
Terörsüz Türkiye sürecini ilgilendiren ‘çerçeve yasa’ olarak adlandırılan 12 maddelik ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’, TBMM Genel Kurulu’nda 87 ‘ret’ ve 7 ‘çekimser’ oya karşı 467 ‘evet’ oyuyla yasalaştı.
Aşkın Genç’ten açıklama
Milletimizin hassasiyetlerini, sahadan bize ulaşan görüşleri ve Çerçeve Yasa teklifinin içeriğine ilişkin değerlendirmelerimi dikkate alarak Genel Kurul’da RET oyu kullandım. Bu kararımı temsil sorumluluğum, vicdani kanaatim ve teklifin doğurabileceği sonuçlara ilişkin değerlendirmelerim doğrultusunda verdim. Çerçeve Yasa’ya RET oyu verdiğimi kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyorum.
Muharrem İnce’nin açıklaması
2023’te rakibini PKK ile gizli iş birliği yapmakla suçla, “Bunları seçerseniz Apo’yu serbest bırakırlar” diyerek milleti korkut. Aradan üç yıl geçsin… Bugün, dün suçladıklarınla aynı süreçte buluşup PKK’lıları affetmek için yasal düzenleme yap. Peki şimdi ne oldu ? Dün söylediklerin mi yalandı, bugün yaptıkların mı? Eğer bugün yaptığın doğruysa, 2023’te millete anlattıkların neydi? Terörün bitmesini herkes ister. Benim itirazım buna değil. Benim itirazım; “terörü bitiriyoruz” paketi ile sunulan ülkeyi bölünmenin eşiğine sürükleyen bir sinsi planın ilk adımının atılmasınadır. Daha önce de “merak etmeyin, böyle olmayacak” denildi ve defalarca aldatıldınız. “Hayır öyle değil” diyenlerin hepsi ileriyi göremeyen daha önce de defalarca aldatıldık diyenlerdir. Devlet yönetiminde sizin saflığınızın bedelini millet ödemek zorunda değildir! Bu ülke sizin deneme tahtanız, milletin iradesi de siyasi hesaplarınızın malzemesi değildir!
Bugün gelinen noktada, bu iktidarın ülkeyi yönetemediği; adaletten eğitime, ekonomiden tarıma, sağlıktan çevre ve hayvan haklarına kadar hemen her alanda açıkça görülmektedir. Topluma bu denli büyük bir refah kaybı yaşatan, insanların geleceğe dair umutlarını törpüleyen bir anlayışın uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir. Ancak bu tablonun değişmesini geciktiren bir başka gerçek daha var. Halkın önemli bir kesiminin umut bağladığı muhalefet, “nasıl olsa kazanıyoruz” rehavetine kapılarak siyasetin en temel ilkelerinden biri olan kurumsal kaliteyi göz ardı etmektedir. Oysa siyasette de bir kalite kontrol mekanizması olmalıdır. Sorumluluk sahibi, ahlaklı, liyakatli ve topluma hizmet etmeyi amaçlayan kadrolar yerine; ahbap-çavuş ilişkileriyle öne çıkan, makam ve maddi çıkar hırsını önceleyen isimlerin tercih edilmesi, değişim umudunu zayıflatmaktadır. Toplum artık sadece iktidarın yanlışlarını değil, muhalefetin eksiklerini de görmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı; kişiler üzerinden yürüyen siyaset değil, liyakatin esas alındığı, ahlakın ve hesap verebilirliğin egemen olduğu güçlü kurumsal bir siyaset anlayışıdır. Gerçek değişim ancak bu anlayışla mümkündür.
ZAFER PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF.DR. ÜMİT ÖZDAĞ: “ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYET’İ SİZE BÖLDÜRTMEYECEĞİZ”
“BU YASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ YAPINCA ŞEHİTLERİ AİLELERİNE GERİ VERECEK MİSİNİZ?”
“DEMOKRATİK DİYE BAŞLADIKLARI HER CÜMLENİN SONUNUN BÖLÜCÜ BİR ÇİZGİYE GİTMESİNDEN TÜRK HALKI BIKTI”
“BU YASANIN KOŞULLARININ MODERN BİR SEVR KOŞULLARINDAN NE FARKI VAR?”
“BU TESLİMİYET ŞARTLARINDAN TERÖRSÜZ TÜRKİYE ÇIKMAZ ANCAK BÖLÜNME SÜRECİNE GİRMİŞ BİR TÜRKİYE ÇIKAR”
“SİLAHLA GERÇEKLEŞTİREMEDİKLERİNİ SİYASETLE, SOSYOLOJİYLE VE PSİKOLOJİK HAREKÂTLARLA GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYORLAR”
“BU BİR DEVLET PROJESİ DEĞİL, BU BİR İKTİDAR PROJESİ, İKTİDARDA KALMA PROJESİ”
“BU PROJEYE KARŞI DURMUYORSANIZ BİZİM YANIMIZA ‘BİZ MUHALEFETİZ’ DİYE GELMEYİN DEDİK BAŞINDAN İTİBAREN”
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “10 Ağustos, Sevr Anlaşması’nın uğursuz yıl dönümünde, çerçeve yasa adını verdikleri yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde vekiller görmeden, narko terör örgütü elebaşı Öcalan’ın ön kontrolünden geçtikten sonra Genel Kurul’da 467 evet oyuyla ne yazık ki kabul edildi. Biz ummuştuk ki milletvekillerinin çoğu yeminlerine sadık kalırlar ve çocuklarına, torunlarına hayırlı bir manevi miras bırakırlar. Ancak bu vekiller, çocuklarına ve torunlarına gurur duyacakları bir miras bırakmadan tarihe kaydoldular. Öte yandan 87 milletvekili de ‘hayır’ diyerek milletvekili yeminine sadakat gösterdiler. Onları tebrik ediyoruz.
Oylama sonucundan daha, Genel Kurul’dan başlayarak bölücülerin, PKK yandaşlarının, Kandil’deki narko terör baronlarının çok mutlu olduğunu gördük. Ama bütün bunların içerisinde bir detay, doğrusu anlamakta çok zorlandığımız bir detay oldu. AKP Diyarbakır Milletvekili Suna Kepoğlu Ataman, ‘Allah Öcalan ve İmralı heyetinden razı olsun’ demiş. İnanılır gibi değil. Hanımefendi, siz kimin milletvekilisiniz? Siz Diyarbakır’da, Mardin’de, Şırnak’ta, Hakkâri’de yapılan katliamları kimin yaptığını unuttunuz mu? Pınarcık’ta, Çevrimli’de, Başbağlar’da beşikteki bebekleri katledenin Öcalan olduğunu unuttunuz mu? Hadi şimdi bu köylere gidin de bu köylerdeki vatandaşlarımızın önünde de ‘Allah Öcalan’dan razı olsun’ deyin. Bakın size ne yapıyorlar. Bebek ve çocuk katili bir terör ve cinayet çetesinden, onun elebaşından Allah elbette razı olmayacaktır. Ancak bu vekili ve onun gibi düşünenleri Allah’a havale ediyoruz. Allah sana ve senin gibilere her iki cihanda da bildiği gibi yapsın.
Bu arada şundan da eminim, hatta biliyorum, AK Parti içinde bile bu yasadan ve verdiği evet oyundan memnun olmayan vekiller var. İki gün önce tesadüfen karşılaştığım ve hâlen milletvekili olan bir AK Partili, yanıma gelip kendisini tanıttıktan sonra, ‘Allah yardımcınız olsun’ dedi. Allah’ın Türk milletine yardım edeceğinden eminim. Evet, içlerine sinmediği hâlde evet oyu verenlerin, bizim 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi davranmalarını arzu etmiştik. Öyle davranmadılar. Tarih de millet de onları affetmeyecek.
PKK’ya af çıkartan, katil teröristleri aramıza katmaya çalışan, onlara siyaset hakkı vermeyi tasarlayan, Öcalan’a önce çalışma ofisi ve yaşayacağı yeni bir bina tahsis edip, sonra yasalarda değişiklik yapıp umut hakkı vermeye çalışan ve nihayetinde yeni bir anayasa ile millî, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk Cumhuriyeti’ni sonlandırmaya çalışanlar bilmelidir ki son sözü Türk milleti söyleyecek.
Evet, çerçeve yasa geçti ama iş bitmedi. Hepiniz hatırlıyorsunuz, çoğunuz da oradaydınız. 9 Ocak 2025’te Karaman’da ‘Mehmetçik Katillerine Af Yok’ mitingini gerçekleştirmiştik. O mitingde bugün olanların hepsinin olacağını tek tek söylemiştik. Onları Antalya’da da tekrar edince beni tutuklayarak Silivri’de 5 ay rehin aldılar. Ve bugün söylediklerimizin hepsinin doğru olduğunu bütün dünya gördü. Onun için şimdi sevgili Türk milleti, bugün söyleyeceklerimizi de lütfen o gün söylediklerimizin gerçekleştiğini aklınızda tutarak dinleyin.
Yeni yasa değişiklikleriyle terör sona ermiyor. Teröre teslimiyet süreci başlıyor. Mustafa Kemal’in teğmenlerini ordudan ihraç eden, onların komutanını emekliye sevk eden, Güvenpark’taki gazilerin yüzüne bakmayan, maden işçilerini sokaklarda sürükleyen iktidar ve ortaklarının PKK katillerini topluma buyur edeceğini ve entegrasyon diyerek onlara şefkat göstereceği günleri göreceğiz. ‘Efendim, bu yasa katilleri kapsamıyor.’ Evet, şu anda hapishanede olan, katil olduğu ispatlanmış olan, tamam. Ama dağdaki her katili biliyor musunuz? Hayır, bilmiyorsunuz. Suça karışmamış olan. Hangi PKK’lı suça karışmamış olabilir? Hiçbirisi. Hepsi suça karışmıştır. Ve bakın ne diyor narko terörist Öcalan? çerçeve yasanın geçmesi Cumhuriyet’in kurulması kadar değerli. Bu çok açık arkadaşlar. Çünkü bu bir af yasası değil sadece. Bu yasa ve anayasalarımızı değiştirerek Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i ortadan kaldırıp yeni bir Cumhuriyet kurmayı hedefleyen bir süreç. Öcalan’a ‘kurucu önder’ diyen, onu ‘siyasi koordinatör’ diye tasarlayan ortaklarının neyin kurucu önderi olduğunu, nasıl bir siyasi yapı için koordinasyon yapılacağını daha açık ifadeyle önümüzdeki dönemde Türk milletine neleri dayatabileceklerini bugün ortaya koyacağız. Bunlar sadece bizim öngörü ve tahminlerimiz değil. PKK’nın siyasi şubesi gibi çalışan bir partinin önde gelen yetkililerinin yaptığı açıklamalar ve TBMM Öcalan Komisyonu raporunda ortaya konulan çerçeveler, bu tespitlerimizi ortaya koymamıza neden oluyor.
Bizlere dayatılacak ana konu, ulus devlet yapımızı sözde Öcalan’ın tasarladığı demokratik ulus ile değiştirecekmişiz. Demokratik ulus dedikleri ne? Çok etnisiteli, çok mezhepli, Lübnan, Yugoslavya, Irak gibi bir model. Yani çözülmeye ve dağılmaya hazır bir yapı. Bu bağlamda halkların kendi kaderini tayin hakkı istiyorlar. Bununla yetinmiyorlar. Doğal kaynakların kullanım hakkı diyorlar. Daha Meclis’te konuşurken bu af yasası için Fırat’ın doğusu ve batısı diye Türkiye’yi bölüyorlar. Değerli Zafer Partililer ve değerli Türk milleti, bu saldırgan, bölücü ifadeleri, öfkeyle, kızgınlıkla izlediğinizi biliyorum. Biz de Zafer Partisi olarak bu bölücü kafalara şunu söylüyoruz: Türkiye’de halklar yoktur. Türkiye bir halklar mozaiği değildir. Büyük Atatürk, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ diyor. Ve biz de Zafer Partisi olarak Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i size böldürtmeyeceğiz.
Değerli arkadaşlar, bu terör yandaşlarına göre bölünme süreci TBMM çatısı altında yasa değişiklikleriyle gerçekleşecekmiş. Şimdi hangi yasalardan bahsettiklerini tek tek sizlerle paylaşacağım. Çerçeve yasa tamam, başlangıç. Ama sadece başlangıç. Öncelikle bir geçiş dönemi hukuk değişiklikleri yapılmalıymış. Sonra da sıra yeni anayasaya gelmeliymiş. Bu kapsamda ilk adım Öcalan’a umut hakkı talepleri. Öcalan sadece İmralı’da özgür bir şekilde siyasi faaliyetlerini yürütmek, basınla, kendisini ziyaret edenlerle görüşmek, istedikleriyle haberleşmek, yani artık mahkûm değil, misafir olarak İmralı’da hayatını sürdürmekle kalmayacak. Hayır. Umut hakkıyla Türkiye’nin istediği yerine özgür bir insan olarak gitme sürecinin de başlaması gerektiğini düşünüyorlar. Sonra umut hakkı için 5275 sayılı Türk Ceza İnfaz Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda değişiklikler yapılmalı ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu da tamamen kaldırılmalıymış. Şaka gibi değil mi arkadaşlar? Bunlar konuşuluyor.
Peki, bugün bir kısmını Güvenpark’ta gördüğümüz, bacaklarını, kollarını, gözlerini, yaşamını kaybeden gazi ve şehitlerimizin umut hakkı ne olacak? Bu yasa değişikliklerini yapınca bacaksız gazilerimize bacak, kolsuz gazilerimize kol, gözsüz gazilerimize göz verecek misiniz? Şehitleri ailelerine geri verecek misiniz? Ya da çok ağır acılarla hâlâ kıvranan ve ancak kırmızı reçeteyle satılan ağır uyuşturucu ilaçlarıyla hayata tutunmaya çalışan gazilerimizin umut hakkı olacak mı? Bu sorulara bir cevabınız yoksa, Öcalan katiline umut hakkı diyerek toplumun karşısına çıkmayın ve toplumun hassasiyetlerine özen gösterin.
Zaten yapmış olduğunuz bu yasa ile toplumu düşündüğünüzden, öngördüğünüzden, tahmin ettiğinizden çok daha fazla gerdiniz, ayrıştırdınız, böldünüz ve ağır bir travmaya neden oldunuz. Çok dikkatli olun. Sizi bu konuda ülkenin selameti için, milletin selameti için uyarmaya, dikkatinizi çekmeye devam edeceğiz. Öyle bir ortam yarattınız ki Türkiye’ye kötülük yapmak isteyen her içerideki ve dışarıdaki gücün, güç odağının, nifak yapısının rahatlıkla manipüle edebileceği bir sosyal vasat oluşturdunuz.
Gelelim sözde demokratik siyasete katılım konusuna. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklikler istiyorlar. Anayasa ihlallerine karşı parti kapatma kaldırılmalıymış ve Türkçeden başka dillerde siyaset parlamentoda da yapılmalıymış. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nu Birleşmiş Milletler’e çevirmek istiyorlar. Ve yerel yönetimler, Belediye Yasası’nda değişiklikle özel bir yapıya kavuşturulmak isteniyor. Kayyum uygulamasına son verilmeli ve terörle iltisaklı yandaşlar göreve iade edilmeliymiş. Evet, tabii bunun sadece DEM’in talebi değil, Cumhur İttifakı’nın da politikası olduğunu görüyoruz. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan tüm çekinceler kaldırılmalı ve belediyeleri çok dilli, çok etnisiteli, siyasi ve mali özerkliğe sahip yapılar olarak şekillendirmeliymişiz.
Değerli Zafer Partililer, bütün bunlardan daha elim ve daha vahim olan ise ana muhalefet partisi Yeni Parti ve Atatürk’ün eski partisi Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuda DEM ile aynı çizgideler. Yani sadece AK Parti ve MHP desteklemiyor DEM’in bu taleplerini. Sözde ana muhalefet partisi ve sözde Atatürk’ün partisi CHP de DEM’in çizgisine paralel talepleri dile getiriyorlar. Eşit vatandaşlık, ana dilde eğitim ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartından çekincelerin kaldırılmasını savunuyorlar. Biz de soruyoruz: Siz nerede muhalefet yapıyorsunuz? Niye kendinize muhalefet partisi diyorsunuz? Milletin aklıyla alay etmeyin. Siz nasıl muhalefetsiniz ki, sizi kirli referandum gecesi Yüksek Seçim Kurulu’nun önünde görmedik? Kirli referanduma ortak oldunuz. Siz nasıl muhalefetsiniz ki, seçimler öncesinde binlerce, on binlerce yabancıya vatandaşlık verilirken, ‘Yasa değişikliği yapalım, vatandaşlık alanlar on sene oy kullanamasınlar’ diye teklif verdik, görmezlikten geldiniz. ‘Önemli sayıda insan vatandaş olmadı’ dediniz. Evet, Kemal Kılıçdaroğlu kaybettiği kongrede çıktı, ‘Evet, kaybettim çünkü çok sayıda Suriyeliye vatandaşlık verdiler’ dedi ondan sonra. Siz nasıl muhalefetsiniz yahu? Ve şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Sevr’in yıl dönümünde, PKK’ya af yasasının arkasında durup, PKK’nın kullandığı ‘eşit vatandaşlık’ kavramını parti programına koyup, Öcalan’ın ‘bunu yapın yeter’ dediği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekinceleri kaldırıp, sonra bize muhalefet partisiyiz demeyin. Siz iktidarın ancak bu şekilde payandası olursunuz.
Değerli arkadaşlar, demokratik diye başladıkları her cümlenin sonunda bölücü bir çizgiye gitmesinden Türk halkı bıktı. Demokrasi bu değildir. Demokrasi milleti bölme, devleti parçalama özgürlüğü değildir. Devlet içinde özerk derebeyliklerin kurulmasına, millî şuurumuzun parçalanmasına, Anadolu üzerinde operasyon yapılmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti ulus devlettir. Resmî dili Türkçedir. Bölücü grup, anayasa ve yasa değişiklikleriyle eğitim ve kamu hizmetlerinde ana dil kullanma hakkı talep ediyor. Her hastanede tercüman, e-reçetelerin farklı dillerde yazılması gibi dayatmalar yapmaya çalışıyor. Bu tür pratikte de geçerliliği olmayan ve amacı millî şuuru ve üniter devleti dağıtmak olan gelişmelerin karşısında Zafer Partisi tavizsiz bir şekilde bulunacaktır. Türk milleti de sandıkta bu sürece gereken cevabı verecektir.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Efkan Ala vermiş olduğu demeçte, ‘halkın yüzde 75’i bu yasanın arkasında’ dedi. Bu kadar kendinize güveniyorsanız bu yasayı referanduma götürün. Millî birlik ve beraberliğimize yönelik yıkıcı talepler bunlarla da sınırlı değil. Yeni dönemde vali, kaymakam, emniyet müdürü, jandarma komutanı gibi atamalarda açılıma destek veren bürokratların atanmaları isteniyormuş. Operasyonlar tamamen durdurulmalı, birlikler geri çekilmeliymiş. Koruculuk sistemi tamamen kaldırılmalıymış. Bölgede yeni karakol yapılmamalı, kırsal bölgedeki mevcut karakollar da tarım ve hayvancılık yapılması için ilgili yerel kurumlara devredilmeliymiş. Askerî güvenlik bölgeleri iptal edilmeliymiş. Kara mayınları tamamen sökülmeliymiş. Belediyelerin Kürtçe dilinde hizmet vermesi ve kent merkezlerinde tabelaların tamamen Kürtçeye dönüştürülmesi gibi taleplerin gündeme getirilmeye başlandığını görebilirsiniz. Lütfen dikkatle bakın.
Özet olarak ve sadece bir kısmını sıraladığım bu talepler bende sanki biz yenildik, işgal edildik hissi uyandırıyor. İnanılır gibi değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PKK terör örgütünü defaatle büyük fedakârlıklarla yenmiştir. En son AKP iktidardayken büyük hatalar yapmasına rağmen, Hendek teröründe 744 şehit vererek PKK’nın büyük umutlar bağladığı bu terör sürecini başladığı gibi bitirdik. Özetle, Türkiye bu terör örgütüne yenilmedi. Türkiye yendi ama bu yasal düzenlemeler ve bu anayasal düzenleme talepleri Türk milletinde haklı olarak ‘Biz bir şey mi kaybettik?’ duygusu uyandırıyor. Sonra yeni anayasada halkların kendi kaderini tayin hakkı, çok etnisiteli, çok mezhepli, çok özerk bölgeli gevşek siyasi yapının modern bir Sevr koşullarından ne farkı var? Bu teslimiyet şartlarından terörsüz Türkiye çıkmaz ama ancak ve ne yazık ki teröre teslim olmuş, bölünme sürecine girmiş bir Türkiye çıkar.
Biz Zafer Partisi olarak ikinci açılım süreci ve çerçeve yasayla başlayan ikinci Sevr’e hayır dedik ve sonuna kadar hayır demeye devam edeceğiz. Zafer Partisi olarak devlet aklı, devlet sorumluluğu ve ciddiyeti ve elbette sınırsız vatan sevgimizle sonuna kadar kararlı şekilde mücadele edeceğiz. Siz Genel Kurul’dan PKK affını çıkardınız, biz de bütün Türkiye’yi Genel Kurul yaparak adım adım ülkeyi dolaşmaya ve Türk milletine kurulmak istenen tuzağı anlatmaya devam edeceğiz. Ölmek var, dönmek yok.
Tabii ki ülkenin bu vahim ve ağır gündemi hepimizin zihinlerini meşgul ederken, Türkiye’nin güvenliği ve geleceğiyle ilgili başka sorunlar da var. Halk açlıkla mücadele etmeye devam ediyor. Bu sene turizm büyük bir çöküş yaşadı. İş dünyası, sanayiciler pahalı kredileri artık ödeyemiyorlar. Bir kısım sanayicimiz tefecinin eline düşerken iflaslar ardı arkasına geliyor. Madenciler, işçiler sokaklarda hak arayışı içerisindeler. Ve işte böyle bir süreçte aniden karşımıza Mekke Anlaşması diye bir anlaşma çıkıyor. Toplumda bir gün, siyasette bir gün tartışılmamış. Ne getirir ne götürür konuşulmamış. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında bir savunma paktı kurulmuş. Evet Pakistan dost ve kardeş bir ülkedir. Buradan bütün sevgili Pakistanlılara Türk milletinin muhabbetini iletmekten gurur duyuyorum.
Pakistan, aynı zamanda Türk milletine Hint alt kıtasındaki Türk hâkimiyetinin bir hediyesidir. Pakistan halkı, daha Pakistan kurulmadan, İstiklal Harbi döneminden itibaren Türk milletinin yanında olmuştur. Öte yandan anlaşmanın diğer ortağı Suudi Arabistan’a gelince, çok değil, bundan birkaç sene önce İstanbul’da Suudi Başkonsolosluğu’nda gerçekleşen gazeteci cinayeti ve bu cinayet sonrasında gerilen Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini unutmadık. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri hiçbir zaman mükemmel olmamıştır. Konjonktüre bağlı olmuştur. Bu konjonktürü belirleyen Türkiye değil, Suudi Arabistan’ın ulusal çıkarları doğrultusunda, hanedanın çıkarları doğrultusunda izlemiş olduğu politikalardır. Şimdi bu anlaşmayla NATO’nun 5. maddesi benzeri bir kolektif savunma ittifakı olacakmış. Anlaşmanın normal olarak Cidde’de, başkentte yapılması gerekirken Mekke’de imzalanmış ve ümmet birliği diyorlar. Mesela Mısırlılar, Hristiyan oldular haberimiz mi yok? Ama Suudi Arabistan, Mısır’ın böyle bir ittifaka girmesine karşı çıkıyor değil mi? Yani kimse kimseyi bu ümmet birliği diye kandırmasın. Bu Müslüman NATO’su falan da değil.
Amaç caydırıcılıkmış. Evet, tabii caydırıcılık uluslararası ilişkilerde çok önemlidir. Doğru bir yaklaşımdır. Eğer yeterince caydırıcı olursanız savaşı engellersiniz. Ama caydırıcılığın bir hedefi vardır. Burada hiçbir ülke hedef değilmiş. Eee, kimi caydıracağız o zaman? Kimi caydıracağımızı nasıl bileceğiz? Aklımızla alay etmeyin. Milletin aklıyla da alay etmeyin. Dünya haritası diye bir şey var, biliyorsunuz. Haritaya bakınca bu yapının kimi caydırmak için kurulduğu, biz öyle söylemesek bile onlar tarafından öyle anlaşılıyor. İran’dan bahsediyoruz. Peki, bu İran’ın arkasında Rusya ve Çin yok mu? Bu İran hâlâ Amerika Birleşik Devletleri’ne ve İsrail’e karşı başarılı bir direnme sağlamadı mı? Çok tehlikeli bir oyun bu.
Yarın İsrail de acaba bu Müslüman NATO’sunun yeni üyesi mi olacak? Ya da stratejik ortağı mı olacak? Biz Türkiye’nin hangi millî çıkarı elde edeceğini bu anlaşmadan anlamadık. Türkiye’nin güvenliğine nasıl bir katkıda bulunacak? Bakın, mevcut durumda Suudi Arabistan, Yemen Husileri’yle çatışma halinde ve ülkesindeki ABD üsleri de bu nedenle İran’ın askerî hedefi oluyor. Pakistan da kendisi gibi nükleer güç olan Hindistan’la bir gerginlik yaşıyor. Peki, yarın İran ve Suudi Arabistan arasında bir savaş çıkarsa, hangi millî menfaatimiz bizi Suudi Arabistan’ın yanında İran’a karşı savaşa girmeye zorlayacak? Anıtkabir’in yolunu dahi bilmeyen Suudilere niye destek olalım?
Evet, değerli arkadaşlar, bu anlaşma çok riskli bir anlaşma. Evet, Pakistan’la Hindistan arasında bir çatışma çıktığında elbette ki bütün sempatimiz, siyasi desteğimiz, gerekirse askerî lojistik desteğimiz, dost ve kardeş Pakistan halkının yanında olur. Ama bunun için askerî bir ittifaka ihtiyaç yoktur. Biz Yunanistan’la çatışırsak, Pakistan Silahlı Kuvvetleri Ege’de Türkiye’ye yardıma mı gelecek? Ya da Suudi Araplar Ege’de yanımızda mı olacak? Kıbrıs’ta bir çatışma çıkarsa, Suudi Arabistan KKTC’nin savunmasında rol mü oynayacak? Bu anlaşmanın üzerinde daha çok konuşmamız ve bu anlaşma konusunda Türk milletinin daha çok düşünmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin, Türk siyasetinin bu anlaşmayı daha çok tartışmaya ihtiyacı var.
Evet, bugün içeride ve dışarıdaki bu muğlak tablo bize 1912, 1913, 1914 öncesindeki karanlık süreci hatırlatıyor. Karar mercilerindekilere seslenmek istiyoruz. Mehmetçiğin kanı üzerinden ucuz iktidar ve siyasi hesaplar yapılmamalı. İçeride ve dış politikada teslimiyetçi bir çizgi izlenmemeli. Ve terör örgütüne taviz asla verilmemelidir. Çünkü terör örgütünün amacı kanın durması değil, ekonomik refah değil, özgürlük değil. Terör örgütünün nihai hedefi ilk günden itibaren Türkiye’nin bölünmesi oldu. Bu yolda her türlü yöntemi kullandılar, kullanmaya da devam ediyorlar. Ulaşılan aşamada silahla gerçekleştiremediklerini siyasetle, sosyolojiyle ve psikolojik harekâtlarla gerçekleştirmek istiyorlar. Buna izin vermeyin, parçası olmayın, tarih önünde bunun sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmayın.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, Zafer Partisi olarak nasıl bugüne kadar beş yıldan beri Türkiye’ye yönelik bütün tehditleri ve Türkiye’nin yakaladığı bütün fırsatları daha acil hâle gelmeden tespit ettik ve Türk milletine aktardıysak, bundan sonra da aynı kararlılıkla bu millî görevimizi birlikte yerine getireceğiz. Önümüzdeki sürecin kolay olmayacağını, zor günlerin geçirileceğini biliyoruz. Ama biz bu zor günlere hazırız ve milletimizi de bu zor günlerden zafere doğru götüreceğimizden eminiz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu sabah Süleymancılara yönelik bir operasyon yapıldı. Alihan Kuriş’in de içinde bulunduğu 49 kişi gözaltına alındı. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Henüz dosyanın içeriği konusunda bir bilgimiz yok. Operasyon gizli bir şekilde tabii ki hazırlanmış ve yürütülüyor. Önümüzdeki saatlerde ve günlerde bu konuda bilgi edindikçe biz de bu konuyla ilgili değerlendirmelerimizi gerçekleştiririz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Erken seçimin konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Sizin bir ittifak arayışınız var mı?” sorusuna verdiği yanıt:
“Erken genel seçim aslında Türk milletinin zihninde başlamış durumda. Millet erken genel seçim istiyor ve biz de Zafer Partisi olarak erken genel seçim istiyoruz. Ancak sistemin niteliği ve Türkiye’nin mevcut şartları, siyasi ittifakları zaten zorunlu hâle getiriyor. Biz de Zafer Partisi olarak aylardan beri muhalefeti Atatürk çizgisinde bir araya gelmeye davet ediyoruz. Bu son Meclis’e gelen yasa tasarısı bizim için çok önemliydi. Bir turnusol kâğıdı niteliği taşıyordu. Kimin muhalif, kimin sahte muhalif olduğunu görmek istiyorduk. Kimin iktidara payanda olduğunu, kimin olmadığını, cesaretle iktidarın karşısında durduğunu görmek istiyorduk. Çünkü bu bir devlet projesi değil, bu bir iktidar projesi, iktidarda kalma projesi. Bu iktidarın bu projesine karşı durmuyorsanız, bizim yanımıza ‘Biz muhalefetiz’ diye gelmeyin dedik başından itibaren. Şimdi bu noktada tutarlı bir direnç sergileyen, politika ortaya koyan, Atatürk çizgisinde, en azından Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini, millî üniter laik devleti savunma anlamında bulunan herkesle görüşürüz, görüşmeye açığız.”
KTO BAŞKANI ÖMER GÜLSOY’DAN “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” AÇIKLAMASI
“DEVLETİN AKLI, MİLLETİN VİCDANI VE MECLİSİN İRADESİYLE TERÖR CENDERESİ PARÇALANMIŞTIR”
Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”a ilişkin değerlendirmede bulundu. Yasanın milli birliği perçinleyen tarihi bir adım olduğunu vurgulayan Başkan Gülsoy, “Devletimizin bekası, milletimizin sarsılmaz iradesi ve Meclisimizin geniş mutabakatıyla 40 yılı aşkın süredir ülkemizin enerjisini sömürmek isteyen terör cenderesi kırılmıştır.” dedi.
Terör örgütünün silah bırakıp kendini feshettiğini ilan etmesinin ardından TBMM’nin sürece son noktayı koyduğunu belirten Başkan Gülsoy, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Devletimizin Bekası ve Şehitlerimizin Aziz Hatırası Her Şeyin Üstündedir”
“Siyasi partilerimizin geniş mutabakatıyla TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’, Türkiye için yeni bir devrin kapsını aralamıştır. Milli iradenin tecelligahı olan Yüce Meclisimiz, devletimizin kudretini ve milletimizin asil duruşunu bir kez daha tescillemiştir.
İş dünyası olarak, milli birliğimizi tahkim edecek ve ülkemizin huzur iklimini pekiştirecek bu tarihi yasanın vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bizim için en hassas ve kırmızı çizgimiz olan husus; bu yasada tek bir ‘af’ sözcüğünün yer almaması ve eli kanlı teröristlerin kesinlikle kapsam dışı bırakılmış olmasıdır. Mukaddes vatan toprakları uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizin ruhlarını sızlatacak tek bir adıma dahi müsaade edilmemiştir. Şehitlerimizin aziz hatıralarını kalbimizde sonsuza dek yaşatacak; kahraman gazilerimizin büyük fedakarlıklarını her daim minnet, şükran ve dualarla yad edeceğiz.”
“Terör Zinciri Kırılmış, Türkiye Şahlanış Dönemine Girmiştir”
Türkiye’nin onlarca yıldır kalkınmasını engellemek isteyen iç ve dış mihrakların oyununu bozduğunu ifade eden Gülsoy:
“Kırk yılı aşkın süredir ülkemize kurulan tuzaklar, çekilmek istenen cendereler ‘devletin aklı ve milletin vicdanı’ ile darmadağın edilmiştir. Kalkınmamıza, büyümemize ve küresel güç olma vizyonumuza vurulmak istenen terör zinciri tamamen koparılmıştır. Türkiye; sadece kendi sınırları için değil, umudunu bu al bayrağa bağlamış tüm mazlum coğrafyalar için de barışın, huzurun ve adaletin teminatı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bundan böyle vatanımızın hiçbir köşesinde silah ve bomba sesleri değil; fabrikalarımızın, çarklarımızın, üretimimizin ve alın terimizin sesi yankılanacaktır. Terörün gölgesinden kurtulan ekonomimiz, çok daha güçlü bir şahlanış dönemine girecektir.” dedi.
“Devlet Büyüklüğü Gösteren Liderlerimize ve Meclisimize Teşekkür Ediyoruz”
Sürecin başından bu yana sergilenen iradeye dikkat çeken KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Bu tarihi sürecin kararlılıkla yürütülmesinde güçlü bir irade ortaya koyan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, devletimizin bekası ve milli birliğimiz yönünde tarihi bir devlet adamlığı sergileyen MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, gazi meclisimizde tecelli eden bu mutabakata destek veren tüm siyasi partilerimize ve emeği geçen herkese iş dünyamız ve Kayserimiz adına teşekkür ediyoruz. Birliğimiz daim, devletimiz payidar, milletimiz muzaffer olsun.” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti Kayseri Kurucu İl Başkanı Av. Ufuk Ozan Gözbaşı’nın değerlendirmesi
“Millet” kelimesi, kökeni itibarıyla yalnızca etnik bir kalabalığı değil, aynı ideal ve amaç etrafında kenetlenmiş, geçmişin acılarını yüreğinde, geleceğin umutlarını omuzlarında taşıyan bir kader birliğini ifade eder. Bizim idealimiz ve muhafaza ettiğimiz en yüce değer; Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetimizin anayasa ile güvence altına alınmış temel nitelikleridir.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in de Gazi Meclis’te en gür sesle vurguladığı gibi, bu değerler hiçbir zaman tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz ve üniter devlet yapımız bizim sarsılmaz kırmızı çizgimizdir.
Dün Meclis çatısı altında, devletimizin ve milletimizin geleceğini yakından ilgilendiren çerçeve yasa görüşmelerinde tarihi bir demokrasi dersine şahitlik ettik. Genel Başkanımız, partimizin milletvekillerini, seçildikleri illerindeki toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini, endişelerini ve umutlarını dikkate alarak “MİLLET NE DİYORSA ONA GÖRE KARAR VERMELERİ” hususunda serbest bırakmıştır. Bu tavır, YENİ Parti’nin yeni nesil siyaset anlayışının ve millete duyduğu güvenin en somut tezahürüdür.
YENİ Parti Kayseri Kurucu İl Başkanı olarak, bir hukukçu titizliğiyle de Kayseri sokaklarında, meydanlarında, pazar yerlerinde, esnafımızın çay ocağında günlerdir sahanın nabzını tutuyoruz.
Şehrimizin vicdanı, yalnızca siyasi hesaplarla, kapalı kapılar ardında ve ikili müzakere ortamına sıkıştırılarak yürütülen bu sürece derin bir güvensizlik duymaktadır. Bizler, terörün kökünün kazınmasını, hiçbir gencecik evladımızın toprağa düşmemesini, anaların gözyaşının dinmesini herkesten çok arzu ediyoruz.
Yasamanın üstlenmesi gereken hakemlik rolünü yürütmeye devreden, hukukun üstünlüğü ve adalet konusunda hiçbir somut adım içermeyen bu yüzeysel metne karşı, Erciyes’in eteklerinden yükselen irade son derece berraktır. Bizim milliyetçiliğimiz, devletin bekasını hukukun üstünlüğünde aramayı, muhafazakârlığımız ise Cumhuriyetin kurucu değerlerini her türlü siyasi konjonktürün üzerinde tutmayı emreder.
Genel Başkanımızın bizlere açtığı demokratik alan ve verdiği “Milletin sesini duyun” talimatı doğrultusunda, şehrimizi Gazi Meclis’te temsil eden kıymetli milletvekilimiz Sayın Aşkın Genç, sahanın ve örgütümüzün sesine kulak vererek Genel Kurul’da ilgili çerçeve yasaya “RET” oyu kullanmıştır. Temsil sorumluluğuyla hareket edip, Kayseri örgütümüzün ve milletimizin hassasiyetlerini dikkate alarak bu kararlı duruşu sergileyen Sayın Vekilimize yürekten teşekkür ediyoruz.
Melikgazi CHP’den açıklama
CHP Melikgazi İlçe Başkanımız Sayın Ergün Canbulat’ın, Cumhuriyet Halk Partisi’ne olan bağlılığını, mücadele anlayışını ve Melikgazi’deki örgütlenme hedeflerini anlatan mesajını kamuoyuyla paylaşıyoruz. “Biz zor günlerde de buradaydık, şimdi de buradayız.” Melikgazi’de örgütlü, güçlü ve dayanışma içinde bir Cumhuriyet Halk Partisi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






