Politika

Hasan Mert Çakmak Zafer Partisi Melikgazi İlçe Başkanlığına atandı, Özdağ: Öcalan serbest bırakılacak, Ankara’ya gelecek, parti kuracak

Hasan Mert Çakmak: Zafer Partisi Melikgazi İlçe Başkanı olarak atanmanın gururunu yaşıyorum.
Hasan Mert Çakmak, atanma sonrası yaptığı açıklamada “Başta Genel Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ beyefendinin takdir ve tensipleri; Genel Başkan Yardımcımız Sayın Fatih Eryılmaz, İl Başkanımız Sayın Ahmet Rıfat Uluer ve önceki dönem İl Başkanımız Sayın İsmail Salep beyefendilerin destekleriyle bu göreve başlamış bulunmaktayım. Melikgazi için daha güçlü, daha güvenli ve daha adil bir gelecek hedefiyle çalışmaya başlıyorum.
Bu süreçte tüm hemşehrilerimle omuz omuza çalışmak en büyük arzumdur” dedi.

“MANSUR YAVAŞ’IN SAKLAYACAK, GİZLEYECEK BİR ŞEYLERİN OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

“İMRALI’YA GİTTİĞİNİZ ZAMAN, ÖCALAN’IN PİS ELİNİ SIKACAK MISINIZ? ABDULLAH BEY Mİ DİYECEKSİNİZ?”

“TERÖRSÜZ TÜRKİYE KONUSU VE ÖCALAN’IN SERBST BIRAKILMA TARTIŞMALARI İÇİN SANDIĞA GİDELİM”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bugün Zonguldak’ta Zafer Partisi Genel Merkez heyeti olarak değişik temaslarda bulunmak ve akşam Zonguldak’ta Adalet Mülkün Temelidir Derneği, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından düzenlenen panelde Öcalan komisyonunun yapmış olduğu çalışmaların arka planını sevgili Zonguldaklılarla paylaşmak üzere bulunuyoruz. Ülkemiz ağır çok ağır bir krizden geçiyor. 2026 senesi Cumhuriyet tarihinin en zor yılı olacak bu şimdiden görülüyor.

Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli üniter ve laik niteliğine yönelik saldırılar ve cumhuriyetin kuruluş esaslarını anayasanın ilk üç maddesini ortadan kaldırma girişimleri öte yandan sekizinci yılına giren ekonomik buhran ülkemizi adeta bir girdabın içerisine doğru çekiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemine ülkemiz geçtiği günden bu yana ekonomideki buhran artarak devam ediyor. Toplumun yüzde 80’ini oluşturan asgari ücretli, dar gelirli, sabit gelirli kesimlerin milli gelirden aldıkları pay 8 seneden bu yana azalıyor. Diğer bir ifadeyle Türk milletinin yüzde 80’i fakirleşiyor. Ancak küçük bir rantiye azınlık, iktidara yakın küçük bir grup ekonomik durumunu ya iyileştiriyor ya da aynı seviyede muhafaza ediyor ama Türk toplumunun önemli büyük bir çoğunluğu fakirleşmeye, yoksullaşmaya devam ediyor. 16 milyon emekli, dul ve yetim açlıkla sınanıyor. 6 milyon asgari ücretli hayata tutunma mücadelesi veriyor.

Çiftçiler adeta afetzede gibiler. Türk çiftçisi her geçen gün yoksullaşırken onun sırtından Türk çiftçisinin sırtından Amerikalı çiftçiye kar transferi yapılabiliyor. Köylerimiz boşalıyor. Tarım Bakanlığı, Türk çiftçisi için değil bazı ithalat lobileri için yıllardan bu yana organize bir şekilde çalışıyor.

Bunun neticesinde ve yanlış ekonomik politikaların neticesinde pazar yerleri adeta öfkenin patlama yaptığı yerler olarak ön plana çıkıyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde şehirlerinde pazarı ziyaret ettiğimiz zaman hale borcu olmayan esnaf bulamıyoruz. Pazar esnafı alım gücü ortadan kalkmış vatandaşlara üzülürken pazarda elinde ancak torbanın dibini doldurabildiği bir torbayla bir tezgahtan öbür tezgaha daha ucuz limon, elma, domates, portakal bulabilir miyim diye dolaşan insanlarımızı görüp de insanın içinin acımaması mümkün değil. Vatandaş esnafa, esnaf pazar yerinde vatandaşın ortadan kaybolan alım gücüne üzülüyor. Artık pazarda 3 kilo, 4 kilo meyve sebze alanı bulmak mümkün değil. 1 kiloyu alabilen kendisini şanslı sayıyor. İşte AK Parti’nin 2002’den bu yana devam eden ekonomik politikalarının Türk halkını getirmiş olduğu nokta budur. Günü birlik, plansız, öngörüsüz sadece gelecek seçimi kurtarmaya odaklı ama halkın refahını yeni istihdam alanları yaratmayı daha güçlü ve dünya piyasasıyla rekabet edebilir sanayi oluşturmayı aklının ucundan dahi geçirmeyen bir ekonomik anlayışla 2002’den bu yana ülkemiz yönetiliyor. Bunun neticesinde gelmiş olduğumuz nokta hazinede paranın kalmaması.

Şimdi bu yılı kurtarmak için bin yirmi beşi kurtarmak için esnafa, sanayiciye haksız cezaların ve haksız vergilerin getirildiğini görüyoruz. Maliye Bakanlığı’nın ceza kesmediği esnaf adeta kalmamış durumda. Öte yandan bu vergilerin ve cezaların altında dürüst esnaf, dürüst iş adamı inlerken malum iş adamlarına da vergi muafiyetleri getiriliyor. 2024’te 2,5 trilyon TL’ye yakın vergi muafiyeti getirilmişti. Bu rakamın 2025’te yani bu sene 3 trilyon lirayı bulacağı görülüyor. Evet, devlet belirli iş adamlarından alması gereken 3 trilyon TL vergiden vazgeçiyor ama asgari ücretle çalışan bir annenin çocuğuna mama almak için ödeme yaparken ödediği katma değerden özel tüketim vergisinden vazgeçmiyor. Böyle bir ortamda Türk sanayisinin de Türkiye’yi terk ettiğini ve çözüldüğünü görüyoruz. Sadece tekstilde 5 milyar dolarlık sanayimiz geçtiğimiz 1-2 yıl içinde Mısır’a yerleşti. Ama sadece tekstil değil, ayakkabı sanayisinin de Mısır’a göç ettiğini görüyoruz.

Balkan ülkelerine göç eden sanayicilerimiz var. Eğer bir ülkede adalet olmazsa, eğer bir ülkede ekonomik politikalar kısa, orta ve uzun vadeli ve planlı olmazsa eğer iş dünyası tapusu için güven duymazsa o ülkede ekonomik kalkınma olmaz, ekonomik istikrar olmaz. Ülkemizde de bu ekonomik istikrar yok. Sadece tekstilde 264 bin işçi işini kaybetti. Bunlar aileleriyle birlikte 1 milyon insan oluşturuyorlar.

Bu ekonomik krizden çıkmanın yolu neoliberal ekonomik politikaları terk ederek Zafer Partisi’nin sürdürülebilir kalkınma modeline geçiştir. Tekrar ediyorum. Bu ekonomik politikaları Türkiye’yi getirmiş olduğu ekonomik buhrandan çıkmak için neoliberal herhangi bir modelin geçerliliği yoktur. Tek çözüm sürdürülebilir planlı kalkınma ve karma ekonomik 21. yy uygun bir karma ekonomik modeldir. Biz de Zafer Partisi olarak bu modeli savunuyoruz. Devlet Planlama Teşkilatının kurulmadığı, eğitimin kalitesinin yükseltilmediği, Sayıştay’ın harcamaları devlet harcamalarını denetim altına almadığı, ve adaletin olmadığı bir ülkede ekonomik kalkınma ve refahtan söz etmek mümkün olmaz. Biz de Zafer Partisi olarak bize yetki verdiğimiz takdirde bunları gerçekleştirmeyi taahhüt ediyoruz.

Ancak ülkemizin yaşamakta olduğu ağır ve Cumhuriyetin varlığı için tehdit oluşturan diğer hususta PKK terör örgütü ve onun elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan pazarlıklardır. Biz de terörsüz bir Türkiye istiyoruz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin pazarlık masasında Abdullah Öcalan’la pazarlık konusu yapılmasına karşıyız. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Öcalan komisyonu İmralı Adası’na giderek terörist Öcalan’la konuşacakmış. Ona beşikteki bebekleri öldürme kararını verirken ne hissettin diye soracaklar mı? Sormayacaksanız niye gidiyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklal Harbi veren Gazi bir Meclis’tir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimine karşı direnen bir meclistir. Bir terör örgütünün darbesine karşı direnen bir Meclis, devlet kuran bir Meclis, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu anlaşması olan Lozan’ı tanımayan, Cumhuriyet’in Kürtlere soykırım yaptığı şeklindeki ahlaksızca iftirayı atan bir terör örgütünün elebaşısının ayağına gidip ne diyecektir? Bunu Zafer Partisi olarak bilmek istiyoruz. Teröristbaşına gittiğiniz zaman onun pis elini sıkacak mısınız?

Ona ‘Abdullah Bey’ diye mi hitap edeceksiniz? İstihbaratçılara ve devletin diğer güvenlik görevlilerine söylemediği neyi söyleyecek Abdullah Öcalan size? Hiçbir şey söylemeyecek. Terörist örgütün terörist elebaşı Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin İmralı’ya gelmesini dünyaya ve kendi taraftarlarına Türkiye’yi yendiğinin göstergesi olarak kullanmak için istiyor.

O heyetin içinde olanların hiçbirisi ailelerine, çocuklarına, torunlarına bu İmralı ziyaretini bir şeref olarak bırakamayacak. Türk halkı da bu teröristbaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri tarafından ziyaret edilmesini kabullenmiyor. Türk halkı Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasını da kabullenmiyor. Her şeyde demokrasi diyorsunuz. Demokrasi için yeni Anayasa diyorsunuz. Hadi Türk halkına soralım. Türk halkı milli üniter laik devletten PKK ve Öcalan istedi diye vazgeçmeyi kabul edecek mi zannediyorsunuz? Sürecin arkasında halkın yüzde 60-70 desteği var diyorsunuz. Hodri meydan. Gidelim sandığa bakalım var mı halkın yüzde 60-70 desteği yoksa halk sizi Haziran 2015’te olduğu gibi sandığa ve bu sefer sandığın en dibine gömmeye mi hazırlanıyor? Zafer Partisi olarak Türkiye’yi nasıl bugün Zonguldak’ta bir panel düzenleyerek bütün bunları anlatacaksak, gelecek hafta Mersin’de düzenleyeceğimiz panelle bunları anlatacaksak, özetle bütün Türkiye’yi adım adım dolaşıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl Öcalan’la pazarlık masasına konulduğunu her yerde anlatacağız.

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, konuşması sırasında bulunduğu ‘sandığa gidelim’ çağrısı hakkında gelen soruya şu cevabı verdi:

Madem demokrasi diyorlar, madem Türkiye, PKK ile terörist örgütle pazarlıkla demokratikleşiyormuş, Türk halkının iradesini Meclis’te yapılan pazarlıklarla belirleyemezler. Her şey Türk halkının önüne gelmeli.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin Türkiye’nin terörsüzleştirilmesi için neler yapılması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı çıkışı sonrası salonun ayakta alışması üzerine gelen soruya şu cevabı verdi:

Terörsüz Türkiye teröristlerle pazarlık edilerek değil, terörle mücadele edilerek ve terörist örgüt bitirilerek olur. Terörist örgüt teslime zorlanarak olur. Zafer Partisi olarak bizim bir antiterörizm programımız var. Bu programı parti kurulduğu günden beri Türk kamuoyuyla paylaşıyoruz ve bu program 12 ana başlıkta PKK terör örgütünün nasıl sonlandırılacağını ayrıntılı olarak anlatıyor. Önümüzdeki süreçte de düzenleyeceğim, her perşembe düzenlediğim basın toplantılarından birisinde kapsamlı bir şekilde Zafer Partisi’nin terörü bitirme programını tekrar Türk kamuoyuyla paylaşacağım. Burada bu basın toplantısı çerçevesinde zaman yetersizliğinden ötürü bu güzel sorunuza ama uzun cevap gerektiren sorunuza cevap vermiyorum.

Gelelim ikinci sorunuza; Milliyetçi Hareket Partisi’ne Alparslan Türkeş’in kurduğu parti diye oy veren Milliyetçi Hareket Partililere kendilerine şu soruyu sormalarını istiyorum: Alparslan Türkeş o salonda otursaydı bu sözü alkışlar mıydı yoksa alkışlamaz mıydı? Alkışlardı diyen Milliyetçi Hareket Partili seçmen varsa söyleyecek bir şeyim yok. Ama alkışlamazdı diyen Milliyetçi Hareket Partilinin hepsini Zafer Partisi’ne davet ediyoruz.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zonguldak’a daha önceki gelişiyle şimdiki gelişinde ne gibi farklılıklar olduğu sorusuna şu cevabı verdi:

Daha hiçbir şey görmedim. Biraz sonra göreceğim. Gelir gelmez buraya geldim. Ama Zonguldak, Zafer Partisi’nin sanayi politikalarında Türkiye’nin en önemli dört merkezinden birisi, bir liman kenti olma niteliği ve Türk ağaç sanayinin merkez üstlerinden birisi olma niteliğini taşıyor. Onun için Zonguldak’a büyük önem veriyoruz. İlk ziyaretimizi Ticaret Odası’na gerçekleştirdik ve kendileriyle uzun ve çok kıymetli bir toplantı yaptık. Notlarımızı aldık. Önümüzdeki süreçte görüşmelerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nun özelleştirilmesi ilgili olan tartışmalar hakkında gelen soruya şu cevabı verdi:

Bakın, biz özelleştirmeden çok içinden geçtiğimiz süreçte kamulaştırmanın ön planı çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Özelleştirme bir fetişizme dönüştü. Karlı olan devlet işletmeleri bile gereksiz şekilde özelleştirildi ve özelleştikten sonra da gereken yatırımlar yapılmadığı için hem millete hem de sahibine zarar vermeye başladı. Mesela, elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Tabii Zonguldak için kömür çok önemli. Ancak her doğal kaynağın olduğu gibi kömürün de bir sonu var. Zonguldak’ın perspektifini sadece kömür içerisine sıkıştırmamak gerekiyor. Kömür konusunda yeni yatırımlar yapılarak modernleştirme devlet eliyle geliştirilirken Zonguldak’a başka başka yatırımların da kaydırılması gerektiğini düşünüyoruz. Zonguldak’ın Ankara ve Bursa’ya kadar uzanan iki eksende hattın dünyaya açılış kapısı olarak demir yollarıyla bu bölgeyi dünyaya bağlayan, denize bağlayan merkez üs haline gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zonguldak’ta çok kıymetli bir üniversite var. Bu üniversitenin seviyesinin, içeriğinin, akademik etkinliğinin devlet desteğiyle de arttırılarak özellikle yüksek teknoloji alanında ortaya ürünler, sanayi ile birlikte ortaya ürünler koyabilecek bir noktaya çıkartılması gerektiği inancındayız. Sonuç olarak Zonguldak, Türk ekonomisinin önemli merkezlerinden birisi, Türk eğitiminin önemli merkezlerinden birisi olmaya adaydır.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin Dört Bölge Dört Deniz Projesi kapsamında Zonguldak’ı kapsayan bölümünün neler olduğunun sorulması üzerine verdiği cevap:

Sanayinin hem de Ankara ve Bursa’ya kadar uzanan sanayinin dünyaya açılış merkezi haline gelecek olan Zonguldak’ta yerleşim planlamasının yeniden tasarlanmasından demir yollarının kente kazandıracağı etkinliğe kadar birçok farklılaşma gerçekleşecek. Bu da Zonguldak’a bir cazibe merkezi haline getirecektir.

Mansur Yavaş hakkında verilen soruşturma izni hakkında Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ şu açıklamayı yaptı:

İçişleri Bakanlığı Mahsur Yavaş’la ilgili bir soruşturma izni vermiş. Ben, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın saklayacak, gizleyecek bir şeylerin olmadığını düşünüyorum, inanıyorum. Ancak neden hiç AK Partili belediye başkanları için soruşturma izni verilmiyor? Neden Melih Gökçek için hazırlanmış olan 100 tane dosya inatla hakkında soruşturma başlatılmıyor. İşte bu siyasetin muhalefete yönelik düşman ceza hukuku uygulamalarının bir sonucudur.

“ÖCALAN SERBEST BIRAKILACAK, ANKARA’YA GELECEK, PARTİ KURACAK”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulunduğu basın toplantısı düzenledi.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bugün ilk olarak; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 42. kuruluş yıldönümünü kutlamaktan kıvanç duyduğumu ifade etmek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının şerefli mücadelesine önderlik yapan Kurucu Lider Dr. Fazıl Küçük, Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş ve bağımsızlık uğruna hayatlarını kaybeden, şehit olan soydaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.

20 Temmuz 1974’te başlatılan Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yaşayan Türk soydaşlarımıza barışı, huzuru getiren ve KKTC’nin kurulmasının yolunu açan rahmetli Ecevit’i ve rahmetli Erbakan’ı da saygıyla ve minnetle anıyorum.

Sayın basın mensupları, Aradan geçen 42 yılda, Rum-Yunan ikilisinin uzlaşmaz tavrı ve adil, eşit ve kalıcı bir çözüme karşı direnç göstermelerinden ötürü başarı kaydedilememiş, Kıbrıs’ta ilerleme sağlanamamıştır. Bu süreçte AKP hükümetlerinin akıl almaz hataları, KKTC’nin güvenlik ve egemenliği için de ağır riskler oluşmasına neden olmuştur. AKP’nin iktidara gelir gelmez Annan Planı’nı desteklenmesi ile başlayan hatalar zinciri, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne Büyükelçi ataması ile tarihi bir kırılmaya evrilmiştir. Oysa KKTC; Orta Asya Türk Cumhuriyetleri tarafından uluslararası alanda tanınmalıydı. Ankara, AKP bunu başarmalıydı. Son dönemde, Güney Kıbrıs’ta, garantör İngiltere’ye ek olarak, ABD, İsrail ve Fransa askeri üsler tesis etmeye başlamış ve ABD, Rum kesimine uyguladığı silah ambargosunu kaldırmıştır. Ayrıca, İsrail’in Rum kesimine Barak MX hava savunma sistemi sevkiyatı ve kısa süre önce Rum-Yunan-İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz’de icra etmiş olduğu tatbikat, sadece KKTC’ye değil, aynı zamanda adeta ülkemize verilmek istenen bir gözdağına dönüşmüştür.

Yunanistan’ın AK Parti’nin pasif tutumundan dolayı Ege’de 22 adamızı alenen işgaline ses çıkarmamasıyla benzer bir süreç şimdi Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta yaşanmaktadır. KKTC’nin 42. kuruluş yıldönümü, AKP hükümetinin silik ve teslimiyetçi politikaları ile adeta gölgelenmiş ve AKP hükümetleri KKTC’yi kendi kaderine terk ederken, Mavi Vatan’ı da unutmuş görünmektedir.

Değerli Zafer Partililer, Değerli Basın Mensupları, Kıbrıs milli davamızdır. Kıbrıs vatandır. Zafer Partisi iktidarında Mavi Vatan ve Münhasır Ekonomik Bölge konularını ulusal egemenlik ve bağımsızlık meselesi olarak göreceğiz. Kıbrıs’ta 1959 Zürih Antlaşması’ndan kaynaklanan haklarımızı tavizsiz savunacağız. Bu anlaşma hilafına adanın silahlandırılması konusunu kabul etmeyeceğimizi ve zorlayıcı diplomasi tedbirlerini alacağımızı ifade etmek isterim. Doğu Akdeniz’de, Türkiye olmadan barış, güvenlik ve istikrar olamayacağı gerçeğinden hareketle, Kıbrıs’ta iki kesimli, iki halklı ve bağımsız iki devletli çözümü esas alacağımızı ifade etmek istiyorum!

Değerli arkadaşlar, AKP hükümetlerinin toplumsal düzende oluşturduğu tahribata ait iki üzücü olay yaşandı geçen hafta. 9 Kasım’da Almanya’dan İstanbul’a ziyaret için gelen Böcek ailesi, 12 Kasım gecesi gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Ve maalesef anne-baba ve iki çocukları hayatını kaybetti. Bu kadar ucuz bir ölüm Türkiye’nin en büyük kentinde, turizmin merkezinde doğrusu anlaşılır, kabul edilebilir değil.

İstanbul’un merkezinde bir aile yok olurken Şanlıurfa’dan bir başka feci haberin geldiğini de gördük. Bir marangoz atölyesinde elleri bağlanıp, makatına kompresörle hava basılan 15 yaşındaki bir çocuk hayatını kaldırıldığı hastanede iç organları parçalandığı için kaybetti. Bu saldırıyı gerçekleştiren kişinin de önce şaka yaptığı gerekçesiyle serbest bırakıldığını, sonra gelen tepkiler üzerine tutuklandığını gördük. Türkiye’deki bu olumsuz tablonun 2025 Küresel Organize Suç Endeksi Raporuna da yansıdığını görüyoruz. Türkiye anılan bu raporda 193 ülke arasında ne yazık ki 10. durumda. Rapora göre Türkiye’de uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı başta olmak üzere; vergi kaçakçılığı, yolsuzluk, kamu kaynaklarını zimmete geçirme, finansal ve siber suçlarda büyük bir artış görünüyor.

23 yıllık AKP hükümetinin toplumu getirdiği nokta dehşet vericidir. AKP Türkiye’sinde artık ne güven ne asayiş vardır. Yaşamak şansa kalmıştır. Artık ne yediğinizden ne de içtiğinizden emin olabilirsiniz ne de yargıya güvenebilirsiniz. AKP’nin Türkiye vizyonu ve istikrar dediği şey güzel ülkemizi Kolombiya ve Mynmar seviyesine indirmek ve organize suç örgütlerine teslim etmek olmuştur.

Değerli basın mensupları, Geçen hafta Irak’ta gerçekleşen seçimleri de takip ettik. Seçim öncesinde başta Kerkük olmak üzere Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde Türkmenlere yapılan saldırılara AKP hükümetinin yine kör ve sağır kaldığını tekrar gördük. Seçimlerde kesin olmayan sonuçlara göre, 329 sandalyeli parlamentoda, Türkmenler sadece 4 vekil ile temsil edilmektedir. Öz be öz Türk yurdu Kerkük’te bile ancak 2 milletvekili çıkartılmıştır. AKP hükümeti, seçim öncesi de Türkmenlere yönelik baskı ve saldırılar ile bölgeye Süleymaniye’den seçmen taşınmasına ses çıkarmamış, tepki göstermemiştir. İşin daha da kötüsü, AKP hükümetinin uzun süredir bölgede etnik ve mezhepçi tutumu ile Türkmenler arasında birlik oluşmasını da engellediğini görüyoruz. Halen Irak Türkmen Cephesi ile Türkmen toplumu arasında tam bir uyum ve birliğin ne yazık ki sağlanmadığını görüyoruz. 1957 nüfus sayımında bölgede birinci etnik grup olan Türkmenler, son seçimlerde Kerkük’te sadece iki milletvekili çıkarabilmiş ve azınlık durumuna düşmüşlerdir. 2002’de bile durum böyle değildi. Kerkük’te ve Türkmeneli’de oluşan bu olumsuz tabloda, 23 yıllık AKP iktidarının hatalarının etkisi çok ama çok büyüktür…

Sevgili yurttaşlarım, Devlet Bahçeli’nin önayak olması ile Türkiye, 2. Bölücü Açılım Sürecine sokuldu. ‘Bir al-ver süreci ve ön şart olmayacak, PKK kendini feshedecek ve silah bırakacak’ diyerek çıkılan yolda; PKK silah bırakmadı, fesih olmadı ama laik-üniter-ulus devletimizi feshedecek gelişmelerin yaşandığını görüyoruz.

TBMM’de kurulan ‘Öcalan Komisyonu’ İnfaz Yasası değişikliği yani Örtülü Af ve Terörle Mücadele Yasasında yapılacak değişiklikleri görüştüğü 16. toplantıyı halkımıza kapattı. 17. toplantı da Türk halkına kapalı yapıldı. Halkımıza kapalı ama siyasi uzantıları vasıtasıyla PKK terör örgütüne açık!

Lütfen dikkat edin, son toplantıda İçişleri Bakanı, Milli savunma Bakanı ve MİT Başkanı komisyona sunum yaptılar. Yani güncel istihbarat bilgileri, asayiş ve güvenlik bilgileri açıklandı. Bu açıklamalar devlet sırrı diye halktan saklandı ama kime açıklandı? PKK’nın siyasi temsilcilerine açıklandı. Arkadaşlar siz aklınızı mı kaçırdınız? Devlet yönetiminde böyle ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk olur mu? Dünyada bunun hiç örneği var mı? Mevcut İstihbaratı, polisi ve askeri birliklerin yerlerini anlattıysanız, e artık devletin anahtarını da verin PKK’ya, kapatın gidin! Tekrar ediyorum, böyle bir sorumsuz bir davranışın Dünyada eşi benzeri yok. Bilesiniz ki; büyük Türk Milleti bu süreci PKK ve Öcalan’a mağlubiyet süreci dikkatle izliyor ve bunun siyasi hesabını sizden sandıkta soracak. Haziran 1015 seçimlerini unutmayın. Sonuç olarak; halktan gizlenen ama PKK’ya açık bir süreçten Türk halkına bir fayda gelir mi?

Bu arada PKK’nın da reklamını yapmaya devam ediyorlar. Neymiş? PKK Zap bölgesinden çekilmiş, barışçıl tavrını göstermiş. PKK kış aylarında Zap bölgesinden senelerden beri çekiliyor. Gerçekleri dile getirelim. Bakın resmi bir cumhurbaşkanlığı belgesiyle şimdi PKK’nın silah bırakmadığını size kanıtlayacağım. Cumhurbaşkanı Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum ne diyor? ‘Silah bırakma pratiklerinin genişletilerek ve geliştirilerek ilerletilmesi gerekiyor’. Eğer PKK silah bırakmış olsaydı hala PKK’nın silah bırakma pratiklerinin geliştirilmesinden bahsedilebilir miydi? Demek ki PKK silah bırakmamıştır. PKK kendisini gerçek anlamda da feshetmemiş sonlandırmamıştır. Bütün örgütsel yapısı varlığını sürdürüyor. PKK’lıların büyük bir bölümü YPG’ye katıldılar. 2 bin kadar PKK’lının PJAK’a katıldığını İran’a geçtiğini biliyoruz. Örgütün genellikle üst düzey yöneticileri şu anda Talabani’nin kontrol ettiği bölgede Süleymaniye ve çevresindeler. Özetle, PKK terör örgütü silahlı varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Diğer yanda, Bahçeli en baştan beri Öcalan için bir ‘Umut Hakkı’ çerçevesinde serbest kalması için adeta çırpınıyor! Ve dün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Öcalan’ın umut hakkı ile serbest kalacağını tekrar açıkladı. Serbest kalmakla kalmayacak, yeni bir parti kurarak başına da geçecek. İstenilen bu. Bunu açıkladığımız zaman bazı basın-yayın organlarında, iktidarın tetikçileri ‘Öcalan serbest kalmayacak, doğru değil’ diyorlar. Hayır, Öcalan da serbest kalacak, Demirtaş da serbest kalacak. Öcalan İmralı’dan çıkacak, Ankara’ya gelecek ve Ankara’da kuracağı siyasi partinin başına geçecek. Bunların hepsinin planlaması yapılmış durumda. Mesele sadece Türk halkına nasıl anlatacakları, halkı buna nasıl alıştıracakları üzerine kurulu.

Türk milliyetçilerinin öz evladı Sinan Ateş’in cenazesine bile katılmayan ama Sırrı Süreyya Önder’in fotoğrafının yüzünü okşayan Bahçeli İstiklal Savaşını veren, FETÖ’cü darbeye direnen Gazi Meclis’i İmralı’daki mahkûm terörist Öcalan’ın ayağına götürmek konusundaki ısrarını bu hafta da sürdürdü.

Devlet Bahçeli, komisyon eğer İmralı’ya gitmezse 3 arkadaşını alıp kendisi gidecekmiş. Bahçeli’nin bu açıklamasının nedeni komisyonda adaya gitmeme konusundaki düşüncesinin ağır basmış olmasıydı ve onun yerine uzaktan bir telekonferans planlanmış, bu görüş ön plana çıkmıştı. Komisyondaki birçok üye tarihe teröristbaşının ayağına giden milletvekili olarak geçmek istemiyorlar. Bu milletvekilleri yarın seçimlerde, belki de 2026’da yapılacak seçimlerde sokağa çıktıkları zaman Türk halkından ‘Sen neden İmralı’ya gittin?’ sorusuna muhatap olacaklarını biliyorlar. Komisyon üyesi olmak zorunda kalan vatansever milletvekillerine sesleniyorum çünkü biliyorum ki bazılarınız olmak zorunda kaldınız. Bir teröristin ayağına giden adam olarak tarihe geçmeyin, çocuklarınıza ve torunlarınıza böyle bir miras bırakmayın.

TBMM’deki komisyon üyesi milletvekillerinin İmralı’da Öcalan’ın ayağına gitmesinin bahsettikleri bu çözüm sürecine ne faydası var? Öcalan diğer devlet yetkilileri ile konuşmadığı ve onlara söylemediği neyi milletvekilleri İmralı’ya gittiklerinde onlara söyleyecek? Cevap hiçbir şey. Peki, neden bu ısrar? Çünkü, TBMM üyelerinin Öcalan’ın ayağına gitmesi Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp getirilmesinin intikamı, Türkiye’nin sembolik mağlubiyeti olarak sunulacak dünyaya.

Mudanya Mütarekesi ile Yunan ordularını denize döken TBMM’nin ordularıydı. Şimdi aynı TBMM’nin milletvekilleri Mudanya açıklarındaki İmralı’da Öcalan’ın önünde diz çökecekler öyle mi? Biz Zafer Partisi olarak buna şiddetle itiraz ediyoruz. Ve adaya İmralı’ya, Öcalan’a gitmeyin, bu fırsatı vermeyin, bu süreci sona erdirin diyoruz.

Değerli Basın Mensupları, Bahçeli’nin İmralı özlemi devam ederken, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’dan itiraf gibi bir açıklama daha geldi. Bahçeli’nin İmralı çağrılarını ‘kurucu siyaset’ olarak niteleyen Feti Yıldız, gerçek niyetlerini de açığa çıkarmış oldu. Yani Feti Yıldız, yeni bir devlet kurulacağını, bunun Öcalan ve PKK ile birlikte yapılacağını itiraf ediyor. Şimdi bu beyefendilere soralım: Bebek katili Öcalan ile nasıl ve ne tip bir devlet kurmayı planlıyorsunuz? Öcalan’a bu nedenle mi Kurucu Önder diyorsunuz? Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin neyi hatalı, eksik ya da neyi size yetmiyor? Siz Atatürk’ten daha mı iyi biliyorsunuz? İkinci Cumhuriyet’ten sonra Öcalan’ın kurucu önderi olduğu bir de Üçüncü Cumhuriyet mi çıkartıyosunuz başımıza? Bakın efendiler, siz Lozan Antlaşmasını reddeden, 1924 Anayasasına karşı çıkan, Cumhuriyetimizi Kürt Soykırımı iftirası ile hedef alan bir yapıyla nasıl ‘kurucu siyaset’ inşa edeceksiniz? Gittiğiniz yolun, PKK’ya teslim olmak ve PKK’nın 8. ve en son topladıkları sözde 12. kongrelerinde ilan ettikleri demokratik konfederasyon amacına hizmet ettiğini görmüyor musunuz? Eğer İmralı’ya bebek katilinin ayağına gider, onu meşrulaştırır ve Türk Devletinin itibarını yerle yeksan ederseniz, bilesiniz ki; halkımız sizi affetmez!

Değerli yurttaşlarım, Her şey gözümüzün önünde apaçık bir ortamda gerçekleşiyor. ! Kartların açık oynandığı jeopolitik bir oyunla karşı karşıyayız. ABD Dedeağaç’tan-Kıbrıs’a kadar 6 askeri üs halinde bölgede yer alıyor. En son Kafkasya’da Zengezur Koridoruna el atıldı. Bunun bir kuşatma olduğunu körler bile görüyor. Kıbrıs’ta el birliğiyle GKRY silahlandırılıyor. Suriye’de ABD ve İsrail ile komşu olduk. Gelinen aşamada; Suriye de Irak’a benzer şekilde ‘gevşek federasyon’ ile bölünmeye sürükleniyor. Yani Irak ve Suriye’de İsrail müttefiki bir ‘teröristan’ kuruluyor. Bu arada, bizimkiler de terörle iş birliği ve umut hakkı için çırpınıyor.

İşin özü, Türkiye’de başlatılan 2. Bölücü Açılım, Öcalan Komisyonu ve yeni Anayasa ile benzer bir gevşek federatif yapıya doğru ülkemiz sürüklenmek isteniyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrak ‘İsrail bölgede ulus devlet istemiyor’ demişti. Irak ve Suriye’de üniter-milli devletler parçalandı. Türkiye’de de şimdi İsrail’in istekleri doğrultusunda Öcalan’ın kurucu önderlerinden birisi olduğu bir çok uluslu federasyona doğru gidiyoruz. Görülen o ki, Atatürk’ün kurduğu milli üniter devlet yerine İsrail’in isteği ile çok uluslu bir federasyona Türkiye sürüklenmek isteniyor. Türk halkı bu razı gelmeyecektir.

PKK fesih olacak diye bekleyenler, Atalarımızın mübarek kanı ile kurulan Cumhuriyetimizin masada dağıtıldığına tanıklık ediyor. Türkiye kendi içinde bölünmeye sürüklenmek isteniyor. Ve sanki Türkiye ulusal egemenliği ve bağımsızlığı konusunda Terör örgütü ve onun eli kanlı katil elebaşına muhtaç kalmış gibi ‘Umut Hakkı’ deniyor ve ısrarla Türk devleti terör örgütünün ayağına götürülmeye çalışılıyor! Zafer Partisi olarak bu sürece en net ve sert şekilde karşı olacağımızı ve Laik-Üniter-Ulus devletimizi sonuna kadar savunacağımızı tekrar ediyoruz. Bu vesileyle, Geleneksel Türk Devlet aklıyla bağdaşmayan bu bölücü Açılım Sürecine karşı çıkan tüm halkımızı, Milli-Üniter-Laik cumhuriyetimizi savunmak için ortak mücadeleye ve Zafer Partisine davet ediyorum.

14 Kasım 2025’te C130 uçağının düşmesiyle hayatını kaybeden 20 şehidimizi sonsuzluğa uğurlayarak vatan toprağına emanet ettik. Bu vesileyle şehitlerimize tekrar Allahtan diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli katılımcılar ve kıymetli yurttaşlarım, Milliyetçilik görüntüsü altında terör örgütü ile yeni bir devlet kurmaya yeltenen, TBMM Komisyonu ile milletin vekillerini İmralı’ya Öcalan’ın ayağına göndermeye çalışanlara karşı ‘milli müdafaanın’ merkezi Zafer Partisidir. Büyük Atatürk’ün ilkelerinin izinde, Cumhuriyetimizin kurucu temel değerleri temelinde cumhuriyetimizi, halkımızı ve ailelerimizi koruyacağız. Parolamız Zafer! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

📢 Haberle İlgili Bildirim

Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

PWA Kurulum Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın
Modern GDPR Çerez Popup
Davut Güleç