değil; sektörün itibarını yükseltme iradesidir.
TURGİD Kurucu Başkanı Şef Yunus Emre Akkor, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullanmaktadır:
“Türkiye’nin gastronomi gücü, yalnızca mutfak zenginliğinden değil; bu zenginliği ayakta tutan işletmecilerin emeğinden, disiplininden ve vizyonundan doğar. Bugün sektörümüzün ihtiyacı; daha yüksek sesle konuşmak değil, daha doğru zeminde birleşmektir. TURGİD, etik değerleri, dayanışmayı, kalite anlayışını ve ortak aklı önceleyen bir yapıyla bu sorumluluğu üstlenmek için yola çıkmıştır. Hedefimiz; Türk mutfağını ve gıda işletmeciliğini daha güçlü, daha güvenilir ve daha saygın bir geleceğe taşımaktır.”
TURGİD’in yaklaşımı, mevcut yapıları dışlayan değil; sektörün büyüyen ihtiyaçları karşısında temsil kapasitesini genişleten bir anlayışa dayanmaktadır. Çünkü bugün ihtiyaç duyulan şey, tek seslilik değil; ortak hedeflerde buluşabilen çok paydaşlı bir güç birliğidir. Sektörün büyüklüğü, çeşitliliği ve dönüşüm hızı dikkate alındığında; daha kapsayıcı, daha yapısal ve daha çözüm odaklı yeni platformların doğması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
5 Mayıs’ta gerçekleştirilecek lansmanla birlikte kamuoyuna daha kapsamlı biçimde tanıtılacak olan Tüm Gıda İşletmecileri Derneği (TURGİD), gastronomi dünyasında sadece bugünü konuşan değil, geleceği kurmaya talip bir iradenin ifadesi olmayı hedeflemektedir.
Türk gastronomisinin büyümesi için yalnızca iyi şeflere, iyi reçetelere ya da güçlü markalara değil; aynı zamanda güçlü kurumlara, ilkeli birlikteliklere ve sektörel hafızayı geleceğe taşıyacak yapısal dayanışmaya ihtiyaç vardır.
TURGİD, tam da bu ihtiyaçtan doğmuştur.
Hammadde Fiyatlarındaki Artış Plastik Sektörünü Zorluyor
İran’da devam eden savaşınetkisiyle küresel petrol fiyatlarında yaşanan artışın plastik hammaddelerindeciddi maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Plastik Sanayicileri Derneği(PAGDER) Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Benliler, “Petrol fiyatlarında yaşananyükseliş doğrudan petrokimya ürünlerine yansımakta, bu durum da plastikhammaddelerinde hızlı ve yüksek oranlı fiyat artışlarına sebep olmaktadır.Hammadde maliyetlerindeki bu artış üretimden ihracata kadar tüm süreci olumsuzetkiliyor” dedi.
Maliyet Artışları Tüm DeğerZincirini Etkiliyor
Küresel ölçekte sadece fiyatdeğil, arz tarafında da risklerin arttığını vurgulayan Benliler, “İran savaşısebebiyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması maliyetlerde artışa sebep olmanın yanısıra hammadde tedarikinde süreklilik açısından da ciddi bir belirsizlikyaratıyor. Plastik sektörü büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğu için hem fiyathem de arz tarafındaki bu çift yönlü baskı üretim planlamasını zorlaştırıyor”dedi.
Plastik sektörünün çok sayıdaimalat sanayine ara girdi sağladığını vurgulayan Benliler, “Plastikhammaddeleri başta ambalaj, otomotiv, beyaz eşya ve inşaat olmak üzere birçoksektör için kritik öneme sahip. Bu nedenle hammaddede yaşanan maliyet artışlarıyalnızca plastik üreticilerini değil, bu ürünleri kullanan tüm sektörlerietkileyerek geniş çaplı bir maliyet baskısı oluşturuyor. Bu durum hem içpiyasada fiyatları yukarı yönlü etkiliyor hem de ihracat pazarlarında rekabetgücümüzü zayıflatıyor” dedi.
Plastik Hammadde İthalatındaGümrük Vergileri Geçici Olarak Sıfırlamalı
Küresel gelişmelere karşı bazıülkelerin hızlı aksiyon aldığını belirten Benliler, “Hindistan, artan maliyetbaskısını dengelemek amacıyla plastik hammaddelerin de dahil olduğu bazıpetrokimyasal ürünlerde gümrük vergilerini geçici olarak sıfırlama kararı aldı.Bu tarz uygulamalar sanayicinin maliyetlerini dengeleyerek üretiminsürdürülebilirliğini sağlamak açısından son derece önemli” dedi.
Benzer bir uygulamanın Türkiye’dede hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Benliler, “Halihazırda yüksekfinansman maliyetleri ve küresel belirsizliklerle karşı karşıya olansanayicimiz, bir de hammadde fiyatlarındaki artışla mücadele etmek zorunda kalıyor.Bu noktada plastik hammaddeleri başta olmak üzere belirli petrokimyasalürünlerde gümrük vergilerinin geçici olarak sıfırlanması, sektörümüzünüzerindeki maliyet baskısını hafifletecektir” dedi.
Sanayinin Rekabet GücüDesteklenmeli
Alınacak önlemlerin makroekonomiketkilerine de dikkat çeken Benliler, “Hammadde maliyetlerindeki artışın nihaiürün fiyatlarına yansıması kaçınılmazdır. Bu da enflasyon üzerinde yukarı yönlübaskı oluşturur. Öte yandan uluslararası pazarlarda rekabet ettiğimiz ülkelerdebenzer maliyet artışlarının daha sınırlı olması, firmalarımızı dezavantajlıkonuma getirmektedir. Bu nedenle üretim maliyetlerini azaltmaya yönelikadımlar, en az talep taraflı politikalar kadar önemlidir” dedi.
Sanayinin sürdürülebilirliği içinhızlı aksiyon alınması gerektiğini belirten Benliler, “Türkiye’nin üretimgücünü koruması ve ihracatta elde ettiği kazanımları sürdürebilmesi içinsanayicinin rekabet gücünü destekleyecek adımların zaman kaybetmeden atılmasıgerekiyor. Gümrük vergilerinde geçici düzenleme bu anlamda etkili ve hızlısonuç verebilecek bir araç olacaktır” dedi.
Yandex AI’ye büyük güncelleme geldi: daha hızlı, akıllı ve empatik sohbet deneyimi ve gelişmiş üretken özellikler
Yandex Türkiye’nin “süper uygulaması” Yandex AI, yayımlanan büyük güncellemeyle hem performansını hem de üretken yapay zekâ yeteneklerini önemli ölçüde geliştirdi. İşte güncelleme ile gelen yeni özellikler…
Yandex Türkiye; arama motoru, internet tarayıcısı ve yapay zekâ asistanını tek bir arayüzde bir araya getiren “süper uygulaması” Yandex AI için kapsamlı bir güncelleme yayımladı. Bu güncelleme, uygulamanın temel sohbet yeteneklerini artırırken üretken özelliklerini de genişletiyor. Lansmandan bu yana kullanıcıların 6 milyondan fazla görsel üretmesiyle ortaya çıkan yoğun ilgiye yanıt niteliği taşıyan güncelleme, kullanıcı deneyimini daha da zenginleştiriyor. Yeni özellikler arasında görselleri birleştirmeye yarayan bir araç, fotoğrafları canlandıran gelişmiş hareket efektleri ve farklı görünümler sunan stil filtreleri bulunuyor.
Önemli bir geliştirmeyle sayesinde Yandex AI, artık kullanıcı taleplerine artık 2,5 kat daha hızlı yanıt veriyor. Uygulama, kullanıcıların ilham bulmasına yardımcı olmak için daha karmaşık sohbetleri desteklerken, matematik için de özel destekler sunuyor; örneğin Fourier dönüşümü gibi karmaşık formülleri adım adım açıklayabiliyor. Bunun yanı sıra, sohbet deneyimi artık daha empatik hissettiriyor, daha uzun etkileşimleri teşvik ediyor ve verilen yanıtlar her zamankinden daha doğru ve güvenilir hale geliyor.
Üretken özellikleri önemli ölçüde genişletilen Yandex AI, kullanıcılara anılarını korumaları ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarmaları için yeni yollar da sunuluyor. “Fotoğraf canlandır” özelliği ise “günün filtresi” gibi yeni hareket efektleriyle daha da zenginleştirildi.
Kullanıcılar ilk kez, stil filtrelerini kullanarak fotoğraflarını dönüştürebiliyor, herhangi birini bir oyuncak bebeğe veya anime tarzında bir çizgi film görseline dönüştürebiliyor. Bunun yanı sıra kendilerini sevdikleri dizilerin sahnelerine yerleştirebiliyor ya da milli takımı destekledikleri kişiselleştirilmiş görseller oluşturabiliyorlar.
Güncellemeyle birlikte gelen bir diğer yenilik ise kullanıcıların en fazla üç fotoğraf yükleyerek bunlardan tamamen yeni bir görsel oluşturabildiği görsel birleştirme özelliği. Kullanıcılar, fotoğrafları sohbete yükleyip karakterleri, arka planları ve nesneleri nasıl bir araya getirmek istediklerini tarif ediyor. Yapay zekâ ise bu görsellerdeki unsurları analiz ederek kompozisyon, ışık, perspektif ve stil gibi detayları değerlendiriyor ve tüm öğeleri uyumlu bir sahnede birleştirerek yepyeni bir görsel ortaya çıkarıyor.
Bu özellik sayesinde kullanıcılar, farklı fotoğraflarda bulunan aile üyelerini tek bir karede buluşturup sonucu mesajlaşma uygulamalarında paylaşabiliyorya da sosyal medya içerikleri için ilham alabiliyorlar.
Yandex Arama Uluslararası CEO’su ve Yandex Türkiye Genel Müdürü Alexander Popovskiy yaptığı açıklamada, “Türkiye’de her gün yüz binlerce kullanıcı uygulamamızı kullanıyor. Görsel üretme ve internette araştırma yapmanın yanı sıra sinema, spor ve finans gibi konular, uygulamamızın en çok ilgi çeken kullanım alanlarının başında geliyor. Bu güncellemeyle, kullanıcıların günlük hayatlarını daha verimli hale getirmelerine katkı sağlarken, keşifleri için de yeni fırsatların önünü açıyoruz.” dedi.
Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı: Dönüşüm, Fırsatlar ve Riskler Bir Arada Değerlendirildi
İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan araştırma raporu, medya ve iletişim sektöründe yapay zekânın hızla yaygınlaştığını ortaya koydu. Rapor, verimlilik ve hız avantajlarına rağmen etik, güvenlik ve iş gücü dönüşümü gibi kritik risklerin sektörün gündeminde ön plana çıktığını gösterdi.
Vertiv, EMEA bölgesindeki Edge ve küçük ölçekli veri merkezleri için
Termal duvar tipi soğutma sistemini ekleyerek, Termal Ürün Portföyünü genişletiyor.
Kritik bilgi işlem ortamlarında 7/24 çalışacak şekilde tasarlanmış olan “Vertiv™ CoolPhase Wall” konfor tipi soğutma ile karşılaştırıldığında %60’a kadar daha fazla hava akışı sağlıyor
İstanbul, Turkiye [Mart 25, 2026] – Digital altyapının global lideri Vertiv (NYSE: VRT), bugün Küçük BT alanları ve edge ortamları için tasarlanan yerden tasarrufu sağlayan duvar tipi soğutma sistemi olan “Vertiv™ CoolPhase Wall” ürününün lansmanını duyurdu. “Vertiv™ CoolPhase Wall” soğutma sistemi bilişim ekipmanlarının ihtiyaçlarına yönelik olarak tasarlanmış olup; zemin alanı kaplamadan ısıyı uzaklaştırır ve kesintisiz çalışma sağlıyor. “Vertiv CoolPhase Wall” Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA bölgesi) genelinde artık kullanıma sunulmuştur.
Dağıtık mimari, işletme faaliyetleri için giderek daha kritik hale geldiğinden; kompakt BT ortamlarında hassas elektronik sistemler için tasarlanmış yüksek kaliteli ısıl kontrol ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Ancak pek çok yerde, bilişim ekipmanlarının yüksek duyarlı ısı oranı (Sensible Heat Ratio) ve daha yüksek hava akışı gereksinimlerini karşılamak yerine yaşam alanları için tasarlanmış olan konforlu soğutma sistemleri kullanılmaya devam etmektedir. Vertiv CoolPhase Wall, ekipmanları korumak ve 7/24 operasyonel sürekliliğini sağlamak üzere gerekli olan SHRyi sağlayan ve entegre izleme ve kontrol yetenekleriyle birlikte özel olarak tasarlanmış bir sistemle bu eksikliği gideriyor.
Kurulum esnekliği için tasarlanmış olan Vertiv CoolPhase Wall, iç mekan duvar tipi soğutma ünitesine sahip ayrılabilir bir sistemdir. Bu sistem, standart konforlu soğutma sistemlerine göre %60’a kadar daha fazla hava akışı sağlar ve ısı yükü talebini düzenleyerek karşılamak ve enerji verimliliğini artırmak için değişken hızlı kompresörler ve fanlar kullanarak işletme maliyetlerinde azalma sağlar.
Zeytinyağı ihracatçıları Dahilde İşleme Rejiminin sürekli açık olmasını istiyor
Türkiye’deki zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarını çatısı altında buluşturan Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin seçimli Genel Kurul Toplantısı’nda Emre Uygun 55 oyla tekrar başkanlığa seçildi.
Genel kurulda konuşan Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, sektörün küresel ve ulusal sınamalardan geçtiğini vurguladı.
Türk zeytincilik sektörünün 2023/24 sezonunda 763 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiği bilgisini veren Uygun, “2024/25 sezonunda ihracatımız yüzde 27 geriledi ve sezonu 559 milyon dolar döviz geliriyle tamamladık” dedi.
İki farklı tabloyla karşı karşıyayız
İhracat rakamları irdelendiğinde iki farklı tablonun ortaya çıktığı bilgisini veren Uygun şöyle devam etti; “Bu dönemde sofralık zeytin ihracatımız, ürün çeşitliliğimizin stratejik önemini kanıtlayan bir performans sergiledi. Toplamda 255 milyon dolarlık ihracat geliriyle hedefini aşan sektörümüz, Türk zeytinini dünyanın dört bir yanındaki sofralara taşımayı başardı. Siyah zeytin ihracatımız yüzde 19 artışla 194 milyon dolara, yeşil zeytin ihracatımız ise yüzde 29 artışla 61 milyon dolara ulaştı. Tam 117 ülkeye gerçekleştirilen bu ihracat, küresel pazardaki sağlam konumumuzu bir kez daha teyit etti. Buna karşılık, zeytinyağı ihracatımız döviz bazında yüzde 50 oranında bir düşüşle 252 milyon dolara geriledi. Bu sonuçla zeytinyağı ihracatımız, 4 sezon aradan sonra sofralık zeytin ihracatının gerisinde kaldı. Miktar bazında ise 70 bin ton seviyelerinden 50 bin ton seviyelerine inildi.”
Kısıtlama, fon ve yasaklar zeytinyağında kötü sonu hazırladı
“Zeytinyağı ihracatımızdaki bu gerileme, yalnızca küresel fiyatlardaki düşüşle açıklanamaz” tespitinde bulunan Başkan Uygun, “2021 yılından bu yana dökme ve varilli zeytinyağı ihracatına yönelik uygulanan kısıtlama, fon ve yasaklar, sektörümüzün uluslararası pazarlardaki rekabet gücümüzü derinden etkiledi. Bu uygulamalar, ülkemizin güvenilir tedarikçi imajını zedeledi ve pazar paylarımızın rakip ülkelere geçmesine zemin hazırladı.”
Zeytin ve zeytinyağı sektöründeki ihracat kaybının 2025/26 sezonunda da sürdüğü bilgisini paylaşan Uygun, “2025/26 sezonunda ihracat rakamları yapısal sorunların ve kısıtlamaların yansımalarının sürdürdüğünü gösteriyor. 31 Mart 2026 tarihi itibarıyla sektörümüzün genel toplam ihracatı, bir önceki sezonun aynı dönemine kıyasla tutar bazında 38 azalarak 312 milyon dolardan 192 milyon dolar seviyesine geriledi. Bu dönemde özellikle zeytinyağı ihracatımız miktar bazında geçtiğimiz sezona kıyasla yüzde 73 azalarak 7 bin ton seviyelerine indi ve 44 milyon dolarlık bir döviz getirisi sağladı. Sofralık zeytin ihracatımız ise 135 milyon dolar seviyesinde tutunmayı başardı” ifadelerini kullandı.
Sektörel ticaret heyetlerine ağırlık verdik
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği olarak sektörde yaşanan daralmayı aşarak toplam ihracatımızı yeniden yukarılara taşımak amacıyla, dış pazarlardaki çalışmalarına hız verdikleri bilgisini veren Başkan Uygun, ABD, Kanada, Japonya ve Avustralya gibi hedef pazarlarda sektörel ticaret heyetleri düzenleyerek aktif çalışmalar yürüttüklerini, uluslararası prestijli fuarlarda sektörümüzü güçlü bir şekilde temsil etmeye devam ettiklerini vurguladı, Uygun, sözlerini şöyle sürdürdü; “ABD Summer Fancy Food ve Expo West, Japonya Foodex ve Çin Uluslararası İthalat Fuarı. 6 gıda birliğinin ortaklığıyla devam eden Turkish Taste turquality projesi ABD pazarındaki çalışmalarına devam ediyor. Bütçesel katkısı olmasa da tanıtım etkinliği olarak zeytin-zeytinyağı sektörünün en fazla kazanımı aldığına emin olabilirsiniz. Bu sene itibariyle Japonya pazarının da turquality projesine dahil edilmesi için girişimler başlatıldı.”
OLIVEtoLIVE UR-GE Projesi başlıyor
Zeytin ve zeytinyağı sektörünün orta ve uzun vadeli rekabet gücünü artırmak amacıyla OLIVEtoLIVE UR-GE Projesi’ni hayata geçirdiklerini genel kurul katılımcılarıyla paylaşan Uygun, “Bu projemize sektörümüzden tam 60 firmalık rekor bir başvuru gerçekleşmiştir. Bu sayı, EİB bünyesinde bugüne kadar ulaşılan en yüksek başvuru sayısıdır. Bu rekor katılım, sektörümüzün ihracata yönelik vizyonunun ve yüksek motivasyonunun en somut göstergesidir. Amacımız, firmalarımızın mevcut ihracat potansiyellerini en üst düzeyde hayata geçirmelerini sağlamaktır. Bu doğrultuda, süreç boyunca firmalarımızın altyapısal eksikliklerini tek tek tespit edecek; küresel rekabette ihtiyaç duydukları yetkinlikleri kazandıracak eğitimleri sunacağız. Akabinde yürütülecek stratejik pazarlama ve markalaşma faaliyetleriyle firmalarımızı uluslararası arenada çok daha rekabetçi bir konuma taşıyacağız. Projemizin; ambalajlı ve katma değeri yüksek ürün ihracatının artırılması, ihracatçılarımızın uzun vadeli ve öngörülebilir bir ihracat yapısına kavuşması ve Türk zeytin ve zeytinyağının uluslararası pazarlardaki konumunun güçlendirilmesi açısından önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz” şeklinde görüşlerini dillendirdi.
İhracatta DİR her zaman kullanılabilir olmalı
EZZİB Genel Kurulu’nda ihracattaki yasakların ve kotaların sektörde belirsizlik yarattığı dillendirilirken, Dahilde İşleme Rejimi’nin sürekli açık olması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı.
EZZİB Başkanı Emre Uygun, zeytinyağında ihracat yasaklarının son yıllarda 3 defa geldiğini, bu süreçte ihracatçılara sorulmadığını vurguladı.
Yasaklara sessiz kalmadıklarını ve gerekli mücadeleyi verdiklerini anlatan Uygun, “Bizim beklentimiz ihracatın önünü açacak formüllerin önümüze sunulmasıydı. Bizim zaten gayretlerimiz daha fazla pazar bulmak, katma değerli ihracatı arttırmak. Yasak kalksın diye bir mücadele yapmak ihracatçılar birliğinin ana görevi değil. Keşke biz bunlarla uğraşmıyor olsaydık. Ama maalesef sektörün bazı dinamikleri kimi zaman yurt dışındaki dinamikler bu yasakların konmasını bakanlık nezdinde mecbur kıldı. Maalesef bu konular yaşandı. Tek bizim sektörümüzde değil. Yaş meyve, kuru meyve, hayvansal ürünler. Bunların hepsi hala günümüzde bile tavuk ihracatı yasak. O ilgili birlikler de bunun mücadelesini veriyorlar. Ama 20 yıl 25 yıl öncenin bürokratik ve bakanlık seviyesindeki konuşma ve ilişki şekilleri değişti. Geçmiş dönemlerde olanlarla bugünleri aynı şekilde kefede değerli endirirsek yanlış sonuçlara varırız. Dahilde İşleme Rejimi konusuna gelince; ana mücadelelerimizden biri nedir? İhracatçının sürdürülebilir hammadde tedariğini sağlamaktır. Dahilde işleme rejimi bu enstrümanlardan biridir. Olması da gerekir. Ama bunu bir anda tartışmadan, istişare etmeden üretici, tüccar, ihracatçı herkesin bir araya getirip ortak bir çözüm bulmadan yapmak çözümsüz kaldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı çözümsüzlüğe ulaşacak metodu denemenin de bir anlamı yok. Biz ne yapıyoruz? istişare ediyoruz, konuşuyoruz. Yönetim Kurulumuz adına konuşmak istemem ama şahsi görüşüm Dahilde İşleme Rejimi her zaman açık olur. İhtiyaç olursa kullanılır. Pazar payımızı kaybetmememiz lazım. Kolay bir operasyon değil zor bir operasyon hadi yapmak istesem finansman koşulları, zamanlaması, üretim vs. Açık olursa sektörün fayda göreceğini şahsen ve en samimi duygularımla inanıyorum. Bütün sektörlerde faydalanacağına inanıyorum ama ihtiyaç varsa kullanır. İhtiyaç yoksa zaten kullanılmaz.”
Sertrans Logistics, teknoloji, verimlilik ve yüksek depolama kapasitesiyle büyümesini sürdürürken, sektörde güvenli liman olma rolünü güçlendiriyor
Sertrans Logistics’te büyümenin odağında kontrat lojistiği var
Sertrans Logistics, sektördeki 35 yılı aşkın deneyimini güçlü teknoloji altyapısı ve operasyonel kabiliyetiyle birleştirerek sürdürülebilir büyümesine hız kesmeden devam ediyor. Özellikle kontrat lojistiği alanına yaptığı yatırımlarla uzun vadeli büyüme hedefleyen şirket, 2022–2024 döneminde yüzde 100’ün üzerinde büyüme kaydederken, 2025 yılında 120 milyon avro ciroya ulaştı. Şirketin 2030 hedefi ise 250 milyon avroyu aşmak.
Türkiye lojistik sektörünün dönüşümüne yön veren Sertrans Logistics, tedarik zinciri yönetiminde sunduğu katma değerli hizmetler ve teknoloji destekli operasyonel gücüyle büyüme odağını kararlılıkla sürdürüyor. Ulusal ve uluslararası markaların güvenilir çözüm ortağı olan şirket, sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve müşteri odaklı çözümleriyle Türkiye’nin uçtan uca lojistik ihtiyaçlarına cevap vermeye devam ediyor.
Büyüme planı kapsamında depo kapasitesini artırmayı hedefleyen Sertrans Logistics, hem teknolojik hem de kapasite açısından önemli adımlar atmaya başladı. Önümüzdeki iki yıl içinde yurt içindeki toplam depolama kapasitesini 250 bin metrekarenin üzerine çıkarmayı planlayan şirket, özellikle artan e-ticaret lojistiği taleplerini karşılamak ve uluslararası taşımacılık çözümlerini güçlendirmek amacıyla yeni depo yatırımlarına odaklanıyor.
Uluslararası karayolu taşımacılığı operasyonlarında hizmet kalitesini ve sürekliliğini önceliklendiren Sertrans Logistics, geliştirdiği yeni ve stabil rotalarla müşterilerine önemli avantajlar sunuyor. Rota planlamalarını proaktif bir yaklaşımla ele alan şirket; güzergâh üzerindeki yol koşulları, liman yoğunlukları ve ülke gümrüklerindeki olası gecikmeleri minimize ederek operasyonel riskleri en aza indiriyor. Bu sayede müşterilerine daha öngörülebilir, güvenilir ve sürdürülebilir transit süreler sunarak uluslararası taşımacılıkta güçlü bir çözüm ortağı olmayı sürdürüyor.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.


