
KOCASİNAN’DA EVDE BAKIM HİZMETİ RAMAZAN’DA DA DEVAM EDİYOR
Kocasinan Belediyesi ile İl Sağlık Müdürlüğü’nün iş birliğiyle 2023 yılında hayata geçirilen Evde Bakım Hizmetleri Projesi, yatağa bağımlı vatandaşlara düzenli olarak kişisel bakım desteği sunarak büyük beğeni toplarken, Ramazan ayında da aralıksız devam ediyor. Sosyal belediyecilikte örnek gösterilen projeleriyle her kesimin gönlünde taht kuran Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, “Dualarıyla güç aldığım her bir hemşehrimin gönlüne dokunmak için çalışıyoruz” dedi.
Kayseri’de her alanda vatandaşların hayatını kolaylaştıracak, yaşam kalitesini yükseltecek projelere imza attıklarını vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar, özellikle kişisel bakımını kendi başına gerçekleştiremeyen genç ve yaşlı vatandaşlara yönelik hizmetlerin önemine değinerek, “Allah şifa versin. Şehrimizdeki tüm bireylerimizin sağlığı ve hijyeni bizim için önceliklidir. Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli şekilde yürüttüğümüz bu hizmet, deneyimli sağlık çalışanlarımızın gözetiminde ve hasta yakınlarının desteğiyle titizlikle sunulmaktadır. Bu sayede hem hijyen hem de sağlık açısından büyük bir değer oluşturulmaktadır. Amacımız, sadece fiziksel ihtiyaçları karşılamak değil, her vatandaşımızın yüzüne bir gülümseme yerleştirmek, hayatlarına anlam katmak ve şehrimizde yaşayan herkesin yaşam kalitesini artırmaktır. Rabbim herkese sağlık ve afiyet versin. Her adımımızda Kayseri’de yaşayan her bir hemşehrimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.” İfadelerini kullandı.
Hizmetten yararlanan vatandaşlar ve hasta yakınları, duydukları memnuniyeti içten bir şekilde dile getirerek, “İşi gücü rast gitsin. Başkanımızdan Allah bin kere razı olsun. Hizmet ayağımıza kadar geliyor, daha büyük hizmet olamaz. Ne kadar teşekkür etsek azdır.” Diye konuştu.
Öte yandan Kocasinan Belediyesi Sosyal Yardım İşler Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen proje kapsamında, uzman ekipler yatağa bağımlı hastalara düzenli olarak evde kişisel bakım desteği sağlıyor. Kişisel hijyen ihtiyacını karşılayamayan özel gereksinimli vatandaşlara daha sağlıklı bir yaşam ortamı sunmayı hedefleyen proje ile yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Evde Sağlık Hizmetleri’nden yararlanmak isteyen vatandaşlar, 0 (352) 222 70 00 numaralı hattı arayarak ya da Kocasinan Belediyesi Sosyal Yardım İşler Müdürlüğü’ne başvuruda bulunarak destek talep edebiliyor.
Grip virüsünün bulaşma hızına dikkat: Özellikle risk grubundakiler erken dönemde sağlık profesyonellerine başvurmalı
Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, içinde bulunduğumuz sezonda dolaşan grip virüsünün mutasyona uğramış yeni bir virüs olduğunu ve bahar aylarında da bulaşıcılığını devam ettirdiğini söyledi. Dr. Murat Yaycı, “ Özellikle risk grubundaki bireylerin grip belirtilerini ciddiye alması ve erken dönemde antiviral tedavi için sağlık profesyonellerine başvurması büyük önem taşıyor” dedi.
Her yıl dünya genelinde yaklaşık 3–5 milyon kişiyi etkileyen grip, yılda 250 ila 500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Çoğunlukla damlacık yoluyla bulaşan hastalıkta, öksürme ve hapşırma sırasında havaya yayılan virüslü damlacıklar, kısa sürede çevredeki kişilere bulaşabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, “Bu sezon dolaşan grip virüsü mutasyona uğramış yeni bir virüs. Bu nedenle belirtilerin daha şiddetli seyretmesinin yanı sıra bulaş hızı da artabiliyor. Özellikle Ocak ayından itibaren Türkiye’de yaygın bir şekilde görülmeye başlayan influenza virüsü bahar aylarında da görülmeye devam edecektir” dedi.
Grip virüsünün bulaşma hızına dikkat çeken Dr. Murat Yaycı, “Öksürme ve hapşırma sırasında virüs içeren çok sayıda damlacık etrafa yayılır. Bu damlacıklarla temas eden kişilere hastalık kolayca bulaşabilir. Bu nedenle grip belirtileri ortaya çıktığında hastaların hekim kontrolünde erken antiviral tedaviye başlaması büyük önem taşıyor. Özellikle risk grubundaki bireyler grip belirtilerini hafife almamalı” diye konuştu.
Riskli gruplarda koruyucu önlemler tedavi kadar önemli
Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının daha ağır seyredebildiği risk gruplarını; yeni doğanlar ve 5 yaşından küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler, gebe kadınlar, astım, kalp hastalığı veya akciğer hastalığı gibi kronik hastalığı bulunan kişiler, aşırı obez bireyler, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, bakım evlerinde yaşayan bireyler olarak sıraladı. Murat Yaycı, “Bu gruplarda grip hastalığı zatürre gibi ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor. Risk grubundaki kişiler için koruyucu önlemler en az tedavi kadar önemli. Eğer bu gruplardan biri grip hastasıyla yakın temas etmişse, yaklaşık 10 gün boyunca koruyucu antiviral tedavi önerilebilir. Grip belirtileri görüldüğünde ise zaman kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurmak, ciddi sonuçların önlenmesinde önemli rol oynuyor” ifadelerini kullandı.
YÜRÜME MESAFESİNİ GERİ KAZANMAK MÜMKÜN
Bacaklarda uyuşukluk, kas krampları ve ayaklarda boşalma veya takılma hissi ile kendini gösteren dar kanal hastalığı, özellikle yaşlılıkta yürüme mesafesini kısıtlayarak binlerce kişiyi eve hapsediyor. Toplumda “yaşlılığın doğal bir sonucu” sanılan bu hareket kısıtlılığının modern tıbbın sunduğu yeni nesil tanı ve tedavi yöntemleriyle bir kader olmaktan çıktığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Her yaş grubunu etkileyebilen dar kanal hastalığının tedavisi mümkün. Doğru müdahale ile 80 yaşındaki bir birey bile ağrısız bir şekilde parkta yürüyüş yapabilir, sosyal hayata geri dönebilir” açıklamasında bulundu.
Omurga, içinden hayati öneme sahip sinirlerin geçtiği koruyucu bir tünel işlevi görüyor. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak bu kanalı oluşturan kemik yapılarının kalınlaştığını, bağların sertleştiğini, fıtıkların meydana geldiğini ve bu sürecin sonunda sinirlerin geçtiği kanalın daralarak sinirlerin baskı altında kalmasına yol açtığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Dar kanal, hastanın yürümeye başlamasıyla bacaklarda uyuşma, ağrı, kramp ve boşalma ya da takılma hissi şeklinde kendini gösterir. Bu durumdaki bireyler, genellikle kısa mesafe gittikten sonra bacaklarının ‘gitmediğini’ hissederek durup dinlenme ihtiyacı duyarlar. Dar kanal hastaları için en karakteristik rahatlama yöntemi öne eğilmek veya oturmaktır; hatta market arabasına dayanarak yürümek, kanalı geçici olarak genişlettiği için en konforlu pozisyon olarak kabul edilir. Bu tabloya zaman zaman bacaklarda yanma ve huzursuzlukla seyreden gece krampları da eşlik eder. Hastalık ilerledikçe bacaklarda belirgin kas zayıflığı, sık düşmeler ve nadir de olsa idrar kontrolünde zorlanmalar başlayabilir” dedi.
Ağır işlerde çalışanlar dikkat etmeli
Dar kanalın doğuştan gelen yapısal darlıklar nedeniyle erken yaşlarda ortaya çıkabilse de temel olarak bir ileri yaş hastalığı olarak kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hastalığın belirtileri genellikle 60-65 yaş sonrasında belirginleşmeye başlar. Özellikle uzun yıllar ağır işlerde çalışarak beline fazla yük bindirenler ile vücudunda genel kireçlenme eğilimi olan bireyler, kanal daralması açısından en büyük risk grubunu oluşturuyor” diye konuştu.
Tanıda kritik soru: “Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?”
Tanı sürecinin hastanın günlük yaşam kalitesini ölçen “Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?” sorusuyla ve detaylı bir tıbbi hikâye ile başladığını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada yapılan fizik muayenede refleksler ve olası güç kayıpları titizlikle kontrol edilir. Kesin teşhis için en kritik yöntem olan MR görüntülemesi ile kanalın ne kadar daraldığı ve hangi sinir köklerinin baskı altında olduğu net bir şekilde tespit edilir. Kemik yapıların daha detaylı incelenmesi gereken özel durumlarda ise bilgisayarlı tomografi yöntemine başvurularak tanıyı kesinleştirebiliriz” şeklinde konuştu.
Ameliyat son seçenek
Her dar kanal hastası için ameliyatın ilk seçenek olmadığını, tedavi sürecinde hastalığın şiddetine göre basamaklı bir yol izlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada uygulanan ameliyatsız çözümler kapsamında omurgaya binen yükü azaltmak için kilo kontrolü sağlanır, bel ve karın kaslarını güçlendiren fizik tedavi programları uygulanır ve sinirlerdeki ödemi azaltarak rahatlama sağlayan epidural enjeksiyonlara başvurulur. Ancak yürüme mesafesinin aşırı kısalması, idrar kaçırma veya bacaklarda ciddi güç kaybı gibi durumların varlığında cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelir. Cerrahi süreçte, mikrocerrahi yöntemlerle siniri sıkıştıran dokuların temizlendiği ‘dekompresyon’ yani kanal genişletme işlemi uygulanırken, omurgada kayma tespit edilen vakalarda vida sistemleri ile stabilizasyon sağlanır” dedi.
Dar kanalı önlemenin 7 yolu
· Hareket edin: “Ağrım olacak” korkusuyla hareketsiz kalmak kas kaybını hızlandırır. Uzman kontrolünde düşük tempolu, kısa ama sık yürüyüşler yapın.
· Yüzün: Yüzme ve su içi egzersizler, yer çekimini ortadan kaldırarak omurga üzerindeki baskıyı en aza indirir ve kanal hastaları için en ideal spor kabul edilir.
· Doğru ayakkabıyı seçin: Darbe emici özelliği olan, topuğu destekleyen ortopedik ayakkabılar yürüyüş konforunuzu doğrudan artırır.
· Baston veya yürüteç kullanmaktan çekinmeyin: Eğer denge kaybı yaşıyorsanız yardımcı araç kullanmak düşme riskini azaltarak kalça kırığı gibi daha ağır tabloların önüne geçer.
· Evde kendinize göre düzenlemeler yapın: Ev içindeki takılmaya sebep olacak halıları ve eşyaları kaldırın. Özellikle banyo gibi ıslak zeminlere tutunma barları ekleyerek hareket güvenliğinizi sağlayın.
· Kilo verin: Fazla olan her bir kilo, daralan kanaldaki sinirlere binen ekstra basınç demektir. Sağlıklı bir diyetle omurganızı hafifletin.
· Düzenli kontrol yaptırın: Bacaklardaki uyuşma veya güçsüzlük hissi arttığında ‘yaşlılıktandır’ demeyip bir beyin cerrahına başvurarak durumun seviyesini takip edin.
Down sendromunun, en sık görülen genetik farklılık olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Çocuk Alerjisi ve Çocuk İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Arıkan, “Normalde 46 kromozom olması gerekirken Down sendromlu bireylerde 47 kromozom vardır. Bu fazlalık 21’inci kromozomda olduğu için ‘trizomi 21′ olarak adlandırılır. Bu fazladan bulunan genetik materyal vücudun ve beynin gelişimini etkileyerek bazı fiziksel özelliklere ve gelişim farklılıklarına yol açar. Down sendromu hamilelik sırasında anne veya babanın yaptığı herhangi bir şeyden kaynaklanmaz (besin, ilaç, travma vb). Tamamen rastgele gerçekleşen genetik bir olaydır. En önemli risk faktörü ileri anne yaşıdır. Bunun nedeni annenin yumurta hücrelerinin yaşlanmasıyla birlikte kromozomal ayrışma sırasında hata olma olasılığının yükselmesidir” dedi.
Her 800 doğumda bir Down sendromu görülüyor
Down sendromunun ortalama her 800 doğumda bir görüldüğünü belirten Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Ulusal Down Sendromu Derneği’nin verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 500 bebeğin Down sendromu ile doğduğunu ifade ediyor.
Down sendromunda erken tanı büyük önem taşıyor
Down sendromu tanısının, gebeliğin farklı dönemlerinde uygulanan, tarama testleri ve kesin tanı testleri olmak üzere iki ana test grubu ile konulabildiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Zeynep Arıkan, “Tarama testleri yalnızca risk belirlerken, kesin tanı için daha girişimsel işlemler gereklidir. Gebeliğin 11 ila 14’üncü haftaları arasında anneden kan alınarak bakılan hormonlar ve bebeğin ense saydamlığına bakılarak sonuç verilen ikili test en sık kullanılan tarama testidir. Gebeliğin 15 ila 22’nci haftaları arasında anne kanından bakılan üçlü ve dörtlü testler ile 10’uncu haftadan itibaren anne kanından bakılan fetal DNA testleri diğer tarama testleri arasında yer almaktadır. Kesin tanı testleri içinde yer alan amniyosentezle, 15’inci haftadan sonra bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak bebeğin kromozomları incelenir. Koryon villüs incelemesi ise 11 ila 14’üncü haftadan itibaren plasentadan küçük bir örnek alınarak kromozom yapısının doğrudan incelendiği bir testtir. 20’nci haftadan itibaren göbek kordonundan örnek alınarak yapılan kordosentez de kesin tanı için kullanılabilen girişimsel testler içinde yer alır” şeklinde konuşuyor.
Down sendromunda erken tanının, aileleri ve bebeğin geleceğini doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zeynep Arıkan, “Erken tanı, özellikle gebeliğin ilk haftalarında, ailelere genetik danışmanlık alma ve gebeliğin devamı konusunda bilinçli ve özgür iradeleriyle karar verebilme şansı tanır. Aileler, bebeğin sağlık durumu hakkında detaylı bilgi sahibi olarak doğuma hazırlık yapabilir, gerekli tıbbi ve sosyal destek mekanizmalarını önceden araştırabilir. Down sendromlu bebekler doğdukları andan itibaren özel bir destek sürecine ihtiyaç duyar. Erken tanı sayesinde, doğumdan hemen sonra erken müdahale programlarına başlanabilir” diyor.
Down sendromunun genetik bir farklılık olduğu için, onu tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin veya ilacın bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. Zeynep Arıkan, şunları söylüyor: “Ancak bu, yapılabilecek bir şey olmadığı anlamına gelmez. Tam aksine, Down sendromlu bireylerin sağlıklı, bağımsız ve kaliteli bir yaşam sürmeleri için oldukça kapsamlı bir destek ve müdahale sistemi mevcuttur. Bu sistemin temel amacı, bireyin var olan potansiyelini en üst düzeye çıkarmasına yardımcı olmaktır.”
İleri anne yaşı en önemli risk faktörlerinden biri
Down sendromunun en bilinen ve en güçlü risk faktörünün, annenin gebelik yaşının ilerlemesi olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Zeynep Arıkan, “Bu durum, kadın yumurtalarının anne karnından itibaren var olması ve yaşla birlikte hücre bölünmesi sırasında hata yapma olasılığının artmasıyla açıklanır. Down sendromlu bireylerin yüzde 3 ila 4’ünde görülen translokasyon tipi kalıtsal olabilir. Translokasyon taşıyan ebeveynlerin Down sendromlu bir çocuk sahibi olma olasılıkları yaştan bağımsız olarak yüksektir. Ailenin daha önce Down sendromlu bir çocuğu varsa, sonraki gebeliklerde tekrar aynı durumla karşılaşma riski genel popülasyona göre biraz daha yüksektir” diyor.
Down sendromunun belirtileri bireyden bireye farklılık gösterebilir
Down sendromunun belirtilerine de değinen Prof. Dr. Zeynep Arıkan, bu durumun doğumda fark edilebilen bazı fiziksel özelliklerin yanı sıra zamanla ortaya çıkan gelişimsel ve sağlıkla ilgili farklılıkları da kapsadığını söylüyor. Bu belirtilerin türü ve şiddetinin bireyden bireye değişebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Arıkan, “Hiçbir birey tüm bu özellikleri bir arada göstermez. Doğumda fark edilebilen fiziksel özellikler arasında kaslarda gevşeklik, basık yüz ve burun yapısı, yukarı doğru eğimli gözler, küçük ve basık kulaklar, kısa ve geniş boyun yapısı ile ensede fazla deri bulunabilir. Bunun yanı sıra dile göre küçük ağız yapısı nedeniyle dilin dışarıda olması, avuç içinde tek bir derin çizgi bulunması, kısa parmaklar ve serçe parmakta içe doğru eğrilik gibi özellikler de görülebilir” şeklinde konuşuyor.
Down sendromlu çocuklarda düzenli sağlık takibi kritik
Down sendromlu çocuklarda gelişimsel süreçlerin akranlarına göre daha farklı ilerleyebileceğini belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromlu çocuklar gelişimsel dönüm noktalarına, yani oturma, emekleme, yürüme ve konuşma gibi becerilere genellikle akranlarına göre daha geç ulaşırlar. Düşük kas tonusu nedeniyle motor becerilerin gelişimi daha yavaş olabilir. Konuşma ve dil gelişiminde de gecikmeler görülebilir; ilk kelimeler daha geç söylenebilir ve ifade becerileri yaşıtlarına göre daha yavaş gelişebilir” diyor.
Down sendromuna bazı sağlık sorunlarının eşlik edebileceğini de ifade eden Prof. Dr. Arıkan, düzenli sağlık kontrollerinin bu nedenle büyük önem taşıdığını belirtiyor. Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromlu bireylerde doğuştan kalp hastalıkları, görme ve işitme sorunları, tiroid bezinin az çalışması gibi hormonal problemler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve bağışıklık sisteminin zayıf olmasına bağlı enfeksiyonlara yatkınlık daha sık görülebilir. Ayrıca lösemi riskinde hafif bir artış söz konusu olabilir ve uyku apnesi gibi solunumla ilgili sorunlar da daha yaygın görülebilir. Bu nedenle düzenli tıbbi takip ve erken müdahale büyük önem taşır” ifadelerini kullanıyor.
Down sendromlu çocukların eğitiminde erken müdahale önemli
Down sendromlu çocukların eğitimine de değinen Prof. Dr. Zeynep Arıkan, eğitim sürecinin doğumdan itibaren başlaması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromlu çocukların eğitimi, onların potansiyellerini en üst düzeye çıkarabilmeleri ve bağımsız bireyler olarak topluma katılabilmeleri açısından hayati öneme sahiptir. Bu süreç doğumdan itibaren başlayan ve yaşam boyu devam eden, bireyin ihtiyaçlarına göre planlanan çok disiplinli bir yaklaşım gerektirir. Her Down sendromlu birey farklıdır; güçlü yönleri, ilgi alanları ve öğrenme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle eğitim programlarının kişiye özel olarak planlanması gerekir” diyor.
Erken müdahalenin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromlu bir çocuğun eğitimi mümkünse tanı konulduğu andan itibaren başlamalıdır. Bebeklik döneminde uygulanan erken müdahale programları, beynin en hızlı geliştiği bu kritik dönemde öğrenme potansiyelini desteklemeyi amaçlar. Bunun yanı sıra çocukların mümkün olduğunca akranlarıyla birlikte eğitim alması, yani kaynaştırma ve bütünleştirme eğitimi hem sosyal gelişimleri hem de akademik ilerlemeleri açısından son derece önemlidir” şeklinde konuşuyor.
Down sendromuna ilişkin yanlış inanışlar toplumsal önyargıları besliyor
Toplumda Down sendromuna ilişkin bazı yanlış inanışların bulunduğunu da ifade eden DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Zeynep Arıkan, bu önyargıların Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşamını zorlaştırabildiğini söylüyor. Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromunun nadir görülen bir hastalık olduğu, sadece annenin yaşından kaynaklandığı ya da Down sendromlu bireylerin öğrenemeyeceği gibi yanlış inanışlar toplumda oldukça yaygındır. Oysa Down sendromu en sık görülen kromozomal farklılıklardan biridir ve her bireyin gelişim potansiyeli farklıdır. Doğru eğitim, erken müdahale ve destekleyici bir çevre ile Down sendromlu bireyler eğitim alabilir, meslek sahibi olabilir ve topluma aktif şekilde katılabilirler” diyor.
Tıptaki gelişmelerle yaşam süresi 60 yılın üzerine çıktı
Down sendromlu bireylerin yaşam süresine ilişkin yanlış bilgilerin de bulunduğunu belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Arıkan, “Geçmişte doğuştan kalp hastalıkları ve enfeksiyonlar nedeniyle yaşam süresi daha kısa olabiliyordu. Ancak günümüzde tıp ve cerrahi alanındaki gelişmeler sayesinde Down sendromlu bireylerin ortalama yaşam süresi 60 yılın üzerine çıkmıştır. Birçok Down sendromlu birey 70’li yaşlarına kadar sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebilmektedir. Bu nedenle toplumda doğru bilgiye dayalı, kapsayıcı bir bakış açısının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullanıyor.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



