Gündem

Kayseri Cemevi, AK Parti, SP, YRP, TKP’den 12 Eylül açıklamaları

AK Parti il başkanı Hüseyin Okandan: 12 Eylül: Darbelerden Demokrasiye Millî İrade Mücadelesi

Bugün, 12 Eylül 1980 darbesinin 46. yılında, AK Parti Gençlik Kolları olarak 81 ilimizde, milletimizin demokrasi mücadelesini hatırlamak ve millî iradeye sahip çıkma kararlılığımızı bir kez daha ifade etmek üzere bir aradayız. 12 Eylül 1980; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapatıldığı, siyasi partilerin faaliyetlerine son verildiği, anayasal düzenin askıya alındığı, temel hak ve özgürlüklerin ağır biçimde ihlal edildiği karanlık bir tarihtir. Aradan 46 yıl geçti. Bugün 12 Eylül’ü konuşurken Türkiye’nin darbeler ve vesayetle imtihanını da hatırlıyoruz. Çünkü siyasi tarihimiz boyunca yöntemler değişse de milletin iradesinin üzerinde bir irade tesis etme arayışı, ne yazık ki farklı biçimlerde tekrar tekrar karşımıza çıktı. 27 Mayıs 1960’ta, milletin oylarıyla iktidara gelen Demokrat Parti devrildi; Başbakan Adnan Menderes ile Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, darbenin ardından “Sizi buraya getiren kuvvet böyle istiyor” anlayışıyla kurulan Yassıada’da idama mahkûm edildi. Kendisini millet iradesinin üzerinde gören bu anlayış, ne yazık ki 27 Mayıs’la sınırlı kalmadı. 12 Mart 1971’de siyaset muhtırayla baskı altına alındı. 12 Eylül 1980’de yönetime el konuldu; Meclis kapatıldı, siyasi hayat askıya alındı, ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. “Bir sağdan, bir soldan” sözüyle hafızalara kazınan darbe anlayışı, insan hayatını dahi kendi kurduğu denklemin bir parçası hâline getirdi. 28 Şubat 1997’de milletimizin inancı, değerleri ve tercihleri hedef alındı; seçilmiş hükûmete karşı askerî ve bürokratik vesayet harekete geçirildi. 27 Nisan 2007’de elektronik muhtırayla siyasete istikamet çizilmek istendi. AK Parti, milletin verdiği yetkiye sahip çıkarak vesayet karşısında geri adım atmadı ve demokratik siyasetin üstünlüğünü savundu. 2008’de AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla, milyonlarca vatandaşımızın sandıkta ortaya koyduğu irade yargı eliyle siyaset dışına itilmek istendi. 17-25 Aralık 2013’te ise emniyet ve yargı içerisine sızmış FETÖ unsurları eliyle seçilmiş hükûmet hedef alındı. Ve 15 Temmuz 2016’da, bütün bu vesayet geleneği tarihimizin en kanlı darbe teşebbüslerinden biriyle yeniden karşımıza çıktı. 1 FETÖ’cü hainler milletimizin tankını milletimize sürdü. Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesini bombaladı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik suikast girişiminde bulundu. Fakat o asırlık gecede karşılarında eski Türkiye yoktu. Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla milyonlar meydanlara çıktı. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla aziz milletimiz tankların önünde durdu; bayrağına, devletine, demokrasisine ve kendi iradesine sahip çıktı. O gece 253 vatan evladımız şehitlik mertebesine ulaştı, binlerce vatandaşımız gazilikle şereflendi. Şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Türkiye’nin darbeler ve vesayetle imtihanı bize temel bir hakikati gösteriyor: Türkiye’de son sözü söyleme hakkı milletindir. Merhum Adnan Menderes’in “Yeter! Söz milletindir” sözüyle hafızamıza kazınan demokrasi anlayışı, Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde “Yeter! Söz de karar da milletindir” iradesiyle yoluna devam ediyor. AK Parti’nin siyaset tasavvurunun merkezinde bu anlayış vardır: Bizim için millet, siyasetin öznesidir. Sandık, demokratik meşruiyetin temelidir. Milletin sandıkta verdiği kararın üzerinde hiçbir makamın, hiçbir kurumun, hiçbir vesayet odağının iradesi olamaz. Bizim demokrasi anlayışımızda darbeler arasında ayrım yoktur. Askerî, bürokratik veya yargısal; hangi kisve altında ortaya çıkarsa çıksın, millî iradeyi tahakküm altına almaya çalışan her türlü darbenin, muhtıranın ve vesayet girişiminin karşısındayız. AK Parti olarak, kurulduğumuz günden bu yana Türkiye’de demokratik siyasetin alanını genişletmek, vesayetin izlerini silmek ve millet iradesini devlet yönetiminin tartışmasız meşruiyet kaynağı hâline getirmek için mücadele ediyoruz. Bugün bu mücadeleyi geleceğe taşıma sorumluluğu biz gençlerin omuzlarındadır. Biz, darbe dönemlerinin korkularını değil; onlara karşı verilen demokrasi mücadelesinin özgüvenini devralıyoruz. Geçmişimizi biliyor, siyasi hafızamıza sahip çıkıyor ve aynı karanlıkların bir daha bu ülkenin üzerine çökmesine müsaade etmeyeceğimizi söylüyoruz. Darbeler ve vesayet dönemlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı, 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor; gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. 12 Eylül darbesinin 46. yılında, 81 ilimizden bir kez daha ilan ediyoruz: Darbelerin karşısında demokrasiyi, vesayetin karşısında millî iradeyi, dayatmanın karşısında milletin hür iradesini savunmaya devam edeceğiz. 2 Türkiye’nin istikametini millet çizer. Türkiye’nin geleceğine millet karar verir. Ve bugün, demokrasi tarihimizin nesilden nesile taşınan sözünü bir kez daha güçlü bir şekilde ifade ediyoruz: Yeter! Söz de karar da milletindir.

Kayseri Cemevi başkanı Abbas Tan: 12 Eylül’ü unutmadık, unutturmayacağız.

12 EYLÜL’Ü UNUTMADIK,
12 Eylül 1980, Türkiye’nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen, toplumun bütün kesimlerinde derin yaralar açan bir darbenin tarihidir.
12 Eylül yalnızca bir askeri müdahale değildir. Aynı zamanda düşünce ve ifade özgürlüğünün, örgütlenme hakkının, sendikal hakların ve demokratik siyasetin ağır biçimde baskı altına alındığı bir dönemdir.
Binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı; işkenceler yaşandı, idamlar gerçekleştirildi, insanlar yıllarca cezaevlerinde kaldı. Aileler parçalandı, genç insanların hayatları karartıldı.
Aleviler açısından 12 Eylül’e giden süreç, Maraş ve Çorum gibi katliamların acıları henüz tazeyken yaşandı.
Alevi toplumunda yaratılan korku, ayrımcılık ve güvensizlik duygusu daha da derinleşti. Alevilerin kendi inançlarını özgürce ifade etmesi ve örgütlenmesi önündeki engeller uzun yıllar devam etti.
Biz Aleviler, yaşadığımız acıları hiçbir topluma karşı kin ve düşmanlık üretmek için hatırlamıyoruz.
Tam tersine, geçmişle yüzleşmenin ve aynı acıların bir daha yaşanmamasının yolu olarak hatırlıyoruz.
Çünkü biz biliyoruz ki demokrasi yalnızca çoğunluğun değil, herkesin hakkıdır.
12 Eylül’ün bize bıraktığı en önemli ders:
Devlet, yurttaşları arasında inancı, kimliği, düşüncesi ve yaşam biçimi nedeniyle ayrım yapmamalıdır.
Bugün hâlâ Alevilerin inanç özgürlüğü, cemevlerinin statüsü, eşit yurttaşlık ve laik,demokratik,sosyal hukuk düzeni konularında yaşadığı sorunlar, geçmişle yüzleşmenin neden hâlâ önemli olduğunu göstermektedir.
Bizler;
12 Eylül’ü unutmayacağız.
İşkenceleri unutmayacağız.
İdamları unutmayacağız.
Kaybedilen hayatları unutmayacağız.
Maraş’ı, Çorum’u ve bütün toplumsal acılarımızı unutmayacağız.
Ama unutmadığımız gibi, nefret de biriktirmeyeceğiz.
Bizim talebimiz intikam değil; adalet, Hakikat, Hukuk, eşitlik, özgürlük ve demokratik bir ülke’dir.
Geçmişin acılarıyla yüzleşen, bütün yurttaşlarını eşit gören, Alevilerin ve tüm inançların özgürlüğünü güvence altına alan, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir ülke istiyoruz.
12 Eylül’ün karanlığından çıkaracağımız en büyük ders, bir daha hiçbir darbenin, hiçbir baskının ve hiçbir ayrımcılığın toplumumuza yaşatılmamasıdır.
12 Eylül’ü unutmadık, unutturmayacağız.
Demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadelemizi sürdüreceğiz.

YENİDEN REFAH PARTİSİ KAYSERİ İL BAŞKANI ALİ ÖZCAN; HER TÜRLÜ DARBENİN KARŞISINDAYIZ

12 Eylül 1980, millet iradesinin askeri bir müdahaleyle vesayet altına alındığı, demokrasimizin ağır bir yara aldığı ve binlerce insanımızın mağdur edildiği kara bir gündür.

Ancak şunu da açıkça ifade etmek gerekir ki; darbe yalnızca tanklarla, postallarla ve silahlarla yapılmaz.
Millet iradesinin siyasi zorbalıklarla baskı altına alınması, ekonomik politikalarla insanların iradesinin ve özgürlüğünün sınırlandırılması, adaletin tesis edilmemesi ve hukukun üstünlüğünün zedelenmesi de demokratik düzen açısından ciddi birer tehdittir.

Dünün askeri darbelerine karşı olduğumuz gibi, bugünün ve yarının sivil, siyasi, ekonomik ve hukuki vesayet anlayışlarına da karşıyız.

Bizler, darbelerden en fazla payını almış, en ağır bedelleri ödemiş bir geleneğin temsilcileri olarak; millet iradesini hiçbir gücün üzerinde görmeyen, adaleti ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz.

12 Eylül’ün yıl dönümünde 12 Eylül mağdurlarını rahmet ve saygıyla anıyor, bir daha hiçbir darbenin, hiçbir vesayetin ve hiçbir zorbalığın millet iradesinin önüne geçemeyeceği bir Türkiye temenni ediyoruz.

TKP: 12 Eylül’ü sürdürenler yeni anayasa yapamaz

12 Eylül’ün yıldönümünde TKP’den yapılan açıklamada, “12 Eylül düzeni sona ermemiştir. İktidarlar değişmiş ama düzen korunmuş ve güçlendirilmiştir. AKP ise 12 Eylül’le hesaplaşmamış, onun açtığı yoldan yürümüştür. Türkiye’nin ihtiyacı, 12 Eylül düzenine yeni bir anayasa makyajı yapılması değildir” denildi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) 12 Eylül’ün faşist darbesinin yıldönümünde “12 Eylül’ü Sürdürenler Yeni Anayasa Yapamaz” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, darbenin asıl hedefinin, emekçi halkın ülkenin geleceğine el koyma iradesini kırmak ve sermaye sınıfının egemenliğini güvence altına almak olduğu hatırlatılarak, “Türkiye’nin ihtiyacı, 12 Eylül düzenine yeni bir anayasa makyajı yapılması değildir” denildi.

Bugün işçilerin sendikasız, güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmasında; kamu işletmelerinin ve ülkenin kaynaklarının patronlara devredilmesinde; eğitimin dinselleştirilmesinde; tarikatların devletin bütün kurumlarına yerleşmesinde; gençliğin geleceksizliğe mahkûm edilmesinde 12 Eylül’ün izi olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “12 Eylül düzeni sona ermemiştir. İktidarlar değişmiş ama düzen korunmuş ve güçlendirilmiştir. AKP ise 12 Eylül’le hesaplaşmamış, onun açtığı yoldan yürümüştür. Darbenin piyasacı ve gerici programını daha ileri taşımış; işçilerin haklarını gasp etmiş, laikliği tasfiye etmiş, ülkemizi emperyalizme ve sermayeye daha bağımlı hâle getirmiştir” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

“12 Eylül’ü Sürdürenler Yeni Anayasa Yapamaz

Türkiye’nin ihtiyacı makyaj değil, eşitlikçi bir düzendir.

12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen faşist darbenin üzerinden 46 yıl geçti.

Darbe, işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmak, devrimcileri ve yurtseverleri ezmek, Türkiye’yi uluslararası tekellerin ve patronların sınırsız yağmasına açmak için harekete geçti.

Darbenin asıl hedefi, emekçi halkın ülkenin geleceğine el koyma iradesini kırmak ve sermaye sınıfının egemenliğini güvence altına almaktı.

Bugün işçilerin sendikasız, güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmasında; kamu işletmelerinin ve ülkenin kaynaklarının patronlara devredilmesinde; eğitimin dinselleştirilmesinde; tarikatların devletin bütün kurumlarına yerleşmesinde; gençliğin geleceksizliğe mahkûm edilmesinde 12 Eylül’ün izi vardır.

12 Eylül düzeni sona ermemiştir. İktidarlar değişmiş ama düzen korunmuş ve güçlendirilmiştir.

AKP ise 12 Eylül’le hesaplaşmamış, onun açtığı yoldan yürümüştür. Darbenin piyasacı ve gerici programını daha ileri taşımış; işçilerin haklarını gasp etmiş, laikliği tasfiye etmiş, ülkemizi emperyalizme ve sermayeye daha bağımlı hâle getirmiştir.

Şimdi aynı iktidar, bir kez daha “yeni anayasa”dan söz ediyor.

Anayasayı ve yasaları tanımayanların, mahkeme kararlarını uygulamayanların, seçme ve seçilme hakkını gasp edenlerin, muhalifleri hapse atanların halkımıza özgürlükçü ve demokratik bir anayasaya imza atabileceğinin inandırıcı bir tarafı bulunmamaktadır.

AKP “Türkiye darbe anayasasından kurtulmalıdır” kılıfına sığınarak yeni Osmanlıcı çözüm süreciyle ülkemizi emperyalizm için dikensiz gül bahçesine çevirmeye çalışıyor.

AKP’nin yeni anayasa yapma hakkı da ehliyeti de meşruiyeti de yoktur.

Kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerin, içeriği halktan saklanan pazarlıkların ve neyi tartışacağı dahi açıklanmayan komisyonların Türkiye’nin sorunlarını çözeceği söyleniyor.

Oysa emekçilerin geleceği holdinglerin, tarikatların ve emperyalist merkezlerin çıkarlarına göre şekillendirilen pazarlıklara bırakılamaz.

Türkiye’nin ihtiyacı, 12 Eylül düzenine yeni bir anayasa makyajı yapılması değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı; işçilerin örgütlenme, siyaset yapma ve hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı, laikliğin tartışmasız biçimde egemen olduğu, ülkenin kaynaklarının toplum yararına kullanıldığı, bağımsızlık ve egemenliğin esas olduğu eşitlikçi bir düzendir.”

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç