
Uzun Süreli Açlıkta Bağırsak Sağlığını Korumak Mümkün
Ramazan’da Probiyotik ve Lif Tüketimine Dikkat
Ramazan ayında değişen öğün saatleri ve uzun süreli açlık, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler yaratabiliyor. Yaklaşık 13–14 saate kadar uzayan açlık süresi, özellikle dengesiz beslenmeyle birleştiğinde kabızlık, şişkinlik, hazımsızlık ve mide problemlerinin daha sık görülmesine yol açabiliyor.
İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Sanem Güven, Ramazan ayında doğru besin tercihleriyle sindirim sistemi sorunlarının büyük ölçüde önlenebileceğini belirterek probiyotik ve lif tüketiminin önemine dikkat çekti.
“Ramazan’da bağırsak hareketleri yavaşlayabiliyor”
Ramazan’da değişen beslenme düzeni ve uzun süreli açlığın bağırsak hareketlerini yavaşlatabildiğini belirten Güven, bunun kabızlık, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim sistemi şikâyetlerini artırabildiğini, ancak doğru besin seçimleriyle bu sürecin daha konforlu ve sağlıklı geçirilebileceğini ifade etti.
“Probiyotikler sindirim sistemini destekliyor”
Probiyotiklerin bağırsak sağlığını destekleyen yararlı mikroorganizmalar olduğunu belirten Güven, insan bağırsağında trilyonlarca bakteri bulunduğunu ve bu bakterilerin yalnızca sindirim sürecinde değil bağışıklık sisteminin işleyişinde de önemli rol oynadığını aktardı.
Ramazan’da uzun süreli açlığın bağırsak hareketlerini yavaşlatabildiğini ve bunun kabızlık riskini artırabildiğini dile getiren Güven, probiyotiklerin bağırsak florasının dengesini korumaya yardımcı olarak sindirimi kolaylaştırdığını, şişkinlik ve gaz gibi sorunların azalmasına katkı sağlayabildiğini söyledi. Günlük beslenmede yoğurt, kefir, ayran ve doğal fermente ürünlere yer verilmesinin bağırsak sağlığı açısından faydalı olabileceğini belirten Güven, iftar sofralarında ağır ve yağlı yemekler yerine daha dengeli ve hafif seçeneklerin tercih edilmesinin sindirimi kolaylaştırabileceğini, çorba ve yoğurt gibi başlangıçların iyi bir alternatif oluşturabileceğini ifade etti. Sahurda kefir tüketiminin ise bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.
“Lif tüketimi kabızlığı önlemede önemli”
Ramazan döneminde lif tüketiminin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Güven, bitkisel besinlerde bulunan lifin bağırsak sağlığı açısından hayati bir rol üstlendiğini belirtti. Lif tüketiminin azalmasının kabızlığın en önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Güven, tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeler ve özellikle kabuğuyla tüketilebilen meyvelerin lif açısından zengin besinler arasında yer aldığını aktardı. Bu besinlerin bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda tokluk süresini uzattığını ve kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını söyledi.
“Probiyotik ve lif birlikte tüketildiğinde etkisi artıyor”
Probiyotik ve lifin birlikte tüketildiğinde sindirim sistemi üzerinde daha güçlü bir etki oluşturduğunu ifade eden Güven, lifli besinlerin probiyotik bakteriler için bir besin kaynağı görevi gördüğünü belirtti. Yoğurtla birlikte yulaf ya da kefirle birlikte meyve tüketmenin sindirim sistemi açısından daha faydalı bir seçenek olabileceğini dile getirdi.
Lif tüketiminin artırıldığı dönemlerde su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Güven, Ramazan’da sağlıklı bir sindirim sistemi için iftar ile sahur arasında yeterli su tüketiminin önemli olduğunu belirterek günde en az 8–10 bardak su içilmesini önerdi. Sofralarda yoğurt, kefir, tam tahıllar ve sebzelere daha fazla yer verilmesinin Ramazan ayının daha sağlıklı geçirilmesine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.
Masa başı iş hasta ediyor
İş hayatının merkezine yerleşen bilgisayar başındaki uzun saatler, modern insanın omurga sağlığını ciddi bir tehdit altına sokuyor. Günde 8 saatten fazla masa başında hareketsiz kalmak sinir sıkışmalarına ve geri dönülemez fıtıklara zemin hazırlıyor. Bu konuda yapılan araştırmaların da oturma eyleminin sanıldığı kadar masum olmadığını ve yanlış pozisyonda oturmanın omurga disklerine ayakta durmaya oranla daha fazla yük bindirdiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Yanlış oturuş ve duruşlar zamanla kas kısalığı, kireçlenme, omurga eğriliği, kemik erimesi ve fıtık gibi rahatsızlıklara zemin hazırlıyor. Bu ağrılar zamanla kronikleşerek yaşam kalitesini kalıcı olarak düşürebiliyor. Özellikle masa başı çalışanların bu konuda çok daha dikkatli olması gerekiyor” açıklamasında bulundu.
Masa başı ve hareketsiz çalışma hayatı duruş bozukluklarının yanı sıra kalp hastalıklarından diyabete, kronik ağrılardan metabolik yavaşlamaya kadar geniş bir sağlık krizine de davetiye çıkarıyor. Ofis çalışanlarında en sık görülen şikayetlerin başında gelen bel, boyun ve sırt ağrıları, aslında vücudun “artık hareket et” diyen bir imdat çağrısı olarak kabul ediliyor.
Masa ve sandalye seçimi önemli
Omurga sağlığını korumada ilk adımın çalışma masa ve sandalyesinin ergonomik yapılandırılması olduğuna dikkat çeken Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Sandalyenizin bel desteğine sahip olması ve yüksekliğinin ayarlanabilir olması bir lüks değil, zorunluluk olmalı. Dirsekler masaya paralel, 90 derecelik bir açıyla durmalı ve monitörünüz göz hizasında yaklaşık 50-70 cm uzakta konumlanmalı. Bel fıtığı olan çalışanlar için dik duruş hayati önem taşır. Sandalye ile sırt arasında boşluk kalmamalı. Eğer ayaklarınız yere tam basmıyorsa bir destek kullanılmalı. Vücut ağırlığı ayaklara aktarılamazsa tüm yük beldeki disklere biner” dedi.
Görme problemleri boyun sağlığını bozuyor
Görme bozuklukları ve yetersiz ortam aydınlatmasının da boyun sağlığını doğrudan tehdit edebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Çünkü kişi ekrandakileri net görebilmek veya okuyabilmek için farkında olmadan boynunu öne doğru bükerek ‘kaplumbağa duruşu’ sergiler, bu da servikal omurgaya binen yükü katlayarak artırır. Bunun yanı sıra göz yorulduğu zaman da boyun bükülmesine nede olur. Işık ve ekran mesafesi doğru ayarlanarak boyun fıtığı riski ciddi oranda azaltılabilir” diye konuştu.
Telefon boyun ile omuz arasına sıkıştırılmamalı
Telefonu boyun ile omuz arasında sıkıştırmak gibi basit görünen hataların da sinir köklerinde ciddi hasarlara yol açabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Mutlaka kulaklık kullanın ve klimanın doğrudan vücudunuza temas etmemesine özen gösterin. Çünkü soğuk hava akımı kas spazmlarını ve fıtık ağrılarını tetikler” dedi.
Hareket şart
Saatlerce kıpırdamadan çalışmanın disklerin arasındaki sıvı dolaşımını durdurduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “En büyük ilaç harekettir. Yarım saatte bir ofis içinde kısa yürüyüşler ve iki saatte bir de germe egzersizleri yapılarak dolaşım canlandırılmalı. Çayınızı kendiniz alın, aracınızı uzağa park edin ve asansör yerine merdivenleri tercih edin. Boynunuz içinse saat yönünde ve tersine yapılan yavaş rotasyonlar ile yana doğru nazik germe hareketleri, gün boyu biriken gerginliği dağıtır” şeklinde konuştu.
Stres yönetimi de ergonomik koltuk kadar önemli
İş stresinin sadece zihni değil, doğrudan kasları da etkilediğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stresli olduğumuzda farkında olmadan omuzlarımızı yukarı kaldırır ve boyun kaslarımızı kilitleriz. Bu kronik gerginlik, bir süre sonra fıtık ağrılarını tetikleyen en büyük faktör haline gelir. Stres yönetimi, en az ergonomik koltuk kadar önemlidir. Gün içinde 10-15 dakikalık meditasyonlar veya derin nefes egzersizleri kas geriliminizi düşürür. İmkânınız varsa haftalık rutininize yoga veya pilates ekleyin” tavsiyesinde bulundu.
İdeal kiloda olmaya özen gösterilmeli, sigara içilmemeli
Bel sağlığını korumak için ideal kiloyu korumanın ve disklerin beslenmesini bozan sigaradan uzak durmanın da hayati önem taşıdığına değinen Prof. Dr. Göçmen, “Yatış pozisyonunda diz desteği kullanmak ve 2-3 cm topuklu ayakkabılar seçmek omurganın doğal kavisini destekler. Doğru beslenme alışkanlıkları ve hekim kontrolünde kalsiyum, Omega-3 ve D vitamini desteği almak da kemik yoğunluğunu ve doku onarımını destekleyerek omurga sisteminin direncini artırır. Bu yaşam tarzı değişiklikleri, bel omurları üzerindeki mekanik baskıyı azaltarak fıtık ve yıpranmaları önlemeye yardımcı olur” dedi.
Bacak Estetiğinde Işık ve Gölge Oyunu: “Kamuflaj” Tekniği ile Çarpık Bacaklara Son
[ahmetkaracalar.com/bacak-estetigi/]Bacak estetiği alanındaki çalışmalarıyla tanınan Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, çarpık bacak problemlerinin çözümünde uygulanan yenilikçi kamuflaj yaklaşımı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çarpık bacak problemlerinin temel olarak iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Karacalar, bu ayrımı şu şekilde özetledi: “Birinci grup gerçek ortopedik deformiteler olan O tipi ve X tipi bacaklardır. İkinci grup ise estetik ve kamuflaj gerektiren parantez bacak ile yalancı çarpıklık durumlarıdır.”
Ordudaki Kamuflaj Mantığı Estetiğe Taşındı
Günümüzde birçok vakada, büyük ortopedik ameliyatlara gerek kalmadan kamuflaj teknikleri ile bacak konturunun düzeltilebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Karacalar, yöntemin felsefesini şu sözlerle anlattı:
“Aslında kamuflaj yöntemlerini yaşamın içinde sıklıkla kullanırız. Örneğin orduda kamuflaj; personeli, araçları ve askeri tesisleri gizlemek için bitki örtüsünü taklit eden kumaşlar kullanılarak sıklıkla uygulanır. Bacak estetiğinde uyguladığımız kamuflajda ise, özel yağ dolgu teknikleri ile bacak hatları desteklenirken, yaratılan ışık ve gölge oyunlarıyla bacaklar daha uzun ve düz görünebiliyor. Bu sayede hastalarımız, kemik düzeltme gerektiren işlemlere başvurmadan estetik bir görünüme kavuşabiliyor.”
Hangi Bacak Tipine Hangi Yaklaşım Uygulanıyor?
Prof. Dr. Ahmet Karacalar, hastaların kendi bacak yapılarını tanıyabilmesi için deformite tiplerini şu şekilde sınıflandırıyor:
O Tipi Bacak: Dizler birbirinden uzak kalırken ayak bilekleri birbirine daha yakın durur. Bacaklar yukarıdan bakıldığında “O” harfi şeklinde görünür. Genetik yapı, çocukluk çağı gelişim bozuklukları ve raşitizm bu durumun nedenleri arasında yer alır.
X Tipi Bacak: Dizler birbirine temas eder veya çok yaklaşır, ancak ayak bilekleri arasında mesafe oluşur. Görünüm “[ahmetkaracalar.com/x-bacak-estetigi/]X” harfi şeklindedir.
Parantez Bacak: Bu durumda genellikle ciddi bir ortopedik problem yoktur. Daha çok yumuşak doku eksikliği veya kas dağılımındaki dengesizlikler nedeniyle bacaklar [ahmetkaracalar.com/parantez-bacak-estetigi/]parantez şeklinde görünür ve bacak iç hattında bir boşluk oluşur. Kemik eğriliğinin hafif olduğu bu tip çarpıklıklar, genellikle dolgu, yağ enjeksiyonu ve bacak şekillendirme gibi ameliyatsız kamuflaj yöntemleri ile başarılı bir şekilde düzeltilebilir.
Yalancı Çarpık Bacak: Kemik ekseni tamamen normaldir; ancak kas ve yağ dokusunun bacakta yanlış veya orantısız dağılımı nedeniyle bacakta çarpık bir görünüm oluşur. Kamuflaj tekniğinin en etkili sonuç verdiği gruplardan biridir.
Sadece estetik değil, aynı zamanda kişinin özgüvenini de tazeleyen bu yenilikçi kamuflaj yaklaşımı; uzun iyileşme süreçlerine ve ağır kemik ameliyatlarına gerek kalmadan, ışık, gölge ve doku transferiyle bacak mimarisini yeniden inşa ediyor.
Türkçe Menopoz Mobil Uygulaması ‘Midrise’ Yayında
Perimenopoz ve menopoz sürecindeki kadınlara dijital yol arkadaşı ‘Midrise’ kullanıma açıldı.
Kadınların perimenopoz ve menopoz sürecinde ihtiyaç duyduğu bilgiye, takibe ve dayanışmaya tek bir yerden ulaşmasını hedefleyen Midrise mobil uygulaması kullanıma açıldı. Kadın sağlığı ve menopoz alanında yürütülen kapsamlı içerik üretimi ve saha deneyiminden beslenen uygulama, bilimsel bilgi ile gündelik deneyimi bir araya getirerek bu geçiş döneminde kadınlara dijital bir yol arkadaşı olmayı amaçlıyor.
Midrise Kurucu Ortağı, Psikolog Dr. Gizem Sürenkök, “Midrise menopozu tek boyutlu bir sağlık başlığı olarak ele almıyor, hayatın tüm alanlarına dokunan bir geçiş olarak konumluyor. Bu yüzden içerik, takip ve rehberliği tek bir deneyimde birleştirdik” diyor.
Menopozun fiziksel, zihinsel ve duygusal boyutları olan bütüncül bir deneyim olduğu anlayışıyla tasarlanan Midrise, menopoza dair temel bilgilerden cinsel sağlığa, beden sağlığından ilişkilere, iyi olma halinden benlik algısına uzanan geniş bir içerik kütüphanesi sunarken, kullanıcıların kendi deneyimlerini takip edebilecekleri araçlar ve destekleyici dijital çözümler de sağlıyor.
Uygulama içinde yer alan yapay zekâ destekli sohbet özelliği sayesinde kullanıcılar menopoza dair sorularını anlık olarak sorabiliyor ve güvenilir kaynaklara dayalı yanıtlar alabiliyor. Bunun yanı sıra Midrise, 50’den fazla semptomun takip edilebildiği kapsamlı bir izleme altyapısı sunuyor. Kullanıcılar baş ağrısından baş dönmesine, ağız kuruluğundan eklem ağrısına, huzursuz bacaklardan deri hassasiyetine geniş bir semptom yelpazesini kaydedebiliyor, ruh hali, aktivite ve genel iyi olma durumlarını düzenli olarak izleyebiliyor. Uygulama, düzenli veri girişine dayalı olarak kişiye özel geri bildirimler vererek ve hatırlatmalar yaparak kullanıcıların günlük yaşam alışkanlıklarını desteklemeyi hedefliyor. Akıllı saat ve telefonlardan alınabilen sağlık verileri uygulamaya entegre edilebiliyor ve manuel girişle tamamlanabiliyor.
Midrise aynı zamanda kullanıcıların kişisel iyi olma hedefleri belirleyebileceği, günlük olumlamalarla ilerleyebileceği ve minnettarlık pratiği yapabileceği araçlar içeriyor. Uygulamadaki Yolculuklar bölümü ise menopoz dönüşümünü anlamak ve yönetmek, uyku kalitesini artırmak, zorlayıcı duygularla baş etmek ve olumsuz düşünme döngülerini dönüştürmek gibi temalara odaklanan yapılandırılmış programlara sahip; kullanıcılar her gün küçük adımlarla ilerleyebiliyor.
Uygulamanın en dikkat çekici özelliklerinden biri de Topluluk alanı. Midrise, bu dönemde kendini yalnız hissedebilen kadınlar için güvenli ve kapsayıcı bir dijital buluşma noktası oluşturmayı hedefliyor. Kullanıcılar deneyimlerini paylaşabiliyor, birbirlerine destek olabiliyor ve giderek büyüyen bir dayanışma ağına dahil olabiliyor.
Midrise Kurucu Ortağı, Menopoz Aktivisti ve Yazar Melis Alphan uygulama hakkında şöyle diyor: “Menopoza girince fark ettim ki bu süreçte yalnızlık hissi büyük, en büyük ihtiyaç ise duyulmak ve anlaşılmak. Midrise, kadınlar bedenlerini ve hayatlarını yeniden anlamlandırırken yanlarında yürüyen iyi bir yol arkadaşı.”
Midrise, kadınların menopoz sürecini daha iyi anlamalarını, kendi bedenleriyle daha güçlü bir ilişki kurmalarını ve bu dönemi hem yönetilecek bir süreç hem de dönüştürücü bir deneyim olarak yaşamalarını desteklemeyi amaçlıyor.
DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, glokomun ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor: “Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu görmemizi sağlayan görme sinirinin zarar görmesi ve zamanla görme alanı kaybına neden olan sinsi bir hastalıktır. Halk arasında ‘göz tansiyonu’ veya ‘karasu hastalığı’ olarak da bilinen glokom, tanıda geç kalındığında veya yeterli şekilde tedavi edilmediğinde ciddi görme kaybı ve körlükle sonuçlanabilir. Sağlıklı bir bireyde göz içindeki sıvının üretimi ve boşaltılması arasında belli bir denge mevcuttur. Bu denge, göz sağlığı ve göz içi basıncı için oldukça önemlidir. Göz içindeki sıvının boşaltılmasındaki engel ve bozukluklar, göz içi basıncının artmasına ve görme sinirlerinin zarar görmesine yol açar. Bu süreç çoğunlukla yavaş ve sinsi ilerlediğinden, erken dönemde belirti vermez. Ancak hastalık ilerledikçe ve görme siniri hasarı arttıkça ciddi görme alanı kaybı meydana gelir ve ileri evrede kalıcı körlüğe neden olabilir.”
Glokom tanısı nasıl konuyor?
Op. Dr. Onur Polat, tanı sürecini şöyle açıklıyor: “Hastaların göz muayenesinde göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesi rutin olarak yapılmaktadır. Göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesinde glokomdan şüphelenilen hastalara, teşhis için ek bazı tetkikler uygulanır. Glokom hastalığında temel bulgu görme siniri hasarı olduğundan, retina sinir lifi ölçümü, görme alanı testi ve kornea kalınlığı ölçümleri yapılır. Bu ölçümler sonucunda hastalığın tanısı konur, tedavisi düzenlenir ve belirli aralıklarla takibi yapılır.”
Erken teşhis görme kaybını önleyebilir
Görme sinirlerinde ve görme alanında oluşan hasarda geri dönüş olmadığından erken tanının oldukça önemli olduğunu söyleyen Op. Dr. Onur Polat, “Erken teşhis edildiğinde kolaylıkla ve başarıyla tedavi edilebilen glokomda düzenli aralıklarla yapılan muayeneler, glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yöntemdir. Özellikle ailesinde göz tansiyonu olan ve risk grubunda olan bireylerin kontrollerini ihmal etmeden yapmaları tedavinin başarısı için oldukça önemlidir” şeklinde konuşuyor.
Türkiye’de yaklaşık 2 milyon glokom hastası bulunuyor
İleri evrelerde kalıcı görme kaybına yol açan glokomun, dünyada körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, “Ülkemizde glokomun görülme sıklığı yüzde 2-2,5. Bu oran, 40 yaş üzeri her 40 bireyden birinde glokom olduğunu göstermektedir. Tanısı konulmuş glokom hastası sayısı yaklaşık 550 bin, ancak henüz tanı konmamış yaklaşık 1,5 milyon glokom hastası olduğu tahmin edilmektedir. Yani ülkemizde yaklaşık 2 milyon glokom hastası bulunuyor ve önemli bir kısmı henüz tanı almamış ve tedaviye ulaşamamıştır. Erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilen ve körlüğün engellenebildiği bu hastalıkta farkındalık düzeyini artırmak ve hastalıklarından habersiz olanlara ulaşmak amacıyla 12 Mart Dünya Glokom Günü ve 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında bilgilendirmeler yapılmaktadır” diyor.
40 yaş üstü olanlar risk altında
Glokom açısından risk altında olan kişiler hakkında bilgilendirme yapan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “40 yaş üstü olanlar, ailesinde glokom bulunanlar daha yüksek risk altındadır. Diyabet, yüksek tansiyon hastaları, göz ameliyatları, göz yaralanmaları, romatizmal göz ve sistemik hastalığı olanlar ve uzun süre kortizon kullanan kişilerde de risk artar” şeklinde konuşuyor.
Glokomda kaybedilen görme geri gelmiyor
“Glokom tedavi edilmezse görme alanı giderek daralır ve kalıcı görme kaybı oluşabilir” diyen Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Glokomda kaybedilen görme ve görme alanı kaybı geri gelmez. Tedavi, hastalığın ilerlemesini durdurmayı amaçlar” diyor.
Glokom tedavisinde kullanılan yöntemler
Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, glokom tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor: “En sık göz damlaları kullanılır. Gerekirse lazer tedavisi veya ameliyat yapılabilir. Amaç göz içi basıncını düşürmektir. Göz sinirlerini desteklemek için vitamin ve aminoasit içeren damla ve ağızdan alınan ürünler de vardır.”
Glokom hastalarının dikkat etmesi gerekenler
Glokom hastalarının günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Tüm ilaçlar ve takviyeler her zaman uzman hekime danışılarak kullanılırsa glokom yapabilecek ürünlerden uzak durulmuş olur. Glokom ilaçlarının da düzenli kullanılması ve kontrollerin aksatılmaması gerekir. Doktora sormadan tedavi bırakılmamalıdır. Genel sağlığa dikkat edilmesi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur” diyor.
1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı dolayısıyla hastalık hakkında bilgiler paylaşan DoktorTakvimi uzmanlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, Türkiye’de kolorektal kanserin hem erkeklerde hem de kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türü olduğunu belirtti. Çavdaroğlu, yılda yaklaşık 19 bin yeni vaka tespit edildiğini söyledi.
Kolorektal (kalın bağırsak) kanserlerin Türkiye’de ve dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü olduğunu söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, “Kolorektal (kalın bağırsak) kanseri, kansere bağlı ölümlerde de ikinci sırada yer alıyor. Dünyada yılda yaklaşık 1,9 milyon yeni vaka görülüyor. Bu sayının 2040 yılında 3,2 milyona ulaşması bekleniyor. Ülkemizde ise yılda yaklaşık 19 bin yeni vaka tespit ediliyor” diyor.
Kolorektal kanserde risk faktörleri
Kolorektal kanserlerin değiştirilemez risk faktörlerini yaş, kalıtsal faktörler, inflamatuvar bağırsak hastalıkları (Ülseratif kolit ve Crohn) ve batın ile pelvise radyasyon almak olarak sıralayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasının kolorektal kanser gelişimini azaltacağını belirtiyor. Dr. Çavdaroğlu, bu faktörler arasında sigara içiminin bırakılması, alkol tüketiminin oldukça sınırlandırılması, Akdeniz tipi beslenmeye geçilmesi (meyve, sebze, baklagil ve tahıllar), işlenmiş kırmızı etten uzak durulması ve kırmızı etin aşırı tüketilmemesi, sedanter yaşamdan kaçınılarak hareket miktarının artırılması, obeziteyle mücadele edilmesi ve ideal kiloya yaklaşılması olduğunu ifade ediyor. Ayrıca son yıllarda yeni risk faktörü olarak tanımlanan kronik stresin yönetimi ve bozulan bağırsak mikrobiyotasının düzeltilmesinin de mücadelede önemli rol oynayacağını vurguluyor.
Tarama ve kolonoskopi hayati önem taşıyor
Kolonoskopi ve taramanın önemine dikkat çeken Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, şunları söyledi: “Kolorektal kanser, gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyor. Son 20 yılda tarama programları ve kolonoskopinin etkin uygulanması, hastalığın polip aşamasında tespit edilip tedavi edilmesini sağladı ve insidansı azalttı. 50 yaşın altındaki vakalarda artış gözlemlendiği için, 45 yaş üstü bireylerin şikayetleri olmasa da 10 yılda bir kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Ayrıca dışkıda gizli kan testi (1-2 yılda bir) ve dışkıda DNA testi (3 yılda bir) de tarama yöntemleri arasında yer alıyor.”
Uyarıcı semptomlara dikkat
Kolorektal kanser gelişmiş hastalarda görülebilecek semptomlar hakkında bilgi veren Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, “Büyük abdestte kanama, bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler (kabızlık veya ishalin sürekli hale gelmesi, dışkının incelmesi ve şekil değişikliği, dışkılama sonrası tam boşalamama hissi gibi), kramp, gaz, şişkinlik veya sürekli karın ağrısı, halsizlik ve istemsiz kilo kaybı durumlarında vakit kaybetmeden ilgili hekime başvurulmalıdır” diyor.
Multidisipliner tedavi yaklaşımı
DoktorTakvimi uzmanlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu tedavi yaklaşımlarını ise şöyle özetliyor: “Kolorektal kanser hangi evrede olursa olsun tedavi edilebiliyor. Tedavi evresine göre değişiklik gösteriyor ve multidisipliner bir yaklaşım içeriyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve akıllı ilaçlar ayrı ayrı ya da birlikte uygulanarak hastalığın kontrol altına alınması sağlanıyor.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.


