
Turkcell ve TÜBİTAK iş birliğiyle 6G teknolojilerinde bir ilk: Yerli ve milli 6G şebeke çözümleri ilk kez sahada denendi
Türkiye’de 5G’nin devreye alınmasıyla birlikte, gelecek nesil bağlantı teknolojilerine ilişkin çalışmalar da aralıksız sürüyor.TÜBİTAK ile Turkcell, 6G’ye hazırlık kapsamında stratejik bir iş birliğine imza attı. Her iki kurum, yerli ve milli imkânlarla 6G’nin temel yapı taşlarından olan yeni nesil şebeke çözümlerinin ilk prototiplerini geliştirdi. Söz konusu çözümler, ilk kez ticari nitelikli test altyapısında sahada denendi.
Türkiye’yi 1 Nisan itibarıyla Turkcell gücünde 5G ile buluşturan Turkcell ile ülkemizde bilim ve teknoloji alanındaki çalışmalara yön veren TÜBİTAK, geleceğin bağlantı teknolojileri için güçlerini birleştirdi. 6G haberleşme teknolojilerinin temel yapı taşlarından biri olan akıllı yüzey teknolojilerine dayanan yenilikçi şebeke ekipmanları, TÜBİTAK ve Turkcell iş birliğiyle, yerli ve milli kaynaklar kullanılarak prototip düzeyinde geliştirildi.
Ülkemizde 6G çalışmalarının merkez üssü konumundaki Turkcell 6GEN.LAB yürütücülüğünde, TÜBİTAK MAM MİLTAL ve TÜBİTAK BİLGEM HİSAR Lab. ekiplerinin ortak çalışmalarıyla, statik ve uyarlanabilir akıllı yüzey tasarımlarına yönelik ilk ticari testler tamamlandı. Testlerde, geliştirilen tasarımların sinyal performansını önemli ölçüde artırdığı görüldü.
6G öncesi Türkiye’nin rekabetçi konumunu güçlendirecek adım
Yeni nesil kablosuz şebekelerde kapsama ve sinyal yönlendirme kabiliyetlerini geliştirmeyi hedefleyen bu iş birliği kapsamında geliştirilen akıllı yüzey teknolojileri ilk kez ticari nitelikli altyapılara uygulandı. Bu sayede, özellikle kapsamanın sınırlı olduğu alanlarda daha güçlü ve sorunsuz bağlantı sağlanması hedefleniyor. Bu adım, 6G’nin standartlaşma süreci öncesinde Türkiye’nin rekabetçi konumunu daha da güçlendirecek.
Günümüzde mobil veri kullanımının hızla artması, 5G ve ötesi teknolojilerle birlikte yüksek frekans bantlarının daha yaygın kullanılmasını gerektiriyor. Bu durum, özellikle yoğun nüfusa sahip şehir merkezlerinde ve kapalı alanlarda bağlantı kalitesinin sürekliliğini zorlaştırıyor. Geliştirilen akıllı yüzey prototip çözümleri, kablosuz ağların elektromanyetik yayılımını kontrol ederek özellikle kapsamanın sınırlı olduğu veya sağlanamadığı alanlarda sinyal kalitesini ve erişimi artırıyor.
Ar-Ge çalışmaları ilk kez ticari test altyapısında sahaya taşındı
Yürütülen ortak Ar-Ge faaliyetleri kısa sürede ilk somut çıktılarını verdi. Çalışmalar laboratuvar ortamından çıkarak ilk kez ticari test altyapısında sahaya taşındı. Turkcell Kartal Plaza’daki ve TÜBİTAK Gebze Kampüsü’ndeki test altyapılarında gerçekleştirilen ölçümlerde, TÜBİTAK ekiplerince geliştirilen farklı akıllı yüzey teknolojilerine ait prototipler test edildi. 5G’nin en kritik ve yaygın olan 3.7 GHz ve 26 GHz (mmWave) frekanslarında gerçekleştirilen testlerde, sinyal kapsamasının artırılması amaçlandı. Bu frekanslar, yüksek bant genişliği sunmaları, yüksek veri hızlarını ve düşük gecikmeyi desteklemeleri ve kapasite artışı sağlamaları nedeniyle büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, söz konusu çözümler Türkiye’de ilk kez ticari nitelikli test ortamlarında incelendi. Sonuçlar, geliştirilen teknolojilerin yalnızca teorik değil, gerçek saha koşullarında da uygulanabildiğini gösterdi.
“Gelecek nesil haberleşme ağlarına öncülük edecek teknolojiler”
TÜBİTAK’ın 6G teknolojileri konusunda yürüttüğü çalışmalar ve elde edilen sonuçlara değinen TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın, şöyle konuştu: “TÜBİTAK olarak, Türkiye’nin 6G teknolojilerinde yetkinlik kazanması ve küresel teknoloji ekosisteminde güçlü bir konuma ulaşması amacıyla, araştırma merkezlerimiz ve sanayi paydaşlarımızla iş birlikleri içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Turkcell ile TÜBİTAK BİLGEM HİSAR ve TÜBİTAK MAM Fonksiyonel Malzemeler Laboratuvarı ekiplerimizin iş birliğiyle, yüksek frekanslı haberleşme teknolojilerine yönelik Türkiye’nin ilk yerli SRS, STS ve RIS tasarımlarını geliştirmiş olmaktan memnuniyet duyuyoruz. N78 frekans bandında geliştirilen ilk yerli RIS prototipi, ülkemizin 6G vizyonu doğrultusunda önemli bir Ar-Ge kazanımı niteliğinde. Bu çalışmalar yalnızca yerli teknoloji geliştirme açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası standardizasyon süreçlerinde rekabetçi bir konuma ulaşması açısından da değer taşıyor. TÜBİTAK olarak, araştırma merkezlerimizde geliştirdiğimiz bilgi birikimini sanayiye aktararak gerçek kullanım ortamlarında doğrulanabilen ve ürünleşme potansiyeli taşıyan teknolojilere dönüştürmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde, farklı kullanım senaryolarına yönelik yeni nesil meta-yüzey ve RIS çözümlerinin geliştirilmesine ve bu teknolojilerin ürünleşme süreçlerine katkı sunmaya odaklanacağız.”
“Turkcell olarak, 6G’ye yönelik yerli inovasyonlarda öncü konumdayız”
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, şunları söyledi: “Türkiye’nin lider mobil operatörü olarak, bir yandan 5G konusundaki yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyor, bir yandan da 6G ile hayatımıza girecek geniş bant ve düşük gecikmeli haberleşme servislerini en verimli şekilde sunmayı hedefliyoruz. 6G’ye yönelik yerli inovasyonlarda öncü konumdayız. Özellikle cihaz yoğunluğu yüksek şehir merkezleri, finans ve ticaret merkezleri, büyük etkinlik alanları gibi bölgelerde kapsama ve verimliliği artıracak yeni nesil teknolojilere yatırım yapıyoruz. Bu doğrultuda, TÜBİTAK ekipleri ile yürüttüğümüz iş birliğiyle Türkiye’de ilk kez yerli prototiplerin geliştirilmesine katkı sağlamış olmaktan gurur duyuyoruz. Önümüzdeki dönemde de ülkemizin teknoloji ekosistemini ve inovasyonları desteklemeye devam edeceğiz.”
C-Prot, Deloitte Technology Fast 50 Türkiye 2026 Listesinde
Uç nokta koruma teknolojileri geliştiren C-Prot, Deloitte Technology Fast 50 Türkiye 2026 listesine girerek Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasında yer aldı.
Uç nokta koruma teknolojileri geliştiren C-Prot, Deloitte’un her yıl düzenlediği Technology Fast 50 Türkiye programında 2026 yılında listeye girdi. Daha önce 2023 yılında da listede yer alan şirket, bu başarısıyla büyümesindeki istikrarı bir kez daha ortaya koydu.
C-Prot Kurucusu ve CEO’su S. Bilgehan Üstündağ, listeye girmeyi şöyle değerlendirdi: “Deloitte Technology Fast 50 listesine 2023’ün ardından yeniden girmemiz, doğru bir yöntemle büyüdüğümüzü gösteriyor. Siber güvenlikte asıl önemli olan, ortaya konan iddiayı ölçülebilir sonuçlarla kanıtlamaktır. Ürünlerimiz bugün uluslararası bağımsız değerlendirmelerde dünyanın önde gelen markalarıyla aynı seviyede yarışıyor ve müşterilerimiz bu farkı sahada görüyor. Bu başarı, küresel ölçekte teknoloji üretebileceğimizi kanıtlayan tüm çalışma arkadaşlarımıza aittir.”
Uluslararası testlerde zirvede
C-Prot’un AV/EDR teknolojisi, uç nokta tespit ve müdahale ürünlerinin telemetri kabiliyetlerini karşılaştıran bağımsız platform edr-telemetry.com’da Windows, Linux ve macOS olmak üzere üç platformun tamamında birinci sırada yer alıyor. Şirket ayrıca 2017’den bu yana AMTSO üyesi olup Microsoft Virus Initiative, VB100, OPSWAT Platinum ve SKD Labs StarCheck sertifikalarına sahip.
Üstündağ, bu sonuçların önemine dikkat çekerek, “Türkiye’de geliştirilen bir EDR çözümünün üç işletim sisteminde birden dünya sıralamasının zirvesinde yer alması, yerli teknolojinin kurumlar için güçlü bir tercih sebebi olduğunu gösteriyor. Amacımız, kurumların kritik sistemlerini ve verilerini dünya standartlarında teknolojiyle korumak” dedi.
Geniş ürün ailesi
C-Prot’un ürün ailesinin merkezinde, kurumların bilgisayar ve sunucularını gelişmiş tehditlere karşı koruyan AV/EDR teknolojisi yer alıyor. Şirket bu temel üzerine mobil uygulama güvenliği, web tabanlı dolandırıcılık önleme, davranışsal biyometri, çağrı tabanlı dolandırıcılık önleme, siber tehdit istihbaratı ve zararlı yazılım analizi (sandbox) teknolojilerini de geliştirerek kamu, savunma ve finans sektörüne kapsamlı koruma sunuyor. Şirketin çözümleri, Türkiye’nin önde gelen bankalarının mobil ve dijital kanallarında milyonlarca kullanıcıyı koruyor.
Hedef: Küresel pazarda daha güçlü bir C-Prot
Büyümesini uluslararası pazarlara taşımayı hedefleyen C-Prot, ihracat faaliyetlerini hızlandırıyor. Üstündağ, “Yapay zeka ile birlikte saldırıların hızı ve ölçeği değişiyor. Ürün yol haritamızı bu yeni tehdit ortamına göre şekillendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hem mevcut pazarlarımızda derinleşmeyi hem de yeni ülkelerde iş ortaklıkları kurarak Türk siber güvenlik teknolojisini dünyaya taşımayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
İnovasyonu koruyan bir kariyer: Patent ve marka vekilliği
Türkiye’de 2025 yılında 11 bini aşkın ve 164 bini aşkın yerli marka başvurusu yapıldı. Bu başvuru hacmi, şirketlerin buluşlarını ve markalarını koruma süreçlerinde uzmanlığın önemini ortaya koyuyor. 17 Ekim’de gerçekleştirilecek Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınavları öncesinde Destek Patent, teknik bilgiyi, mevzuat bilgisini ve ticari bakış açısını buluşturan mesleğin Türkiye’nin inovasyon ekosistemindeki rolüne dikkat çekiyor.
Patent Vekilliği ve Marka Vekilliği Sınavları, 17 Ekim 2026’da Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirilecek. Sınai mülkiyet hakları alanında 40 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren Destek Patent, sınav öncesinde yaptığı değerlendirmede, şirketlerin Ar-Ge çalışmalarının ve markalaşma yatırımlarının korunmasında nitelikli mesleki birikimin belirleyici olduğunu vurguluyor. Mesleğe hazırlanan adayların, başvuru süreçlerine hâkimiyetin yanında, buluş sahiplerinin ve işletmelerin ihtiyaçlarını doğru anlayabilmesinin önemine işaret ediyor.
Yerli patent başvuruları 11 bini aştı
TÜRKPATENT’e göre 2025 yılında, yerli patent başvuruları 11 bin 394’e, yerli marka başvuruları ise 164 bin 657’ye ulaştı. Patent ve marka alanındaki bu hareketlilik, farklı sektörlerdeki işletmelerin ve buluş sahiplerinin koruma arayışının ölçeğini gösteriyor. Destek Patent’e göre bu süreçlerin niteliği; başvuru öncesi araştırmadan koruma kapsamının belirlenmesine, itirazların değerlendirilmesinden hakların takibine kadar uzanan uzmanlıkla yakından ilişkili.
“Her başvurunun arkasında korunması gereken bir emek var
Patent ve marka vekilliğinin, şirketlerin ürettiği değeri anlamayı ve bu değere uygun bir koruma yaklaşımı geliştirmeyi gerektirdiğini belirten Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, şunları söyledi:
“Bir patent başvurusunun arkasında yıllarca süren araştırmalar, bir markanın arkasında ise müşteri güveni oluşturmak için harcanan emek bulunuyor. Vekilin sorumluluğu, bu birikimi doğru anlamak ve korunmasına rehberlik etmektir. Bir buluşun hangi teknik özelliğiyle ayrıştığını ortaya koymak, bir markanın hangi mal ve hizmetlerde korunacağını değerlendirmek ve başvuru sürecini dikkatle takip etmek, işletmenin geleceğini etkileyebilen kararlardır. Bu nedenle Marka ve Patent Vekilliği; araştırma disiplini, güçlü bir analiz yeteneği ve sorumluluk bilinci gerektiriyor. Yalnızca sınai mülkiyet hakları ile ilgili başvuru yapan bir meslek değildir; fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunmasını ve ekonomik değere dönüştürülmesini sağlayan bir danışmanlıktır. Patent ve Marka Vekilleri süreci doğru yöneterek hak kayıplarını önler, başvurunun en doğru şekilde yapılmasını sağlar ve olası riskleri en baştan bertaraf eder.
Türkiye’deki başvuru hacmini, ülkemizde üretilen fikrî birikimin bir göstergesi olarak görüyoruz. Bu birikimin ekonomik değere dönüşebilmesi için girişimcilerimizin, sanayicilerimizin ve araştırmacılarımızın doğru yönlendirmeye ulaşması önemli. Destek Patent olarak 1983’ten bu yana edindiğimiz deneyim bize, sınai mülkiyet hakları alanında nitelikli danışmanlığın başvuru öncesinde başladığını ve koruma süreci boyunca devam ettiğini gösteriyor.
17 Ekim’de sınava girecek adaylara önerim; mesleki gelişimlerini teknik gelişmeleri, sektörleri ve uluslararası uygulamaları takip ederek sürdürmeleri. Merak etmek, doğru soruları sormak ve bir konuyu bütün yönleriyle araştırmak bu meslekte çok kıymetli. Sınava katılacak tüm adaylara başarılar diliyorum. Türkiye’nin buluşlarını ve markalarını koruyacak yeni meslektaşlarımızın yetişmesini, inovasyon ekosistemimiz için değerli bir yatırım olarak görüyorum.”
Global Menkul Değerler, Aselsan (ASELS) için araştırma raporu yayınladı
Sermaye piyasalarındaki yatırımcılar için rehber niteliğindeki araştırmaları ile sektöre katkı sağlayan Global Menkul Değerler, yeni araştırma raporunu Aselsan (ASELS) için hazırladı. Türkiye’nin en büyük savunma sanayi şirketi ASELS için ‘Al’ tavsiyesini koruyan Global Menkul Değerler, 12 aylık hedef fiyat beklentisini ise yüzde 53’lük getiriye işaret edecek şekilde, 536,7 TL olarak belirledi.
Deneyimli kadrosu sayesinde hazırladığı güçlü araştırma raporlarıyla yatırımcılar için güvenli yatırım imkanı sunan Global Menkul Değerler, yeni araştırma raporunu Aselsan (ASELS) için hazırladı. Aselsan’ın, Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise 40’ıncı büyük savunma sanayii şirketi olduğunun vurgulandığı raporda, Türkiye’nin ana savunma programlarındaki lider konumuna ve büyüyen bakiye siparişlerinin sağladığı uzun vadeli gelir görünürlüğüne dikkat çekildi. Raporda şirketin olumlu görüşün temelini oluşturan diğer konular ise, ‘radar ve elektronik harp sistemlerine yönelik artan küresel talebin yarattığı ihracat potansiyeli’ ve ‘başta Oğulbey olmak üzere teslimat hacmini artıracak kapasite yatırımları’ olarak sıralandı.
Şirketin artan üretim kapasitesinin, bakiye siparişlerin gelire dönüşümünü hızlandırarak kar büyümesini desteklemesinin beklendiği kaydedilen raporda, yüksek yatırım harcamalarına rağmen finansal kaldıracın düşük seviyelerde kalacağı öngörüldü.
2030’da yaklaşık 55 milyar dolarlık sipariş beklentisi
Artan savunma harcamalarının ASELS’in güçlü sipariş talebini desteklediği belirtilen raporda, “NATO üyeleri, savunma ve güvenlik harcamalarını 2035’e kadar GSYH’nin %5’ine çıkarmayı taahhüt etti. AB’nin “Readiness 2030” (Hazırlık 2030) planı ise 800 milyar Euro’ya kadar ek savunma yatırımı hedefliyor. Türkiye’nin savunma harcamalarının GSYH’ye oranının 2026’da tahmini %2,9’dan 2035’de tahmini %3,5’e yükselmesini bekliyoruz; bu artışta Çelik Kubbe, KAAN, ALTAY ve deniz platformu projeleri belirleyici olacak. ASELSAN’ın 2026’da tahmini 14 milyar dolar yeni sipariş almasını (yıllık %46 artış) ve yıl sonu bakiye siparişinin 20,4 milyar dolardan 28,7 milyar dolara çıkmasını öngörüyoruz; bu da siparişlerin satışlara oranının (book-to-bill) 2,5x olacağına işaret ediyor. Yeni siparişlerin teslimatların üzerinde kalmaya devam etmesiyle bakiye siparişin 2030’da tahmini 54,9 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.
4,5 milyar dolarlık ihracata ulaşması öngörülüyor
ASELSAN’ın yeni ihracat siparişlerinin, Polonya ile imzalanan 410 milyon dolarlık elektronik harp sözleşmesinin de katkısıyla, 2025’te önceki yılın iki katını aşarak 2,07 milyar dolara ulaştı. Şirketin güçlü ürün portföyü ve uluslararası pazarlardaki artan etkinliği sayesinde yıllık yeni ihracat siparişlerinin 2030’da tahmini olarak 4,50 milyar dolara ulaşmasının beklendiği belirtilen raporda, şunlar yer aldı: “Büyük yurt içi programlara kıyasla daha kısa teslim sürelerine sahip ihracat sözleşmeleri, siparişlerin satış gelirine daha hızlı dönüşmesini sağlamaktadır. İhracatın toplam hasılat içindeki payının, şirket beklentileriyle uyumlu olarak 2025’teki %15 seviyesinden 2027T’den itibaren yaklaşık %30’a yükselmesini öngörüyoruz. Oğulbey Teknoloji Üssü’nün, başta Çelik Kubbe sistemleri olmak üzere ASELSAN’ın seri üretim kapasitesini yaklaşık iki katına çıkarması beklenmektedir. Bazı hava savunma sistemlerinin üretimine başlanan tesis için 2026–32T döneminde toplam 2,19 milyar dolar yatırım harcaması öngörüyor, bu tutarın %64’ünün 2027 sonuna kadar gerçekleşeceğini varsayıyoruz. Özellikle yüksek ciro katkısı beklediğimiz yurt içi savunma programlarının seri üretime geçmesi ve kapasite artışının teslimatlara katkısıyla ASELSAN’ın satış gelirlerinin 2025’teki 4,21mlr USD’den 2028T’de 9,54mlr USD’ye, FAVÖK’ünün ise 1,10mlr USD’den 2,65mlr USD’ye yükselmesini bekliyoruz. Aynı dönemde FAVÖK marjının da %26,2’den %27,8’e iyileşmesini öngörüyoruz.”
Küresel benzerlerine göre yüzde 15 iskontolu
Global Menkul Değerler, gerçekleştirmiş olduğu değerlendirme sonucunda ASELSAN’ın, 2027 tahminlerine göre 15,9x FD/FAVÖK çarpanıyla küresel benzerlerine kıyasla %15 iskontolu işlem gördüğünü kaydetti. Şirket için 12 aylık hedef fiyat beklentisini ise yüzde 53’lük getiriye işaret edecek şekilde, 536,7 TL olarak belirleyen Global Menkul Değerler, katalistleri ise şöyle sıraladı: “Çelik Kubbe ve NATO bütçe artışları kapsamında artan sipariş hızı, beklentileri aşan ihracat sözleşmeleri, Oğulbey’de kapasitenin öngörülenden hızlı devreye alınması, savunma platformlarının üretim adetlerinde artış ve tahminlerimizin üzerinde FAVÖK marjı.”
Raporda şirket için riskler de sıralandı. Buna göre, “Tedarik ve program takvimindeki olası gecikmeler, Oğulbey yatırımlarında gecikme veya kapasite kullanımının beklentilerin altında kalması, işletme sermayesi ve finansman ihtiyacının öngörüleri aşması, ihracat pazarlarına erişimde kısıtlamalar ve artan rekabetin kar marjlarını baskılaması” ASELSAN için öne çıkan riskler oldu.
Isınma Faturalarını 4’te 1’e İndiren Formül
Kış aylarında yükselen ısınma faturaları, tüketicileri daha ekonomik ve verimli ısıtma çözümlerine yöneltiyor. Bu noktada havadan suya ısı pompaları, yüksek enerji verimliliğiyle ısınma maliyetlerini düşürme potansiyeli sunuyor. Harcadığı 1 birim elektrik enerjisi karşılığında 4 ila 5 birim ısı enerjisi üretebilen bu sistemler, doğru projelendirildiğinde enerji faturalarını 4 kata kadar azaltabiliyor. İşte detaylar…
Küresel enerji dönüşümü ve yükselen enerji maliyetleri, tüketicileri alternatif iklimlendirme çözümlerine yöneltiyor. Bu arayışta öne çıkan havadan suya ısı pompaları, harcadığı 1 birim elektrik enerjisine karşılık 4 ila 5 birim ısı enerjisi üreterek ısınma maliyetlerinde 4 kata varan tasarruf potansiyeli sunuyor. Ancak bu yüksek verimlilik potansiyelinden yararlanabilmek için ısı pompasının yalnızca bir cihaz olarak değil, binanın özellikleri ve mevcut tesisatla birlikte ele alınan bir mühendislik sistemi olarak projelendirilmesi gerekiyor.
Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi ve İklimlendirme & Şubeler Direktörü Zafer Çüman, ısı pompalarında doğru projelendirmenin enerji verimliliği açısından belirleyici olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Isı pompalarının sunduğu yüksek verimlilik, doğru sistem tasarımıyla birlikte gerçek bir enerji ve maliyet avantajına dönüşüyor. İlk yatırım maliyeti geleneksel ısıtma sistemlerine kıyasla daha yüksek olan ısı pompaları, düşük işletme maliyetleri sayesinde yatırım maliyetini daha kısa sürede karşılayabiliyor. Özellikle doğalgaz altyapısının bulunmadığı veya sıvı ya da katı yakıt kullanılan bölgelerde bu ekonomik avantaj daha belirgin hale geliyor. Ayrıca ısı pompaları, kışın ısıtma, yazın ise soğutma sağlayarak iki farklı ihtiyacı tek sistem üzerinden karşılayabiliyor.
Isı kaybı hesabı, sistem performansını belirliyor
Ancak burada en önemli nokta, ısı pompasının kapasitesinin ve sistem bileşenlerinin binanın gerçek ihtiyacına göre belirlenmesi. Cihaz seçiminden önce yapının metrekaresi, tavan yüksekliği, cepheleri, yalıtım durumu ve bulunduğu bölgenin iklim koşulları dikkate alınarak ısı kaybı hesabının yapılması gerekiyor. Sadece metrekare üzerinden yapılan kapasite seçimi, sistemin gereğinden fazla veya yetersiz kapasitede çalışmasına neden olabiliyor. Bu da hem elektrik tüketimini artırıyor hem de cihazın çalışma performansını olumsuz etkiliyor.
“Uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor”
Ayrıca ısı pompası uygulamasını yalnızca cihazın montajından ibaret görmemek gerekiyor. Tesisat debisi, boru çapları, genleşme tankı kapasitesi ve denge kabı gibi sistem bileşenlerinin de projelendirilmesi önemli. Sistemin bütün bileşenlerinin birbiriyle uyumlu çalışması, cihazın verimli ve dengeli şekilde işletilmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle ısı pompası yatırımlarında uçtan uca mühendislik yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor.
Dönüşümde mevcut tesisatın teknik özelliklerine dikkat!
Mevcut binalarda dönüşüm yapılırken de binanın mevcut ısıtma altyapısının detaylı şekilde incelenmesi gerekiyor. Özellikle radyatörlü sistemlerde mevcut petek metrajlarının ısı pompasının daha düşük su sıcaklıklarıyla çalışma karakterine uygun olup olmadığı kontrol edilmeli. Yapılan hesaplamalarda radyatör kapasitesinin yetersiz olduğu görülürse, petek metrajlarının artırılmasıyla sistemin ihtiyaç duyduğu ısı transferinin sağlanması mümkün hale geliyor. Dolayısıyla eski binalarda ısı pompası kullanımının mümkün olup olmadığı kararını verirken binanın ve mevcut tesisatın teknik özelliklerini dikkate almak gerekiyor.
Yenilenebilir enerji entegrasyonu yatırımın ilk aşamasında planlanmalı
Isı pompası sistemlerinde verimliliği artırmak içinse yenilenebilir enerji entegrasyonunun yatırımın ilk aşamasında planlanması büyük önem taşıyor. Çatı tipi güneş enerjisi sistemleriyle (GES) birlikte çalışabilecek bir altyapının oluşturulması, ilerleyen dönemde ısı pompasının elektrik ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına imkân tanıyor. Bu nedenle yalnızca bugünkü ihtiyaçları değil, yapının gelecekteki enerji altyapısını da dikkate alan bir proje yaklaşımı benimsenmesi gerekiyor.
Sistem doğru şekilde devreye alınmalı
Son olarak, sistemin doğru şekilde devreye alınması da en az cihaz ve proje seçimi kadar önemli. Kurulum sonrasında cihazın çalışma parametrelerinin üretici kriterlerine uygun şekilde ayarlanması, sistemin performansının korunmasını ve uzun ömürlü çalışmasını sağlıyor. Bu nedenle montaj, devreye alma ve bakım süreçlerinin sertifikalı uzman ekipler tarafından yürütülmesi gerekiyor.”
Düsseldorf’ta Dünya Lansmanını Yapan Yeni Ronin XL, Sinpaş İş Birliğiyle Türkiye’de Satışta
Restar Otomotiv’in mobil yaşam markası Hotomobil, motokaravan modeli Yeni Ronin XL’i Türkiye’de satışa sundu. Dünya lansmanı 28 Ağustos – 6 Eylül tarihleri arasında Avrupa’nın en büyük karavan ve outdoor fuarı Caravan Salon Düsseldorf’ta gerçekleştirilen Yeni Ronin XL, Türkiye pazarına önemli bir finansman avantajıyla giriş yapıyor. Hotomobil’in Sinpaş Yapı Tasarruf Sandığı (Sinpaş YTS) ile gerçekleştirdiği anlaşma kapsamında, Yeni Ronin XL’in araç ve karavan bedeli, banka kredisi olmadan, %0 faiz ve %0 peşinat avantajıyla tek bir finansman planı kapsamında karşılanabiliyor.
Restar Otomotiv’in mobil yaşam markası Hotomobil, Sinpaş YTS iş birliğiyle Yeni Ronin XL’i banka kredisi olmadan, %0 faiz ve %0 peşinat avantajıyla Türkiye’de satışa sundu.
Karavanın Tamamı Tek Finansmanla: Türkiye’de İlk Kez, Yalnızca Hotomobil’de
Motokaravanları sonradan dönüşüm yoluyla değil, üretim aşamasından itibaren tek bir araç olarak tasarlayan Hotomobil, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) kayıtlarında kendi marka koduyla yer alan tek karavan üreticisi olarak öne çıkıyor. Yeni Ronin XL, Avrupa Tip Onayı ve A.İ.T.M. Tip Onayı kapsamında üretiliyor; tip onay belgesiyle doğrudan tescil edilebildiği için ek tadilat raporu gerektirmiyor. Bu sayede araç, mevzuat kapsamında tek bir araç olarak tescil ediliyor. Kısacası Yeni Ronin XL, yasal olarak bir otomobille aynı statüde. Kasko ve trafik sigortası da karavan bölümü dâhil standart araç tarifesi üzerinden düzenleniyor.
Karavan sahibi olmak isteyen tüketiciler için finansman koşulları önemli bir karar kriteri oluşturuyor. Sonradan karavana dönüştürülen araçlarda kredi yalnızca şasi aracın bedeline çıkıyor. Karavan üst yapısı krediye giremiyor ve bu bedelin peşin olarak karşılanması gerekiyor. Ayrıca bankacılık sektöründeki mevcut taşıt kredisi uygulamaları kapsamında, fatura değeri 2 milyon TL’yi aşan benzinli ve dizel araçlar için taşıt kredisi kullanılamıyor.
Yeni Ronin XL’in araç ve karavan bölümü birlikte tek bir tutar olarak finansmana giriyor. Karavan bölümü için ayrıca peşin ödeme gerekmiyor. Arada banka kredisi ve faiz olmadan sunulan bu modelle Hotomobil, Türkiye’de bu finansman yöntemini ilk kez hayata geçiren tek marka olarak karavan sahibi olmak isteyenlere yeni bir alternatif sunuyor.
TP Türkiye, Adana’daki Üçüncü Yılında Büyümesini Sürdürüyor!
TP Türkiye, Adana’daki üçüncü yılını düzenlediği özel bir buluşmayla kutladı. Adana’da 50 kişilik bir ekiple başlayan yolculuğunu bugün 1.200’ü aşkın çalışanıyla sürdüren TP Türkiye, kentte oluşturduğu güçlü yapıyla büyümeye devam ediyor. Şirket, üçüncü yılında Adana’daki kalıcı varlığını güçlendirme ve yeni istihdam olanakları yaratma hedefini bir kez daha ortaya koydu.
Dijital iş hizmetlerinin küresel liderlerinden TP Türkiye, Adana’daki üçüncü yılını düzenlediği özel bir buluşmayla kutladı. TP Türkiye’nin Adana’daki üç yıllık büyüme yolculuğunun ve gelecek dönem hedeflerinin paylaşıldığı buluşmaya; Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Ahmet Karaveli, İl Müdür Yardımcıları, TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular ile TP Türkiye yöneticileri katıldı.
“Adana bizim için bir durak değil, büyümemizin önemli üslerinden biri”
Adana’da üç yılda oluşturdukları yapının uzun vadeli büyüme stratejilerinin önemli bir parçası olduğunu belirten TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, “Adana’daki yolculuğumuza 50 kişilik bir ekiple başladık. Bugün 1.200’ü aşkın çalışma arkadaşımızla farklı sektörlere hizmet veren güçlü bir operasyon yapısına ulaştık. Bu büyüme, Adana’nın sahip olduğu insan kaynağının ve gelişim potansiyelinin bizim için ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Adana bizim için bir durak değil, büyümemizin önemli üslerinden biri. Burada üç yılda yalnızca ölçeğimizi büyütmedik; farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yanıt verebilen, yetkinlikleri sürekli gelişen güçlü bir ekip oluşturduk. Önümüzdeki dönemde de Adana’daki varlığımızı güçlendirmeye, yeni yetenekleri bünyemize katmaya ve buradan sunduğumuz hizmetlerin kapsamını geliştirmeye devam edeceğiz” dedi.
TP Türkiye, Adana’daki büyümesini güçlü insan kaynağının yanı sıra teknoloji, eğitim ve yetkinlik gelişimine yönelik yatırımlarla destekliyor. Farklı sektörlerin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen operasyon yapısıyla Adana lokasyonunun hizmet kapasitesini sürekli geliştiren şirket; enerji, bankacılık ve finans, sigorta, medya, emlak, e-ticaret, yazılım ve ulaşım sektörlerinde faaliyet gösteren markalara hizmet sunuyor. Adana’da oluşturduğu yetkinlik ve deneyimi büyütmeye devam eden TP Türkiye, lokasyonun şirketin Türkiye’deki operasyonları içindeki rolünü de güçlendiriyor.
MAN TGE, 2027 model yılında aktif güvenlik çıtasını daha da ileri taşıyor
Yeni sürüş destek sistemleri ve kapsamı genişletilen işlevler, kritik trafik koşullarında sürücülere daha fazla
destek sağlıyor. 2027 model yılı TGE’de güvenlik iyileştirmelerinde sürücü destek sistemleri ön planda tutuluyor. Kavşak asistanı ve geliştirilmiş yorgunluk algılama sistemi gibi yeni teknolojiler, şehir içi trafikte güvenliği üst seviyeye çıkarıyor. Yeni öngörülü Adaptif Hız Sabitleyici (ACC) ise sürüş konforunu artırıyor
MAN Truck & Bus, 2027 model yılıyla birlikte hafif ticari aracı MAN TGE van modelinin aktif güvenlik standartlarını bir adım ileri taşıyor. Yeni sürücü destek sistemleri ve kapsamı genişletilen güvenlik işlevleri; teslimat lojistiğinde ve şehir içi trafikte sıkça karşılaşılan kaza risklerine karşı etkili çözümler sunuyor. Güncellenen modellerde çevresel farkındalığın artırılması, sürücünün olası tehlikelere karşı daha erken uyarılması ve kritik anlarda sistemlerin otomatik olarak devreye girmesi gibi özellikler öne çıkıyor. 2027 model TGE’nin üretimi ise Eylül ayı başında Polonya’nın Września kentindeki fabrikada başlıyor.
Geliştirmeler hakkında bilgi veren MAN Truck & Bus Van Ürün Pazarlama ve Ürün Yönetimi Başkanı Martin Imhoff, “2027 model yılıyla birlikte MAN TGE’nin aktif güvenliğini bir kez daha gözle görülür biçimde artırıyoruz. Geliştirdiğimiz sürüş destek sistemleri, sürücüyü tam da kaza riskinin en yüksek olduğu kritik anlarda destekliyor,” diyerek yenilikleri özetliyor.
Yeni kavşak asistanı ile karmaşık kavşaklarda yüksek emniyet
Yeni model MAN TGE’nin en dikkat çeken güvenlik donanımlarının başında yeni kavşak asistanı geliyor. Sistem, çalışma sınırları dâhilinde kavşaklara giriş sırasında kesişen yöndeki trafiği algılıyor. Olası bir tehlike durumunda sürücüyü erkenden uyarıyor ve çarpışma riskinin yükseldiği anlarda da otomatik olarak fren yapabiliyor. Çok aşamalı uyarı mekanizması sayesinde sistem, sürücü görüşünün kısıtlı olduğu karmaşık kavşaklarda kaza riskini önemli ölçüde azaltıyor.
Kamera destekli yorgunluk ve dikkat algılama
Yeni model yılında, ayrıca dikkat ve yorgunluk algılama sistemi de daha hassas hale getirildi. İç dikiz aynasına entegre edilen çok işlevli kamera; bakış yönü ve göz hareketleri gibi veriler üzerinden yorgunluk ve dikkat dağınıklığı belirtilerini tespit ediyor. Sürücü mahremiyetini koruyacak şekilde tasarlanan sistem, yalnızca sürücünün dikkat ve yorgunluk durumuna ilişkin genel verilerini analiz ediyor ve kişisel verileri kaydetmiyor. Gerektiğinde sürücüyü ilgili duruma karşı uyaran bu sistem, tüm 2027 model TGE araçlarda standart olarak sunuluyor.
Öngörülü Adaptif Hız Sabitleyici (ACC) ile akıcı görüş
Yeni model TGE’lerde, mevcut sürüş destek sistemleri de geliştirilerek daha akıllı hale getirildi. Bu kapsamda, yalnızca azami yüklü ağırlığı 3,5 tona kadar olan N1 sınıfı araçlarda sunulan Adaptif Hız Sabitleyici (ACC), öngörülü hız ayarlama özelliğiyle zenginleştirildi. Artık navigasyon ve trafik verilerinin yanı sıra kamera tabanlı trafik işareti tanıma özelliğinden de yararlanan ACC; yaklaşan virajları, kavşakları ve değişen hız sınırlarını önceden algılayarak aracın hızını otomatik olarak ayarlıyor. Böylece gereksiz frenlemelerin önüne geçilerek hem daha akıcı bir sürüş sağlıyor hem de aracın maruz kaldığı zorlanma azaltılıyor
Dış Ticaret Endeksleri, Ağustos 2026 İhracat birim değer endeksi %8,5 arttı
İhracat birim değer endeksi Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %8,5 arttı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde %7,4 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %10,9 arttı, yakıtlarda %47,1 arttı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %5,1 arttı.
İhracat miktar endeksi %0,4 azaldı
İhracat miktar endeksi Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %0,4 azaldı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde %1,9 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %19,3 arttı, yakıtlarda %20,0 azaldı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %4,5 azaldı.
İthalat birim değer endeksi %13,7 arttı
İthalat birim değer endeksi Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %13,7 arttı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde %4,2 azaldı, yakıtlarda %35,9 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %12,5 arttı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %7,5 arttı.
İthalat miktar endeksi %2,8 azaldı
İthalat miktar endeksi Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %2,8 azaldı. Endeks bir önceki yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde %36,2 arttı, ham maddelerde (yakıt hariç) %8,3 arttı, yakıtlarda %1,6 azaldı, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) %0,5 azaldı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi %1,0 arttı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi; 2026 Temmuz ayında 143,6 iken 2026 Ağustos ayında %1,0 oranında artarak 145,0 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat miktar endeksi; 2025 yılı Ağustos ayında 141,1 iken 2026 yılı Ağustos ayında %0,4 oranında azalarak 140,5 oldu.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ithalat miktar endeksi %2,5 azaldı
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi; 2026 Temmuz ayında 114,6 iken 2026 Ağustos ayında %2,5 oranında azalarak 111,7 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ithalat miktar endeksi; 2025 yılı Ağustos ayında 109,6 iken 2026 yılı Ağustos ayında %2,8 oranında azalarak 106,5 oldu.
Dış ticaret haddi 2026 yılı Ağustos ayında 90,0 olarak gerçekleşti
İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve 2025 yılı Ağustos ayında 94,3 olarak elde edilmiş olan dış ticaret haddi, 4,3 puan azalarak, 2026 yılı Ağustos ayında 90,0 oldu.
Süt ve Süt Ürünleri Üretimi, Ağustos 2026
Ticari süt işletmelerince 1 milyon 21 bin 399 ton inek sütü toplandı
Ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı, Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %9,5 arttı, Ocak-Ağustos döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %2,8 arttı.
Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, inek peyniri üretimi %3,4 arttı, ayran ve kefir üretimi %0,8 arttı, yoğurt üretimi %0,9 azaldı, içme sütü üretimi %4,8 arttı, tereyağı ve sadeyağ üretimi %7,5 arttı. Ocak-Ağustos döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre, inek peyniri üretimi %3,6 arttı, ayran ve kefir üretimi %7,6 arttı, yoğurt üretimi %7,0 arttı, içme sütü üretimi %8,2 arttı, tereyağı ve sadeyağ üretimi %1,1 azaldı.
Bir önceki ay 987 bin 644 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı Ağustos ayında %3,4 oranında artarak 1 milyon 21 bin 399 ton oldu.
Bir önceki ay 130 bin 610 ton olan içme sütü üretimi Ağustos ayında %6,3 oranında artarak 138 bin 885 ton olarak gerçekleşti.
Kümes Hayvancılığı Üretimi, Ağustos 2026
Tavuk eti üretimi 237 bin 749 ton, tavuk yumurtası üretimi 2,04 milyar adet olarak gerçekleşti
Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, tavuk yumurtası üretimi %21,4 arttı, kesilen tavuk sayısı %1,6 arttı, tavuk eti üretimi %3,7 arttı. Ocak-Ağustos döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre, tavuk yumurtası üretimi %18,8 arttı, kesilen tavuk sayısı %1,4 arttı, tavuk eti üretimi %1,4 arttı.
Bir önceki ay 251 bin 861 ton olan tavuk eti üretimi Ağustos ayında %5,6 oranında azalarak 237 bin 749 ton oldu.
Bir önceki ay 1 milyar 904 milyon 42 bin adet olan tavuk yumurtası üretimi Ağustos ayında %7,1 oranında artarak 2 milyar 40 milyon 54 bin adet oldu.
Müşteri Hizmetlerinde “Açılmayan Telefon” Dönemi Yapay Zekayla Kapanıyor.
Millenicom, çağrı merkezinde devreye aldığı yapay zeka destekli altyapı ve toplam kalite modeliyle anında akıllı hat analizini müşteri hizmetlerinin tartışılmaz standardı haline getirdi.
Telekomünikasyon sektöründe tüketicilerin en sık karşılaştığı sorunların başında gelen yanıtsız çağrılar ve uzun bekleme süreleri, yapay zeka destekli müşteri deneyimi sistemleriyle geride kalıyor. Türkiye’nin önde gelen internet servis sağlayıcılarından Millenicom, çağrı merkezi operasyonlarında köklü bir dönüşüme imza attı. Çağrı merkezi sektöründe müşterilerin temsilciye ulaşma oranı yüzde 56 seviyelerindeyken, devreye alınan yapay zeka çözümleri ile beraber Millenicom bu oranı teknik destek çağrılarında yüzde 90’a taşıdı. Şirket, yapay zekayı müşteriyi yönetmek için değil, müşteriye en iyi deneyimi sunmak için kullanıyor.
Yapay zeka temsilcinin yükünü hafifletiyor, çözümü hızlandırıyor. Sistem kapsamında yapay zeka; çağrı yönlendirme, görüşme özetleme ve anlık kalite analizi süreçlerinde aktif rol oynuyor. Temsilcilerin rutin operasyonel yükünü azaltan bu teknoloji sayesinde, yapay zeka doğrudan müşterinin sorununa odaklanarak en doğru tespiti yapıyor. İyileşen müşteri temas kalitesi de bunun bir göstergesi. Millenicom’un çağrı merkezine tekrarlı arama yapan müşteri sayısı yüzde 24 azalırken; ilk temasta çözüm oranında da belirgin bir artış kaydedildi.
Hizmet süreçlerinin yalnızca hızla değil, kalite standartlarıyla da yönetildiğini belirten Millenicom Teknolojiden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Kenan Balkan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Telekomünikasyon sektöründe tüketicilerin güvenini zedeleyen en kötü deneyim, ihtiyaç anında muhatap bulamamaktır. Biz bu algıyı tamamen değiştirmeyi hedefledik. Yapay zekayı insanın yerine değil; hem müşterilerimize hem de müşteri temsilcilerimize zaman kazandıran bir kaldıraç olarak konumlandırıyoruz. Çağrı merkezimize gelen her aramaya yanıt vermek ve ilk temasta kalıcı çözüm sunmak artık bizim için temel kalite metriğidir. Bununla beraber müşteri temsilcilerimizin gördüğü ekranları müşterimizin de mobil uygulama ve online işlemler merkezimizde görmesini sağladık. Böylece müşterimiz isterse sorununu çağrı merkezine ulaşmadan kendi başına çözme yetkinliğine ulaşmış oldu. Memnun müşteri sadık müşteri, sadık müşteri de sürdürülebilir büyüme demektir. Geliştirdiğimiz iç skorlama ve toplam kalite yaklaşımıyla bu performansı her gün anlık olarak ölçümlüyoruz.”
Millenicom’un yaklaşımı, yapay zekayı müşteriyi yönetmek için değil, müşteriye daha iyi bir deneyim sunmak ve ekibi doğru yerde konumlandırmak için kullanmak üzerine kurulu. Millenicom, müşteri temaslarından elde edilen veri analitiği doğrultusunda yıl sonuna kadar tüm müşteri işlemleri için yapay zeka destekli deneyim modellerini tüm dijital kanallara entegre etmeyi planlıyor.
Çok Ülkeli Üretimde ERP’nin Yeni Rolü: Global Standart, Yerel Uyum
Birden fazla ülkede üretim yapan şirketler, ortak süreç standardını korurken yerel mevzuat, dil, raporlama ve üretim gerekliliklerine uyum sağlamak zorunda. Kurumsal yazılım pazarının küresel oyuncularından Industrial Application Software (IAS), global projelerde edindiği deneyim ve Canias’ın esnek, entegre ve çok ülkeli operasyonlara uyum sağlayabilen mimarisiyle şirketlerin farklı ülkelerdeki üretim süreçlerini tek ERP standardı üzerinde yönetebilmesini sağlıyor.
Global üretim ağları genişledikçe şirketler için operasyonel büyüme yalnızca yeni pazarlara açılmak veya farklı ülkelerde üretim kapasitesi kurmak anlamına gelmiyor. Her yeni ülke; farklı mevzuat, dil, raporlama standardı, tedarik yapısı, mali süreçler ve üretim pratiklerini beraberinde getiriyor. Bu nedenle çok ülkeli üretim yapan şirketler için kurumsal kaynak planlamasının (ERP) değeri, tüm operasyonları tek tip bir yapıya zorlamasında değil; ortak kurumsal standardı yerel gerekliliklerle birlikte yönetebilmesinde ortaya çıkıyor.
Deloitte’un 2026 Manufacturing Industry Outlook Raporu, üreticilerin son dönemdeki global belirsizlik ve karmaşıklıklar karşısında rekabetçi, çevik ve dayanıklı kalabilmek için teknoloji yatırımlarını artırdığını ortaya koyuyor. Rapora göre, 600 üretici şirketin yöneticisiyle yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 80’i iyileştirme bütçelerinin en az yüzde 20’sini akıllı üretim projelerine ayırmayı planlıyor. Global üretim yapan şirketler için dijital altyapılar artık verimliliğin yanı sıra görünürlük ve uyum kabiliyeti açısından da kritik hale geliyor.
Global büyüme ortak veri dili gerektiriyor
Birden fazla ülkede üretim yapan şirketlerin karşılaştığı temel zorluk, merkezden bakıldığında tüm operasyonları karşılaştırılabilir ve ölçülebilir hale getirirken, sahada her ülkenin kendi operasyonel gerçekliğine uyum sağlayabilmek. Merkez ofis ortak raporlama, maliyet kontrolü, stok görünürlüğü, kalite standartları ve süreç disiplini isterken; yerel operasyonlar farklı mevzuatlara, üretim alışkanlıklarına, dil ihtiyaçlarına, tedarik dinamiklerine ve iş yapış biçimlerine göre esneklik talep ediyor.
Bu denge kurulamadığında, şirketler ülkeler arasında parçalanmış sistemlerle çalışmak zorunda kalabiliyor ya da merkezi ERP standardı yerel operasyonların ihtiyaçlarına yeterince yanıt veremiyor. Global üretimde sürdürülebilir dijitalleşme, merkezi görünürlük ile yerel uyumu aynı platform üzerinde buluşturabilen bir dijital omurga gerektiriyor.
Canias, global standart ile yerel esnekliği aynı platformda buluşturuyor
IAS’ın geliştirdiği Canias ERP, esnek, entegre, standartlaştırılmış ve sürdürülebilir yapısıyla farklı sektör ve ölçeklerdeki şirketlerin dijital dönüşüm ihtiyaçlarına uyum sağlayan bütünleşik bir kurumsal yazılım platformu olarak konumlanıyor. IAS’ın 35 yılı aşkın deneyimi, 32’den fazla ülkedeki varlığı, 1.400’ün üzerinde müşterisi ve 70.000’i aşkın eş zamanlı kullanıcısı, şirketin global ölçekte edindiği proje deneyimini destekliyor.
Canias’ın esnek mimarisi, çok ülkeli üretim yapan şirketlerin ortak süreç standardını korurken yerel gerekliliklere uyum sağlayabilmesine imkan tanıyor. Platformun entegre yapısı; üretim, finans, tedarik, stok, kalite, satış, insan kaynakları ve raporlama gibi farklı iş süreçlerini tek veri zemini üzerinde buluşturuyor. Böylece şirketler farklı ülkelerdeki operasyonlarını birbirinden kopuk sistemler yerine, merkezi görünürlük sağlayan ortak bir standart üzerinden yönetebiliyor.
“ERP, global standardı yerel gerçeklerle yönetebilmeli”
IAS CTO’su Bahtiyar Tan, çok ülkeli üretim yapan şirketlerde ERP’nin rolünün giderek daha stratejik hale geldiğini belirterek şunları söyledi: “Global ölçekte üretim yapan şirketler için ERP’nin temel görevi, tüm ülkeleri aynı kalıba sokmak değil; global şirket standardını korurken her ülkenin yerel mevzuatına, diline, üretim akışına ve raporlama ihtiyacına uyum sağlayabilen esnek bir mimari kurabilmektir. Canias’ın modüler ve entegre yapısı, şirketlere farklı ülkelerdeki operasyonlarını tek veri zemini üzerinde yönetme, karşılaştırma ve ölçekleme imkanı sunuyor. Böylece merkez ofis stratejik görünürlük kazanırken, yerel ekipler de kendi operasyonel gerçekliklerine uygun bir yapıyla verimli çalışabiliyor.”
Canias’ın kaynak koda erişim ve yüksek özelleştirme esnekliği sunan yapısı, global şirketlerin kendi süreçlerine uyum sağlayabilen sürdürülebilir bir dijital altyapı kurmasına destek oluyor. IAS’ın kendi yazılım geliştirme teknolojisiyle şekillenen bu yapı, farklı ülkelerde ortaya çıkan ihtiyaçların daha hızlı karşılanmasına ve platformun şirketlerin değişen operasyonel gerekliliklerine göre uyarlanmasına imkan tanıyor.
Continental, 5. Nesil Otobüs Lastikleri ile Toplu Ulaşıma Katkı Sağlıyor
Continental, şehir içi ve şehirlerarası yolcu taşımacılığı için geliştirdiği otobüs lastikleriyle, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de operasyonel verimlilik açısından sektörde yeni standartları belirliyor.
Türkiye’de özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyükşehir belediyeleri elektrikli ve düşük emisyonlu otobüslere yatırımlarını hızlandırıyor. 2024’ten bu yana Türkiye’de hizmete giren yeni nesil elektrikli otobüs filolarının sayısı giderek artarken, filo yöneticileri hem menzil hem de işletme maliyetleri konusunda daha verimli çözümler arıyor. Continental’in geliştirdiği yeni otobüs lastikleri, Türkiye’deki bu dönüşüme doğrudan katkı sağlayarak, belediyelerin ve ulaştırma firmalarının karbon emisyonlarını azaltmalarına, yakıt maliyetlerini düşürmelerine ve yolculara daha konforlu bir seyahat sunmalarına imkân sağlıyor.
Şehir İçi Toplu Taşımada Verimlilik: Conti Urban HA 5
Continental’in 5. nesil ticari araç lastiği ailesinin en önemli üyelerinden biri olan Conti Urban HA 5, şehir içi otobüs filoları ve toplu taşıma işletmecileri için yüksek verimlilik ve güvenlik sunuyor. Şehir içi ulaşımın zorlu dur-kalk koşullarına ve yüksek yük kapasitesi ihtiyaçlarına mükemmel uyum sağlayan Conti Urban HA 5, düşük yuvarlanma direnci ve gelişmiş sırt hamuru sayesinde yakıt ve enerji tüketimini minimize ederken uzun kilometre ömrü sağlıyor.
Gürültü seviyesini azaltan ve her mevsim yüksek yol tutuşu sağlayan desen tasarımı ile öne çıkan Conti Urban HA 5, entegre sensör altyapısı ve dijital çözümleri destekleyen yapısıyla filo yöneticilerine lastik durumunu optimize etme imkânı veriyor. Bu özellikler, belediyeler ve toplu taşıma işletmecileri için verimliliği artırırken toplam işletim ve bakım maliyetlerinde de önemli tasarruf sağlıyor.
Veri Merkezlerinde Akıllı TCO Stratejisi
Veri Merkezlerinde UPS Seçiminde Toplam Sahip Olma Maliyeti Yaklaşımı Öne Çıkıyor
Yapay zeka ve yüksek yoğunluklu bilgi işlem uygulamalarının yaygınlaşması, veri merkezlerinde güç altyapısının maliyet ve verimlilik açısından yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Legrand UPS Avrupa Ticari Direktörü Mark Murphy, UPS seçiminde ilk yatırım maliyetinin yanı sıra sistemin tüm kullanım ömrünü kapsayan Toplam Sahip Olma Maliyeti’ne (TCO) odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Veri merkezlerinde enerji tüketimi, bakım, batarya değişimleri, kapasite artışları ve olası kesintiler, UPS’in kullanım ömrü boyunca ortaya çıkan toplam maliyeti doğrudan etkiliyor. Intelligent Data Centres dergisinde yayımlanan makalesinde Mark Murphy, UPS yatırımlarının 10–15 yıllık kullanım perspektifiyle değerlendirilmesinin önemini ele alıyor.
UPS Verimliliğindeki %1’lik Fark, 10 Yılda 250 Bin Euro Ek Maliyet Yaratabiliyor
Bir UPS sisteminin TCO’su yalnızca satın alma ve kurulum maliyetlerinden oluşmuyor. Enerji tüketimi, bakım ve onarım, batarya değişimleri, gelecekteki kapasite ihtiyaçları ve olası kesintilerin maliyeti de toplam sahip olma maliyetinin önemli parçalarını oluşturuyor.
Özellikle büyük ölçekli veri merkezlerinde enerji verimliliğindeki küçük farklılıklar, uzun vadede önemli maliyet sonuçları yaratabiliyor. Makalede verilen örneğe göre, 1 MW’lık ve %98 verimlilikle çalışan bir UPS 10 yılda yaklaşık 1,5 milyon kWh enerji kaybederken, %97 verimlilikteki benzer bir sistemde bu kayıp 2,7 milyon kWh’ın üzerine çıkabiliyor.
Yalnızca %1’lik verimlilik farkı, 10 yıllık dönemde yaklaşık 250 bin Euro ilave enerji maliyeti ve 700 tonun üzerinde ek karbon emisyonu anlamına gelebiliyor. Bu hesaba, daha düşük verimlilik nedeniyle oluşabilecek ek soğutma ihtiyacı dahil değil. Silicon Carbide (SiC) gibi yeni nesil yarı iletken teknolojileri ise %98’in üzerinde verimlilik seviyelerine ulaşılmasına yardımcı olarak enerji tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.
Kesintiler, Bakım ve Bataryalar Yönetimi TCO’yu Şekillendiriyor
UPS yatırımlarında enerji tüketiminin yanı sıra sistemin kullanılabilirliği de toplam maliyet açısından önem taşıyor. Modüler mimari, hot-swap bileşenler, uzaktan izleme ve kestirimci bakım gibi özellikler arızaların daha hızlı tespit edilmesine ve müdahale sürelerinin kısaltılmasına yardımcı olabiliyor. Özellikle modüler UPS mimarisinde Mean Time to Repair (MTTR) süresinin azaltılması, olası arızaların uzun süreli kesintilere dönüşmesini önlemeye katkı sağlıyor. Önden erişim, dahili diagnostik ve gerçek zamanlı veri işleme gibi özellikler de bakım süreçlerinin daha etkin yönetilmesine yardımcı olurken, ekipmanın durum verilerinin sürekli izlenmesi kestirimci bakım uygulamalarını destekliyor.
TCO hesaplamasında bataryaların da yaşam döngüsü boyunca yarattığı maliyetlerin dikkate alınması gerekiyor. Satın alma bedelinin yanı sıra şarj, izleme, bakım, değiştirme, bertaraf ve kapladığı alan gibi unsurlar toplam maliyeti etkiliyor. Gelişmiş batarya yönetimi ve BMS entegrasyonu ise batarya kullanımının optimize edilmesine ve olası arızaların daha erken belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
Güç Altyapısında “Pay-as-you-grow” Dönemi
Yapay zeka iş yüklerinin hızlı değişimi, veri merkezlerinin gelecekte ihtiyaç duyacağı kapasitenin öngörülmesini zorlaştırıyor. Modüler UPS mimarileri, kapasitenin ihtiyaç doğrultusunda artırılmasına olanak tanıyarak başlangıçta gereğinden fazla kapasiteye yatırım yapılmasının önüne geçebiliyor.
“Pay-as-you-grow” yaklaşımı, güç altyapısının veri merkezinin iş yükleriyle birlikte büyütülmesine olanak sağlıyor. Makalede, modüler sistemlerin %40–80 yük seviyelerinde tutulabilmesinin de UPS’in yüksek verimlilik seviyelerinde çalışmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
BANKACILIKTA YENİ DÖNEMİ YAPAY ZEKÂ AJANLARI VE ONLARIN SÜREÇLERE NE KADAR ETKİN ENTEGRE EDİLDİĞİ BELİRLEYECEK
Türkiye’de geliştirdiği yenilikçi bankacılık teknolojileriyle uluslararası pazarlarda büyüyen GTech, Karadağ’da düzenlenen INFINTECH 2026’da bankacılığın geleceğine ışık tuttu. GTech Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Öztürk, yapay zekânın analiz ve karar destek mekanizması olmanın ötesine geçerek AI Agent’lar aracılığıyla bankacılık süreçlerinin aktif bir parçası haline geldiğine dikkat çekti. Öztürk, bu yeni dönemde rekabet avantajının yalnızca yapay zekâ yetkinliklerinden değil, bu sistemleri gerçek zamanlı ve güvenli biçimde çalıştırabilecek güçlü veri altyapılarından ve modern, entegre teknoloji mimarilerinden doğacağını vurguladı.
Bankacılık, veri ve yapay zekâ alanlarında çözümler geliştiren GTech, 8-9 Ekim’de Porto Montenegro’da düzenlenen INFINTECH 2026’da bankacılığın geleceğine ilişkin vizyonunu paylaştı. GTech Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Öztürk, “Veriden Aksiyona: Akıllı ve Dijital Öncelikli Bankayı İnşa Etmek” başlıklı konuşmasında, yapay zekânın bankacılıkta rekabetin kurallarını değiştirdiğine dikkat çekti.
Öztürk, güçlü bir mobil bankacılık deneyiminin geçmişte önemli bir farklılaşma unsuru olduğunu, bugün ise müşterilerin temel beklentisi haline geldiğini belirtti. Mobil bankacılığın güçlü bir müşteri deneyimi sunmasının artık rekabet avantajından çok temel bir beklenti haline geldiğini belirten Öztürk, bankaların yeni dönemde veri, zekâ, entegrasyon ve hız olmak üzere dört temel yetkinliği birlikte ele alması gerektiğini söyledi.
İbrahim Öztürk, “Yapay zekâ bir kararı milisaniyeler içinde verebiliyor ancak bir bankanın bu kararı hayata geçirmesi aylar sürüyorsa, sorun yapay zekâda değil, mimaride” sözleriyle yapay zekânın tek başına yeterli olmadığının altını çizdi. Bu yaklaşımın, bankacılıkta geleneksel analitik anlayışın dönüşümünü de beraberinde getirdiğini söyleyen Öztürk; “Verinin değeri; ne kadarının depolandığı ile değil ne kadar nitelikli karar ürettiğiyle ölçülür. GTech’in “Decision Intelligence” yaklaşımı, yalnızca geçmişte ne olduğunu anlamak veya gelecekte ne olacağını tahmin etmekle kalmıyor aynı zamanda ‘Şimdi ne yapmalıyız?’ sorusuna yanıt üretmeye odaklanıyor” dedi.
Entegrasyon, Hızın Belirleyicisi Haline Geliyor
Bankaların yapay zekâ yatırımlarından gerçek iş sonuçları elde edebilmesinde entegrasyonun kritik bir rol üstlendiğini belirten Öztürk, farklı sistemlerin ve teknolojilerin birbiriyle hızlı ve güvenli şekilde çalışmasının artık teknik bir gerekliliğin ötesine geçtiğini vurguladı. GTech’in Symphony Labs çözümü; API yönetimi, güvenlik, yönetişim ve servis orkestrasyonu yetkinlikleriyle yapay zekâ tarafından üretilen kararların bankacılık sistemlerinde aksiyona dönüşmesini destekliyor. Öztürk bu dönüşümü, “Entegrasyonu yalnızca bir ara katman olarak görmüyoruz. Entegrasyonu dijital bankanın hız katmanı olarak değerlendiriyoruz. Ne kadar hızlı entegre olursanız, o kadar hızlı inovasyon gerçekleştirebilirsiniz” sözleriyle özetledi.
GTech’in Symphony Banking, Symphony Lending, Symphony Digital, Symphony Analytics, Symphony Labs ve EyeQube çözümleri, bankaların mevcut teknoloji altyapılarını koruyarak aşamalı bir dönüşüm gerçekleştirmesine olanak sağlıyor.
KOKU SEKTÖRÜNÜN İHRACAT ROTASI GENİŞLİYOR
Türkiye’de parfüm ihracatı 2026 yılının ilk altı ayında yüzde 18,1 artarken, sanayide kullanılan koku verici maddelerin ihracatında yüzde 15,4’lük yükseliş kaydedildi. Sektördeki ivmeye paralel olarak ihracatını 2026 yılında yüzde 200 artırmayı öngören Auran Kozmetik CEO’su Abdullah Karataş, “2027’de ihracat gelirimizi yüzde 100 artırarak dış pazarlardaki büyümemizi hızlandırmayı hedefliyoruz” dedi. İlk resmî ihracatını KKTC’ye gerçekleştiren ve bugün altı ülkeye ürün gönderen Auran Kozmetik, Balkan ülkelerinde özellikle parfüm, vücut spreyi ve ev kokulandırma ürünleriyle büyürken, yeni dönemde MENA Bölgesi’ne açılmaya hazırlanıyor.
Türkiye’nin parfüm ve koku sektöründeki ihracat artışı, yerli markaların dış pazarlara yönelik yatırımlarını hızlandırdı. Kayseri’de üretim yapan Auran Kozmetik, ihracatın toplam cirosu içindeki payını 2027 yılında yüzde 10’a çıkarmayı planlıyor.
SEKTÖRDEKİ İHRACAT ARTIŞI AURAN’I YENİ PAZARLARA TAŞIYOR
Auran Kozmetik CEO’su Abdullah Karataş, şirketin ihracat performansı ve yeni pazar hedeflerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “2026 yılını toplam ciroda yaklaşık yüzde 50, ihracatta ise yüzde 200 büyümeyle kapatmayı öngörüyoruz. Bugün altı ülkeye ürün gönderiyoruz. Balkan ülkelerinde parfüm, vücut spreyi ve ev kokulandırma ürünlerimize güçlü bir talep var. 2027’de ihracat gelirimizi yüzde 100 artırmayı, ihracatın toplam ciromuzdaki payını yüzde 10’a çıkarmayı ve MENA Bölgesi’ne açılmayı hedefliyoruz. Önceliğimiz yalnızca ülke sayısını artırmak değil, girdiğimiz pazarlarda kalıcı dağıtım ağları kurmak.”
Karataş, üretim ve satış altyapısını ihracat hedeflerine göre güçlendirdiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “118’den fazla ülkeye ulaşma hedefimizi e-ihracat, distribütörlük ve fiziksel perakendeyi kapsayan çok kanallı bir model üzerine kurduk. Kayseri’deki 5 bin metrekarelik tesisimize yaptığımız yaklaşık 30 milyon TL’lik makine yatırımıyla yıllık üretim kapasitemizi tek vardiyada 7 milyon, üç vardiyada 21 milyon adede kadar çıkarabilecek altyapıya ulaştık. Üretimde kullandığımız girdilerin yüzde 65’ini Türkiye’den temin ediyoruz. Yerli ham madde kullanımını ve tedarikçi iş birliklerini artırarak dışa bağımlılığımızı azaltmayı ve ihracattaki rekabet gücümüzü yükseltmeyi amaçlıyoruz.”
📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım
Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.






