
Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Erdal Altun, devlet yönetiminde liyakat, bürokrasideki aksaklıklar, kamuoyunda tartışılan fon meselesi ve COP31 sürecinin Türk çiftçisi üzerindeki olası etkilerine ilişkin dikkat çeken şu değerlendirmelerde bulundu.
Bürokrasi Azalacaktı, Devlet Hızlanacaktı! Peki Bugün Devletin Vaktini Kimler İşgal Ediyor?
Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi hayata geçirilirken milletimize neler vaat edilmişti?
Bürokrasi azalacak, karar alma mekanizmaları hızlanacak, devlet daha etkin ve verimli çalışacak, Türkiye adeta çağ atlayacaktı!
Peki bugün geldiğimiz noktada ne görüyoruz?
Devletin işleyişini hızlandırması beklenen sistem, devlet yönetimini parti içi hesaplaşmaların, siyasi yapılanmaların ve dar çevrelerin etkisinin tartışıldığı bir zemine dönüştürmüş durumda.
Sayın Cumhurbaşkanının devlet meselelerinden çok, AK Parti içerisindeki yapılanmalar, siyasi dengeler, belediye başkanı ve meclis üyesi transferleriyle meşgul edildiği yönündeki görüntü artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Devlet yönetimi, bir siyasi partinin iç meselelerine kurban edilemez!
Rektör atamalarında düzen ve öngörülebilirlik tartışılır hale gelmiş, atamalarda liyakat yerine farklı siyasi ve bürokratik lobilerin etkili olduğu yönündeki iddialar kamuoyunda karşılık bulmaya başlamıştır.
Valiler kararnamesi ve birçok bürokrat atamalarında kriterler belirsizleşmiştir, devletin önemli kurumlarındaki karar süreçlerinin neden aksadığı sorusu cevapsız kalmaktadır.
Üstelik bütün bunlar yaşanırken, ülkemizin gündemine bir de fon meselesi oturmuştur.
Bizim kanaatimizce artık bu meseleye yalnızca bir finansal kriz veya münferit yolsuzluk iddiaları olarak bakılamaz. Ortaya çıkan ilişkiler, siyasi bağlantılar, belediyeler ve kamu kurumları üzerinden yürütüldüğü iddia edilen faaliyetler çok daha kapsamlı bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.
Tekrar hatırlayalım ki Genel Başkanımız Mahmut Arıkan’ın da belirttiği gibi Dünya tarihinin en büyük vurgunlarından biri olarak değerlendiriyoruz.
Kimler bu işin içindedir?
Kimler hangi siyasi ve bürokratik imkânları kullanmıştır?
Bu ilişkiler ağı nereye kadar uzanmaktadır?
Yargı makamları ne zaman bu olayın bütün bağlantılarını ortaya çıkaracak, iddiaları münferit tesadüfler zinciri olarak değil, varsa örgütlü bir faaliyet olarak değerlendirecektir?
Milletimiz bunu öğrenmek istiyor.
Daha da düşündürücü olan, bu iddiaları kamuoyunun gündemine taşıyan gazetecilerin cezalandırılmasıdır. Bir tarafta milyarlarca liralık olduğu ileri sürülen işlemler ve karanlık ilişkiler ağı, diğer tarafta bunları araştıran ve gündeme taşıyan gazeteciler…
Bu tablo, olayın üzerindeki soru işaretlerini azaltmak yerine daha da büyütmektedir.
Bir de işin uluslararası boyutu var: COP31 ve İklim Politikaları!
Ülkemiz bir taraftan fon meselesiyle çalkalanırken, diğer taraftan Türk tarımını, hayvancılığını ve üretim ekonomisini yakından ilgilendiren uluslararası kararların altına imza atılmaktadır.
COP31 gibi uluslararası iklim toplantıları, süslü kavramlar ve çevre duyarlılığı üzerinden kamuoyuna anlatılıyor. Elbette çevreyi korumak, iklim değişikliğiyle mücadele etmek hepimizin sorumluluğudur.
Ancak asıl mesele şudur:
Çevreyi koruma adı altında Türk çiftçisinin, besicisinin ve üreticisinin geleceği hangi taahhütlere bağlanmaktadır?
İklim politikaları ve İklim Kanunu kapsamında gündeme gelen yükümlülükler, karbon düzenlemeleri ve emisyon hedefleri Türk tarımına nasıl yansıyacaktır?
Zaten üretim maliyetleri altında ezilen, mazotunu, gübresini, yemini karşılamakta zorlanan çiftçimize yeni yükler mi getirilecektir?
Karbon ticareti adı altında kurulacak mekanizmalar, üreticinin sırtına yeni maliyetler yüklerken belirli şirketlere ve sermaye çevrelerine yeni kazanç kapıları mı açacaktır?
Bunlar cevapsız bırakılabilecek sorular değildir.
Yıllardır Türk çiftçisini üretimden uzaklaştıran, ithalatı kalıcı bir çözüm gibi gören tarım politikalarında neden ısrar edilmektedir? İklim politikalarıyla ilgili uluslararası taahhütlerin bu tercihlerdeki etkisi nedir?
Kamuoyu bu sorulara açık ve şeffaf cevaplar beklemektedir.
Biz çevreyi korumaya karşı değiliz. Ancak çevreyi korumak bahanesiyle üreticiyi tasfiye etmeye, tarımı ve hayvancılığı dışa bağımlı hale getirmeye, milletin alın terini yeni ticari mekanizmalara mahkûm etmeye de razı değiliz.
İklim politikaları bir avuç sermaye grubunun kazanç kapısı, Türk çiftçisinin ise yeni bir borç yükü haline getirilemez!
Artık şu soruların cevabı verilmelidir:
- Fon meselesinde adı geçen kişi, kurum, belediye ve siyasi bağlantılar bütün açıklığıyla araştırılacak mıdır?
- Devletin üst düzey atamalarında liyakat mi, yoksa siyasi ve bürokratik lobiler mi belirleyicidir?
- Sayın Cumhurbaşkanının devlet yönetimine ayırması gereken zamanın parti içi siyasi hesaplarla tüketilmesinin sorumlusu kimdir?
- COP31 kapsamında Türkiye’nin üstlendiği taahhütler nelerdir? Bunların Türk çiftçisi ve besicisi üzerindeki ekonomik etkileri kamuoyuna açıklanacak mıdır?
- Karbon ticareti ve iklim düzenlemeleri hangi şirketlere, hangi sektörlere ve hangi ekonomik çevrelere avantaj sağlayacaktır?
Bizim artık burnumuza çok kötü kokular geliyor.
Bir tarafta milletin alın terinin nasıl kullanıldığına ilişkin ciddi iddialar, diğer tarafta devlet yönetiminde liyakat tartışmaları, öte tarafta üreticimizin geleceğini ilgilendiren uluslararası taahhütler…
Bütün bu gelişmelerin birbirinden bağımsız olduğunu söylemek için henüz çok erken. Ancak hepsinin şeffaf biçimde araştırılması ve milletin önünde hesap verilmesi gerektiği açıktır.
Saadet Partisi olarak bir kez daha ifade ediyoruz:
Devlet, bir partinin; kamu kaynakları, bir grubun; tarım ve hayvancılık ise uluslararası sermaye çevrelerinin çıkarlarına terk edilemez.
Liderimiz Mahmut Arıkan açıkça ifade etmiştir, Saadet Partisi olarak önümüzdeki ilk seçimlerde iktidarın paydası olacağız ve bütün bu soygun ve talan örgütlerine en sert cezaların verilmesini sağlayacağız.
Bizim siyaset anlayışımızda devletin temel görevi, milletin hakkını korumak, üreticiyi desteklemek, adaleti tesis etmek ve emanete sahip çıkmaktır.
Milletin alın terini korumak, devletin itibarını korumaktır.
Milletimiz artık süslü vaatler değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet istiyor.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Erdal ALTUN
Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı
📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım
Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.







