Sağlık

Kene Isırığında Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor, Yeşilay Münazara Turnuvası, Açıkta bekleyen limonata sağlık riski taşıyor, Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riski, Tatilde çocuklu ailelere uyarı ve omurga sağlığı, Takviye edici gıda

Kene Isırığında Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor

Yaz aylarında doğada geçirilen sürenin artması, kene kaynaklı hastalıklara karşı dikkatli olunmasını da zorunlu hale getiriyor. İnsanlarda görülen kene kaynaklı enfeksiyonlar arasında etki alanı açısından en geniş coğrafyaya sahip hastalıklardan biri olan “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi”nin (KKKA) güncel rakamlara göre Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da 30’dan fazla ülkede görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise vakaların özellikle Tokat, Sivas, Yozgat ve Çorum başta olmak üzere İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığı görülüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, ülkemizde her yıl nisan-ekim ayları arasında görülen hastalığın, haziran ve temmuz aylarında en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekiyor.

Kimler Risk Grubunda?

Hastalık esas olarak “hyalomma marginatum” türü keneler aracılığıyla bulaşıyor ve virüs, kenenin deriye tutunması ya da çıplak elle ezilmesi sonucu vücuda yayılıyor. Bunun yanı sıra enfekte hayvanların veya hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da bulaşabiliyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kasaplar, sağlık çalışanları ile endemik bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat eden kişiler en büyük risk grupları arasında.

Belirtiler Aniden Başlıyor

Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, kene tutunmasının ardından belirtilerin genellikle 1-5 gün içinde ortaya çıktığını söylüyor ve erken tanı açısından önemli uyarılarda bulunuyor: “Hastalık yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma, ishal ve karın ağrısıyla başlar. Ağır vakalarda birkaç gün içinde diş eti, burun, mide-bağırsak, idrar yolları ve diğer organlarda ciddi kanamalar oluşabilir. İlerleyen vakalarda ise şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor. Ölüm vakaları ise çoğunlukla şiddetli kanama, şok ve organ yetmezliği nedeniyle meydana geliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi, hastalığın seyrinde büyük önem taşıyor. Hastalığın tedavisinde etkinliği kanıtlanmış özel bir antiviral ilaç bulunmasa da destek tedavinin zamanında uygulanması yaşam kurtarıcı bir role sahip.”

KKKA’dan Korunmak için 5 Adım!

Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, KKKA’ya karşı alınabilecek en etkili korunma yöntemlerini de hatırlatarak, 5 adımdan oluşan bir liste paylaşıyor:

  1. Kıyafet Seçimi: Riskli alanlarda uzun kollu ve paçaları kapalı, mümkünse açık renkli kıyafetler tercih edin.
  2. Kontrol: Riskli alanlardan her eve döndüğünüzde vücudunuzu mutlaka kontrol edin.
  3. Temasa Dikkat: Vücuda tutunan kene fark ettiğinizde keneye çıplak elle temas etmeyin ve ezmeyin.
  4. İlk müdahale: Vakit kaybetmeden uygun bir malzeme kullanarak, keneyi deriye en yakın noktadan dikkatlice çıkarın.
  5. Destek Alın: Keneyi vücuttan çıkaramıyorsanız hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Isırma Sonrası İlk 10 Gün Dikkat!

Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, özellikle kene çıkarıldıktan sonra kişilerin 10 gün boyunca ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini takip etmeleri gerektiğini söylüyor. Bu belirtilerden herhangi birinin gelişmesi halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması önemli. Kenelerin artmasıyla aşı konusu da gündemde. Ancak bugün için KKKA’ya karşı dünya genelinde yaygın kullanıma girmiş, etkinliği kabul edilmiş bir aşı mevcut değil. Bu nedenle korunma önlemleri ve erken farkındalık, hastalıkla mücadeledeki güçlü yerini koruyor.

BEBEKLİ AİLELERE 10 ÖNEMLİ TATİL ÖNERİSİ! 

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?” oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Yusuf Çelik, “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Seyahat öncesi doktor kontrolü şart

Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik, seyahate çıkmadan önce rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor.

Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun

Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:  

Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı) 

Dijital ateş ölçer

Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar

Serum fizyolojik ve burun aspiratörü

Antiseptik solüsyon

Gazlı bez ve yara bandı

Yaşına uygun güneş koruyucu

Yaşına uygun böcek kovucu ürün

Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü 

Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının

İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor. Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor. 

Bol bol sıvı almasını sağlayın

Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Yolculuklarda kucağınızda taşımayın

Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.   Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor. 

Bu saatlerde güneş altında kalmasın

Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,   koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Havuz hijyenine dikkat edin

Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor. 

Bebek arabasında sineklik kullanın

Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor.

Uyku düzenini koruyun

Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.

Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi

Yüksek ateşin devam etmesi

Solunum güçlüğü

Sürekli kusma

Kanlı veya şiddetli ishal

Belirgin sıvı kaybı bulguları

Havale

Şiddetli alerjik reaksiyon

Düşme veya ciddi travma

Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik

Genç Münazırlar Yeşilay Münazara Turnuvası’nda Türkiye Şampiyonluğu İçin Yarıştı

Yeşilay ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen Yeşilay Liseler Arası Münazara Turnuvası’nın Türkiye Finali, Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençlerin katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Eleştirel düşünme, etkili iletişim ve sağlıklı karar verme becerilerini geliştirmeyi amaçlayan turnuvada, gençler fikirlerini bilimsel veriler ve güçlü argümanlarla savunarak Türkiye şampiyonluğu için yarıştı.

Yeşilay’ın 1952 yılından bu yana süren münazara turnuvası geleneği, bu yıl da Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençleri aynı çatı altında buluşturdu. Yeşilay Genel Merkezi Sepetçiler Kasrı’nda gerçekleştirilen final programına İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, İstanbul İl Millî Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür, eğitimciler, öğrenciler ve aileleri katıldı.

Turnuvaya bu yıl Türkiye genelinden 3 bin 930 takım ve 7 bin 860 öğrenci başvurdu. Çevrim içi başvurularla başlayan turnuva sürecinde takımlar ilk olarak kendi bölgelerinde yarıştı. Bölge finallerinde başarılı olan ekipler ise İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye Finali’nde şampiyonluk mücadelesi verdi.

Turnuva boyunca öğrenciler, farklı toplumsal konular üzerine araştırma yaparak fikirlerini güçlü argümanlarla savundu. Münazaralar sayesinde katılımcılar, eleştirel düşünme, araştırma, hitabet, ekip çalışması, etkili iletişim ve sağlıklı karar verme becerilerini geliştirme fırsatı buldu.

“GENÇLERİMİZ İÇİN BAĞIMSIZ BİR GENÇLİK KÜLTÜRÜ İNŞA EDİYORUZ”

Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Yeşilay’ın 106 yıldır çocukları ve gençleri bağımlılıklardan korumak amacıyla kararlılıkla çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek, bağımlılık endüstrisinin farklı yöntemlerle gençlerin hayatını kuşatmaya çalıştığını ifade etti. Dinç, “Artık yeni bir dönemdeyiz. Bu yeni dönemde toprak işgali yok; zihin işgali, beden işgali, duygu işgali ve ruh işgali var. Bağımlılık endüstrisi, çocuklarımızın ve gençlerimizin hayallerini, umutlarını ve geleceklerini hedef alıyor. Onlar ne kadar cesursa biz daha cesur, ne kadar azimliyse biz daha azimli olacağız.” dedi.

Gençlere duyduğu güveni de dile getiren Dinç, “Bağımlılık endüstrisi bağımlı bir gençlik kültürü oluşturmaya çalışıyor. Biz ise buna karşı bağımsız gençlik kültürü inşa ediyoruz. Bu kültür yalnızca bir yaşam tarzı değil; fikir, duruş, irade ve harekete geçme bilincidir. Gençlerimizin enerjisiyle bağımlılıkla mücadelede çok daha güçlü adımlar atacağımıza inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Dinç, gençlerin bakış açılarını ve düşüncelerini ifade etmeleri açısından Münazara Turnuvalarını özellikle önemsediklerini belirtti.

“MÜNAZARA, GENÇLERİN DÜŞÜNCE DÜNYASINI GÜÇLENDİRİYOR”

Programda konuşan İstanbul İl Millî Eğitim Müdürü Doç. Dr. Mücahit Yentür ise Yeşilay ile yürütülen iş birliğinin gençlerin sağlıklı gelişimine önemli katkılar sunduğunu belirterek, İstanbul’da önleyici rehberlik çalışmaları kapsamında örnek bir model oluşturulduğunu ifade etti. Münazaranın gençlerin düşünme ve kendilerini ifade etme becerilerini geliştiren önemli bir eğitim aracı olduğunu vurgulayan Yentür, “İnsanın evreni kurduğu cümlelerden ve kullandığı sözcüklerden ibarettir. Çocuklarımızı ezbere ve test odaklı anlayıştan uzaklaştırıp muhakeme becerilerini geliştirmemiz büyük önem taşıyor. Okuma, konuşma, yazma ve dinleme becerilerini güçlendiren çalışmalar, gençlerimizin yeni fikirler üretmesine ve kendilerini doğru ifade etmelerine katkı sağlıyor.” dedi.

FİKİRLER YARIŞTI, TÜRKİYE ŞAMPİYONU BELLİ OLDU

Final karşılaşmalarının ardından dereceye giren takımlara ve en iyi konuşmacılara ödülleri protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Cağaloğlu Anadolu Lisesi öğrencisi Melih Baha Özmen, “En İyi Konuşmacı” ödülüne layık görülürken, Melih Baha Özmen ve Aras Gayhan’dan oluşan Cağaloğlu Anadolu Lisesi takımı, 2026 Yeşilay Liseler Arası Münazara Turnuvası’nın Türkiye şampiyonu oldu.

Türkiye Finali’nde şampiyon takım 60 bin TL, finalist takımlar 20’şer bin TL, en iyi konuşmacı ise 20 bin TL ödül kazandı. Bölge şampiyonalarında ise şampiyon takımlara 15 bin TL, finalist takımlara 6’şar bin TL, en iyi konuşmacılara da 4 bin TL ödül verildi. Final programı, ödül töreninin ardından gerçekleştirilen konserle sona erdi.

Açıkta bekleyen limonata sağlık riski taşıyor! 

Yaz aylarında serinlemenin sağlıklı bir yolu olduğu düşünülerek limonatanın sık tercih edildiğini belirten uzmanlar, doğru hazırlanmadığında sağlık açısından risk oluşturabildiğini söylüyor.

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riski kullanılan su ve buzdan kaynaklanır.” dedi. Yüksek şeker içeriğinin de kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede kilo artışına zemin hazırlayabileceğini aktaran İspiroğlu, diyabetli bireylerin limonata tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.

Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir!

Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi.

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı.

Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su!

Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi.

Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi:

“Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.”

Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı!

İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi.

Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı.

Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek!

Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi.

Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.”

 TATİLDE OMURGA SAĞLIĞIMIZI TEHDİT EDEN  6 ÖNEMLİ HATA! 

Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak,  ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada  bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir.  Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, yaz tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak

Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor.  Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor.

Doğrusu: Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin.

Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek

Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin.

Hata: Sığ suya balıklama atlamak

Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın.

Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak

Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak  bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın.  Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az   5 dakika yürümeniz ve  mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır.

Hata: Ağır valizi hatalı taşımak

Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın;  tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır.

Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak

Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor.

Doğrusu: Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin.

Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riskini artırabiliyor! 

İklim değişikliğiyle birlikte sıcak hava dalgalarının daha sık görüldüğünü belirten uzmanlar, bu durumun özellikle kalp-damar sistemi üzerinde ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu söylüyor.

Yüksek sıcaklıklar nedeniyle damarların genişlediğini ve yoğun terlemeyle sıvı kaybı yaşandığını ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Sıvı kaybı ve damar genişlemesi nedeniyle kalp, tüm vücuda kan pompalayabilmek için daha fazla kasılmak ve daha hızlı çarpmak zorunda kalır. Bu durum kalbin iş yükünü ve oksijen ihtiyacını net bir şekilde artırır.” dedi. Aşırı sıcakların en çok yaşlılar, kalp-damar hastaları ve kalp yetmezliği bulunan bireyleri tehdit ettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Baltalı, sıcaklıklarda dışarıda yoğun fiziksel aktivitenin ölüm riskini artırabileceğine dikkat çekti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, artan sıcak hava dalgalarının kalp ve damar sistemi üzerindeki hayati riskleri ile bu risklerden korunmak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Sıcaklık yükseldiğinde vücut damarları genişler ve yoğun terlemeyle sıvı kaybedilir!

Son 15-20 yılda iklim değişikliğine bağlı olarak sıcak hava dalgalarının ciddi oranda artış gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Günümüzde Avrupa’nın birçok bölgesinde sıcaklıkların 30-35°C’nin üzerine çıkmasının, insanlarda acil servise başvuru ve ölüm oranlarını arttırdığı, kalp-damar sisteminde ciddi problemlere yol açtığı görülmekte.” dedi.

Çevre sıcaklığının belirli bir derecenin üzerine çıktığında vücudun iki temel reaksiyon gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Baltalı, “İlk olarak vücudu soğutmak amacıyla damarlar genişler, yani vazodilatasyon gerçekleşir. Bu durum tansiyonun düşmesine ve fenalık hissine neden olabilir. İkinci olarak da vücut ısısını dengelemek için terleme başlar, fakat yoğun terleme vücudun ciddi oranda sıvı kaybetmesine yol açar.” şeklinde konuştu.

Aşırı sıcaklar, özellikle yaşlılar ve kalp hastaları için hayati tehlike oluşturuyor!

Sıvı kaybı ve damar genişlemesi nedeniyle kalbin, tüm vücuda kan pompalayabilmek için daha fazla kasılmak ve daha hızlı çarpmak zorunda kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, şunları söyledi:

“Bu durum kalbin iş yükünü ve oksijen ihtiyacını net bir şekilde artırır. Yüksek sıcaklıklar özellikle metabolik yanıtları azalan yaşlılar, kalp-damar hastalığı olanlar ve kalp yetmezliği hastaları için ciddi hayati tehlike oluşturur. Bunun yanı sıra sıcak hava dalgalarında, yani sıcaklığın 39-45 derecelere ulaştığı zamanlarda dışarıda hareket etmek risklidir. Sporcular her ne kadar antrenmanlı olsa da bu havalarda dışarıda çalışan işçilerde ve yoğun fiziksel aktivite gösterenlerde ölüm oranları çok net bir şekilde artar.”

Sıcak dalgalarında en büyük risk susuzluk ve yanlış saatlerde yapılan egzersiz!

Bu olumsuz etkilerden korunmak için sıcak dalgası olduğu zamanlarda mümkün olduğunca dışarı çıkmamak gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Vücudun susuz kalmasını önlemek amacıyla bol sıvı tüketilmeli ve fiziksel aktiviteler kesinlikle günün en sıcak saatlerinde yapılmamalı. Dışarıda spor yapmak isteyenler bu aktiviteyi havanın daha serin olduğu sabah veya akşam saatlerine kaydırmalı.” diyerek sözlerini tamamladı.

TAKVİYE EDİCİ GIDA PAZARI 2030’A KADAR 2,5 MİLYAR DOLARA ULAŞACAK

Türkiye’de takviye edici gıda sektörü hem pazar büyüklüğü hem de tüketici güveni açısından dikkat çekici bir büyüme sürecinden geçiyor. 2024 yılında 1,43 milyar dolara ulaşan pazarın, yıllık ortalama yüzde 10,1 büyümeyle 2030’da 2,5 milyar dolara ulaşması beklenirken; Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin (GTBD) XSights iş birliğiyle yürüttüğü araştırma, son üç ayda en az bir takviye edici gıda kullandığını belirtenlerin oranının yüzde 49,2’den yüzde 74,8’e yükseldiğini ortaya koydu. Aynı dönemde kategoriye duyulan genel güven yüzde 60’tan yüzde 77’ye çıkarken, “yeterli denetim yapılıyor” algısı da yüzde 23’ten yüzde 52’ye ulaştı. Araştırma sonuçları, büyüyen pazarla birlikte takviye edici gıda kategorisinin daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşırken güven ve denetim algısı bakımından da güç kazandığını ortaya koydu.

TÜKETİCİLER ARTIK ÇOK BİLİNÇLİ, ÜRÜN İÇERİKLERİNİ DETAYLI İNCELİYORLAR

Araştırmada ortaya çıkan tablo, takviye edici gıdaların yalnızca büyüyen bir kategori olmadığını; tüketici nezdinde daha görünür, daha güvenilir ve daha kurumsal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. GTBD raporuna göre bu değişimde, son yıllarda güçlenen denetim mekanizmaları ile kurumlar arası görev paylaşımına dayalı mevcut yapı belirleyici rol oynuyor. Türkiye’de takviye edici gıdalar; ürün onayı, üretim, ithalat, ihracat ve piyasa denetimleri açısından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın; sağlık beyanları açısından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK); reklam ve tanıtım denetimleri açısından ise Ticaret Bakanlığı’nın görev alanında yer alıyor.  Bu görev paylaşımına dayalı yapı, hem gıda güvenliğini hem de tüketici sağlığını birlikte gözeten tamamlayıcı bir denetim modeli oluşturuyor.

TÜKETİCİ GÜVENİNDEKİ ARTIŞ, MEVCUT YAPININ SAHADA KARŞILIK BULDUĞUNU GÖSTERİYOR

Tüketici güvenindeki artışın, sektörün son yıllarda kurduğu yapının sahada karşılık bulduğunu gösterdiğini belirten GTBD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş, “Bugün takviye edici gıdalar çok daha geniş bir tüketici kitlesinin düzenli olarak kullandığı bir kategoriye dönüştü. Daha da önemlisi, güven düzeyindeki artış ve denetim algısındaki yükseliş, mevcut sistemin tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Kullanım oranındaki artış, kategorinin daha görünür hale geldiğine işaret ederken; güven düzeyindeki yükseliş de tüketicinin ürün içeriği, denetim ve satın alma kanalları konusunda daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Tüketici güvenindeki artışı yalnızca bir pazar göstergesi olarak değil, aynı zamanda bu yapının işlediğine dair önemli bir çıktı olarak görmek gerekiyor” dedi.

GÜVENİ BÜYÜTEN BU İSTİKRARLI ZEMİNİ KORUMAK ÖNEMLİ

Mevzuat tarafındaki güncel tartışmaları değerlendiren Serttaş, sektörün asıl ihtiyacının yeni bir yapı tartışması değil, tüketici güvenini destekleyen istikrarlı zeminin korunması olduğunu vurguladı. Serttaş: “Bugün tüketici güveninde gördüğümüz yükselişin arkasında, kuralların net olduğu ve denetim mekanizmalarının işlediği bir sistem var. Tüketici güveninin yükseldiği, kullanımın yaygınlaştığı ve denetim algısının güçlendiği bir tabloda, öncelik yeni bir belirsizlik alanı yaratmak değil; güveni büyüten bu istikrarlı zemini korumak olmalı” dedi.

Önümüzdeki dönemde sektörün odağında tüketici güvenini destekleyen uygulamaların daha da güçlendirilmesi yer alacağını belirten Dr. Samet Serttaş, “Ürün takip sistemleri, yerli hammadde yatırımları, şeffaf etiketleme yaklaşımı ve bilimsel temelli denetim altyapısı, sektörün gelecek dönem ajandasında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Takviye edici gıda sektöründe bugün geldiğimiz noktayı yalnızca pazar büyüklüğüyle değil, tüketicinin güveniyle okumak gerekiyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki en önemli sorumluluğumuz da bu zemini korumak ve daha da güçlendirmek” diye konuştu.

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç