
Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2025 Türkiye’nin %53,3’ü mutlu
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı, 2024 yılında %49,6 iken 2025 yılında 3,7 puan artarak %53,3 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2024 yılında %14,5 iken 2025 yılında 1,5 puan azalarak %13,0 olarak gerçekleşti.
Kadınlar daha mutlu
Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı, 2024 yılında %46,9 iken 2025 yılında %51,4 oldu. Kadınlarda ise bu oran, 2024 yılında %52,3 iken 2025 yılında %55,1 oldu.
Mutluluk oranında en yüksek artış 55-64 yaş grubunda oldu
Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 55-64 yaş grubunda 2024 yılında %47,5 iken 2025 yılında 7,1 puan artış ile %54,6 oldu.
Mutluluk oranı tüm yaş gruplarında arttı. Mutluluk oranı 2025 yılında bir önceki yıla göre 18-24 yaş grubunda 2,6 puan artış ile %54,4, 25-34 yaş grubunda 2,6 artış ile %53,6, 35-44 yaş grubunda 5,0 puan artış ile %52,9, 45-54 yaş grubunda 4,3 puan artış ile %50,8 olarak gerçekleşti. 65 ve daha yukarı yaştaki bireylerde ise 2024 yılında %54,1 iken 2025 yılında 0,2 puan artarak %54,3 oldu.
Evliler evli olmayanlardan daha mutlu
Evli bireylerin, evli olmayanlara göre daha mutlu olduğu görüldü. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, 2025 yılında %56,9 iken evli olmayanlarda bu oran, %46,6 olarak gerçekleşti. Evli olanların mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde; evli erkeklerin %54,2’sinin, evli kadınların ise %59,6’sının mutlu olduğu gözlendi.
Bireylerin mutluluk kaynağı çoğunlukla aileleri
Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2025 yılında %69,0 olurken bunu sırasıyla; %15,6 ile çocukları, %4,8 ile kendisi, %3,9 ile eşi, %3,3 ile annesi/babası ve %1,9 ile torunları takip etti.
Bireyleri en çok sağlıklı olmak mutlu etti
Bireylerin mutluluk kaynağı olan değerler incelendiğinde; kendilerini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2025 yılında %64,9 olurken bunu sırasıyla; %14,7 ile sevgi, %9,8 ile başarı, %7,7 ile para ve %2,7 ile iş takip etti.
Her 100 kişiden 67’si geleceğinden umutlu
Kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı, 2025 yılında %67,1 oldu. Erkeklerin geleceklerinden umutlu olma oranı %67,1 iken kadınlarda bu oran %67,2 oldu.
Bireylerin ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 5,7 oldu
Bireylerin hayatlarını bir bütün olarak düşündüklerinde hissettikleri yaşam memnuniyet düzeyini hesaplamak amacı ile; hiç memnun olmayanlar için “0”, çok memnun olanlar için “10” arasında bir değer alınarak ortalama hesaplandı. Bireylerin ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 2024 ve 2025 yıllarında 5,7 olarak hesaplandı. Erkeklerde ve kadınlarda 2024 yılında 5,7 olan ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 2025 yılında da aynı kaldı.
En yüksek memnuniyet oranı %74,1 ile asayiş hizmetlerinde
Kamu hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri incelendiğinde; 2025 yılında asayiş hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı %74,1 olurken bunu sırasıyla %71,3 ile ulaştırma, %69,4 ile sağlık, %64,5 ile Sosyal Güvenlik Kurumu, %60,5 ile adli ve %58,7 ile eğitim hizmetlerinden memnuniyet takip etti.
Ülkenin en önemli sorunu hayat pahalılığı oldu
Ülkenin en önemli sorunu incelendiğinde; 2025 yılında hayat pahalılığı %31,3 ile ilk sırada yer alırken %16,5 ile yoksulluk ikinci sırada ve %16,1 ile eğitim üçüncü sırada yer aldı.
Gribi hafife almayın
Gripte Tedavinin Gecikmesi veya Uygulanmaması Durumunda Hastalık Ağır ve Komplike Bir Seyir İzleyebilir
Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip vakalarının özellikle Ocak ayından itibaren belirgin şekilde arttığına dikkat çekerek “Erken dönemde başlayan antiviral tedavi hastalığın ilerlemesini önlerken, tedavinin gecikmesi veya hiç uygulanmaması halinde grip hastalığı ağır ve komplike bir seyir izleyebilir” dedi.
Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı,grip tanısı konulan ya da gripten şüphelenilen durumlarda erken dönemde antiviral tedaviye başlamanın, hastalığın kontrol altına alınmasında büyük önem taşıdığını söyledi. Yaycı, “Özellikle kış ve ilkbahar aylarında grip vakaları yaygınlaşıyor. Tedavinin gecikmesi veya hiç uygulanmaması halinde grip hastalığı ağır ve komplike bir seyir izleyebilir. Bu konuda toplumun bilinçli ve dikkatli olması gerekiyor” dedi.
Üst solunum yollarını; influenza, rinovirüs, parainfluenza, RSV, adenovirüs, insan koronavirüsleri ve SARS-CoV-2 gibi virüslerin etkilediğine dikkat çeken Murat Yaycı, “Bu etkenlerin çoğu, öksürük ve hapşırma sırasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla bulaşıyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının büyük bir kısmı viral kökenli ve bulaş yolları benzerlik gösteriyor” ifadelerini kullandı.
İnfluenza virüsüne bağlı gripte, antiviral tedavi seçenekleri mevcut
İnsanlarda grip hastalığına; İnfluenza A ve İnfluenza B olmak üzere iki ana influenza tipinin neden olduğunu belirten Dr. Murat Yaycı şu bilgileri verdi: “İnfluenza A genellikle sonbahar sonu ve kış aylarında daha sık görülürken, İnfluenza B’ye çoğunlukla ilkbahar döneminde rastlanıyor. Rinovirüsler en sık ilkbahar ve sonbaharda ortaya çıkmakla birlikte yıl boyunca aktifliğini sürdürebiliyor. RSV enfeksiyonları ise özellikle ılıman bölgelerde kış ve ilkbahar başında artış gösteriyor. Parainfluenza virüsleri de ülkemizde çoğunlukla sonbahar aylarında görülüyor.” Viral enfeksiyonlarda her zaman spesifik bir tedavinin olmadığı düşüncesinden uzaklaşılması gerektiğini vurgulayan Dr. Murat Yaycı, grip hastalığı için durumun farklı olduğunu ifade etti. Yaycı, “İnfluenza virüsüne bağlı gripte, etkili ve hedefe yönelik antiviral tedavi seçenekleri mevcut. Diğer viral enfeksiyonlarda ise çoğunlukla destekleyici tedavilerle iyileşme bekleniyor” dedi.
Ev İşleri, Sinir Sıkışması Sebebi
Günlük hayatta basit bir uyuşma, ağrı veya keçeleşme ile sinyal veren sinir sıkışmaları, ihmal edildiğinde kas erimesi ve kalıcı güç kaybı gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bu sorunun özellikle 40-60 yaş aralığındaki kadınlar, kuaförler, bilgisayar operatörleri ve bankacılar gibi ellerini yoğun kullanan meslek gruplarında ve ev kadınlarında daha sık görüldüğünü belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Tedavi ertelendiğinde eldeki sinir sıkışmaları; yazı yazma veya bardak tutma gibi basit günlük işleri imkânsız hale getirebilir. Bacaklarda olan ileri derece bası sonucunda ise hasta yürüyemez, ayağını sürümeye başlayabilir. Bu da ayağının takılıp düşmesine, merdiven çıkamaması, araç kullanamaması gibi problemlere yol açar” açıklamasında bulundu.
Sinir sıkışmalarının vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkabildiğini vurgulayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “El bileğinde median sinirin sıkışmasıyla oluşan Karpal Tünel Sendromu en sık karşılaştığımız tablodur. Bunun yanı sıra dirsek bölgesindeki ulnar sinir ve diz yan kısmındaki peronel sinir sıkışmaları da toplumda oldukça yaygın görülüyor. Hasta şikayetleri etkilenen sinire göre değişkenlik gösterebilir. Şikayetler genellikle uyuşukluk, ağrı, keçeleşme ile başlar. İlerlediğinde güçsüzlük ve kaslarda erime meydana gelebilir” dedi.
Sinir sıkışmasında diyabet, tiroit hastalıkları, romatizma, menopoz, obezite ve hamileliğin temel risk faktörleri arasında yer aldığını paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen; cisimlerin şiddetli şekilde tutulması, bileğin aşırı bükülmesi, yanlış yatış/oturuş pozisyonları ve ani kilo kayıplarının da sorunu tetikleyebileceğini hatırlattı.
Güç kaybı varsa ameliyat şart!
Hafif ve orta düzey vakalarda ilaç, istirahat ve fizik tedavi gibi yöntemlerin uygulandığını vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon veya diğer tedavilerle iyileşmezse ve tetkiklerde ağır düzeyde sinir sıkışıklığı saptanmışsa cerrahi tedavi yapılması uygun olabilir. Yaklaşık 30 dakika süren ve genellikle lokal anesteziyle yapılan operasyonlarda, sinir üzerindeki baskı açık veya endoskopik yani kameralı yöntemlerle kaldırılır. Hastalar aynı gün taburcu edilerek sosyal yaşamlarına hızla dönebilir” dedi.
Sinirleri korumanın 7 yolu
Duruşunuza dikkat edin: Oturuş, yatış ve duruş pozisyonlarınıza dikkat edin, vücut pozisyonlarını değiştirmeyi öğrenin. Uzun süre yanlış pozisyonda kalmayın ve uzun süre bacak bacak üstüne atarak veya bağdaş kurarak oturmayın.
Bileklerinizi zorlamayın: Sürekli klavye/fare kullanıyorsanız, bileklerinizi uzun süre bükülü tutmayın.
Dirseklerinizi dayanmayın: Dirsekleriniz masaya veya sert bir zemine dayanarak uzun süre çalışmayın.
Ev İşlerinde mola verin: Bez sıkma veya el işi gibi tekrarlayan zorlayıcı hareketlerden kaçının.
Yükü hafifletin: Ellerinizle çok ağır yük taşımayın ve taşıma sırasında bilek açısını koruyun.
Egzersizi ihmal etmeyin: Bağ, eklem ve kasları güçlü tutmak için düzenli germe-esneme hareketleri yapın.
Kontrollerinizi yaptırın: Diyabet, guatr ve romatolojik hastalıklarınız varsa rutin kontrollerinizi aksatmayın.
Atkısız çıkmayın, boyun sağlığınızdan olmayın
Her insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı boyun ağrısı, günlük yaşamı felç edebilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle kış aylarında artış gösteren bu şikayetlerin doğru yönetilmediğinde kronikleşerek boyun fıtığına zemin hazırlayabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hava değişimleri ve terliyken maruz kalınan soğuk hava vücuttaki ağrı hücrelerini harekete geçirerek ciddi kas tutulmalarına yol açabiliyor. Özellikle spor veya sauna sonrası vücut ısısını dengelemeden soğuğa çıkmak boyun ve bel sağlığını riske atmak anlamına gelebilir. Soğuk ve rüzgârlı havalarda özellikle atkı kullanımı boyun sağlığı için çok önemli” açıklamasında bulundu.
Soğuk havaların bağışıklık sisteminin yanı sıra doğrudan omurga sağlığını da etkilediğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Soğuk havalar vücudumuzdaki ağrı algılayıcı hücreleri uyararak kasların hızla tutulmasına neden olurken, özellikle terli vücutla ani ısı değişimine maruz kalmak ağrı şiddetini artırıyor. Bu noktada atkı kullanımı sadece bir aksesuar değil, omurgayı ani şoklardan koruyan en önemli kalkan görevi görüyor” dedi.
Boyun ağrıları yaşam kalitesini düşürüyor
Hemen her bireyin hayatının belirli bir döneminde tecrübe ettiği boyun ağrılarının gündelik yaşamda en basit işleri dahi güçleştiren ciddi bir hareket kısıtlılığına yol açabildiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Başa, sırta ve kollara kadar yayılabilen bu ağrıların temelinde mekanik nedenler, boyun patolojileri veya psikolojik faktörler yatabiliyor. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik çalışanlarda, uygun olmayan yastık kullananlarda veya ev işlerini sabit pozisyonda yapanlarda görülen mekanik ağrılar, yaşam kalitesini ciddi oranda düşürüyor” şeklinde konuştu.
Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenme de boyun fıtığına neden olabiliyor
Boyun fıtığı ve kireçlenme gibi omurga hastalıklarının ise daha profesyonel bir yaklaşım gerektiren süreçler olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Boyunda omur kemikleri arasındaki disk dokusunun zamanla özelliğini yitirerek sinirlere baskı yapması sadece ağrıya değil aynı zamanda kollarda uyuşma, güç kaybı ve hatta yürüme bozukluklarına neden olabiliyor. Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeler ve yaşanan travmalar da bu süreci hızlandırarak boyun yapısında kalıcı hasarlar oluşturabiliyor” diye konuştu.
Stres de boyun ağrılarını artırıyor!
Ağrının psikolojik nedenler dolayısıyla da yaşanabileceğini belirten Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stres vücudumuzu olumsuz etkileyen bir durumdur. Stresliyken, kaslarımız farkında olmadan gerilir ve bu durum bel, boyun gibi ağrılara yol açar. Bu ağrılarda kişiyi daha sıkıntıya sokarak, bir kısır döngüye neden olabilir. Bu ağrılarda masaj, sıcak banyo ve egzersiz faydalı olur. Asıl faktör olan stres ortadan kaldırılmalı” dedi.
Boyun ağrısından kurtulmak için altın kurallar:
o Dik oturun ve dik yürüyün.
o Otururken belinizi ve boynunuzu destekleyin. Çalışırken masaya ve tezgâha yakın oturarak başınızı eğmeden veya aşırı yukarıya kaldırmadan doğal konumda tutun.
Koltuğa veya çekyata uzanarak televizyon seyretmeyin.
o Bilgisayar ile çalışırken boynun doğal pozisyonunu bozmadan, monitörünü göz hizasına göre ayarlayın. Uzun süre bilgisayar başında kalmayın.
o Yastık çok yüksek veya çok alçak olmamalı. Sırt üstü yatarken boyun arkasındaki boşluğu yastıkla doldurun. Yan yatarken yastığı boyun köküne çekin.
o Yüzüstü yatmayın.
o Boynunuzu uzun süre aynı pozisyonda tutmayın. 20-25 dakikada bir hafif boyun hareketleri yapın, saat başı 5-10 dakika mola verin.
o Sık telefon görüşmesi yapılıyorsa, kulaklık kullanmaya çalışın.
o Uzun sure taşıt kullanmaktan kaçının.
o Soğuktan ve rüzgârdan korunun. Camınız açık uzun süreli seyahat veya klima altında uyumaktan kaçının.
o Boyun ve sırt kaslarını gevşek tutmaya çalışın. Düzenli egzersiz yapın.
o Fırsat buldukça yüzün.
Boyun ağrınız geçmiyor, kolunuza yayılıyor, uyuşma ve güç kaybı yapıyor ya da yürümenizi zorlaştırıyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı.
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, göz kapağı estetiği (blefaroplasti) ameliyatlarında değişen cerrahi yaklaşımları değerlendirdi. Eski yöntemlerdeki “fazla dokuyu çıkarma” mantığının yerini, göz çevresinin estetik dengesini sağlayan “hacim koruyucu” tekniklerin aldığını belirtti.
Yüz gençleştirme operasyonlarının başında gelen [ahmetkaracalar.com/goz-kapagi-estetigi/]göz kapağı estetiğinde trendler değişiyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, doku koruyucu yöntemlerin önemine dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:
“Yağ Yastıkçıkları Alınmıyor, Yeniden Konumlandırılıyor”
Geleneksel yaklaşımlar ile güncel teknikler arasındaki farkı anlatan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “Geleneksel yaklaşımlarda deri, kas ve yağ gibi fazla dokunun çıkarılmasına odaklanılırken, yeni trendlerde hacim koruyucu teknikler tercih ediliyor. Özellikle yağ yastıkçıklarının tamamen alınması yerine yeniden konumlandırılması, daha dinamik ve genç bir ifade sağlıyor” dedi.
“Amaç Sadece Fazla Deriyi Almak Değil”
Operasyonun temel felsefesindeki değişimi vurgulayan Karacalar, “Amaç artık sadece fazla deriyi almak değil; göz çevresinin bütüncül estetik dengesini korumak olmalı” ifadelerini kullandı.
Aşırı Boşaltılmış Göz Görünümüne Son
Göz çevresindeki çökük görünüm riskini ortadan kaldıran yeni nesil teknikleri değerlendiren Prof. Dr. Karacalar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Blefaroplastide öne çıkan en önemli yeniliklerden biri, yağ volümünü koruyucu yaklaşımlar ve yağ yeniden dağıtımı teknikleridir. Hacim kaybı olan alanlara kontrollü şekilde yayılarak yağ torbaları yeniden konumlandırılıyor. Yağ dokusunun korunması, uzun vadede daha genç ve canlı bir görünüm elde edilmesine katkı sunarken, aşırı boşaltılmış göz görünümünün de önüne geçmektedir.”
Kadınların korkulu rüyası olan ve halk arasında “ağrılı yağlanma sendromu” olarak bilinen [ahmetkaracalar.com/lipodem/]Lipödem hakkında en çok merak edilen konulardan biri ilaçla tedavi seçeneğidir. Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödemde ilaç kullanımının sınırlarını, takviyelerin etkisini ve kesin çözüm yolunu anlattı.
Lipödem hastalarının sıklıkla başvurduğu ilaç ve takviye yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Karacalar, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:
“Onaylı Bir İlaç Yoktur”
“Bugün için lipödemi doğrudan ortadan kaldıran veya tedavi eden onaylı bir ilaç yoktur. Bu nedenle ilaç tedavisi destekleyici ve semptomları hafifletici amaçlarla kullanılabilir.”
Metformin ve Metabolik Durum
İnsülin direnci ilaçlarının kullanımı hakkında da konuşan Karacalar; “Metformin, lipödemin kendisini tedavi eden bir ilaç değildir. Ancak insülin direnci, PCOS veya metabolik sendrom eşlik ediyorsa tedavi planının bir parçası olabilir. Karar kişiye özel ve uzman hekim değerlendirmesi ile verilmelidir” dedi.
Bromelain ve Beslenme Etkisi
Ödem ve yangı (enflamasyon) için sıkça kullanılan takviyelere değinen Prof. Dr. Karacalar şunları kaydetti:
“Bromelain yangı azaltıcı etkisi ile hassasiyette azalma sağlayabilir. Protein yıkıcı etkisi nedeniyle doku sertliğini azaltabileceği düşünülmektedir; ancak bu konuda güçlü klinik kanıt yoktur. Benzer bir şekilde ananas yedikten sonra bazı yemeklerin tadı geçici olarak farklı algılanabilir. Bu içindeki bromelainin proteinleri parçalaması nedeniyledir. Dil yüzeyindeki protein yapılarını parçalar ve tad değişir. Flavoidler, kurkumin ve selenyum da yangı azaltıcı etkisi nedeniyle kullanımı mümkündür.”
Hormon Tedavisi Çözüm mü?
Hormonal yaklaşımları da değerlendiren Karacalar; “Bioeşdeğer hormon replasmanı, [ahmetkaracalar.com/lipodem/]lipödemi tedavi eden bir yöntem değildir. (Kaynak: https://ahmetkaracalar.com/lipodem/)
Hormonal dengesizlik olan menopoz ve perimenopoz dönemindeki kadınlarda destekleyici rol oynayabilir” ifadelerini kullandı.
Kesin Çözüm Cerrahi
Prof. Dr. Ahmet Karacalar, sözlerini tedavinin altın standardını hatırlatarak noktaladı: “Lipödemli yağın kalıcı olarak uzaklaştırılmasında en etkili yöntem hala liposuctiondır.”
Modern kadının en büyük estetik çıkmazı: “Üst bedenim 36, alt bedenim 42…” Spor salonlarında saatlerce ter döken, aç kalarak zayıflamaya çalışan ama bacak, basen bazen de kalçalarındaki inatçı kalınlıktan kurtulamayan binlerce kadın var. Peki sorun iradesizlik mi, yoksa genetik bir miras mı?
Geliştirdiği “Superdry 4D” tekniği ile sadece inceltme değil şekillendirme ve uyum üzerinde odaklanan Prof. Dr. Ahmet Karacalar ile kliniğinde buluştuk. Lipödem (Ağrılı Yağlanma) hastalığını ve “Sütun Bacak” estetiğinin şifrelerini konuştuk.
Hocam, en sık duyduğunuz şikâyetle başlayalım. Kadınlar kapınızı çaldığında genellikle ne söylüyor?Cümle neredeyse hep aynıdır: “Hocam su içsem yarıyor! Diyet yapıyorum, yüzüm çöküyor, göğüslerim küçülüyor ama basenlerim ve bacaklarım milim kıpırdamıyor.”
Bu kadınlar yıllarca çevrelerinden “biraz boğazını tut” baskısı görmüşler. Oysa ki sorun yemek yemek değil. Sorun, bacaklardaki yağ dokusunun vücudun genel metabolizmasından bağımsız, otonom bir cumhuriyet gibi davranması. Biz buna tıpta [ahmetkaracalar.com/lipodem/]Lipödem diyoruz. (Bkz: https://ahmetkaracalar.com/lipodem/ )
Yani bu bir “Şişmanlık” değil, bir hastalık mı?Kesinlikle. Bu genetik ve hormonal bir “Yağ Dağılım Bozukluğu”dur. Hasta anoreksik olacak kadar zayıflasa bile, o bacaklardaki kalınlık gitmez. Hatta hastalarım der ki; “Akşam eve geldiğimde bacaklarımı hissetmiyorum, dokununca canım acıyor, durduk yere morarıyor.” Eğer bacaklarınızda açıklanamayan ağrı, morarma ve orantısızlık varsa, bu estetik bir kusur değil, tedavi edilmesi gereken bir durumdur.
Peki çözümü nedir? Yıllardır duyduğumuz Liposuction yöntemleri bu işi çözmüyor mu?
İşte kritik nokta burası. [ahmetkaracalar.com/lipodem/]Lipödem hastalarına lipısuction hastası bakış açısı yetmez. Dokuya, damarlara ve lenfatiklere hasar verilmeden, hastanın metabolik, hormonal ve bağırsaklarının durumunu da göz önüne alıp tedavi etmek gerekli. Bu konuda geliştirdiğimiz evrimsel tıp yaklaşımını uyguluyoruz
Sizin geliştirdiğiniz “Superdry 4D” tekniğinin farkı ne tam olarak?
Bizim yöntemimizde, dokuya sıvı yüklemesi yapmadan, kansız bir ortamda, mikro-cerrahi hassasiyetiyle çalışıyoruz. Isı kullanmadığımız için dokuda yanma söz konusu değil.
“Beden Heykeltıraşlığı” kavramını sıkça kullanıyorsunuz. Bir cerrah nasıl heykeltıraş gibi düşünür?
Bakın, sadece yağı alıp deriyi orada bırakırsanız, içi boşalmış bir çuval elde edersiniz. Benim felsefemde amaç sadece inceltmek değil, form vermektir.
Ameliyatta bacağı yeniden tasarlamak gerekir
Hastalar en çok iyileşme sürecinden korkuyor. “Aylarca yatacak mıyım?” endişesi var…
Hastalar aynı gün yürümeye başlıyor. Uzun süreli yatak istirahatleri yok. Modern kadını işinden, uzun süre hayatından koparmadan bu genetik yükten kurtarıyoruz.
Son olarak, aynaya bakıp bacaklarından mutsuz olan kadınlara ne söylemek istersiniz?
Kendilerini suçlamayı bıraksınlar. O görüntü onların hatası değil, genetik mirasları. Ve en önemlisi, bu bir kader değil. Doğru teknik ve sanatsal bir dokunuşla, hayal ettikleri o özgür ve zarif bedene kavuşmaları artık 2026 teknolojisiyle çok mümkün.
Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli
Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor
Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün “spesifik olmayan bel ağrısı” olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.
Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.
MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir
Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.
Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor
Toplumda yaygın olan “ağrı varsa hareket edilmemeli” düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.
Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir
Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.
Her egzersiz herkese uygun değil
Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.
Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı
İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



