
Ağrı Turizmde Yeni Zirveye Tırmanıyor Doğa, Spor ve Şifa Rotası Güçleniyor
Türkiye’nin en yüksek noktası olan Ağrı Dağı, 5.137 metrelik zirvesiyle yalnızca doğa tutkunlarının değil, spor turizminin de yeni gözdesi haline geliyor. Dağcılık ve trekking rotalarıyla uzun yıllardır uluslararası sporcuları ağırlayan bölge, 2026 itibarıyla enduro ve ATV yarışları gibi ekstrem spor organizasyonlarına ev sahipliği yaparak turizm çeşitliliğini artırdı.
Her yıl özellikle Temmuz ayında dünyanın farklı noktalarından dağcıları ağırlayan Ağrı Dağı, yeni spor etkinlikleriyle birlikte doğa turizminin yanı sıra motor sporlarında da küresel bir marka olma yolunda ilerliyor. Bu gelişmelerin, bölge ekonomisine canlılık kazandırması ve yerel halk için yeni gelir alanları oluşturması bekleniyor.
Bölgenin turizm potansiyelini dört mevsime yayma hedefi doğrultusunda, kış turizmine uygun tırmanış rotalarının geliştirilmesi ve altyapı yatırımlarının artırılması da planlanıyor.
Tarihin Zirvesinde Bir Miras İshak Paşa Sarayı
İshak Paşa Sarayı, Osmanlı’dan günümüze ulaşan en görkemli yapılardan biri olarak bölge turizminin simge noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Doğubayazıt’ta yüksek bir tepe üzerine kurulu olan saray, stratejik konumu ve etkileyici mimarisiyle ziyaretçilerini adeta geçmişte bir yolculuğa çıkarıyor.
Selçuklu, Osmanlı ve Avrupa Barok sanatının izlerini bir arada taşıyan yapı; anıtsal taç kapısı, taş işçiliği, tek kubbeli camisi ve iki renkli taşlarla örülmüş minaresiyle dikkat çekiyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan saray, yılda ortalama 300 bin ziyaretçi ağırlarken, 2026 yılında bu sayının 500 bine ulaşması hedefleniyor.
Şifa ve Sürdürülebilirliğin Buluşma Noktası Diyadin Kaplıcaları
Diyadin Kaplıcaları, sağlık turizmi ve sürdürülebilir üretimi bir araya getiren önemli destinasyonlardan biri olarak öne çıkıyor. Murat Nehri kıyısında konumlanan ve 60-70 derece sıcaklığa ulaşan termal sular; zengin mineral içeriği sayesinde pek çok rahatsızlığa destekleyici etkiler sunuyor.
Doğal traverten oluşumlarıyla görsel açıdan da dikkat çeken kaplıcalar, özellikle yaz aylarında yoğun ilgi görürken, artan konaklama yatırımlarıyla birlikte yıl boyunca ziyaretçi ağırlama kapasitesini artırıyor.
Öte yandan bölgede jeotermal kaynaklarla ısıtılan modern seralarda yılın 12 ayı üretim yapılması, Diyadin’i yalnızca sağlık turizmiyle değil, sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla da öne çıkarıyor. -30 dereceye kadar düşen hava sıcaklıklarına rağmen devam eden üretim modeli, bölge ekonomisine önemli katkı sağlıyor.
DOĞANIN ÇOK SESLİ HAFIZASINA ÇAĞDAŞ SANATTAN BİR YOLCULUK
Doğanın hafızasını çağdaş sanatın farklı disiplinleriyle buluşturan “Symphony of the Earth” sergisi, 16 Temmuz’da Galeri Işık Teşvikiye’de kapılarını açtı. Küratörlüğünü Zeynep Albeniz Erbelger’in üstlendiği sergi, dokuz sanatçının resim, heykel ve farklı üretimlerinden oluşan seçkisiyle doğanın dönüşümünü, zamanın izlerini ve yeryüzünün çok katmanlı yapısını sanatseverlerle buluşturuyor. Sergi, 10 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek.
Doğanın tek bir sesten değil, birbirine karışan sayısız ritimden oluşan canlı bir bütün olduğu fikrinden yola çıkan “Symphony of the Earth”, çağdaş sanatın farklı ifade biçimlerini ortak bir anlatıda buluşturuyor. 16 Temmuz’da kapılarını açan sergi, zaman, dönüşüm ve yeryüzünün hafızasını odağına alan eserleriyle ziyaretçileri doğaya farklı bir perspektiften bakmaya davet ediyor.
Gustav Mahler’in “Bir senfoni, dünya gibi olmalıdır. Her şeyi içine almalıdır.” sözünden ilham alan sergi, resimden heykele uzanan seçkisiyle yeryüzünün görünür ve görünmeyen katmanlarını sanat aracılığıyla yeniden yorumluyor. Doğanın hafızasına, zamanın izlerine ve yaşamın sürekli dönüşümüne odaklanan eserler, izleyiciyi dünyanın çok sesli yapısı üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor.
Doğanın Ortak Hafızasına Sanatsal Bir Yolculuk
Küratörlüğünü Zeynep Albeniz Erbelger’in üstlendiği sergi, doğadaki armoninin yalnızca uyumdan değil; farklı ritimlerin, dönüşümlerin ve karşılaşmaların bir araya gelişinden oluştuğu fikrini merkeze alıyor. Sergide yer alan her eser, toprağın, suyun, rüzgârın ve zamanın bıraktığı izleri farklı bakış açılarıyla yorumlayarak ortak bir anlatının parçasına dönüşüyor.
Sergi, doğayı yalnızca gözlemlenen bir manzara olarak değil; insanın birlikte var olduğu, sürekli dönüşen canlı bir alan olarak ele alıyor. Mağara ile beden, kaya ile kent, doğal olan ile inşa edilmiş olan arasındaki ilişkileri sorgulayan eserler; jeolojik zaman, hafıza, dönüşüm ve insan-doğa etkileşimi üzerine çok katmanlı bir düşünme alanı açıyor. Böylece ziyaretçiler, doğayı açıklayan değil, onunla yeniden karşılaşmayı öneren bir sanat deneyimine davet ediliyor.
“Doğayı Yeniden Görmeye Değil, Onunla Yeniden Karşılaşmaya Davet Ediyoruz”
Serginin çıkış noktasını anlatan sergi küratörü Zeynep Albeniz Erbelger, “Symphony of the Earth, doğayı temsil etmeye çalışan bir sergi değil; yeryüzüyle kurduğumuz ilişkinin farklı biçimlerini yan yana getiren bir düşünme alanı öneriyor. Burada doğa bir arka plan değil, her eserin içine sızan, kimi zaman görünür olan, kimi zaman geri çekilen ama her zaman hissedilen bir varlık. Tıpkı bir senfoni gibi, anlam da tek bir seste değil; farklı seslerin, boşlukların ve karşılaşmaların bir aradalığında ortaya çıkıyor. Bu nedenle ziyaretçileri doğaya yeniden bakmaya değil, onunla yeniden karşılaşmaya davet ediyoruz.” ifadelerini kulland
Dokuz Sanatçıdan Doğaya Dokuz Farklı Yaklaşım
Soyhan Baltacı, Serdar Acar, Burak Kutlay, Nilüfer Yıldırım, Nilay Özenbay, Elif Nadas, H. Merve Güç, Özge Kahraman ve Selin Aral’ın eserlerinden oluşan seçki; resim, heykel ve farklı çağdaş sanat disiplinleri aracılığıyla doğanın görünür ve görünmeyen katmanlarını farklı estetik yaklaşımlarla yorumluyor. Her sanatçı, yeryüzünün hafızasına kendi anlatım diliyle yaklaşırken, eserler birlikte doğanın çok sesli yapısını görünür kılan ortak bir kompozisyona dönüşüyor.
10 Eylül’e Kadar Galeri Işık Teşvikiye’de
Yaz dönemi boyunca ziyarete açık olacak “Symphony of the Earth”, 10 Eylül 2026 tarihine kadar Galeri Işık Teşvikiye’de sanatseverleri ağırlamaya devam edecek. Doğa, zaman ve hafıza üzerine düşünen sergi, çağdaş sanat aracılığıyla yeryüzünün çok katmanlı hikâyesini keşfetmek isteyen herkesi bu ortak deneyime davet ediyor.
Serdar Şahin: “Yurt dışı tur pazarının yüzde 90’ı yeni tur operatörlüğü modeliyle çalışıyor”
Turizm Gazetesi – Turizm Sohbetleri’ne konuk olan BinRota Yöneticisi Serdar Şahin, Türkiye’de yurt dışı tur pazarında son 15 yılda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirterek, bugün pazarın yaklaşık yüzde 80-90’ının tur operatörü odaklı B2B modelle çalıştığını söyledi. Şahin, bu modelin hem seyahat acentelerinin finansal riskini azalttığını hem de tur iptallerini önemli ölçüde düşürdüğünü ifade etti.
Turizm Gazetesi’nin Turizm Sohbetleri programına konuk olan BinRota Yöneticisi Serdar Şahin, Türkiye’de yurt dışı tur organizasyonlarında klasik acente modelinden tur operatörlüğü modeline geçiş sürecini değerlendirdi.
Eskiden seyahat acentelerinin hem turu organize ettiğini hem de satışını gerçekleştirdiğini belirten Şahin, yeterli katılımcı sayısına ulaşılamadığı durumlarda turların son anda iptal edilmesinin hem müşteriler hem de acenteler açısından ciddi mağduriyetler oluşturduğunu söyledi.
Finansal riskler modeli değiştirdi
Yeni yapının sektördeki ihtiyaçlardan doğduğunu ifade eden Şahin, havayollarının grup uçak bileti satış koşullarının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini belirtti.
Grup rezervasyonlarında yüksek depozito ve koltuk garantisi zorunluluğu bulunduğunu kaydeden Şahin, bunun ciddi finansman gerektirdiğini söyledi.
Şahin, “Satış acentelerinin ana işi yalnızca yurt dışı tur satışı değil. Aynı anda birçok farklı ürün grubunda faaliyet gösteriyorlar. Bu nedenle yüksek finansal riski üstlenmek yerine operasyonu uzman tur operatörlerine bırakmaları sektör açısından daha verimli bir yapı oluşturdu” dedi.
“Bugün pazarın yüzde 80-90’ı bu sistemle çalışıyor”
Şahin, özellikle yurt dışı paket turlarında yeni modelin sektör standardı haline geldiğini belirterek, “Bugün pazarın yüzde 80 hatta yüzde 90’ı bu modelle çalışıyor diyebiliriz. Büyük satış acentelerinin tamamına yakını operasyonlarını tur operatörleri üzerinden yürütüyor” ifadelerini kullandı.
Model sayesinde müşterinin tur iptali riskinin azaldığını, seyahat acentelerinin finansal yük üstlenmediğini ve tur operatörlerinin operasyonu profesyonel şekilde yönettiğini belirten Şahin, bunun tüm taraflar için kazan-kazan modeli oluşturduğunu söyledi.
“Modelin öncüsü Fly Express oldu”
Türkiye’de yurt dışı turları tur operatörlüğü modelinin yaklaşık 15 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ifade eden Şahin, sistemin gelişmesinde Fly Express ve Nihat Çimen’in öncü rol oynadığını belirtti.
Model yaygınlaştıkça doluluk oranlarının yükseldiğini, maliyetlerin düştüğünü ve daha rekabetçi paket fiyatlarının ortaya çıktığını kaydeden Şahin, sektörün zamanla bu yapıya yöneldiğini dile getirdi.
BinRota 80’in üzerinde program düzenliyor
Gazella Turizm bünyesinde faaliyet gösteren BinRota’nın yalnızca yurt dışı tur operatörlüğüne odaklandığını belirten Şahin, Afrika, Asya, Avrupa ve Latin Amerika başta olmak üzere 80’in üzerinde farklı tur programı düzenlediklerini söyledi.
Pandemi döneminde teknolojik altyapılarını ve organizasyon yapılarını yenilediklerini ifade eden Şahin, bugün Türkiye’nin önde gelen yurt dışı tur operatörlerinden biri konumuna geldiklerini belirtti.
Hedef 40 bin yolcu
Türkiye’deki organize yurt dışı paket tur pazarının yaklaşık 450 bin kişi seviyesinde olduğunu ifade eden Şahin, geçen yıl 35 bin yolcu taşıdıklarını, bu yıl ise 40 bin yolcu hedeflediklerini söyledi.
B2B modelle çalışıyor
Şahin, BinRota’nın doğrudan tüketiciye satış yapmadığını vurgulayarak, uçak, otel, transfer ve rehberlik hizmetlerinden oluşan tur paketlerini hazırladıklarını, satışın ise seyahat acenteleri tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Müşterinin satın aldığı turun hangi tur operatörü tarafından organize edildiğinin ise tamamen satış yapan acentenin tercihine bağlı olarak değiştiğini sözlerine ekledi.
Operasyonların yüzde 90’ı THY ile
Türk Hava Yolları’nın en önemli iş ortaklarından biri olduğunu belirten Şahin, operasyonlarının yaklaşık yüzde 90’ını THY ile gerçekleştirdiklerini söyledi. Şahin, hizmet kalitesi nedeniyle ürün yapılarının Türk Hava Yolları ile uyumlu olduğunu dile getirdi.
Yeni hedef Phu Quoc ve Macau
Destinasyon tercihlerinde tüketici eğilimlerinin belirleyici olduğunu ifade eden Şahin, son yıllarda Japonya’nın güçlü talep gördüğünü, Bali’nin önemli bir trend yakaladığını ancak yeni alternatifler üzerinde çalıştıklarını söyledi.
2027 yılı için Vietnam’daki Phu Quoc Adası’nı öne çıkarmayı hedeflediklerini belirten Şahin, beyaz kumlu plajları, gelişmiş turizm altyapısı ve vizesiz seyahat imkânıyla destinasyonun güçlü bir alternatif sunduğunu ifade etti.
Şirketin üzerinde çalıştığı bir diğer destinasyonun ise Macau olduğunu belirten Şahin, bölgenin yalnızca kumar turizmiyle değil, farklı deneyimleriyle de öne çıktığını söyledi.
Schengen etkisi Asya’ya yöneltti
Son yıllarda Schengen vizesi konusunda yaşanan sorunların sektörü yeni pazarlara yönlendirdiğini belirten Şahin, Asya’nın vizesiz seyahat imkânı, doğası, gastronomisi ve kültürel çeşitliliğiyle önemli bir alternatif haline geldiğini ifade etti.
Japonya’nın alışveriş, güvenlik ve farklı kültürüyle Türk turistlerden yoğun ilgi görmeye devam ettiğini belirten Şahin, Latin Amerika’da ise yeniden büyümeyi hedeflediklerini kaydetti.
Nehir gemisi turlarında büyüme planı
BinRota’nın deniz kruvaziyerlerinden ziyade nehir gemisi turlarına odaklandığını söyleyen Şahin, bu yıl 22 charter organizasyonu gerçekleştirdiklerini, gelecek yıl ise bu sayıyı 30’a çıkarmayı planladıklarını açıkladı.
Ren, Rhône ve Tuna nehirlerinde operasyon düzenlediklerini belirten Şahin, gemilerin tamamını charter kiralayarak Türk misafirlere yönelik özel bir seyahat deneyimi sunduklarını ifade etti.
Pandemi öncesinde düzenledikleri Volga Nehri turlarını ise koşulların uygun hale gelmesi durumunda yeniden başlatmayı planladıklarını sözlerine ekledi.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






