Magazin-Yaşam

ERÜ’de “2025 Yılı Araştırma Performans Ödül Töreni”, Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı Kayseri’de, Alkol araştırması, diğer magazin-yaşam, sağlık, eğitim-kültür haberleri

ERÜ’de “2025 Yılı Araştırma Performans Ödül Töreni” Düzenlendi 

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) tarafından “2025 Yılı Araştırma Performans Ödül Töreni” düzenlendi.

Sabancı Kültür Sitesi’nde düzenlenen törene; Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, YÖK Üyesi ve ERÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derviş Karaboğa, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Oktay Özkan, M. Hakan Poyrazoğlu ve Prof. Dr. Cevdet Kırpık, Genel Sekreter Prof. Dr. İbrahim Narin, Genel Sekreter Yardımcıları Prof. Dr. Afşın Alper Cerit ve Dr. Oktay Musa Kayırga, senato üyeleri, fakülte dekanları, akademisyenler katıldı.

Etkinliğin açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, Araştırma ekosistemini dahada genişletme gayretiyle çalışmalar yürüttüklerini belirterek,  “Geleneksel olarak yaptığımız bu programın her daim artarak devam etmesi, üniversitemizin kurumsal yapısı için de bence son derece önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Ama bizim asıl amacımız bu araştırma ekosistemini nasıl daha da genişletebiliriz. Çünkü burada çekirdek bir Ar -Ge süreçlerinde olan hocalarımızı biz her daim olumlu olarak görüyoruz. Bizim için her araştırmacımız, her akademisyenimiz gözümüzde aynı öneme sahiptir. Onların özlük haklarından tutun da süreçlerde ihtiyaçlar olduğu zaman bir araya gelip konuşabilmek de bizim en temel görevlerimiz arasındadır. Burada amacımız daha çok araştırmacıyı sisteme katabilmektir” dedi.

Araştırma Dekanı Prof. Dr. Gökmen Zararsız da yaptığı konuşmada Ar- Ge Park araştırma inovasyon kompleksinde tam kapasite çalışmaya devam ettiklerine dikkat çekerek, “Üniversitemizin dinamikleri doğrultusunda iki yeni odak proje de başlatmış bulunuyoruz. Bunlardan biri disiplinler arası araştırma ekosistemini daha da genişletmek ve proje kültürünü yaygınlaştırmak. Diğeri ise ürün odaklı araştırma projeleri” diye konuştu.

Açılış konuşmalarının ardından ödül törenine geçildi. Ödül töreninde, 2025 yılında çeşitli araştırma projelerinde yüksek performans gösteren akademisyenlere teşekkür belgesi takdiminde bulunuldu.

Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı Kayseri’de Ailelerle Buluşuyor

Hayat Kimya’nın bebek bakım kategorisindeki markası Molfix’in 7 yıldır sürdürdüğü Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı yeni bir döneme giriyor. 

Türkiye genelinde 10 pilot ilde hayata geçirilen programın yeni döneminde yıl sonuna kadar yaklaşık 10 bin aileye ulaşılması hedefleniyor. Bu illerden biri olan Kayseri’de en az 1.000 ailenin eğitimlere katılması bekleniyor.  

T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle yeni içeriklerle genişletilen program; anne ve baba adaylarını, 0-3 yaş arası bebeği olan anne babaları ve bakım verenleri kapsayacak. 

Eğitim programı; güvenli bağlanmanın yalnızca bireysel değil aynı zamanda ailenin korunması ve güçlendirilmesi, eğitim, toplumsal refah ve kalkınma açısından da kritik bir konu olduğu anlayışıyla yürütülüyor. 

Bebeklerin hayata sağlıklı, mutlu ve güvenli bir başlangıç yapmalarını destekleyen Molfix’in, “Bir çocuğun yaşamının ilk yıllarında kurduğu ilişkiler, hissettiği güven duygusu ve gördüğü duyarlı bakım; yalnızca bireysel gelişimini değil, gelecekte kuracağı ilişkileri, topluma katılımını ve yaşam kalitesini de şekillendirir” anlayışıyla hayata geçirdiği Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, 7. yılında kapsamını genişletiyor.

Güvenli bağlanmanın yaşam boyu gelişim üzerindeki belirleyici etkisinden hareketle geliştirilen eğitim programı, 7 yılda sahada güçlü karşılık bulan bir toplumsal fayda modeline dönüştü. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle yeni içeriklerle zenginleştirilerek hayata geçirilen yeni dönemde, programın Türkiye genelinde daha fazla aileye ulaşması hedefleniyor.

Programın ilk aşamada uygulanacağı 10 pilot il arasında yer alan Kayseri’de, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve Sosyal Hizmet Merkezleri aracılığıyla yürütülecek eğitimlerle ailelerin güvenli bağlanma, çocuk gelişimi ve anne baba olma becerileri konusunda desteklenmesi hedefleniyor.

Yeni dönemde hedef yaklaşık 10 bin aileye ulaşmak

Program kapsamında bebek bekleyen anne ve baba adayları, 0-3 yaş arası bebeği olan anne babalar ve bakım verenlere yönelik güvenli bağlanma eğitimleri ile bilinçlendirme ve destek çalışmaları yürütülecek. Programın ilk aşaması; Ağrı, Ankara, Aydın, Bursa, Kayseri, Kocaeli, Mardin, Mersin, Samsun ve Şanlıurfa olmak üzere 10 pilot ilde hayata geçirilecek.

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri ve Sosyal Hizmet Merkezlerinde görevli uzman personel aracılığıyla gerçekleştirilecek eğitimlerle her ilde en az 1.000 aileye, proje sonunda ise yaklaşık 10 bin aileye ulaşılması hedefleniyor.

Eğitimlerle ailelerin bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor

Uzman akademisyenler rehberliğinde hazırlanan program kapsamında anne babalar ve bakım verenlerin, 0-3 yaş arası çocukların gelişim dönemleri, çocuk yetiştirme becerileri, güvenli bağlanma, stres yönetimi, duyarlı bakım ve anne baba olma psikolojisi alanlarında bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Ayrıca anne baba-bebek etkileşimini destekleyen teknikler, aile içi etkili iletişim, sağlıklı iletişim modelleri, iletişim engelleri ve çatışma faktörlerine ilişkin farkındalık oluşturulması gibi konular da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

YEŞİLAY TÜRKİYE ALKOL ARAŞTIRMA RAPORU’NU YAYIMLADI: İLK ALKOL DENEYİMİ

18 YAŞINDAN ÖNCE YAŞANIYOR

Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele alanında yürüttüğü bilimsel çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti Raporu, Türkiye Kumar Raporu ve Türkiye Tütün Raporu’nun ardından hazırlanan Türkiye Alkol Araştırma Raporu’nu 24 Haziran’da düzenlediği programda kamuoyuyla paylaştı. Rapor, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koyarken, gençlerin korunmasına yönelik politika önerilerine de dikkat çekiyor.

TÜRKİYE’DE HER 5 KİŞİDEN 1’İ EN AZ BİR KEZ ALKOL KULLANDI

Araştırmaya göre Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2’si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi.

Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye’de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü.

ALKOLE BAŞLAMA YAŞI ORTALAMA 19,4

Rapora göre alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi.

Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi.

ALKOL DÜNYADA HER YIL 2,5 MİLYONDAN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUYOR

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200’den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor.

KORUYUCU POLİTİKALARA TOPLUM DESTEĞİ YÜKSEK DÜZEYDE

Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi.

“DÜNYADA HER YIL YAKLAŞIK 2 MİLYON 600 BİN İNSAN ALKOL NEDENİYLE HAYATINI KAYBEDİYOR”

Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, sözlerine bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu belirterek başladı.  Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor.”

“81 İLDE BULUNAN YEŞİLAY DANIŞMANLIK MERKEZLERİMİZLE İNSANIMIZIN YANINDAYIZ”

Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çeken Dinç, “Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz.

Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM’larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle 1.500’ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.

“ALKOL KULLANIMINA NE KADAR ERKEN YAŞTA BAŞLANIRSA BAĞIMLILIK RİSKİ O KADAR ARTIYOR”

Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye’nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bilici, “Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.” dedi.

Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerinin gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ettiğine dikkat çeken Bilici, yaş sınırlamalarının önemli bir koruyucu işlev gördüğünü vurguladı.

“ALKOL BİLİNÇLİ BİR ÇILGINLIKTIR”

“Alkol bilinçli bir çılgınlıktır” diyen Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, “Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.

“ALKOL KANSERİN BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ”

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. Eren, alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz” ifadelerini kullandı.

Eğitim Teknolojilerinin Küresel Liderleri TETZ 2026 İçin İstanbul’da Buluşuyor

Millî Eğitim Bakanlığı himayesinde bu yıl “Dijital Çağda İnsan Yetiştirmek: Barış Kültürü, Değerler, Kimlik ve Gelecek” temasıyla düzenlenecek Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), 20’den fazla yabancı bakanı, uluslararası kuruluşların temsilcilerini ve dünya çapında tanınan liderleri 26-28 Haziran tarihlerinde İstanbul’da bir araya getirecek.

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı himayelerinde bu yıl yedincisi düzenlenecek olan Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), 26-28 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul Pullman Otel’de kapılarını açıyor. 

Resmi açılış ve protokol töreni 26 Haziran’da gerçekleşecek olan TETZ 2026 kapsamında, yapay zekânın eğitimi nasıl dönüştürdüğü ve insanlığın ortak geleceği için nasıl bir fırsata dönüştürülebileceği küresel ölçekte ele alınacak. Eğitim, teknoloji ve kamu politikalarının kesişimindeki en güncel gelişmeler masaya yatırılacak. 

20’den fazla bakan ve küresel lider İstanbul’da

Bu yıl ana teması “Dijital Çağda İnsan Yetiştirmek: Barış Kültürü, Değerler, Kimlik ve Gelecek” olarak belirlenen zirve, uluslararası arenada tanınan çok sayıda prestijli ismi İstanbul’da ağırlayacak.

Zirvenin konuşmacıları arasında, Avrupa Konseyi’nin İlk Başkanı ve Belçika Başbakanı (2008–2009) Herman Van Rompuy, UNESCO Genel Direktörü (2009–2017) ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova, Kosta Rika Cumhurbaşkanı (1994–1998) ve Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen, Finlandiya Cumhurbaşkanı (2012–2024) Sauli Niinistö, Alibaba Avrupa Başkanı (2015–2020), Küresel Dijital Ticaret ve Teknoloji Lideri James Hardy, Twitter Avrupa Başkan Yardımcısı (2012–2020), Geleceğin Çalışma Kültürü ve Liderlik Uzmanı Bruce Daisley, Amazon Web Services Türkiye Kamu Sektörü Ülke Müdürü Levent Kanpolat, Yandex Türkiye Kamu İlişkileri Kıdemli Yöneticisi Serkan Çakır ve AçıkBeyin Kurucu Başkanı Prof. Dr. Sinan Canan yer alıyor. Bu isimlerin yanı sıra uluslararası kuruluşların temsilcileri, akademisyenler, girişimciler ve teknoloji öncüleri de görüşlerini katılımcılarla paylaşacak.

Küresel dönüşümü “Devletler Perspektifi”, “Kurumlar Perspektifi” ve “Şirketler Perspektifi” olmak üzere üç farklı açıdan ele alacak olan zirveye, 20’den fazla yabancı bakan, uluslararası karar vericiler, yatırımcılar ve dünya genelinden konuşmacılar katılacak.

Yoğun İş Temposunda Sağlık Rutini:

HUAWEI WATCH FIT 5 Serisi ile Bütünsel Yaşam Ritmi 

Modern çalışma hayatı; uzun süren masa başı toplantıları, yoğun seyahat programları ve kaçınılmaz olarak hareketsiz bir yaşam tarzını beraberinde getiriyor. Pek çok profesyonel için gün sonunda spor salonuna saatler ayırmak sürdürülebilir bir seçenek olmaktan çıkarken, kalıcı sağlıklı alışkanlıklar kazanmanın yolu gün içine yayılan mikro hareketler ve biyolojik ritim farkındalığından geçiyor. Giyilebilir teknoloji alanındaki son gelişmeler de bu ihtiyacı doğrudan destekliyor. HUAWEI WATCH FIT 5 Serisi, sporu ve bedensel farkındalığı büyük bir organizasyon olmaktan çıkarıp, günün her anına yayılan bütünsel bir fayda modeline dönüştürüyor.

Günlük Yaşam Akışında Kesintisiz Biyolojik Ritim Takibi

Gün içinde aktif ve sağlıklı kalmak, karmaşık programlar veya katı kurallar gerektiriyor. HUAWEI WATCH FIT 5 Serisi, sabah uyanıştan gece uykusuna kadar geçen tüm süreci tek bir bütünsel akış olarak ele alıyor. HUAWEI TruSleep teknolojisiyle gece boyunca uyku kalitesini analiz ederek güne ne kadar zinde başlandığını raporlayan sistem, gün içinde uzun süre hareketsiz kalındığında devreye giren hareketsizlik bildirimleriyle kullanıcıyı omuz ve boyun kaslarını gevşetmeye davet ediyor. Gün içindeki kısa molalarda atılan adımlar ve harcanan kaloriler entegre sistemler tarafından hassasiyetle izlenirken, akıllı saatte yer alan gelişmiş Döngü Takibi özelliği kadın kullanıcıların fiziksel ve duygusal değişim dönemlerini doğrudan bilekten kontrol etmelerini sağlayarak günlük yaşam konforunu en üst seviyeye çıkarıyor.

Genişleyen Üçüncü Parti Uygulama Ekosistemi ile Günlük Desteğin Fazlası

Cihaz, standart takip özelliklerinin ötesine geçerek geniş bir üçüncü parti uygulama ekosistemiyle kişiselleştirilmiş bir sağlık yönetimi sunuyor. Fiziksel aktivitelerini biyolojik ritimleriyle uyumlu hale getirmek isteyen kullanıcılar, ünlü koşu koçu Candela Pérez tarafından kurulan kadın koşu topluluğu The Ginger Club entegrasyonu sayesinde antrenman programlarını doğrudan akıllı saatleri üzerinden yönetebilir ve koşu rotalarını senkronize edebilirler. Gelişmiş veri analitiği ihtiyacı için devreye giren dünyanın önde gelen kadın sağlığı platformu Clue entegrasyonu ise vücut sıcaklığı değişimlerini ve uyku kalitesi verilerini otomatik olarak senkronize ederek fizyolojik durumu bilimsel temellere dayanıyor. Gece dinlenme fazına geçildiğinde de arka planda çalışmaya devam eden bu ekosistem, kullanıcının bir sonraki güne en yüksek enerjiyle hazırlanmasını sağlıyor.

AVM Metrekare Verimlilik Endeksi, Mayıs 2026 döneminde, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 41,7 arttı 

AYD ve Akademetre Research iş birliğiyle hazırlanan AVM Endeksi’nin Mayıs 2026 sonuçlarına göre, metrekare verimlilik endeksi, geçen yılın aynı ayına kıyasla nominal olarak yüzde 41,7 artarak 5.990 puan olarak kaydedildi. Mayıs 2026’da yıllık enflasyon oranının yüzde 32,61 olduğu dikkate alındığında, metrekare başına ciro artışının enflasyonun üstünde gerçekleştiği görülüyor.

Endeks sonuçlarını yorumlayan Ekonomist Fatih Keresteci şunları söyledi: “AVM ciro endeksi 2026 yılı mayıs ayında, geçen yılın aynı dönemine göre nominal olarak %41,7 büyüdü. Bu oran, geçen yılın aynı ayına göre reel olarak %6,9’luk bir büyümeye işaret ediyor. Gerek manşet gerekse de kategori verileri Bayram tatili ve etkilerini açık bir şekilde yansıtıyor. Şöyle ki, uzun Kurban Bayramı tatili, öncesi ve süresince tüketim eğilimini kuvvetlendirmiş ve bu da AVM’lerde büyük ve geniş çaplı bir hareketliliğe sebebiyet vermiş. Üstelik, 2025 yılında Bayram tatili haziran ayına denk geldiğinden dolayı baz etkisi de 2026 verisinin yüksek oranlı olmasına yardımcı olmuş. Kategori bazlı rakamlar bu tanımı daha da pekiştiriyor. Son dönemin zayıf alanı olan eğlence ve hobide yıllık büyüme %74 gibi etkileyici bir oranda gerçekleşmiş. Hediyelik eşya, oyuncak, sinema ve eğlence, çocuk oyun, hobi, kitap ve dergi gibi alanları kapsayan bu kategorideki canlılığın ana nedeni Bayram etkisi.”…

Altın Yunus Yolculuğu Başlıyor: Boğaziçi Film Festivali Yarışmaları İçin Başvurular Açıldı! 

Türkiye’nin önemli sinema buluşmalarından Boğaziçi Film Festivali, 14. yılında yeniden sinemacıları ve sinemaseverleri bir araya getirmeye hazırlanıyor. 8-15 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin ulusal ve uluslararası yarışma bölümleri için başvuru süreci başladı.

Yarışma Kategorileri İçin Son Tarih 15 Eylül 2026

Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından hayata geçirilen Boğaziçi Film Festivali, 14. yılında da sinemanın yaratıcı ve özgün örneklerini İstanbul’da bir araya getirmeye hazırlanıyor. Artistik Direktör Enes Erbay’ın koordinasyonuyla gerçekleşecek festival; Türkiye ve dünyadan dikkat çeken filmler, ustalık sınıfları, söyleşiler ve sektör etkinlikleriyle bir hafta boyunca şehri sinemanın odağına taşıyacak.

Bu yıl da Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj, Kısa Film ve Ulusal Belgesel Film olmak üzere dört ayrı film kategorisinde başvuruları kabul edecek olan festival, yeni sinemacıları desteklemeyi ve bağımsız sinema üretimini görünür kılmayı sürdürecek. Festival Başkanı Ogün Şanlıer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Boğaziçi Film Festivali olarak 14 yıldır sinemanın yaratıcı, cesur ve özgün seslerine alan açmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bu yıl da Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından gelen nitelikli yapımları İstanbul’da buluşturmayı hedefliyoruz. Yeni hikâyelerin keşfedilmesine katkı sunacak, sinema kültürünü besleyecek ve sektör profesyonelleriyle genç yetenekleri bir araya getirecek bir program hazırlıyoruz. Tüm sinemacıları filmleriyle bu yolculuğun bir parçası olmaya davet ediyoruz.” dedi.

Altın Yunus Yarışı İçin Başvurular Başladı

1 Ocak 2025 tarihinden sonra tamamlanmış filmlerin başvurabileceği Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alacak filmlere En İyi Filme verilen Altın Yunus’un yanı sıra; En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu dallarında da ödüller verilecek. 

Süre kısıtlaması olmadan Türkiye yapımı belgesel filmlerin katılabildiği Ulusal Belgesel Yarışması’nda da bu yıl yine, En İyi Ulusal Belgesel Film ve Jüri Özel ödülleri dağıtılacak. 

Türkiye’den ve dünyadan bağımsız sinema örneklerini bir araya getirmeye, yeni sinemacıları desteklemeye ve sinema endüstrisini güçlendirmeye devam eden festivalin Kısa Film Yarışmasında, En İyi Ulusal Kısa Kurmaca Film ile En İyi Uluslararası Kısa Kurmaca Film ödülü dağıtılırken yarışmada yer alan tüm filmler bu yıl da Ahmet Uluçay Büyük Ödülü için aday olacak. Ayrıca festivalin ulusal kısa film yarışmasında yer alan filmlerden biri İstanbul Medya Akademisi tarafından para ödülüyle desteklenen Genç Yetenek Ödülü’nü kazanacak.

Kız öğrenciler sanatın izinde yol alıyor!

İstanbul Modern ve Bosch Ev Aletleri’nin hayat geçirdiği, kız öğrencileri sanat eğitimiyle buluşturan “Bir Hayalin İzinde” projesi üçüncü yıl mezunlarını verdi.

İstanbul Modern ve Bosch Ev Aletleri’nin, sanat eğitiminde toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek amacıyla hayata geçirdiği “Bir Hayalin İzinde” programı, üçüncü yıl eğitimlerini tamamladı. Program, sanata ilgi duyan ve yaratıcılığını geliştirmek isteyen genç kızlara ilham veriyor. 

İstanbul’un farklı ilçelerindeki devlet okullarından seçilen lise öğrencileriyle sürdürülen program, üçüncü yılında 50 genç kızı daha mezun ederek toplamda 140 öğrenciyi hayalleriyle buluşturdu. İstanbul Modern Koleksiyonu’nda yer alan kadın sanatçılardan esinlenerek hazırlanan programda, öğrenciler, sanatçıların deneyimlerinden ilhamla kendi sanatsal ifade biçimlerini keşfetme fırsatı buldu. Program, seminer, atölye, branş dersleri ve çağdaş sanat tarihi eğitimlerinden oluşan zengin içeriğiyle dikkat çekti. 

“Bir Hayalin İzinde” projesi; akademisyenler, sanatçılar, küratörler ve müze uzmanlarıyla yürütüldü. Katılımcılar; resimden heykele, müzikten video sanatına kadar beş farklı branşta eğitim alırken, aynı zamanda sanat tarihine dair temel bilgiler, çağdaş sanatı anlama yöntemleri ve yaratıcı ifade araçlarıyla tanıştı. Programa eğitimci olarak katılanlar arasında Doç. Dr. Seda Yavuz, Burcu Perçin, Sibel Horada, Prof. Dr. Tuğçe Tuna, Asena Akan, Gül Ilgaz ve projenin aynı zamanda danışmanlığını yürüten Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün gibi alanında uzmanlar ve sanatçılar yer aldı.

Dokuz ay boyunca her hafta cumartesi günleri düzenlenen ücretsiz eğitimlerde, öğrenciler müze koleksiyonunu tanıma, sanat yapıtlarını analiz etme ve kendi üretimlerini gerçekleştirme fırsatı buldu. 

Bosch Ev Aletleri olarak bu anlamlı projenin bir parçası olmaktan gurur duyduklarını ifade eden Bosch Ev Aletleri Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar, “Bosch Ev Aletleri olarak “Ev işi herkesin işi” söylemimizle eşitliği evden başlatıyor, ürünlerimizle hayatı kolaylaştırıyoruz. Bu yaklaşımımızı evin dışına da taşıyarak, “Bir Hayalin İzinde” projesi ile sanat eğitiminde fırsat eşitliği sorumluluğunu üstlendik. Sanata tutkuyla bağlı kız öğrencilerimizin hayallerine uzanan yolculuğuna destek olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz’ dedi. 

Bagatelle Bodrum, Yalıkavak Marina’da Kapılarını Yeniden Açtı!

Fransız Riviera’sının ikonik yaşam tarzını Bodrum’un eşsiz yaz ritmiyle buluşturan Bagatelle Bodrum, Yalıkavak Marina’da yeniden misafirlerini ağırlıyor. Saint-Tropez’de doğan ve bugün dünyanın seçkin destinasyonlarında gastronomi ve eğlenceyi aynı çatı altında buluşturan Bagatelle, bu yaz da yalnızca bir restoran değil; gün batımından geceye uzanan canlı bir buluşma noktası olmaya devam ediyor.

Bagatelle Bodrum, Fransız Riviera’sının paylaşım odaklı ve sofistike sofra kültürünü Bodrum’un deniz, güneş ve açık hava yaşamıyla bir araya getiriyor. Misafirlerine Bagatelle’in dünya çapında tanınan imza lezzetlerini sunarken, odun ateşi ve paylaşım kültürü etrafında şekillenen özgün bir gastronomi deneyimi de yaşatıyor.

Sezon boyunca Bagatelle sahnesi, haftanın dört günü gerçekleşen Bagatelle Iconic Show’larıyla (Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Pazar) enerjisini yükseltirken, her Perşembe gecesi özel konuk DJ performanslarına ev sahipliği yapıyor. Haftanın her günü sahne alan resident DJ’ler ise gün batımından gece boyunca devam eden kesintisiz müzik akışıyla deneyimi tamamlıyor. Böylece Bagatelle Bodrum’da her akşam kendine özgü bir atmosfer ve tempo yaşanıyor.

SPOR YAPAN ÇOCUKLARDA KALP HASTALIKLARININ 4 ÖNEMLİ SİNYALİ! 

Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal, çocukların erken yaşta keyif alacakları spor branşlarına yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek “Ancak bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp hastalıkları, özellikle yoğun fiziksel aktivite sırasında ilk belirtilerini verebilir. Çoğu zaman ‘normal yorgunluk’, ‘kondisyonsuzluk’ veya ‘büyüme çağının etkisi’ olarak düşünülen bazı yakınmalar, aslında önemli bir kalp sorununun erken habercisi olabilir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir” diyor. Doç. Dr. Çilsal, spor yapan çocuklarda ailelerin dikkat etmesi gereken 4 önemli sinyali anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Koşarken göğüs ağrısı oluyorsa!

Her göğüs ağrısı kalp sebepli değildir; ancak egzersizle ortaya çıkan, tekrarlayan ve çocuğun oyunu bırakmasına neden olan ağrılar çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Koşarken, merdiven çıkarken, maç sırasında veya yoğun antrenmanda gelişen göğüs ağrısı; kalp kası hastalıkları, doğumsal koroner damar anomalileri ya da ritim bozukluklarının belirtisi olabilir.

Spor sırasında bayıldıysa!

Çocuklarda görülen bayılmalar çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı gelişebilse de spor veya egzersiz sırasında yaşanan bilinç kaybı dikkatle araştırılması gereken önemli bir belirtidir. Özellikle koşarken, yarışırken veya ani efor sırasında gelişen bayılmalar; ciddi ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları veya bazı doğumsal kalp problemleriyle ilişkili olabilir. Açlık, yorgunluk ya da tansiyon düşüklüğü akla gelebilse de spor sırasında gelişen bayılma ileri değerlendirme gerektirir.

Yaşıtlarından çabuk yoruluyorsa!

Spor sırasında yaşıtlarına göre belirgin şekilde çabuk yorulan, oyundan erken çıkmak isteyen veya nefes nefese kalan çocuklarda durum yalnızca kondisyon eksikliği olmayabilir. Özellikle düzenli spor yapmasına rağmen performans düşüklüğü yaşayan çocuklarda, bazı doğumsal kalp sorunları ya da kalbin çalışma kapasitesini etkileyen hastalıklar araştırılmalıdır.

ÜSKÜDAR’DA GÖÇÜN İNSAN HİKÂYELERİ FOTOĞRAFLARLA ANLATILDI

“Sınırların Ötesinde: Tanıklıklar” Fotoğraf Sergisi ziyaretçilerle buluştu.

Üsküdar Belediyesi tarafından Dünya Mülteciler Günü kapsamında düzenlenen “Sınırların Ötesinde: Tanıklıklar” Fotoğraf Sergisi, 25 Haziran’da Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Göçün, yerinden edilmenin ve yeniden hayata tutunma mücadelesinin insan hikâyelerini gözler önüne seren sergi, ziyaretçiler tarafından ilgiyle izlendi. Fotoğraf kareleri aracılığıyla farklı coğrafyalarda yaşanan yaşam mücadelelerine tanıklık eden sanatseverler, eserleri dikkatle inceleme fırsatı buldu.

Foto muhabir Berk Özkan, Uğur Yıldırım ve Emrah Gürel  tarafından çekilen karelerden oluşan sergi; göçün insani boyutunu, umudu, dayanışmayı ve insan onurunu güçlü bir görsel anlatımla ziyaretçilere aktardı.

Sergiyi gezen ziyaretçiler, eserleri ilgiyle inceleyerek fotoğraf sanatçılarının objektifinden yansıyan hikâyeleri yakından görme imkânı buldu. Dünya Mülteciler Günü kapsamında düzenlenen sergi, göç olgusuna ilişkin toplumsal farkındalığın artırılmasına katkı sundu.

BOSS MAE PETITE: ALTIN IŞILTILI MİNİMALİST ZARAFET

 Türkiye’de Saat&Saat distribütörlüğünde saatseverlerle buluşan BOSS, kadın saat modeli minimalist formu ve ışıltılı dokunuşlarıyla bilekte feminen bir şıklık sunuyor.

BOSS Mae Petite, incelikli geometrisi ve kare şeklindeki 22 mm’lik kompakt kasa ölçüsüyle zarif bir saat anlayışı sunuyor. Altın renkli kasası ile uyumlu göz alıcı bileziği, bordo kadranın sofistike tonu ile güçlü bir kontrast yaratıyor. 

Modelin sunray desenli kadranı üzerinde yer alan Roma rakamları ve parlak indeksler, ışığın her hareketini zarifçe yakalayan bir görünüm sunarken çok bağlantılı bilezik yapısı ise bilekte akıcı ve hafif bir duruş sağlayarak tasarımın estetik bütünlüğünü tamamlıyor.

Zamansız bir şıklığı modern bir tasarım ile buluşturan Mae Petite, minimalizmin zarif ve güçlü yorumunu bilekte hissedilir kılıyor.

Eda Sütunç’un “Sıcak Prova” Sergisi 11 Temmuz’a Kadar SANATORIUM Tophane’de Ziyaret Edilebilir

Eda Sütunç’un heykel, fotoğraf, video ve metinlerini bir araya getiren “Sıcak Prova” başlıklı kişisel sergisi, yoğun ilgi üzerine 11 Temmuz 2026 tarihine kadar SANATORIUM Tophane’de sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Eda Sütunç’un “Sıcak Prova” başlıklı kişisel sergisi, taşıma, kırılganlık ve karşılıklı bağlılık kavramları üzerinden dünyada birlikte var olmanın alternatif yollarını araştırırken eserlerin sunduğu katmanlı anlatılar eşliğinde şekillenen sergi, izleyiciyi yalnızca bir gözlemci olmaya değil; eserlerle kurduğu ilişki üzerinden kendi taşıma kapasitesini ve bağ kurma biçimlerini yeniden düşünmeye davet ediyor.

Sütunç’un pratiği, kusursuzluk ve verimlilik üzerine kurulu normatif değer sistemlerini sorgularken, spekülatif akrabalık biçimleri öneriyor. Üretkenliği yalnızca sonuç üzerinden tanımlayan performatif rejimlere karşı geliştirilen bu yaklaşım; ritüel, tekrar ve salınım üzerinden ilerleyen işler aracılığıyla, taşımanın sınırlarını ve taşıyamama anında dahi bağ kurmanın mümkün olup olmadığını düşünmeye açıyor.

Sanatçı, bedeni yalnızca bir temsil alanı olarak değil; düşünmenin, sınamanın ve dönüşümün gerçekleştiği bir zemin olarak ele alıyor. Süreç odaklı pratiği, üretimi bağımsız bir araştırma biçimi olarak konumlandırarak serginin omurgasını oluşturuyor.

Günün Büyük Bölümünü Oturarak Geçiriyorsanız Ofis Hastalıklarına Dikkat

Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte günümüzde milyonlarca kişi gününün önemli bir bölümünü masa başında geçiriyor. Uzun toplantılar, bilgisayar karşısında geçirilen saatler ve hareketsiz yaşam alışkanlıkları yalnızca kilo kontrolünü değil; kas, eklem ve kemik sağlığını da etkileyebiliyor. 

Son yıllarda yapılan araştırmalar, uzun süreli oturmanın kalp-damar hastalıklarından metabolik sorunlara kadar birçok sağlık riskiyle ilişkilendirildiğini ortaya koyarken, ortopedi uzmanları da hareketsiz yaşamın kas-iskelet sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. 

Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hakan Özer, özellikle masa başında çalışan bireylerde hareket eksikliğinin zaman içerisinde çeşitli ortopedik yakınmalara zemin hazırlayabileceğini belirtiyor.

Uzun Süre Oturmak Kas ve Eklemleri Zorlayabilir

İnsan vücudu hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Gün boyunca aynı pozisyonda kalmak; omurga, kalça, diz ve boyun bölgesindeki kasların farklı yük dağılımlarına maruz kalmasına neden olabilir. 

Bilgisayar başında geçirilen uzun saatler sırasında yanlış oturma alışkanlıkları gelişebileceğini belirten Op. Dr. Hakan Özer, şu değerlendirmede bulunuyor: 

“Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, kasların aktif kullanımını azaltabilir ve zaman içerisinde duruş bozukluklarıyla ilişkili yakınmaların ortaya çıkmasına neden olabilir. Boyun, sırt ve bel bölgesinde hissedilen rahatsızlıklar çoğu zaman yalnızca yaşla değil, günlük yaşam alışkanlıklarıyla da ilişkili olabilmektedir.”

Sadece Fazla Oturmak Değil, Hiç Dinlenmemek de Doğru Değil

Güncel araştırmalar, sağlık açısından yalnızca uzun süre oturmanın değil, gün boyu ağır fiziksel yük altında dinlenmeden çalışmanın da bazı riskler oluşturabileceğini gösteriyor.

Uzmanlara göre önemli olan, hareketsizlik ile aşırı fiziksel yük arasında sağlıklı bir denge kurabilmek. Gün içinde belirli aralıklarla dinlenmek, pozisyon değiştirmek ve kasların toparlanmasına fırsat vermek kas-iskelet sistemi açısından büyük önem taşıyor. Özellikle fiziksel güce dayalı işlerde çalışan bireylerin de uygun dinlenme sürelerine ihtiyaç duyduğunu belirten Op. Dr. Hakan Özer, vücudun gün içerisinde farklı hareket kalıplarına gereksinim duyduğunu vurguluyor.

Göz Tansiyonunuz Normal Çıkmış Olabilir; Peki Ya Görme Siniriniz?

Toplumda göz tansiyonu olarak bilinen glokom, dünya genelinde kalıcı görme kaybının önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hastalığın en dikkat çekici özelliği ise çoğu zaman erken dönemde belirgin bir şikayete yol açmadan ilerleyebilmesidir. Bu nedenle birçok kişi görmesinde belirgin bir sorun fark etmese de glokom nedeniyle görme sinirinde hasar oluşabilmektedir. 

Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, göz tansiyonu konusunda toplumda yaygın olarak bilinen bazı bilgilerin eksik veya yanlış yorumlanabildiğine dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu.

Göz Tansiyonu 18 Çıktı Diye Risk Tamamen Ortadan Kalkmıyor

Göz muayenesi sırasında ölçülen göz içi basıncının birçok kişi tarafından tek belirleyici kriter olarak görüldüğünü belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, glokom tanısının yalnızca göz tansiyonu değerine bakılarak konulamayacağını ifade etti. 

Bazı kişilerde göz tansiyonu normal kabul edilen değerlerde seyretmesine rağmen görme sinirinde hasar gelişebilir. Bu durumun “normal basınçlı glokom” olarak adlandırıldığını belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, hastalığın teşhisinde görme siniri değerlendirmesi, göz tomografileri ve görme alanı testlerinin de büyük önem taşıdığını vurguladı.

Hastalık Yıllarca Belirti Vermeden İlerleyebilir

Glokomun erken evrede çoğu zaman ağrı, kızarıklık veya belirgin görme kaybı oluşturmadığını belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, hastaların önemli bir bölümünün günlük yaşamlarında herhangi bir sorun hissetmeden yıllarca hastalıkla yaşayabildiğini ifade etti. 

Görme kaybı genellikle çevresel görme alanında başlamaktadır. Beynin bu eksiklikleri uzun süre telafi edebilmesi nedeniyle hastalar durumu geç fark edebilirler.  Bu nedenle özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde, ailesinde glokom öyküsü bulunanlarda, diyabet ve hipertansiyon hastalarında düzenli göz muayenelerinin ihmal edilmemesi gerektiği belirtiliyor.

Glokomda Kaybedilen Görme Geri Kazanılabiliyor Mu?

Glokom tedavisinin temel amacının mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak olduğunu belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, bu nedenle erken teşhisin son derece kritik olduğunu vurguladı. 

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan görme alanı kayıplarının kalıcı olabileceğini ifade eden Ünsal, düzenli kontroller sayesinde bu sürecin önemli ölçüde kontrol altına alınabileceğini söyledi.

Göz Tansiyonu Damlaları Neden Düzenli Kullanılmalı?

Glokom tedavisinde en sık kullanılan yöntemlerden birinin göz damlaları olduğunu belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, tedavinin başarısında düzenli kullanmanın büyük önem taşıdığını ifade etti.

Damlaların yalnızca göz tansiyonunu düşürmek ile kalmıyor, aynı zamanda görme sinirini korumaya yönelik önemli bir rol üstleniyor. İlacın düzensiz kullanılması tedavi etkinliğini azaltabilmektedir.

Glokomun kronik bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uğur Ünsal, tedavi planının her hasta için farklı değerlendirildiğini ve ilaçların hekim önerisi olmadan bırakılmaması gerektiğini belirtti.

40 Yaş Üstü Her 2 Kişiden 1’inin Ortak Sorunu Bel Fıtığı

Araştırmalar, ağrının var olup olmadığına bakılmaksızın toplumun genel popülasyonunda yapılan MR görüntülemelerin sonucunda 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden 1’inin bel fıtığı hastası olduğunu ortaya koyuyor. Omurlar arasındaki disklerin bozulmasıyla oluşan bel fıtığı genellikle bel ve bacak ağrısı, bacaklarda uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğüyle kendini gösteriyor. Hastalığın en fazla görülen belirtilerinden biri ise “siyatik” olarak nitelendirilen, belden bacağa doğru yayılan ağrılar. 

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Tatarlı, hastalığın oluşumunda birçok farklı nedenin olduğunu söylüyor: “Ağır eşyaların kaldırılması, bilinçsiz yapılan sporlar, bilgisayar başındaki kişilerde uzun süre aynı pozisyonda oturma veya yanlış oturma pozisyonu, obezite, yaşlılık ve sigara tüketimi gibi etkenler hastalığın oluşumunda en sık karşılaştığımız nedenler. Özellikle bahar ve yaz aylarında kişilerin kilo verme istekleriyle bilinçsiz bir şekilde spora yönelmeleri de bel fıtığına davetiye çıkarıyor.”

Belirtileri Göz Ardı Etmeyin!

Prof. Dr. Necati Tatarlı, hastalığın en yaygın görülen belirtileriyle ilgili bazı önemli noktaları vurguluyor: “En fazla görülen belirtiler, bel ağrısı ve belden bacağa doğru uyuşma ve ağrıdır. Kaslarda güçsüzlük, eğilme veya dikilme gibi bel hareketlerinde zorlanma veya ağrı, uzun süre oturduktan veya ayakta kaldıktan sonra yaşanan ağrılar da sık sık karşımıza çıkıyor. Bu tip belirtileri gösteren hastaların en kısa zamanda, bu alanda uzman bir doktora muayene olması gerekir. Bel fıtığı teşhisi için ilk adımda nörolojik muayene çok önemli. Nörolojik muayenenin ardından doktor gerekli görürse, röntgen, bilgisayarlı tomografi, MR, miyelogram ve elektromiyogram (EMG) gibi ileri tetkikler isteyebilir.” 

Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Edilir? Cerrahi Seçenek Hangi Hastalar İçin Uygun?

Bel fıtığı teşhisi konulan hastaların istirahat, ağrı kesiciler ve fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetlerinin azaldığı görülmektedir. Bu tedavilere rağmen düzelme gerçekleşmeyen, yaşam kalitesi düşen, iş ve güç kaybı riskiyle karşı karşıya kalan, mesane ve bağırsak kontrolünde sorun yaşayan, bacaklarında veya ayaklarında güç kaybı olan hastaların tedavisinde cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi tedavi sonrasında hastalık tamamen geçer. Ancak tedavi edilen kişi ağır yük kaldırırsa hastalığın tekrarlama oranı yüzde 25’tir. Pilates, düz yolda yürüyüş ve yüzme bel sağlığını destekleyen sporlardır.

Tedavi Edilmezse Kaslarda Felce Neden Olabilir

Bel fıtığı, tedavi edilmediğinde felce dahi neden olabilen bir hastalık. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Tatarlı, tedavi edilmemesi durumunda hastalığın ilerleyen süreçleri hakkında şunları söyledi; “Bel fıtığı tedavi edilmediğinde kronik ve şiddetli ağrılara nede olur ki, bu durum hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler, kalıcı uyuşma ve hissizlik ile sinirlerin kontrol ettiği kaslarda felç ihtimali doğabilir. Dolayısıyla bu belirtileri gösteren kişilerin en kısa sürede doktora başvurmaları ve doktorun talimatlarına harfiyen uymaları gerekir.”

MANTRA’DAN FESTİVAL SAHNESİNDE UNUTULMAZ PERFORMANS

“Red Flag” İlk Kez HUPALUPA GO x Picnic Marin Festivali Sahnesinde Seslendirildi

Yeni nesil pop müziğin yükselen gruplarından MANTRA, henüz yayınlanmayan yeni şarkısı “Red Flag”i ilk kez HUPALUPA GO x Picnic Marin Festivali sahnesinde dinleyicileriyle buluşturdu. Kalamış Marina’da gerçekleşen festival; müzik, eğlence ve interaktif deneyimleri bir araya getirerek ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşattı.

HUPALUPA GO x Picnic Marin Festivali’nde çocuklar, gençler ve aileler; eğlence, keşif ve müziği bir araya getiren dopdolu bir festival deneyimi yaşadı. Dev oyun parkurları, interaktif aktiviteler, sahne gösterileri ve yaratıcı atölyelerle iki gün boyunca renkli anlara sahne olan festival, MANTRA’nın enerjik performansıyla müzik ve eğlencenin buluştuğu unutulmaz anlara ev sahipliği yaptı.

MANTRA’dan İlk Kez “Red Flag” Performansı

Henüz dijital platformlarda yer almayan “Red Flag”, festivalin dikkat çeken sürprizlerinden biri oldu. Şarkının ilk performansına tanıklık eden dinleyiciler parçaya konser boyunca eşlik ederken, sosyal medyada paylaşılan görüntüler de kısa sürede ilgi gördü.

SEVİLEN ŞARKILAR VE YÜKSEK ENERJİ AYNI SAHNEDE BULUŞTU

Konser boyunca sevilen parçalarını da seslendiren MANTRA, HUPALUPA GO x Picnic Marin Festivali’ndeki müzikseverlere eğlence dolu anlar yaşattı. Hareketli repertuarı ve yüksek sahne enerjisiyle dikkat çeken grup, Kalamış Marina’daki performansıyla izleyicilerden büyük alkış aldı. Festival sahnesinde dinleyiciyle buluşan “Red Flag”, gördüğü yoğun ilgiyle MANTRA’nın merakla beklenen yeni projeleri arasında yerini aldı.

SEVİMLİ FOTOĞRAFLAR BEBEĞİNİZDE KALICI HASARLARA YOL AÇABİLİR

Sosyal medyada sıkça paylaşılan yenidoğan fotoğrafları, ilk bakışta masum ve sevimli birer anı olarak görülüyor. Ancak bu etkileyici karelerin oluşturulması sırasında uygulanan bazı pozlar ve çekim teknikleri, bebeklerin sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Özellikle son yıllarda popüler hâle gelen yenidoğan fotoğrafçılığında, henüz gelişimini tamamlamamış bir bebeğin doğal olmayan pozisyonlara sokulması kas, eklem ve omurga yapısında kalıcı hasarlara neden olabiliyor. Ayrıca çekimlerde kullanılan flaş ve diğer yapay ışık kaynakları da bebeğin hassas görme sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Ertural, ailelerin büyük bir heyecanla çektirdiği bebek fotoğraflarının, bilinçsiz uygulamalar nedeniyle sağlık riskine dönüşebileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.

“Kurbağa pozisyonu” bebeğinize zarar verebilir

Boyun kasları ve kemik yapısı henüz gelişmemiş bebekler, yetişkinlere göre yaralanmalara çok daha açıktır. Yenidoğan döneminde baş kontrolü olmadığı için baş ile boynun birleştiği atlanto-oksipital eklem oldukça dengesizdir. 

İSTANBUL KAFKAS DANS TOPLULUĞU “KAFKAS KARTALLARI”

28 HAZİRAN ANKARA CSO ADA – ZİRAAT BANKASI ANA SALONUNDA…

İstanbul Kafkas Dans Topluluğu “KAFKAS KARTALLARI”, 20 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşen ve büyük ilgi gören konserinin ardından, şimdi de Ankara seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. İstanbul Kafkas Dans Topluluğu “KAFKAS KARTALLARI, Kars Eğitim ve Kültür Vakfı sponsorluğunda 28 Haziran Pazar 2026’da Ankara’da performanslarını sergileyecekler.

İstanbul’daki görkemli performansıyla sanatseverlerden tam not alan topluluk, 28 Haziran 2026 Pazar günü saat 20.00’de, Ankara’nın en prestijli sanat mekânlarından biri olan CSO Ada Ankara – Ziraat Bankası Ana Salon’da sahne alacak.

70 dansçı ve 15 müzisyenden oluşan dev kadrosuyla sahneye çıkacak olan İstanbul Kafkas Dans Topluluğu “KAFKAS KARTALLARI”, 37 yıla yayılan sanat yolculuğunu, Kafkas halk danslarının zengin kültürel mirası ve etkileyici sahne estetiğiyle bir araya getiren özel repertuvarıyla Ankaralı sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşatmaya hazırlanıyor.

İki bölümden oluşan ve yaklaşık 90 dakika sürecek gösteri; geleneksel koreografiler, özgün kostümler ve etnik enstrümanlar eşliğinde izleyicilere Kafkas kültürünün büyüleyici dünyasını sunacak.

Bugüne kadar Japonya, Kore, Çin ve Tayvan başta olmak üzere birçok ülkede özel turneler gerçekleştiren, Avrupa’daki festivallerde ve uluslararası organizasyonlarda Türkiye’yi başarıyla temsil eden topluluk, enerjisi, disiplini ve görkemli sahne performansıyla Ankara’da bir kez daha izleyicileriyle buluşacak.

Üsküdar Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakülteleri mezunlarını uğurluyor!

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk mezunlarını verirken, Tıp Fakültesi ise ikinci mezuniyet dönemini gerçekleştirecek. Törenler 28 Haziran 2026 Pazar günü yapılacak.

Üsküdar Üniversitesi olarak geleceğin hekimlerini mezun etmenin gururunu yaşıyoruz.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk mezunlarını verirken, Tıp Fakültesi ise ikinci mezuniyet dönemini gerçekleştirecek. Mezuniyet töreni 28 Haziran 2026 Pazar günü Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda yapılacak.

Mezuniyet törenlerinde öğrenciler diplomalarını alacak, dereceye giren mezunlar ödüllendirilecek, fakülte birincileri kütüğe plaka çakacak ve mesleki yeminlerini ederek hekimlik yolculuklarına ilk adımlarını atacaklar.

Törenlerde Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ile fakülte dekanları mezunlara hitap edecek

ÜSKÜDAR’DA KADIN EMEĞİ VE DAYANIŞMASI FESTİVALDE BULUŞUYOR

Üsküdar Belediyesi, kadınların üretim gücünü, girişimcilik yolculuklarını ve dayanışma kültürünü görünür kılmak amacıyla “Üreten Kadınlar Festivali” düzenliyor. 27 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’de Nakkaştepe Millet Bahçesi Seyir Terası’nda gerçekleştirilecek festival, kadın emeğini destekleyen kurumları, girişimcileri ve vatandaşları bir araya getirecek

Kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımını güçlendirmeyi hedefleyen festivalde; ÜSMEK, KÜP Projesi ve Kadın ve Çocuk Yaşam Merkezleri başta olmak üzere kadınlara yönelik yürütülen çalışmalar tanıtılacak. Gün boyunca yarışmalar, atölyeler, ilham veren söyleşiler, çocuk etkinlikleri ve çeşitli sürprizler ziyaretçilerle buluşacak.

Festival, yalnızca Üsküdar’daki kadınların değil, farklı ilçe ve kurumlardan katılım sağlayan paydaşların da yer aldığı geniş bir dayanışma ağına ev sahipliği yapacak. İBB Kadın, çeşitli ilçe belediyeleri, kadın kooperatifleri ve kadın girişimciliği alanında faaliyet gösteren kurumlar festivalde stant açarak deneyimlerini, projelerini ve üretimlerini paylaşacak.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yerel yönetimin kökenine yolculuk: “Belediye”

 VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Mehmet Güneş’in kaleme aldığı “Belediye” adlı kitabı okurlarla buluşturuyor. Arşiv belgeleri, salnameler ve birinci el kaynaklara dayanan bu çalışma, geleneksel düzenden modern belediyeciliğe geçişi tüm evreleriyle analiz ediyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşra idaresinin ele alındığı muhtarlık, kaymakamlık, valilik ve belediye başlıklı dört kitaplık serinin sonuncusu olan bu çalışma, Osmanlı idari mirasının Türkiye Cumhuriyeti yerel yönetim geleneğine nasıl temel teşkil ettiğini merak eden okurlar için önemli bir rehber niteliği taşıyor

VakıfBank Kültür Yayınları’nın tarih kitaplığı, Mehmet Güneş’in kaleme aldığı “Belediye” adlı çalışmayla genişlemeye devam ediyor. Osmanlı Devleti’nde klasik dönemde belediye hizmetleri, merkezi yönetimin atadığı görevliler ve vakıflar aracılığıyla yürütülüyordu. Ancak 19. yüzyılda, özellikle ticari açıdan gelişmiş liman kentlerinde tüccarların, bankerlerin ve yabancı nüfusun artan talepleri bu yapının dönüşmesini zorunlu hâle getirdi. Tanzimat döneminde merkezi hükümet, Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a gelen yabancıların beklentilerini de dikkate alarak 1855 yılında Şehremaneti’ni kurdu. Modern belediyeciliğin ilk adımı olarak kabul edilen bu kurum, beklenen başarıyı tam anlamıyla sağlayamadı. Bunun üzerine 1857–1858 yıllarında Beyoğlu-Galata bölgesinde Altıncı Daire-i Belediye kurularak yeni bir yapılanmaya gidildi. Avrupa’dan, özellikle Fransız yerel yönetim modelinden esinlenerek başlatılan bu süreç, 1860’lı yıllardan itibaren İstanbul dışındaki bölgelere de yayıldı. Mali zorluklara rağmen devlet, belediye teşkilatını güçlendirmek amacıyla çeşitli hukuki düzenlemeler gerçekleştirdi. 1877’de yürürlüğe giren kanunlarla belediyelerin görev ve yetkileri daha belirgin hâle getirildi. Zamanla yaygınlaşan belediye meclisleri ve sınırlı da olsa hayata geçirilen seçim uygulamaları, toplumsal düzeyde demokratik bilincin gelişimine katkıda bulundu. Bu yönüyle Osmanlı belediyeciliği, Cumhuriyet dönemindeki yerel yönetim anlayışının temelini oluşturan önemli bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir. Arşiv belgeleri, salnameler ve birinci el kaynaklara dayanan bu çalışma, geleneksel düzenden modern belediyeciliğe geçiş sürecini tüm yönleriyle ele alıyor. Osmanlı idari mirasının Türkiye Cumhuriyeti’nin yerel yönetim anlayışına nasıl zemin hazırladığını merak eden okurlar için kitap, kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

’Bu Yük Hepimize Ağır’’ Sergisi, Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi Sergi Salonu’nda Sanatseverlerle Buluştu !

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve namus algısını sanatın iyileştirici diliyle sorgulayan ‘’Başka Yolu Yok’’ projesi, sergi yolculuğuna Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi sergi salonunda devam ediyor.

Göz Nurunu Koruma Vakfı ev sahipliğinde, Lions 118-E Yönetim Çevresi’nin New Voices projesi çatısı altında, İstanbul Concept Galeri iş birliğiyle hayata geçirilen anlamlı proje, yerleşik kalıpları yıkmak ve evrensel etik değerleri yeniden hatırlatmak adına güçlü bir sanatsal duruş sergiliyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelen genç sanatçı adaylarının eserlerinden oluşan ‘’Bu Yük Hepimize Ağır’’ konulu sergi, 24 Haziran tarihinde sanatseverlerle buluştu.

Resimden heykele, seramikten grafik ve fotoğrafa kadar geniş bir seçki sunan sergideki eserler, alanında uzman isimlerden oluşan seçici kurul tarafından belirlendi.

Geniş kitlelerde farkındalık uyandırmak amacıyla gezici bir konseptle tasarlanan serginin yeni durağı, sanatı hastane ortamına taşıyarak toplumsal fayda ile kültürel etkileşimi benzersiz bir noktada buluşturuyor.

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç