
16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde Korkutan Tablo:
Yılda 1 Milyar Ton Gıda Çöpe Gidiyor!
16 Ekim Dünya Gıda Günü’nün bu yılki teması “Bugün yenilik yap, yarını besle”. Birleşmiş Milletler ve FAO verileri küresel gıda israfının ulaştığı ürkütücü boyutu gözler önüne sererken bu özel gün dolayısıyla açıklamalarda bulunan uzmanlar, gıda krizine karşı “Sürdürülebilir Gıda Sistemi” çağrısında bulunuyor. Uzmanlar, gıdada sistemik dönüşüm ve bilimsel inovasyonun hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Sayılarla Gıda İsrafı: Türkiye’de Yılda 18 Milyon Ton Çöpe Gidiyor
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) güncel raporlarına göre; dünya genelinde her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri tüketilemeden israf ediliyor. Bu durum, küresel ölçekte her yıl 1 milyar tonun üzerinde gıdanın çöpe gitmesi anlamına geliyor. Türkiye’deki tablo da küresel ölçekten farklı değil; ülkemizde her yıl yaklaşık 18 milyon ton gıda israf ediliyor.
Merkezdeki Kriz
Gıdanın insan hayatının merkezinde yer almasına karşın bugün ağırlıklı olarak krizlerle gündeme geldiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkan Yardımcısı ve Sürdürülebilir Gıda Sistemleri için Tasarım ve İnovasyon Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Prof. Dr. Özlem Güçlü Üstündağ, “Bugün bu noktada olmamızın temel sebebi, gıda sisteminin çevreye, sağlığa ve topluma yönelik hedefler göz ardı edilerek, yalnızca ucuz ve bol miktarda gıda üretimi üzerine indirgemeci bir anlayışla tasarlanmış olmasıdır” dedi.
Yol Gösterici: Sürdürülebilir Gıda Sistemi
“Sürdürülebilir Gıda Sistemi” kavramının yol gösterici olduğunu kaydeden Prof. Dr. Güçlü Üstündağ, “Burada kullandığımız gıda sistemi çerçevesi; gıdayı sadece bir ürün olarak değil, topraktan sofraya, üretimden tüketime kadar onu önümüze getiren tüm aşamaları içeren bir bütün olarak ele almayı gerektiriyor ve sistemin ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflerini eş zamanlı olarak kapsıyor” diye konuştu.
“Gıda Sistemini Dönüştürürken Çelişkileri Yönetmeliyiz”
Sürdürülebilir bir gıda sistemine ulaşmanın önündeki en büyük engelin ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflerin birbiriyle çelişmesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güçlü Üstündağ, bütüncül yaklaşımın önemine vurgu yaptı:
“Çevresel ve sosyal problemleri çözmek için attığımız adımlar, ekonomik boyutta maliyetleri yükselterek sistemin ekonomik sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebiliyor. Gıdanın sürdürülebilirliğini ve kalitesini artırmaya yönelik iyileştirmeler, ürün fiyatlarını yükselterek, en temel hedeflerimizden olan gıdaya erişilebilirliği zorlaştırabiliyor. Bu nedenle; eğitimden politika geliştirmeye, tasarımdan uygulamaya kadar tüm süreçlerde disiplinler arası bir sistem yaklaşımını merkeze almalıyız. Geleceğin profesyonellerini yetiştiren akademik programların da bu vizyonla dönüştürülmesi şart.”
“İnovasyon Sadece Teknoloji Değil, Uygulanabilir Çözümdür”
Yeditepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı ve Sürdürülebilir Sistemler Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Ekinci ise bilimsel bilginin pratik yaşama aktarılmasının gerekliliğine değindi:
“İklim değişikliği, artan nüfus ve doğal kaynaklar üzerindeki baskılar karşısında gıda güvencemizi korumak için bugünden yenilikçi çözümler geliştirmeliyiz. Ancak sürdürülebilir gıda sistemlerine yönelik çözümlerin sadece teorik olarak doğru olması yetmez, sahada ve günlük hayatta karşılık bulması gerekir.”
Kampüslerden Başlayan Somut Uygulama Modelleri
Teorik bilginin pratik modellere dönüştürülmesine somut örnekler veren Prof. Dr. Ekinci, 16 Ekim Dünya Gıda Günü kapsamında düzenleyecekleri “Sürdürülebilir Gıda Sistemi Çalıştayı” ile kampüsü bir uygulama laboratuvarına dönüştürdüklerini ifade etti:
“Örneğin; bir üniversite yemekhanesinde gıda israfını azaltmak için sadece afiş asıp farkındalık oluşturmak yetersizdir. Tüketim alışkanlıklarını, porsiyon büyüklüklerini, beslenme gereksinimlerini ve ortaya çıkan atık miktarlarını birlikte değerlendirerek sürdürülebilir bir yemek hizmeti modeli geliştirmek gerekir. Benzer şekilde, sağlıklı beslenmeyi teşvik ederken besin değeri yüksek, çevresel etkisi düşük ve tüketicinin bütçesine uygun alternatifler tasarlamalıyız. Biz de düzenlediğimiz çalıştayla kampüsümüzü yenilikçi fikirlerin denendiği ve somut sonuçların ölçüldüğü bir alan olarak ele alıyoruz.”
“İnsan Sağlığıyla Gezegen Sağlığı Paralel”
Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Binnur Okan Bakır da insan sağlığını koruyan altın standart beslenme modellerinin gezegen sağlığıyla tam bir uyum içinde olduğunu belirterek, bireylerin günlük yaşamlarında uygulayabileceği 5 temel adımı sıraladı:
Alışverişi Planlayın, Porsiyonları Küçültün: Evsel gıda atığının en büyük sebebi plansız alışverişlerdir. İhtiyaç kadar alıp, tabağınıza tüketeceğiniz kadar porsiyon koyarak israfın önüne geçin.
Bitkisel Odaklı Beslenmeye Geçin: Sadece insan sağlığı için değil, gezegen sağlığı için de bitkisel protein kaynaklarına (baklagiller, sebzeler, tahıllar) beslenmenizde daha fazla yer açın.
Yerel ve Mevsiminde Gıdaları Tercih Edin: Mevsiminde tüketilen ve yerel üreticiden alınan gıdalar, nakliye ve depolama kaynaklı karbon ayak izini en aza indirir.
Artan Gıdaları Değerlendirin: Bayatlayan ekmekleri veya bir gün önceden kalan yemekleri çöpe atmak yerine alternatif tariflerle dönüştürme alışkanlığı kazanın.
Su ve Enerji Ayak İzini Düşürün: Gıdayı üretmek için harcanan su ve enerjinin bilincinde olarak, gıdayı ziyan etmenin aslında gezegenin doğal kaynaklarını tüketmek anlamına geldiğini unutmayın.
Türk Hava Yolları ve CFM, 600’den fazla LEAP-1B motoru için Mutabakat Anlaşması imzaladı
Anlaşma, 150’ye kadar yeni 737 MAX uçağına güç sağlayacak 300 LEAP-1B motorunu kapsıyor
Mutabakat Anlaşması, 600’den fazla LEAP-1B motorundan oluşan filonun tamamına yönelik uzun vadeli hizmetlerin yanı sıra havayolunun gelecekteki motor bakım, onarım ve revizyon (MRO) tesisini destekleyecek bir malzeme hizmetleri anlaşmasını da içeriyor
Türk Hava Yolları ve CFM International bugün, 23 Eylül’de duyurulan, 100 kesin ve 50 opsiyonlu Boeing 737 MAX uçağına güç vermek üzere, yedek motorlar da dahil 300’den fazla LEAP-1B motorunun satın alımına ilişkin bir Mutabakat Anlaşması (MoU) imzaladı. Uzun vadeli hizmet desteği de içeren bu anlaşma, daha önce sipariş edilen ve teslim edilen motorlar, yedek motorlar, kiralanan uçaklara ilişkin motorlar ve olası opsiyonlar kapsamındaki motorlar dahil olmak üzere havayolunun LEAP-1B motor filosunun tamamını kapsayacak. Söz konusu motorlar toplamda Türk Hava Yolları ve iştiraki AJet tarafından işletilen 600’den fazla LEAP-1B motora karşılık geliyor.
Mutabakat Anlaşması, İstanbul’da düzenlenen törende Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Murat Şeker, THY Teknik A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Mikail Akbulut ile CFM’in iki ana şirketinden biri olan Safran’ın CEO’su Olivier Andriès tarafından imzalandı. Mutabakat anlaşması ayrıca, Türkiye’de bir motor bakım, onarım ve revizyon (MRO) tesisi kurulmasını desteklemeye yönelik bir malzeme hizmetleri anlaşmasını da içeriyor.
Türkiye’nin bayrak taşıyıcı havayolu şirketi Türk Hava Yolları, halihazırda CFM56-7B motorlarıyla güçlendirilen 96 Boeing 737 Next Generation uçağından oluşan bir filonun (AJet filosu dahil) yanı sıra LEAP-1B motorlarıyla güçlendirilen 79 Boeing 737 MAX uçağını (AJet filosu dahil) işletiyor.
Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Murat Şeker: “CFM ile attığımız bu yeni adım, büyüyen filomuzu, uçuş ağımızı ve operasyonel verimliliğimizi destekleyecek. Uzun yıllardır iş birliği yaptığımız CFM ile ortaklığımızı, kapsamlı bir hizmet paketiyle güçlendirmekten memnuniyet duyuyoruz. Bu iş birliği LEAP motorlarına yönelik bakım, onarım ve revizyon kabiliyetlerimizi geliştirmemiz için gerekli uzmanlığı, güvenilirliği ve desteği sağlayacaktır,” dedi.
Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Mikail Akbulut ise anlaşmaya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Bu anlaşmayla birlikte LEAP motorlarına yönelik kapsamlı bakım hizmetleri sunarak motor bakım alanındaki yetkinliklerimizi daha da ileri taşıyoruz. Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. olarak, stratejimiz doğrultusunda uçak ve komponent bakımındaki güçlü kabiliyetlerimizin yanı sıra motor bakım hizmetlerine yönelik yatırımlarımızı da sürdürmeye devam edeceğiz.”
Safran CEO’su Olivier Andriès, “Bu Mutabakat Anlaşması, yaklaşık kırk yıldır güvenilir iş ortağımız olan Türk Hava Yolları ile başarıyla sürdürdüğümüz ilişkide yeni bir dönüm noktasını temsil ediyor. Anlaşma, Türk Hava Yolları’nın büyümesini sürdürmesini ve filosunu genişletmesini desteklemeye yönelik ortak hedefimizi yansıtıyor. Aynı zamanda, havayollarına operasyonel performanslarını artırma ve maliyetlerini etkin şekilde yönetme konusunda esneklik ve rekabetçi hizmet seçenekleri sunan açık bir bakım, onarım ve revizyon (MRO) ekosistemine yönelik kararlılığımızı ortaya koyuyor,” dedi.
Gerçekleşen bu anlaşma sonrası GE Aerospace Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su H. Lawrence Culp Jr, yaptığı açıklamalarda “Dünyada en fazla ülkeye uçuş gerçekleştiren hava yolu şirketi olma özelliğini sürdüren Türk Hava Yolları ile iş birliği yapmaktan gurur duyuyoruz. Türk Hava Yolları’nın İstanbul merkezli uçuş ağının genişlemesini ve motor bakım, onarım ve revizyon kabiliyetlerinin gelişimini desteklemek üzere yüksek güvenilirlik ve verimlilik sunan motorlar sağlama konusunda CFM’e duyduğu güveni büyük bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu yeni dönemde, başarısını kanıtlamış iş birliğimizi daha da ileriye taşımaktan memnuniyet duyuyoruz,” dedi.
LEAP motor ailesinin hizmete girmesinden bu yana geçen 10 yılda CFM, toplamda 100 milyonun üzerinde uçuş saatini aşan 10.000’den fazla motor teslim etti. CFM, kanat üzerinde kalma süresini uzatmak amacıyla yüksek basınç türbini (HPT) dayanıklılık kiti ve ters hava alım sistemi (RBS) ile LEAP motor filosunu geliştirmeye devam ediyor. Şirket, üstün MRO performansı ve rekabetçi işletme maliyetiyle motorların yüksek kullanılabilirliğini desteklerken, açık MRO ekosistemi sayesinde satış sonrası hizmetlerde rekabetin avantajlarından yararlanıyor.
Bu stratejik anlaşma, Türkiye’nin bayrak taşıyıcı hava yolu olan Türk Hava Yolları’nın CFM International ile uzun yıllara dayanan ortaklığını bir kez daha ortaya koyarken, yeni sipariş edilen Boeing 737 MAX uçaklarının giderek büyüyen filosuna katılması sürecinde de yeni bir sayfa açıyor. Anlaşma ayrıca, son teknolojiyle donatılmış yeni bir tesisin kurulması yoluyla Türk Hava Yolları Teknik A.Ş.’nin motor bakım kabiliyetlerini güçlendirecek ve şirketin kapsamlı bakım hizmetleri sunmasına imkân tanıyacak.
Halkbank’tan Yenilenebilir Enerjide Stratejik Yatırım
Halkbank, sürdürülebilir kalkınma ve enerji arz güvenliği hedefleri doğrultusunda önemli bir yatırıma imza atıyor. Bankanın bağlı ortaklığı Halk Elektrik Üretim A.Ş., Karaman’da 100 MW kapasiteli Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali’ni hayata geçirecek. Santralle yaklaşık 120 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacına karşılık gelen yenilenebilir enerji üretilmesi hedefleniyor. Yatırıma ilişkin açıklama yapan Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, “Bu projeyi sürdürülebilir ekonomik değer üreten uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyoruz.” diye konuştu.
Halkbank, kamu bankacılığı misyonuyla Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacak stratejik adımlar atmaya devam ediyor.
Banka bu doğrultuda bağlı ortaklığı Halk Elektrik Üretim A.Ş. aracılığıyla Karaman’da 100 MW kapasiteli Depolamalı Güneş Enerjisi Santrali (DGES) yatırımını hayata geçiriyor.
Kurulacak yeni santralle Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.
120 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak
Yatırıma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, “Hayata geçireceğimiz santralimizle yaklaşık 120 bin hanenin yıllık elektrik ihtiyacına karşılık gelen miktarda yenilenebilir enerji üretmeyi hedefliyoruz. Projenin yılda yaklaşık 175 bin ton karbon emisyonunu önlemesini ve yaklaşık 3 milyon ağacın yıllık karbon tutumuna eşdeğer çevresel fayda oluşturmasını öngörüyoruz.” dedi.
“Uzun vadeli ekonomik değer oluşturacak”
Recep Süleyman Özdil, yatırımın çevresel ve stratejik kazanımlarının yanı sıra Halkbank Grubu açısından da ekonomik değer oluşturmasını hedeflediklerini vurgulayarak şunları söyledi: “Bu yatırımla bağlı ortaklığımızın faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve finansal yapısını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Santralimizin faaliyete geçmesiyle oluşturacağı ekonomik değerin, bağlı ortaklığımızın finansal performansını desteklemesini ve orta-uzun vadede Bankamızın iştirak gelirlerine katkı sağlamasını öngörüyoruz. Dolayısıyla bu projeyi yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir ekonomik değer üreten uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyoruz.”
“Ülkemizin enerji dönüşümünün desteklenmesini öncelik olarak görüyoruz”
Enerji arz güvenliği ve sürdürülebilir üretimin Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneminin giderek arttığını belirten Halkbank Genel Müdürü Özdil, “Türkiye, yenilenebilir enerji kaynakları bakımından önemli bir potansiyele sahip. Bu potansiyelin ekonomiye kazandırılmasını, enerji arz güvenliğimizin güçlendirilmesini ve ülkemizin enerji dönüşümünün desteklenmesini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Kamu bankacılığı anlayışımız doğrultusunda finansal gücümüzü ülkemizin uzun vadeli kalkınma hedefleriyle buluşturmayı önemsiyoruz.” diye konuştu.
“2053 net sıfır emisyon hedefiyle uyumlu bir yatırım”
Yatırımın Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ile Orta Vadeli Program ve On İkinci Kalkınma Planı kapsamında ortaya konulan yeşil dönüşüm politikalarıyla uyumlu olduğuna dikkat çeken Özdil, sözlerini şöyle tamamladı: “Halkbank olarak finansal gücümüzü ülkemizin stratejik öncelikleriyle buluşturmaya devam edeceğiz. Enerji arz güvenliğini destekleyen, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılmasını sağlayan, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunan yatırımlarda sorumluluk üstlenmeyi önemsiyoruz. Karaman’da hayata geçireceğimiz bu yatırımın ülkemize, Karaman’a ve Bankamıza hayırlı olmasını diliyorum.”
ENERJİ DEPOLAMADA TÜRKİYE’NİN SAHADAKİ GÜCÜ 935 MWH’YE ULAŞTI
ESS Summit 2026’da Türkiye’nin enerji depolama haritası tanıtıldı
Türkiye’de enerji depolama yatırımları, yenilenebilir enerji dönüşümünün en önemli başlıklarından biri hâline gelirken sektörün sahadaki proje kapasitesi de büyüyor. Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) üyelerinin son bir yılda farklı görev ve sorumluluklarla katkı sunduğu projeler, toplam 935 MWh batarya enerji kapasitesine ulaştı. EDSİS ve Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) tarafından Ankara’da düzenlenen 4. Enerji Depolama Sistemleri Zirvesi ESS Summit 2026’da açıklanan bu kapasitenin yanı sıra, Türkiye genelindeki enerji depolama yatırımlarını görünür kılmayı amaçlayan Türkiye Depolama Haritası da tanıtıldı. Zirvede enerji depolama yatırımlarının teknik, ticari ve düzenleyici boyutları sektörün önde gelen temsilcileri tarafından değerlendirildi.
Enerji depolama sektörünün kamu, yatırımcı, üretici ve teknoloji sağlayıcılarını bir araya getiren 4. Enerji Depolama Sistemleri Zirvesi ESS Summit 2026, 8 Ekim’de JW Marriott Ankara’da gerçekleştirildi. Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) ve Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) iş birliğiyle düzenlenen zirvede, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik sistemine entegrasyonundan depolama tesislerinin yatırım ve işletme süreçlerine kadar sektörün öncelikli gündem maddeleri masaya yatırıldı. Enerji depolamanın yalnızca yeni bir yatırım alanı değil, üretilen elektriğin daha verimli değerlendirilmesini ve şebeke esnekliğinin artırılmasını sağlayan stratejik bir teknoloji olduğu vurgulandı.
TEMİZ ENERJİYİ ÜRETMEK BİR BAŞARI, İHTİYAÇ DUYULDUĞUNDA KULLANILABİLİR KILMAK İSE BU BAŞARININ DEĞERİNİ BÜYÜTÜYOR
Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçtiğine dikkat çekerek enerji depolama sistemlerinin artan önemini değerlendirdi. Tutaşı: “Enerji dönüşümünde artık yalnızca ne kadar elektrik ürettiğimizi konuşmamız yeterli değil. Ürettiğimiz elektriğin ne zaman, nerede ve ne kadar etkin kullanılabildiğini de konuşmalıyız. Temiz enerjiyi üretmek bir başarıdır; onu ihtiyaç duyulduğu anda kullanılabilir kılmak, bu başarının değerini büyütür. Enerji depolamanın önemini tam da burada görüyoruz” dedi.
Yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin daha etkin değerlendirilmesi ve üretimle tüketimin zaman açısından dengelenmesinin enerji dönüşümünün önemli bir parçası olduğunu belirten Tutaşı, depolama yatırımlarının yalnızca kapasite büyüklüğüyle değil, enerji sistemine sağladığı katkıyla da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bataryaların ham maddesinden üretimine, kullanım ömründen geri dönüşümüne kadar tüm yaşam döngüsünün dikkate alınmasının önemine işaret eden Tutaşı, uluslararası rekabette kalite, güvenlik, izlenebilirlik ve çevresel sorumluluğun giderek daha belirleyici hâle geleceğini vurguladı.
EDSİS ÜYELERİNİN KATKI SUNDUĞU PROJELER 935 MWH’YE ULAŞTI
Zirvede açıklanan verilere göre, EDSİS üyelerinin son bir yılda yatırım, üretim, mühendislik, teknoloji tedariki, uygulama ve denetim gibi farklı alanlarda sorumluluk üstlendiği projeler, toplam 935 MWh batarya enerji kapasitesini temsil ediyor. İşletmedeki tesislerin yanı sıra devreye alma ve yapım aşamasındaki projeleri de kapsayan bu portföy, enerji depolama sektöründe farklı uzmanlıkların ortak çalışmasıyla ortaya çıkan proje ölçeğini gösteriyor. Sektörün gelişiminde üreticilerden yatırımcılara, mühendislik şirketlerinden hizmet sağlayıcılara kadar tüm paydaşların katkısının bulunduğunu belirten EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, “Bilgimizi tasarıma, üretim kabiliyetimizi ürüne, yatırım irademizi sahaya ve uzmanlığımızı çalışan sistemlere dönüştürüyoruz. Bugün paylaştığımız 935 MWh, bu yaklaşımın ortak proje portföyündeki karşılığıdır. EDSİS imzası; ortak emeğin, uzmanlığın ve sahada alınan sorumluluğun imzasıdır” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’NİN ENERJİ DEPOLAMA YATIRIMLARI İLK KEZ ORTAK BİR HARİTADA BULUŞUYOR
ESS Summit 2026’nın öne çıkan gelişmelerinden biri de EDSİS tarafından hazırlanan Türkiye Depolama Haritası oldu. Türkiye’nin farklı bölgelerinde hayata geçirilen ve geliştirme süreçleri devam eden enerji depolama projelerini bir araya getiren çalışma, sektörün mevcut durumuna ilişkin kapsamlı bir görünüm sunmayı hedefliyor. Haritada işletmede bulunan, devreye alma çalışmaları sürdürülen ve yapım aşamasındaki projeler mevcut durumlarıyla yer alıyor. Böylece yatırımların hangi bölgelerde yoğunlaştığı, projelerin ilerleme aşamaları ve enerji depolama sektörünün bölgesel gelişimi daha görünür hâle geliyor.
Yatırımcılar, üreticiler ve hizmet sağlayıcılar açısından ortak bir bilgi kaynağı oluşturması amaçlanan haritanın, sektör paydaşlarının katkılarıyla güncellenerek geliştirilmesi planlanıyor. EDSİS, çalışmayı kamuoyunun erişimine açarak enerji depolama yatırımlarının daha geniş bir kesim tarafından takip edilebilmesini hedefliyor.
PAZARDA RAKİP OLABİLİRİZ AMA SEKTÖRÜN GELECEĞİNDE YOL ARKADAŞIYIZ
Enerji depolama yatırımlarının başarısında farklı teknolojilerin uyumlu biçimde çalışmasının belirleyici olduğunu ifade eden Tutaşı: “Ürünleri yan yana getirmek bir tesisi kurar; onları birlikte çalıştırabilmek, o tesise değer kazandırır. Elbette ticari olarak rekabet ediyoruz. Daha iyi ürün, daha iyi hizmet ve daha güçlü çözümler sunmak için çalışıyoruz. Ama sektörümüzün gelişimi söz konusu olduğunda birlikte çalışma kültürümüzü de büyütüyoruz. Pazarda rakip olabiliriz ama bu sektörün geleceğinde yol arkadaşıyız” dedi.
ENERJİ SEKTÖRÜNÜN TEMSİLCİLERİ DEPOLAMANIN GELECEĞİNİ DEĞERLENDİRDİ
ESS Summit 2026 kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda, enerji depolama yatırımlarının planlama aşamasından ticari işletmeye uzanan süreçleri kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla ele alındı.
EDİDER Başkanı Elif Düşmez Tek’in moderatörlüğünde düzenlenen Dernekler Özel Oturumu, enerji sektörünün farklı alanlarını temsil eden kuruluşların yöneticilerini buluşturdu. EDSİS Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı, Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı Dr. İbrahim Erden, Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Başkanı Tamer Çalışır ve Enerji Ticareti Derneği (ETD) Yönetim Kurulu Üyesi Cem Aşık’ın katıldığı oturumda enerji depolamanın sektörün geleceğindeki yeri gündeme geldi.
Yatırımların hayata geçirilmesinde doğru teknik tasarımın ve ekonomik fizibilitenin önemine odaklanan Enerji Depolama Tesislerinde Tasarım: Teknik-Ticari Fizibilite ve Boyutlandırma oturumu ise MRC Türkiye Genel Müdürü Mehmet Kocaoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirildi. YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Barış Esen, inavitas CEO’su Erman Terciyanlı, Chint Power Systems Türkiye BESS Satış Direktörü Fatih İskit ve Solinved CEO’su Yücel Alaman, depolama projelerinin tasarım ve yatırım süreçlerini değerlendirdi.
ŞEBEKE ENTEGRASYONUNDAN GELİR OPTİMİZASYONUNA YATIRIMIN TÜM AŞAMALARI MASAYA YATIRILDI
Enerji depolama projelerinin uygulama süreçlerinin ele alındığı oturumda, tesislerin elektrik şebekesine entegrasyonu, teknik gereklilikler ve kabul aşamalarındaki deneyimler öne çıktı. AKSA Yenilenebilir Enerji Genel Müdür Yardımcısı Erinç Kısa’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yatırımlar Dairesi Başkanı Aziz Kömürcü, TEİAŞ Yük Tevzi Dairesi Başkanı Sıttık Ünal, EPRA Enerji CEO’su Osman Bülent Tör ve EGESA Enerji İş ve Proje Geliştirme Müdürü Ümit Aygün yer aldı.
Depolama yatırımlarının ekonomik sürdürülebilirliğine odaklanan Enerji Depolama Tesislerinde İşletme: Örneklerle Ticari İşletme ve Gelir Optimizasyonu oturumunda ise ticari işletme modelleri ve gelir optimizasyonu başlıkları değerlendirildi. inavitas CSO’su Murat Kirazlı moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Polat Enerji CEO’su Evren Güvenç, AKSA Elektrik Genel Müdürü Ferrudun İtergen ve Aplus Enerji Yönetici Ortağı Volkan Yiğit, enerji depolama yatırımlarının işletme süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Enerji depolama yatırımlarının teknik, ticari ve düzenleyici boyutlarını aynı platformda buluşturan ESS Summit 2026, sektörün farklı alanlarında faaliyet gösteren kurum ve şirketler arasında bilgi paylaşımına ve yeni iş birliklerine zemin hazırladı. Zirvede açıklanan 935 MWh’lik ortak proje kapasitesi ve tanıtılan Türkiye Depolama Haritası, Türkiye’de enerji depolama sektörünün sahadaki gelişimini görünür kılan iki önemli çıktı olarak öne çıktı.
GÜNEŞ VE RÜZGÂRDA REKOR GELDİ, SIRA YENİ YATIRIMLARDA
Türkiye’nin güneş ve rüzgârdan elektrik üretimi, ağustos ayında toplam 9,9 milyar kilovatsaatle tüm zamanların en yüksek aylık seviyesine ulaştı. Rekoru değerlendiren ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Bu başarıyı sürdürülebilir kılmak için yeni yatırımların öngörülebilir bir takvimle üretime geçmesini sağlamalı, şebeke altyapısını artan kapasiteye paralel olarak geliştirmeliyiz” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının açıkladığı verilere göre, ağustos ayında güneş kaynaklı elektrik üretimi 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgâr kaynaklı elektrik üretimi ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Bu rakamlarla iki kaynak, ağustosta 36,71 milyar kilovatsaat olan toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 27’sini karşıladı.
Yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesi ve izin süreçleri alanında faaliyet gösteren ARI-ES Enerji’nin Genel Müdürü Ebru Arıcı, ulaşılan seviyenin uzun vadeli yatırımların üretime katkısını ortaya koyduğunu belirtti. Arıcı, bu ivmenin korunmasında proje geliştirme süreçlerinin etkin yönetilmesinin ve enerji sisteminin artan yenilenebilir üretime hazırlanmasının kilit rol oynayacağını vurguladı.
YATIRIM HEDEFLERİNİN ÜRETİME DÖNÜŞMESİNDE İZİN SÜREÇLERİ BELİRLEYİCİ
Yeni projelerin hayata geçirilmesinde yatırımın bütün aşamalarının birlikte planlanması gerektiğini ifade eden Arıcı, şunları söyledi: “Bir projenin yatırım gündemine alınması ile elektrik üretmeye başlaması arasında birbirine bağlı çok sayıda aşama bulunuyor. Lisanslama, çevresel değerlendirmeler, imar, arazi ve bağlantı süreçlerinin doğru yönetilmesi, yatırımın devreye alınma takvimini doğrudan etkiliyor. Bu aşamaların koordinasyon içinde yürütülmesi, yatırımcının finansman ve tedarik planını daha sağlıklı kurmasını sağlıyor. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr potansiyelinden daha fazla yararlanabilmesi için kapasite hedeflerinin uygulanabilir proje takvimleriyle desteklenmesi gerekiyor.”
YENİ ÜRETİM KAPASİTESİYLE ŞEBEKE YATIRIMLARI BİRLİKTE İLERLEMELİ
Güneş ve rüzgârın elektrik üretimindeki katkısı büyüdükçe sistemin esnekliğinin de önem kazandığını belirten Arıcı, “Üretimi artırırken, bu elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda ve noktada kullanılabilmesini de planlamalıyız. Yeni santrallerin devreye alınmasıyla şebekenin güçlendirilmesi eş zamanlı ilerlemeli. Depolama sistemleri, üretim tahmin teknolojileri ve talep yönetimi uygulamaları, değişken üretimin sisteme entegrasyonunu destekleyen önemli araçlar. Bu alanlarda atılacak adımlar, mevcut ve yeni kapasitenin daha verimli kullanılmasına katkı sağlayacaktır” dedi.
YERLİ KAYNAKLARIN KATKISI, ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI HEDEFİNİ GÜÇLENDİRİYOR
Yenilenebilir enerji üretimindeki artışın enerji güvenliği ve ekonomik dayanıklılık açısından önemine dikkat çeken Arıcı, değerlendirmesini şöyle tamamladı: “Güneş ve rüzgâr, Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla elektrik üretebilmesi açısından güçlü bir avantaj sunuyor. Yerli ve yenilenebilir kaynakların elektrik arzındaki payının artması, ithal yakıt ihtiyacını azaltırken uluslararası enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı dayanıklılığımızı da güçlendiriyor. Ağustostaki rekoru, enerji bağımsızlığı yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz.”
📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım
Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.





