Politika

ÖZDAĞ: “AKBELEN’DEKİ DİRENİŞ TÜRK HALKININ İKTİDARA KARŞI VATANINI, TOPRAĞINI, ORMANINI SAVUNMASININ SEMBOLÜDÜR”

“AKBELEN’DEKİ DİRENİŞ TÜRK HALKININ İKTİDARA KARŞI VATANINI, TOPRAĞINI, ORMANINI SAVUNMASININ SEMBOLÜDÜR”

“‘DAHA FAZLA NASIL PARA KAZANIRIZ?’ DİYEREK ÇEVREYİ NESİLLER BOYUNCA YOK EDECEK İŞLERE İMZA ATILIYOR”

“BU MÜCADELE TÜRK VATANINI SAVUNMA MÜCADELESİDİR, VATAN MADENDEN İBARET DEĞİLDİR”

“VATAN SAVUNMASI VERİLEN HER YERDE ADALET SONUNDA TECELLİ EDECEK”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Akbelen köylülerine destek vermek amacıyla Akbelen’i ziyaret ederek açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Gerçekten burası AKP iktidarının yerli ve yabancı maden şirketlerine Türk vatanını 19. yüzyıldaki Avrupalıların Afrika’da kullandığı yöntemlerle sömürtmesine benzeyen politikalarına karşı direnişin bir sembolü olmuştur. Bu anlamda Akbelen’deki direniş sadece Akbelen direnişi değil; Türk halkının iktidara karşı vatanını, toprağını, ormanını, çevresini savunmasının sembolüdür ve tarih de Akbelen direnişini böyle yazacaktır. Evet, Türkiye’nin değişik yerlerinde iktidarın politikalarına çevre mücadelesi karşı veriliyor. Erzincan İliç’te bu mücadele veriliyor. Kayseri Develi’de bu mücadele veriliyor. Ordu’da veriliyor, Artvin’de veriliyor, Giresun’da veriliyor ama Akbelen’deki mücadele bütün bu mücadelelere hem ilham kaynağı hem de güç kaynağı oluyor. Bunun için Akbelen hepsinin sembolü haline gelmiş durumda. Bize de düşen görev, bu mücadeleye seçimlere kadar destek vermek, seçimlerden sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerekli yasal düzenlemeleri yaparak hem Akbelen’de gerçekleşen saldırıyı hem yurdumuzun değişik yerlerinde gerçekleşen saldırıları yasal olarak durduracak düzenlemeleri yapmak. Çünkü arkadaşlar, gerçekten vatan toprağı değil, adeta gayrimenkul gibi görülen ve ‘daha fazla nasıl para kazanırız?’ diyerek çevreyi nesiller boyunca yok edecek işlere imza atılıyor.

Ben 2022’de İliç’e gittiğim zaman burada bir Çernobil faciası gerçekleşebilir uyarısında bulunmuştum. Aradan üç sene geçti. Biliyorsunuz büyük bir facia gerçekleşti orada. Daha tam bu facianın boyutları ortaya çıkmış değil. Çünkü hemen İliç’in altında nehre akıp GAP bölgesine ve oradan Orta Doğu’ya akan, sulara karışan zehrin ve geçtiği yol üzerinde yaptığı tahribatı henüz tespit etmiş değiliz. Tespit edildiyse de kamuoyuyla paylaşılmıyor. Ben o felaketin olduğu gün uzmanlarla konuşarak gittiğim için bölgeye zehre karşı önleyici kıyafetler giyerek gittim. O zaman bazıları benim bu kıyafetleri neden giydiğimi anlamlandıramamıştı. Ancak daha sonra o bölgeye korumasız giden insanların sağlık sıkıntıları yaşadığına dair televizyonlarda açıklamalar yaptıklarını gördüm. Birisi de ‘şimdi Ümit Özdağ’ın neden oraya giderken korumalı elbise giyerek gittiğini anlıyoruz’ dedi. Özetle Türkiye’de çevre tahribatının gerçek boyutları, devlete uğradığı tahribat gibi, ekonominin uğradığı tahribat gibi bütün büyüklüğüyle ortaya çıkmış değildir. Bütün bunların ortaya çıkması için önce bu iktidarın gitmesi gerekiyor. Bu da inşallah gerçekleşecek ilk seçimde AK Parti, DEM ve MHP ittifakının hak ettiği yere, siyasetten emekliliğe ayrılmasıyla sonuçlanacak.

Bir yandan Türk halkına 9 seneden bu yana cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranını yaşatacaksınız, öte yandan insanların tapulu mallarını ellerinden alacaksınız, insanların yüzlerce yıldır yaşadıkları ormanları yok edeceksiniz ve yetmeyecek üstüne üstelik Atatürk’ün kurduğu milli, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni bir terör örgütüyle pazarlık yaparak kuruluş felsefesinden uzaklaştıracak düzenlemeler yapacaksınız ve böylece iktidarda kalacaksınız. Mümkün değil. Türk milleti bu politikaların cezasını sandıkta muhakkak verecek. ‘Yeterince muhafazakar olmadığımız için başımıza kötülükler geliyor’ diyenleri görüyoruz. En son hatırlayacaksınız Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta gencecik çocukların hayatlarını kaybetmesiyle sonuçlanan üzücü olaydan sonra Cumhurbaşkanı danışmanlarından bir tanesi yeterince muhafazakar olmadığımız için Cumhuriyetin politikalarından dolayı bu katliam gerçekleşti dedi. İnanılır gibi değil. ‘Zeytine ant olsun, incire ant olsun’ diyen bir dinin mensuplarıyız kutsal kitapta. Ama incir ağaçlarını, zeytin ağaçlarını yok eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Hadi canım siz de! Bu mu muhafazakarlığınız? Bu mu dini değerleriniz? ‘Yarın kıyamet kopacağını bilseniz elinizdeki fideyi dikin’ diyor. Siz asırlık ağaçları söküyorsunuz. Ne uğruna? Madenmiş.

Özetle bu kabul edilebilir değil. Onun için biz de buradayız. Vatan toprağı savunması yapan Sevgili Akbelenlilerin, köylülerimizin yanındayız. Bu olaylar çıkmadan, büyümeden gelmiştim yıllar önce. Sonra tekrar geldim, tekrar geldim. Bu dördüncü gelişim buraya. Benim dışında arkadaşlarımız geldiler, gelmeye devam edecekler. Özetle bu mücadele sadece Akbelen mücadelesi değil, bu mücadele Türk vatanını savunma mücadelesidir. Vatan madenden ibaret değildir.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Anayasa Mahkemesi’nin buradaki termik santralleri kapatma kararı var. Ancak termik santraller şu anda işlemeye devam ediyor. Zafer Partisi’nin termik santraller ve kirletici tesisler hakkındaki politikaları nelerdir?” sorusuna verdiği yanıt:

“Öncelikle Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir ülkedeyiz. Yani hukuk devletinin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Diledikleri kararı, diledikleri maddeyi uyguluyorlar, dilemedikleri maddeyi uygulamıyorlar. Mesela Anayasanın 13. maddesi bütün cumhuriyet yurttaşlarının yasalar önünde eşit olduklarını söyler. Oysa gerçek böyle değil. Gerçek ne yazık ki bir kısım yurttaşların daha eşit olduğu ama muhalefetin eşit olmadığı. Anayasa Mahkemesi, bir muhalifle ilgili olumlu bir karar aldığında bu uygulanmıyor. İşte Can Atalay davası ortadadır. Yine iktidarın hoşuna gitmeyen bir karar aldığında yine uygulanmıyor. Demek ki hukuk devleti yoktur. Siyasi iktidarlara, siyasi partilere düşen görev, yargının ve yargının en üst makamı olan Anayasa Mahkemesi’nin kararını hoşuna gitmese dahi uygulamaktır. Devlet böyle olunur. Ama biz kurumların yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Zafer Partisi, Türkiye’nin hukuk devletine, parlamenter demokrasiye ve kurumlara dönmesi gerektiğini savunan bir siyasi parti olarak tabii ki Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulayacaktır. Ama esas önemli olan öyle bir çevre politikamızın ve sanayileşme politikamızın olması gerekiyor ki, hiç Anayasa Mahkemesi bu konularda iptal kararları vermek zorunda kalmasın.”

“Bağımsız yargı bütün konuları soruşturacak. Sayıştay bütün harcamaları inceleyecek, mahkemeler, MASAK bütün dosyaları inceleyecek. Zannediyorlarsa ki hukuksuzluklar bazılarının yanına kalır, hayır, Türkiye muz Cumhuriyeti değil ve bizim 4 bin senelik bir devlet geleneğimiz var ve Türk devleti asla unutmaz arkadaşlar. Zamanı geldiğinde defterler açılır ve hukuk önünde sorular sorulur, cevaplar da alınır. Arkadaşlar, ben Silivri’de 9 nolu cezaevinde kalıyordum. 9 nolu cezaevi aslında teröristler için inşa edilmiş, organize suç örgütleri için inşa edilmiş. Ya 3 kişi bir arada kalıyorsunuz ya tek başına kalıyorsunuz. Yani öyle çoklu koğuşlar yok. Hatta orada çoğu kez 3 kişilik koğuşlarda bile tek başına kalıyorsunuz. Her koğuşun bir de avlusu var. Bir kişilik olanın avlusu daha küçük, 3 kişilik daha büyük. Sabah 8.30’da geliyorlar, infaz memurları 8’i çeyrek geçe gece tam. Kapıyı açıyorlar ve siz akşam 8.30’a kadar dışarıyı kullanabiliyorsunuz, o küçük avluyu. Bir gün yine avukat geldi, avukatla görüşmeye giderken baktım, koridorun karşısındaki avlunun kapısı kilitli. Halbuki açık olması gerekir. Ben de sordum, dedim ki ya bu kim mahkum ki içeride kapısı bu saatte günün ortasında kilitli, neden çıkartmıyorsunuz adamı? Dediler ki oradaki kişi müebbet hapis mahkumu. Müebbet hapse mahkum olanlar ancak günde 3 saat avluyu kullanabilirler. Ben de sordum. Peki kim var içeride müebbet hapse mahkum olan? Fetöcü bir emniyet müdürüymüş.

Arkadaşlar, 2006-2016 arasında 10 sene millete zulüm yaptılar, kumpaslar kurdular, kendi meslektaşlarına kumpaslar kurdular, Türk ordusuna kumpaslar kurdular. Sonra darbe girişiminde bulundular. Şimdi 3 saat dışarı çıkabiliyorlar. Yani hiç kimsenin yanına kalmıyor hukuksuzluk. Bundan sonra da hukuksuzluk kimsenin yanına kalmayacak. Hiçbir hukuksuz düzen ebediyen sürmüyor. Bir gün adaletin önüne herkes çıkıyor. Bakın bugünlerde de eski Tunceli Valisi adaletin karşısına çıktı. Kaçış kurtuluş yok. Onun için Akbel’de de İliç’te de Kayseri Develi’de de vatan savunması verilen her yerde adalet sonunda tecelli edecek. Mesele bu süre mümkün olduğunca vatan için ve bu vatan savunması yapan insanlar için hasarsız, zararsız geçsin. Tamamen geçmesi mümkün değil çünkü bu bir mücadele. Ama mümkün olduğunca kamuoyu desteği arkadaşlarımızın arkasında varlığını hissettirsin ki onlar sadece kendi için mücadele etmiyorlar. Bu bireysel bir mücadele olsa, kendilerine yapılan teklifler var. Ben bu teklifi biliyorum. O teklifleri kabul ederler ve hayatlarını yaşamaya devam ederler. Burada yaptıkları mücadele bütün millet adına bir mücadele ve biz de bu mücadeleye destek vererek yalnız olmadıklarını tekrar tekrar göstermeliyiz, onlara güç vermeliyiz diye düşünüyorum.”

“EĞER BİR İKTİDAR SEÇİM SANDIĞINDAN KAÇIYORSA, BAŞARISIZ OLDUĞUNU KABUL EDİYOR DEMEKTİR”

“YABANCI MADEN ŞİRKETLERİ KENDİ ÜLKELERİNDE KULLANMALARI YASAK OLAN YÖNTEMLERİ BEDELİ TÜRK KANIYLA ÖDENMİŞ ANADOLU TOPRAKLARINDA KULLANIYORLAR”

“KUR’AN-I KERİM’DE ‘ZEYTİNE, İNCİRE ANT OLSUN’ DİYOR, SİZ BU AĞAÇLARI YOK EDİYORSUNUZ”

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNİN FAİZ LOBİLERİNE EN FAZLA FAİZ ÖDEMESİ YAPAN HÜKÜMETİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi. Özel Çalışmalar Başkanımız, Psikiyatri Profesörü Prof. Dr. Sertaç Ak ise geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına ilişkin profesyonel çözüm önerilerini paylaştı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Ne yazık ki üzücü bir gündemle başlamak zorundayız. Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan çok üzücü ve toplumumuz için travmatik olan iki eylem gerçekleşti. 8 çocuğumuzu ve öğrencilerini korumak için kendisini vücudunu siper eden kahraman öğretmenimiz Ayla Kara’yı kaybettik. Bu konuyla ilgili önümüzdeki günlerde de tartışmalar konuşmalar devam edecektir muhakkak. Her zaman olduğu gibi bu hadisede de bilimin ışığında yol almamız gerektiğini düşünüyorum. Onun için bugün bu basın toplantısının başında bu konunun Türkiye’deki en seçkin uzmanlarından birisini Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı, psikiyatri profesörü ama sadece psikiyatri profesörü değil, aynı zamanda adli tıp doktoru ve 3 yıl da İçişleri Bakanlığı Bilim Kurulu Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Sertaç Ak’ı buraya davet etmek istiyorum. Sertaç Bey bu konuyu bilen birisi olarak ve bu böyle bir olayın beklendiğini bana daha önce ifade eden birisi olarak sizlerle, Türk kamuoyuyla ve tabii basın aracılığıyla yetkililerle de görüşlerini paylaşacak. Eğer görüşlerine daha ayrıntılı ihtiyaç duyulduğu düşünülürse Sertaç Bey bu görüşlerini her platformda paylaşmaya ve daha detaylara inmeye de hazır.”

Prof. Dr. Sertaç Ak: “Bu elim hadise ani gerçekleşen bir durum olduğu için üzerinde bilimsel çalışma yapmanın imkanı oldukça düşük. Literatürü taradığımızda, ki biz son 4-5 yıldır psikiyatri camiası ve klinik psikoloji ve sosyal psikoloji camiası olarak kendi aramızdaki konuşmalarımızda böyle bir olayın, benzeri olayların ülkemizde yani okul basıp ciddi miktarda, ciddi sayıda insana zarar verme hadisesinin gerçekleşebileceğini bekliyorduk. Ne yazık ki yanılmadık.

Tahminlerden daha sık bu olay. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde 9 yıllık takip yapılan bir çalışmada 288 baskın not edilmiş. Yani 300’e yakın baskın. Neredeyse Amerika Birleşik Devletleri’nde 10 günde bir bu olay oluyor. 2’den fazla, 3’ten fazla öğrenci öldürülüyor. G7 ülkelerini ele aldığımızda yani Amerika dışındaki 6 ülkeye baktığımızda bu aynı süre içinde sadece 5 olay. Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi anlamda bir sorun. Yani aşağı yukarı diğer ülkelerin 57 kat fazlası görülüyor. Yani 9 yılda 5 ülkede sadece 5 olay varken, ne yazık ki geçtiğimiz günlerde 2 olayı üst üste yaşadık. Hatta belki de bir üçüncü olay son anda engellendi.

Bu saldırganlara baktığımızda, diğer psikopat, antisosyal kişilik bozukluğu ya da şiddet içeren suçlarla ilgili davranış gösteren saldırganlardan farklı bir profilleri olduğunu görüyoruz. Ciddi anlamda yapılan çalışmalarda temel olarak üç farklı alanda bu saldırganlar sınıflanabiliyorlar. Örneğin bu üç alanı söyleyecek olursak, sosyodemografik alanda diğer suçlulardan ve insanlardan farklılaşıyorlar, akıl sağlığı alanında farklılaşıyorlar ve olay öncesi yaşadıkları zorlu yaşam olayları açısından farklılıklar var. Nedir bunlar? Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nde bu araştırmalar çok sayıda saldırgan üzerinde yapılmış. Yaklaşık 300’ün üzerindeki saldırgan üzerinde yapılan çalışmalarda. Bir kere yaş ortalaması 19, bizim saldırganımıza benzer. Düşük sosyoekonomik düzey diye düşünürüz. Hayır, öyle çıkmıyor. Orta-alt ya da orta sosyoekonomik düzeyde çıkıyor. Şiddet içeren suçlarda beyaz Amerikalı sıklığı azken burada yüzde 56 ile beyaz Amerikalı sıklığı söz konusu. Erkekler daha yoğun, yüzde 97’ye yüzde 3 kadın. Fakat bu veri çok sağlıklı değil çünkü silahla şiddet içeren eylemlerde de aynı oran var. O yüzden bir erkek suçudur diye tanımlamak çok doğru olmayacak. Sosyodemografik olarak anne-baba geçimsizliği, anne-baba ayrılığı bu grupta yüzde 71 oranında görülüyor. Bu çok önemli.

Akıl sağlığına gelecek olursak, pek çok kişi bunların akıl sağlığının ileri derecede bozuk, ne yazık ki bir kısmı şizofreni, başka tür adlandırmalarda da bulunuyor. Hayır, ağır akıl hastalıkları bu grupta yüzde 7 oranında görülüyor sadece. Fakat bu grupta yüzde 55 oranında depresyon ve intihar düşüncesi görülüyor. Zaten bu eylemi gerçekleştirenlerin önemli bir kısmı da eylemin sonunda kendi yaşamlarına son veriyorlar. Yani herhangi bir şiddet içeren eylemi gerçekleştiren bir suçlu gibi değiller. Herhangi bir şekilde onları ölüm cezasıyla, onları hapis cezasıyla korkutamazsınız çünkü onlar zaten vazgeçmiş durumdalar. Kendi hayatlarına da genelde son veriyorlar. Akıl sağlığı açısından yüzde 55 oranında depresyon ve intihar düşünceleri olduğunu söyledik. Öz saygıları düşük gençler oluyorlar genelde. Narsistik defanslar dediğimiz öz saygınız düşünce ağır narsistik bir savunma mekanizması geliştirirsiniz. Sorunlarla başa çıkma becerileri düşük çıkıyor. Öfke kontrol güçlüğü, olay öncesinde okul notlarına bu kişilerin çoğu zaman alınmış ve şüpheci kişilik yapısı ön planda. Üçüncü başlık ise zorlu yaşam olayı. Bunlar tetiği çeken olaylar. Saldırı öncesi en sık karşılaşılan yüzde 74 oranında dışlanma, reddedilme. Arkadaşları tarafından dışlanma, akran zorbalığına maruz kalma, karşı cins tarafından reddedilme. Bunun aile tarafından iyi ele alınamaması, sonrasında okuldan da herhangi bir destek görmediği denkleme katılınca sonuç gerçekleşiyor. En sık tetikleyici ne diye bakıldığında, yani olaydan 1-2 gün önce yaşanan en sık sıkıntı ne diye bakıldığında, romantik olarak yani bir karşı cinsten ayrılık, reddedilme ya da bir ders, spor ve benzeri konularda başarısız olma tetiği çeken son olay oluyor.

Şimdi, çözüm önerilerine gelirsek, çözüm önerisi olarak her okulun başına silahlı bir güvenlik görevlisi dikmek, açıkçası geçici bir çözüm olabilir ama teşbihte hata olmaz. Orada bataklık var, biz burada sivrisineklerle, sivrisinek gelir diye uğraşırsak, bataklığın sulanması devam ettiği sürece bu sorun devam edecektir. Ki bugün aynı sorunu, toplumumuza yayılan uyuşturucu sorununda da görüyoruz. Uyuşturucuyu satan torbacıların en sık bulundukları yerler bakıldığında okul önleri oluyor. Yani şu andaki güvenlikle de başka türlü. Biz daha torbacıları okulların önünden temizleyemedik ki bu gibi sinsi, diğer suçlulara benzemeyen, silahlarını saklayabilen ve kendilerinden hiç beklenmeyecek kişilerin eylemleri güvenlik önlemleriyle ne kadar engellenir, takdirinize bırakıyorum.

Kök nedenine inmeden, yani biraz önce anlattığım bu sosyodemografik verilere sahip, akıl sağlığında depresyon ve intihar düşüncesine doğru gelmiş, zorlu yaşam olaylarını göğüsleyemeyen ve ailesi tarafından da bunun iyi eline alamadığı, özellikle devamsızlık yapan gençlere, öğrencilerimize, okuldaki psikolojik danışmanların müdahale etmesi gerekiyor. Gerekirse bu kişilerin bildirimlerinin ve psikiyatri tarafından tedavilerinin yaptırılması gerekiyor. Yani hemen her okulda bulunan psikolojik danışmanlarımıza ciddi bir görev düşüyor. Kök neden olarak bu kişilerin erkenden saptanıp tedaviye yönlendirilmeleri, özellikle de bu olay olmadan önce müdahalenin orada yapılması gerekiyor. Burada da Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer Bakanlıklar arasında ciddi bir koordinasyonsuzluk olduğunu biliyoruz. Suça sürüklenen çocuk çalışan arkadaşlar çok iyi biliyorlar ki, çocuğun suça sürüklenmesinin en büyük belirleyicisi okul, nedensiz okul devamsızlığı çıktı ve ailenin de bundan çok bilgisinin olmaması çıktı. Fakat okul, bu tür okul devamsızlığının bilgisini bile Milli Eğitim Bakanlığı’na daha paylaşacak bir sistemi yokken, böyle bir durumda, ailevi sorun yaşayan, arkadaşları tarafından reddedilen, başka bir romantik olarak reddedilen, öfke kontrol güçlüğü daha öncesinde olan, bu gibi belirtileri daha öncesinden bağıra bağıra söyleyen bir genci saptayabilir mi mevcut sistem? Çok emin değiliz ama istenirse gerekli önlemler alınırsa, gerekli eğitimler verilirse, ben bu meselenin en azından hızlıca çözülebileceğini düşünüyorum.

Bir önerim de şu olacak basın mensubu arkadaşlara, bilindiği üzere bu gibi eylemler yayılgandır. Yani bir kişi yaptığı zaman başka bir kişi başkalarını tetikler. O yüzden saldırganların fotoğrafları, paylaşımları, saldırı sırasındaki ellerindeki silahlarla görüntülerinin kesinlikle paylaşılmaması gerekiyor. Sayın Genel Başkanımızın da belirttiği gibi, bu gibi olaylarda görüntüleri sadece yetkili kişilerin almasını ve resmi kayıtla bunların tutanak ve zapt altına alınması gerekiyor. Bunun dışındaki görüntülerin hiçbir şekilde hiçbir mecrada bulunmaması gerekiyor. Çünkü ilk olay olduğunda Sayın Genel Başkanımla konuştuk, yıllardır bekliyorduk. Fakat bu kadar yayınlanırsa devamı gelecek dedik, ne yazık ki haklı çıktık. Değerli basın mensuplarını da bu konuda yayın yasağı şeklinde değil, hassasiyet göstermelerini istirham ediyoruz. Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ederim.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Evet, değerli basın mensupları, süreci takip etmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi 12 Nisan Pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve mesai arkadaşları ziyarette bulundular Genel Merkezimizi ve önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Salı günü de Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara bürosunu ziyaret ettik. Bu ziyaret sırasında da partimizin siyasetin gelişmesi konusundaki önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmelerini paylaşma imkanı bulduk.

Yine hatırlanacağı üzere Zafer Partisi olarak bir çağrı yapmıştık. Bu çağrımızda PKK ile müzakerelerin bir milli güvenlik meselesi olduğunu, yapılması planlanan anayasal ve yasal değişikliklerin milli üniter ve laik devleti tasfiye etmeyi hedeflediğini ve milli devlet yerine çok uluslu, çok mezhepli yeni kırılgan bir yapı oluşturulmak istendiğini ifade etmiştik. Narko terörist, eli kanlı bebek katili Abdullah Öcalan Öcalan, ‘kurucu önder’ diye tanımlanıyor ve ona yeni bir siyasi statü oluşturulamk isteniyor. Buna olan itirazımızı güçlü bir şekilde ortaya koymuştuk. Şimdi görüyoruz ki Öcalan’a İmralı’da çalışma ofisi oluşturuluyormuş. Yani istenildiği yeni statüye adım adım yaklaşıyor. Bütün bu gelişmeler Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturuyor. Gri alanlar ortadan kayboluyor. Siyah ve beyaz karşımıza çıkıyor. Bir tarafta milli, üniter ve laik devleti DEM’le ve Öcalan’la değiştirmeyi hedefleyen proje taraftarları, diğer tarafta Atatürk’ün mirası, İstiklal Harbimizin sonucu olan milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan, koruyan siyasal partiler.

Biz bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk, Kürt, Arap şeklinde etnik gruplara ayrıştıracak, milli üniter devleti tasviye edecek yaklaşımın karşısına Atatürk’le buluşmayı önerdik ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini savunan siyasi partileri bir arada bu yoğun saldırıya karşı durmaya davet ettik. Bu davetimizin arkasındayız ve tekrarlıyoruz. Bu süreçten çıkış ancak Atatürk’te buluşmayla olur. Bu süreci Türk milletinin sağlıklı bir şekilde aşması ancak Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine sadakatle, bağlılıkla ve bu felsefeyi 21. yüzyıla taşımakla olur.

Daha son seçimlerde bizim de içinde olduğumuz bütün muhalif partileri Öcalan’la iş birliği yapmakla suçlayan, ‘bunlar seçilirlerse Öcalan’ı serbest bırakacaklar, PKK’ya af getirecekler’ diyen Cumhur İttifakı’nın ki o gün HÜDA-PAR’la işbirliği yapmışlardı, şimdi bu işbirliğine Öcalan’ı ve DEM’i de kattığını görüyoruz. Hadi gelin seçime gidelim, bakalım vatansever AK Partili seçmen, milliyetçi MHP seçmeni sizin Öcalan’la kol kola girmenize ne diyecek? Onun için tekrar diyoruz, Anayasa’nın gereği yerine getirilmeli, bir ara seçim yapılmalı. Biz seçimin her türlüsüne Zafer Partisi olarak hazırız ve Türk milleti de artık kendisine söylenen yalanlar karşısında yeni bir seçim istiyor, sandığın gelmesini istiyor. Milletten korkmayın, milletten kaçmayın, sandıktan kaçmayın, milletin iradesinden çekinmeyin. Eğer bir iktidar sandıktan ve milletten kaçmaya, seçimden korkmaya başlamışsa, zaten siyasi vadesi dolmuş demektir. Eğer bir iktidar seçim sandığından kaçıyorsa, başarısız olduğunu kabul ediyor demektir. Millete rağmen siyaset ve millete rağmen iktidar olmaz. Süre uzadıkça, seçimler geciktikçe halkın siyasi tepkisi daha da artacaktır. Sonunda iktidardan gideceksiniz ve Türkiye yeni bir iktidarla tanışacak.

Bu tespitlerimden sonra sizinle bir de olumlu haber paylaşmak istiyorum. İki haftadır burada yapmış olduğumuz Türk Milleti toplantılarında iktidarı İran’da, İsrail ve Amerikan saldırısı sonucunda ortaya çıkmış olan ağır insani duruma sessiz kalmamaya ve İran’a insani yardım yapmaya davet etmiştik. Dün Kızılay, İran’a 4 tır dolusu, 48 ton insani yardım yollamış. Bunu yetersiz görmekle birlikte önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz ve Zafer Partisi’nin bu önerisinin dikkate alınmasından dolayı da memnuniyetimizi ifade ediyoruz.

Bugün bu basın toplantısından sonra Bursa’ya gideceğim. 4 gün Bursa’dayım ve sevgili Bursalılarla değişik platformlarda bir araya geleceğim. Pazar akşamı, bu hafta sonu yani, Muğla’ya geçeceğiz heyetimizle birlikte ve 2 gün Muğla ve Muğla’nın ilçelerinde temaslarımız olacak. Ve sonra Çarşamba günü, pazar gününe kadar İzmir’de sevgili İzmirlilerle bir araya geleceğiz. Hem İzmir Merkez’de hem de ilçelerde Zafer Partisi’nin politikalarını İzmirli Sivil Toplum Kuruluşlarına anlatacağız, onların da görüşlerini alacağız. 24 yıllık AKP iktidarının neden olduğu derin yoksulluk ve ekonomik buhran karşısında Zafer Partisi’nin ekonomik çözümlerini ortaya koyacağız. Türkiye’nin sanayi sorunlarını ve Zafer Partisi’nin sanayi stratejilerini açıklayacağız. Bilim, teknoloji ve teknolojik dönüşüm konusunda Türkiye’nin yapması gereken hamleleri açıklayacağız.

Tabii ki Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden birisi hiç şüphesiz 13 milyon sığınmacı ve kaçağın oluşturduğu büyük yük olmaya devam etmektedir. Suriye’de savaş bitmiş olmasına rağmen Suriyelilerin büyük bir kısmı Türkiye’de varlıklarını sürdürmektedir. Afganlar Türkiye’ye gelmeye devam etmektedir. Vatandaşlık verilme süreci devam etmektedir. Bunlarla ilgili notlarımızı da alıyor, takibe devam ediyoruz. Konuyu gündemde nasıl tuttuysak bundan sonra da Türkiye’nin yaşamış olduğu göç ve göçten kaynaklı sorunları ve bu sorunun aşılması için tek çözüm yolu olan Anadolu Kalesi Projesi’ni Türk milletiyle paylaşmaya devam edeceğiz.

Yine İzmir’de bu yaşanan Terörsüz Türkiye adı altında aslında terörle, terör örgütüyle ve onların talepleriyle uzlaşma süreciyle ilgili bir panel düzenleyeceğiz. Bu panelde benim dışımda Müstafi Tümamiral Sayın Cihat Yaycı, ve bu arada ayrıldıktan sonra akademik çalışmalarını da profesörlüğe kadar yükseltti ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum’un da konuşmacı olduğu bir panelde sevgili İzmirlilerle bir araya geleceğiz ve görüşlerimizi paylaşacağız.

Tabii Zafer Partisi kadroları Türkiye’nin değişik yerlerinde çalışmaya ve Türk milletinin meselelerini gündeme taşımaya devam ediyorlar. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Özcan Pehlivanoğlu, Yörük Türkmenleri ile beraberdi ve Pazar günü de Denizli ve Muğla teşkilatlarımızla birlikte Akbelen’de köylünün, çiftçinin yanındaydı. Kızı haksız yere tutuklanan Muhtar Nejla Işık Hanımefendi’ye destek verdi, onunla görüştü. Özcan Pehlivanoğlu Muğla’da Denizli’de sahadayken diğer bir Genel Başkan Yardımcımız Esma Aslan Hanım da Giresun’da bütün Karadeniz’i adeta bir maden sahası haline getiren sürece karşı mücadele etmek için sahadaydı ve Tirebolu Sekü Köyünde halkla beraberdi ve orada hatırlanacağı üzere AK Parti Milletvekili Nazım Elmas ile bir köy kahvesinde tartışmaları oldu ve vatandaş adına Nazım Elmas’a sorduğu sorulara cevap alamadı ve AK Parti Milletvekili kahvehaneden apar topar ayrılarak adeta kaçmak zorunda kaldı.

Zafer Partisi kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin ekolojik yapısına yönelik gerçekleştirilen saldırıların karşısında hep ön cephede olmuştur. Bazı çalışmalarımız, projelerimiz, girişimlerimiz zaman içerisinde unutuluyor. Bunların unutulmasına müsaade etmememiz gerekiyor çünkü bu Zafer Partisi’nin mücadelesinin, siyasi tavrının önemli bir parçasıdır. Evet, hiç kimse yokken Akbelen’de biz vardık, Zafer Partisi vardı. Erzincan’da, İliç’te biz vardık, Zafer Partisi vardı. Rize İkizdere’de Zafer Partisi vardı, biz vardık. O ziyaretten sonra Cengiz İnşaat, Ümit Özdağ’ı mahkemeye verdi. Cengiz İnşaat’ın mahkemeye vermiş olduğu tek Genel Başkan olmaktan da gurur duyuyorum. Yine Kayseri Develi’de Genel Başkan Yardımcılarımız vardı, ben vardım. İzmir’de Menderes Efemçukuru’ndaki maden talanlarına karşı da Zafer Partisi vardı. 24 Haziran 2022’de İliç maden sahasını ziyaret ettiğim zaman ‘burada bir Çernobil yaşanacak tedbir alınmazsa’ dedim. 13 Şubat 2024’te orada büyük bir felaket yaşandı. Sonuçlarını önümüzdeki yıllarda daha fazla anlayacağımızı düşünüyoruz. Ben tekrar bu hadise gerçekleştiğinden sonra İliç’e gittiğim zamanda jandarma tarafından olay sahasına girmem engellendi. Oysa ben olay olmadan 2 sene önce burada olacak diye bu haber vermiştim Türkiye’ye.

Bu maden sahaları sadece ormanlarımızı tahrip etmekle kalmıyor, topraklarımıza, nehirlerimize ve soluduğumuz havaya zehir saçıyor. Çok uluslu yabancı maden şirketleri değerli madenlerimizi yok pahasına alıp götürüyorlar. Kendi ülkelerinde kullanmaları yasak olan yöntemleri sevgili Anadolu topraklarında, bedeli Türk kanıyla ödenmiş Anadolu topraklarında umarsızca kullanıyorlar. İktidar buna müsaade ediyor, buna seyirci kalıyor. Kanadalıların ormanları Türk milletinin ormanlarından daha mı değerlidir ki? Kanada toprakları Anadolu topraklarından, Türkiye’nin topraklarından daha mı değerlidir ki ayrı bir muameleyi hak ediyor? Evet, gerçekçi olan Kanada toprakları, Kızılderililerin soykırımı üzerine inşa edilmiş, kolonyalist politikalarla işgal edilmiş topraklardır. Anadolu toprakları ise Türk milletinin vatanıdır. Şimdi bir Kanada şirketi geliyor, Türkiye’de iktidarın umarsız yaklaşımı, hatta teşviğiyle bu topraklarda zehirlemeler gerçekleştiriliyor. Bu kabul edilebilir değildir.

İncir ağaçlarının, zeytin ağaçlarının, ormanların söküldüğünü görüyoruz. Dindar nesil yetiştireceğiz deyip kindar bir nesil ortaya çıkartan bugünkü iktidarın sahiplerine hatırlatmak isterim: Kur’an-ı Kerim’de ‘zeytine, incire ant olsun’ diyor. Siz bu ağaçları kesiyorsunuz, yok ediyorsunuz. Bunlar stratejik ürünler. Hele zeytin, olağanüstü büyük bir öneme sahip. Nasıl izah edeceksiniz bunları gelecek nesillere? Elbette edemeyeceksiniz.

Ekonomik buhran da olanca ağırlığıyla ve ufukta bir çözüm olmadan devam ediyor. Hükümet ekonomideki başarısızlığını, enflasyonu dizginleyememesini, para istikrarını sağlayamamasını, faizleri düşürememesini şimdi İran-İsrail-Amerika savaşını bahane ederek gizlemeye çalışıyor. Evet, tabii ki bu savaşın dünya ekonomisi üzerinde ve Türkiye ekonomisi üzerinde etkileri oldu ancak bu savaş çıkmadan çok önce Türk ekonomisi ağır bir buhrandan geçmekteydi zaten. Bakın, bu hafta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2025 bilançosunda 1 trilyon 65 milyar TL zarar açıkladı. Bu zarar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6,3’üne ulaşmış durumda. Bunu artık para politikaları alanında alarm olarak okumamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 2023 yılında 818,2 milyar TL, 2024’te 700,4 milyar TL zarar açıklamıştı. Böylece bu sene büyük bir artış var ama üç yıllık toplam zarar 2 trilyon 574 milyar TL’ye ulaştı. Bu zararın büyük ölçüde kur korumalı mevduattan kaynaklandığını görüyoruz. Kur korumalı mevduat uygulamasından istifade eden para sahiplerinin ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne elde ettikleri büyük kazançlara rağmen sıfır lira vergi ödediğini de unutmayalım.

Dün Merkez Bankası yönetim bütçesi Mart ayı rakamlarını da açıkladı. Onun üzerinde de durmak istiyorum. Mart ayında yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 640,4 milyar TL oldu. Bütçe gelirleri ise 1 trilyon 230,5 milyar TL oldu. Yani Mart ayı bütçe açığı 229,9 milyar TL. Maliye ve Hazine Bakanlığı resmi verileri, bütçe giderleri içinde faiz giderlerinin hala yüksek seviyelerini koruduğunu gösteriyor. Daha da açık ifade edelim. Mart 2026 itibariyle 235 milyar TL faiz ödemesiyle bütçe giderlerinde faiz giderlerinin payı yüzde 15,8’e çıkmış durumda. Gelinen bu aşamada 2011 Şubatından bu yana en yüksek faiz payı ödemesi olduğunu görüyoruz. Daha da ilginç olan konu ise, merkezi yönetim bütçe gelirleri geçen yılın mart ayına göre yüzde 60,6 artarak 1 trilyon 230 milyar 545 milyon liraya çıkmasına rağmen bu açık veriliyor. Diğer yanda Ocak-Mart döneminde üç aylık merkezi yönetim bütçesine bakıldığında bütçe açığı 420 milyar TL olarak açıklanmış. Üç aylık dönemde en dikkat çekici gider kalemi yine faiz giderleri olmuş. Bu dönemde faiz giderleri yüzde 88,8 artarak 876 milyar 71 milyon lira olmuş. Rahmetli Erbakan Hoca, hayatta olsaydı ne derdi? ‘Sizi gidin faizciler sizi’ derdi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin faiz lobilerine en fazla faiz ödemesi yapan hükümetiyle karşı karşıyayız. Bu tablo, Türkiye’nin kredi, faiz, borç sarmalında bocaladığını, faiz ödemelerin bakanlık bütçelerini katlamaya, yutmaya başladığını gösteriyor arkadaşlar.

Yine dün yayınlanan göstergelerden birisi de 2026 Mart ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi yani Tarım ÜFE değeriydi. Kim yayınladı? TÜİK yayınladı. Tayyip Bey’i üzmeme istatistik kurumu. Böyle düşünelim arkadaşlar, yani ben size belirli rakamlar vereceğim ama bu rakamları TÜİK’in verdiğini lütfen göz önünde tutalım. Yani yanlışlar benden kaynaklanmıyor. TÜİK’e göre yıllık tarım ÜFE yüzde 36,09 arttı. Aylık 3,85 artmış. Geçen hafta, hatırlarsınız, aynı TÜİK Mart ayı tüketici fiyat endeksi TÜFE’yi aylık 1,94 olarak açıklamıştı. Yani Mart ayı tarım ÜFE değeri 3,85, aynı ayın TÜFE değerinin iki kat fazlası. Daha basit anlatırsak, tarımsal girdi maliyetiyle tüketici fiyatları arasında makasın ne kadar açılmış olduğunu TÜİK bile kabul ediyor. Belki de geçen ay yayınladıkların rakamı unuttular. Onun için böyle bir rakam verdiler. Ama TÜİK’in bu rakamları bile artık ekonominin kontrol edilemediğini, ne kadar başarısız olduğunu gösteriyor. Biz de zaten bunu semt pazarında alışveriş yapan vatandaşla birlikte de pazarcıyla konuşurken görüyoruz. Pazarcı vatandaşa üzülüyor, vatandaş pazarcıya üzülüyor.

İçeride ekonomik buhran artarken, yurt dışında da ABD, İsrail’in hukuksuz saldırısıyla başlayan İran savaşında gelinen ateşkes konusundaki gelişmeleri de dikkatle izliyoruz. Zafer Partisi’nin milli güvenlik ve dış politika meselelerini izleyen çok değerli üyelerden oluşan iki farklı kurulu var. Her iki kurul da bu süreci teknik detaylarına hakim bir şekilde izliyor. Pakistan’daki ilk görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmış olmakla birlikte taraflar arasında arka kapı diplomasisinin sürdürüldüğünü görüyoruz. İkinci görüşmelerin Pakistan’da olmayacağı anlaşılıyor. Amerikan tarafı ‘11 saatlik bir yolculukla biz oraya gidiyoruz İran ise 2 saatlik bir yolculukla Pakistan’a geliyor’ diyor. Yani inanılır gibi değil. O kadar dertliyseniz Pakistan’ı Kanada’ya taşıyalım. Siz de daha kolay gitmiş olursunuz. Herhalde bir orta çizgi bulunacak. Önemli olan nerede olduğu değil, dünyaya ve bölgemize barış getirmesidir. Ama bu arada ABD’nin Hürmüz’de İran’ın koymuş olduğu ablukanın üzerine bir ikinci ablukayı koyduğunu gördük. Hindistan ve Çin’e ait bazı gemilerin geçişine izin verilmesi ve diplomasi girişimlerinin devam etmesine rağmen Hürmüz ablukası ateşkesin sona ermesi ve çatışmada yeni bir evreye geçilmesine neden olabilir. Bunu endişeyle izliyoruz. Çünkü bu Amerikan ablukası Asya Pasifik ülkelerini daha fazla etkiliyor ve bu ülkelerin krizin içine çekilme riskini arttırıyor. Çin, gemilerinin geçirilmemesine karşı önlemler alabilir ve bu önlemler dünya barışını tırnak içerisinde daha da sıkıntılı bir hale getirebilir.

Öte yandan Siyonist İsrail’in Lübnan’da saldırıları devam ediyor. İsrail, Lübnan’da bir bölgeyi işgal ederek bir tampon bölge oluşturma politikasını hızla ilerletiyor. Ancak İsrail ordusunun Hizbullah tarafından ağır şekilde hırpalandığını da görüyoruz. Ve bu oluşturmaya çalıştıkları tampon bölgenin başarılı olma ihtimali yok. Sadece bölgeyi sürekli savaş halinde tutacak bir işgal bölgesi olur, bunun ötesine geçmez. Bundan dolayı Amerika Birleşik Devletleri’nin hem Orta Doğu’ya hem kendisine yapabileceği en büyük iyilik en kısa zamanda İsrail’de barışın önünü açacak ve çevre ülkelere karşı saldırgan politikalara son verecek bir İsrail siyasi partisinin iktidara gelmesini desteklemek olmalıdır. Aksi taktirde Netanyahu sadece bölgeyi değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni de Trump iktidarını da bir çöpe doğru sürüklüyor.”

“ZAFER PARTİSİ OLARAK BİZ SAHADAYIZ. SALDIRI OLAYLARINDA ASLA GÖRÜNTÜ OLMAMALI”

“BİZİM CHP’YE YAPTIĞIMIZ ÇAĞRI KAMUOYU ÖNÜNDE ÇOK AÇIKTIR”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, İnegöl’de basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bugünden başlayarak pazar gününe kadar Bursa’da temaslarda bulunmak üzere Genel Merkez Heyeti ile birlikte geldim ve bugün İnegöl programımız devam ediyor. Bundan sonra da bazı ziyaretlerimiz ve toplantılarımız olacak. Yarın da Bursa Merkez’de yine ziyaretlerimizi, vatandaşlarla bir araya geleceğimiz toplantılarımızı sürdüreceğiz. , Pazar günü de buradan Muğla’ya geçeceğim. İki günlük bir Muğla ziyaretinden sonra çarşambadan pazar gününe kadar İzmir’de ve İzmir’in ilçelerinde ziyaretler gerçekleştireceğim. Bu arada Genel Merkezimizin görevlendirmesiyle Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarımızın bir kısmı benimle birlikteyken bazı Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarımız da yurdun değişik yerlerinde faaliyetlerini sürdürecekler, temaslarını sürdürecekler. Bu çerçevede Antalya’da Musa Ertugan’ın düzenlemiş olduğu Antalya İl Başkanlığımızla birlikte büyük bir konser toplantısı da gerçekleşecek. Özetle Zafer Partisi olarak biz sahadayız ve sahada çalışmalarımızı yüksek bir tempoyla sürdürüyoruz. Vatandaşlarımızdan almış olduğumuz tepkiler de bizi doğrusu çok mutlu ediyor. Bugün de İnegöl’de sevgili İnegöllülerin çok güzel tepkilerini aldık ve bundan dolayı da hem ben hem arkadaşlarım çok mutlu olduk. Zaten Bursa, Zafer Partisi’ni her zaman çok mutlu eden bir şehir. Çünkü Bursa’da çok büyük bir Zafer potansiyeli var ve anketlerimizde de bu sonuç çıkıyor. Türkiye’de hatta en güçlü olduğumuz şehirlerin başında Bursa geliyor dersem yanılmam. Çünkü hem seçim sonuçları hem anket sonuçları bunu ortaya koyuyor ve bu trend şimdi hızlanarak yukarı doğru çıkmaya devam ediyor.

Evet, bu girişten sonra sizlerin muhakkak genel ve yerel konularda soracağınız sorular olacaktır. O soruları cevaplandırmak için sözü sizlere bırakıyorum ve ben gelecek soruları bekliyorum.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Şu an ülkenin gündemi okullardaki şiddet olayları. Bununla alakalı düşünceleriniz nedir?” sorusuna verdiği yanıt:

“Tabii Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta çok elim iki hadise gerçekleşti. Bu hadise gerçekleşir gerçekleşmez Genel Başkan Yardımcılarımızdan hem psikiyatri profesörü hem adli tıp doktorası olan ve üç sene de İçişleri Bakanlığı Bilim Kurulu Başkanlığı yapmış Prof. Dr. Sertaç Ak’la konuştuk. Sertaç Hoca bana Türkiye’deki psikiyatri, psikoloji ve sosyal hizmet çevrelerinin böyle bir saldırıyı beklediğini ifade etti. Onlar için sürpriz olmamış. Ancak hemen şunu ekledi, bu hadisenin basın yayın aracılığıyla geniş kapsamlı şekilde ele alınmaması lazım, aksine çok soğukkanlı ve mümkün olduğunca yüzeysel geçilmesi gerekiyor. Çünkü yayınlar diğer saldırıları tetikliyor dedi. Yine dün Almanya’dan bir akademisyen arkadaşımla konuştum Türk. Dedi ki bugün Türkiye’de olan, Kahramanmaraş’ta olan olayı büyük bir üzüntüyle izledik. Berlin’de dedi bir ilkokulda bomba bulunmuş. Dedim hemen basından bakayım. Yok dedi, basında bulamazsınız dedi. Basın yazmıyor bunları. Ama dedi o okulda komşumun çocuğu okuyordu. Komşum kendisi söyledi bana dedi.

Şimdi bakın arkadaşlar, bu noktada bir şeyin altını çizelim. Basının sansür değil, otokontrolle bu konuya yaklaşması gerekiyor bir. İki, sadece basın da yetmez. Sosyal medyada dün korkunç sahneler dolaşıyordu. Fotoğraflar çekilmiş. Burada olay yeri inceleme haricinde olay yerine gelen polislerin dahi telefonlarıyla fotoğraf çekmesi yasaklanmalı. Sadece olay yeri incelemenin tespitleriyle yetinilmeli, asla görüntü olmamalı. Bu yapılabilecek ilk şey.

Her kapının önüne, okul kapısının önüne polis koyalım. Bu polisle çözülecek bir şey değil. Daha geniş bir sorundan bahsediyoruz. 1990’lı yıllarda, hatırlayacaksınız bir kısmınız en azından yaş itibariyle. Liselerde ciddi bir şiddet yükselmesi vardı. O dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Bener Jordan beni davet etti ve liselerdeki şiddet konusunda bir araştırma yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de birisi psikiyatri uzmanı olmak üzere bir sosyolog arkadaşımla birlikte üç kişi Ankara, İstanbul ve İzmir, Diyarbakır gibi birçok ili kapsayan liselerde şiddet araştırması yaptım. Bu araştırma sonucunda ortaya çok net bir şiddet profili çıktı. Özetle, anne baba ayrı, çocuk sınıfta kalmış, okul üst gelir grubu ve alt gelir grubunun birlikte devam ettiği liseyse şiddet potansiyeli çok yüksekti. Okul eğer sadece alt gelir grubunun çocuklarının devam ettiği veya sadece üst gelir grubunun devam ettiği bir okulsa, şiddet potansiyeli düşüyordu.

Şimdi bugün de liselerde ciddi bir çalışma yapıldığında kimlerin bu potansiyelin içerisine girdiğini tespit etmek mümkün. Mesela sebepsiz şekilde okul devamsızlığı, önemli bir şiddet potansiyeli olarak tespit ediliyor. Ama burada Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu verileri bu değerlendirmeyi yapacak birime ve bakanlığa aktarması gerekiyor. Eğer bu aktarım olmaz ise kapının önünde polisin olması bir şeyi değiştirmez. Yani kapının önünde polisle engelleyemezsiniz. Kahramanmaraş’ta cinayeti gerçekleştiren çocuğun babası bile dört yıldızlı Emniyet arkadaşlar. Annesi de öğretmen yani en yakın çevresi, anne ve babası meslek itibariyle böyle bir sürecin içerisinde olmamasını gerektiriyor. Demek ki ortada ihmal edilen, gözden kaçırılan başka faktörler var ve bu konuyu günlük siyasetin içerisine almadan basının otokontrolüyle ve Bakanlıkların da daha ciddi bir çalışma gerçekleştirmesi, koordineli bir çalışma gerçekleştirmesiyle yönetmek zorundayız. Bunlar oldu, bundan bir dolayı büyük üzüntü duyuyoruz. İnşallah bundan sonra bu tür bir elim vaka Türkiye yaşamaz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Elinizde rakamsal olarak bir anket var mı?” sorusuna verdiği yanıt:

“Birçok sahada anket yapılıyor. Bazıları telefonla yapılıyor, çok azı yüz yüze yapılıyor. Çünkü yüz yüze anketlerin fiyatları çok arttı. İşte insanlar telefonda, telefonlarının dinlendiğini düşündükleri bir ortamda ne kadar gerçek fikirlerini söylüyorlar? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Sonra anket firmalarına anketi kimin sipariş ettiği, sipariş verene hangi anketin teslim edilip, piyasaya hangi anketin verildiği… Hepiniz biliyorsunuz bunları. Üzerinde konuşmaya gerek yok. Onun için ben anketler üzerinden konuşmaktan çok, sahadaki canlılık üzerinden değerlendirme yapmayı tercih ediyorum. Ama bilimsel, doğru yapılan anketlere de saygı duyduğumu ifade edeyim.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Olası bir seçimde CHP ile birlikte hareket edecek misiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Tabii Özgür Bey’le yapmış olduğumuz görüşmenin konusu ara seçimlerle ilgili. Ara seçimler Anayasal bir zorunluluk. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımayan bir hükümet var. Onun için Anayasal zorunluluk olması iktidarı çok etkilemiyor. Anayasa’yı rahatlıkla çiğneyebiliyorlar. Biz de buna rağmen Anayasal bir hükmün yerine getirilmesi için Parti olarak kamuoyu önünde mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu meselenin bir yanı.

İkincisi, biz herhangi bir siyasi partiyle ittifaktan bahsetmiyoruz, bir ilke etrafında birleşmekten bahsediyoruz. O ilke de Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birleşmektir. Fakat bunun için yerine gelmesi gereken şartlar vardır. O masada otururken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birleşmek çok mümkün değildir. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi’ni o masadan kalkmaya davet ediyoruz. Mustafa Kemal Şeyh Said’le masaya oturmadı değil mi? Şeyh Said’le Mustafa Kemal masaya oturmadıysa, Seyit Rıza’yla masaya oturmadıysa, bugün Cumhuriyet Halk Partisi eğer Atatürk’ün partisiyim diyorsa, onun da Abdullah Öcalan’ın temsilcileriyle masada oturmaması gerekir. Bizim CHP’ye yaptığımız çağrı kamuoyu önünde çok açıktır.”

“Sevgili İnegöllülere de şunu ifade etmek isterim: Büyük bir başarıya imza atan ilçelerimizin başında geliyor. Bursa gibi bir şehrin sanayi şehrinin, ticaret şehrinin hemen yanında büyük bir ekonomik başarıyı gerçekleştirmek hem zordur hem de büyük bir başarıdır. Yani Bursa’daki ekonomik dinamizmden muhakkak istifade etmiştir ama kendi bağımsız ekonomik gelişmesini gerçekleştirmiştir ve 1,5 milyar dolar gibi önemli bir ihracata imza atmıştır. 1 milyar dolar gibi büyük bir parayı her sene fazladan ithalat ihracat dengesinde Türkiye’ye getirmiştir, bu şehre getirmiştir. Sadece bir sektörde ön plana çıkmakla kalmamış, bunu çeşitlendirmiştir ve çeşitlendirmeye devam etmektedir. Özetle İnegöl çok önemli bir başarıyı gerçekleştirmiştir. Onun için de sevgili İnegöllüleri tebrik ediyorum.”

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç