Politika

Ümit Özdağ’dan gündemle ilgili sert tepkiler, Çakmak pazarda vatandaşın derdini dinledi

ZAFER PARTİSİ MELİKGAZİ İLÇE BAŞKANI  HASAN MERT ÇAKMAK:KAPALI PAZAR YERLERİNDE PAZARCI ESNAFI SOĞUKTA MAĞDUR

Kapalı pazar yerlerinde faaliyet gösteren pazarcı esnafımızla yaptığımız görüşmelerde, özellikle kış aylarında yaşanan ciddi bir sorun tarafımıza iletilmiştir. Kapalı olmasına rağmen pazar alanlarının açık yanlardan rüzgâr alması ve yeterli yalıtımın bulunmaması nedeniyle esnafımız adeta soğuk hava deposunda çalışmak zorunda kalmaktadır.

Soğuk hava şartları hem esnafımızın sağlığını tehdit etmekte hem de vatandaşlarımızın pazarda daha kısa süre kalmasına neden olarak ticareti olumsuz etkilemektedir. Pazarcı esnafımız; pazar yerlerinin etrafının uygun şekilde kapatılması, rüzgâr ve soğuğu kesecek sistemlerin kurulması ve mümkün olan alanlarda ısıtma çözümlerinin hayata geçirilmesi yönünde makul ve uygulanabilir taleplerini dile getirmiştir.

Buradan açıkça ifade ediyoruz:
Pazarcı esnafı sahipsiz değildir. Soğukta tezgâh açmaya çalışan, ekmeğinin peşindeki emekçiyi görmezden gelmek sosyal belediyecilik anlayışıyla bağdaşmaz. Bu sorun lüks değil, temel bir çalışma ve insan onuru meselesidir.

Yetkilileri, kapalı pazar yerlerinde acilen inceleme yapmaya ve esnafın taleplerine kulak vererek kalıcı çözümler üretmeye davet ediyoruz. Gerekli düzenlemeler yapıldığında hem esnafımız rahatlayacak hem de vatandaşlarımız daha sağlıklı ve konforlu bir ortamda alışveriş yapabilecektir.

“ÜMİT ÖZDAĞ’A İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE ÖCALAN’A DAVRANILMADIĞI GİBİ DAVRANILMAMIŞTIR”

“AKP HÜKÜMETİ EKONOMİ ÜZERİNDEKİ HAKİMİYETİ TAMAMEN YİTİRMİŞTİR.”

“MUSTAFA KEMAL ŞEYH SAİD’İN KAFASINI EZMESEYDİ CUMHURİYET SAVCILIĞI OLMAZDI”

“KEŞKE BİRİLERİNDE ZAMANINDA YÜREK OLSAYDI DA ÖCALAN’I ASABİLSEYDİ”

“ZAFER PARTİSİ’NDE TERÖRLE MÜZAKERE DEĞİL MÜCADELE BULURSUNUZ”

“EVLATLARINIZI ZEHİRLEYEN BARONLAR VE SINIRLARIMIZI DELEN KAÇAKLAR AYNI ORDUNUN NEFERLERİDİR”

“İNSANLIK KATİLİ APO’YA SAYIN MI DİYECEĞİZ?”

“NEDEN S-400’LERE ÜSTÜNE DANTEL ÖRTÜLEN TELEVİZYONLAR GİBİ MUAMELE EDİYORSUNUZ?”

“PKK’YA GENEL AF MI ÇIKARTACAKSINIZ?”

“TÜRKİYE İÇİN EN HAYIRLISI BİR AN ÖNCE SANDIĞIN TÜRK MİLLETİNİN ÖNÜNE KONMASI”

“ÇÖZÜM TÜRK MİLLETİNİN İRADESİDİR”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Edirne’de gerçekleştirdiği Millet Toplantısında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Çok değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer ve bizleri sosyal medyalarının başında, televizyonlarının başında izleyen çok değerli yurttaşlarım, bu haftaki Türk Milleti Toplantısını Serhat kentimiz Edirne’den gerçekleştiriyoruz. Geçen hafta Antalya’daydık, bugün Edirne’deyiz. Türkiye’nin her bir yanını Millet Meclisine çevireceğiz diye Türk milletine söz vermiştik ve şimdi bu sözümüzü yerine getiriyoruz. Bölücü terör örgütü ile pazarlıklar konusunda Cumhur İttifakı ısrarcı olursa biz de bu süreçle mücadele konusunda kararlı olacağımızı, memleketin her köşesine gideceğimizi, komisyonda nelerin konuşulduğunu, nelerin pazarlığının yapıldığını Türk halkına açıklayacağımızı ifade etmiştik. Bugün de bu anlayışla Edirne’deyiz ve sevgili Edirnelilere görüşlerimizi, pazarlıkların Türkiye’yi nasıl bir felakete sürüklediğini anlatacağız. Ancak sözlerime başlarken 23 Aralık 2020’de Menemen’de gerici bir ayaklanma girişimi sırasında şehit edilen Kubilay’ı ve onunla birlikte şehit edilen Hasan ve Şevki bekçileri anarak başlamak istiyorum. Yine konuşmama başlarken Batı cephesi komutanı Lozan’da Türkiye’nin temsilcisi, Cumhuriyetimizin ikinci Başbakanı, Cumhuriyetimizin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü de rahmetle anarak başlamak istiyorum.

Dün İstanbul’da bir davaya katıldım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretle ilgili. Geçen sene 19 Ocak’ta Ankara’da akşam bir restoranda bir arkadaşımla yemek yerken, restoranın etrafı polis ekipleri tarafından sarılmıştı. Dışarıya çıktığım zaman restorana gelen yolların da sarılmış olduğunu görmüştüm. Beni gözaltına alıp aşağı yukarı 160-190 km süratle İstanbul’a götürdüler. Yolda ‘canlı teslim etmek istediğinizden emin misiniz’ diye kendilerine aracın bastığı sürati görünce takıldım. Geceyi de bir kalasın üzerinde geçirdim. Eminim o gece, ondan önceki gece yakalandıktan sonra Abdullah Öcalan denilen terörist başı hiç 20 santimlik kalasın üzerinde gecesini geçirmemişti ama Ümit Özdağ’a hem de yıllarca hocalık yaptığı birçok emniyet müdürünü, amirini, komiserini mezun eden Ümit Özdağ’a İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Öcalan’a davranılmadığı gibi davranılmıştı. Sonra savcılığa gittim, savcı Cumhurbaşkanı’na hakaretle ilgili soruları sorduktan sonra yeni bir soruşturma dosyası açmadan yatışmasına katkı vermiş olduğum halkı içeriye sakin oluşa çağırdığım Kayseri olaylarından dolayı tutuklamaya sevk etti ve bildiğiniz gibi tutuklandım. Cumhurbaşkanı’na hakaretten ayrı bir dava açılmıştı. Dün o davada beraat ettim ama bu sonuca sevinmiyorum. Çünkü bütün bu süreç aslında düşman ceza hukuku uygulamasının nasıl yoğun bir şekilde yaşandığını bize gösteriyor.

Değerli basın mensupları,

Bir ülkede adalet yoksa, bir ülkede eğitim sistemi bozulmuşsa, o ülkede ekonominin de başarılı olması, düzgün işlemesi, vatandaşlar için refah üretmesi beklenemez. İşte asgari ücret açıklandı. Yüzde 27 artışla 28 bin 75 TL oldu. Bu ücret Kasım 2025’teki açlık sınırı olan 29 bin 878 liranın altında bir rakam. İnanılır gibi değil. Bunu, bu kararı verirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? İşçiye, emekçiye reva görülen bu ücret işçinin, emekçinin aç bırakılmasına karar verdik demektir. Çünkü asgari ücret Türkiye’de başlangıç ücreti olmaktan çıkmış, yaklaşık 10-11 milyon işçi için uygulanan genel ve standart ücret haline gelmiştir. Bununla birlikte en düşük emekli aylığında asgari ücretin bile uygulanmaması, 16 milyon emekli, dul ve yetimin inanılmaz bir açlığa terk edildiğini göstermektedir. Gelinen aşamada AKP hükümeti sığınmacı ve kaçaklara ayırdığı bütçeyi artık kendi memuruna, işçisine, emeklisine ayırmama konusunda kararlı olduğunu bir kez daha göstermektedir. AKP hükümeti ekonomi üzerindeki hakimiyeti tamamen yitirmiştir. Meclisten geçen 2026 bütçe yasasına göre toplam öngörülen harcama miktarı 19 trilyon, tahmin edilen gelir ise 16,2 trilyondur. Yani daha bütçe uygulamaya konulmadan 2,8 trilyon bir bütçe açığı olduğu görülüyor. Diğer yandan bütçe açığı kadar yani 2,8 trilyon faiz ödemesi yapılacak bu sene. Hem her fırsatta ‘faize karşıyız’ diyorlar ama en büyük rantiye yanlısı, faiz lobisi savunucusu iktidar AK Parti iktidarıdır. Sözün özü ekonomi bağlamında 2026, geçtiğimiz 8 senede olduğu gibi çalışanın, emeklinin, emekçinin, memurun aleyhine milli gelirin paylaştırıldığı bir yıl olmaya devam edecek.

Değerli arkadaşlar,

Ticaret Bakanı Ömer Polat dün gururla açıkladı. ‘22 yılda milli gelir 6 kat artarak 1,5 trilyon dolar oldu’ dedi. Tamam, çok güzel. Bravo size, tebrik ediyoruz. 2002’de asgari ücretle 8,5 çeyrek altın alıyordu. 2026’daki asgari ücretle 2,8 çeyrek altın alıyor. Bu 6 kat artan milli gelirden emekçinin, emeklinin, dulun, yetimin, memurun aldığı pay nerede kardeşim? Evet Ticaret Bakanı, nerede? Madem 6 kat arttı, neden bu insanlar 6 kat fakirleştiler? Küçük bir sınıf rantiye, inanılmaz gelirler elde ederken, lüks tüketim zirveye çıkmışken, antikacı dükkanlarına girip, ‘bu heykelin daha pahalısı yok mu?’ diye soran edepsizler, vergi dahi ödemeden ortada dolaşırken, halk pazar yerlerinde boş filelerle dolaşıyor. Küçük bir azınlık Londra’da daire üzerine daire satın alıyor, Londra’da gayrimenkul fiyatları kontrol dışına çıkmış. Küçük bir azınlık Türkiye’de adeta İsviçre’de yaşar gibi yaşarken, Türk halkının büyük bir bölümü sanki Bağdat’ın varoşlarında yaşar duruma düşmüş. Küçük bir azınlık en lüks restoranlarda yemek yerken, her 4 çocuktan 1 tanesi okula aç gidiyor. İşte AK Parti’nin ekonomiyi getirdiği nokta budur. Ticaret Bakanı, çok övünme. Türkiye’yi getirdiğiniz nokta bu. Bu millet bu fakirliği hak etmiyor. Bu millet çalışkan bir millet. Bu millet onuru yüksek bir millet. Bu ülke zengin ama bu ülkenin halkı sizin yanlış ekonomi politikalarınızdan dolayı fakirlik içerisinde yüzüyor. Adalette, eğitimde ve ekonomide yeni bir başarı hikayesi yazmamızın zamanı gelmiştir. AK Parti’nin zengini zenginleştiren, yoksulu, yoksullaştıran politikalarını ve kendisini artık aşmak zorundayız.

Değerli basın mensupları, sevgili Edirneliler, sevgili yurttaşlarım,

Zor durumda olanlar sadece asgari ücret alanlar, emekli, dul ve yetimler, işçiler değil, kasasında tek kuruşu olmayan esnafa, fabrikasında zarar yazan sanayiciye kâğıt üzerinde kâr ettin denilerek vergi dayatılıyor. Bunun adı muhasebe değildir. Bunun adı mali akıl değildir. Bunun adı mali akıl tutulmasıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın savunduğu enflasyon muhasebesi teoride adil bilanço diye anlatılıyor. Ama uygulamada ne oluyor? Stok yerinde duruyor, satılmamış, makina çalışıyor ama zarar yazıyor, nakit yok, kasa boş, devlet ne diyor? ‘Ben senin defterine bakarım, değer artmış vergini ver’. Yani gerçekleşmemiş kazançtan gerçekleşmiş gibi vergi alıyorsunuz. İnsanlar buna da itiraz edince ‘bu teknik bir uygulama’ diyorsunuz. Hayır arkadaşlar, hepimiz biliyoruz. Bu teknik bir uygulama değil, bu siyasi bir uygulama, bu bilinçli bir tercih. Bu Mehmet Şimşek’in uyguladığı model şu, üretimi değil kâğıdı vergilendir. Nakit akışını değil, defterdeki hayali rakamları esas al. Sonuç ne oluyor? Kobiler nefessiz kalıyor. Sanayici, yüksek faizli, krediye mahkûm oluyor. Esnaf, vergi dairesinin yolunu ezberliyor. Ticaret Bakanlığı ne yapıyor? Sanayi Bakanlığı ne yapıyor? Sadece seyrediyorlar. Müdahil olmak yerine bu tablonun normalleşmesini izliyorlar. Buradan açıkça Zafer Partisi olarak söylüyoruz. Üretimi ayakta tutmadan enflasyonla mücadele edemezsiniz. Enflasyonu aşmanın bir yolu da üretimin artmasıdır. Sanayiciyi boğarak bütçe yapamazsınız. Zarar eden işletmeden vergi almak devleti güçlü değil, çaresiz gösterir. Bakın, daha sert muhalefet yapmaları gerektiğini düşünüyoruz ama TOBB bile, TÜRMOB bile şöyle söylüyor. ‘Gerçekleşmemiş kazancın vergisi olmaz’. Hele böyle bir ekonomik kriz döneminde, hele iş dünyası yüksek kredilerin altında, faizlerin altında ezilirken. 2026’ya girerken Zafer Partisi olarak uyarıyoruz. Şirketler artık sadece ticari karlarına değil, enflasyon düzenlemesi adı altında yaratılan hayali karlara göre vergi karşılığı ayırmak zorunda bırakılıyor. Bu sürdürülebilir değil, bu ekonomiyi büyütmez, çöküşü hızlandırır.

Değerli basın mensupları, çok değerli Zafer Partililer, çok değerli Edirneliler ve televizyonlarının başında beni izleyen çok değerli yurttaşlarım,

Biraz önce bir davayla başladım konuşmama, şimdi başka bir davayla devam edeceğim. Şeyh Said adlı vatan hainine ‘hain’ dediğim için birileri rahatsız olmuş. Ve hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlar. Hatırlıyorum bir televizyon programında yandaş bir gazeteciyle konuşurken, ‘Suriyelilere sürekli Arap diyorsunuz’ dedi. ‘Kardeşim adamlar Eskimo değil ki Arap, ne diyeyim’ demiştim. Yahu Şeyh Said de vatan haini ne diyeyim ben adama. Vatan kahramanı mı? Savcılık da dava açmış. Evet. Cumhuriyet Savcılığı, Cumhuriyet Savcılığı olarak var çünkü Mustafa Kemal, Şeyh Said’in kafasını ezdi. Eğer ezmeseydi Cumhuriyet Savcılığı da olmazdı. Rahatsız oluyorlarmış. Daha sizi çok rahatsız edeceğiz. Haine hain, teröriste de terörist demeye devam edeceğiz. Bizden sakın o hain ve benzerlerinin adını bulvarlara, sokaklara vermemizi ya da onlar gibi anma törenleri ve toplantıları yapmamızı beklemeyin. Zafer Partisi’nde terörle müzakere değil mücadele bulursunuz. Şeyh Said’e hain dedim. Vatan hainidir. Çünkü Genç Cumhuriyetimizin kuruluşu esnasında Yunan işgal güçleri Anadolu içerisinde ilerlerken kılını kımıldatmayan camilerin yakılmasına, Müslüman Türklerin öldürülmesine ses çıkartmayan bu hain, İngiliz emperyalizmi lehine ‘bir Türk’ü öldürmek, 70 kafir öldürmeye evladır’ diyerek ayaklanmış ve bu ayaklanmasının sonucunda Türk ordusunun kahredici gücüyle ezilmiş ve İstiklal Mahkemesi’nde hak ettiği cezayı almış ve asılmıştır. Keşke birilerinde zamanında yürek olsaydı da Abdullah Öcalan denilen katili de Şeyh Said gibi asabilselerdi. Şeyh Said, İngiliz destekli isyanı ile Musul ve Kerkük’ün milli bütünlüğümüz içerisinde yer almasını engellemiştir. Genç Cumhuriyeti yıkmak için ayaklanmıştır. O bölücü emperyalizmin müşahidi biz Mustafa Kemal’in askeriyiz. Her zaman söylediğim gibi, hayattaki en büyük onurlarımdan, nişanlarımdan birisi, neden? Süvari Binbaşı İstiklal Harbi Gazisi Mikail Bey’in Şeyh Said hainini teslim alıp yakalandığı köprüden Diyarbakır’a yargılanmak üzere getiren Süvari Birliği’nin komutanlarından birisi olmasıdır. Bugün gelinen nokta ibret vericidir. Dün Şeyh Said hainlik ve bölücülük yapıyordu. Bugün de PKK terör örgütü lideri Öcalan hainlik ve bölücülük yapmaya devam ediyor.

Öcalan katili ayrıca uyuşturucu trafiğini kontrol edip gençlerimizi zehirliyor. Unutmayalım, PKK bir narko-terör örgütüdür. ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Koruma Ofisi; Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar’ı önemli yabancı uyuşturucu kaçakçıları olarak tasnif etmiştir. Düşünün Amerika bile bunu kabullenmiş durumda. Şimdi böyle bir ortamda dün Lice’de DEM Parti uyuşturucuya karşı bir yürüyüş düzenledi. Hani Türk sinemasında tecavüzcü Coşkun diye bir tipleme vardır. Onun İyi Ahlak Derneği kurmasını düşünün. DEM’in uyuşturucuya karşı yürüyüş düzenlemesiyle bu birbirine çok benziyor. Ya da Adolf Hitler’in ‘Yahudileri Sevelim Derneği’ kurması gibi bir şey. Bakın arkadaşlar şaka değil resmi rakam veriyorum. Lice Kırsalında geçen sene 300 tane uyuşturucu kaçakçısı yakalandı. Bu yakalanan 300 tanenin 45 tanesi örgüt üyesi. Hadi İçişleri Bakanlığı’na sorun. Yalan mı söylüyor Ümit Özdağ? Geleceğimizi yok etmeye çalışıyorlar bunlar. Medyada da yer alıyor. Uyuşturucu kullanma yaşı 12’ye inmiş ve milyonlarca gencimiz uyuşturucu belasının pençesine düşmüş durumda. Bu durum uyuşturucu ve terör baronlarının iş birliği yaptığı hibrit bir savaştır. Uyuşturucu baronları sınırlarımızdan girmek isteyen işgal kuvvetlerinin öncü birlikleridir.

Sevgili anneler babalar,

Evlatlarınızı zehirleyen baronlar ve sınırlarımızı delen kaçaklar aynı ordunun neferleridir. İngiltere’nin Çin’i uyutmak için 19. yüzyılda gerçekleştirdiği Afyon Savaşı’nın bir benzeri şimdi Türk gençliğine karşı sürdürülüyor. Bu savaşı kazanmak için uyuşturucu kullanımını özendirenler, normalleştirenler ile elbet mücadele edilmeli. İstanbul’da şimdi bir operasyon yürüyor. Onu da dikkatle izliyoruz. Son dönemde ‘sanki şunu kullansan bir şey olmaz bunu her şey kullanıyor’ gibi laflarla uyuşturucunun bazı çevreler tarafından normalleştirilmeye çalışıldığını da biliyoruz. Bu operasyonun bir faydası olmuş mudur? Olmuştur. Bunun normal olmadığını suç olduğunu kim kullanırsa kullansın cezalandırılması gerektiğini göstermiştir. Dileriz siyasi amaçlar için her zaman olduğu gibi yanlış kullanıma doğru gitmez. Ancak bu savaşı sadece meşhur kullanıcılarla mücadele ederek kazanamazsınız. Bu savaş sadece torbacılar toplanarak yapılamaz. Asıl hedef uyuşturucu baronları ve terör elebaşlarıdır. Organize suç, uyuşturucu ve sanal kumar ile gerçek mücadele ancak Zafer Partisi’nin Tertemiz Türkiye Projesiyle gerçekleştirilebilir. Bu noktada Tertemiz Türkiye Projesini anlatabilmemiz için toplumu anlatabilmemiz için bütün televizyonlara çağrıda bulunuyorum. Zafer Partisi’nin Tertemiz Türkiye Projesi komisyonunda yer alan uyuşturucu sanal kumar ve organize suçla mücadele konusunda uzman olan Genel Başkan Yardımcılarımızı ve Genel İdare Kurulu Üyelerimizi ekranlarınıza davet edin. Onlara Türk halkına uyuşturucu organize suç ve sanal kumarla nasıl mücadele edilir ve edilmeli konusunda anlatmaları için fırsat verin.

Durum böyleyken şimdi şu soruları da sormamız gerekiyor. İnsanlık katili Apo’ya sayın mı diyeceğiz? Bebek katili Öcalan’ı kurucu Önder diye mi isimlendireceğiz? Kim yapar bilmiyoruz ama bizden kimse bunu beklemeyeceğini biliyor. Siyasi hesaplarla terör örgütünün siyasi yandaşlarına şirinlik yapmak bize uymaz. Bizde öyle bir kan yok. Bu bizim kanımıza dokunur. Kanına dokunmayanlar bunu rahatlıkla yapıyorlar. Görüyoruz. Biz Atatürk’ten yana, Cumhuriyet’ten yana, İstiklal Harbi’nden yana kalmaya ve haine hain teröriste terörist demeye bölücülerle tavizsiz şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz.

Değerli basın mensupları kıymetli Edirneliler, sevgili Zafer Partililer,

Küresel ısınmadan dolayı yağışların azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Gerçi bugün Edirne yağışlı Trakya yağışlı İstanbul yağışlı ama biz gökten daha fazla yağmur yağmasını beklerken son dönemde gökten insansız hava araçları yağmaya başladı. Dün de Libya Askeri Heyeti’ni taşıyan uçak Ankara semalarında düştü. Geçen hafta Karadeniz’den gelen ve ancak Elmadağ üzerinde yani sahilden 200 kilometre içeride düşürülen bir İHA ortaya çıktı. Gerçekçi olalım, hiçbir çağdaş, modern devlet başkentine 100 km kalana kadar bir yabancı İHA’nın yaklaşmasına izin veremez. Eğer veriyorsa burada büyük bir güvenlik zafiyeti vardır. İHA’nın düşürüldüğü bölgede yer alan stratejik savunma tesisleri de dikkate alındığında yaşananın ihmalkarlık ve skandal boyutunun üzerinde bir hadise olduğunu görüyoruz. Ardından Balıkesir ve Kocaeli’nde de düşen 2 İHA ortaya çıktı. Daha da ilginci bu İHA’lardan bir tanesinin kuyruğunda Kızıl Yıldız armasının olması. Herhalde Ruslar düştüğünde anlaşılsın bizim olduğumuz diye İHA’nın üzerine bir de Kızıl Yıldız çizmişler. Bu tür konularda çok dikkatli olmak gerekir. Ancak bu gelişmeler bize şunu gösteriyor. AK Parti 23 yıldan beri iktidarda ama Çelik Kubbe projesi hala gerçekleşmemiş durumda. TSK günün ihtiyaçlarına uygun yeterli modernizasyon sürecinden ne yazık ki geçmemiş bir vaziyette. Yaşadığımız ihmal ve kusurlarının ana sebebi savunma alanındaki ciddi ve stratejik boşluklardır. Diğer yanda Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov hafta içinde yaptığı bir konuşmada Türkiye’ye satılan S-400 hava savunma sistemlerinin Moskova’nın bilgisi ve onayı olmadan Avrupa Birliği ülkeleri tarafından satın alınıp Ukrayna’ya transferi konusunda ağır uyarılarda bulundu. Biz de buradan hükümete soruyoruz, S-400’leri aldınız madem, neden milli hava savunma sistemimizin bir parçası haline getirip bunu bütün dünyaya açıklamıyorsunuz? Neden vazgeçmeyeceğinizi söylemiyorsunuz? Neden S-400’lere eskiden evlerdeki üstüne dantel örtülen televizyonlar gibi muamele ediyorsunuz? Şimdi S-400’leri doğru düz kullanıma almadan bir şekilde elden çıkaracağınız söyleniyor. Eğer bu iddia doğruysa yani S-400’leri çıkartıyorsanız, HİSAR sınıfı hava savunma sistemlerimiz, füzelerimizin menzili henüz 150 km, S-400’lerin 400 km. S-400’leri devre dışı bırakırsanız ve HİSAR’ın menzilini 400 kilometreye çıkartamazsanız bu arada doğan boşluğu dünya bu kadar kritik bir dönemden geçerken ve Türkiye bu dünyanın en kırılgan olduğu bölgelerin başında gelirken ne ile telafi etmeyi düşünüyorsunuz? Bu bakımdan başka bir ülkenin baskı ve zorlamasıyla bu sistemleri elden çıkarmak her şeyden önce egemenliğinizi tartışmaya açar ve aksi bir egemenlik tartışması içerisine Türkiye’nin sokulmaması gerektiğini düşünüyoruz. İktidara da bu sorun haline gelmesine neden olduğu süreci stratejik akılla yönetmesi konusunda tavsiyede bulunuyoruz.

Sevgili basın mensupları, değerli Edirneliler,

İkinci terörle müzakere sürecini halkımıza rağmen, Türk halkının ağır tepkisine rağmen sürdürmeye devam ediyorlar. Şimdi ikinci aşamaya geçeceklermiş, o halde soralım ne yapacaksınız ikinci aşamada? Abdullah Öcalan’ı serbest mi bırakacaksınız? PKK’lı teröristleri infaz yasasıyla serbest bırakmaya başladığınızı biliyoruz. PKK’ya genel af mı çıkartacaksınız? Anayasanın 66. maddesinden Türklüğü çıkartıp anayasaya Kürt ve Arap etnik kimlikleri mi ekleyeceksiniz? Anayasanın 42. maddesini değiştirip Kürtçenin eğitim dili olmasına izin mi vereceksiniz? Ne yapacaksınız? Nedir bu ikinci aşamada yapacaklarınız bir söyleyin Türk milletine. Bakın Zafer Partisi olarak sizi uyarıyoruz. Siz Öcalan’ı ve PKK’yı affetmeye çalıştıkça halkımız da sizi asla affetmemek konusunda kararını güçlendiriyor. Hatta Suriye ile paralel giden ikinci terörle müzakere ile milli üniter laik devleti nasıl savunacağınızı da bir Türk halkı izah etmenizi istiyor.

Değerli basın mensupları, Edirne basınının seçkin temsilcileri,

Bütün bu soruların cevaplarını vermekte zorlandıklarını biliyoruz çünkü devleti yönetemiyorlar. Bakın İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi 2 bin 500 kişilik bir ortak ani müdahale gücü oluşturmaya karar verdiler. Aslında bununla ilgili epeyce yol kaydedildiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz aylarda Kıbrıs’ta Rum kesiminde Havaalanı civarında bir ani gelişme üzerine ilk müdahale eden Kıbrıs Rum kesiminin askerleri değil İsrail askerleri oldu. Çok şaşırtıcı. Tabi bu 2 bin 500 kişilik birlik Türkiye’ye karşı etkili olabilecek bir yapı değil. Ancak burada siyasi anlam daha önemli çünkü oluşan ittifak içerideki ikinci terörle müzakere sürecinin devam etmesi için siyaset ve kamuoyuna baskıyı arttırmayı amaçlıyor. Biz, Zafer Partisi olarak Türkiye’de devlet hakkının, ciddiyetinin ve sorumluluğunun, devletin kurucu felsefesinin yegâne temsilcisi olduğumuzu biliyoruz. Zafer Partisi iktidarında dinamik bir onarım ve yeniden yapılanmayla Türk Devleti’nin kuruluş ayarlarına ve asıl gücüne yeniden döndüreceğiz.

Değerli Zafer Partililer, değerli basın mensupları,

İkinci terörle müzakere, pazarlıklar, yasa değişiklikleri, yeni anayasa ve çevremizde savaşlar derken, ekonomik buhran bütün derinliğiyle Türk halkının üzerine adeta saldırırken, 2026 yılının Cumhuriyet tarihimizin en zor yılı olacağı anlaşılıyor. Türkiye için en hayırlısı, bir an önce sandığın Türk milletinin önüne konması ve 2026 yılı içerisinde yapılacak bir erken genel seçimdir. Çözüm, Türk milletinin iradesidir. Ana temennim, yeni yılda milletimizin demokratik tercihini ortaya koyup, Zafer Partisi iktidarıyla Türkiye’mizin en seri ve dinamik şekilde AKP hükümetlerinin yol açtığı hasarların onarımına başlanmasıdır. Bu duygu ve temennilerle hem kandilinizi kutluyor hem de 2026’nın Türk milleti için hayırlı ve güzel gelişmelere vesile olmasını diliyorum.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın açıklanan asgari ücretin açlık sınırının altında olması hakkında gelen soruya verdiği cevap:

“Konuşmamda da ifade ettiğim gibi millet patlamaya hazır arkadaşlar. Bir millet açlığa mahkûm ediliyor. Bu millet bunu hak etmiyor. Çünkü Türkiye zengin bir ülke. Birilerinin bütün çocukları iş bulurken ve birkaç ayrı yerden maaş alırken, birilerinin hiçbir çocuğunu işe sokamaması, yazılı sınavı geçip mülakatta atılması bu insanları ağır bir öfkeye sürüklüyor. Asgari ücretlilerin durumu ortada. 16 milyon emekli, dul ve yetim. Ben güney illerimizde, kış aylarında beş yıldızlı otellerde yabancı emeklileri görüyorum. Ama Edirne’de emekli, kendi mahallesindeki kahvede günde üç tane çay içip evine gidebilecek durumda değil arkadaşlar. İşte AK Parti ekonomisi budur. Hadi Sayın Erdoğan’la yan yana gelelim, şu çay simit hesabını bir daha yapalım. AKP iktidarı geldiğinde, Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisiydi. Şimdi 23. sıraya geriledi. Ben yıllarca siyaset bilimi hocalığı yaptım üniversitede. Siyaset bilimine giriş dersinde öğrenciler birinci sınıfta şu soruyu sorarlar. Siyaset nedir? Cevap çok basittir. Siyaset, kaynakların nasıl dağıtılacağına karar vermektir. AK Parti, 23 seneden beri bu kararı zengin sınıfların lehine, fakirlerin aleyhine vermektedir. Sosyal yardım bir politika değildir kardeşim. Sosyal yardım bir halkın fakirleşmesidir. Fakir olmayan sosyal yardıma ihtiyaç duymaz. Bir ülkede ne kadar az kişi sosyal yardıma muhtaçsa, o ülke o kadar zengin, halkı o kadar refah içerisindedir. 23 yıldan beri bu ülkede sosyal yardım alanların sayısı artıyor. Çünkü 23 yıldan beri bu ülke fakirleşiyor. Durum budur.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran’ın gözaltına alınmasının siyasi olduğunu düşünüyor musunuz?’ sorusuna verdiği cevap:

“Biraz önce de konuşmam sırasında bahsettim. Türkiye’de uyuşturucuyla mücadele ancak büyük patronlar, baronlar, limanlardan tonlarca giren uyuşturucu üzerinden yapılır. Dün akşam İstanbul Barosu’nda etkili bilinen bazı avukat arkadaşlarımla görüştüm. Dedim ki ne olur bana hukuken izah verdiler. Dediler ki normalde bir gün bile tutuklu olmaması lazım. Şu maddeden şu maddeden şu maddeden şu nedenlerle serbest kalması lazım. İddialar doğru olsa bile diyerek ancak o maddeden değil de şu maddeden açarlarsa davayı tutuklayabilirler. Çünkü bu dediler siyasi bir boyutu olan operasyon. Onun için biz de yakından izliyoruz ve kimseye düşman ceza hukuku uygulanmaması dileğimizi ifade ediyoruz. Bu dileğimizi ifade ederken benim kardeşim ceza usul hukuku hocası doçent, Fatih Altaylı davasında mahkemenin verdiği kararı bir öğrenci sınavda bana verse çakar dedi. Avukat arkadaşlar bildikleri her şeyi unuttular. Çünkü yeni bir hukuk var. Bir gazeteci arkadaşım var yıllardan beri. Uzun zaman görüşmemiştik. Karşılaştık. Dedim ki kızın ne yapıyor? Dedi ki Çad’da okyanus bilimleri okuyor. Dedim ki Çad’da okyanus yok. Yok ya dedi şaka yapıyorum. İzmir’de hukuk okuyor ama Türkiye’de de hukuk yok.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘Önümüzdeki seçimlerde size yakın olan kesimi nasıl kucaklamayı düşünüyorsunuz?’ sorusuna verdiği cevap:

“Bize göre yakın olan kesimi nasıl kucaklamayı düşünüyoruz? Onlar bizi kucaklıyorlar zaten. Yani gençlik, Zafer Partisi’nin yanında anketler de bunu gösteriyor. Fakat mesele sadece Türk gençlerinin desteği değil, bütün çalışan sınıfların, bütün AKP ekonomisinden mağdur olan üretici güçlerin desteği. Yani biz işçinin desteğini istiyoruz ama işverenin de desteğini istiyoruz. Biz ekonominin omurgasını oluşturan esnafın desteğini de istiyoruz. Biz hale borçlu olan pazarcının desteğini de istiyoruz. O pazarcıdan ucuz elma almak için mücadele eden emekli Ayşe teyzenin de desteğini istiyoruz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘CHP’nin ikinci çözüm süreci komisyonundaki tutumunu yeterli buluyor musunuz? Komisyondan ayrılmalı mı?’ sorusuna verdiği cevap:

“Komisyona oturmadan önce Sayın Özgür Özel ile bir görüşmemiz oldu. Kendisinden CHP’nin komisyona katılmaması için özel ricada bulundum. Komisyona katılmanın komisyona büyük bir meşruluk vereceğini, CHP’nin kurucu parti olarak bu cumhuriyeti milli üniter devlet ekseninden çıkartıp, çok uluslu federal bir yapıya dönüştürme girişimine masaya oturarak dahi ortak olunmaması gerektiğini ifade ettim. Doğrusu kendisi de ilgiyle dinledi, bazı sorular sordu, bazı yorumlar yaptı. Ama daha sonra CHP’nin parti içindeki dengelerinin, benim gibi düşünen birçok milletvekili olduğunu da biliyorum CHP içerisinde, dengelerinin zorlamasıyla masaya ne yazık ki oturdu. Bir an önce masadan kalkması gerekir diye düşünüyorum.”

“KEŞKE TÜRKİYE BU DÜŞMAN CEZA HUKUKU ANLAYIŞINI HİÇ YAŞAMASAYDI”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, üstüne atılı “Cumhurbaşkanlığına alenen hakaret” suçlaması ile açılan davanın bugün görülen 3. duruşmasında beraat kararı verilmesinin ardından basın açılması yaptı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla Ankara’da bir restoranda yemek yerken onlarca polis tarafından gözaltına alınıp aynı gece İstanbul’a getirildiğim ve bütün bir gece İstanbul’da emniyette 25 santimlik bir kalasın üzerinde geceyi geçirdikten sonra tutuklama talebiyle sevk edildiğim Çağlayan’da bir başka suçtan Kayseri’deki olayları tahrik etme iddiasıyla tutuklanmıştım.

Bugün mahkemenin Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kararıyla beraat ettim. Bu karara, hukuk adına sevinilebilir, ancak bu yanıltıcı bir sevinme olur. Çünkü hukuk bir bütündür, sadece sonuç kararıyla değil bir süreçtir hukuk. Demek ki bir başsavcılık, Türkiye’de eski bir parlamenter ve bir siyasi parti genel başkanını suçun oluşmadığı bir husus için onlarca polisle gözaltına aldırıp, geceyi Emniyet Müdürlüğü’nde mafya veya terör örgütü lideri gibi geçirtip, ertesi gün de mahkemeye sevk ettirebiliyor. Bu olmaması gereken bir husus. Bugün tekrar suçun unsurlarının oluşmadığı, yani suç olmadığı mahkeme tarafından karara bağlandı. Keşke Türkiye bu düşman ceza hukuku anlayışını hiç yaşamasaydı. Çünkü hukuk sistemimizin, adalet duygusunun tahrip olması en fazla devlet kurumunu tahrip ediyor. ‘Adalet mülkünün temelidir’ ifadesi sadece duvarda bir söz değil, devletin kurucu felsefesidir aslında ve bütün devletler için ve bütün tarih boyunca geçerlidir. Umarım bu tür adil kararlar, doğru kararlar, hukuku temsil eden kararlar, düşman ceza hukuku uygulamalarının sürdürüldüğü diğer davalarda da hızla karara bağlanır ve Türkiye’de hukuk adına bütün yurttaşların tekrar umut duyabileceği bir sürecin başladığını görürüz.”

“PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ HAKKINDA VATAN HAİNİ TERÖRİSTBAŞI ŞEYH SAİD’E HAKARET ETTİĞİ İDDİASIYLA DAVA AÇILDI”

Zafer Partisi Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kumluca Muhtarlar Derneği’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Buraya gelirken iki dakika önce öğrendim. Hakkımda yeni bir dava açılmış. Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Şeyh Said’e hakaret ettiğim iddiasıyla bir suç duyurusunda bulunmuş Şeyh Said’in akrabaları ve savcılık da dava açmayı uygun görmüş.

Ben de buradan sormak istiyorum: Şeyh Said’in ve onun köpeklerinin katlettiği, şehit ettiği Türk askerlerinin, subaylarının, memurlarının hatıralarına dua okumaya, Allah rahmet eylesin dilemeye de dava açılacak mı acaba bir gün Türkiye’de? PKK terör örgütünün elebaşısı, narko-terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan denilen caniyle, Şeyh Said denilen vatan haini, cumhuriyeti yıkmayı deneyen adam arasında ne fark var? Yüzlerce masumun canına kastetmiş, kurulan genç bir devleti İstiklal Harbi’ni yeni vermiş bir milleti İngiliz emperyalizminin oyunuyla daha ilk yılında bölmek için ayaklanmış adamların, hainlerin manevi şahsiyeti mi olur kardeşim? O zaman karın deşen Jack’i eleştirmek de ona hakaret etmek de suç haline getirilsin. Nasıl bir dönemden geçiyoruz? Daha neleri göreceğiz biz? ‘Türkiye Cumhuriyeti’ Türkiye Cumhuriyeti’nin başsavcılığı başka bir kurumun önünde yok.

Peki, yıkılmak istenen devlet hangi devlet? Türkiye Cumhuriyeti. Yıkmak isteyen kişi kim? Şeyh Said ve avanesi. Mahkeme kararıyla sabit mi? Sabit. ‘Bir Türk öldürmek yetmiş kafir öldürmekten evladır’ diye açıklama yapmış bir adam. Rus işgal ordusundan madalyalı, bütün İstiklal Harbi boyunca Yunan ordusunun ilerlemesine ses çıkartmamış bir adam. Ve sonra genç cumhuriyeti arkasından vurmak için ayaklanmış ve gereken cezayı almış. Hayatımdaki en büyük onurlardan bir tanesi rahmetli Süvari Binbaşı dedem Mikail’in, Şeyh Said’i yakalandığı köprüden Diyarbakır’a yargılanmaya götürmek için teslim alan askeri birliğin komutanı olmasıdır. Ve Şeyh Said’in Diyarbakır’a getirildiği zaman vatandaşın nasıl yüzüne tükürerek ‘hani değneğin ile tayyareleri düşürecektin, yalancı’ diye vatandaşın hakaret ettiğine de şahit olmuştur. Bu açılan dava bir değil elli tane dahi olsa Şeyh Said vatan hainidir, vatan haini kalmaya devam edecek”

“LEVENT GÜLTEKİN’İN GERÇEĞE AYKIRI BİLGİ YAYDIĞINA KİM KARAR VERDİ?”

“GERÇEĞİ ANLATIYORLAR DİYE GAZETECİLER, SİYASETÇİLER TUTUKLANIYORSA HOŞ GELDİN KUZEY KORE”“DEVLET BAHÇELİ DEĞİŞTİ”“BİZ ‘ÖCALAN ÇIKMASIN’ DİYORUZ, MHP’LİLER PROTESTO EDİYOR”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Elmalı İlçe Başkanlığımızın açılışını gerçekleştirdikten sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Dün gece uyurken saat 01.30’da gazeteci Levent Gültekin gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamasıyla gözaltına alınmış ve sanırım şu anda adliyede ifade vermek için bekliyor. Levent Gültekin’in gerçeğe aykırı bilgi yaydığına kimin karar verdiğini çok merak ediyorum. Acaba Dezenformasyonla Mücadele merkezi mi karar verdi?

Politikleştiği çok açık ayan beyan ortada olan bir kurum, gerçeğin ne olduğuna karar veriyor ve bu gerçek dışında gerçekler anlatıldığında gazeteciler, siyasetçiler gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlarsa hoş geldin Kuzey Kore.

Gazeteci Levent Gültekin’in fikirlerini beğenmeyebilirsiniz. Kişisel olarak ben Gültekin’in Zafer Partisi’ne çok haksızlık yaptığını düşünürüm ve bundan dolayı da kendisine kişisel bir kırgınlığım ve öfkem vardır. Ancak her gazetecinin Türkiye’de fikir özgürlüğü çerçevesinde kimseye hakaret etmeden görüşlerini açıklama hakkının arkasında da Zafer Partisi olarak bulunduk ve bulunmaya devam edeceğiz. Levent Gültekin’in en kısa zamanda serbest bırakılacağını düşünüyor, arzu ediyoruz.

Evet, fikirlerin özgürce açıklanması hususuna gelince bir başka gelişme de hiç şüphesiz Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün kendisine sorulan bir soru üzerine DEM’in, Diyarbakır’da Öcalan’a özgürlük mitingi yapmasını, düzenlemesini doğal bir husus olarak nitelendirdi Sayın Bahçeli. ‘Ne var bunda?’ demiş. Evet, DEM’in mitinglerinde örgüt paçavralarının kullanıldığını ve bu mitinglerde ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıkılması’ naralarının atıldığını biliriz. Bundan dolayı bir sene öncesine kadar Devlet Bahçeli de DEM’in yapmış olduğu mitingleri lanetlerdi. Fakat ne olduysa şimdi Sayın Bahçeli, DEM’in Öcalan’a özgürlük istemek için yapmış olduğu mitingleri destekliyor.

Bu bir sene içerisinde çok şey değişti, her şey değişti. Devlet Bahçeli de değişti ama Devlet Bahçeli’nin bir dileği var: ‘İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Biz Zafer Partisi olarak Türkiye’nin değişmemesi, milli, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk’ün kurduğu ilkeler üzerinde devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz. Öte yandan DEM’in, Diyarbakır’da yapacağı ‘Öcalan’a Özgürlük’ mitingine büyük bir hoşgörüyle yaklaşan Milliyetçi Hareket Partisi, Kayseri’de, Adalet Mülkün Temelidir Derneği’nin düzenlemiş olduğu ve benim de Abdullah Ağar biliyorsunuz tanınan bir emekli özel kuvvet mensubu, gazi, subay, gazeteci, yazar, daha sonra Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Doğu konusunda görev almış bir kişi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri Necdet Basa’nın konuşmacı olarak katıldığı panel ise MHP’li gençler tarafından protesto edildi. Biz ‘Öcalan çıkmasın’ dediğimiz için MHP’li gençler tarafından protesto edildik. Ve Devlet Bahçeli, Öcalan çıksın diye DEM’in düzenlediği mitingi normal karşılıyor.

Nasıl günlerden geçiyoruz? Türk milleti de bu durumu ibretle izlemeye devam ediyor. Biz de Türkiye’yi il il, ilçe ilçe dolaşmaya, Öcalan komisyonunda hangi pazarlıkların yapıldığını anlatmaya devam ediyoruz. Bakın saat şimdi saat 11.30, Antalya’da Elmalı’dayız. Burada salon tıklım tıklım dolu ve bütün vatandaşlarımız gelmişler. Bu açıklamamızı dinliyorlar. Türkiye’yi işte böyle dolaşıyoruz. Buradan Kumluya, oradan Kemer’e gideceğiz. Yarın da bütün sevgili Antalyalıları Antalya’da düzenlemiş olduğumuz panele davet ediyorum.”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın son günlerde ünlü isimlere yapılan uyuşturucu operasyonları hakkında gelen soruya verdiği cevap:

“Biz partimiz kurulurken daha sonra 2023 seçimlerinde ‘Tertemiz Türkiye’ projesiyle organize suç, sanal kumar ve uyuşturucuya karşı kapsamlı bir mücadele verilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Çünkü bunlar artık ulaştıkları seviyede Türk milletinin geleceği için ağır bir tehdit oluşturmaktadırlar. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri’nde de Trump yılda 300 bine yakın genç Amerikalı uyuşturucu kullanımı neticesinde ölünce bazı uyuşturucuları kitle imha silahı ilan etti ve uyuşturucuya karşı büyük bir kampanya başlattı. Biz de Zafer Partisi olarak verilen mücadelenin stratejik bir mücadele olmadığını, taktik bir mücadele olduğunu görüyoruz. Oysa devletin bütün organ ve kuruluşlarıyla yasalar değiştirilerek, infaz sistemi değiştirilerek, tedavi esasları değiştirilerek bu mesele bir milli güvenlik meselesi olarak ele alınmalı ve öyle ancak çözüm getirilebilir. Bugünkü haliyle bakın İçişleri Bakanı mecliste yaptığı konuşmada ‘şu kadar operasyon yaptık, şu kadar torbacı aldık, bu kadar uyuşturucu topladık’ diyor. Ama ondan sonra torbacılar, uyuşturucu satıcıları çıkan infaz yasalarıyla hapishaneden erken tahliye ediliyorlar. Bu kabul edilebilir değil. Böyle mücadele edilmez. Mücadeleyi ancak Zafer Partisi’nin ‘Tertemiz Türkiye’ projesiyle yapmak mümkündür.”

“ÖCALAN ANAYASA’DAN TÜRKLÜK TANIMININ ÇIKARILMASINI İSTEDİ Mİ?”

“ÖCALAN KÜRTÇENİN İKİNCİ RESMİ DİL OLARAK KABULÜNÜ İSTEDİ Mİ?”“BU BİR AL-VER SÜRECİ DEĞİL Mİ?”“PKK KİMDEN CESARET ALARAK BU KADAR KÜSTAHÇA TALEPLERDE BULUNUYOR?”“BU TALEPLER TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE AÇIK BİR SALDIRI VE SAVAŞ İLANIDIR”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bu haftaki Türk Milleti Toplantımızı Antalya’da gerçekleştiriyoruz. Toplantımıza hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

17-21 Aralık tarihleri arasında güzel Antalya’da bulunacağım. Ziyaretlerde, temaslarda dün bulunduk, bugün sabah Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Öğleden sonra da Manavgat’ta faaliyetlerimize devam edeceğiz. Ayrıca Zafer Akademisi ve Parti Okulumuzun Zafer Gençliği İl Başkanları için düzenlemiş olduğu eğitim programında da açılış konuşmasını yapıp ilk dersi vereceğim. 3 günlük bir eğitimden geçiyor genç arkadaşlarımız uzman eğitimcilerimizin gözetiminde.

22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin PKK ile başı Öcalan’a umut hakkı istediğini ve onu gazi meclise davet ettiğini hatırlıyorsunuz. Hiçbirimiz bunu unutmadık, aklımızdan çıkmıyor. Sadece terörle müzakerenin ikinci aşaması başlamış oldu. Başlangıçta ne diyorlardı bu süreci başlattıkları zaman? ‘Bu asla bir al ver süreci olmayacak, terörle katiyen müzakere edilmeyecek, pazarlık yapılmayacak, terör örgütü kendisini fes edecek, silahları bırakacak’. Ve yaklaşık 14 ay sonra gelmiş olduğumuz noktaya bakıyoruz. Bütün itirazlarımıza, mücadelemize rağmen meclisten 3 milletvekili İmralı’ya terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın ayağına yollandılar, onlar da gittiler. Terör örgütü PKK ve siyasi uzantısı parti bu gelişmeyi büyük bir sevinçle karşıladılar. ‘Önemli bir eşik aşıldı’ diye sundular. Bu eşiğin bebek katiline siyasi meşruiyet zemini oluşturacağını ve onu terör örgütünün şımartacağını söylemiştik. Nitekim şımarttı, şımartmaya devam ediyor. Görüşmeye ait detaylar 4 sayfalık bir özet dışında halkımızla paylaşılmadı. Türk milletinden bir şeylerin gizlendiğini görüyoruz. Türk milleti de kendisinden gizli saklı işler yapıldığını görüyor. Esas tutanakların 62 sayfa olduğu, bunun kısaltılarak 17 sayfaya indirildiği basında yer aldı. Nerede 62 sayfa? Nerede 17 sayfa? Nerede 4 sayfa?

Şimdi soruyoruz, madem hayırlı olduğunu düşündüğünüz bir iş yapıyorsunuz, neden halktan, Türk halkından bu hayırlı işi gizliyorsunuz? Madem hayırlı bir iş olduğunu düşünüyorsunuz, bu hayırlı işin içinde Öcalan’ın Gabar petrolünden ve bölgede üretilen elektrikten pay istediğine dair bir talep de var mı? Sormaya devam edelim. PKK ile başladı. Anayasanın 66. maddesinin değiştirilmesini ve Anayasa’dan Türklük tanımının çıkarılmasını istedi mi? Abdullah Öcalan, Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olarak anayasaya girmesini istedi mi? Devam edelim. Türk milletinden gizledikleriniz arasında belli bölgelerde etnik ve mezhep yapısı dikkate alınarak, önce ana dilde eğitim yapılması ve ardından Kürtçenin ikinci resmi dil olarak kabulünü istedi mi? Suriye PKK’sı olarak bildiğimiz YPG, SDG’nin dağılmayacağını, silah bırakmayacağını ama adının polis örgütü olacağını söyledi mi? Evet, bu sorularımıza Türk milletine biz de cevap bekliyoruz. Neyi Türk milletinden gizliyorsunuz?

14 aydır halkımızda öfke, tedirginlik ve endişeye neden olan bu bölücü açılımın yürütücülerine soruyoruz. Öcalan katiliyle kapalı kapılar ardında yaptığınız görüşmeler, bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen bir pazarlığa dönüşmedi mi hala? Al-ver süreci olmayacak demiştiniz. Bu bir al-ver süreci değil mi? Bu talepler milli üniter layık devlete açık bir saldırı, Türk milletine ve Türk devletine aleni bir saygısızlık değil mi? Teröre teslim olarak terörsüz Türkiye oluşturulabilir mi? Şehit ailelerimiz, kahraman gazilerimiz, asker, polis ve korucularımızın yüzüne nasıl bakacaksınız?

12 Aralık günü, Bebek katili Öcalan ile İmralı’da görüşen heyet, Mecliste MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile de görüştü. Bu arada, Pervin Buldan, DEM’in önde gelen isimlerinden birisi, çok açık bir şekilde şunları söyledi: süreç ikinci aşamasına gelmiş, bundan sonra yapılması gerekenler konusunda da istişarelerde bulunduklarını ifade etti. ‘İkinci aşamada, hukuki düzenlemeler yapılmasından bahisle bir barış yasası çıkarılsın’ diyor Pervin Buldan. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, Pervin Hanım’ın konuyu açıklıkla ifade ettiler, ‘her cümlesine imzamı atıyorum’ dedi. Şimdi buradan soruyoruz biz de ikinci aşama dediğiniz nedir? Biz hangi meydan savaşını kaybettik ki, şimdi barış anlaşması imzalıyoruz? KCK çatısı altında yer alan dört bölgedeki terör yapılarının hiçbirisi silahlarıyla teslim olmadı, o halde neden hukuki düzenleme yapılmasına imza atarım diyorsunuz? Gelinen bu aşamada devlet aklı, devlet ciddiyeti ve sorumluluğuyla bağdaşmadığının farkında değil misiniz? Neden PKK’ya teslim oluyorsunuz? PKK kimden cesaret alarak bu kadar küstahça taleplerde bulunmak konusunda cesaret alıyor?

Sanki PKK terör örgütü terörle Türkiye’yi yenmiş, Türk ordusunu yenmiş gibi taleplerde bulunuyor. Cumhurbaşkanı’nın Baş Hukuk Danışmanı Mehmet Uçum bile ‘PKK silahla alamadığını siyasetle almak istiyor’ derken, PKK’nın taleplerinin hangi terbiyesizlik boyutuna çıktığını adeta galip gelmişler gibi taleplerde bulunduğunu söylüyor.

Hiçbir ön şart ve müzakere olmayacak diye girilen, pazarlık olmayacak diye girilen bu yol devletimizin bağımsızlığı ve milletimizin egemenliğiyle hayasızca göz dikilen hadsiz taleplerin saygısızca dile getirildiği bir aşamaya evrilmiştir. DEM isimli parti, meclis komisyonuna verdiği 99 sayfalık raporunda Anayasa’nın 66. maddesinin iptaliyle ulus devletin dağıtılmasını, anayasanın 42. maddesinde değişikliğe gidilerek çok dilli eğitime geçilmesini ve Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını, yerel yönetimlerde yetki genişletilmesiyle siyasi özellik oluşturulmasını ve başta katil Öcalan olmak üzere terör örgütüne af ilan edilmesi, eylemlere karışmadığı ifade edilen terör örgütü üyelerinin evlerine dönmesi gibi görüşülmesi dahi mümkün olmayan talepler ile bölücü niyetlerini açık seçik şekilde ortaya koymuştur. Bu talepler alt alta konulduğunda Atatürk Cumhuriyeti’nin dağıtılması, üniter ve milli devletin feshi ve Türk, Kürt, Arap olmak üzere çok etnisiteli, çok dilli, zayıf, bölünmüş bir siyasi yapının Türk milletine dayatılmak istendiği görülmektedir. Bu talepler Türkiye Cumhuriyeti’ne açık bir saldırı ve savaş ilanıdır.

Diğer yanda, Türk ceza hukukunda ve terörle mücadele kanununda eylemlere karışmamış olsa bile terör örgütü üyesi olma, yardım ve yataklık etme ve terör örgütü propagandası yapmak suçtur. Terör örgütü gerçekten fesih olup silah bıraksa bile bu suç ortadan kalkmaz. Durum böyleyken kanunun suç saydığı eylemler üzerinden siyasi polemik yapmak, müzakere zeminini aramak gayri meşru, gayri ahlaki ve gayri hukukidir. Bu ortamda Suriye PKK’sı YPG-SDG’nin Şam’a entegre olmaması, bölücü niyetleri açık etmesi bakımından da önemlidir. Katil Öcalan’ın ağzıyla YPG-SDG’nin bir kısmının polis olarak ayrılması önerisi taktik bir tuzak olmaktan öteye geçemeyecektir. YPG-SDG’nin önemli bir bölümünün ABD’den maaş alan Araplar olduğu dikkate alındığında PKK-YPG’ye karşı müzakere yerine mücadele fikri üzerinde çalışmak daha gerçekçi olacaktır. Altını çizerek söylüyoruz. YPG-SDG’ye karşı askeri operasyon seçeneği gündeme hızla alınmalı ve gerçekleştirilmelidir. İçeride de terör örgütü ve elebaşısıyla yapılan müzakerelere ve tavizlere son verilmelidir.

DEM, komisyon raporunda Anayasa’mızın başlangıç bölümüne de saldırı yapıldığını ifade etmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma azminin ifade edildiği başlangıç bölümüne yapılan itiraz, muhatap aldıkları teröristler ve siyasi yancılarının kirli, faşist ve ölçü yüzünü de bir kez daha bize gösteriyor. Bizden olmayan, bize düşman bu yapıyla yapılan her görüşme, her müzakere bir taviz gibi algılanıyor, şımarıklık ve hadsizlik daha da azgınlaşmalarına neden oluyor. Bu bakımdan tarih ve büyük Türk milletinin huzurunda terörle müzakere çirkinliğine, pazarlık pespayeliğine hemen son verilmesi ve devletimizin bütün güç unsurlarıyla terörün her çeşidini ezip yok etmesi gerektiğini bir kez daha Zafer Partisi olarak önemli hatırlatıyoruz. Başta şehit aileleri ve kahraman gazilerimiz olmak üzere milletimizin kahir ekseriyetinin ortak fikri ve beklentisi bu yöndedir. Buna rağmen terörle müzakere gayretlerini ısrarla sürdürülmesi PKK terör örgütünün siyasi uzantılarıyla sözde ikinci aşamaya geçilmesi terörsüz Türkiye değil milletimizin terörize edilmesi riskini yükseltecektir. Çünkü Esenyurt Belediyesi eski Başkanı Ahmet Özel ile görüşen devlet bahçeli şöyle söylüyor, iki nokta arasındaki en kısa yol bir doğrudur, şu anda muhataplardan biri Öcalan bir de devlettir. Devletimizin terör elebaşısı katil Öcalan’la bir ve eşit seviyede ele alınması nasıl bir anlayış ve düşüncenin sonucudur anlamakta zorlanıyoruz. Bir ‘masaya elini vurup ne mozaiği ulan’ diyen Alparslan Türkeş’i hatırlıyoruz bir de bu söylenenlere bakıyoruz. Bir ‘söz konusu vatansa kan da dökeriz’ diyen Türkeş’i hatırlıyoruz bir de bu söylenenlere bakıyoruz anlamakta zorlanıyoruz.

Bahçeli’ye göre terör örgütü üyeleri silahlarını teslim etmemeli veya gömmemeli, bunun yerine yakmalılarmış. Çünkü silahlar teslim edilirse, karşı tarafa diz çöktü algısı oluşur, yeni sorunlar çıkarmış. Keşke Devlet Bahçeli, PKK’lıların hassas duygularını dikkate aldığı kadar, Türk milletinin, şehit ailelerinin ve sevgili gazilerimizin duygularını da dikkate alsaydı. Sayın Bahçeli’ye buradan Türk kamuoyu önünde bir soru sormak istiyorum: 28 Mayıs 2024 tarihinde, ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, her şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Bu açıklamanız, bugünkü sürece işaret eden bir açıklamaydı Sayın Bahçeli. Evet, buradan çıkacak sonuç, bu değişikliklerin Türkiye’nin hayrına değişiklikler olmadığıdır Sayın Bahçeli. Siz söylüyorsunuz, inşallah Türkiye değişmez derken, gerçekleşecek değişikliklerin Türkiye’yi parçalayabileceğini ima ediyorsunuz. Sayın Bahçeli, peki neden o zaman bu değişiklikleri istiyorsunuz? Bu sorunun cevabını Türk milletine borçlusunuz. Ve yine Sayın Bahçeli’ye soruyorum: Sırrı Sakık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun da yaptığı konuşmada, bazı MİT görevlileri DEM’lilere, Kürtlere yüzyıldan beri haksızlık yapıldığını söylüyorlar. Onlar siyasetçilerden daha ileri bir noktadadırlar dedi, bu genel kurul tutanaklarına geçti. Hangi MİT mensubu, Türk Devleti adına teröristlerle konuşurken veya onların temsilcileriyle konuşurken, Türk Devleti’nin tarihine hakaret ederek Kürtlerin yüz seneden beri ezildiğini, haksızlık yapıldığını söyleyebilir? Bunu söyleyen istihbarat mensubu ne kadar milli istihbaratçıdır? Sayın Bahçeli siz de 100 seneden beri Kürtlere haksızlık yapıldığını düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız bu görevlilerin kim olduğunu merak ettiniz mi? Bu süreci bu şekilde zorlamaya devam etmek, halkımızı terörize etmek riskini yükseltmektedir. Bu aşamada daha çok geç olmadan Kürt siyasetinin aklını başına almaya ve devlet sorumluluğuna davet ediyorum.

İç siyasi kaygılarla Türkiye’yi içine soktukları terörle müzakere karanlığı zaman, enerji ve milli menfaatler bakımından büyük kayıplar yaşanmasına neden olmaktadır. İç siyasi hesaplar ve terörle müzakerelerden başını kaldıramayan iktidar yetkilileri, mavi vatanda giderek artan kayıplar karşısında gereken inisiyatifi alamamaktadırlar. Lübnan’ın Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile 17 yıl bekledikten sonra onayladığı deniz yetki anlaşmasını Yunan Savunma Bakanı’nın Ege üzerinden Türkiye’yi tehdit etmesi takip etti. Yunan Bakanı’nın 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmaları hilafına Ege denizinde adalara hava savunma kubbesi kurarak Ege’yi Türkiye’ye kapatacakları yönündeki sözleri de cevapsız ve karşılıksız kaldı. Her önüne gelen bu ülkeye posta koyuyor. İçeriden dışarıdan. Bunlara ne zaman cevap verilecek? Önceki gün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Fransa ile bir stratejik iş birliği anlaşması imzalayarak bu ülkeye Kıbrıs Adası’nda askeri üs tahsisi konusunda uzlaşmaya vardı. 1959 Zürih ve Londra anlaşmalarının açık ihlali olan bu girişim daha önce ABD ve İsrail’in de adada askeri üs edinilmesine benzer şekilde sessizce kabul edildi. Gelinen nokta AKP hükümetlerinin artık Türkiye’yi yönetemediği, milli hak ve çıkarlarımıza sahip çıkamadığı gerçeğini göstermektedir. AKP iktidarda kaldığı her gün Türkiye için büyük kayıplar ve siyasi maliyetler ve ilave güvenlik risklerine neden olmaktadır.

AKP hükümetinin yetersizliği ve sınırların yeterince korunamadığı konusunda çok üzücü sınır ihlalleri yaşanıyor. Yunan sahil güvenlik botlarının 21-24 Eylül 2024 tarihlerinde sadece 3 gün arayla Bodrum ve Datça’da yapmış olduğu sınır ihlallerini hatırlıyoruz. Yunan botları ve askerleri neredeyse karaya çıkacaklardı. Bu ihlallerden ders alınmamış olacak ki 15 Aralık 2025 akşamı ağır bir ihlal daha yaşandı. Karadeniz’den gelen bir insansız hava aracı sahilden 200 km kadar içeriye girdi ve başkent Ankara’ya 100 km kala ancak Elmadağ bölgesinde düşürüldü. Kimliği belirsiz bir İHA’nın 200 km içimize kadar girmesi affedilemeyecek ağır bir skandaldır ve meteoroloji balonluğu ifadesiyle geliştirilemez. Sınırları namus bilen hiçbir devlet ve onun silahlı kuvvetleri bu denli ağır bir gelişmeye izin vermemeli. Buradan Savunma Bakanlığı’na da soruyoruz: Karadeniz’den gelen bu İHA’yı yeterince erkenden tespit edebildiniz mi? İhlal tespit edildiyse daha Karadeniz üzerinde hava sahamız içinde neden düşürmediniz? Alınan İHA’nın sahilden içeriye ve başkente doğru yaklaşık 45 dakika kadar girmesine neden müsaade ettiniz? Standart angajman kurallarını niçin uygulamadınız? İHA’yı düşürmek için yüksek bir makamdan onay almak için mi beklediniz? Millî Savunma Bakanlığı Esenboğa Havalimanı’nda sivil hava trafiğini bile durmasına neden olan bu sınır ihlali konusunda kamuoyunu ne zaman tatmin edecek bir açıklama yapacaktır?

Bugün üzerinde durmamız ve asla unutmamamız gereken konulardan bir tanesi de hiç şüphesiz İstanbul depremi. AKP hükümeti ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı uzun yıllardır beklenen büyük deprem için gereken hazırlıkları yapmıyor. Burada depreme yönelik hazırlıklar konusunda ciddi bir vizyon eksikliği olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü beklenen depremin yıkıcı etkisi sadece İstanbul’daki yapı stoğu ile sınırlı kalmayacak. Türkiye’de sanayi tesislerinin büyük bölümü Marmara bölgesinde toplanmıştır ve bu haliyle bu deprem sadece bir deprem değil milletimizin milli varlığına yönelik bir tehdide dönüşmüştür. Beklenen deprem sanayi bölgelerinde de ağır yıkıma ve sanayi üretim kapasitemizin büyük ve stratejik bir darbe almasına neden olacaktır. Bu nedenle İstanbul yapı stoğunun depreme dayanıklı hale getirilmesi kadar Marmara’da toplanan sanayi tesislerinin bir plan ve sistem dahilinde Anadolu’ya dağılması imalat sanayimiz açısından hayati bir öneme sahiptir. Zafer Partisi kurulduğu günden itibaren parti programına koyduğu 4 Deniz 4 Bölge Projesi’yle Marmara bölgesinde toplanan sanayi tesislerimizin ve yeni yapılacak sanayi tesislerimizin bir plan ve sistem dahilinde devlet planlama teşkilatının öncülüğünde Anadolu’ya dağıtılması gerektiğini savunmaktadır.

Buradan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum. Erdoğan da geçtiğimiz haftalarda sanıyorum metnini yazan danışmanlar Zafer Partisi programından 4 Deniz 4 Bölge Projesinden esinlenerek sanayinin Anadolu’da 4 bölgeye yayılması gerektiğine dair bir konuşma metni yapmışlar. Erdoğan da bu konuşmayı paylaştı. Tabi zaman zaman Zafer Partisi’nden fikir alabilirler ancak şunun altını çizeyim 2011’de kapattığınız Devlet Planlama Teşkilatı’nı açmadan Sayın Erdoğan, böyle bir planlama yapmanız mümkün değil. Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye için hayati bir öneme sahip. İş dünyasıyla yapmış olduğumuz bütün toplantılarda altını dikkatle çizerek söylüyorum. İş dünyasıyla, sayın Erdoğan bakın bürokrasiyle değil, Anadolu’da iş insanlarıyla yapmış olduğumuz bütün toplantılarda hepsinin ortak arzusu ve özlemle andığı Devlet Planlama Teşkilatı muhakkak kurulmalı. Bu teşkilatı kapatan iktidar olarak siz açabilirsiniz tekrar bir hata yaptığınızı anlayarak. Bakın size askeri hastaneler konusunda da hata yapmış olduğunuzu söylemiştik yıllarca söyledik yıllarca Mehmetçiği askeri hastanesiz bıraktınız. Şimdi askeri hastaneleri siz de açmak için adımlar atıyorsunuz. Aynı yanlıştan Devlet Planlama Teşkilatı konusunda da dönün Devlet Planlama Teşkilatını açın ve 5 yıllık planlı kalkınma sürecini tekrar başlatın. Ama eğer tabii seçimlere kadar yetiştiremezseniz üzülmeyin seçimlerden sonra Biz Devlet Planlama Teşkilatı’nı tekrar açacağız. GAP projesinden daha kapsamlı bir 4 dönüşüm olan 4 Bölge 4 Deniz Projesi’nin Anadolu’nun tarım hayvancılık ve madencilik potansiyeliyle entegre edilmesi ve yeni inşa edilecek demir yola ağıyla deniz taşımacıyla desteklenmesini planlamıştık Zafer Partisi olarak. Durum böyleyken AKP hükümetleri sanayicisine yeterli desteği vermemiş ve COVID pandemisi sonrasında sanayicimiz adeta kendi kaderine terk edilmiştir.

Anadolu’da her gittiğimiz yerde sanayicilerle bir araya geliyor hem onların dertlerini dinliyor, not ediyor, hem de Zafer Partisi’nin sanayi politikalarını onlarla paylaşıyoruz. Bugün Türk sanayicisi krediye ulaşamıyor. Avrupalı sanayici yüzde 3’le kredi alırken, Türk sanayicisi yüzde 50 faizle kredi alıyor. İhracat destekleri, fuar destekleri, enerji destekleri, KDV iadeleri çok geç yatıyor. Fabrikalarda ve özel GES yatırımlarında enerji alım bedelinin düşük tutulması bu alandaki yatırımcıları iflasa sürüklüyor. Sanayici kur baskısı altında maliyetleri yönetemiyor, vergi yükü altında nefes alamıyor. Sanayici güvenin zedelendiği bir piyasada ticaret yapmaya çalışıyor. Sanayici üretimle ayakta durur, üretim ise nakit, güven, öngörü ve hukuk ister bugün bu dört hususta ciddi bir biçimde açılmıştır. Zafer Partisi olarak buradan Sanayi Bakanı’na da bir açık çağrıda bulunmak istiyorum. Sanayisini koruyamayan bir bakanlık ülkenin üretim gücünü de koruyamaz. Bu nedenle matrah artırımı derhal gündeme alınmalıdır. Kapsayıcı ve adil bir vergi affı uygulanmalıdır. Bu adımlar bir lütuf değil, ekonomik onarım için zorunluluktur. Aksi halde çok yakında vergisini tahsil edecek sanayici ortada kalmayacak. Sanayi bu ülkenin geleceğinin sigortasıdır. Sanayici batarsa istihdam gider, ihracat düşer, cari açık büyür. Ve biz ne yazık ki sanayimizi kaybediyoruz. Biz şaşırmıyoruz çünkü sahayı görüyoruz. Sanayi Bakanlığı ya sanayisinin yanında durur ya da bu çöküşün tarihsel sorumluluğunu taşır.

İçişleri Bakanı Yerlikaya önceki gün mecliste yaptığı konuşmada uyuşturucu ile etkili mücadele ettiklerini söyledi. Doğrusu Türk Polisi’nin uyuşturucuyla sanal kumarla yapmış olduğu her etkili mücadele bizim içimizi sevinçle dolduruyor. Çünkü biz Zafer Partisi olarak uyuşturucu organize suç ve sanal kumarla mücadeleye yönelik konsepti olan programı olan başı sonu belli tek siyasi parti partiyiz. Ve iktidara geldiğimiz zaman yapacağımız temizlik öncesinde bizden önce küçük mıntıka temizliği yapan bütün siyasetçileri de saygıyla selamlıyoruz. Yerlikaya’ya da teşekkür ediyorum. Yerlikaya bu kapsamda son 2,5 yılda 96 bin kişinin tutuklandığını ve 349 narkotik çetenin çökertildiğini ifade etmiş. Rakamlar güzel ama narko-çeteler ne zaman ve nasıl bu kadar büyüdü Sayın Bakan? Zafer Partisi iktidarında değil, sizin iktidarınızda büyüdü. Türkiye yasa dışı uyuşturucu trafiğinde transit ülkeyken sizin iktidarınız döneminde hedef ülke haline geldi. Afganistan’dan ülkemize gelen yaklaşık 2 milyon Afgan kaçağın uyuşturucu trafiğinde rol aldığını siz de biliyorsunuz. Ben de biliyorum. Mayınları söktükten sonra sınırların korunabildiğini gerçekten düşünüyor musunuz? İddia edebiliyor musunuz? Hayır iddia edemezsiniz. Sınırlarımız yol geçen hanı. Orta Doğu’da uyuşturucu trafiğinin baş faktörü ve narko-terör örgütü PKK ile açılım yaparak uyuşturucu trafiğini nasıl engelleyeceksiniz? PKK’nın uyuşturucu trafiğinden çekileceğini mi düşünüyorsunuz? Daha da önemlisi mecliste gelecek 11. yargı paketinde bütün torbacıların yeniden dışarıya çıkmasını sağlayacak düzenlemeler olması uyuşturucuyla mücadeleyi nasıl etkileyecek? Bu noktada İçişleri Bakanı’na ABD Başkanı’nın fentanilin kitle imha silahı olarak kabul ettiği 15 Aralık 2025 kararnamesinin acilen incelemesini öneriyorum. Sentetik bir ağrı kesici olarak bilinen fentanil, morfinden yüz kat daha güçlü ve 2 miligram alınması durumunda ölümcül oluyor. Yani ABD kimi narkotik ürünleri ve bunların yasa dışı trafiğini ulusal güvenlik meselesi olarak kabul etmiş ve uyuşturucuyla mücadeleyi de bu kapsamda ele alıyor. Doğrusu da budur.

Zafer Partisi iktidarında biz de uyuşturucuyla mücadeleyi bir milli güvenlik meselesi olarak göreceğiz ve öyle mücadele edeceğiz. Çünkü Türkiye’de yaklaşık 2 milyon bağımlı ve onlarla bu acı yaşamı paylaşan 9 milyona yakın akraba aile fertleri var. Bilinmeli ki PKK terör örgütü sadece eline silah alıp dağa çıkmıyor. Terör örgütü uyuşturucu trafiğini yönetip yönlendirerek başta gençlerimiz olmak üzere toplumumuzu zehirliyor. Geleceğimizi yok ediyor. Zafer Partisi olarak Anadolu Kalesi Projesi’yle tüm sığınmacı ve kaçakları memleketimizden gönderip sınırlarda tam kontrolü sağlayarak ve PKK’yı devletin tüm gücüyle ezip uyuşturucu girişini de keseceğiz. Diğer yanda Tertemiz Türkiye Projesiyle uyuşturucu batağına düşmüş çocuklarımızı devletimizin şefkatli kollarında kucaklayarak onları sağlıklı bireyler olarak ailelerine geri vereceğiz.

Konuşmamın sonunda sizlere bazı ekonomik verileri aktarmak istiyorum. Konuşmama öyle son vereceğim. Basınımızda da yer alan bilgilere göre, bireysel kredi kartı borçlu sayısı 43,3 milyon. Son bir yıldaki borçlu sayısı ise 1 milyon 900 bin kişi. Bu 43 milyon vatandaşımızın toplam borç miktarı 5 trilyon 440 milyar lira. Borç miktarına dikkat ettiniz mi? 5,4 trilyon TL. Yani her vatandaş bugün doğmuş bebek de 99 yaşındaki dede de 125 bin TL borçlu. Bu rakamları uzatabilirim ama sizi daha fazla yormayayım. Bu borç tablosu kişi başına 6 asgari ücret kadar ortalama borçlanma olduğunu gösteriyor. Toplumumuzda asgari ücret başlangıç ücreti olmaktan çıkıp yaygın bir standart ücrete dönüştü, milyonlarca insan asgari ücretle geçinmek zorunda kalıyor ve geçinemiyor. AKP hükümetlerinin neden olduğu geniş toplumsal yoksulluğun ve ağır borçlanmanın feci boyutu işte böyle net bir şekilde ortaya çıkıyor. Biz Zafer Partisi olarak buradan bir kez daha sesimizi yükseltiyoruz ve ilan ediyoruz. En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz. Bir aileden iki kişi çalıştığında toplam gelirin hiç olmazsa yoksulluk sınırına ulaşabilmesi için bir asgari ücretin en az 45 bin TL olması gerekiyor. İki kişi çalışırsa 90 bin TL oluyor. Arkadaşlar bu da açlık, yoksulluk sınırı ve aksi durumda 16 milyon emekli, dul ve yetim milyonlarca asgari ücretli açlık ve yoksulluk içerisinde perişan olmaya devam edecekler. Biz Zafer Partisi olarak emeklinin ve emekçinin yanında olmaya ve onların hakkını savunmaya devam edeceğiz.”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın terörle müzakere sürecinin nasıl sonuçlanacağına ilişkin gelen soruya verdiği cevap:

“Bu süreci planlayanlar ve yürütenler PKK ile PKK’nın ve Öcalan’ın talepleri konusunda daha önceden anlaştıkları için mesele bir anlaşmanın sağlanması değil, yapılan anlaşmanın Türk halkına adım adım kabul ettirilmesi meselesidir. Türk halkının bunu kabul ettiğini düşündükleri an açıklarlar ve yola devam ederler. Özetle anlaşma sağlanacak mı sağlanmayacak mı diye bir şey yok. Anlaşma sağlanmıştır. Anlaşma, Bahçeli’nin ‘önümüzdeki süreçte her şey değişecek inşallah Türkiye değişmez’ dediği gün sağlanmıştı. Şimdi bütün bu yaşananlar bu sağlanan anlaşmayı Türk milletine kabul ettirmeyle ilgili yaşanan süreçtir.”

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

Android Uygulama Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Android cihazınızdan kolayca haberleri takip edin!

📥 Uygulamayı İndir
Davut Güleç Panel İletişim Davut Güleç – Sağ Menü Yukarı Çık Butonu - Siyah Halka
Modern GDPR Çerez Popup