
İran’da tırmanan çatışmalarda savaşın acımasızlığı çocukların hayatları üzerinden ölçülüyor
UNICEF Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Ofisi açıklaması
UNICEF, İran’da devam eden askeri tırmanışın çocuklar üzerindeki ölümcül etkilerinden derin endişe duymaktadır. Yaklaşık 180 çocuğun hayatını kaybettiği ve çok daha fazlasının yaralandığı bildirilmektedir.
Hayatını kaybedenler arasında, 28 Şubat’ta İran’ın güneyindeki Minab kentinde bulunan Şacere Tayyebe Kız İlkokulu’na ders saatleri sırasında düzenlenen saldırıda yaşamını yitiren 168 kız çocuğu da bulunmaktadır. Gelen bilgilere göre hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu yaşları 7 ila 12 arasında değişen okul çağındaki çocuklar oluşturuyor. Ayrıca İran’da beş farklı noktadaki diğer okullarda 12 çocuğun daha hayatını kaybettiği bildirilmektedir.
Bu çocuk kayıpları, savaşın ve şiddetin çocuklar üzerindeki acımasız etkisinin çarpıcı bir hatırlatıcısıdır; bu etkiler aileleri ve toplumları nesiller boyunca etkilemektedir.
Çocuklar ve okullar uluslararası insancıl hukuk kapsamında korunmaktadır ve okullar güvenli alanlar olarak kalmalıdır.
Bölge genelinde askeri saldırılar devam ederken çocuklar giderek daha fazla şiddete maruz kalmaktadır. Ayrıca temel sivil altyapıya verilen zarar çocukların refahı için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. İran’da en az 20 okul ve 10 hastanenin zarar gördüğü bildirilmektedir. Bu durum çocukların eğitime ve hayati sağlık hizmetlerine erişimini kesintiye uğratmaktadır.
UNICEF tüm taraflara uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme ve sivillerin korunmasını sağlama çağrısında bulunmaktadır. Uluslararası insancıl hukuk uyarınca çocukların yaşamı ve esenliği her koşulda korunmalıdır.
UNICEF durumu yakından izlemeye devam etmekte ve artan şiddetten etkilenen çocuklara ve ailelere destek sağlamak amacıyla yürütülen insani yardım çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduğunu bir kez daha yinelemektedir.
Uluslararası Af Örgütü’nden ABD-İsrail ve İran çatışmalarında tüm taraflara çağrı: Sivilleri koruyun ve uluslararası hukuka uyun
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının ve sonrasında İran’ın bölge genelinde seri şekilde gerçekleştirdiği misillemelerin ardından Orta Doğu’da bölgesel çatışmalar hızla genişliyor. Askeri operasyonlar bölge geneline yayıldı ve şu an 10’dan fazla ülkeyi kapsıyor. Uluslararası Af Örgütü tüm tarafların, özellikle sivillere ve sivil yapılara yönelik kasıtlı, gelişigüzel ve orantısız müdahaleler gibi hukuka aykırı saldırıları durdurarak, sivilleri korumaları ve uluslararası insancıl hukuka uymaları için acil bir çağrı yayımladı.
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Uluslararası barış ve güvenliğin temellerini tehdit eden çatışma taraflarının hukuka aykırı eylemlerinin bedelini siviller ödememeli. Bölge genelinde siviller zaten art arda gelen çatışma döngülerine ve uluslararası hukuk suçlarına maruz kaldı. Sivilleri korumak şu an en yüksek öncelik olmalıyken, daha da anlamsız öldürmelere ve baskılara maruz kalıyorlar” dedi.
“Çatışmanın tarafları acilen, sivilleri hedef alan saldırılar, gelişigüzel ve orantısız müdahaleler ve yoğun nüfuslu bölgelerde geniş alan etkili patlayıcı silahların kullanımı da dahil, hukuka aykırı saldırılardan kaçınmalı ve bunlara son vermeli” diyen Callamard, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uzun süreli uluslararası çatışma tehdidi güçlenirken, uluslararası insan hakları hukukuna ve uluslararası insancıl hukuka uyulması şimdi her zamankinden daha acil bir zorunluluk. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde gösterilecek başarısızlık, zaten yıkıcı boyutlardaki insani bedeli daha da artıracak ve bölgeyi bir başka insani ve insan hakları felaketine sürükleyecek. Çatışmanın taraflarının hukuksuz eylemleri, özellikle de etkili devletlerce gerçekleştirilenler birçok ülkede sivilleri tehlikeye atmakla kalmıyor, insan haklarının, küresel barış ve güvenliğin korunması için elzem olan küresel normların aşınmasını da hızlandırıyor. Uluslararası toplumu, askeri gerilimin daha da tırmanmasını önlemek, sivillerin daha fazla zarar görmesini engellemek ve onlarca yıldır baskılara maruz kalan halklara karşı uluslararası hukuk kapsamında başka suçların işlenmesini durdurmak için diplomatik çabaları artırmaya çağırıyoruz.”
Okula yönelik bombalama için soruşturma çağrısı
3 Mart’ta İran Kızılayı, saldırıların başlamasından bu yana İran’da 787 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. 28 Şubat’ta İran yetkililerinin açıkladığına göre, Minab kentinde bir okulun vurulması sonucu öldürülen 165 kişiden yaklaşık 150’si ilkokul öğrencileriydi. BM, okulun bombalanmasını “insancıl hukukun ağır ihlali” olarak tanımladı. UNESCO ise eğitim kurumlarına yönelik saldırıların öğrencileri ve öğretmenleri tehlikeye attığı ve uluslararası insancıl hukuk kapsamında garanti edilen korumaları zayıflattığı uyarısında bulundu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, bu “korkunç” olaya ilişkin hızlı, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma çağrısı yaptı. Uluslararası Af Örgütü, okulu vuran saldırıdan sonra kaydedilen altı videoyu doğruladı. Videolar, kısmen çöken binadan yükselen siyah dumanları, enkazda ölü ve yaralıları arayan kurtarma görevlilerini ve kazı makinelerini göstermektedir. Okulun girişinden çekilen görüntüler, okul bahçesinin çevresini belirleyen duvarları ve okul binasını gösteriyor ve arka planda, yakındaki İran Devrim Muhafızları Yerleşkesi yönünde dumanlar yükseldiği görülüyor. İran Sağlık Konseyi Başkanı’nın açıklamasına göre, İsrail ve ABD saldırılarında 10 sağlık merkezi hasar gördü.
İran yetkilileri, 28 Şubat’ta bir kez daha internet erişimini keserek, milyonlarca kişinin silahlı çatışmalarla ilgili önemli bilgilere erişimini, yakınlarıyla iletişim kurmalarını engelledi, uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku kapsamındaki ihlallerle ilgili bilgi akışını durdurdu. Silahlı çatışmalar, Ocak 2026 ayaklanması bağlamında gözaltına alınan binlerce protestocu ve muhalif de dahil, İran genelindeki tutukluların akıbeti ve güvenliği konusundaki kaygıları artırdı. Bu kaygılar; insan hakları savunucularının, cezaevlerinin ve mahkumların tutulduğu diğer merkezlerin yakınındaki patlamaların yanı sıra İsrail’in 12 günlük savaş sırasında Tahran’daki Evin Cezaevi’ne yönelik saldırısına ilişkin raporlardan kaynaklanıyor. Uluslararası Af Örgütü, İran yetkililerini, keyfi olarak alıkonulan herkesi derhal serbest bırakmaya ve tüm mahkumların güvenliğini sağlamak için insani gerekçelerle geçici tahliye de dahil olmak üzere etkili tedbirler almaya çağırıyor.
İsrail, Gazze Şeridi’nin tamamını etkin biçimde kuşatma altına aldı
Medya ve kurtarma kuruluşlarının açıkladığına göre, İsrail’de İran saldırıları sonucu en az 10 kişi öldürüldü, onlarca kişi yaralandı. Yerel yetkililerin açıklamalarına göre, İran saldırıları aynı zamanda Tel Aviv’de en az 40 binaya zarar verdi. Ayrıca Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine yönelik, Hamaney’in öldürülmesine karşı misilleme olduğunu açıkladığı roket saldırılarının ardından, İsrail ordusu 2 Mart gecesi, Beyrut’un dış mahalleleri de dahil Lübnan’daki saldırılarını ciddi şekilde artırdı. Lübnan yetkililerinin açıkladığına göre, 3 Mart itibariyle İsrail’in Lübnan’daki hava saldırılarında en az 40 kişi öldürüldü, 246 kişi yaralandı. Çatışmaların son günlerde şiddetlenmesinden önce, İsrail Kasım 2024’teki ateşkes anlaşmasından bu yana Lübnan’ın güneyine neredeyse her gün saldırı düzenledi ve 127’si sivil en az 380 kişiyi öldürdü.
İsrail yetkililerinin 2 Mart gece yarısından sonra yayımladıkları yeni toplu “tahliye” uyarısı, Lübnan genelinde yüz binlerce sivili bir kez daha yerinden etti. Muğlak ifadeler içeren geniş kapsamlı uyarı paniğe, yolların tıkanmasına ve birçok kişinin bir kez daha yerinden edilmesine yol açtı. 2 Mart’ta İsrail ordusu, Hizbullah bağlantılı finans kuruluşlarını vurdu. İsrail, Ekim 2024’te de Hizbullah bağlantılı finans kuruluşlarının şubelerini hedef almış; Uluslararası Af Örgütü saldırıların uluslararası insancıl hukuk ihlali olabileceğini açıklayarak, bu tür saldırıların savaş suçu olarak soruşturulması çağrısı yapmıştı.
Öte yandan İsrail, İşgal Altındaki Filistin Toprağı genelinde seyahat özgürlüğü üzerindeki aşırı sert kısıtlamaları daha da artırarak, Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria’daki köyler ve kasabalar arasında dolaşımı bilfiil engelliyor. Yetkililer, Kerem Şalom/Kerem Ebu Salim ve Refah sınır kapıları da dahil İşgal Altındaki Filistin Toprağı’na giriş-çıkışları sağlayan tüm sınır kapılarını kapatarak, hayat kurtarıcı insani yardımları da engelledi ve Gazze Şeridi’nin tamamını etkin bir biçimde kuşatma altına aldı. Kerem Şalom/Kerem Ebu Salim sınır kapısı 3 Mart’ta tekrar açıldı. Bu keyfi uygulamalar, İsrail’in hukuksuz işgali ve apartheid sistemi altında yaşayan Filistinlilerin ızdırabını vahim bir şekilde artırıyor ve Filistinlilerin hâlâ İsrail’in devam eden soykırımına maruz kaldığı Gazze’deki çok katmanlı insani krizi daha da derinleştiriyor.
Ayrıca Irak’ta, kendisini İslami Direniş olarak tanımlayan İran yanlısı milis gruplarından Seraya Evliya El Dam, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Erbil kentinde ve sonra başkent Bağdat’ta özellikle ABD askeri tesislerini hedef alan insansız hava aracı saldırılarının sorumluluğunu üstlendi. İranlı Kürt muhalif grupların açıklamalarına göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun uyarılarının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki konumları insansız hava aracı saldırılarıyla hedef alındı. Uluslararası Af Örgütü taraflarla ilgili süreci yakından takip ediyor ve tüm tarafları uluslararası insancıl hukuka bağlı kalmaya çağırıyor.
Orta Doğu’daki askeri tırmanışın çocuklar üzerindeki etkisine ilişkin UNICEF açıklaması
Bu hafta sonu Orta Doğu’daki askeri tırmanış, bölgedeki milyonlarca çocuk için tehlike arz ediyor.
UNICEF, çocuklar için son derece tehlikeli bir durumu işaret eden, İran ve bölgedeki saldırı haberlerinden büyük endişe duyuyor. Aralarında güney İran’ın Hürmüzgan eyaletindeki Minab’da bulunan bir kız okulunun da yer aldığı bazı okulların vurulduğu raporları geliyor. Çok sayıda öğrencinin yaşamını yitirdiği ve birçok çocuğun yaralandığı bildiriliyor.
UNICEF, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çatışmaların derhal durdurulması ve gerilimin azaltılması çağrısına katılıyor. Ayrıca, tüm tarafları azami ölçüde itidal göstermeye, sivillerin ve çocukların hayatta kalabilmek için ihtiyaç duydukları temel hizmetlerin korunmasını da kapsayan uluslararası insancıl ve insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerine uymaya çağırıyor. Sivillerin ve okullar da dahil olmak üzere sivil yapıların hedef alınması uluslararası hukuka aykırıdır.
Diğer Birleşmiş Milletler kuruluşları ve insani yardım ortaklarıyla birlikte durumu aktif olarak değerlendiren UNICEF, ihtiyaç duyulması ve talep edilmesi hâlinde, bu durumdan etkilenen çocuklar ve ailelere yönelik desteğini artırmaya hazırdır.
EMEP Kayseri İl Örgütü: “ABD ve İsrail’in saldırganlığına karşı sessiz kalınamaz”
Emek Partisi Kayseri İl Örgütü, Cumhuriyet Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasında İran’a yönelik saldırılara tepki gösterdi. Açıklamada, ABD ve İsrail’in saldırgan politikaları kınanarak Türkiye’nin açık tutum alması istendi.
Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan açıklamada konuşan EMEP Kayseri İl Başkanı Ahmet Akarsu, “Saldırı karşısında sessiz kalan Türkiye’yi yönetenler emperyalist saldırganları desteklememelidir” dedi.
İran’a yönelik saldırıların arkasında ABD emperyalizmi ve İsrail’in bulunduğu belirtilen açıklamada Akarsu, “Dünyayı ‘babasının çiftliği’ne çevirme amacındaki ABD ile Gazze ve tüm Filistin’de yaptıkları bilinen İsrail siyonizmi bu saldırıların sorumlusudur”dedi.
Açıklamada, Türkiye’nin saldırılar karşısında açık tutum alması gerektiği vurgulanarak, “Türkiye, Siyonist saldırganı açıkça kınamalıdır. İran’a saldırmakta olan ABD’yi de kınamalı ve bu saldırıya karşı olduğunu ilan etmelidir” denildi.
“Hiçbir ülke güvende değil”
İl Başkanı Ahmet Akarsu, Amerikan emperyalizminin politikalarının yalnızca bölge ülkeleri için değil tüm dünya için tehdit oluşturduğu belirtilerek, “Görülmektedir ki Amerikan emperyalizmi karşısında hiçbir ülke güvende değildir ve yarın her ülke bir Amerikan saldırısının hedefi olabilir. Dolayısıyla saldırılar karşısında sessiz kalınamaz” ifadelerine yer verdi.
“NATO ve ABD üsleri kapatılsın”
Basın açıklamasında ayrıca AKP iktidarına da seslenerek, “ABD ve İsrail’in Türkiye’deki tüm askeri faaliyetleri durdurulmalıdır. Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üsleri derhal kapatılmalıdır” denildi.
EMEP Kayseri İl Örgütü, açıklamasını “Türkiye halkları savaşa karşı sesini yükseltmelidir. Çünkü dün olduğu gibi yarın da dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işçilerin ve emekçilerin savaş sonrasında ekmeği küçülecektir. Kayseri’den işçi ve emekçilere Emek Partisi olarak sesleniyoruz, emperyalistlere siyonistlere karşı dünya halklarının barışını savunuyoruz. Savaşlardan yana değil barıştan yanayız. Birlikte mücadele etmeli ve barışın sesini yükseltmeliyiz” çağrısıyla sonlandırdı.
3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKMASIN İSTİYORSAK; İSRAİL KONTROL ALTINA ALINMALIDIR!
İNOSAM (İnovatif Stratejik Araştırmalar Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, net konuştu:
Bugün burada sadece bir stratejik araştırmalar merkezinin başkanı olarak değil; tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir aklın bakiyesi, binlerce yıllık bir medeniyet hafızasının ve insanlık onurunun sarsılmaz kalesi olma niyetiyle kurulan İNOSAM’ın sesi olarak konuşuyorum.
Dünya, üzerine çöken zifiri bir karanlığın pençesinde, sonu nükleer bir savaş olan meşum bir senaryoya hapsedilmek istenmektedir. Biz bu kirli oyunu görüyor, bu zehirli kurguyu reddediyor ve insanlığı uçurumun kenarından çekip alacak iradeyi, tarihin huzurunda ilan ediyoruz.
Eğer bugün yerküre, topyekûn bir yok oluşun, yani Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğindeyse, bu bir tesadüf değil, karanlık odalarda hazırlanmış bir kaos mimarisidir. Washington’dan Pekin’e, Moskova’dan Avrupa’nın kalbine kadar uzanan gerilim hatlarının merkezinde tek bir zehirli odak vardır.
TÜRKİYE İSRAİL’E DERHAL MÜDAHALE ETMELİ VE DURDURMALIDIR!
Bu bir tercih değil, bir varoluş zorunluluğudur. Türkiye, sahip olduğu stratejik derinlik ve bakiyesi olduğu imparatorluklar mirasıyla, bölgeyi bir ateş fırtınasına sürükleyen bu pervasız gücü, bu karanlıklar ülkesi İsrail’i durdurabilecek yegâne kuvvet ve akıldır. İsrail’in dizginlenmediği her gün, insanlığın ortak mirasına atılmış bir bombadır. Türkiye, bu kaosu durdurmak adına gerekirse İsrail’e karşı her türlü caydırıcı gücü kullanmalı ve bu yapıyı mutlak suretle kontrol altına almalıdır. Aksi takdirde, sadece Ortadoğu değil, tüm dünya bir “cehennem yıkımı” yaşayacaktır.
NÜKLER FELAKET VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ TASFİYE EDİLMELİDİR
Dünya bir nükleer felaket yaşamasın istiyorsak, Türkiye İsrail’i durdurmalıdır. Ahlaki pusulasını kaybetmiş, bebek katletmeyi “teolojik bir hak” olarak gören, kendi sapkın inançları için yeryüzünü ateşe vermekten çekinmeyen bir zihniyetin elinde nükleer silah bulunması, tüm insanlık için bir intihar ilanıdır.
Bebekleri, anneleri, yaşlıları, masum insanları sistematik biçimde öldüren ve bununla övünen bir toplumun insanlığa vereceği hasar ölçüsüzdür. Bu kontrolsüz güç, ellerindeki nükleer kapasiteyi kullanmaktan bir an bile tereddüt etmeyecektir. Türkiye, bu kutsal görevi tüm insanlık adına ifa etmelidir. Bu görev, kadim Türk-İslam medeniyetinin omuzlarına yüklediği bir “nizam-ı alem” borcudur. Eğer bugün bu adım atılmazsa, birkaç yıl içinde dünya; büyük yıkımlar, kontrolsüz göçler, biyolojik ve ruhsal pandemiler, laboratuvar ürünü hastalıklar ve bitmek bilmeyen bir kan ve gözyaşı deniziyle yüzleşecektir.
DÜNYANIN TÜM SİNİR SİSTEMİNE SIZMIŞ SİYONİST KUŞATMA KIRILMALIDIR
Bakınız, mesele sadece bir toprak parçası değildir. Karşımızdaki yapı; devletlerin sinir sistemine, medyanın merkezine, finansın damarlarına, akademinin zihnine ve teknolojinin kodlarına sızmış mesihçi, siyonist, ruh hastası sinsi bir networktür. Blockchain’den yapay zekaya, tıptan diplomasiye kadar her alanı kendi “üstün ırk” fantezileri için dünyayı birer prangaya dönüştürmüşlerdir.
İnsanlığı “hizmetçi”, kendilerini ise “efendi” gören bu sömürücü, melun düzenin sonu gelmiştir. Amerika ve Çin’i birbirine kırdıran, Rusya ve Avrupa’yı bitmek bilmeyen bir savaşa iten, Pakistan – Afganistan – Hindistan’ı birbirine düşürmek isteyen, bugün İran’ı vuran, Suriye’yi, Irak’ı, Gazze’yi bombalayan bu üst akıl, İsrail’in bekası için yeryüzünün yok oluşunu kurgulamaktadır. Son hedefi Türkiye’dir. Bu yapı, bütün iktidar alanlarından temizlenmedikçe, insanlık nefes alamayacaktır.
200 YILLIK BÜYÜK YALAN VE KAYIP TARİH
Aziz dostlarım, bizlere anlatılan son 200 yıllık tarih, büyük bir yalanın üzerine inşa edilmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın dehşetini kendi devletlerini kurmak için bir manivela olarak kullanan bu zihniyet, insanlığı 200 yıldır bir illüzyonla yönetmektedir. Bu dönem, insanlığın “kayıp tarihidir”.
Küresel finansı ve kaynakları rehin alan bu ifrit azınlık, dünya insanlığını yalanlar okyanusunda yüzdürmekle kalmamış, tüm halkları kasten fakir ve cahil bırakmıştır. Ancak artık hakikat güneşi doğmaktadır. Ruhen ve zihnen genetiği bozulmuş bu yapı, bugün tüm insan ırkıyla savaşmaktadır. Sadece Müslümanları değil; Hristiyanları, Budistleri, ateistleri, yani “kendilerinden olmayan” herkesi goyim olarak gören ve yok etmeyi planlayan bu karanlık odak, tarihin çöplüğüne süpürülmelidir.
SON İKAZ, İSRAİL’İN DEVLET OLMA HAKKI YOKTUR!
Tarih ve vicdan huzurunda ilan ediyoruz: İsrail’in devlet olma ehliyeti yoktur. Kendi vahşi eylemleriyle bu hakkı kaybetmiştir. İsrail’in elindeki tüm nükleer ve kitle imha silahları derhal müsadere edilmelidir. İsrail ordusu dağıtılmalı, bu yapı tam anlamıyla uluslararası bir denetim ve vesayet altına alınmalıdır. Yeryüzünün kalbinde bir nifak yuvası gibi duran bu yapının mevcut tüm hakları iptal edilmelidir.
Eğer bu adımlar atılmazsa, Türkiye kendi göbeğini kendi kesecek kudrettedir. Türkiye acilen nükleer gücünü dönüştürülmeli ve “Önleyici Saldırı” doktrini tüm unsurlarıyla hayata geçirilmelidir. Biz, çocuklarımızın nükleer küller arasında değil, adil bir dünyada yaşamasını istiyoruz.
İsrail’in varoluşu için yeryüzünün yok oluşuna izin vermeyeceğiz. Bu sadece Türkiye’nin değil, her bir insanın onur kavgasıdır. Amerika’dan Çin’e, Rusya’dan Avrupa’ya, Batılı devletler, kendilerini rehin alan bu siyonist kamburu sırtlarından atmazlarsa, tarihin en büyük itibar kaybıyla birlikte yok olacaklardır.
Biz geçmişi kaybettik ama geleceği kurtaracağız. İnsan neslini bu cinnetten kurtarmak için gerekirse gök kubbeyi zalimlerin başına yıkmaya hazırız.
İSRAİL DÜNYA LİDERLERİNİ ŞANTAJLA KONTROL EDİYOR
Bugün burada sadece bir uyarıcı olarak değil, tarihin omuzlarımıza yüklediği kadim bir mesuliyetin, sarsılmaz bir aklın ve insan onurunu koruma azminin sözcüsü olarak ikaz ediyorum.
Tüm insanlık, üzerine çöken karanlık sefil bir senaryonun figüranı yapılmak istenmektedir. Biz bu oyunu görüyor, bu zehirli kurguyu reddediyor ve insanlığı uçurumun kenarından çekip alacak o büyük iradeyi beyan ediyoruz.
Elbette ki bütün Musevi ve Yahudi’leri kastetmiyorum; kastım Siyonist, mesihçi, sefil İsrail hükümeti ve yandaşlarınadır. İnsan neslini tehdit eden bu virüsten, bu sapkın ideolojiden arınmadan dünyaya huzur gelmeyecektir. Türkiye, tarihsel misyonu gereği bu zulüm kalesini yıkacak ve adaletin sancağını yeniden dikecektir.
Vakit uyanma vakti değil, vakit ayağa kalkma vaktidir. İnsanlık ailesini bu bataklıktan kurtarmak için biz varız, buradayız ve hazırız.
DÜNYA UÇURUMA SÜRÜKLENİYOR; ACİLEN HAREKETE GEÇMELİYİZ!
Değerli dostlarım, yolumuz uzun ama ufkumuz aydınlıktır. Epstein belgeleriyle deşifre olan o sapkın topluluğu, o çocuk katilleri ve küresel mafya yapılanması çökmeye mahkumdur. Batı kendi iç savaşına sürüklenirken, Türkiye bu yeni dünyanın kurucu iradesi olmalıdır, olacaktır.
Bizler ne Amerika’nın ne de Avrupa’nın vagonuyuz; biz bu coğrafyanın lokomotifiyiz. Tarihin başlangıcından bugüne, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan bu kutlu yürüyüş, dünyayı bu siyonist bataklıktan kurtarana dek durmayacaktır. Zaman, uyanma zamanıdır. Zaman, İsrail’i durdurma ve insanlığı yeniden inşa etme zamanıdır. Mücadelemiz mübarek, zaferimiz yakındır
Küresel Ekonomide Savaş Dönemi Başlıyor
Küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler ve sıcak çatışma ihtimallerinin güçlenmesi, dünya ekonomisini derinden etkileyecek yeni bir sürecin kapısını aralamakta. Özellikle enerji koridorları ve kritik ticaret hatları üzerinde yoğunlaşan riskler, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte ekonomik dengelerin yeniden şekillenmesine yol açacaktır. Özellikle petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması ihtimaliyle küresel ekonomide ciddi bir yavaşlama görüleceğini söylemek gerekir. Yani bir diğer deyişle Batı’da dahil olmak üzere önemli bir risk olarak resesyon kendisini gösterecektir.
Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Başkanı Dr. Hakan Çınar, savaşların artık yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir mücadele alanı olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: Orta Doğu’da yaşanan savaş başta petrol ve doğalgaz olmak üzere enerji fiyatlarında ciddi artışları beraberinde getirecek. Özellikle dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın risk altına girmesi, fiyatların hızlı şekilde yükselmesine neden olacaktır. Enerji maliyetlerindeki bu artışın küresel enflasyonu yeniden yukarı yönlü baskılayacağı ve merkez bankalarının para politikalarını sıkı tutmaya devam edeceği öngörülebilir.
Küresel Ticaret ve Lojistik Ağları Baskı Altında
Savaş ortamı, uluslararası ticaretin en kritik unsurlarından biri olan lojistik süreçleri doğrudan etkilemekte. Deniz taşımacılığı rotalarında yaşanabilecek aksaklıklar, navlun ve sigorta maliyetlerinde ciddi artışlara yol açacaktır. Pandemi döneminde yaşanan benzer gelişmelerin tekrar etmesi durumunda, taşımacılık maliyetlerinin katlanarak artması ve teslim sürelerinin uzaması kaçınılmaz olacaktır. Savaş dönemlerinde yatırımcıların risk iştahı düşmekte, güvenli liman olarak görülen varlıklara yönelim artmaktadır. Bu süreçte altın ve dolar gibi araçlarda yükseliş gözlemlenirken, gelişmekte olan ülkelerin para birimleri ve borsaları üzerinde baskı oluşmaktadır. Türkiye açısından savaşın ekonomik etkileri hem riskler hem de fırsatlar barındırmakta. Artan enerji ithalat maliyetleri ve cari açık, yükselen enflasyon, kur ve finansman baskısı artacaktır.
İhracatçılarımızın Tedbirli Olması Gerekiyor
Petrol fiyatının artışı ile ithalat maliyetlerimizin yükseleceği kesin. Yanı sıra ihracatımız ve ihracatçılarımız da bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Enerji maliyetinin artması ile birlikte maliyetlerin daha da yükseleceği bir ortamın bizi beklediğini söyleyebilirim. İhracat maliyetlerinde navlunun artışı, sigorta maliyetlerinin artması ve teslim sürelerinin uzaması ile birlikte rekabet gücümüz zayıflayacaktır.
Özellikle kimya, plastik ve enerji yoğun sektörlerimiz daha fazla etkilenecektir. Avrupa Birliği’nde yaşanacak olası bir resesyonun ihracatımız üzerindeki etkileri daha fazla hissedilecektir diye düşünüyorum. Ancak savaşın uzun sürmemesi ve kısa sürede sonuçlanması mümkün olursa etkiler çok fazla sürmeyecektir. Hepimizin temennisi de zaten biran önce sonuçlanması yönündedir, aksi bir durum Türkiye’nin enflasyon ile mücadelesi başta olmak üzere ihracata ve ekonomiye önemli zararlar verecektir.
Yeni Ekonomik Düzen Şekilleniyor
Dr. Hakan Çınar, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Bugün dünyada savaşlar sadece cephede değil, ekonomide de kazanılıyor. Enerjiyi kontrol eden, lojistiği yöneten ve üretimi sürdüren ülkeler, yeni dönemin kazananları olacak. Türkiye’nin bu süreçte doğru konumlanması, riskleri fırsata çevirmesi açısından kritik önem taşımaktadır.” Küresel savaş senaryoları, ekonomide kısa vadede ciddi şoklar yaratırken, uzun vadede yeni ticaret dengeleri ve güç merkezleri oluşturmaktadır. Bu süreçte ülkelerin ekonomik dayanıklılığı, stratejik planlama kabiliyeti ve üretim gücü belirleyici olacaktır.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.


