
TOPLUMSAL VE SİYASAL ÇÜRÜMEYE KARŞI AHLAK, ADALET VE MANEVİYAT ÇAĞRISI
SP Kayseri il Kadın Kolları Başkanı Şehadet Özçelik’in ‘Toplumsal ve Siyasal Çürümeye Karşı Ahlak, Adalet ve Maneviyat Çağrısı’ temalı basın açıklamasıyaptı, şunları söyledi.
Türkiye bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Ekonomi konuşuluyor, güvenlik konuşuluyor, siyaset konuşuluyor.
Ancak şunu açıkça ifade etmek zorundayız: Bu sorunların kalıcı hâle gelmesinin sebebi, insanın, toplumun, siyasetin ve kurumların birlikte aşındığı derin bir çürüme sürecidir.
Bu çürüme bir günde ortaya çıkmamıştır. Geçici bir kriz de değildir.
Zamanla biriken, derinleşen ve hayatın her alanına yayılan yapısal bir çözülmeden söz ediyoruz.
Bu çözülme, önce bireyin içinde başlar.
İnsan hayatını bir anlamla ilişkilendiremediğinde, sorumluluk duygusu zayıflar.
Hayat; emanet olarak değil, “ne kadar kazanırım, ne kadar tüketirim” sorusu üzerinden yaşanmaya başlar.
Bugün birçok alanda “Doğru mu?” sorusunun geri planda kaldığını,
“Bana ne kazandırır?” anlayışının öne çıktığını görüyoruz.
Bu anlayış; iş hayatında hakkın yenmesini, kamuda torpilin normalleşmesini,
günlük hayatta yalanın sıradanlaşmasını beraberinde getirmektedir.
Bireysel düzeyde başlayan bu çözülme, kısa sürede toplumsal bağları zayıflatmaktadır.
Bunun en açık sonucu ailede görülmektedir.
Aile, değerlerin öğrenildiği ilk yerdir.
Ancak bugün aile; ekonomik baskılar, iletişimsizlik ve güvensizlik altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Hükümet 2025 yılını aile yılı olarak ilan etmiş lakin toplumun temel taşı olarak nitelendirilen aile; ekonomik ve sosylal haklar bakımından büyük kayıpların yaşandığı bir yıla dönüşmüştür. Toplumu oluşturan aile kendi başının çaresine bak politikasına kurban edilmiştir.
Toplumsal çözülme derinleştikçe, bu durum kurumlara da yansımaktadır.
Liyakat geri plana itilmekte, kayırmacılık yaygınlaşmakta,
adalete olan güven her geçen gün daha da zedelenmektedir.
Bu tabloyu derinleştiren en önemli unsurlardan biri de siyasal çürümedir.
Siyaset ahlaki zeminini kaybettiğinde,
hizmet yarışı yerini çıkar mücadelesine bırakmaktadır.
Devletin imkânları emanet olmaktan çıkıp rant ve menfaat aracına dönüştüğünde,
toplumun tamamı zarar görmektedir.
Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel ölçekte derin bir ahlaki ve toplumsal çürümenin varlığını açık biçimde gözler önüne sermektedir. Epstein dosyasında ortaya saçılan gerçekler, yıllar boyunca ahlaksızlığa göz yuman; suskun kalan siyasetçileri, bilim çevrelerini, sanayi temsilcilerini ve sinema sektörünü bir kez daha insanlığın vicdanında sorgulanır hâle getirmiştir. Bu suskunluk, toplumsal çürümenin adeta fitilini ateşlemiştir.
Tüm bu olaylar gözlerimizin önünde cereyan ederken, vakit kaybetmeden somut ve kararlı tedbirler alınması artık bir zorunluluktur. Atılması gereken ilk adım, kayıp çocuklarımızın nerede olduğu sorusuna açık, şeffaf ve tatmin edici yanıtlar verilmesidir. Çocukların güvenliği, hiçbir siyasi hesaplaşmanın ya da ideolojik tartışmanın gölgesinde bırakılmamalıdır.
Öte yandan, kayırmacılığı meşrulaştıran, toplumu ayrıştıran ve kutuplaşmayı körükleyen söylem ve uygulamalarla mücadele edilmelidir. Toplumsal barışı zedeleyen bu anlayışların devlet yönetiminde yeri olmamalıdır. Aynı şekilde ahlaksızlığı sıradanlaştıran yayınlara, söylemlere ve uygulamalara karşı da açık ve net bir tavır ortaya konulmalıdır.
Bu düzen hepimizi yordu. Kimimizi daha fazla, kimimizi daha az…
Ama kimse masum değil, kimse de yalnız değil.
Bu mücadele, yalnızca bir kesimin ya da tek bir siyasi aktörün sorumluluğu değildir. Hepimizin sorumluluğudur. Hükümetten muhalefete, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına, medyadan vatandaşlara kadar herkesin ortak irade ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. Toplumsal değerlerimizi korumak ve geleceğimizi güvence altına almak ancak bu ortak çabayla mümkün olacaktır.
Bütün bu tablo bize şunu net biçimde göstermektedir: Yaşadığımız sorunlar tesadüf değildir. Bu sorunlar ahlaki ve manevi zemini kaybetmiş bir anlayışın sonucudur. Bu nedenle çözüm geçici siyasi hamleler ve biz bulaşmadık naraları atmaktan geçmez. Yapısal ve hukuki düzenlemelerle birlikte önce ahlak ve maneviyat şuurunun yeniden önce kendimizden başlayarak inşa edilmesiyle mümkündür.
Saadet Partisi olarak bizler diyoruz ki: Siyaset menfaat üretme alanı değil, emanet ve sorumluluk alanıdır. “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir” anlayışıyla hareket etmektir.
Bu düzen; ahlakı aşındıran, adaleti örseleyen ve insanı değersizleştiren bir düzendir. Ülkeyi bu noktaya getiren anlayış, artık sorunların değil bizzat çürümenin kaynağıdır. Sonuç olarak bizler, bu ülkenin insanına kader olarak çürümeyi, adaletsizliği ve değersizleşmeyi reva gören anlayışı kabul etmiyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı; günü kurtaran politikalar değil, insanı merkeze alan, ahlakı ve adaleti yeniden inşa eden köklü bir değişimdir.
Çürümeye karşı durmak bir tercih değil, bir vicdan borcudur. Vatan borcudur, insanlık borcudur.
Saadet Partisi olarak; hakkın, hukukun, liyakatin ve ahlaki sorumluluğun egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki; ahlaklı siyaset mümkündür, adil bir düzen mümkündür ve bu ülkenin geleceği yeniden ahlak ve maneviyatla inşa edilebilir.
Türkiye, kayırmacılıkla, suskunlukla ve sorumluluktan kaçan siyasetle yönetilemez. Bu tabloya rıza göstermiyoruz ve bu anlayış değişene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
SP Eğitim biriminden okuldaki olaya tepki
Eğitim Birim Başkanı Saadet Partisi Kayseri İl Başkan Yardımcısı Adem Sukut, Kayseri’nin Talas ilçesinde bir ortaokulda öğrenim gören öğrencilerin bıçaklı kavga sonucu ağır yaralanması olayını değerlendirirken “Bu olay hepimizi derinden üzmüş ve endişelendirmiştir. Çocuk yaşta bireylerin şiddetle karşı karşıya kalması ve okul ortamında böylesine vahim bir olayın yaşanması asla kabul edilemez.
Okullar; güvenliğin, eğitimin, ahlakın ve kişilik gelişiminin teminatı olması gereken yerlerdir. Öğrencilerin bilgi ve değerlerle yetişmesi gereken eğitim kurumlarında şiddetin ortaya çıkması, eğitim sistemimiz ve toplumsal yapımız açısından son derece düşündürücüdür.
Bugün gelinen noktada çocuklarımızın şiddete yönelmesinin sadece bireysel bir sorun olmadığı açıkça görülmektedir. Şiddeti normalleştiren, suç ve mafya kültürünü özendiren televizyon dizileri; kontrolsüz ve denetimsiz sosyal medya içerikleri; dijital ortamda yaygınlaşan akran zorbalığı kültürü gençlerimizin ruh dünyasını olumsuz etkilemektedir.
Bunun yanında akran zorbalığına karşı yeterli ve caydırıcı yasal düzenlemelerin bulunmaması, adalet sisteminin mağdur yerine çoğu zaman suçlu lehine işlediği yönündeki toplumsal algıyı güçlendirmekte, bu durum da toplumda adalete olan güveni zedelemektedir. Güven duygusunun sarsıldığı bir ortamda sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün değildir.
Eğitim kurumları ıslah ve rehabilitasyon merkezleri değildir. Okul düzenini bozan, güvenliği tehdit eden ve diğer öğrencilerin eğitim hakkını tehlikeye atan davranışlara karşı daha etkin, koruyucu ve önleyici mekanizmaların oluşturulması zorunludur.
Çocuklarımızın okulda korku değil güven duyması gerekir. Eğitim kurumları yalnızca akademik başarı değil; ahlak, merhamet, saygı ve sorumluluk bilincinin kazandırıldığı yerler olmalıdır.
Bu çerçevede yetkilileri;
- Okullarda güvenlik ve psikososyal destek mekanizmalarını güçlendirmeye,
- Akran zorbalığına karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeleri hayata geçirmeye,
- Şiddeti özendiren medya içeriklerine karşı daha etkin denetim sağlamaya,
- Aile, okul ve toplum iş birliğini güçlendirecek uzun vadeli politikalar üretmeye
- Okul disiplin kurullarının daha etkin ve kararlı şekilde işletilmesini sağlayarak, öğrencilerin güvenliğini tehdit eden ve ıslahı mümkün olmayan öğrencilere gerekli rehabilitasyon süreçlerinin uygulanmasını; gerektiğinde ise mevzuat çerçevesinde uzaklaştırma kararlarının gecikmeden hayata geçirilmesini sağlamasını,
• Akran zorbalığına karışan çocukların yalnızca bireysel değil, ailevi sorumluluk boyutuyla da ele alınmasını sağlayarak; ailelerin bilinçlendirilmesi, denetlenmesi ve gerekli durumlarda hukuki sorumluluğa tabi tutulmasına yönelik düzenlemeler yapmaya davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki güvenli eğitim ortamı bir tercih değil, devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için gerekli tüm adımların ivedilikle atılmasını bekliyoruz.” dedi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



