Politika

Özdağ: Bir açgözlü çete kişisel menfaatleri için Türk milletine ve ekonomisine ağır zarar vermiştir

Haberi Dinleyin Dinlemek için oynat tuşuna basın
Haberi Dinleyin Dinle Duraklat Devam Et Dinlemek için oynat tuşuna basın Haber seslendiriliyor Okuma duraklatıldı Kalan dk sn Varsayılan Ses Okuma tamamlandı Bu dil icin ses bulunamadi. Tarayiciniz veya cihaziniz bu dili desteklemiyor olabilir. Dinle Duraklat Durdur Hızı sağdaki menüden ayarlayın (0.75x - 2x) Tarayıcınız destekliyorsa Ses menüsünden farklı bir ses seçebilirsiniz, tercihiniz hatırlanır Okuma başladıktan sonra boşluk tuşu ile oynat/duraklat Sayfadan çıksanız da Durdur a basmadığınız sürece kaldığınız yerden devam eder 5 sn geri 5 sn ileri İlerleme çubuğuna tıklayarak veya sürükleyerek istediğiniz yere atlayın; ⏪ / ⏩ ya da ← / → tuşlarıyla 5 sn geri/ileri sarın Sayfa çevrildiğinde yeni dil otomatik algılanır ve okuma yeniden başlar
Haberi Dinleyin
🎧 Haberi Dinleyin
Haberi Dinleyin

“VATANDAŞLAR İÇİN SÜRPRİZ OLAN BU FON KRİZİ TÜRKİYE’Yİ YÖNETENLER İÇİN BİR SÜRPRİZ OLMAMIŞTIR”

“BU PARA KAYBOLMADI, ÇALINDI. ÇALINAN PARANIN GERİ VERİLMESİ GEREKİYOR”

“BİR AÇGÖZLÜ ÇETE KİŞİSEL MENFAATLERİ İÇİN TÜRK MİLLETİNE VE TÜRK EKONOMİSİNE AĞIR ZARAR VERMİŞTİR”

“DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI’NIN KAPATILMASIYLA EKONOMİNİN STRATEJİK AKLI ORTADAN KALKMIŞTIR”

“RECEP TAYYİP ERDOĞAN DAHİL TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE SEÇİMLERİN NE ZAMAN OLACAĞINI BİLMİYOR”

“ATATÜRK’E SADIK OLUP ŞEYH SAİD’LE EL ELE YÜRÜYEMEZSİNİZ”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kocaeli’nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“BU MİLLETİN DİNİ VE MİLLİ KUTSALLARINA HAKARET ETMEK HİÇ KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR”

Özdağ; eski Refah Partisi Milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e, Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına ve Gazi Meclise yönelik sözlerine karşı gösterdiği tepki nedeniyle Yılmaz’ın şikayeti üzerine hakkında açılan ‘tehdit’ davasında bugün hâkim karşısına çıktı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ, Şevki Yılmaz’ın sözlerine yönelik ‘Bir gün karşılaşırsak sana kim soylu, kim soysuz gösteririm’ şeklindeki ifadesinin tehdit olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek ‘Ben siyaset bilimi alanında profesörüm. Eğer ben boksör olsam bundan çıkarılacak şey dövmek olur. Ama siyaset biliminde çalışmalar yapan bir akademisyen olarak benim göstereceğim şey fiziksel şiddet değil, bilgiye dair evraktır’ dedi. Mahkeme, suç vasfının tehditten hakarete değişmesi nedeniyle duruşmayı 4 Kasım’a erteledi.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Eski milletvekili Şevki Yılmaz katıldığı bir düğünde, ki düğünün taraflarından birisi Osmanlı hanedan mensuplarından bir kişiydi, ‘hanedanı yurt dışına süren soysuzlar’ ifadesini kullandı. Hanedanın yurt dışına sürülmesi kararı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dönemin hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınmıştır.

Yani Şevki Yılmaz açık bir şekilde İstiklal Harbimizin önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu, kurucu kadroları ve Gazi Meclise hakaret etmiştir. Hemen orada düğünde bulunan rahmetli büyük tarihçi İlber Ortaylı buna sert bir tepki vermiştir. Diğer siyasilerden de çok sert tepkiler gelmiştir.

Ben de bir siyaset bilimi profesörü olarak ve bu dönemle ilgili doktora tezi yazmış bir akademisyen olarak kendisine ‘eğer karşılaşırsak soylunun soysuzun kim olduğunu size gösteririm’ dedim. Gerçekten de karşılaşsaydık belgeleriyle kimin soysuzluk yaptığını, kimin işgale evet dediğini, kimin Türk milleti Sakarya kıyısında bir İstiklal Harbi verirken, ölüm kalım savaşı verirken nikah kıydığını teker teker anlatırdım.

Bundan dolayı başkalarına dava açtı mı? Ama bana dava açtı kendisi tehditten. Bugün mahkeme tehdit suçunun oluşmadığına, olsa olsa bunun hakaret olarak değerlendirilebileceğine ama bunun da görüşülmesi gerektiğine dair bir karar aldı ve ayın 4’üne erteledi. Ayın 4’ünde nihai kararı verecek. İnşallah adaletin yüzünü ağartacak bir karar olur.

Hiç kimse Atatürk’e ve kurucu kadrolarımıza küfredemez. Ne zaman küfrederlerse ne zaman hakaret ederlerse bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadelemize devam ederiz ve karşı çıkmaya devam ederiz. Bu milletin kutsalları vardır. Bu milletin dini kutsallarına da milli kutsallarına da hakaret etmek hiç kimsenin haddi değildir.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bir dizi çalışma kapsamında Kocaeli’nde bulunuyoruz. Bugün benimle birlikte Ankara’dan Partimizin Sözcüsü Sayın Azmi Karamahmutoğlu geldi. Yine Basınla İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Nazif Okumuş burada. Kendisi sizin hemşeriniz de sayılır. Ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Fikret Artan da heyetimizde. Genel İdare Kurulu üyelerimiz buradalar. Özetle, güçlü bir heyetle birlikte bugün Kocaeli’nde temaslarda bulunacağız. Vatandaşla bir araya geleceğiz. Yine Ticaret Odası ziyareti gerçekleştireceğiz ve Zafer Partisi’nin ekonomik politikalarıyla, tarım ve hayvancılıkla ilgili politikalarıyla ilgili görüşlerimizi ve dosyalarımızı kendileriyle paylaşacağız.

Sabahleyin de bir davam vardı. Şevki Yılmaz’ın benimle ilgili yapmış olduğu bir suç duyurusundan kaynaklanan, Şevki Yılmaz’ın katılmış olduğu ve taraflardan birisinin Osmanlı hanedanı mensubu olduğu düğünde, ‘Osmanlı hanedanını yurt dışına süren soysuzlar’ diye Mustafa Kemal Atatürk’e, kurucu Meclis’e, Gazi Meclis’e hakaret etmişti. Bunun üzerine ben de birçok siyasi ve Türk vatandaşı gibi tepkiler gösterdim. Bundan sonra da Atatürk’e, Cumhuriyetimizin aziz kurucularına hakaret edenlere, haksız saldıranlara karşı gereken cevabı kararlılıkla vermeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz, ben Şeyh Said’e hain dediği için ceza almış bir Genel Başkanım ve bu da benim en büyük övünçlerimden bir tanesidir. Bu kararı çerçeveletip, ceza aldığım kararı Genel Merkezin girişine asacağım ve tabii ki bu kararın bozulması için gereken her türlü hukuki girişimde bulunacağım. Ama İstiklal Harbi’ne, Kurtuluş Savaşı’nın aziz kahramanlarına, Türkiye’nin birliğini müdafaa etmek için kanını ve canını veren aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin anısına sadakat de bizim yapmış olduğumuz şeyi yapmayı gerektiriyor. Bugüne kadar nasıl bu konularda tavizsiz olduysak, bundan sonra da tavizsiz olmaya devam edeceğiz.

Tabii, ülkemizin çok farklı ve her birisi birbirinden ağır gündemleri var ve bugün bu gündemlerin başında yedi seneden beri devam eden fakirleşme, enflasyon, paranın değer kaybı, üretimin sanayide ve tarımda azalması, işsizliğin artması başlıkları altında toplayacağımız ekonomik buhranı daha da derinleştiren bir gelişme yaşıyoruz. Gerçekleşen fon yolsuzluğu. Bu fon yolsuzluğunun 20 milyar dolarlık bir zarara sahip olduğu ifade edilmekle birlikte, ortaya çıkardığı ekonomik zarar zaten ağır bir buhran sürecinden geçen ülkemiz için çok daha ağır ve çok daha büyük rakamlara ulaşıyor ve adeta bu darbeyle, zaten iktidarın çıkış için bir perspektif koyamadığı ekonomik buhran daha da ağırlaşarak devam edecek.

Bu yaşanan fon kriziyle ilgili ilk günden itibaren sorduğumuz ve sormaya devam edeceğimiz sorular var. Bazı yurttaşlarımız, yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümü için bu fon krizi çok şaşırtıcı oldu, bilgimiz dışındaydı, aniden gerçekleşti. Ancak bu fon krizi Türkiye’yi yönetenler için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi Mehmet Şimşek için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi Sermaye Piyasaları Kurulu için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi MASAK için bir sürpriz olmamıştır. Ve bu fon krizi Adalet Bakanlığı için de bir sürpriz olmamıştır. Hatta ilk bu konuda İstanbul Başsavcılığı’nın 2025 Şubat’ında yazmış olduğu bir de evrak var. Buna rağmen, göz göre göre bu büyük ekonomik yıkım, büyük manipülasyon aylarca sürmüş. Hemen o gün harekete geçilseydi, çok daha küçük bir zararla atlatılabilecek olan bir manipülasyon süreci, 20 milyar doları aşan bir maliyete ve doğrudan 500 binin üzerinde insana zarar verecek bir hale gelmiştir.

Peki, bu yaşanan süreç Şubat 2025’ten beri biliniyorsa, daha sonra Maliye Bakanı açıklama yapıp bu konuda ‘manipülasyonların yapıldığını duyuyoruz’ diyorsa, neden karar almakta bu kadar gecikilmiş ve ancak bu manipülasyon elde patlayınca harekete geçirilmiştir? Bu hâlâ cevabı verilmemiş bir sorudur. Türk ekonomisindeki bütün önemli gelişmelerden haberi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçten, bu manipülasyondan haberi ne zaman olmuştur? Bunu da bilmiyoruz. Bu haber kendisine hangi makam tarafından verilmiştir? Adalet Bakanı tarafından mı, Maliye Bakanı tarafından mı verilmiştir? Bu patladıktan sonra mı verilmiştir? Patlamadan önce mi verilmiştir? Patlamadan ne kadar önce verilmiştir? Bunları da bilmiyoruz.

Ama bundan sonra adli takibatın kararlılıkla gerçekleştirilmesini, bütün suçluların tespit edilmesini ve suçluların tespitinin ötesinde çalınan paranın devlet kasasına iade edilmesini ve zararların da manipülatörlerden alınacak parayla karşılanması gerektiğini düşünüyoruz. Asla bu büyük zarar Türk halkının sırtına yüklenmemelidir, yüklenemez. Evet, bu süreçte mağdur olan insanlar rulet oynamamışlardır, poker oynamamışlar. Devletin güvence verdiği kurumlarda, yasal olduğunu düşündükleri fonlarda alım satım yapmışlardır. Onun için bu insanları suçlamak mümkün değildir. Ama bu insanlar kazandığı zaman nasıl millet ortak olmuyorsa, kaybettikleri zaman da milletin ödemesi beklenemez. Ama madem devlet bunun güvencesini verdi, çoğu küçük yatırımcı olan bu 500 bin insan ortada bırakılamaz. Bu para kaybolmadı. Bu para çalındı. Bu çalınan paranın geri verilmesi gerekiyor.

Ama şimdi Fatma Betül Sayan’ın 2,2 milyar TL’yi ödediği söyleniyor. Kim söylüyor arkadaşlar? Burada 20 tane gazeteci var. Bu 20 gazeteciden birisi şu makam söyledi desin, ben de bütün Türkiye’ye duyurayım. Bilmiyorsunuz, değil mi? Bakın, ilk Ekonomi.com’da çıkıyor, belirtiliyor. Kaynak yok. Sonra herkes orayı referans alıyor. Peki, bu para nereye ödendi? O da yok. Hazineye yatırıldığına dair belge olması lazım. Onu gördük mü? Hayır, görmedik. Ayrıca iki katının ödenmesi lazım. Yani 4,4 ödenmesi lazım. Bundan da hiç bahsedilmiyor. Bizim endişemiz, bu konunun zamana yayılarak yine güçlüler lehine çözülme potansiyelinin çok yüksek olmasıdır. Bundan açık şekilde endişe duyuyoruz. Onun için Zafer Partisi Genel Merkezinde bu konuyu takipte görevli bir komisyon oluşturduk ve bu komisyon saatlik olarak bütün gelişmeleri takip ediyor ve etmeye bundan sonra da devam edecek arkadaşlar. Çünkü milletin parası çalınmıştır, milletin emeği çalınmıştır.

Ama en az bunlar kadar ağır bir tahribat daha vermiştir bu süreç. Dünya ekonomi basınını taradık. Arkadaşlar, Türkiye’deki fon manipülasyonuyla ilgili İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Japonca, Çince, İspanyolca on binlerce haber var. Dünya televizyonlarında bu konu saatlerce haber yapılmış. Bütün büyük finansal yayınlar, ki bunlar sadece üyelerinin izleyebildiği, ücretle abone olunabilen yayınlar, bu hadiseden bahsediyorlar. Şimdi Türkiye’ye çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırım gelir mi böyle bir ortamda? Gelmediği gibi, olanlar da hızla terk ediyorlar. Arkadaşlar, bir açgözlü çete, kişisel menfaatleri için doymak bilmeyen hırsıyla Türk milletine ağır zarar vermiştir, Türk ekonomisine ağır zarar vermiştir. Bunlar bir suç şebekesidir. Bunları iş insanı olarak görmemek lazım.

Ortadaki rakamlar inanılır gibi değil. Dün akşam gördüm, bir utanmaz şöyle söylüyor: ‘Efendim,’ diyor, ‘çalınan para diyor 800 milyar TL. Fatma Betül Sayan Kaya’nın sorumlu olduğu 2 milyar diyor. Ya 400’de biri diyor, niye bu kadına yükleniyorsunuz?’ diyor. Arkadaşlar, bakın size bir şey söyleyeceğim. 2 milyar 170 milyon TL. Eğer emekliyseniz bu parayı maaşınızla biriktirirseniz 7 bin 678 yılda biriktirebiliyorsunuz. Eğer asgari ücretliyseniz bu parayı 6 bin 440 yılda biriktirebiliyorsunuz. Ama şanslı bir ailenin AK Partili mensubuysanız bu parayı üç ayda kazanıyorsunuz. Durum budur. Buna kazanç denilemez. Ve bu para 400’de biri oluşturuyor. Peki, geriye kalan para nerede?

Şimdi devletin görevi bu çalınan parayı bulmak. Sadece nakit değil, bunların sahiplerinin menkul, gayrimenkul, her şeyine el koymak. Her şeyine. Amerika’da benzer bir fon skandalı oldu. Fonun sahibinin iç çamaşırları bile satılarak mağdurların parası ödendi. Aynı şey burada da olmalı ki kurumlara olan inanç tekrar geri gelsin. Bugün kurumlara inanç ortadan kalkmış durumda. Şimdi bakıyoruz arkadaşlar, tutuklamalara, gözaltılara. Biraz önce bir haber düştü. Sizinle de paylaşayım. Muhtemelen duymadınız. Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Nereye giderse gitsin, en güvendiğimiz kurumların başında bile olsalar, o kurumlara güvenin tazelenmesi için bu sürecin parçası olan herkesin muhakkak hesap vermesi gerekiyor. Türk adaleti için önemli bir sınavla karşı karşıyayız ve biz de bu sınavın nasıl geçeceğini Türk milleti adına denetleme ve gerçekleri milletle paylaşma konusunda kararlıyız.”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu fon krizine ilişkin geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dün akşam da Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamaları oldu. Cumhur İttifakı’ndan bu sürece karşı açıklamalar geliyor. Bunun haricinde de Fatma Betül Sayan Kaya’nın da eski bir bakan ve AK Partili bir siyasetçi olduğunu da göz önünde bulundurursak, siz bu açıklamaları samimi biliyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Bu açıklamaların samimi olup olmadığını önümüzdeki süreçte yürütülecek soruşturma ve soruşturmanın gidişatı belirleyecektir. Bugünden kimseyi samimiyetle veya samimiyetsizlikle tanımlayamam. Doğru olmaz. Süreci görelim, nasıl işleyecek görelim. Gerçekten suçlar ortaya çıkartılacak mı görelim. Ondan sonra görüşümüzü açıklarız.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu Fon krizinden önce sanayisizleştirme tartışılıyordu. Fon kriz çıkınca birden bıçak gibi kesildi. Son durum nedir? Bunun üzerine ne dersiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Sanayisizleşme son günün meselesi değil. Son on yılların meselesi. Evet, Türkiye sanayisizleşiyor. Türkiye patronsuzlaşıyor. Sanayi sektöründe çalışan işçi sayısı, genel işçi sayısı içindeki oran anlamında azalıyor ne yazık ki. Ve Türk iş insanları, sanayiciler büyük zorluklarla karşı karşıyalar. Organize sanayi bölgelerinde iş alanı oluşturmaya çalışan bir Türk iş insanı, metrekaresi 2 bin-3 bin dolarlık alanlarla başa çıkmaya çalışırken, bir Avrupalı aynı niteliklere sahip bir yerde metrekare başına 8 avroluk yatırımla sonuç alabiliyor. Türk sanayicisi yüzde 50’leri aşan faizlerle karşı karşıyayken, Avrupa Birliği’nde sanayiciler yüzde 4 faizle kredi alabiliyorlar. Bu ağır şartlar içerisinde ve aşırı değerli Türk lirasıyla Türk sanayicisinin rekabet gücünü muhafaza etmesi mümkün değil ve bundan dolayı da her geçen gün Türk sanayisi küçülüyor, rekabet gücünü kaybediyor.

Tekstil gibi bir zamanların öncü bir sanayisi Türkiye’den Mısır’a, İtalya’ya, Fas’a, İspanya’ya bile gitmek zorunda kalıyor ya da küçük Balkan ülkelerine kaçmak zorunda kalıyor ve bu öncü sanayi adeta tasfiye olma süreci içerisine girmiş ve Türkiye’de de yeni bir taşıyıcı sanayiden bahsetmemiz ne yazık ki mümkün değil. Bu doğrultuda bir çalışma da yapılmıyor. 2011 sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla ekonominin stratejik aklı ortadan kalkmıştır. Onun için biz Zafer Partisi olarak, ‘İlk ne yapacaksınız iktidara geldiğinizde?’ derseniz, yapacağımız ilk şey Devlet Planlama Teşkilatı’nı kurmak olacak.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Geçtiğimiz günlerde yaptığınız bir basın toplantısında Türkiye’deki bir devlet görevlisinin İsviçre’deki bir bankaya fon geliri göstererek para aktarmaya çalıştığını söylemiştiniz. Fakat yaptığımız bu açıklama biraz muallakta kalmıştı. Bununla ilgili biraz daha konuyu açabilir misiniz? Bu devlet görevlisi kimdir ya da Fatma Betül Sayan Kaya mı bahsettiğiniz kişi? Bu bilgiyle savcılığa suç duyurusunda bulunacak mısınız ya da SPK’ya bilgi verecek misiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Hayır, ben bana gelen bir bilgiyi paylaştım. Bende bir isim veya makam yok. Olsaydı paylaşırdım. Sadece sürecin nasıl işlediğine dair bir bilgi geldi. Ben de bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştım.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum ‘Seçimlerin 16 Nisan 2028 yılında yapılmasını öngörüyorum’ dedi. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Yani saray hakikaten ilginç bir yer. Başbakanlık bürokrasisinin kaldırılmasıyla birlikte devlet rasyonel çalışma imkânını ne yazık ki kaybetti. Önce bu konuda kısaca bir izahat vermek istiyorum arkadaşlar. Başbakanlık bürokrasisi ve başbakan karar alma yetkisine sahip bakanlar, bakanların altında o bakanlığın içinden yetişmiş, bakanlığın kültürünü bilen ama iktidarda olan partiye de yakın olan siyasi teknik kişi olan müsteşar olurdu. Bakanlık içinden geldiği için devlet kültürüne sahip olan bu müsteşar, aynı zamanda bakanlığın meselelerini, bakanlığın çalışanlarını da bilir. Aynı siyasi görüşte olmasalar bile meslektaş olmanın verdiği imkânla o bakanlık içerisinde bir bilgi akışının ve bilgi üretiminin sağlıklı gelişmesini ve bakana, bakanlık aracılığıyla da Bakanlar Kurulu’na iletilmesini sağlar.

Başkanlık sistemine geçince bakanlık bürokrasisi ortadan kalktı. Bakanlıkların politika üretme yetkisi elinden alındı. Bakanlar, meclis dışından atanan sekreterlere döndüler. Bakanların, bakanlıkların gerçekleştireceği politikaları yapma görevi de, üretme görevi de Cumhurbaşkanlığındaki kurullara verildi. Bu arada sarayda da yeni bir bürokrasi oluştu. Bu bürokrasi, devlet bürokrasisinin içinden gelen bir bürokrasi olmaktan çok parti bürokrasisi içinden gelen bir karaktere sahip. Ve bu yapı rasyonel bir yapı değil. Bakın, Dışişleri Bakanlığı’nda şimdi müsteşarımız yok. Eskiden Dışişleri Bakanlığı müsteşarı vardı, müsteşar yardımcıları vardı, müsteşar büyükelçi olurdu. Ve bu kişi bütün bakanlık kademeleri içinden geçmiş kişiydi. Bakana karşı bakanlığın kültürünü ve devletin politikalarını temsil ederdi. Şimdi beş tane bakan yardımcısı var. Bunların üç tanesi büyükelçi kökenli. İki tanesinin kurumla ilgisi yok. Şimdi bu kurumla ilgisi olmayanlardan bir tanesi kurumla o kadar ilgisi yok ki büyükelçiyle başkonsolosun farkını bilmiyor. Durum bu kadar vahim.

Onun için bizim tekrar sağlıklı işleyen bir devlet mekanizmasına, devlet bürokrasisine, müsteşarlık sisteminin geri dönüşüne, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerinin güçlendirilmesine olağanüstü ihtiyacımız var. Bu sorunuza neden böyle bir cevap verdim? Çünkü diyorsunuz ki Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum, değil mi? Evet. Bir açıklama yapmış. Mehmet Uçum kim? Cumhurbaşkanının hukuk işlerinden sorumlu danışmanı. Seçimlerle ne ilgisi var? Hiçbir ilgisi yok. Peki, Mehmet Uçum bir siyasi kimlik mi? Hayır, devlet memuru. Mehmet Uçum seçimlerle ilgili hangi tarihi belirleme yetkisine sahip? Hiçbir tarihi belirleme yetkisine sahip değil.

O yetki Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeydi, ben yanlış hatırlamıyorsam. Doğru değil mi arkadaşlar? Mehmet Uçum’a devrettiler bu yetkiyi de Mehmet Uçum ikide bir neyin nasıl olacağı, hangi tarihte seçim olacağı söylüyor? İşin doğrusu Recep Tayyip Erdoğan dahil Türkiye’de hiç kimse seçimlerin ne zaman olacağını bilmiyor. 2028’de mi olur, 2027’de mi olur? Bunu önümüzdeki süreçteki şartlar gösterecek. Ama biz parti olarak seçim yarın olacakmış gibi çalışıyoruz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “İttifaka nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt

“Bu siyasi sistemin doğası benzer düşünen partilerin bir araya gelmesini gerekli kılıyor. Düşünün, Erdoğan yüzde belki 0,2 oyu olan HÜDA PAR’la ittifak yaptı, değil mi? Çünkü yüzde 50 artı 1 böyle bir ittifak yapılanmasını gerektiriyor. Biz de meseleye bu çerçevede bakıyoruz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Esnafın ve sanayicinin doların serbest bırakılması konusunda ciddi talebi var ve dolar yılbaşında 100 lira olacak gibi bakıyorlar. Daha borsa patladıktan sonra durum ne olacak kimse söyleyemiyor. Bunun için ne diyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Kimse bir şey söyleyemiyor, Ümit Özdağ söylesin diyorsunuz yani. Gerçekten tabii Kocaeli, Türkiye’nin önemli sanayi bölgelerinden bir tanesi. Güçlü bir girişim seviyesi var. Coğrafi olarak da doğru bir yere konumlanmış. Karadeniz’e ve Marmara’ya yakın. Bütün bunlar, İstanbul ve Bursa gibi iki sanayi bölgesine yakın olması, Marmara Bölgesi’nin içinde olması, bunlar çok büyük avantajlar. Ama öte yandan Türkiye’de yaşanan sanayisizleşme sürecinde bütün Türkiye’yi etkilediği gibi, özellikle Kocaeli’ni de ciddi şekilde etkiliyor.

Evet, doların bastırıldığı, dövizin bastırıldığı bir gerçek. Yapay olarak burada tutuluyor. Ama öte yandan peyderpey, her gün biraz artarak, sanki zamana yayılarak bir yükseltme politikası izliyor. Ama bu yeter mi? Bugün sanayiciyle konuştuğumuz zaman, ‘En az 85 lira olması gerekir.’ diyor sanayici, ihracat için. Bahsettiğiniz rakamları ben de duydum ve biz de süreci izliyoruz. Ama ne zaman olur, onu göreceğiz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli anayasayı değişmeli diyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Anayasanın değişmediği yeri kalmadı ama bakın, esas mesele anayasayı değiştirmek değil, var olan anayasayı uygulamak.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu çözüm süreci ve çerçeve yasayla birlikte anayasayı değiştirme, bir referandum ya da Meclis’ten geçirme durumunda, parti olarak duruşunuz ne olur? Böyle bir durumda nasıl tavır alırsınız?” sorusuna verdiği yanıt:

“Duruşumu Silivri’den çektirdiğim fotoğrafla yollarım sana. Çok açık. Hâlâ oradayız. Biz bu süreç karşısında taviz vermeyiz. Cumhuriyetin üniter, laik ve millî devlet niteliğinin ortadan kaldırılmasına, Türkiye’nin Yugoslavyalaştırılmasına, Iraklaştırılmasına, ulus devletin tahrip edilmesine şiddetle karşıyız ve Türk milleti de karşı böyle bir anayasa değişikliğinin Türk milletinden onay alması mümkün değil ve olmayacaktır.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Kocaelispor hakkında neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Kocaelispor’u seviyorum. Ama Bursaspor’u da çok seviyorum. Ama her Türk Fenerbahçeli doğar diyorum. Oğuz Kağan’dan beri böyle. Bunu söylediğim zaman oğlum da Fenerbahçeli, ‘iyi de baba Göktürklerden beri de şampiyon olamıyoruz.’ diyor. Ona da diyecek bir şeyim yok yani. Maalesef öyle.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Önümüzdeki seçimlerde bir ittifak gündeme gelecek. Yeni parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, Millet İttifakı diye, yani Türkiye İttifakı diye bir ittifak ortaya atıyor. Siz bu ittifakta yer alacak mısınız? Daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde biliyorsunuz, Sinan Oğan travması yaşandı. Ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Önce şunu sorayım size. Erdoğan seçimlerde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birinci turda yüzde kaç oy almıştı, hatırlıyor musunuz? Yüzde 49,55. 0,55 daha alsa birinci turda kazanıyordu. 0,55. Neden kazanamadı, biliyor musunuz? Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı olduğu için değil. Zafer Partisi üçüncü adayı çıkarttığı için kazanamadı. Yani sizin travma dediğiniz şey aslında Türk milletine Erdoğan’ın seçilmemesi için ikinci bir şans verdi. Ve biz parti olarak ikinci turda seçilmek istememesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledik ve ikinci turda Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyları 950 bin arttı. Erdoğan’ın oyları, Sinan Oğan destekledi, 750 bin arttı. Özetle bizim parti olarak geçen seçimdeki duruşumuz Türkiye’ye bir ikinci fırsat vermiştir Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda.

Gelelim bundan sonraki seçime. Bundan sonraki seçim için seçim yasasının değişeceği söyleniyor. Barajın farklılaştırılacağı söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı oranının farklılaştırılacağı söyleniyor. Yani daraltılmış bölge seçim sisteminden bahsediliyor. Bilinmeyen çok şey var. Bilinmeyen çok şey üzerinden bilinen çok şey üretmek kolay değil. Bir tek şey üretebiliyorsunuz. O da bu sistemin doğasının ittifakları gerektirdiği.

Şimdi bir ittifak kuruldu. Kimler kurdular? Bak, Erdoğan orada, Bahçeli orada, Öcalan orada, HÜDA PAR orada, Demirtaş orada. Bunlar bir ittifak oldu. Şimdi bu tarafta da bir ittifak oluşacaktır. Şimdi burada karar vermesi gerekenler var. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel de bu ittifaka katılacaklar mı? Bahsettiğim ittifaka. Diyeceksiniz ki nasıl katılırlar? Mecliste Öcalan’a af yasasında evet dedi Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel. Peki, bu af yasasının aynı zamanda bir siyasi proje olduğunu biliyor mu? Biliyoruz.

Onun için biz henüz ittifak tabanının çok netleşmediğini görüyoruz. Bizim için temel kriter, millî, üniter, laik devletten, Atatürk Cumhuriyeti’nden taviz vermeyenlerin ittifakı olur. Ama açılımın yanına geçip ‘Ben Cumhuriyeti savunuyorum.’ demek mümkün değildir. Atatürk’e sadık olup Şeyh Said’le el ele yürüyemezsiniz. Bizim ölçütümüz bu. Atatürk’te birleşelim diyoruz. Millî, üniter, laik Cumhuriyet’te birleşelim diyoruz. O zaman sorun yok.

Mesela şimdi duyuyoruz, bu yasaya karşı Özgür Bey 55 milletvekilini serbest bırakacakmış. Anayasa Mahkemesi’ne davayı götürsünler, kapatma davası açsınlar. O da ilginç bulduk. O zaman siz niye evet dediniz partinin kurumsal yapısı adına? Sizin evet dediğiniz şeye neden milletvekilleriniz hayır dedi? Siz dediniz ki ‘Biz kan akmasını engellemek için evet diyoruz.’ dediniz. 55 milletvekiliniz kan aksın diye mi o zaman hayır dedi?

Biz Atatürk ittifakının içerisindeyiz. Millî, üniter, laik Cumhuriyet ittifakının içerisindeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyenleri de bekleriz. Bu kadar.”

💬 WhatsApp açılıyor...

📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım

Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.

Davut Güleç

Gazeteci, Televizyoncu Uzman Polis-Adliye Muhabiri, Spor Yazarı Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Kayseri İl Temsilcisi TSYD, TİMEF, AVKON, ADD Üyesi TEMA'cı, Kızılay'cı, Dağcı, Trekkingci Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın Sözcüsü Kayseri Spor Adamları Derneği Üyesi Tüm Mücadele Sporları Derneği Üyesi Kent Güvenlik Konseyi Üyesi Alp Disiplini Kayak Milli Hakemi Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri İl Temsilcisi Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi Mezunu

İlgili Haberler

Özdağ: Bir açgözlü çete kişisel menfaatleri için Türk milletine ve ekonomisine ağır zarar vermiştir

Özdağ: Bir açgözlü çete kişisel menfaatleri için Türk milletine ve ekonomisine ağır zarar vermiştir

“VATANDAŞLAR İÇİN SÜRPRİZ OLAN BU FON KRİZİ TÜRKİYE’Yİ YÖNETENLER İÇİN BİR SÜRPRİZ OLMAMIŞTIR”

“BU PARA KAYBOLMADI, ÇALINDI. ÇALINAN PARANIN GERİ VERİLMESİ GEREKİYOR”

“BİR AÇGÖZLÜ ÇETE KİŞİSEL MENFAATLERİ İÇİN TÜRK MİLLETİNE VE TÜRK EKONOMİSİNE AĞIR ZARAR VERMİŞTİR”

“DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI’NIN KAPATILMASIYLA EKONOMİNİN STRATEJİK AKLI ORTADAN KALKMIŞTIR”

“RECEP TAYYİP ERDOĞAN DAHİL TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE SEÇİMLERİN NE ZAMAN OLACAĞINI BİLMİYOR”

“ATATÜRK’E SADIK OLUP ŞEYH SAİD’LE EL ELE YÜRÜYEMEZSİNİZ”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kocaeli’nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“BU MİLLETİN DİNİ VE MİLLİ KUTSALLARINA HAKARET ETMEK HİÇ KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR”

Özdağ; eski Refah Partisi Milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e, Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına ve Gazi Meclise yönelik sözlerine karşı gösterdiği tepki nedeniyle Yılmaz’ın şikayeti üzerine hakkında açılan ‘tehdit’ davasında bugün hâkim karşısına çıktı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ, Şevki Yılmaz’ın sözlerine yönelik ‘Bir gün karşılaşırsak sana kim soylu, kim soysuz gösteririm’ şeklindeki ifadesinin tehdit olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek ‘Ben siyaset bilimi alanında profesörüm. Eğer ben boksör olsam bundan çıkarılacak şey dövmek olur. Ama siyaset biliminde çalışmalar yapan bir akademisyen olarak benim göstereceğim şey fiziksel şiddet değil, bilgiye dair evraktır’ dedi. Mahkeme, suç vasfının tehditten hakarete değişmesi nedeniyle duruşmayı 4 Kasım’a erteledi.

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Eski milletvekili Şevki Yılmaz katıldığı bir düğünde, ki düğünün taraflarından birisi Osmanlı hanedan mensuplarından bir kişiydi, ‘hanedanı yurt dışına süren soysuzlar’ ifadesini kullandı. Hanedanın yurt dışına sürülmesi kararı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dönemin hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınmıştır.

Yani Şevki Yılmaz açık bir şekilde İstiklal Harbimizin önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu, kurucu kadroları ve Gazi Meclise hakaret etmiştir. Hemen orada düğünde bulunan rahmetli büyük tarihçi İlber Ortaylı buna sert bir tepki vermiştir. Diğer siyasilerden de çok sert tepkiler gelmiştir.

Ben de bir siyaset bilimi profesörü olarak ve bu dönemle ilgili doktora tezi yazmış bir akademisyen olarak kendisine ‘eğer karşılaşırsak soylunun soysuzun kim olduğunu size gösteririm’ dedim. Gerçekten de karşılaşsaydık belgeleriyle kimin soysuzluk yaptığını, kimin işgale evet dediğini, kimin Türk milleti Sakarya kıyısında bir İstiklal Harbi verirken, ölüm kalım savaşı verirken nikah kıydığını teker teker anlatırdım.

Bundan dolayı başkalarına dava açtı mı? Ama bana dava açtı kendisi tehditten. Bugün mahkeme tehdit suçunun oluşmadığına, olsa olsa bunun hakaret olarak değerlendirilebileceğine ama bunun da görüşülmesi gerektiğine dair bir karar aldı ve ayın 4’üne erteledi. Ayın 4’ünde nihai kararı verecek. İnşallah adaletin yüzünü ağartacak bir karar olur.

Hiç kimse Atatürk’e ve kurucu kadrolarımıza küfredemez. Ne zaman küfrederlerse ne zaman hakaret ederlerse bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadelemize devam ederiz ve karşı çıkmaya devam ederiz. Bu milletin kutsalları vardır. Bu milletin dini kutsallarına da milli kutsallarına da hakaret etmek hiç kimsenin haddi değildir.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bir dizi çalışma kapsamında Kocaeli’nde bulunuyoruz. Bugün benimle birlikte Ankara’dan Partimizin Sözcüsü Sayın Azmi Karamahmutoğlu geldi. Yine Basınla İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Nazif Okumuş burada. Kendisi sizin hemşeriniz de sayılır. Ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Fikret Artan da heyetimizde. Genel İdare Kurulu üyelerimiz buradalar. Özetle, güçlü bir heyetle birlikte bugün Kocaeli’nde temaslarda bulunacağız. Vatandaşla bir araya geleceğiz. Yine Ticaret Odası ziyareti gerçekleştireceğiz ve Zafer Partisi’nin ekonomik politikalarıyla, tarım ve hayvancılıkla ilgili politikalarıyla ilgili görüşlerimizi ve dosyalarımızı kendileriyle paylaşacağız.

Sabahleyin de bir davam vardı. Şevki Yılmaz’ın benimle ilgili yapmış olduğu bir suç duyurusundan kaynaklanan, Şevki Yılmaz’ın katılmış olduğu ve taraflardan birisinin Osmanlı hanedanı mensubu olduğu düğünde, ‘Osmanlı hanedanını yurt dışına süren soysuzlar’ diye Mustafa Kemal Atatürk’e, kurucu Meclis’e, Gazi Meclis’e hakaret etmişti. Bunun üzerine ben de birçok siyasi ve Türk vatandaşı gibi tepkiler gösterdim. Bundan sonra da Atatürk’e, Cumhuriyetimizin aziz kurucularına hakaret edenlere, haksız saldıranlara karşı gereken cevabı kararlılıkla vermeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz, ben Şeyh Said’e hain dediği için ceza almış bir Genel Başkanım ve bu da benim en büyük övünçlerimden bir tanesidir. Bu kararı çerçeveletip, ceza aldığım kararı Genel Merkezin girişine asacağım ve tabii ki bu kararın bozulması için gereken her türlü hukuki girişimde bulunacağım. Ama İstiklal Harbi’ne, Kurtuluş Savaşı’nın aziz kahramanlarına, Türkiye’nin birliğini müdafaa etmek için kanını ve canını veren aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin anısına sadakat de bizim yapmış olduğumuz şeyi yapmayı gerektiriyor. Bugüne kadar nasıl bu konularda tavizsiz olduysak, bundan sonra da tavizsiz olmaya devam edeceğiz.

Tabii, ülkemizin çok farklı ve her birisi birbirinden ağır gündemleri var ve bugün bu gündemlerin başında yedi seneden beri devam eden fakirleşme, enflasyon, paranın değer kaybı, üretimin sanayide ve tarımda azalması, işsizliğin artması başlıkları altında toplayacağımız ekonomik buhranı daha da derinleştiren bir gelişme yaşıyoruz. Gerçekleşen fon yolsuzluğu. Bu fon yolsuzluğunun 20 milyar dolarlık bir zarara sahip olduğu ifade edilmekle birlikte, ortaya çıkardığı ekonomik zarar zaten ağır bir buhran sürecinden geçen ülkemiz için çok daha ağır ve çok daha büyük rakamlara ulaşıyor ve adeta bu darbeyle, zaten iktidarın çıkış için bir perspektif koyamadığı ekonomik buhran daha da ağırlaşarak devam edecek.

Bu yaşanan fon kriziyle ilgili ilk günden itibaren sorduğumuz ve sormaya devam edeceğimiz sorular var. Bazı yurttaşlarımız, yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümü için bu fon krizi çok şaşırtıcı oldu, bilgimiz dışındaydı, aniden gerçekleşti. Ancak bu fon krizi Türkiye’yi yönetenler için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi Mehmet Şimşek için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi Sermaye Piyasaları Kurulu için bir sürpriz olmamıştır. Bu fon krizi MASAK için bir sürpriz olmamıştır. Ve bu fon krizi Adalet Bakanlığı için de bir sürpriz olmamıştır. Hatta ilk bu konuda İstanbul Başsavcılığı’nın 2025 Şubat’ında yazmış olduğu bir de evrak var. Buna rağmen, göz göre göre bu büyük ekonomik yıkım, büyük manipülasyon aylarca sürmüş. Hemen o gün harekete geçilseydi, çok daha küçük bir zararla atlatılabilecek olan bir manipülasyon süreci, 20 milyar doları aşan bir maliyete ve doğrudan 500 binin üzerinde insana zarar verecek bir hale gelmiştir.

Peki, bu yaşanan süreç Şubat 2025’ten beri biliniyorsa, daha sonra Maliye Bakanı açıklama yapıp bu konuda ‘manipülasyonların yapıldığını duyuyoruz’ diyorsa, neden karar almakta bu kadar gecikilmiş ve ancak bu manipülasyon elde patlayınca harekete geçirilmiştir? Bu hâlâ cevabı verilmemiş bir sorudur. Türk ekonomisindeki bütün önemli gelişmelerden haberi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçten, bu manipülasyondan haberi ne zaman olmuştur? Bunu da bilmiyoruz. Bu haber kendisine hangi makam tarafından verilmiştir? Adalet Bakanı tarafından mı, Maliye Bakanı tarafından mı verilmiştir? Bu patladıktan sonra mı verilmiştir? Patlamadan önce mi verilmiştir? Patlamadan ne kadar önce verilmiştir? Bunları da bilmiyoruz.

Ama bundan sonra adli takibatın kararlılıkla gerçekleştirilmesini, bütün suçluların tespit edilmesini ve suçluların tespitinin ötesinde çalınan paranın devlet kasasına iade edilmesini ve zararların da manipülatörlerden alınacak parayla karşılanması gerektiğini düşünüyoruz. Asla bu büyük zarar Türk halkının sırtına yüklenmemelidir, yüklenemez. Evet, bu süreçte mağdur olan insanlar rulet oynamamışlardır, poker oynamamışlar. Devletin güvence verdiği kurumlarda, yasal olduğunu düşündükleri fonlarda alım satım yapmışlardır. Onun için bu insanları suçlamak mümkün değildir. Ama bu insanlar kazandığı zaman nasıl millet ortak olmuyorsa, kaybettikleri zaman da milletin ödemesi beklenemez. Ama madem devlet bunun güvencesini verdi, çoğu küçük yatırımcı olan bu 500 bin insan ortada bırakılamaz. Bu para kaybolmadı. Bu para çalındı. Bu çalınan paranın geri verilmesi gerekiyor.

Ama şimdi Fatma Betül Sayan’ın 2,2 milyar TL’yi ödediği söyleniyor. Kim söylüyor arkadaşlar? Burada 20 tane gazeteci var. Bu 20 gazeteciden birisi şu makam söyledi desin, ben de bütün Türkiye’ye duyurayım. Bilmiyorsunuz, değil mi? Bakın, ilk Ekonomi.com’da çıkıyor, belirtiliyor. Kaynak yok. Sonra herkes orayı referans alıyor. Peki, bu para nereye ödendi? O da yok. Hazineye yatırıldığına dair belge olması lazım. Onu gördük mü? Hayır, görmedik. Ayrıca iki katının ödenmesi lazım. Yani 4,4 ödenmesi lazım. Bundan da hiç bahsedilmiyor. Bizim endişemiz, bu konunun zamana yayılarak yine güçlüler lehine çözülme potansiyelinin çok yüksek olmasıdır. Bundan açık şekilde endişe duyuyoruz. Onun için Zafer Partisi Genel Merkezinde bu konuyu takipte görevli bir komisyon oluşturduk ve bu komisyon saatlik olarak bütün gelişmeleri takip ediyor ve etmeye bundan sonra da devam edecek arkadaşlar. Çünkü milletin parası çalınmıştır, milletin emeği çalınmıştır.

Ama en az bunlar kadar ağır bir tahribat daha vermiştir bu süreç. Dünya ekonomi basınını taradık. Arkadaşlar, Türkiye’deki fon manipülasyonuyla ilgili İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Japonca, Çince, İspanyolca on binlerce haber var. Dünya televizyonlarında bu konu saatlerce haber yapılmış. Bütün büyük finansal yayınlar, ki bunlar sadece üyelerinin izleyebildiği, ücretle abone olunabilen yayınlar, bu hadiseden bahsediyorlar. Şimdi Türkiye’ye çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırım gelir mi böyle bir ortamda? Gelmediği gibi, olanlar da hızla terk ediyorlar. Arkadaşlar, bir açgözlü çete, kişisel menfaatleri için doymak bilmeyen hırsıyla Türk milletine ağır zarar vermiştir, Türk ekonomisine ağır zarar vermiştir. Bunlar bir suç şebekesidir. Bunları iş insanı olarak görmemek lazım.

Ortadaki rakamlar inanılır gibi değil. Dün akşam gördüm, bir utanmaz şöyle söylüyor: ‘Efendim,’ diyor, ‘çalınan para diyor 800 milyar TL. Fatma Betül Sayan Kaya’nın sorumlu olduğu 2 milyar diyor. Ya 400’de biri diyor, niye bu kadına yükleniyorsunuz?’ diyor. Arkadaşlar, bakın size bir şey söyleyeceğim. 2 milyar 170 milyon TL. Eğer emekliyseniz bu parayı maaşınızla biriktirirseniz 7 bin 678 yılda biriktirebiliyorsunuz. Eğer asgari ücretliyseniz bu parayı 6 bin 440 yılda biriktirebiliyorsunuz. Ama şanslı bir ailenin AK Partili mensubuysanız bu parayı üç ayda kazanıyorsunuz. Durum budur. Buna kazanç denilemez. Ve bu para 400’de biri oluşturuyor. Peki, geriye kalan para nerede?

Şimdi devletin görevi bu çalınan parayı bulmak. Sadece nakit değil, bunların sahiplerinin menkul, gayrimenkul, her şeyine el koymak. Her şeyine. Amerika’da benzer bir fon skandalı oldu. Fonun sahibinin iç çamaşırları bile satılarak mağdurların parası ödendi. Aynı şey burada da olmalı ki kurumlara olan inanç tekrar geri gelsin. Bugün kurumlara inanç ortadan kalkmış durumda. Şimdi bakıyoruz arkadaşlar, tutuklamalara, gözaltılara. Biraz önce bir haber düştü. Sizinle de paylaşayım. Muhtemelen duymadınız. Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Nereye giderse gitsin, en güvendiğimiz kurumların başında bile olsalar, o kurumlara güvenin tazelenmesi için bu sürecin parçası olan herkesin muhakkak hesap vermesi gerekiyor. Türk adaleti için önemli bir sınavla karşı karşıyayız ve biz de bu sınavın nasıl geçeceğini Türk milleti adına denetleme ve gerçekleri milletle paylaşma konusunda kararlıyız.”

Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu fon krizine ilişkin geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dün akşam da Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamaları oldu. Cumhur İttifakı’ndan bu sürece karşı açıklamalar geliyor. Bunun haricinde de Fatma Betül Sayan Kaya’nın da eski bir bakan ve AK Partili bir siyasetçi olduğunu da göz önünde bulundurursak, siz bu açıklamaları samimi biliyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Bu açıklamaların samimi olup olmadığını önümüzdeki süreçte yürütülecek soruşturma ve soruşturmanın gidişatı belirleyecektir. Bugünden kimseyi samimiyetle veya samimiyetsizlikle tanımlayamam. Doğru olmaz. Süreci görelim, nasıl işleyecek görelim. Gerçekten suçlar ortaya çıkartılacak mı görelim. Ondan sonra görüşümüzü açıklarız.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu Fon krizinden önce sanayisizleştirme tartışılıyordu. Fon kriz çıkınca birden bıçak gibi kesildi. Son durum nedir? Bunun üzerine ne dersiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Sanayisizleşme son günün meselesi değil. Son on yılların meselesi. Evet, Türkiye sanayisizleşiyor. Türkiye patronsuzlaşıyor. Sanayi sektöründe çalışan işçi sayısı, genel işçi sayısı içindeki oran anlamında azalıyor ne yazık ki. Ve Türk iş insanları, sanayiciler büyük zorluklarla karşı karşıyalar. Organize sanayi bölgelerinde iş alanı oluşturmaya çalışan bir Türk iş insanı, metrekaresi 2 bin-3 bin dolarlık alanlarla başa çıkmaya çalışırken, bir Avrupalı aynı niteliklere sahip bir yerde metrekare başına 8 avroluk yatırımla sonuç alabiliyor. Türk sanayicisi yüzde 50’leri aşan faizlerle karşı karşıyayken, Avrupa Birliği’nde sanayiciler yüzde 4 faizle kredi alabiliyorlar. Bu ağır şartlar içerisinde ve aşırı değerli Türk lirasıyla Türk sanayicisinin rekabet gücünü muhafaza etmesi mümkün değil ve bundan dolayı da her geçen gün Türk sanayisi küçülüyor, rekabet gücünü kaybediyor.

Tekstil gibi bir zamanların öncü bir sanayisi Türkiye’den Mısır’a, İtalya’ya, Fas’a, İspanya’ya bile gitmek zorunda kalıyor ya da küçük Balkan ülkelerine kaçmak zorunda kalıyor ve bu öncü sanayi adeta tasfiye olma süreci içerisine girmiş ve Türkiye’de de yeni bir taşıyıcı sanayiden bahsetmemiz ne yazık ki mümkün değil. Bu doğrultuda bir çalışma da yapılmıyor. 2011 sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla ekonominin stratejik aklı ortadan kalkmıştır. Onun için biz Zafer Partisi olarak, ‘İlk ne yapacaksınız iktidara geldiğinizde?’ derseniz, yapacağımız ilk şey Devlet Planlama Teşkilatı’nı kurmak olacak.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Geçtiğimiz günlerde yaptığınız bir basın toplantısında Türkiye’deki bir devlet görevlisinin İsviçre’deki bir bankaya fon geliri göstererek para aktarmaya çalıştığını söylemiştiniz. Fakat yaptığımız bu açıklama biraz muallakta kalmıştı. Bununla ilgili biraz daha konuyu açabilir misiniz? Bu devlet görevlisi kimdir ya da Fatma Betül Sayan Kaya mı bahsettiğiniz kişi? Bu bilgiyle savcılığa suç duyurusunda bulunacak mısınız ya da SPK’ya bilgi verecek misiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Hayır, ben bana gelen bir bilgiyi paylaştım. Bende bir isim veya makam yok. Olsaydı paylaşırdım. Sadece sürecin nasıl işlediğine dair bir bilgi geldi. Ben de bu bilgiyi kamuoyuyla paylaştım.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum ‘Seçimlerin 16 Nisan 2028 yılında yapılmasını öngörüyorum’ dedi. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Yani saray hakikaten ilginç bir yer. Başbakanlık bürokrasisinin kaldırılmasıyla birlikte devlet rasyonel çalışma imkânını ne yazık ki kaybetti. Önce bu konuda kısaca bir izahat vermek istiyorum arkadaşlar. Başbakanlık bürokrasisi ve başbakan karar alma yetkisine sahip bakanlar, bakanların altında o bakanlığın içinden yetişmiş, bakanlığın kültürünü bilen ama iktidarda olan partiye de yakın olan siyasi teknik kişi olan müsteşar olurdu. Bakanlık içinden geldiği için devlet kültürüne sahip olan bu müsteşar, aynı zamanda bakanlığın meselelerini, bakanlığın çalışanlarını da bilir. Aynı siyasi görüşte olmasalar bile meslektaş olmanın verdiği imkânla o bakanlık içerisinde bir bilgi akışının ve bilgi üretiminin sağlıklı gelişmesini ve bakana, bakanlık aracılığıyla da Bakanlar Kurulu’na iletilmesini sağlar.

Başkanlık sistemine geçince bakanlık bürokrasisi ortadan kalktı. Bakanlıkların politika üretme yetkisi elinden alındı. Bakanlar, meclis dışından atanan sekreterlere döndüler. Bakanların, bakanlıkların gerçekleştireceği politikaları yapma görevi de, üretme görevi de Cumhurbaşkanlığındaki kurullara verildi. Bu arada sarayda da yeni bir bürokrasi oluştu. Bu bürokrasi, devlet bürokrasisinin içinden gelen bir bürokrasi olmaktan çok parti bürokrasisi içinden gelen bir karaktere sahip. Ve bu yapı rasyonel bir yapı değil. Bakın, Dışişleri Bakanlığı’nda şimdi müsteşarımız yok. Eskiden Dışişleri Bakanlığı müsteşarı vardı, müsteşar yardımcıları vardı, müsteşar büyükelçi olurdu. Ve bu kişi bütün bakanlık kademeleri içinden geçmiş kişiydi. Bakana karşı bakanlığın kültürünü ve devletin politikalarını temsil ederdi. Şimdi beş tane bakan yardımcısı var. Bunların üç tanesi büyükelçi kökenli. İki tanesinin kurumla ilgisi yok. Şimdi bu kurumla ilgisi olmayanlardan bir tanesi kurumla o kadar ilgisi yok ki büyükelçiyle başkonsolosun farkını bilmiyor. Durum bu kadar vahim.

Onun için bizim tekrar sağlıklı işleyen bir devlet mekanizmasına, devlet bürokrasisine, müsteşarlık sisteminin geri dönüşüne, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerinin güçlendirilmesine olağanüstü ihtiyacımız var. Bu sorunuza neden böyle bir cevap verdim? Çünkü diyorsunuz ki Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum, değil mi? Evet. Bir açıklama yapmış. Mehmet Uçum kim? Cumhurbaşkanının hukuk işlerinden sorumlu danışmanı. Seçimlerle ne ilgisi var? Hiçbir ilgisi yok. Peki, Mehmet Uçum bir siyasi kimlik mi? Hayır, devlet memuru. Mehmet Uçum seçimlerle ilgili hangi tarihi belirleme yetkisine sahip? Hiçbir tarihi belirleme yetkisine sahip değil.

O yetki Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeydi, ben yanlış hatırlamıyorsam. Doğru değil mi arkadaşlar? Mehmet Uçum’a devrettiler bu yetkiyi de Mehmet Uçum ikide bir neyin nasıl olacağı, hangi tarihte seçim olacağı söylüyor? İşin doğrusu Recep Tayyip Erdoğan dahil Türkiye’de hiç kimse seçimlerin ne zaman olacağını bilmiyor. 2028’de mi olur, 2027’de mi olur? Bunu önümüzdeki süreçteki şartlar gösterecek. Ama biz parti olarak seçim yarın olacakmış gibi çalışıyoruz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “İttifaka nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt

“Bu siyasi sistemin doğası benzer düşünen partilerin bir araya gelmesini gerekli kılıyor. Düşünün, Erdoğan yüzde belki 0,2 oyu olan HÜDA PAR’la ittifak yaptı, değil mi? Çünkü yüzde 50 artı 1 böyle bir ittifak yapılanmasını gerektiriyor. Biz de meseleye bu çerçevede bakıyoruz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Esnafın ve sanayicinin doların serbest bırakılması konusunda ciddi talebi var ve dolar yılbaşında 100 lira olacak gibi bakıyorlar. Daha borsa patladıktan sonra durum ne olacak kimse söyleyemiyor. Bunun için ne diyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Kimse bir şey söyleyemiyor, Ümit Özdağ söylesin diyorsunuz yani. Gerçekten tabii Kocaeli, Türkiye’nin önemli sanayi bölgelerinden bir tanesi. Güçlü bir girişim seviyesi var. Coğrafi olarak da doğru bir yere konumlanmış. Karadeniz’e ve Marmara’ya yakın. Bütün bunlar, İstanbul ve Bursa gibi iki sanayi bölgesine yakın olması, Marmara Bölgesi’nin içinde olması, bunlar çok büyük avantajlar. Ama öte yandan Türkiye’de yaşanan sanayisizleşme sürecinde bütün Türkiye’yi etkilediği gibi, özellikle Kocaeli’ni de ciddi şekilde etkiliyor.

Evet, doların bastırıldığı, dövizin bastırıldığı bir gerçek. Yapay olarak burada tutuluyor. Ama öte yandan peyderpey, her gün biraz artarak, sanki zamana yayılarak bir yükseltme politikası izliyor. Ama bu yeter mi? Bugün sanayiciyle konuştuğumuz zaman, ‘En az 85 lira olması gerekir.’ diyor sanayici, ihracat için. Bahsettiğiniz rakamları ben de duydum ve biz de süreci izliyoruz. Ama ne zaman olur, onu göreceğiz.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli anayasayı değişmeli diyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Anayasanın değişmediği yeri kalmadı ama bakın, esas mesele anayasayı değiştirmek değil, var olan anayasayı uygulamak.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bu çözüm süreci ve çerçeve yasayla birlikte anayasayı değiştirme, bir referandum ya da Meclis’ten geçirme durumunda, parti olarak duruşunuz ne olur? Böyle bir durumda nasıl tavır alırsınız?” sorusuna verdiği yanıt:

“Duruşumu Silivri’den çektirdiğim fotoğrafla yollarım sana. Çok açık. Hâlâ oradayız. Biz bu süreç karşısında taviz vermeyiz. Cumhuriyetin üniter, laik ve millî devlet niteliğinin ortadan kaldırılmasına, Türkiye’nin Yugoslavyalaştırılmasına, Iraklaştırılmasına, ulus devletin tahrip edilmesine şiddetle karşıyız ve Türk milleti de karşı böyle bir anayasa değişikliğinin Türk milletinden onay alması mümkün değil ve olmayacaktır.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Kocaelispor hakkında neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Kocaelispor’u seviyorum. Ama Bursaspor’u da çok seviyorum. Ama her Türk Fenerbahçeli doğar diyorum. Oğuz Kağan’dan beri böyle. Bunu söylediğim zaman oğlum da Fenerbahçeli, ‘iyi de baba Göktürklerden beri de şampiyon olamıyoruz.’ diyor. Ona da diyecek bir şeyim yok yani. Maalesef öyle.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Önümüzdeki seçimlerde bir ittifak gündeme gelecek. Yeni parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, Millet İttifakı diye, yani Türkiye İttifakı diye bir ittifak ortaya atıyor. Siz bu ittifakta yer alacak mısınız? Daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde biliyorsunuz, Sinan Oğan travması yaşandı. Ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Önce şunu sorayım size. Erdoğan seçimlerde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birinci turda yüzde kaç oy almıştı, hatırlıyor musunuz? Yüzde 49,55. 0,55 daha alsa birinci turda kazanıyordu. 0,55. Neden kazanamadı, biliyor musunuz? Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı olduğu için değil. Zafer Partisi üçüncü adayı çıkarttığı için kazanamadı. Yani sizin travma dediğiniz şey aslında Türk milletine Erdoğan’ın seçilmemesi için ikinci bir şans verdi. Ve biz parti olarak ikinci turda seçilmek istememesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledik ve ikinci turda Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyları 950 bin arttı. Erdoğan’ın oyları, Sinan Oğan destekledi, 750 bin arttı. Özetle bizim parti olarak geçen seçimdeki duruşumuz Türkiye’ye bir ikinci fırsat vermiştir Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda.

Gelelim bundan sonraki seçime. Bundan sonraki seçim için seçim yasasının değişeceği söyleniyor. Barajın farklılaştırılacağı söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı oranının farklılaştırılacağı söyleniyor. Yani daraltılmış bölge seçim sisteminden bahsediliyor. Bilinmeyen çok şey var. Bilinmeyen çok şey üzerinden bilinen çok şey üretmek kolay değil. Bir tek şey üretebiliyorsunuz. O da bu sistemin doğasının ittifakları gerektirdiği.

Şimdi bir ittifak kuruldu. Kimler kurdular? Bak, Erdoğan orada, Bahçeli orada, Öcalan orada, HÜDA PAR orada, Demirtaş orada. Bunlar bir ittifak oldu. Şimdi bu tarafta da bir ittifak oluşacaktır. Şimdi burada karar vermesi gerekenler var. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel de bu ittifaka katılacaklar mı? Bahsettiğim ittifaka. Diyeceksiniz ki nasıl katılırlar? Mecliste Öcalan’a af yasasında evet dedi Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel. Peki, bu af yasasının aynı zamanda bir siyasi proje olduğunu biliyor mu? Biliyoruz.

Onun için biz henüz ittifak tabanının çok netleşmediğini görüyoruz. Bizim için temel kriter, millî, üniter, laik devletten, Atatürk Cumhuriyeti’nden taviz vermeyenlerin ittifakı olur. Ama açılımın yanına geçip ‘Ben Cumhuriyeti savunuyorum.’ demek mümkün değildir. Atatürk’e sadık olup Şeyh Said’le el ele yürüyemezsiniz. Bizim ölçütümüz bu. Atatürk’te birleşelim diyoruz. Millî, üniter, laik Cumhuriyet’te birleşelim diyoruz. O zaman sorun yok.

Mesela şimdi duyuyoruz, bu yasaya karşı Özgür Bey 55 milletvekilini serbest bırakacakmış. Anayasa Mahkemesi’ne davayı götürsünler, kapatma davası açsınlar. O da ilginç bulduk. O zaman siz niye evet dediniz partinin kurumsal yapısı adına? Sizin evet dediğiniz şeye neden milletvekilleriniz hayır dedi? Siz dediniz ki ‘Biz kan akmasını engellemek için evet diyoruz.’ dediniz. 55 milletvekiliniz kan aksın diye mi o zaman hayır dedi?

Biz Atatürk ittifakının içerisindeyiz. Millî, üniter, laik Cumhuriyet ittifakının içerisindeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyenleri de bekleriz. Bu kadar.”

Haber Seçenekleri

Haber metnini kopyalayabilir veya kapak görselini indirebilirsiniz.

Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Uygulamayı ana ekranınıza ekleyin, internet bağlantısı olmadan da haberlere ulaşın!

iPhone / iPad için:
1. Alttaki Paylaş butonuna ( ⬆️ ) dokunun
2. "Ana Ekrana Ekle" seçeneğini seçin
3. Sağ üstten "Ekle" butonuna basın