
DİYETİSYENLER GÜNÜNDE NNYÜ’DE 1. ÖĞRENCİ SEMPOZYUMU YAPILDI
Nuh Naci Yazgan Üniversitesi (NNYÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından “Akademiden Sahaya Beslenme” temasıyla I. Öğrenci Sempozyumu düzenlendi.
NNYÜ Süleyman Çetinsaya Kültür Merkezi’nde Diyetisyenler Günü kapsamında düzenlenen sempozyum; öğrenciler, mezunlar, akademisyenler ve sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Sempozyum açılış töreninde Sempozyum Öğrenci Başkanı Damla Küçükaslan, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Başmısırlı ve NNYÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Fazıl Özsoylu birer konuşma yaptı.
Sempozyum Öğrenci Başkanı Damla Küçükaslan sempozyumu düzenlemelerindeki amacın beslenme ve diyetetik alanında eğitim gören öğrencilerin akademik bilgi birikimlerini geliştirmek, farklı uygulamaları yakından tanımak ve daha öğrencilik yıllarında bilimsel düşünme kültürünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Eda Başmısırlı ise 6 Haziran Diyetisyenler Günü kapsamında böyle bir sempozyumun gerçekleştiriliyor olmasının önemli olduğunu belirterek diyetisyenlerin sağlık sistemindeki kritik rolünü hatırlamak ve toplumda beslenme bilincini arttırmak için önemli bir fırsat olduğunu kaydetti. NNYÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Fazıl Özsoylu da yaptığı konuşmada öğrenci sempozyumlarının son derece önemli olduğuna dikkat çekerek öğrencilerin kendilerini geliştirmesi gerektiğine ifade etti. Öğrenci sempozyumunun önümüzdeki yıl ulusal düzeyde düzenlenmesini isteyen Rektör Özsoylu, sempozyuma katılanlara teşekkür ederek Diyetisyenler Gününü kutladı.
Açılış konuşmalarından sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Gündoğan, kritik hastalarda mikronütrientler ve parenteral nütrisyonda eser elementlerin önemine ilişkin güncel bilgileri katılımcılarla paylaştı. Daha sonra Doç. Dr. Şahin Temel, parenteral nütrisyonda vitaminlerin yeri ve klinik uygulamalardaki önemini ele aldı. Programın devamında, bölüm mezunlarımızdan ve klinik beslenme alanında çalışmalarını sürdüren Uzm. Dyt. Feyza Betül Akat, “Parenteral Beslenme Uygulamaları: Kanıta Dayalı Nütrisyonel Yaklaşımlar” başlıklı sunumuyla güncel uygulamalar ve bilimsel kanıtlar hakkında bir sunum gerçekleştirdi.
Sempozyumda ayrıca mentör diyetisyenler, 4. sınıf uygulamaları ve uygulama süreçlerine ilişkin deneyimlerini öğrencilerle paylaşırken, öğrenciler projelerini katılımcılarla buluşturdu. Böylece öğrenciler hem bilimsel çalışmalarını sunma ve geri bildirim alma fırsatı elde etti hem de mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak önemli deneyim kazanmış oldular.
Kayseri’de Mum Işığında Eşsiz Bir Deneyim
Mum ışıklarının yarattığı zarif atmosferi ve müziğin evrensel dilini aynı sahnede bir araya getiren Candela Concert, Türkiye turnesi kapsamında Kayseri’de sanatseverlere çok duyulu bir konser deneyimi sunmaya hazırlanıyor. Mayıs ayındaki ilk seanslarında yoğun ilgi gören konser; ikinci buluşması için 8 Haziran saat 20.00’de Kayseri İl Kültür Sanat Merkezi’nde sahne alacak. Etkinlik, müziğin ve mum ışığının estetik uyumuyla dinleyicileri bir kez daha zamansız bir atmosferin parçası haline getirmeye hazırlanıyor. Gecede usta piyanist Dengin Ceyhan’ın derinlikli ve güçlü yorumuna, tenor Fatih Kayhan’ın etkileyici vokali eşlik edecek.
Klasik konser anlayışını estetik dokunuşlarla yeniden yorumlayan Candela Concert, Türkiye’nin farklı şehirlerinde sahne almaya devam ediyor. Mayıs ayında Kayseri’de gerçekleşen iki seanslık konserlerde yoğun ilgiyle karşılaşan bu özel konsept, 8 Haziran’da yeniden Kayserili sanatseverlerle buluşuyor. Müziği yalnızca bir dinleti olarak sunmakla kalmayan bu özel performans, izleyicileri mum ışıklarının oluşturduğu zarif atmosferde çok duyulu bir sanat deneyimine davet ediyor.
Binlerce mumla aydınlatılan sahnede, klasik eserler mekânın güçlü akustiğiyle yeniden hayat bulurken, repertuarın atmosferle uyumlu seçkileri izleyicileri günlük hayatın temposundan uzaklaştıran dingin bir müzik yolculuğuna çıkaracak. Gecede usta piyanist Dengin Ceyhan’ın derinlikli ve güçlü yorumuna, tenor Fatih Kayhan’ın etkileyici vokali eşlik edecek. İki sanatçının sahne üzerindeki uyumu, Candela Concert’in kendine özgü ışık ve müzik birlikteliğiyle birleşerek izleyicilere rafine ve etkileyici bir sanat deneyimi sunuyor.
Dünyanın Dört Bir Yanından Kadın Liderler i2026 Küresel Kadın Zirves İçin İstanbul’da Buluştu
Dünyanın dört bir yanından gelen kadın liderler, bakanlar, CEO’lar ve girişimciler 2026 Küresel Kadın Zirvesi için İstanbul’da bir araya geldi. 45 ülkenin temsil edildiği zirvede, kadın liderliğinin ekonomik büyüme, yatırım ve uluslararası iş birlikleri üzerindeki dönüştürücü etkisi masaya yatırıldı.
(İstanbul, 6 Haziran 2026) – Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen Küresel Kadın Zirvesi (Global Summit of Women), 4-6 Haziran günlerinde Hilton Bomonti İstanbul’da gerçekleştirildi. Üç gün boyunca devam eden zirve, 45 ülkeden yüzlerce kadın kamu yöneticisini, iş liderini ve girişimciyi İstanbul’da bir araya getirdi.
Bu yıl 36’ncısı düzenlenen ve dünyanın önde gelen iş ve ekonomi platformlarından biri olarak kabul edilen zirvede, delegeler üç gün boyunca “Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” teması çerçevesinde gerçekleştirilen oturumlarda bir araya geldi.
Tayland’dan Kazakistan’a, İspanya’dan Meksika’ya, Kamerun’dan Azerbaycan’a, Fransa’dan Çin’e kadar dört kıtadan gelen heyetleri, Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş karşıladı. Bakan Göktaş ayrıca, kadınların ve kız çocuklarının ekonomik ve sosyal gelişimini desteklemeye yönelik kamu-özel sektör iş birliklerinin ele alındığı Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı’na da ev sahipliği yaptı.
Küresel Kadın Zirvesi Başkanı Irene Natividad, “Bu Yuvarlak Masa Toplantısı, Zirve’nin otuz yılı aşkın süredir hayata geçirdiği çalışmaların en güzel örneklerinden biridir. İster hükümette ister iş dünyasında olalım, birbirimizden öğrenerek ekonomik ilerlemeyi hızlandırmak ve kadınlar arasında sınırları aşan köprüler kurmak için buradayız” dedi. Natividad, Doğu ile Batı arasında stratejik bir köprü görevi gören Türkiye’nin, iş dünyasındaki kadın liderliği açısından dünyanın daha yakından incelemesi gereken güçlü ekonomilerden biri olduğunu vurguladı.
Türkiye ekonomisine ilişkin güncel görünüm ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in katılımıyla gerçekleştirilen “Türkiye ile İş Yapmak” başlıklı açılış oturumunda ele alındı. Oturumda Şimşek’e, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve QNB Invest CEO’su Pamir Karagöz ile Garanti BBVA KOBİ Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya eşlik etti.
Zirvenin Ev Sahibi Komitesi Eş Başkanı ve ABB Türkiye eski CEO’su Dr. Gülden Türktan ise, “Bu zirvenin en değerli yönlerinden biri, Türk kadın liderleri dünyanın farklı ülkelerinden gelen meslektaşlarıyla aynı platformda buluşturmasıdır. Program boyunca Türkiye’den pek çok başarılı kadın liderin deneyimlerini paylaşacak olmasından büyük memnuniyet duyuyorum” diye konuştu.
Boeing Türkiye Genel Müdürü Ayşem Sargın, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, Beymen CEO’su Elif Çapçı, Hepsiburada CEO’su Nilhan Önal Gökçetekin ve Allianz Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes, zirvede konuşmacı olarak yer alan Türk kadın liderler arasında yer aldı.
“Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” temasıyla düzenlenen zirvede; yapay zekâ, dijital para birimleri, teknoloji destekli sağlık çözümleri, kurumsal markalaşma ve sürdürülebilir liderlik gibi geleceğin iş dünyasını şekillendiren başlıklar ele alındı. Microsoft tarafından desteklenen yapay zekâ eğitimleri de programın dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı.
Zirvenin öne çıkan oturumlarından biri olan Erkek CEO Forumu’nda Siemens, Nestlé, Unilever ve Bureau Veritas yöneticileri değer odaklı liderliği tartıştı. Kadın CEO Forumu ise “Çalkantılı Dönemlerde Şirketlere Liderlik Etmek” temasıyla, günümüz iş dünyasının çok boyutlu zorluklarına odaklandı.
August Leadership Ortağı ve Zirvenin Ev Sahibi Komitesi Eş Başkanı Ümran Beba, “İş birliğinin, kapsayıcılığın ve cesur liderliğin her zamankinden daha önemli olduğu bir dönemdeyiz. Küresel Kadın Zirvesi, daha yenilikçi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir geleceğe giden yolda güçlü bir platform görevi üstleniyor” diye konuştu.
Kadın liderliğine öncülük eden isimleri onurlandırmak amacıyla verilen Türkiye Kadın Liderlik Ödülleri ise 5 Haziran Cuma akşamı gerçekleştirilen Gala Yemeği’nde sahiplerini buldu. Bu yılın ödülleri; MIT’de görev yapan ve çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan bilim insanı Dr. Canan Dağdeviren ile kadın hakları alanındaki uzun yıllara dayanan çalışmaları nedeniyle Kadın Kuruluşları Federasyonu Başkanı Canan Güllü’ye takdim edildi.
KPMG Türkiye Raporu: Turizmde yeni dönem; güçlü talep ve değişen dengeler ile şekilleniyor
KPMG Türkiye’nin “Turizm Sektörüne Bakış” raporuna göre 2025 yılı, küresel turizmde 1,5 milyar ziyaretçi eşiğinin aşıldığı “altın yıl” olurken, Türkiye 52,8 milyon turist ve 64,4 milyar dolar gelirle dünyanın en çok turist çeken ülkelerinden biri oldu. Stratejik dönüşümle ziyaretçi başına harcamada 1.000 dolar barajını aşan ve 10,7 günlük konaklama süresiyle dev rakiplerini geride bırakan Türkiye turizmi için 2026’da başarının anahtarı ise bölgesel belirsizliklere ve jeopolitik risklere karşı geliştirilecek kriz yönetimi ve adaptasyon kabiliyeti olacak.
KPMG Türkiye tarafından hazırlanan “Turizm Sektörüne Bakış” raporu, küresel turizmin 2025 yılında güçlü bir büyüme performansı sergilediğini ve pandemi sonrası toparlanma sürecinden çıkarak daha kalıcı bir büyüme evresine geçtiğini ortaya koydu. Rapora göre uluslararası turizm gelirleri bir önceki yıla kıyasla yüzde 6 artışla 1,8 trilyon dolarlık devasa bir hacme ulaştı. Böylelikle 2025 yılı, küresel mobilite ekosisteminde tarihsel bir eşiğin aşıldığı ve uluslararası turist sayısının 1,5 milyar barajını geçtiği “altın yıl” olarak kayıtlara geçti.
Avrupa kıtası yaklaşık 793 milyon ziyaretçi ile küresel turizmde en büyük destinasyon bölgesi olmayı sürdürürken Amerika kıtası, yaklaşık 218 milyon turist ile temkinli büyüme grafiğini korudu. Çin’in pandemi dönemi kayıplarını telafi ederek ziyaretçi sayısında pandemi öncesi dönemin üzerine çıkması da küresel dengelerin yeniden kurulduğunun bir işareti oldu.
Türkiye, dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasında
Bu tabloda Türkiye, uluslararası ziyaretçi sayısı bakımından 6. sırada yer alarak dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasındaki konumunu sürdürdü. Rapora göre rakiplerinden pozitif ayrışarak, geleneksel “deniz turizmi” kimliğini sağlık, gastronomi ve kültür turları ile harmanlayıp stratejik bir dönüşüm gerçekleştirdi. 52,8 milyon turist ve 64,4 milyar dolarlık gelirle hem sayısal hem de finansal hedeflerini gerçekleştiren Türkiye, özellikle ortalama geceleme süresiyle rakiplerine oranla ziyaretçilerin ülkede daha uzun kalmasını sağladı. Türkiye’nin rekabet ettiği başlıca turizm destinasyonları içerisinde yer alan Fransa’da turistler ortalama 7,2 gün, İspanya’da 5,3 gün, İtalya’da 7,8 gün ve Yunanistan’da 6,8 gün kalırken bu rakam ülkemizde 10,7 gün oldu. Türkiye, turizm gelirlerini yalnızca kıyı şeridine değil, geniş bir hizmet yelpazesine yayarak 2026 yılı için güçlü büyüme potansiyeline sahip bir ülke konumuna yükseldi.
Ziyaretçi başına düşen ortalama harcamalar arttı
2025 yılı verileri, Türkiye turizminin büyüme grafiğinin ziyaretçi hacminin yanı sıra ziyaretçi başına harcama düzeyiyle de desteklendiğine işaret etti. Ziyaretçi başına düşen ortalama harcamanın önceki yıla oranla yüzde 3,7 artış göstererek 1.008 dolara yükselmesi ve gecelik harcama tutarının 100 dolar seviyesine ulaşması, sektörün yüksek segmentli harcama gruplarına olan erişim kapasitesini yansıttı. 1.000 dolarlık eşiğin geride bırakılması, Türkiye’nin sunduğu gastronomi, kültür ve sağlık turizmi gibi hizmetlerin ziyaretçi nezdinde kabul gördüğünü ve “deneyim odaklı” harcama eğiliminin güçlendiğini gösterdi.
Kişisel harcamalar baskınlığını koruyor
Turizm sektörü, Türkiye ekonomisi açısından döviz kazandırıcı faaliyetler içinde stratejik önemini de sürdürüyor. 2025 yılında sektörün ekonomik değerinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içerisindeki payı yüzde 4 seviyesinde gerçekleşerek makroekonomik istikrarın temel sütunlarından biri olma özelliğini korudu. 2025 yılı gelir kompozisyonu incelendiğinde, toplam gelirin 46 milyar 252 milyon dolarlık kısmını oluşturan kişisel harcamalar baskınlığını korumakla birlikte, 18 milyar 196 milyon dolara ulaşan paket tur harcamaları önceki yıllara oranla yüzdesel payını artırdı. Bununla birlikte Orta Doğu’daki krizin etkisiyle, Türkiye turizminde erken rezervasyon döneminde talepte zayıflama olduğu ve rezervasyonlarda yüzde 20’ye varan düşüşler yaşandığı sektör profesyonelleri tarafından belirtiliyor. Bu zayıflamaya paralel olarak rezervasyon iptallerinin arttığı ve toplam talepte daralmanın yüzde 25–30 seviyelerine ulaşabileceği riski ifade ediliyor.
1 milyonun üzerinde ziyaretçi gönderen ülke sayısı 13’e yükseldi
Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi dağılımına bakıldığında ise 5 yıllık dönemde Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen ilk 7 ülkenin toplam ziyaretçi içindeki payı yüksek seviyesini korudu. Pazarın ana lokomotifleri konumundaki Rusya (6,9 milyon) ve Almanya (6,7 milyon), Türkiye’nin bu bölgelerdeki köklü marka algısının ve operasyonel gücünün sürekliliğini kanıtladı. Bu güçlü zemini, Birleşik Krallık’ın (4,3 milyon) istikrarlı performansı desteklemeye devam etti. Bununla birlikte, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’ye 1 milyonun üzerinde ziyaretçi gönderen ülke sayısının 13’e ulaşması, kaynak pazar tabanında genişleme yaşandığını gösteriyor.
“2026’da turizmin başarısı, kriz yönetimi stratejilerinin etkinliğiyle ilintili olacak”
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Strateji ve Operasyonlar Direktörü ve Turizm Sektör Lideri Ruhican Özen, “Küresel turizm ekosistemi, 2025 yılında sergilediği performansla pandemi sonrası toparlanma evresini geride bırakarak sürdürülebilir büyüme fazına geçti. Bununla birlikte, 2026 yılına ilişkin değerlendirmelerde turizm sektöründeki belirleyici unsurun, derinleşen makro-politik belirsizlikler ve tırmanan bölgesel ihtilaflar olduğu görülüyor. Özellikle stratejik bölgelerdeki istikrarsızlıkların tetiklediği rota değişiklikleri ve artan operasyonel maliyetler, sektör paydaşlarının kar marjlarını ve fiyatlama stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden oluyor. Tüketici güven endeksi üzerinde oluşan bu jeopolitik baskı, geleneksel rotaların yerini ‘güvenli liman’ olarak tanımlanan alternatif destinasyonlara bırakmasına yol açarak küresel turizm haritasını yeniden şekillendiriyor. Sektör temsilcileri; değişken ekonomik parametrelerin yanı sıra siyasi türbülansların oluşturduğu güvenlik hassasiyetlerinin ve tedarik zinciri kesintilerinin turizmin gelecekteki seyri üzerinde belirleyici olacağı konusunda birleşiyor. Dolayısıyla, 2026 yılında turizmin başarısı, bu çok katmanlı krizlere karşı geliştirilecek adaptasyon kabiliyeti ve kriz yönetimi stratejilerinin etkinliğiyle doğrudan ilintili olacaktır.” dedi.
Altyapı yetersiz kalırken Türkiye’deki kurumların %65’i siber saldırıya uğruyor: yapay zeka ve stratejik platform yatırımları hayati çözüm olarak öne çıkıyor
DORinsight tarafından Fortinet Türkiye için hazırlanan “2025 Siber Güvenlik Araştırması”, siber saldırıların Türkiye’deki kurumlar için günlük bir operasyonel gerçeklik haline geldiğini gösteriyor. Araştırmaya göre, kurumların %65,2’si geçtiğimiz yıl en az bir güvenlik ihlali yaşarken, %40,9’u mevcut savunma mekanizmalarının yetersiz olduğunu kabul ediyor. Bu tablo karşısında kurumlar; yapay zeka destekli güvenliğe, konsolide (bütünleşik) platformlara ve SASE, ZTNA, NDR ile SOAR gibi modern yaklaşımlara yöneliyor.
Ağ ve güvenliğin yakınsamasına öncülük eden küresel siber güvenlik lideri Fortinet, bugün DORinsight tarafından Fortinet Türkiye için gerçekleştirilen “2025 Türkiye Siber Güvenlik Araştırması” sonuçlarını yayınladı. Araştırma, iş dünyası için kritik bir dönüm noktasını ortaya koyuyor: Siber saldırılar artık yoğun ve günlük bir operasyonel gerçeklik haline gelmiş durumda. Tehdit aktörleri her geçen gün daha hızlı hareket ederken; birçok kurum yetersiz altyapı, ciddi uzmanlık/beceri açığı ve eskiyen sistemlerle mücadele ediyor. Kurumlar, siber dünyada avantajı yeniden ele geçirmek için rotalarını giderek daha fazla yapay zeka ve bütünleşik güvenlik platformları tarafından desteklenen stratejik dönüşümlere çeviriyor.
Perakende, lojistik/taşımacılık, üretim ve kamu başta olmak üzere Türkiye genelinde kritik altyapıları yöneten kurumlar, karmaşık siber güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya kalıyor. Fortinet araştırmasından elde edilen veriler, işletmeleri ciddi risklere maruz bırakan bazı sistemsel zafiyetlerin altını çiziyor:
Yüksek Saldırı Hacmi: Türkiye’deki kurumların %65,2’si son 12 ay içinde siber güvenlik olayları yaşadı. Bu kurumlar, söz konusu zaman dilimi içinde ortalama 14,6 siber saldırının hedefi oldu.
Yetersiz Hazırlık Seviyesi: Süregelen tehditlere rağmen, kurumların %40,9’u mevcut siber güvenlik önlemlerinin kendilerini korumak için yetersiz olduğunu itiraf ediyor.
İnsan Faktörü ve Zafiyeti: Siber güvenlik farkındalığı tehlikeli derecede düşük seyrediyor; çalışanların yalnızca %28,7’si kapsamlı bir siber güvenlik eğitimini tamamlamış durumda. %54,8’inin ise yalnızca kısmi eğitim almış olması, kurumları oltalama ve sosyal mühendislik saldırılarına karşı açık hedef haline getiriyor.
Ciddi Beceri ve Uzman Açığı: Katılımcıların %53,3’ü, savunma mekanizmalarını geliştirmenin önündeki en büyük engelin kurum içi uzman eksikliği olduğunu belirtiyor.
Kritik Altyapı ve OT (Operasyonel Teknoloji) Riskleri: Araştırmaya katılan kurumların %44,3’ü OT güvenlik olgunluk seviyelerini “yetersiz/gelişmekte olan” olarak tanımlarken, sadece %11,3’ü gelişmiş ve sistemli süreçlere sahip olduğunu ifade ediyor.
Artan Yasal Düzenleme Baskısı: Geleceğe bakıldığında, kurumların %68,7’si sektörel düzenlemelerin ve uyumluluk gereksinimlerinin artmasını bekliyor. Bu durum, yakın gelecekte veri egemenliğine, güvene ve kritik altyapıların zorunlu olarak güvence altına alınmasına yönelik ulusal odağın artacağına işaret ediyor.
Bu zorlukların ciddiyetini değerlendiren Fortinet Bölge Direktörü Arzu Akkaya şunları söyledi: “Bugün siber suçlar, son derece organize bir ‘büyük sektöre’ dönüşmüş durumda. Tehdit aktörleri; savunma tarafının geleneksel avantajlarını sarsmak için artık otomasyonu, ticarileşmiş araçları ve yapay zekayı sistemli bir şekilde kullanıyor. Saldırganlar daha hızlı ve daha verimli hareket ederken, kurumların sadece duruma ayak uydurması yetmez; dönüşmesi ve adapte olması gerekir. Siber tehdit seviyeleri artmaya devam ederken ve siber güvenlik altyapılarının olgunluk seviyesi bunun gerisinde kalırken, kurumların %40,9’unun mevcut önlemlerini hala yetersiz görmesi düşündürücüdür.”
Çözüm: Yapay Zeka, Bütünleşik Platformlar ve İş Gücünün Güçlendirilmesi
Bu katlanarak büyüyen sorunları çözmek adına kurumlar, stratejilerini reaktif (tepki veren) önlemlerden proaktif (öngörülü) ve akıllı savunma mekanizmalarına doğru kaydırıyor. Araştırma, yapay zekaya doğru kitlesel bir stratejik yönelim olduğunu vurguluyor:
Büyük Ölçekli Yapay Zeka Adaptasyonu: Kurumların yaklaşık %88’i yapay zekayı benimsiyor; %37,4’ü halihazırda yapay zeka tabanlı güvenlik çözümleri kullanırken, %51,3’ü önümüzdeki 12 ila 24 ay içinde siber güvenlikte yapay zekaya yatırım yapmayı planlıyor.
Yapay Zekanın Somut Faydaları: Güvenlik liderleri yapay zekaya yatırım yapıyor çünkü bu teknoloji doğrudan en temel operasyonel darboğazları çözüyor. Katılımcılar; yapay zekanın risk yönetimini önemli ölçüde geliştirdiğini (%63,5), gizli güvenlik açıklarını belirlemeye yardımcı olduğunu (%57,4), tehdit tespitini hızlandırdığını (%45,2) ve kritik zaman ile maliyet tasarrufu sağladığını (%42,6) belirtiyor.
İleri görüşlü kurumların, yapay zekanın da ötesine geçerek eskiyen sistemlerini entegre mimarilerle modernize etmesi ve tehdit tespitini, olaylara müdahaleyi ve güvenlik yönetimini görünürlüğü artıran tek bir merkezi sistemde toplayan bir platform yaklaşımı benimsemesi gerekiyor. Bu çerçevede; Güvenli Erişim Hizmeti Çeperi (SASE), Sıfır Güven Ağ Erişimi (ZTNA), Ağ Tespit ve Müdahale (NDR) ile Güvenlik Orkestrasyonu, Otomasyonu ve Müdahalesi (SOAR) gibi çözümler büyük önem taşıyor. Bu teknolojiler, IT (Bilgi Teknolojileri) ve OT (Operasyonel Teknoloji) arasındaki riskli boşluğu kapatarak tüm ağ genelinde güvenli, mevzuata uyumlu ve görünür operasyonlar sağlıyor.
Bununla birlikte, teknoloji insan direnciyle desteklenmek zorunda. Bütünsel bir yaklaşımın gerekliliğini vurgulayan Akkaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapay zeka, SASE ve NDR gibi gelişmiş teknolojilere yatırım yapmak kritik öneme sahip olsa da teknoloji tek başına sihirli bir değnek değildir. Dayanıklı bir ‘insan siber duvarı’ inşa etmek için sürekli güvenlik farkındalığı, eğitim ve beceri geliştirme süreçleri hayatiyetini koruyor. Ayrıca, yapay zeka destekli konsolide bir platform yaklaşımının benimsenmesi, aşırı yük altında çalışan siber güvenlik operasyon ekiplerimizin üzerindeki muazzam baskıyı hafifletebilir. Tehdit tespiti ve müdahalesini otomatize ederek, bu ekiplerin sadece günlük yangınları söndürmek yerine stratejik dayanıklılığa ve uyumluluğa odaklanmalarına olanak tanıyoruz.”
Türkiye’deki yasal düzenleme süreçleri sıkılaşmaya devam ederken ve IT ile OT dünyalarının yakınsaması yeni fiziksel riskleri beraberinde getirirken, birbirinden kopuk eski sistemlere güvenmek artık bir seçenek olmaktan çıktı. Yapay zeka odaklı platformları kesintisiz çalışan eğitimiyle birleştiren kurumlar, siber güvenliği kritik bir zafiyet olmaktan çıkarıp rekabetçi bir avantaja dönüştürebiliyorlar.
Türkiye’nin İklim Finansmanı Kapasitesini Güçlendirecek Proje Ankara’da Başladı
Türkiye’de iklim finansmanı alanında ortak bir anlayış geliştirilmesi, paydaşlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve iklim yatırımlarının daha etkin biçimde hayata geçirilmesi için önemli bir adım olan “Ulusal İklim Finansmanı Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi”nin açılış töreni, 2 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi.
Avrupa Birliği desteğiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığınca yürütülen Proje kapsamında Ulusal İklim Finansmanı Stratejisi taslağı hazırlanarak Ulusal Yeşil Taksonominin hazırlanması desteklenecektir. Proje ile ayrıca düzenleyici çerçeveler, sermaye piyasaları ve finans sektörü katılımı dâhil olmak üzere yeşil finans ekosisteminin güçlendirilmesine katkı sağlanacaktır.
Etkinliğin açılış konuşmaları; İklim Değişikliği Başkanlığı Başkan Yardımcısı Mehrali ECER, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent ÖZCAN, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Proje Uygulama Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail Raci BAYER, AB Türkiye Delegasyonu İşbirliği Bölümü Başkanı Maria Luisa WYGANOWSKI ve Proje Direktörü Adam IWASZKO tarafından yapıldı
Törende, iklim finansmanının Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecindeki kritik rolü, ulusal kapasite ihtiyaçları, finansal düzenleme alanındaki gelişmeler ve iklim yatırımlarının desteklenmesine yönelik uygulama öncelikleri ele alındı.
Etkinlik kapsamında düzenlenen ilk panelde, “İklim Finansmanı Ekosisteminde Finansal Düzenleme, Risk Yönetimi ve Piyasa Gelişimi” başlığı altında sürdürülebilir finans araçları, yeşil tahvil ve sukuk uygulamaları, bankacılık sektöründe iklim riski yönetimi, yeşil kredi ürünleri, sigorta ve risk transferi mekanizmaları değerlendirildi.
“COP31 Yolunda İklim Finansmanı: Ulusal Kapasite, Küresel Gündem ve Uygulama Öncelikleri” başlıklı ikinci panelde ise kamu finansmanı, uluslararası finansman kaynakları, yatırım ve proje finansmanı ile teknik destek mekanizmaları gündeme alındı.
Açılış töreni; kamu kurumları, finans sektörü, uluslararası kuruluşlar, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirerek Türkiye’de iklim finansmanı ekosisteminin geliştirilmesine yönelik önemli bir platform sundu.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



