Aracınız doluya teslim olmayacak!
Auto King Boyasız Kaporta Göçük Düzeltme (PDR) ile dolu hasarı almış araçlardaki değer kaybına son veriyor
İstanbul genelinde yaşanan dolu afeti araç sahiplerini sigortalarının kapsamını gözden geçirmeye iterken, dolu onarımında kurumsal firmaların önemi bir kez daha ortaya çıktı. Dolu onarım hizmetini Türkiye’ye ile tanıştıran ve Boyasız Kaporta Göçük Düzeltme (PDR) Yöntemi ile araç orijinalliğini ve ikinci el değerini yüzde 100 koruyan Auto King’in Genel Müdürü Engin Atakan, yaşanan son olayda ortalama 6 ilâ 8 bin aracın hasar gördüğünü ve 1600 dolu hasarı müracaatı aldıklarını söyledi. Engin Atakan, dolu onarımda merdiven altı firmalara itibar edilmemesi gerektiğinin, aksi taktirde araçlarda ilerleyen dönemlerde farklı komplikasyonların oluşabileceğinin altını çizdi.
Ülkemizde yaşanan dolu olayları yaşanan iklim değişikliklerinin de etkisiyle son yıllarda giderek daha büyük hasarlara yol açıyor. Bu deneyimin etkisiyle dolu onarım hizmetlerinde kurumsallaşma ve uzun garanti süreleri ön plana çıkıyor. Türkiye genelinde 56 servis merkezi ile oto bakım ve onarım hizmeti sunan Auto King’in Genel Müdürü Engin Atakan, Boyasız Kaporta Göçük Düzeltme (PDR) Yöntemi ile gerçekleştirdikleri dolu onarımı hizmeti ile oluşturdukları kriz noktalarında araç sahiplerine en güvenilir, en kalifiye, katma değeri en yüksek çözümü sunduklarını ifade etti.
“Boyasız Kaporta Göçük Düzeltme ile maliyetler düşüyor”
Auto King ailesi olarak dolu ve sel felaketi sonrası oluşan her türlü hasarı en kısa zamanda çözüp araç sahiplerini tekrar araçlarına kavuşturmak için özel birimler oluşturduklarını söyleyen Auto King Genel Müdürü Engin Atakan, “Yaşanan son dolu afetinde 6 ilâ 8 bin aracın hasar gördüğü söyleyebiliriz. Auto King olarak bu dönemde 1600 dolu hasarı müracaatı almış bulunuyoruz. Biz kendi sektörümüze birçok ilki kazandırmış öncü bir kuruluş olarak temel hedefimiz müşterilerimize üst düzey bir hizmet sunarak sorunları garanti teminatıyla çözebilmek. Bu bağlamda hasarlı araç sahiplerine ilk tavsiyemiz merdiven altı firmalara itibar edilmemesi gerektiği yönündedir. Aksi taktirde araçlarda ilerleyen dönemlerde farklı komplikasyonların oluşması kuvvetle muhtemeldir.” dedi. Atakan, Türkiye’de ilk defa dolu onarım hizmetini veren bir firma olarak araçlarda dolu nedeniyle oluşan hasarları tüm dünyaca bilinen Boyasız Kaporta Göçük Düzeltme Yöntemi (PDR) ile giderdiklerini ifade ederek yöntemin kapsamını ve avantajlarını şöyle açıkladı: “Dış darbeler sonucu araç kaporta aksamı üzerinde meydana gelen, boyanın zarar görmediği, 5 cm çapa kadar kaporta göçüklerinin özel aletlerle aracın orijinalliği korunarak ve herhangi bir boyama işlemi yapmaksızın düzeltilerek eski haline getirildiği bu yöntemin pek çok avantajı var. Her şeyden önce araç orijinalliğini ve ikinci el değerini koruyoruz, sigorta şirketi ve araç sahibine daha az hasar maliyeti yani minimum bütçe sağlıyoruz. Yanı sıra boya ve diğer kimyasal sarf malzemelerin kullanımını gerektirmeyen doğa dostu bir metot olarak ekosistemin korunmasına destek oluyoruz.”
Rakipbul Efsanesi Yeniden Antalya’da!
Küresel Covid-19 pandemisi nedeniyle Antalya ilindeki faaliyetlerini Mart 2020’de geçici olarak durduran Türkiye’nin halı saha ligi Rakipbul, Antalya’daki faaliyetlerine 9 Ekim’de yeniden start veriyor. Bu sezon yeni bir özellik olarak tüm maçların spikerli ve canlı olarak yayınlanacağı Antalya Ligi, 9 bin halı saha oyuncusunu ve 1300 takımı bünyesinde barındırıyor.
Türkiye’nin halı saha ligi Rakipbul Ligi, Küresel Covid-19 pandemisi nedeniyle geçici olarak durdurduğu Antalya’daki faaliyetlerine 9 Ekim’de tekrar başlıyor. Bu sezon getirilen bir özellik olarak tüm Antalya Ligi maçları spikerli ve canlı olarak yayınlanması planlanıyor. 9 bin halı saha oyuncusu ve 1300 takımı bulunan Rakipbul Antalya 2020 Ligi’ni şampiyon tamamlayacak olan takım, 2021 Türkiye Finallerinde Antalya’yı temsil edecek ve Türkiye’nin en iyi halı saha takımı olma mücadelesi verecek. Tüm halı saha oyuncularının ücretsiz şekilde takım kurup katılabilecekleri ligle ilgili tüm detaylara www.rakipbul.com’dan ve 0532 111 11 72 numaralı çağrı merkezi üzerinden ulaşılabiliyor.
Bilyoner Rakipbul Ligi nedir?
Özellikle son yıllarda erkeklerin en büyük hobileri arasında bulunan “Halı Saha Futbolu” denince akla gelen ilk isim olan Rakipbul Ligi, kurulduğu 2006 yılından beri Türkiye’nin 16 ilinde Rakipbul.com internet sitesi üzerinden 18 binin üzerinde halı saha takımına ve 250 binden fazla amatör futbolsevere hitap ediyor. Düzenlediği her maçta hakem, profesyonel maç topu, editör analizleri, maç sonu basın toplantıları, HD video özeti ve detaylı oyuncu istatistikleri gibi hizmetler sunan Bilyoner Rakipbul Ligi, bu istatistikler sonucunda oyunculara biçilen değerlerle halı sahalarda bir transfer borsası yaratarak sporseverlere profesyonel bir heyecan yaşatıyor. Rakipbul Ligi aynı zamanda Dünya Halı Saha Federasyonu’nun Türkiye temsilcisi konumunda. Rakipbul Ligi’nin Türkiye Şampiyonu, her yıl 64 ülkenin katılımıyla düzenlenen Dünya Halı Saha Şampiyonasında Türkiye’yi temsil ediyor.
UTİB Üyelerine Arjantin Pazarı Anlatıldı
Arjantin Buenos Aires Ticaret Müşaviri Biray Kuş: Arjantin tüm olumsuzluklara rağmen ciddi bir fırsat
Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) üyelerine yönelik olarak yeni pazar arayışlarında bilgilendirici, yön gösterici programlarını sürdürüyor. Son olarak Arjantin Buenos Aires Ticaret Müşaviri Biray Kuş’un konuşmacı olarak katıldığı programla Türkiye’nin önemli ihracat pazarlarından olan Arjantin’deki durum anlatıldı.
UTİB, Arjantin Buenos Aires Ticaret Müşaviri Biray Kuş’un katılımı ile gerçekleştirilen ‘Tekstil Sektöründe Kullanılan İplik ve Ara Ürünler’ bilgilendirme seminerinde üyelerine ve sanayicilere Arjantin pazarı hakkında bilgilendirdi. Online olarak gerçekleştirilen program öncesinde konuşan UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, pandemi sürecinin tüm olumsuzluklarına rağmen yeni ekonomi ve iş yaşamı düzeni hakkında üyelerine yeni yol haritaları çizen çalışmalarını aralıksız sürdürerek çalışma hayatlarında kolaylıklar sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
Programda Arjantin pazarı hakkında bilgiler veren Arjantin Buenos Aires Ticaret Müşaviri Biray Kuş, Arjantin’in görüntü ve iş yapış kültürü açısından Avrupa’ya çok yakın olduğunu anlattı. Yoğunlukla İspanyolca dili kullanılan ülkede 2018 yılından bu yana bir ekonomik krizin söz konusu olduğunu ancak içinde bulunduğumuz aylarda ülke ihracatında biraz daha olumlu tablolar sergilendiğini anlatan Biray Kuş, “Arjantin’in Resmi İstatistik Kurumu INDEC verilerine göre 2018 yılında Arjantin’e 110 milyon Dolar civarında bir ihracat gerçekleştirilmiştik. 2019 yılında devam eden ciddi bir kriz olmasına rağmen, bu rakam firmalarımızın ülkeye gösterdiği ilgi ile birlikte iki katına yakın bir şekilde arttı ve yılı 227 milyon Dolar ihracatla kapattık. Bu dönemde Arjantin ithalatından aldığımız pay da binde 1.7’den binde 5’e kadar yükselmişti. Bu anlamda olumlu bir tablo vardı ve 2020 yılında bunu arttırarak sürdürebileceğimizi düşünüyorduk ama ne yazık ki pandemi sürecinin araya girmesi ve Arjantin ithalatında 2018 yılından bu yana görülen azalma bu konuda oldukça önümüzü kesti. Arjantin ithalatı kadar ihracat yapabilen bir ülke ve ihracatının büyük çoğunluğunu tarım ürünleri oluşturuyor. Bunun dışında Arjantin’de otomotiv endüstrisi de var. 2018 yılında yaklaşık yaklaşık 65 milyar Dolarlık bir ihracat gerçekleştirilmiş. 2019 ve 2020 ihracatları düşerek devam ediyor. 2019 yılında 46, 2020 yılında ise ilk 7 ay itibariyle yaklaşık 32 milyar Dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde Arjantin’den yine INDEC verilerine göre ilk yedi ay içerisinde 210 milyon Dolar bandında bir ithalat gerçekleştirdik” dedi.
ÜLKEDEKİ KRİZİN ASLINDA SİYASİ NEDENLER YATIYOR
Arjantin’de yaşanan ekonomik krizin temelinde aslında bir iktidar değişikliği yattığını belirten Biray Kuş, Arjantin’de 2015’ten 2019 yılına kadar çok liberal bir iktidarın var olduğunu anlattı. O dönemde Arjantin’in Batılı merkezlerle iyi geçinen bir ülke olduğunun altını çizen Biray Kuş, “ABD ile ilişkileri çok iyiydi. Hatta bu dönemde Arjantin ödeme zorluğu yaşadığında çok sayıda Batılı kreditörden kredi bulabilmişti ve IMF bu dönemde en yüksek standby anlaşmasını Arjantin’le yapmıştı. Netice itibariyle geçtiğimiz yılın son ayında hükümet yerini Arjantin’de daha popülist söylemleri ile dikkat çeken yeni bir hükümete bıraktı.
VERGİ YÜKÜ PROBLEMİ İTHALATA ENGEL OLUYOR
Arjantin’in pazarında iki önemli problemin yaşandığını anlatan Biray Kuş, bu sorunlardan en büyüğünün İthalatın üstündeki vergi yükü olduğunu belirterek, “Tekstil için söylemek gerekirse hazır giyimde vergiler yüzde 35 civarı ancak ara ürünlere doğru gittiğimizde bu vergi oranları biraz daha düşüyor. Bunun yanında, ithalatta katma değer vergisi, ilave katma değer vergisi ve %3 oranında alınan istatistik harcı gibi uygulamalar da var. Yanı sıra yaklaşık yüzde 6 civarlarında bir liman ve gümrükleme maliyetleri giriyor. Ayrıca limandan Arjantin içerisinde ürünlerin götürüleceği yere kadar bir taşıma ücreti gündeme geliyor. Son olarak bankaların alacakları komisyonlar, masraflar yüzde 2 boyutlarında. Arjantin’deki bir diğer problemimiz de otomatik olmayan ithal lisans uygulaması. Arjantin bu uygulamaya tabi tuttuğu ürünlerin ithalatında ithal lisansını herhangi bir mevzuata bağlamadı. Dolayısıyla Arjantin’de ilgili kurumlar ürünlerin ithalatında ithal lisansı düzenlenmesini herhangi bir ön bildirim olmaksızın durdurabiliyor veya yavaşlatabiliyorlar. Bu konuda da piyasalarda yaşanan olumsuzluklar dönem dönem kulağımıza gelebiliyor. Şu anda toplamda 10.200 adet tarife satırı var ve bunların 1500’ün de otomatik olmayan ithal lisansı uygulaması mevcut. Tekstil ürünleri de bunların içinde. Geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan bir mevzuat değişikliği ile otomatik olmayan ithal lisansının geçerlilik süreleri 180 günden 90 güne düşürüldü. Bu mevzuat değişikliği öncesinde pratikte 72 saat olan pratik lisans düzenleme süresi de Dünya Ticaret Örgütü’nün izin verdiği üst sınırı olan 60 güne çıkarıldı. Bununla birlikte, her ne kadar otomatik olmayan ithal lisansı düzenlenmesinde zaman zaman yavaşlamalar veya problemler görülse de, görüşümüze göre bu durum kalıcılık teşkil etmiyor.
ARJANTİN ÖNEMLİ BİR PAZAR
Önümüzdeki dönemde ithal lisansları hakkında bir düzenleme gerçekleştirileceğini düşündüklerini anlatan Biray Kuş, şunları söyledi:
“INDEC verilerine göre Arjantin’in geçtiğimiz yıl içerisinde tekstil ürün grubunda 1 milyar 172 milyon Dolarlık bir ithalat gerçekleştirdiğini dikkate alarak, ihracatçılarımıza Arjantin pazarını hatırı sayılır olanaklar barındıran bir pazar olarak akılda bulundurmalarını salık veriyoruz. Gerek ürünlerimizin çeşitliliği ve kalitesi gerekse ülke tarafından gerçekleştirilen ithalatın yüksekliği bizim Arjantin pazarındaki en büyük avantajımız olacaktır.”
“DÜNYA AZERBAYCAN’A DA ÇİFTE STANDART UYGULUYOR” KTO BAŞKANI ÖMER GÜLSOY: KARDEŞ AZERBAYCAN’IN HAKLI MÜCADELESİNDE YANINDAYIZ
Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, “Kardeş Azerbaycan ordusunun, 30 yıldır Ermeniler tarafından işgal edilen ‘öz topraklarını’ geri alma mücadelesini takdir ve dua ile destekleyerek takip ediyoruz” dedi. Gülsoy, dünyadaki hakim uluslararası örgütlerin Türkiye ilgili bir çok konuda olduğu gibi Azerbaycan’ın haklı mücadelesinde de çifte standart uyguladığını belirtti.
Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, Ermenistan’ın 30 yıldır Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini işgal altında tutarak binlerce Azeri Türkünü katlettiğini, on binlercesini de mülteci durumuna düşürdüğünü hatırlatarak, ‘Dünya, Birleşmiş Milletler kararına ve açıkça uluslararası hukukun ihlal edilmesine rağmen Ermenistan’ın arkasında durmaya devam ediyor. Ama Azeri kardeşlerimiz her türlü bedeli ödeyerek öz topraklarını tekrar azad edecekler’ dedi.
Gülsoy açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Ermenistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılma sürecinde malum ülkelerin desteği ile Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etti. Hocalı başta olmak üzere Karabağ bölgesinde binlerce insanı katletti; on binlerce Azeri Türk’ünü de yurdundan, yuvasından uzaklaştırarak mülteci durumuna düşürdü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kararlarına rağmen Ermenistan 30 yıldır işgal ettiği toprakları terk etmedi. AGİT bünyesinde oluşturulan Minsk Üçlüsü’de (ABD, Fransa ve Ruysa) maalesef bu zamana kadar yaptıkları açıklama ve toplantılarla Ermenistan’ı cesaretlendirdiler. Tarih boyunca ve batılı dostlarının tetikçiliğini, uşaklığını yapmaya alışık olan Ermeniler, geçtiğimiz aylarda da Azerbaycan topraklarında sivillere yönelik alçak saldırılar da bulundular. Dünyanın malum odakları ateşkes çağrısı yaptı. Azerbaycan saldırıya uğrayan ülke olmasına rağmen bu ateşkese uydu. Ancak Ermenistan, 12 gün önce işgal ettiği Karabağ topraklarının da dışında olan Bakü-Tiflis Ceyhan boru hattı ve TANAP enerji hattının geçtiği Azeri topraklarına saldırarak ateşkes kararını bir kez daha ihlal etti. Bunun üzerine kardeş Azerbaycan ordusu şehit verme pahasına kendi öz topraklarını azad etmek için 11 gündür canla başla mücadele ediyor. Kahraman Azerbaycan Ordusu geçen süre içerisinde 25 kadar yerleşim yerini işgalden kurtardı. Ermeni askerleri ve onlarla birlikte hareket eden PKK’lı teröristler cepheden kaçarken sivil halka yönelik saldırılarını da artırdılar. Dünyanın malum odakları Azerbaycan’ın öz topraklarını işgalden kurtardığını ve Ermeniler ’in kaçtığını görünce ateşkes çağrısını hızlandırmaya başladılar. 30 yıldır Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi adına tek bir adım atmayan Birleşmiş Milletler, AGİT, NATO gibi uluslararası örgütler Azerbaycan’ın haklı mücadelesini ve topraklarını geri alma kararlılığını engelleyemeyecektir. Bu örgütler, son 12 günde bile Ermenistan tarafından sivil yerleşim merkezlerine yönelik saldırılarda 5’i çocuk 30’a yakın sivilin şehit edilmesine, 100 sivilin de yaralanmasına gözlerini kapatıp kulaklarını tıkayarak çiftçe standart uygulamaya devam ediyorlar. Dünya haklı can Azerbeycan’ın ve uluslararası hukukun yanında yer almalı. Artık bunun böyle gitmeyeceğini tüm dünya anlamalıdır. Kayseri’nin en büyük meslek örgütü olarak tüm üyelerimizle birlikte kardeş Azerbaycan’ın haklı mücadelesini sonuna kadar destekliyoruz. Her daim kardeş Azerbaycan’ın yanında olacağız. Kederde de, sevinçte de, bugün de yarında yanında olacağız. Maddi ve manevi bu mücadelenin başarıya ulaşması adına üzerimize ne düşerse yapmaya hazır olduğumuzu bu vesile ile bir daha ilan ediyoruz.”
Ev ve Mutfak Eşyaları OSB kuruluyor
2019 yılında 2,6 milyar dolar ihracat gerçekleştiren Türkiye ev ve mutfak eşyaları sektörü temsilcileri, Kırklareli Vize’de gerçekleştireceği kümelenme ile arz genişliği yaratacak imzaları attı. Üreticileri Teşvik Yasası’nın getirmiş olduğu yatırım teşviki, konum, istihdam ve kümelenmenin maliyet avantajları ile sektörün büyüme ihtiyaçlarına çözüm oluştururken, 3,2 dolar/kg ortalaması ile ihracat gerçekleştiren firmaların bölgedeki sinerji ile katma değerli üretim yapmaları olanaklı olacak.
Ev ve mutfak eşyaları sektörünü; şehir içinden kurtarıp birçok avantajın bir arada sunulduğu bir endüstri bölgesinde toplayacak Ev ve Mutfak Eşyaları İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi, Kırklareli-Vize’de kurulan PAGDER ASLAN Plastikçiler İhtisas Özel OSB’ye komşu olacak. Plastik sektörünün dinamikleri ile bir arada üretim yapma imkanına sahip olacak ev eşyaları üreticilerini temsilen Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD), Asrey İnşaat, PAGDER ASLAN Plastikçiler İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi (PAOSB) ve Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) ile protokol imzaladı.
Ev ve mutfak eşyaları üreticilerine düşük maliyetli üretim imkânı
Ev ve Mutfak Eşyaları Özel İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili bilgi veren Asrey İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aslan, “EVSİD ile Asrey İnşaat’ın Kırklareli Vize’de Ev ve Mutfak Eşyaları İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi kurulması yönündeki iş birliğinin gururunu yaşıyoruz. Asrey İnşaat olarak Vize’de özel organize sanayi bölgesi kurulması konusunda öncü bir rol izledik. 2012 yılında PAGDER ASLAN Plastikçiler ihtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması ile bir adım atıldı. Bugün yapılan anlaşma ile ev ve mutfak eşyaları sektörünün kümelenme, katma değerli üretim, Avrupa’ya yakınlık avantajları ile lojistik üstünlük gibi avantajları ev eşyaları sektörü mensupları ile buluşturacağız” dedi.
Vize’deki kümelenmenin Türkiye’deki ilk özel OSB yapılanması olduğuna dikkat çeken Aslan, “Özel organize sanayi bölgesi dediğimiz zaman, bunun altındaki katılımcılara çok önemli getirileri barındıran avantajlar var. Özel OSB’de müteşebbis heyet yok, vali, kaymakamdan oluşan yöneticiler yok. Tamamen kendi aramızda, sizlerden oluşan bir yönetim var. Ucuz enerjiden yatırım teşvik desteklerine, İstanbul ve Avrupa’ya komşu lokasyondan taşınma kredi desteğine kadar pek çok avantajın yanı sıra modern alt yapı olanakları ve sosyal yaşam alanları ile ev eşyaları üreticilerimizi ihtiyaç duydukları sanayi yapılaşmasına kavuşturmayı hedefliyoruz” dedi.
Önder: “Sektörde talep arzdan fazla. Bölge büyüme ihtiyacına cevap oluşturacak”
Türkiye’nin endüstride önümüzdeki yıllarda bir cazibe merkezi olacağına vurgu yapan Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Başkanı Burak Önder, “Pandemi ile bütün dünya tedarik zincirlerini değiştirme, çeşitlendirme çabası içerisinde. Dünyada herkesin malumu olacağı üzere Uzakdoğu’nun bir hakimiyeti vardı. Artık başta gelişmiş ülkelerden başlamak üzere tedarik zincirleri değişecek. Bu noktada en iddialı ülkelerden birisi ise Türkiye. Sektör profilimiz genel sanayi ve ihracatının küçük bir örneği. Hepimizin kapasite, ölçek sorunları var. Sektörde talep arzdan daha fazla ve talebe yetişmek için daha büyük üretim alanlarında çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Asrey İnşaat ile yaptığımız iş birliği neticesinde, 2 yıl içerisinde fabrika inşaatlarına başlayacağız. Kırklareli Vize’de ev ve mutfak eşyaları sektörümüzün ihtisas OSB içerisinde kümelenmesi sektörümüzün büyüme ihtiyacına ve ihracatına katkılar sunacak” dedi.
2012 yılında Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) ile yapılan iş birliğinin özel sektör – sivil toplum kuruluşu iş birliğinin ilk örneği olduğuna vurgu yapan PAGDER ASLAN Plastikçiler İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Fidan Aslan Eroğlu ise, “Bu sene başında Türkiye Oyuncakçılar Kooperatifi (TOY-KOOP), şimdi de EVSİD ile bu örnekleri çoğaltıyoruz. Plastikçiler OSB’nin 77 parselinde 69 katılımcımız, Oyuncakçılar OSB’de 50’yi aşan, bugün atılan imzalarla ev ve mutfak eşyaları sektöründen 19 firmamız katılımcılarımız arasında yerini aldı. İster yatırımınızı taşıyın ister ikinci fabrika olarak açın yatırımlarınızın fazlasını geri alacaksınız.” şeklinde konuştu.
Gülsün: “100’ü aşkın katılımcı bölgede yerini aldı”
Asrey İnşaat işbirliği ile 2012 yılında çalışmalarına başlanılan PAGDER ASLAN OSB’nin her türlü sosyal donanımının sanayicilere ve sektör bileşenlerine özel olarak tasarlandığı hatırlatan Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) Başkanı Selçuk Gülsün, Ev ve Mutfak Eşyaları İhtisas Özel OSB ile ilgili değerlendirmelerini şöyle paylaştı; “Üst yapı yatırımlarına hazır hale gelen PAGDER ASLAN Plastikçiler İhtisas Özel Organize Sanayi Bölgesi’ne komşu konumda bulunan sanayi arsasına, pek çoğu plastik sektörümüzün de birer oyuncusu olan ev eşyaları sektörü firmalarını görmek sektörlerimize ivme ve büyüme getirecektir. Öte yandan sene başında Türkiye Oyuncakçılar Kooperatifi (TOY-KOOP) ile iş birliğimiz ile oyuncak sektörü de bölgede kümelenme yoluna gitti. Tüm bu sektörlerimizin sinerjisi ile bugünden 100’ü aşkın katılımcı bölgede yatırım kararını vermiş durumda. Vize ciddi bir cazibe merkezine dönüşecek. Trakya bölgesinin son sanayi yerleşim alanlarından biri konumunda olup, ihalesi yapılmış olan duble yollar ile ulaşım kolaylığına, İstanbul Havalimanı’na, Tekirdağ limanı ve hızlı tren ağına yakın konumda olan sanayi bölgesinde tüm paydaşlar önemli kolaylıklardan yararlanacak. Hem Türkiye’nin ilki hem de Türkiye’de en büyük potansiyeli olabilecek İstanbul’un 20 yıl önceki hali ile bugünü nasıl ise Vize de 10 yıl sonra gelişecek.”
300 milyarlık Araç Pazarına, yepyeni bir girişim “Arabamvar.com”
Araç sahiplerinin, araç bakım ve onarım süreçlerindeki fiyatları hızla karşılaştırmalarına olanak sağlayan, kullanıcı yorumları ve değerlendirmeleriyle güvenilir, hızlı ve en uygun fiyatlı servis seçimi için aracı bir mobil uygulama olan Arabamvar.com; hizmet vermeye başladı.
Türkiye’ de 23 milyondan fazla araç ve 29 milyondan fazla sürücüye en doğru ve güvenilir hizmeti sağlayacak olan “Arabamvar”; 300 milyarlık araç pazarı için ihtiyaca yönelik bir hizmeti ,ücretsiz olarak kullanıcılara sunuyor.
23 milyon araç için; 4 Genç girişimciden yepyeni bir Startup
4 genç girişimci tarafından 1 yılı aşkın sürede gerçekleştirilen yazılım ve alt yapı planlaması ile hayata geçirilen “Arabamvar” araç servislerine sunduğu bulut tabanlı panelle birlikte ekip tarafından geliştirilen mobil uygulamayla, kullanıcılara hizmet sunmaya başladı.
Özellikle İstanbul’da, belirlenen servis kriterlerine uygun bir ağ oluşturularak 1 yıl içerisinde uygun kriterleri sağlayan servislerle anlaşmalar yapıldı. Kullanıcıların en doğru, güvenilir ve uygun fiyat politikası ile hizmet almalarını amaçlayan platform, tüm Türkiye’de özel ve yetkili servisleri içeren büyük bir ağa sahip.
12.4 yıl ile Avrupa’nın en yaşlı araç parkı “Türkiye”
“Arabamvar” girişim ortağı Furkan Korkmaz yaptığı açıklamada “Araç sahipleri, servisler arasındaki fiyat ve kalite farkından dolayı, yaptığı servis araştırmalarında çokça zamanını harcıyor. Her servisi tek tek aramak ve araç bilgisini verip, fiyat teklifi almak zorunda olduğu için bu araştırmalarında, maalesef en güvenilir ve uygun fiyatlı servise ulaşması çok zor. Aynı özellikte ve kalitedeki 2 farklı servis, aynı araca çok farklı faturalar çıkarabiliyor. Bu düşünceden hareketle uzun bir pazar araştırması yaparak, dünyadaki örnekler üzerine çalıştık. Servisleri tek tek ziyaret ederek kriterlerimize uygun olanlarla anlaşmalar yaptık. Türkiye dinamiklerinde özelleştirdiğimiz ve geliştirdiğimiz yazılımla, anlaşmalı olduğumuz servislere panellerimizi açtık. Bu paneller sayesinde anlaşmalı olduğumuz servisler, uygulamamızı kullanan araç sahiplerine en doğru ve hızlı dokunuşu yapabiliyorlar. Bu sayede uygulamamızı kullanan araç sahipleri, zaman harcamadan hızlı bir şekilde en uygun servise ulaşırken, servisler ise kendilerine yeni müşteri kazanıyorlar. Teklif sürecinden, işlemin gerçekleşmesine kadar bütün sürece dahil olmaya ve kullanıcı memnuniyetinin en yüksek seviyede tutulmasına gayret ediyoruz. ” diyor.
Bakım başına 450 tl tasarruf etmek mümkün
“Arabamvar” uygulamasıyla iki servis arasındaki farkı bulmak, servislere yapılan yorum ve değerlendirmelerle karşılaştırarak en uygun teklifi almak dolayısıyla maksimum seviyede tasarruf yapmak mümkün.
Periyodik bakım için yetkili servisler arasında bile büyük fiyat farklarının olduğunun halen çok bilinmediği pazar için büyük bir inovasyon yaratan uygulamada, kullanıcılar araçlarını “Arabamvar” uygulamasına ekliyorlar. Bu sayede uygulamanın sunduğu bütün hizmetlerden ücretsiz olarak yararlanabiliyorlar.
Arabamvar’da aklınıza takılan tüm soruları diğer araç sahiplerine ve servislere ücretsiz olarak sorabiliyor, dönemsel ihtiyaçlarınız olan kasko, muayene ve trafik sigortası zamanlamalarınızda hatırlatmalar kurabiliyorsunuz. Aynı zamanda aracınızın yakıt muhasebesini de “Arabamvar” üzerinden ücretsiz olarak yapabiliyorsunuz.
Pamuk ‘Beyaz Altın’ olduğu günlerin özlemini duyuyor
Türkiye’ye 2019 yılında 60 milyar doların üzerinde katma değer üreten tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin ana hammaddesi pamuk ile ilgili izlenen politikalardan sektör paydaşları mutlu değil.
Kadim bir pamuk coğrafyası olan Anadolu topraklarında, 2019 yılında Türk tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin ihtiyaç duyduğu 1,6 milyon ton pamuğun yüzde 43 üretilebilirken, 1 milyar 571 milyon dolarlık pamuk ithalatına gidildi.
Türkiye için stratejik bir ürün olan pamuğun Türk ekonomisi için önemi, 7 Ekim Dünya Pamuk Günü kapsamında Ulusal Pamuk Konseyi, İzmir Ticaret Borsası, Ege İhracatçı Birlikleri, Söke Ticaret Borsası, Ege Giyim Sanayicileri Derneği ve İyi Pamuk Uygulamaları Derneği iş birliğinde düzenlenen “Pamuk Hakkında Gerçekler” başlıklı oturumda masaya yatırıldı.
Pamuk ile ilgili yetkililer, Türkiye’nin pamuk politikasında aksayan taraflara dikkat çekerken, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir ve Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Musa Demir, hükümetin pamuğa verdiği desteği dile getirdiler.
Hasdemir: “Pamuk üreticisini memnun edecek destek kısa sürede açıklanacak”
Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın pamuk üretimine yönelik bakış açısını özetlerken, pamuk üreticilerine; Fark ödemesi, Mazot- gübre, Toprak analizi ve organik tarım desteği adı altında destekleme ödemesi yaptıklarını anlattı.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın toplam destekleme bütçesi içerisinde, en fazla desteğin pamuk üreticilerine yapıldığı bilgisini veren Hasdemir, “Bitkisel üretime ilişkin destekleme bütçesinde yaklaşık %20 pay ile pamuk destekleri ilk sırada yer almaktadır. Bakanlığımızca yapılan bu destekler ile pamuk üretim maliyetinin önemli bir kısmı karşılanmaktadır.İçinde bulunduğumuz bu yılda üretici maliyetleri ile yurtiçi ve yurtdışı piyasa fiyatları yakından takip edilmekte olup pamuk üreticimizi memnun edecek destekleme miktarı en kısa sürede açıklanacaktır. Pamuk üreticisinin pamuk üretiminden vazgeçtikten sonra tekrar pamuk üretimine dönmesinin zor olduğunun farkındayız, pamuk üretiminde sürdürülebilirliği sağlamayı hedefliyoruz. Tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin ihtiyacının yerli üretimle karşılanmasını amaçlıyoruz. Bütün politikalarımızı bu hedef doğrultusunda oluşturuyoruz” diye seslendi.
Demir: “Türkiye ihracatı tekstil ve konfeksiyon sektörleriyle öğrendi”
Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin istihdam, üretim ve ihracatta lokomotif olduğuna vurgu yapan Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Musa Demir, Türkiye’nin hem pamuk, hem tekstil, hem de konfeksiyon üreticisi olan birkaç ülkeden biri olduğunu bunun da bir zenginlik olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’nin pamuğun ana hammaddesi olduğu tekstil ve konfeksiyon sektörleri sayesinde ihracatı öğrendiğini dile getiren Demir, “Türkiye markalaşma ve tasarım alanlarında da tekstil ve konfeksiyon sektörlerinin yürüttüğü projelerle gelişti. Dünya genelinde iyi olduğumuz bu sektörler sayesinde markaya dönüşmeliyiz. Pandemi nedeniyle doğala bir dönüş var. Giyimde doğalın adresi pamuk. Dönüşüm ekonomisi önemli, tekrar kullanım önemli. Pamuk, plastik ürünlere nazaran çevreye daha az zararlı” değerlendirmesinde bulundu.
Balçık; “Bir yıl gecikmeli destek yarar sağlamıyor”
Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Bertan Balçık, Anadolu’yu Kadim bir pamuk coğrafyası olarak tanımladığı konuşmasında Anadolu topraklarının pamuk üretimi için son derece verimli olduğunun altını çizdi.
Türkiye’nin 2019 itibariyle, dünya pamuk alanlarının yüzde 1,54’ünü kullanarak, dünya üretiminin yüzde 3,14’ünü gerçekleştirdiğinin altını çizen Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Bertan Balçık, pamuğun alan verimliliği en yüksek ürün olmasına rağmen üreticilerin diğer pamuk üreticisi ülkelere göre daha az destek aldıklarını dile getirdi. Balçık, “Pamukta yüksek verim ancak yoğun girdiyle mümkün olabiliyor. Buna karşılık, dünya pamuk fiyatları bazı ülkelerin pamuk üretimlerini telafinin ötesindeki oranlarda desteklemelerine bağlı olarak düşük seyrediyor. Son 11 yılın ortalaması olarak, Dünya pamuk üretiminin %55’i desteklenen pamuklardan oluşuyor. 2018 itibariyle beher kg lif için Çin 57, ABD 14, Yunanistan 35 Cent, İspanya 48 Cent destek verdi. Bizim üreticilerimizde 14 cent destek aldı. Ne var ki, önceden duyurulmadan ve bir yıl gecikmeli olarak ödenmesi beklenen ölçüde yarar sağlanmasını engelledi” tespitinde bulundu.
Kestelli: “Pamukta 1 milyon ton üretim kritik eşik”
Pamuğa beyaz altın denmesinin sebebinin renginden ziyade, ekonomik değerinden kaynaklı olduğunu vurgulayan İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, pamuğun ülkemiz açısından stratejik bir ürün olduğunu savundu.
“Toplam ihracatımızın büyük çoğunluğunu teknolojik ürünler yapamadığımız, tekstil ve konfeksiyon sanayinin yarattığı istihdamı daha değerli alanlara kanalize edemediğimiz ve pamuktan daha katma değerli bir tarımsal ürün üretemediğimiz sürece pamuk en stratejik ürünlerimizden biri olmaya devam edecek” tespitinde bulunan Kestelli, “Pamukla ilgili politikalarımızda bu stratejik öneme eşdeğer olmak mecburiyetindedir. Pamuk ülkemizin üretimi konusunda alternatifi olan bir tarım ürünü değildir. Üretiminden vazgeçtiğimizde oluşturacağı ekonomik maliyet, bugün pamuk üretiminin sürdürülebilirliği için verilecek destekleme maliyetiden çok daha yüksek olacaktır. “Hiç kimsenin de tekstil ve konfeksiyon sektörümüzün küresel rekabet gücü için üreticimizden zararına pamuk yetiştirmesini bekleme hakkı yok. Pamuk üretimi kırılma noktasında. Bu nedenle telafi edemeyeceğimiz bir sürece girilmemesi için sektörün üzerinden mutabık kaldığı en az 1 milyon ton stratejik üretim eşiği hedefine uygun olacak şekilde pamuk üretiminin desteklenmesini talep ediyoruz” diye seslendi.
Eskinazi: “Konfeksiyon ve tekstilde sürdürülebilirliğin anahtarı GDO’suz Türk pamuğu”
Tüketicilerin sürdürülebilir ürünlere yönelik tercihleri ve farkındalığı gün geçtikçe arttığı bilgisini paylaşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Sürdürülebilir ürünler müşterilerimizin taleplerine yansımış durumda. Sürdürülebilirlik; çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları ile bizim sektörümüzde önceliklerimiz arasında yerini aldı. Sektörümüzün temel hammaddesi olan pamuk, tekstil ve hazır giyim sektörleri için vazgeçilmez doğal bir elyaf ve sektörümüzde sürdürülebilirliğin öneminin artmasıyla pamuk da daha önemli hale geldi. Selüloz bazlı doğal bir elyaf olan pamuk doğada kolay çözünebilirliği ile özellikle PES ve diğer sentetik elyaflar ile kıyaslandığında önemli bir avantaja sahip. Türkiye’de üretilen pamuğun GDO’suz olması nedeniyle ülkemizde konvansiyonel yöntemle üretilen pamuğun dahi sürdürülebilir özelliklere sahip. Ayrıca ülkemiz sürdürülebilir yöntemlerle üretilen organik pamuk ve Better Cotton üretimi konusunda da önemli bir yere sahip” tespitinde bulundu.
Türkiye’nin toplam ihracatının 2020 yılı Ocak- Eylül döneminde 118 milyar dolar olduğu bilgisini veren Eskinazi, tekstil ve hazır giyim sektörlerinin toplam ihracatının aynı dönemde 17 milyar doları aştığını ve toplam ihracattaki payının yüzde 15’e ulaştığını ifade etti. Eskinizi sözlerini şöyle tamamladı; “Tekstil ve hazır giyim sektörlerimizin toplam ihracatı otomotiv sektörünü de geçerek en fazla ihracat yapılan sektör konumuna geldi. Tekstil ve hazır giyim sektörlerimizde yapılan ihracatın yüzde 50’sini pamuklu ürünler oluşturmakta. Türkiye pamuk üretimi 2019/20 sezonu itibariyle 750 bin ton, tüketimi ise 1,5 milyon ton. Ülkenin üretimi tüketim ihtiyacının sadece yarısını karşılayabilmekte. Ülkemizde pamuk üretimi sektörümüz için önemli ve arttırılması gerekmekte.”
Kaya: Petrolün alternatifi biodizelin hammaddesi pamuk
Pamuk bitkisinin, işlenmesi açısından çırçır sanayisinin, lifi ile tekstil sanayisinin, çekirdeği ile yağ ve yem sanayisinin, linteri ile de kâğıt sanayisinin hammaddesi olduğunu hatırlatan Şanlıurfa Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Kaya, Petrole alternatif olarak pamuğun çekirdeğinden elde edilen yağın, giderek artan miktarda biodizel üretiminde ham madde olarak kullanılmakta olduğu bilgisini verdi.
Şanlıurfa’da GAP sayesinde pamuk ekim alanlarının 2 milyon 500 bin dönüme ulaştığını ve Türkiye’nin pamuk üretiminin yüzde 40’ının Şanlıurfa’da yapıldığını katılımcılarla paylaşan Kaya, “Pamuk üretiminde ülkemiz verimliliği dünya ortalamasının üzerinde olması, hem sanayi hem de tarımsal sektörler ve bunların piyasaya entegrasyonu açısından dikkate değer fırsatlar sunuyor. Ancak; dünya pamuk fiyatındaki dalgalanmalar, lif pamuk ithalatın kolayca yapılabilmesi üreticiyi fazlasıyla etkileyerek, üreticinin alternatif ürünlere yönelmesine ve pamuk ekim alanlarının daralmasına neden olmuştur. Pamuk, önemi nedeniyle dünyada üretici ülkeler tarafından özel olarak desteklenen bir ürün olup İCAC verilerine göre son yıllarda devlet desteklemeleri yüksek seviyelere ulaşmıştır. Beyaz altın diye tabir ettiğimiz pamuğun ülkemizdeki üretiminin arttırılması noktasında fiyat desteği, doğrudan gelir desteği, gümrük önlemleri ve sigorta destekleri gibi pek çok farklı araç kullanılabilir” dedi.
Sağel: “Pamuk üretimi için coğrafyamız elverişli”
Türkiye’nin pamuk üretimi için elverişli bir ekolojiye sahip olduğunu dillendiren Söke Ticaret Borsası Başkanı Ahmet Nejat Sağel, dünya üretiminin % 80’ine yakınının Türkiye’nin de içinde bulunduğu 7 ülke tarafından gerçekleştirildiğine işaret etti.
Söke’de pamuk üretiminde teknolojiyi de kullandıklarını anlatan Sağel, “Dünyada az sayıda ülke, iklimi ve toprak yapısı bakımından pamuk tarımına elverişlidir. Ege Bölgesi ve özellikle Söke’nin iklimi ve toprak yapısı bakımından pamuk tarımına elverişli olması pamuğa dayalı sanayinin gelişmesi için avantajdır. Ülkemizin en verimli tarım arazilerini bünyesinde barındıran ve “Pamuk Ambarı” olarak bilinen Söke Ovasında Makineli hasadın işlevselliği, yüksek verimli yeni çeşitlerin ekilmesi, tarımda teknolojik ekipmanların kullanılması ve artan üretici bilinci de bu duruma katkı sağlamaktadır. Söke’de üreticilerimiz tuzlu toprakta yetiştirilmesi güç olan pamuğu yetiştirerek ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır. Bu tip bölgelerde çiftçilerimiz “3 senede 1 primden yoksun bırakılmaktadır. Zorlukla yetiştirilen ürünün desteklemesinde üreticiye teşvik olması için değişiklik yapılabilir” diye Ankara’ya seslendi.
Bilgiç; “Pamuk Çukurova’nın sembolü”
Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç ise; pamuğun Çukurova’nın sembolü olduğunu ve Çukurova’ya zenginlik katan bir ürün olduğuna temas etti.
Çukurova’nın pamuk üreticisi olduğu için Adana’da pamuk sanayisinin gelişimine katkı sağladığının altını çizen Bilgiç, “Beyaz altınımız pamuğun tekrar eski günlerine dönmesinin sağlanması için çalışıyoruz. Çukurova pamuğunun daha katma değerli olması adına 2020 yılında Çukurova Pamuğu coğrafi işaretini tescil ettik” dedi.
Çondur: “Pamuk üretim maliyetleri 2019’a göre yüzde 30 arttı”
Pamuk üretim maliyetlerinin 2020 yılında, 2019 yılına göre yüzde 30 arttığının altını çizen Aydın Ticaret Borsası Başkanı Fevzi Çondur, pamuk üreticilerinin serbest ithalattan dolayı ürünlerini, ithal pamuğun yüzde 12 altında satmak zorunda kaldığını, serbest ithalatın yerli pamuk üreticisini olumsuz etkilediğini anlattı.
Bazı iplik fabrikalarının yerli pamuk kullanmadığını ifade eden Çondur, “Bu durum pamuk üreticisini endişelendiriyor. İthal pamuk kullanan fabrikalara yerli pamuk kullanma zorunluluğu getirilmesi hem üreticiyi rahatlatacak hem de yerli pamuğa talebi arttıracaktır” tespitini paylaştı. Çondur, çırçır fabrikalarının yangın sigortası yaptırabilmesi için riskin milli reasürans şirketi tarafından satın alınması çağrısında da bulundu.
Ertuğrul: “Türkiye organik pamuk üretiminde dünyanın önde gelen oyuncularından”
Sürdürülebilir modanın yeni değer ve rekabet alanını organik pamuk olduğunu söyleyen Ege Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hayati Ertuğrul, bu niş pazarda talebin her geçen gün büyümesinin; markaları, perakendecileri ve kamu yönetimlerini 2025 yılına kadar dünya pamuğunun yüzde 50’sinden fazlasının daha sürdürülebiliryöntemler ile tedarik etmeye teşvik ettiğini kaydetti.
“Organik pamuk üretiminde dünyanın önde gelen oyuncularından biri olan Türkiye de artan talepleri dikkate almalıdır” diyen Ertuğrul şöyle devam etti: “Hazır giyimde en önemli pazarımız olan AB’de, çevre ve sağlıkla ilgili yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak ekolojik ve sürdürülebilir yaşam biçimi ön plana çıkmış bulunmaktadır. Türkiye, Avrupa standartlarında ve çevreye zararsız ekolojik tekstil ve hazır giyim üretim çalışmalarına hız vermektedir. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde bu akım birçok markanın önceliği haline gelmiştir. Bu amaçla üretilmeye başlanan ürünlerinin, katma değeri yüksek olması ve son zamanlarda tercih ediliyor olması, Türkiye’nin küresel piyasalardaki önemini arttırmaktadır.”
Piçon; “Lider giyim markalarının hedefi yüzde 100 sürdürülebilir pamuk kullanmak”
İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) olarak 2013 yılından bu yana Türkiye’deki pamuk üretimini sürdürülebilirlik anlamında dönüştürmek için büyük özveriyle çalıştıklarını dile getiren İPUD Başkanı Leon Piçon, sektöre yön verebilen birçok lider giyim ve tekstil markasının 2025 yılına kadar tedarik edecekleri ürünlerde kullanılancak pamuğun %100’nün sürdürülebilir kaynaklardan sağlanması yönünde hedefleri olduğunu, bu hedeflerine ulaşmak için tedarikçilerini zorladıklarını kaydetti.
“Bu şartlar altında, zaten ekonomik gerekçesi de kalmayan yüksek maliyetli ve çevreye zarar veren konvansiyonel pamuk üretim modellerinden daha sürdürülebilir ve izlenebilir modellere geçişi sağlamamız gerekiyor” diyen Piçon, “Sürdürülebilir tarım uygulamaları zaman zaman pamuk üreticilerimizin kısa vadeli ekonomik kaygılarına çare olmayabilir. Zira yaratılması hedeflenen dönüşümün faydaları ancak uzun vadede ve ulusal/sektörel zeminde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda “İyi Pamuk Standardı” sıradan bir sertifika programı olarak değil, topyekün bir dönüşüm hareketi olarak değerlendirilmelidir. Toprak sağlığının korunması, su kaynaklarımızın temiz tutulması, insana yakışır çalışma koşullarının sağlanması ve lif kalitesinin iyileştirilmesi yönündeki çalışmalar ancak bölgesel, ulusal ve hatta küresel dönüşümün sağlanması ile mümkündür. Hedeflenen sürdürülebilir üretim dönüşümü ile çevreye ve topluma sağlanacak kamusal fayda dikkate alındığında, ilgili bakanlıkların sürdürülebilir pamuk üretimi yapan çiftçilerimize pozitif ayrımcılık yapması gerekmektedir. Aksi takdirde, çiftçilerimize sürdürülebilir üretim yapmayı teşvik edici destekler verilmez ve eski usullerle üretime devam etmelerine göz yumulursa, bir taraftan doğal kaynaklarımızı hızla yok etmeye devam edecek, diğer taraftan da küresel tedarik zincirlerinin dışında kalarak mevcut pazarlarımızı kaybedeceğiz” şeklinde konuştu.
Pamuğun Türk ekonomisi için önemini rakamlarla anlattılar
Türk Tekstil ve konfeksiyon sektörleri, 2019 itibariyle 60 milyar 82 milyon dolar değerinde mal üreterek imalat sanayi içinde %6,4 paya sahip oldu.
Tekstil ve Konfeksiyon sektörleri, 27 milyar 904 milyon dolar ihracat yaptılar ve 21 milyar 720 milyon dolar dış ticaret fazlası sağladılar.
Türk Tekstil ve konfeksiyon sektörü 1 milyon 3 bin 52 ücretli istihdam ile ülke toplamının %7,72’sini, imalat sanayi toplamının %26,5’ini sağlıyor. Üreticilerle birlikte sektörün istihdam sayısı 2 milyonu aşıyor.
209/20 sezonunda tekstil ve konfeksiyon sektörü 1 milyar 204 milyon dolar değerinde yerli (%43,4), 1 milyar 571 milyon dolarlık ithal pamuk (%56,6) kullandı.
Pamuk hammaddesi bu sanayilerimizde işlenerek brüt 11 kat, net 2,71 kat değer artışıyla ülkemiz ekonomisine kazandırıldı, ayrıca bu kazanımın %45,17‘si döviz olarak sağlandı.
Yerli pamuk bu sanayilerimizin yarattığı cari fazlada %58 pay ile 6 milyar 284 milyon dolar değerinde katkı yaparken; buna karşılık ithal pamuğun katkısı%42 pay ve 4 milyar 576 milyon dolarla sınırlı kaldı.
Pamuğun ülke ekonomisine katkısı tarım, tekstil ve hazır giyim sanayileri ile sınırlı kalmadı. Pamuk, Bitkisel yağ, yem, tıbbi malzemeler, kağıt, optik, kozmetik başta pek çok sanayi dallarında kazanımlar sağladı. Bunların 2019 itibariyle başta gelenleri: 188 bin ton yemeklik yağ, 878 bin ton yemlik küspe, 63 bin ton linterdir.
Türkiye’de Üretilen Tercihli Pamuklar ve İzlenebilirlik
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi’nin moderatörlük yaptığı; “Türkiye’de Üretilen Tercihli Pamuklar ve İzlenebilirlik” başlıklı oturumda, İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ş. Barış Kocagöz, “Tercihli pamukların Dünya ve Türkiye’deki Üretim Durumu ve Türkiye’de Üretimini Arttırmak için Atılması Gereken Adımlar”ı irdeledi. “Dünya ve Türkiye Genelinde Tercihli Pamukların Sanayide Kullanım Alanları ve Türk Pamuğunun Tercih Nedenleri”ni ise İyi Pamuk Uygulamaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leon Piçon aktardı.
Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Ünsal, “Sürdürülebilir Tekstil ve Hazırgiyim Üretiminde Better Cotton ve Organik Pamuğun Önemi”nin altını çizerken, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Muzaffer Turgut Kayhan, “Pamukta izlenebilirliğin önemi ve yeni trendler” hakkında bilgi verdi.
Ulusal Pamuk Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Ünal Evcim’in moderatörlük görevini üstlendiği, “Pamukta Yüksek Lif Kalitesi ve Pamuk Ticareti” başlıklı oturumda, “Pamukta lif kalitesini etkileyen faktörler” başlığını İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi Şeref İyiuyarlar paylaştı. “Pamukta Lif Kalitesinin Sanayide ve Ekonomide Önemi”ne ise Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nuri Uz değindi. İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Bülent Uçak da “Pamuk Ticareti ve Pamuk Piyasalarını Etkileyen Faktörler” isimli sunumunda pamuk pazarlamasında yaşanan sorunları işledi.
7 Ekim Dünya Pamuk Günü’nün son konuşmasında Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Tolga Uskuç, “Uluslararası Pamuk Ticareti ve Türkiye” konulu sunumunu katılımcılarla paylaştı.
Elektra Elektronik’ten DynamiX aktif harmonik filtre ile enerji kalitesi sorunlarına yüksek teknolojili çözüm
Üretim kapasitesi, çalışan sayısı ve ihracat oranı açısından Türkiye’de alçak gerilimtrafo ve reaktör sektörünün lider firması konumunda olan Elektra Elektronik, Türkiye’nin ilk ve tek yerli aktif harmonik filtrelerini DynamiX markasıyla üretmeye başladı. Yüksek teknolojili bu ürün, endüstride ve ticari tesislerde elektriksel kirlilik anlamına gelen harmoniklerin ve yüksek nötrtoprak gerilimi kaynaklı enerji kalitesi problemlerinin önüne geçiyor. İş kayıplarını ve üretim verimsizliklerini ortadan kaldırmayı hedefleyen ElektraElektronik, DynamiX ile dünya çapında sektördekien yüksek performansa sahip aktif harmonik filtreleri üreten şirketlerden biri olarak konumlanıyor.
Transformatör (trafo)üretimi ve enerji kalitesi alanında 40 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Elektra Elektronik,yoğun Ar-Ge çalışmaları sonucunda piyasaya sunduğu Türkiye’de ilk ve tek yerli üretim aktif harmonik filtresini artık DynamiX markasıyla üretiyor. Mühendisliğini, tasarımını ve üretimini bünyesindeki uzman mühendis kadrosuyla gerçekleştirdiği bu ürünle,enerji kalitesi sorunları yaşayan firmalara yüksek katma değerli çözüm sunuyor.Elektra Elektronik, akredite test kuruluşlarında test edilip uluslararası standartlarda uygunluğu tescil edilen DynamiX aktif harmonik filtre ile Türk elektronik sanayisinin gerçek anlamda Ar-Gegerçekleştiren sayılı firmaları arasında yer aldığını bir kez daha kanıtlamış oldu.
Eski analogişlemcili sistem teknolojisine göre daha dinamik yapıya sahip bir ürün olan DynamiX aktif harmonik filtre; daha yüksek hızlı, daha yüksek ve güncel teknolojisi ve içindekiişlemcisinden dolayı dinamik yapısı ile öne çıkıyor. DynamiX aktif harmonik filtre, elektrik sistemlerinin güvenli ve stabil olmasının öncelikli ihtiyaç olduğu demir çelik, denizcilik,sağlık, tekstil, otomotiv ve bankacılık gibi sektörlerde enerji kalitesiaçısından kritik önem taşıyor. Ürün, elektriksel kirlilik anlamına gelen harmoniklerden kaynaklı arızaları engelleyerek tesisin durma noktasına gelmesini önlüyor ve kullanılanmakinaların uzun ömürlü olmasını sağlıyor.
Sanayide üretim bandı durmasısorunlarına çözüm
Sanayide ve hizmet sektöründe elektrik enerjisini verimli kullanmak için enerji iletim hatlarının ve şebekenin gereksiz yereyüklenmesine sebep olan ve kayıpları artıran reaktif gücü minimum seviyedetutmak gerekiyor. Elektra Elektronik’in yoğun Ar-Ge çalışmaları sonucundaürettiği DynamiX aktif harmonikfiltre, işletmeleri bu anlamda büyük bir yükten kurtarıyor. Sürekli olarakçekilen ve tüketilmeyip üretim tesisine geri gönderilen reaktif enerji sonucu kaybedilen milli kaynaklar işletmelere yüksek meblağlı reaktif güç cezasıolarak geri dönüyor. DynamiX aktif harmonik filtre ile bu cezaların önüne geçmeyeimkan tanıyan Elektra Elektronik, bu sayede milli kaynakların israfını daönlüyor. İşletmelerdeki elektronik cihazların doğru ve tam randımanlı olarak çalışmasınısağlayarak cihazların ömrünü de uzatan DynamiX aktif harmonik filtre, bu sayede sanayide üretimbandının durması sonucu üretimin sekteye uğraması gibi büyük sorunların da önünegeçiyor.
Cihaz ısınmalarından kaynaklı yangınrisklerini önlüyor
İşletmelerde reaktif güç şebekeden çekilirken akımınyükselmesi sonucu enerji kaybı ve ısınma yaşanıyor. Elektra Elektronik’in DynamiX aktif harmonik filtresi cihaz ısınmalarındankaynaklı yangın risklerini ve dolayısıyla can ve mal kayıplarını önlemeyekatkıda bulunuyor. En güncel ekipmanlar ve en yeni teknolojiyle üretilen bufiltreler, muadillerine göre daha az enerji harcıyor. Aynı zamanda güçkalitesini iyileştirerek işletmelerdeki enerji kalitesinin sürdürülebilir vesürekli olmasını sağlıyor. Modüler yapısıyla kolaylıkla kapasite artırımınagidilebilen ürün, sistemdeki akım dengesizliğini düzenleyerek nötr hattınınakımını yok ediyor.
DynamiX aktif harmonik filtre, denizcilik sektöründeki akım ve gerilimkirliliklerini ortadan kaldırıyor
Değişkenenerji yüklerinden yoğun olarak etkilenen birçok farklı alanda kullanılan veakım ile gerilim kirliliklerini ortadan kaldırarak elektrik enerjisinin süreklive güvenli olarak arzına olanak sağlayan DynamiX aktif harmonik filtre, gösterdiği yüksek performansile denizcilik sektöründe de sıklıkla tercih ediliyor. Gemi standartları gereğidüşük olması gereken harmonikler, enerjisini jeneratörle sağlayan gemilerdeyüksek gerilim yaratıyor. Bu yüksek gerilim sebebiyle gemi kablolarındatitreme, tehlikeli seviyelere kadar ısınma ve gemi içi elektrik sisteminderezonans gibi istenmeyen sonuçlar oluşabiliyor. Gemi içinde kablolarda erime,kısa devre sorunu ve yangın riskine de sebep olabilen bu yüksek akım yüklerinintemizlenmesi büyük önem taşıyor. Bu noktada devreye giren ürün, harmonik akımyüklerini düşürmek için yüksek filtreleme performansı sunuyor.
Gemilerde ve tersanelerde yüksekgerilimin oluşmasını engelleyen Elektra Elektronik DynamiX aktif harmonik filtre, pasif filtrelerden çokdaha az yer kaplaması ve daha hafif olmasıyla dikkat çekiyor. Maliyeti düşük,performansı yüksek bir deneyim sunan bu filtreler, akım harmoniklerinidüşürmenin en etkili yolu olarak denizcilik sektöründe de dünya genelindesıklıkla tercih ediliyor.
Tekstilsektöründe imalatın devamlılığını sağlıyor
Tekstilsektöründe makinaların kart arızası verdiği tespit edilen durumlarda DynamiX aktif harmonik filtre kullanımı sonrasıarızalar azalıyor, üretimin durması engelleniyor ve imalatın seri bir şekildedevamı sağlanıyor. Motor sürücülerin yoğun kullanıldığı tüm sanayilerde ihtiyaçduyulan ürün, şebekelerindeyoğun harmonik üreten cihazların yoğun olduğu tesislerde tercih ediliyor.
DynamiX’i6 kıtada 60 ülkeye ihraç etmeyi hedefliyor
Türkiye’desıklıkla tercih edilen DynamiX aktifharmonik filtreyi ilk olarak Almanya ve Polonya’ya ihraçetmeye başlayan Elektra Elektronik, bu ürünü reaktör ürün grubunda olduğu gibi ilerleyendönemde 6 kıtada 60 ülkeye ihraç etmeyi hedefliyor.
AIFD desteğiyle hazırlanan “Türkiye İçin Klinik Araştırma Stratejisinin Faydaları” raporu: Türkiye 2027’de en çok klinik araştırma gerçekleştiren 10 ülkeden biri olabilir
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin desteği ile IQVIA tarafından hazırlanan rapor Türkiye’de klinik araştırmaların ekonomik, sosyal ve bilimsel faydalarını ortaya koyuyor. Rapora göre klinik araştırma altyapısının, kapasitesinin ve becerilerinin geliştirilmesiyle birlikte Türkiye klinik araştırmalardan yıllık 1 milyar dolarlık ekonomik değer üretebilecek.
Hastaların yenilikçi ilaç ve tedavilere erişimlerini artırma ve sağlık alanında etik ve şeffaf bir çalışma ortamını sağlama amacıyla faaliyet yürüten ve halihazırda 36 araştırmacı ilaç şirketini temsil eden Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) desteğiyle, araştırma şirketi IQVIA tarafından hazırlanan “Türkiye İçin Klinik Araştırma Stratejisinin Faydaları-Yenilik Temelli Büyüme İçin Yol Haritası” başlıklı raporun bulguları 17 Eylül Perşembe günü düzenlenen TÜSEB Biyoteknoloji Sempozyumu’nda açıklandı.
Rapor lansmanının açılış konuşmalarını Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Emine Alp Meşe, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı Doç. Dr. Tolga Tolunay, AIFD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mete Hüsemoğlu ve EFPIA Genel Müdürü Nathalie Moll gerçekleştirdi. IQVIA Sorumlu Müdürü Şule Sencer Akbil’in yaptığı rapor sunumunun ardından “Klinik Çalışmaların Türkiye için Önemi ve Yol Haritasının Hayata Geçirilmesi için Nasıl Bir Ortak Çalışma Modeli?” başlıklı bir panel de yapıldı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Ahmet Gül moderatörlüğünde düzenlenen panelde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Klinik Araştırmalar Daire Başkanı Nihan Burul Bozkurt, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Planlar ve Programlar Genel Müdürü Kutluhan Taşkın, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcısı Hasan Arslan, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İlhan Satman ve IQVIA Danışmanlık Ülke Müdürü Özgür Ertok panelist olarak yer aldılar.
AIFD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mete Hüsemoğlu konuyla ilgili şu görüşü paylaştı: “Araştırmacı ilaç firmaları olarak ülkemizdeki hastaların en yeni tedavilere erişmeleri için bütün paydaşlarımızla birlikte çalışmayı temel misyonumuz olarak görüyoruz. Yeni çıkan ilaç ve tedavilerin insanlar üzerindeki etkisi ve güvenilirliğini anlamamızı sağlayan klinik araştırmalar, insan sağlığı için hayati önemdedir. Ülkemizin kayda değer bir klinik araştırma kapasitesinin olduğunu söyleyebiliriz. Kamuoyuyla paylaşmaktan mutluluk duyduğumuz raporumuzun temel bulgularından biri klinik araştırmaların ekonomi, sağlık ve bilim alanlarında yüksek katma değer üretmesidir. Kamu-özel sektör işbirliği ile hayata geçirebileceğimiz politikalar, ülkemizi klinik araştırmalarda dünyanın en önemli aktörlerinden biri haline getirmenin yanında ilaç değer zincirinin temel araştırma, üretim ve ihracat gibi diğer kıymetli halkalarını da besleyen bir ekosistem kurulmasını sağlayabilir. Raporumuzun bu sürece yönelik olarak tüm paydaşlar için önemli bir yol haritası olacağına inanıyoruz.”
Panelde konuşan IQVIA Danışmanlık Ülke Müdürü Özgür Ertok şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizdeki klinik çalışma potansiyeli ve dünyadaki pazarın büyüklüğü dikkate alındığında halihazırdaki klinik araştırmalar sayesinde Türkiye’ye giren 139 milyon dolar değerinde yabancı yatırımın Yeni Ekonomi Programı’nın temel hedeflerinden biri olan makroekonomik dengeye doğrudan katkıda bulunduğu görüyoruz. Bunu ilk aşamada 500 milyon dolara, ikinci aşamada ise 1 milyar dolara çıkarmak için planlama ve ekosistem oluşturma ihtiyacı olduğunu görüyoruz.”
Gönüllü insanların katılımıyla gerçekleştirilen ve tıbbi bilgi elde etmeyi amaçlayan bilimsel çalışma olarak tanımlanan klinik araştırmalar, yeni çıkan ilaçların insanlardaki etkinliğini ve güvenliğini temin eden en önemli süreçler arasında yer alıyor. Türkiye’de klinik araştırmaların değeri üzerine bir analiz yapma ve orta vadede klinik araştırma yatırımının artması için gerekli koşulların neler olduğunu araştırma hedefiyle hazırlanan rapor, AIFD üyesi 17 şirketin dahil olduğu anket çalışmasının sonuçlarının yanı sıra Türkiye ilaç sektörünün büyüklüğü, küresel ilaç sektöründeki Ar-Ge yatırımları ve klinik araştırma trendleri, klinik araştırmaların Türkiye’ye ekonomik, bilimsel ve kamu sağlığı boyutlarındaki etkisine dair önemli veriler de ortaya koyuyor.
Raporda öne çıkan bulgular şöyle sıralanıyor:
· Türkiye ilaç pazarı büyüklüğünde dünyada 17’nci sırada yer alırken, toplam klinik araştırma sayısında 26’ncı sırada yer alıyor.
· Türkiye’de yürütülen klinik araştırmaların doğrudan yapılan yatırım ve klinik araştırmalarda kullanılan yenilikçi ilaçların değerinden oluşan toplam ekonomik değeri Haziran 2019 itibarıyla yıllık 327,7 milyon dolar hesaplandı.
· Klinik araştırma Türkiye’nin ekonomisine, sağlık hizmetlerine ve hastalara doğrudan fayda sağlıyor.
· Türkiye, klinik araştırma cazibesini artıracak temel faktörlerde iyileşme sağlayabilir.
· Türkiye’nin ilk 10 klinik araştırma ülkesi arasına girmek için araştırma sayısını yaklaşık olarak üç katına çıkarması gerekiyor.
Türkiye çapında 21 binin üzerinde hasta klinik araştırmalarda tedavi imkânı buluyor
· Klinik araştırmalar, hastaların yaşam kalitesine sağladığı katkıyla daha iyi sağlık sonuçları yaratıyor. Klinik araştırmalara katılan hastalar, en yüksek hizmet kalitesinden ve en ileri seviyede, hatta yaşam kurtarabilen tedavi yöntemlerinden faydalanabiliyor.
· Araştırmalar, klinik araştırmaların, dahil olan hastalar için plasebo ya da test grubunda olmaları fark etmeksizin daha olumlu sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.
· Klinik araştırmalar sayesinde hastalar gelecekte kullanılabilecek yenilikçi ilaç, tıbbi cihazlar ve tedavilere erken erişim imkanına da sahip oluyor.
· Halihazırda Türkiye çapında devam eden endüstri destekli klinik araştırmalarda yaklaşık 21 bin 700 hasta tedavi imkânı buluyor. 2019 yılında 521 adet olan klinik çalışmaların, rapordaki önerilerin hayata geçmesiyle birlikte sekiz yıl içinde üç katına çıkması öngörülüyor.
Klinik araştırmalar SGK üzerindeki mali ilaç yükünü 41,8 milyon dolar azalttı
· Türkiye’de yürütülen klinik araştırmaların toplam ekonomik değeri, Haziran 2019 itibarıyla tahminen yıllık 327,7 milyon dolar olarak (1.860,1 milyon TL) ölçülüyor.
· Türkiye’nin 139,0 milyon dolar (788,8 milyon TL) değerindeki klinik araştırma yatırımı, 2019 yılında Türkiye ilaç sektörünün toplam büyüklüğünün yüzde 1,8’ine (2015’teki yüzde 2,7 oranına kıyasla düşüş söz konusu) ve Türkiye’nin GSYH toplamının yüzde 0,02’sine karşılık geliyor.
· Türkiye’deki aktif çalışma sayısı son 10 yılda yaklaşık yüzde 3,6 bileşik büyüme hızıyla artış gösterdi.
· Klinik araştırmalar sayesinde SGK’nın azalan mali ilaç yükü, toplam 41,8 milyon dolara (237,3 milyon TL) karşılık geliyor. Devam eden klinik çalışmalar sayesinde, SGK üzerindeki bu toplam mali yük her yıl azaltılıyor.
· Klinik araştırmalarla ilgili bu kaynaklardan sağlık kurumları için elde edilen ek gelir, yıllık 23,4 milyon dolar (133,0 milyon TL) tutarında. Klinik araştırmalar sayesinde yaratılan istihdamın toplam tahmini değerinin yıllık 44,4 milyon dolar (251,8 milyon TL) olduğu tahmin ediliyor.
· Klinik araştırmalar alanında “hızlı büyüme” senaryosunun hayata geçirilmesiyle birlikte Türkiye’nin 2027 yılında toplam klinik çalışma sayısı bakımından ilk 10 ülke arasına, yeni çalışma sayısı bakımındansa ilk altı veya yedi ülke arasına (ABD, Birleşik Krallık, İspanya, Almanya, Kanada, Fransa ve İtalya’nın arkasından) girmesi öngörülüyor.
- Türkiye’de endüstri destekli klinik araştırmaların büyük ölçüde çok uluslu ilaç şirketleri tarafından yürütülmesi nedeniyle, klinik araştırmalara yapılan yatırımın büyük bir kısmı doğrudan yabancı yatırım olarak değerlendiriliyor. Klinik araştırma yatırımları bu yönüyle Yeni Ekonomi Programı’nın temel hedefleri arasında yer alan makroekonomik dengenin korunması ve cari hesap dengesinin iyileştirilmesine doğrudan katkıda bulunuyor.
Klinik araştırmalar küresel bilgi birikiminin Türkiye’ye aktarılmasını sağlıyor
· Klinik araştırmalar Türkiye’deki bilimsel gelişimi artırıyor, bilim dağarcığını genişletiyor ve küresel bilgi birikiminin Türkiye’ye aktarılmasını hızlandırıyor.
· Klinik araştırmalara katılan Türk akademisyenler yeni tedavilerle ilgili bilgi edinmenin ve erken deneyim kazanmanın yanı sıra ilaç geliştirme süreci ve yeni tedavi alanları ile ilgili güncel eğitimler alma, uluslararası bilimsel ağlara dahil olma, çalışma sonunda hazırlanacak uluslararası yayınlarda yer alma, ulusal/uluslararası karar verici komitelerde görev alma imkânı da elde ediyor.
· 1995-2015 arasında klinik araştırma yayınları trendlerini inceleyen PubMed’e göre, en yüksek sayıda bilimsel içerik yayınlayan 30 ülkenin, tüm yayınların yüzde 94,6’sını ürettiği, küresel çapta ana klinik dergilerin yüzde 98,1’ini oluşturduğu görülüyor. Aynı analize göre Türkiye, “sistematik inceleme” ve “meta analiz” kategorilerindeki 55 yayınla 31’inci sırada yer alırken, “klinik çalışma” kategorisinde 671 yayınla 18’inci sırada yer alıyor. Türkiye tüm yayınlarda ise 19 bin 963 yayınla 17’nci sırada yer alıyor.
· Klinik çalışmalara katılan hekimlerden elde edilen veriler kişisel deneyimden ziyade kanıtlara dayanıyor. Bu nedenle bir hekim, klinik araştırmaya katıldığında elde edilecek kanıt tabanlı veriler daha sonra araştırmaya katılacak diğer bilim insanlarına kaynak teşkil edebiliyor. Nadir hastalıklar ve spesifik vakalara aşinalığı artan bilim insanları, gelecekte alacakları tedavi kararlarında daha güvenilir veriler ve deneyimlere dayanabiliyorlar.
Raporda Türkiye’de klinik araştırmaların arttırılması amacıyla, farklı fırsat alanlarında 12 adım öneriliyor. Bu adımlar şöyle sıralanıyor:
· Merkezi bir hasta veri tabanı oluşturma
· Hasta sevk sistemi tasarlama
· Kamuoyu farkındalığı yaratma
· Dokümantasyon ve etik kurul başvurusunu kolaylaştırma merkezi hale getirme
· Etik inceleme standartlarının uygulanmasını sağlama
· Araştırmacı ağı oluşturma
· Daha geniş bir kurum yelpazesinde kapasiteyi artırma
· Örgün eğitim, akademik teşvikler ve kariyer geliştirme fırsatları sunma
· Ar-Ge yönetmeliklerini gözden geçirme
· Özel personele sahip klinik araştırma merkezleri kurma
· Sağlık kurumlarındaki muhasebe sistemlerini iyileştirme
· Türkiye’de klinik araştırma yapmaları için şirketlere yönelik teşvikleri artırma
Akbank UniChallenge’a 114 üniversiteden Türkiye geneli ve yurt dışından 685 öğrenci başvurdu “NEDEN DİJİTAL?” SORUSUNA CEVAP ARADILAR
IAB tarafından Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin desteğiyle 2015 yılından beri düzenlenen ve 3 yıldır Akbank’ın ana sponsorluğunda gerçekleşen Akbank UniChallenge+ Dijital Öğrenci İşleri Eğitim Kampı, Covid-19 nedeniyle UniChallengerlar ile bir kez daha online ortamda buluştu.
21 Eylül – 2 Ekim tarihleri arasında online olarak düzenlenen iki haftalık kampa Türkiye geneli ve yurt dışından yapılan 685 başvuru arasından IAB Eğitim Yürütme Kurulu tarafından 60 üniversite öğrencisi ve yeni mezun seçildi. Akbank tarafından belirlenen konu doğrultusunda hazırlanan sunumlar arasından ilk 3’e giren ekipler IAB üyesi firmalarda 1 aylık staj imkânı elde etti. Birinci olan ekip üyeleri aynı zamanda Hopi’nin Paracık ödülünün de sahibi oldu.
Programa yapılan 685 başvuru 48 şehir ve 114 üniversiteye yayıldı. Programa seçilen öğrencilerin 32’si İstanbul’dan, 8’i İzmir’den, 7’si Eskişehir’den, 6’sı Ankara’dan gelirken Antalya, Edirne, Kocaeli, Konya, Niğde, Sakarya ve Hollanda’dan birer öğrenci katıldı.
Üniversitelerin 3. ve 4. sınıfları ile yeni mezun öğrenciler UniChallenge’da geçirdikleri iki hafta boyunca Dijital’i sektör profesyonellerinden dinleyerek sektörü yakından tanıdı. Eğitim boyunca yapılan oturumlar sayesinde başarılı vaka örneklerini incelediler, sektörün önde gelen isimleriyle sohbet etme imkanı buldular. Böylece “Dijital Reklamcılık” alanındaki kariyer imkânlarına nasıl ulaşılabileceklerinin yollarını keşfettiler. Eğitim kampına katılanlar, derslerin yanı sıra aynı zamanda mentorlarıyla birlikte altı kişilik gruplar halinde sunumlarını hazırladılar.
Yapılan sunumlar sonrası 10 grup arasından seçilen ilk 3 ekip üyeleri:
Birinci Ekip – Grup 5
Elif Oğuz – Akdeniz Üniversitesi
Oğulcan Patlar – Marmara Üniversitesi
Sahil Şensöz – Boğaziçi Üniversitesi
Serkan Horasan – Anadolu Üniversitesi
Şevval Pınar Güler – Dokuz Eylül Üniversitesi
Zeynep Sıla Karataş – Kadir Has Üniversitesi
Mentor: Sinan Çilek
İkinci Ekip:
Doruk Uygunlar – Başkent Üniversitesi
Elif Sırtlayan – İstanbul Üniversitesi
İdil Şentürk – Anadolu Üniversitesi
Oğuz Zeybek – Boğaziçi Üniversitesi
Sena Kaya – Kocaeli Üniversitesi
Tuğba Akçay – Yıldız Teknik Üniversitesi
Mentor: Maral Engür
Üçüncü Ekip:
Aslıhan Murat – İstanbul Üniversitesi
Defne Tural – Özyeğin Üniversitesi
Eda Yalçıner – Dokuz Eylül Üniversitesi
Emrehan Eralp – Beykent Üniversitesi
Ramazan Hazır – Boğaziçi Üniversitesi
Zeynep Buse Şogur – Anadolu Üniversitesi
Mentor: Ceylan Cangül
Katılımcılardan bazıları program ile görüşlerini şu sözlerle paylaştı:
Denis Donikyan / Bahçeşehir Üniversitesi: “İki haftada dijital pazarlamanın okulunu okuduk ve mezun olduk diyebileceğim kadar büyük kazanımlarımız oldu; ancak benim UniChallenge denildiğinde aklıma ilk gelecek şey sanıyorum uzaktan uzağa dahi olsa kurduğum arkadaşlıklar olacak. Özellikle yeni normale ayak uydurmakta, evden çıkmakta hala zorlanan benim için Unichallenge; eğitimin yanı sıra sosyalleşmenin de en keyifli yollarından biri oldu. Farklı şehirlerden o kadar güzel insanlarla tanışıp kaynaştım ki bunun benim için yeri paha biçilemez değerde. Yıllar sonra bile bir araya gelebileceğim, daima iletişimde olacağım kişileri hayatıma kattığı için Unichallenge’a çok ama çok teşekkür ederim!”
Emrehan Eralp / Beykent Üniversitesi: “UniChallenge benim için dünyanın en büyük sürprizi oldu. Hayatımda ilk defa, takımımla eşleştiğim andan itibaren sabah 12 akşam 12 toplantı yapmaktan yorulmadım, enerjik uyandım enerjik yattım, müthiş arkadaşlıklar edinildi. Bir daha olsun bir daha girerim. Mentorlarla oluşan bağ ve arkadaşlık paha biçilemez. Müthiş!”
Ilgın Nehir Ağca / Galatasaray Üniversitesi: “Çok yoğun, yorucu ama verdiğim emeğin ve vaktin karşılığını yüzde yüz aldığım bir 2 haftaydı. Sektöre dair çok önemli isimlerden çok önemli bilgiler kaptım. Kariyer olarak ilerlemek istediğim yol için de bana çok iyi bir rehber oldu. UniChallenge beni motive etti, bana yol gösterdi, sektöre dair beni heyecanlandırdı ve hırslandırdı. Bir sürü şey öğretti ama öğrenecek daha ne kadar çok şeyim olduğunu gösterdi. Daha fazlasını öğrenmek için sektöre girmeye can atıyorum. “
Mertcan Yükselsin / ODTÜ: “UniChallenge benim gözümde hem eğlendiğim hem öğrendiğim, sektörü tanımama olanak sağlayan yeni yüzlerle tanışmaktı diyebilirim. Bu sayede becerilerimi, yeteneklerimi reklamcılık, ajans gibi ortamlarda nasıl şekillendirmem gerektiğini öğrenmiş oldum. UniChallenge benim için gerçekten ‘eşsiz’ bir tecrübeydi!”
Sena Kaya / Kocaeli Üniversitesi: “UniChallenge aslında çok sevdiğiniz bir filmi izlemek veya kitabı okumak gibi. Hem hayatınıza dokunuyor hem de zaman geçse de hep hatırlamak yeniden izlemek, okumak istiyorsunuz. Programda olan eğitmenlerimizin anlattığı bilgiler benim için çok değerliydi.
Kariyerimde ilerlerken arkama dönüp baktığım da İyi ki katılmışım diyeceğim sayılı şeylerden biri olduğuna inanıyorum.”
Serkan Horasan / Anadolu Üniversitesi: “İki haftalık eğitimin ardından öğrendiklerimi yansıtabileceğim bir kampanya yaratmak harika bir deneyimdi. Gerçek bir markaya gerçek bir briefle çalışıyor olmak, beni sektörden biriymişim gibi hissettirdi. Bana bu fırsatı veren herkese teşekkür ediyorum.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.





