TEB’den uygunsuz maske uyarısı ve diğer sağlık, yaşam haberleri..

Türk Eczacıları Birliği (TEB) ‘Uygunsuz Maske Satışına Dur Denilmeli!’ diyerek şu açıklamayı yaptı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi ile birlikte vatandaşlar kendi önlemlerini almaya devam ediyor. Bu noktada kullanımı pek çok yerde zorunlu olan maskeler, koruyucu tedbirlerde ön plana çıkıyor. Ancak maskeler doğru yerde üretilmedikleri, doğru şekilde kullanılmadıkları, doğru şekilde imha edilmedikleri takdirde virüsün kendisi kadar zararlı başka sonuçlara sebep oluyor.

Maskeler Güvenilir Noktalardan Tedarik Edilmelidir

Her şeyden önce maskelerin tıbbi birer ürün olduğu ve aksesuar maksatlı değil korunma maksatlı kullanıldığı unutulmamalıdır. Zira gelinen durumda hemen her yerde denetime tabi olmayan, doğru ve hijyenik şekilde satışa sunulmayan cerrah maskelere rastlanmaktadır. Maskeler steril bir şekilde hazırlanmış çoklu ya da tekli paketler halinde sunulmalıdır. Çoklu paketin açılarak satılması, birden fazla kişinin o paket içerisinden maske alması bulaş riskini artırmaktadır ve uygunsuzdur. Maskenin elden ele dolaşması, başka yerlerle temas etmesi gibi durumlar, koronavirüs dışında diğer enfeksiyon hastalıkları açısından da risk oluşturmaktadır.

Öte yandan Sağlık Bakanlığı Türkiye Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu’nun Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kayıtlı firmaların ürettiği maskeleri kullanmak son derece önemlidir. Eczanelerimizde bulunan tüm maskelerin denetime tabi olduğu, güvenilir olduğu unutulmamalıdır.

Yanlış maske kullanımıyla sağlığınızdan olmayın

Tek kullanımlık tıbbi maskeleri kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar atlandığında pek çok riski beraberinde getirmektedir. Buradan hareketle aşağıdaki noktalara uymaları noktasında vatandaşlarımızı uyarıyoruz:

  • Maskeyi takmadan önce el hijyeni sağlanmalıdır.
  • Maske dikkatli bir şekilde yerleştirilmeli; ağız ve burnu kapattığından emin olunmalı, burun kemerine sıkıştırılmalı ve yüzle arasında minimum boşluk sağlanmalıdır.
  • Maske yüzdeyken maskeye dokunulmamalıdır.
  • Nemlenmiş, ıslanmış maskeler çıkarılmalı, yeni ve kuru olan maskeyle değiştirilmelidir.
  • Tıbbi maskeler tek kullanımlıktır, asla yeniden kullanılmamalıdır.
  • Maskeler gün içerisinde periyodik aralıklarla değiştirilmeli, bir maske dört saatten daha uzun süre kullanılmamalıdır.
  • Maskeyi değiştirirken iplerinden tutulmalı, bez kısmına asla dokunulmamalı ve sonrasında el hijyeni sağlanmalıdır.
  • Kullanılmış maskeler varsa tıbbi atık kutularına atılmalı, çevrede böyle bir kutu bulunmuyorsa ağzı bağlı poşetlerle çöpe atılmalıdır.

Yetim çocuklar barış ve kardeşlik için zeytin topladı

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yetim çocuklar için inşa edilen Reyhanlı Eğitim Köyü’nde Yetim Vakfı’nın öncülüğünde bu yıl dördüncüsü gerçekleşen “Zeytin Toplama Şenliği” düzenlendi. Minik eller Kovid-19 tedbirlerine uyarak barış ve kardeşlik için zeytin topladı.

Yetim Vakfı tarafından yönetilen Reyhanlı Eğitim Köyü’nde kalan çocuklar için bu yıl dördüncü kez “Zeytin Toplama Şenliği” düzenlendi. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan etkinlikte, çocuklar Kovid-19 tedbirlerine uyarak sosyal mesafeli oyunlarla doyasıya eğlendi. Gönüllerince oynayan Suriyeli yetim çocuklar ayrıca barış dileklerinin yazıldığı balonları gökyüzüne bıraktı.

ZEYTİN TOPLAMA YARIŞI

Çocukların ilk elden zeytin toplamaları ve eğlenceli bir gün geçirmeleri adına 22 dönüm zeytin bahçesinde düzenlenen etkinlikte Kovid-19 tedbirleri gereği sosyal mesafeye uyularak 150 Suriyeli yetim çocuk ağaçlardan zeytin topladı. Büyük bir heyecanla dallara uzanan çocuklar, gruplara ayrılarak kendi aralarında zeytin toplama yarışı da düzenledi.

“SAVAŞLAR BİTSİN, ÇOCUKLAR ÖLMESİN”

Etkinliğin ev sahipliğini yapan Yetim Vakfı Başkanı Mehmet Gülsatar, “Zeytin barış ve bereketi işaret eden çok önemli bir sembol. Etkinliğimiz vesilesiyle tüm dünyaya seslenmek istiyorum; artık savaşlar dursun, çocuklar öldürülmesin, insanlar ölmesin. Zeytin toplama etkinliğimiz vesilesiyle de dünyaya barış gelsin istiyorum” dedi.

“YETİMLER İÇİN FAALİYETLER DEVAM EDECEK”

“Minik Eller Bereket Topluyor” sloganıyla Zeytin Toplama Şenliği’ni gerçekleştirdiklerini anlatan Gülsatar, “Zeytin Toplama Şenliği’nde çocuklarımıza zeytin toplayarak onları hayata hazırlamaya dönük bir çaba içerisindeyiz. Aynı zamanda zeytin barışın sembolüdür. Yetim çocuklar üzerinden zeytini bir sembol olarak değerlendirip dünyaya barış mesajı vermek istiyoruz. Bu vesileyle her sene burada zeytin toplama şenliği yapıyoruz” dedi. Yetim çocukların psikososyal gelişimleri için çalışmalarını devam ettireceklerini söyleyen Gülsatar, “Dünyada hiçbir çocuk yetim kalmasın. Toplumların bu konuda duyarlı olmasını temenni ediyoruz. Çocuklarımız için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE’Yİ ÇOK SEVİYORUM”

Şenlikte doyasıya eğlenen 11 yaşındaki Meryem duygularını şu ifadelerle dile getirdi; Ben burada, Reyhanlı Eğitim Köyü’nde okuyorum. Bugünkü etkinlik çok güzeldi, top oynadım, balon uçurdum. Bu etkinlikler bize her şeyi unutturuyor. Çok mutlu oluyoruz. 4 buçuk yıl önce Halep’ten buraya geldik. Türkiye’yi çok seviyorum, benim ikinci vatanım gibi. Ama bir gün ülkemde savaş biterse geri döneceğim. Orada faydalı olmak için çalışacağım.”

TOPLANAN ZEYTİNLERDEN ZEYTİNYAĞI ÜRETİLECEK

Çocukların zeytin dallarından kendi elleriyle topladıkları zeytinler, fabrikada işlenerek yine onların yararına satışa sunulacak. Hayırseverler, taze ve çocuk elinin değdiği zeytinyağlarını Yetim Vakfı aracılığıyla temin edebilir.

Memede bir kitle ele geldiğinde, mutlaka araştırılmalıdır
Meme kanserinde bireye özgü tedavilerle hastaların ömürlerine ömür katıyoruz
Akıllı, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi ile hastaların yaşam süresini kaliteli olarak basamaklar halinde artırmak mümkün. Meme Kanseri Farkındalık Ayı sebebiyle İzmir Tınaztepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İbrahim Petekkaya meme kanseri hakkında önemli bilgiler verdi.
Birçok kadın hayatları boyunca meme kanserine yakalanma konusunda endişe ve korku duymaktadır. Kansere yakalanmaya yönelik algı ve endişe aynı zamanda koruyucu ve tarayıcı sağlık davranışları geliştirerek kendi kendine muayeneyi teşvik etmiştir. Memede ele gelen sertlik, akla ilk olarak kanseri getirmektedir. Meme kanseri belirtileri arasında en sık rastlanılan bulgu memede kitledir. Bu kitlelerin büyük bir kısmı iyi huylu tümörlerdir. Bununla birlikte, memede bir kitle ele geldiğinde, mutlaka araştırılmalıdır. Meme kanseri belirtisi olabilecek kitleler, solid kitle olarak tanımlanan içi farklı bir doku ile dolu oluşumlardır. Belirtiler;

  • Memede kist
  • Solid (katı) kitle
  • Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği
  • Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması
  • Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması
  • Meme başında akıntı
  • Memenin şeklinde değişiklik
  • Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik
  • Koltuk altında ele gelen bir kitle

Meme kanseri pek çok risk faktörünün etkisiyle oluşuyor
Meme kanseri kadınlar arasında en yaygın görülen kanser türüdür diyen İzmir Tınaztepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Meme kanserine zemin hazırlayan durumlar arasında ileri yaş, kalıtsal geçiş, geç menopoz yaşı (55 yaşından büyük menopoz olma durumu), cinsiyet, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış beslenme gibi faktörler bulunmaktadır. Olumlu yönde yaşam tarzı değişiklikleri, kilo verme, sigara ve alkol kullanmama ile tüm meme kanserlerinin %30’u önlenebilir. Sağlıklı beslenmenin en kolay ve etkili yolu ise şüphesiz Akdeniz diyetidir.  Günümüzde yoğun ve tempolu yaşam, hormonlu gıdalar, sağlıksız beslenme ve artan alkol tüketimi yüzünden meme kanserine yakalanma oranı artmış ve yaygınlaşmıştır. Maalesef birçok kadın meme kanseri olduğunu artık hastalık çok ilerlediğinde ya da tedavi edilemez bir hale geldiğinde fark etmektedir. Oysaki erken teşhisle meme kanseri tedavisinde kesin bir sonuç alınabilmektedir. Cinsiyet: Şüphesiz ki meme kanserine yakalanmak için en önemli etkeni cinsiyet oluşturur. Erkeklerde meme kanseri görülme riski kadınlara göre 146 kat daha azdır. Yaş: Meme kanseri, ergenlik döneminden önce ortaya çıkmaz. Yirmi yaşından önce ortaya çıkma ihtimali oldukça azdır, kırk yaşın üzerindeki kadınlarda %90-95’lik bir oranda meydana gelir. Genetik: Ailesinde meme kanseri bulunan bir hastanın bu hastalığa yakalanma potansiyeli genel ortalamadan  2-3 misli fazladır ancak bu durum kişinin kesin bir şekilde hasta olacağını anlamına gelmez, sadece yakalanma ihtimali biraz daha yüksek olmaktadır. Daha önce meme kanseri geçirmiş olmak: Meme kanseri sebebi ile tedavi olmuş bir kadın hastada diğer memenin de kanser olma riski her sene için yaklaşık olarak %0,5-1 yükselmektedir. Bu risk grubuna dâhil kişiler yaşam boyu risk altındadır. Bu sebeple de sürekli kontrol altında olmalıdırlar. Hormonlar: Kimi hormonların ve özellikle de “östrojen” hormonunun meme kanseri üzerindeki etkisi oldukça tartışılan bir husustur. Östrojenin özel olarak kansere yol açtığı söylenemez. Fakat hali hazırda mevcut olan bir meme kanseri, östrojen etkisiyle çok hızlanmaktadır. Erken görülen adet: Özellikle 12-13 yaş öncesi adet görmeye başlayan kadınlarda, hayat boyu meme kanseri riski, daha geç adet olan kişilere nazaran iki kat fazla olmaktadır. Doğum: İlk doğum yaşı meme kanseri riski bakımından önem teşkil eder. İlk doğumunu 18 yaşında ya da daha erken yaşlarda gerçekleştiren kadınlarda meme kanseri ihtimali, hiç doğum yapmayanların neredeyse yarısından daha az olmaktadır. Hiç doğum yapmamak kanser riskini artıran etkenlerdendir. İlerleyen yaşlarda çocuk doğurmak da yaşa göre riski artıran nedenlerdendir. Beslenme düzeni ve şişmanlık: Özellikle aşırı kalorili beslenme düzeninin meme kanseri ile bağlantısı üzerinde oldukça fazla durulmuştur. Meme kanserine yakalanmış hastaların çoğunlukla kilolu ve iri yapılı oldukları gözlenmektedir.”
Her 8 kadından birine meme kanseri tanısı konuluyor
Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Meme kanserinin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda görülen her dört kanserden birini oluşturmaktadır ve her 8 kadından birine meme kanseri tanısı konulmaktadır. Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Meme kanseri, tedavileri birbirinden farklılıklar arz eden alt türlere sahip bir hastalık grubudur. Doğru tedavi için hangi meme kanseri çeşidi ile karşı karşıya olunduğu bilinmelidir. Gelişmiş ülkelerde alınan önlemlerle meme kanseri sıklığının azaldığı görülürken Türkiye’de meme kanserinin son 25 yılda 3 katına yakın bir oranda arttığına dikkat çekilmelidir. “Her yıl yaklaşık 25 bin kadına meme kanseri tanısı konan ülkemize dair bir diğer gerçek de Batılı ülkelere kıyasla meme kanseri görülme yaşının daha düşük olmasıdır. Türkiye’deki her 5 meme kanseri hastasından biri 40 yaşın altında, en genç hastamız ise 17 yaşındadır. 50 yaş altı meme kanseri oranı ülkemizde yüzde 50’ye yakın oranlar göstermektedir. Amerika’da ise meme kanseri tanısı alan hastaların %25’i 50 yaşın altında, %5’ten az bir oranda ise 40 yaş altında görünmektedir.”
Metastatik meme kanseri nedir?
Tüm metastatik kanserlerde kanser hücreleri, kanserin oluştuğu doku dışında başka organlara sirayet edip oralara da yerleşmektedir diyen Doç. Dr. İbrahim Petekkaya:  “Buna metastaz diyoruz. Metastatik meme kanserinde de meme kanseri hücreleri meme dışında akciğer, karaciğer, kemik gibi organlarda kendisini gösterir. Kanserlerde yayılım derecesi yani evresi, kanseri nasıl tedavi edileceğine karar vermede, uygulanacak tedavilerin öngörülen başarısını öngörmekte ve hastanın ortalama beklenen yaşam süresinin tahmininde son derece önemlidir. Meme kanseri tanısı alan hastaya kanserin yaygınlığının saptanması amacı ile PET-BT, USG, MRI, Tomografi gibi görüntüleme yöntemleri yapılır. Bu görüntüleme yöntemleri ile kanserin, farklı bir organa sıçradığı tespit edilirse, bu duruma 4. evre yani metastatik meme kanseri denir. Ayrıca erken evre meme kanseri tanısı almış ve tedavi edilmiş bir hasta tedaviden sonra erken dönemde veya ileri yıllarda yenileyebilir. Bu yenileme daha önce ameliyat olduğu meme ve/veya koltuk altında bölgesel yineleme (lokal nüks), tekli ya da çoklu organların metastazı (kemik, karaciğer, akciğer, beyin) şeklinde olabilir.”
Meme sağlığında birçok farklı teşhis yöntemi bulunuyor
Meme sağlığında birçok farklı teşhis yöntemin bulunduğunun altını çizen Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Bunların birbirlerine farklı üstünlükleri olmakla birlikte birkaçının birlikte yapılması ile erken teşhis olasılığı artmaktadır. Genel olarak önerilen, her kadının her adet döneminde kendi kendisini muayene etmesi, her yıl uzman bir hekime muayene olması ve 40 yaşından sonra her yıl mamografi çektirmesidir. Meme ultrasonografisi en sık kullanılan görüntüleme yöntemlerinden birisidir. Tüm yaşlardaki kadınlarda kullanılabilir. Özellikle genç kadınların meme dokusu daha yoğun olduğu için mamografi yerine tercih edilir. Ultrasonun hiçbir zararlı etkisi yoktur; bu nedenle gebelerde de kullanılabilir. Her kadının ayda bir kere kendi kendini muayene etmesi ve yılda bir kere (en az 2-3 yılda 1 kere) detaylı meme tarama testlerini yaptırması hastalığın ilerlemeden önüne geçilebilmesi açısından son derece önem arz ediyor.”
Doğru tedavi için meme kanseri çeşidi bilinmeli
Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Meme kanserinde kemoterapi, ameliyat öncesi tümörü küçültme amaçlı (neoadjuvan), ameliyat sonrası hastalığın yineleme riskini azaltma amaçlı (adjuvan) ya da ileri evre (metastatik) hastalıkta yaşam sürelerini veya yaşam kalitesini artırma amaçlı uygulanmaktadır. Bu grup hastalarda, kemoterapi ve hormonal tedaviler tek başlarına yetersiz kalabilirler. Bu uyarıcıları susturmaya yönelik geliştirilen akıllı ilaçlar, kemoterapi ve hormonal tedavinin etkisini artırmaktadır. Meme kanseri hücrelerinde Her2 reseptör dediğimiz hücreye büyüme uyarısı veren mekanizmalar için geliştirilen akıllı ilaçlar kullanılır. Dünyada ve ülkemizde kullanılmakta olan bu grup ilaçları özellikle ileri evre meme kanseri hastalarda kullanabiliyoruz. 15 yıl öncesine kadar klasik kemoterapi ilaçları ve hormonal tedavi dışında meme kanserli hastalarımız için başka bir tedavi seçeneği yok iken günümüzde yeni ve daha etkin kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik ilaçlar (akıllı ilaçlar), yeni hormonal tedavi ilaçları ve bu ilaçların birlikte kullanımının getirdiği başarılar son derece yüz güldürücüdür. Artan tedavi seçenekleri, cerrahi öncesi (neoadjuvant tedavi), cerrahi sonrası (adjuvant tedavi) ve ileri evre hastalığın tedavilerinde son derece başarılı sonuçları beraberinde getirmiştir. Tümörlerin, bağışıklık sisteminin gözetiminden çeşitli mekanizmaları (CTLA-4, PD1 ve PD-L1) kullanarak nasıl kaçtığı bulunmuştur ve bu mekanizmalar üzerine etkili ilaçlara immünoterapiler denilmektedir. Bu ilaçlar, kanser hücrelerini direk öldürmek veya hedef almak yerine, hastanın bağışıklık sistemini destekleyerek, bağışıklık sisteminin görevini yerine getirmesini sağlamaya çalışmaktadır.”
Onkoloji alanında rehabilitasyon programları çok önemli
Onkoloji alanında rehabilitasyon programları son derece önemlidir vurgusu yapan Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Meme kanseri tanısı konan ve cerrahi müdahale ile meme dokusunun bir kısmını veya tamamını yitiren hastalar rutin psikolojik rehabilitasyon, fiziksel rehabilitasyon programlarına (omuz kısıtlılığı ve lenf ödem tedavisinde masaj) alınmalıdır. Tedavileri tamamlanmış veya tedavi süresince arzu eden hastalar, cinsel rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli bu konuda eşleri ile birlikte değerlendirilmelidir.”
Günümüzde, “one size fit all” yani “tüm hastalar için tek bir tedavi yöntemi” modeli terk edilmiş, yerini “bireye özgü tedaviler”e bırakmıştır diye ifade eden Doç. Dr. İbrahim Petekkaya: “Bu sayede, hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır. Artık hastalarımıza akıllı ilaçlar, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi ile ömürlerine ömür katmaktayız ve yaşım süresini kaliteli olarak basamaklar halinde arttırmaktayız.”
Covid-19 döneminde hastalar onkologlarıyla iletişimde olmalı
Kanser tedavisi gören ve kanserden kurtulan kişilerin, özellikle bağışıklık sistemi zayıf olanların, muhtemelen koronavirüsün sağlıkları üzerindeki potansiyel etkisi konusunda endişeli olduklarının farkındayız diyen Doç. Dr. Petekkaya: “Hastalar, kendilerini enfeksiyondan koruma seçeneklerini tartışmak için onkologları ve sağlık ekipleriyle konuşarak tavsiye almalıdır. Var olan kemoterapi seçeneklerini evde kemoterapi haplarına çevirebiliriz. Tabi bu maalesef her hasta için uygun bir seçenek gibi olmayabilir bu nedenle kendi doktoru ile iletişime geçmelerini öneririz.”

Hedefe yönelik tedaviler sedef hastalarına umut oluyor
Psoriasis (sedef hastalığı) dünyada 100 milyonun üzerinde bireyi etkiliyor[1]. Dünya Psoriasis Gününde açıklamalarda bulunan Dermatoimmünoloji ve Alerji Derneği Başkanı, Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Nilgün Atakan, kronik bir hastalık olan psoriasiste hastaların, son 10 yılda yaygın olarak kullanılan hedefe yönelik kişiselleştirilmiş tedavilerle tama yakın temiz deri ile yaşamlarını sürdürebildiklerini vurguladı.
Dünya Psoriasis Gününde açıklamalarda bulunan Dermatoimmünoloji ve Alerji Derneği Başkanı, Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Nilgün Atakan, sedef hastalığı ve tedavisine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Atakan, sedef hastalığının (psoriasis) genel olarak nüfusun yüzde 1 ila 3’ünde görülürken, Türkiye’de 2 milyona yakın sedef hastasının olduğunun tahmin edildiğini belirtti: “Sedef hastalarının yüzde 70’ini 40 yaş altı genç erişkinler, üçte birini ise çocuklar oluşturuyor. Hastalığın kadın ve erkeklerde görülme oranı ise eşit”.
En yaygın belirtiler kırmızı döküntüler
Sedef hastalığının, deride zemini kırmızı, üzerindeyse beyaz kepeklerle kaplı döküntüler şeklinde ortaya çıktığını hatırlatan Prof. Dr. Nilgün Atakan, “Hastalığın tutulum yerleri sıklıkla saçlı deri, diz, dirsek, sırt bel bölgesi ve kol ve bacakların dış yüzeyleridir ve plaklar genellikle simetrik yerleşimlidir. Hastalık çoğunlukla, sözünü ettiğim tipik klinik bulguları nedeniyle kolayca tanınabiliyor. Tanı ile ilgili süpheli durumlarda ise nadir olarak biyopsi yapılarak histopatolojik inceleme istenir. Kalın kırmızı deri, kabuklanma, kalınlaşmanın yanı sıra kaşıntı, kuruma ve ağrı gibi belirtiler de tabloya eşlik edebilir” dedi.
Travma gibi çevresel faktörler sedefi tetikleyebiliyor
Sedef hastalığının ortaya çıkışında genetik yatkınlığın söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nilgün Atakan, çeşitli çevresel faktörlerin hastalığı tetikleyici rol üstlendiğinin de altını çizdi. Prof. Dr. Atakan’a göre bakteriyel ve viral enfeksiyonlar, bazı ilaçlar ve travma  sedef hastalığını tetikleyen ya da şiddetlendiren çevresel faktörler olarak tanımlanırken, özellikle çocukluk çağı psoriasisi ve tonsillit arasında iyi bilinen bir ilişki de söz konusu.
Sedef hastalığına kalp, obezite ve romatizmal hastalıklar da eşlik edebiliyor
Hastaların büyük bir bölümünde yaşam kalitesini belirgin olarak olumsuz etkileyen sedef hastalığının günümüzde sadece deriyi etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmediğini paylaşan Prof. Dr. Nilgün Atakan, “Hastalığa birçok sistemik hastalığın da eşlik ettiği biliniyor. Hastaların üçte birinde sedef romatizması gelişirken, sedef vakalarının yaklaşık yarısına kalp damar hastalıkları, diyabet, obezite, yağlı karaciğer hastalıkları ve depresyon eşlik ediyor. Sedef hastalığının tedavisi diğer hastalıkların seyrini de etkilediğinden büyük önem taşıyor” dedi.
Psoriasis tedavisi her hastanın ihtiyacına göre planlanmalı
Kronik bir hastalık olan psoriasiste tedavinin her hastanın ihtiyacına göre planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nilgün Atakan kişiselleştirilmiş tedavilerin etkisini vurguladı: “Temel prensip uygun hastaya, doğru zamanda, doğru  tedaviyi başlamak olarak kabul ediliyor. Tedavi yaklaşımında hastalık şiddetinin ve yaşam kalitesinin belirlenmesinin yanı sıra eklem tutulumu, eşlik eden diğer sistemik hastalıkların varlığı ve tırnak tutulumu da tedavi seçiminde etkili oluyor. Hafif hastalarda kremlerle yapılan tedaviler yeterli olurken, genellikle orta ve şiddetli hastalarda sistemik tedavi gerekiyor. Özellikle son 10 yılda yaygın olarak kullanılan hedefe yönelik kişiselleştirilmiş tedavilerle hastalarımız tama yakın temiz deri ile yaşamlarını sürdürebiliyorlar.”
Lilly İlaç Medikal Direktörü Dr. Levent Alev ise “Misyonumuz, yıpratıcı hastalıklardan muzdarip olan hastalar için yaşamı iyileştirmektir. Bu, psoriasis (sedef hastalığı) tedavisindeki beklentiler konusunda da çıtayı yükseltmek anlamına geliyor. Psoriasis tedavisine ve bu alandaki karşılanmamış ihtiyaçları gidermeye yönelik çalışmalarımızı daha da ileriye taşımaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Hakkında Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu Davut Güleç Kimdir ?

Göz Atabilirsiniz.

Optisyenlik Mesleği Eğitim ve Dayanışma Derneği Başkanından uzaktan eğitim ve göz uyarısı

Optisyenlik Mesleği Eğitim ve Dayanışma Derneği Başkanı Optisyen İsmail Uyar ‘Uzaktan eğitimlerde dijital ekranların başına …