
MEB VE YÖK, GENÇLERİMİZİN GELECEĞİNİ İŞE YARAMAYAN DİPLOMA PROGRAMLARIYLA MAHVEDİYOR
YAPAY ZEKÂ YÜZLERCE MESLEĞİ YOK ETTİ, DAHA DA EDECEK
DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, MEB (Milli Eğitim Bakanlığı), YÖK (Yükseköğretim Kurulu) ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu’nun yanlış ve vizyonsuz politikaları nedeniyle gençlerin gelecekte hiçbir karşılığı olmayan ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında; diploma ve sertifika programlarında, boş yere zaman ve para harcadığını kaydettiği basın açıklamasında şunları söyledi:
Türkiye, insanlık tarihinin en sert kırılma noktalarından birinde duruyor. Yapay zekâ, blockchain, robotik ve otonom sistemler önümüzdeki on yılda yüzlerce mesleği tamamen yok edecek, bir kısmını da tanınamaz hale getirecek. Temel analitik işlerden rutin ofis ve kas gücü gerektiren görevlere kadar ki birçok öğretmenlik alanına kadar yüzlerce meslek ya ortadan kalkacak ya da köklü biçimde dönüşecek. Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK, üniversitelerimiz ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu ne yazık ki bu dönüşüme hazırlıksız yakalanmış durumda; hatta bu büyük dönüşümü ve evrilmeyi idrak etmekten bile uzak. 25 yıllık Ak Parti iktidar döneminde eğitim sistemimiz, yükseköğretim kurumlarımız ve istihdam politikalarımız, geleceğin gerçeklerine değil, dünün saplantılarına göre şekillendirilmeye devam ediyor. Yapay zekâ ve blockchain çağında Türkiye insan sermayesini nasıl yeniden inşa edebileceğine dair somut, bilimsel ve uygulanabilir bir yol haritası çıkarabilmiş değil. Türkiye ideolojik kavgalar, siyasi kamplaşmalar, yolsuzluk ve hukuksuzluk skandallarıyla ve toplumsal kutuplaşmalarla enerjisini tüketiyor.
YÖK GENÇLERİ GELECEĞİ OLMAYAN BÖLÜMLERDE MEŞGUL EDİYOR
Buna rağmen Yükseköğretim Kurulu hâlâ, yarın karşılığı olmayacak lisans, ön lisans, yüksek lisans ve doktora programlarını peş peşe açmaya devam ediyor. Geleceği olmayan programları kapatmayarak gençlerimizi diploma mezarlığına gömüyor. Yapay zekâ, eğitimden sağlığa, imalattan hizmet sektörüne kadar her alanda iş yapış biçimlerini kökünden değiştiriyor. Yapay zekâ araçlarından en çok faydalananlar, halihazırda güçlü dijital ve eleştirel düşünme becerilerine sahip ülkelerin gençleri ve öğrencileri olurken, bu becerilerden yoksun olan ülkelerin gençleri daha da geride kalma riskiyle karşı karşıya. Yapay zekâ ve blockchain, beceri konusunda tarafsız değildir; onu eleştirel ve sorumlu kullanabilenleri ödüllendirir, kullanamayanlar arasındaki uçurumu derinleştiriyor ki Türkiye basiretsiz ve ehliyetsiz eğitim yöneticileri nedeniyle otobüsü kaçırma tehlikesi ile karşı karşıya.
BİR MİLYON ÖĞRETMEN ÇOK FAZLA, YÜZ BİNE BİLE İHTİYAÇ KALMAYACAK
Millî Eğitim Bakanlığı’nda bir milyonu aşkın öğretmen istihdam ediliyor ki bu çok fazla ve YÖK öğretmen yetiştiren programları hâlâ açıyor. Oysa yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri, uyarlanabilir içerik platformları ve otonom değerlendirme araçları yayıldıkça, Türkiye’nin ihtiyacı duyacağı öğretmen sayısı yüz binin altına inecektir. Klasik sınıf öğretmenliği modeli hızla eriyor. Öğretmen artık bilgi aktaran değil; yapay zekâyı yönlendiren, etik rehberlik yapan, yaratıcılığı ve eleştirel düşünmeyi tetikleyen bir mentor olmak zorunda. YÖK ve MEB hâlâ dünün öğretmenini yetiştirmeye devam ediyor. Türkiye’de gençler yapay zekayı yalnızca ödev yapmak veya sunum hazırlamak gibi akademik amaçlar için değil; dertleşmek, kaygı ve üzüntülerini paylaşmak için de kullanıyor. Türkiye’de yapay zekâ kullanan her 10 kişiden 4’ü 25 yaşın altında. Bu durum iki büyük riski beraberinde getiriyor: Birincisi, bilişsel devir – düşünme, analiz etme ve üretme süreçlerinin sistematik biçimde yapay zekaya devredilmesi. Bu durum, çabayla gelişen öğrenme kapasitesini zayıflatma riski taşıyor. İkincisi ise duygu ve inanç devri – gençlerin duygusal ihtiyaçlarını yapay zekâ ile karşılamaya yönelmesi, az sayıda teknoloji şirketinin milyonlarca gencin düşünme biçimi ve duygusal eğilimleri üzerinde orantısız bir etki gücü edinmesi anlamına geliyor. Yani Türkiye’nin rekabet gücünü artırabilmesi, yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen, bireyleri sürekli değişen beceri setleriyle donatan bir eğitim sistemine bağlı. Oysa mevcut sistem, tam da bu dönüşümün tam tersi istikamette ilerliyor.
ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZLİĞİNDE OECD UTANCI
YÖK, yapay zekâ ve bilişim alanında bazı yeni programlar açmış olsa da asıl tablo farklıdır. Piyasada karşılığı eriyen, otomasyona yenik düşecek onlarca alanda hâlâ öğrenci kabul edilmektedir. Dört yıllık lisans kalıbı esnetilmemekte, tüm üniversiteler aynı kalıba sokulmakta, farklılaşma ve uzmanlaşma engellenmektedir. Sonuç ortadadır: Üniversite mezunu işsizliği OECD ülkeleri içinde neredeyse tek başına bizi zirveye taşıyan utanç verici bir tabloya dönüşmüştür. Türkiye’de diploma artık bir avantaj değil, çoğu zaman bir uyumsuzluk belgesi olmuştur. Türkiye’nin eğitim sistemi, öteden beri bilimsel temelden koparılmış, ideolojik saplantılara kurban edilmiştir. Türkiye, Ak Parti döneminde yükseköğretimde Cumhuriyet tarihinin en önemli büyüme dönemlerinden birini yaşadı. Üniversite, öğrenci ve akademisyen sayısındaki büyük artış, yükseköğretimi ülkenin beşerî sermaye kapasitesini geliştiren stratejik bir alana maalesef yeterince dönüştüremedi. Üniversite ve akademisyen sayısındaki büyüme, sürdürülebilir bilimsel, toplumsal ve ekonomik katma değere dönüşemedi. Sistem, kalite, verimlilik ve uluslararası rekabet gücü açısından geriledi.
YAPAY ZEKÂ EĞİTİMİ YENİDEN YAZIYOR, BİZ HÂLÂ GERİDE KALIYORUZ
Yapay zekâ eğitimi kökten değiştiriyor ve onu yeniden yazıyor. Her öğrenciye özel öğrenme yolu çiziyor, eksiklerini anında tespit ediyor, bireysel hızda ilerlemeyi mümkün kılıyor. Öğretmenin rolü bilgi aktarmaktan çıkıp, yapay zekâyı yöneten, sorgulayan, etik sınırları çizen ve derin düşünmeyi teşvik eden bir rehbere dönüşüyor. Sınıf duvarları eriyip, yaşam boyu öğrenme platformları her yaştan vatandaşı kapsıyor. Ölçme-değerlendirme ezberden çıkıp gerçek yetkinlik ve yaratıcılık ölçümüne kayıyor. Bu devrim Türkiye’nin de kapısındadır. Biz ise hâlâ klasik müfredatla, klasik programlarla, klasik atamalarla vakit kaybediyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerimiz yapay zekâ çağında hala klasik müfredatlarla eğitim üretmeye çalışıyor ki bu durum dünyanın gerisinde kalmak anlamına gelir. Müfredat yenilenmeli; asıl reform ihtiyacı eğitim süresinde değil, müfredattadır. İyi bir müfredat, yetiştirilmek istenen insanın tüm kodlarını içerir. Oysa mevcut müfredat, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve dijital okuryazarlık gibi 21. yüzyıl becerilerinden yoksundur.
GELECEĞİ OLMAYAN PROGRAMLAR DERHAL DONDURULMALI
YÖK, geleceği olmayan programları derhal dondurmalı, mevcutları dönüştürmeli ve yalnızca yüksek katma değerli, yapay zekâyla bütünleşik alanlara odaklanmalıdır. Öğretmen yetiştirme kontenjanları radikal biçimde azaltılmalı; mevcut öğretmenler hızla dijital mentor ve yapay zekâ rehberi olarak yeniden yetiştirilmelidir. Lisans süreleri esnetilmeli, yetkinlik odaklı kısa ve yoğun programlar hayata geçirilmelidir. Her lise mezununa zorunlu “Yapay Zekâ Ehliyeti” verilmeli, yaşam boyu öğrenme ulusal bir altyapı haline getirilmelidir. Üniversiteler özerkleşmeli, rektörler liyakat ve performansla seçilmeli, YÖK ve üniversiteler “yayın sayan” değil “etki üreten” kurumlara dönüşmelidir.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR: YA BİNECEK YA DA TRENİ KAÇIRACAK
Türkiye, bir medeniyet krizinin eşiğinde duruyor. Yapay zekâ devrimi, iş tanımlarını, öğrenme biçimlerini ve toplumsal yapıyı kökünden değiştirirken, biz hâlâ dünün tartışmalarıyla meşgulüz. Artık ideolojik saplantılarla, siyasi kamplaşmalarla, toplumsal kutuplaşmalarla değil, akıl, zekâ ve bilimsel verilerle hareket etmeye mecburuz. Gençlerimizin geleceğini ipotek altına alan vizyonsuz politikalara derhal son verilmelidir. Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya yapay zekâ devrimini yöneten bir ülke olacak, ya da geleceği olmayan programlarla, hantal öğretmen-akademisyen ordusuyla ve uyumsuz diplomalarla bu treni kaçıran bir ülke. Zaman tükeniyor. YÖK, MEB ve Cumhurbaşkanlığı’na sesleniyorum. Geleceği olmayan programları kapatın. Akademisyenlik ve öğretmenliği yeniden tanımlayın. Eğitimi yapay zekâ çağına taşıyın. Aksi takdirde gençlerimizi yalnızca işsizliğe değil, umutsuzluğa ve geleceksizliğe mahkûm etmiş olacaksınız.
YAPAY ZEKÂ EHLİYETİ ZORUNLU HALE GELMELİ
Tekrar ve en yüksek perdeden ifade ediyorum ki öncelikle “Yapay Zekâ Okuryazarlığının zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir. Yapay zekâ okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi yaşamında güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilen bireylere lise sonunda “Yapay Zekâ Ehliyeti” verilmelidir. Müfredatın bilimsel temelde yeniden yapılandırılmalıdır. Eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık ve dijital okuryazarlık temel beceriler olarak müfredatın merkezine konulmalıdır. Müfredat, yapay zekâ çağının ihtiyaçlarına göre güncellenmeli; sadece bilgi aktaran değil, beceri kazandıran bir yapıya dönüştürülmelidir. Öğretmenlik ve akademisyenliğin itibar ve kalitesinin artırılması gerekmektedir. Maaşları yukarı çıkarılmalı, liyakat temelli atama-terfi sistemi getirilmeli ve tüm eğitimcilere düzenli dijital pedagoji eğitimi verilmelidir. YÖK’ün dönüşümü ve üniversite özerkliği olmazsa olmazdır. YÖK, merkezi denetim kurumundan düzenleyici ve koordinasyon odaklı bir yapıya evrilmeli, üniversiteler özerk hale getirilmeli, rektörler akademisyenler ve öğrenciler tarafından seçilmelidir. Lisans eğitiminde esneklik getirilmelidir. 4-5-6 yıllık lisans kalıbı esnetilmeli, 180 AKTS (2+1 yıl) formatı gibi alternatif modeller hayata geçirilmelidir.
DİJİTAL ALTYAPI, KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRENME VE YAŞAM BOYU EĞİTİM ŞART
Ancak bu kısaltma, müfredat kalitesinden ödün vermeden, yetkinlik odaklı bir yaklaşımla yapılmalıdır. Türkiye’nin dijital altyapının güçlendirilmesi hayatidir. Okullarımızın ve üniversitelerimizin n öğrenme ortamları modern ekipmanlarla donatılmalı, dijital platformlar güçlendirilmelidir. Yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş öğrenme en önemli adımlarımızdan birisini oluşturmaktadır. EBA platformu gibi yapay zekâ destekli sistemler, kişiselleştirilmiş öğrenme ve uyarlanabilir öğretim sunacak şekilde geliştirilmelidir. Genç istihdamında yapısal reforma gidilmelidir ki genç işsizliğine kalıcı çözümler üretilmeli; geçici teşvikler yerine, kamu istihdamı, girişimcilik destekleri ve beceri kazandırma programları hayata geçirilmelidir. Türkiye yaşam boyu öğrenme ekosistemini en güçlü bir şekilde kurmaya mecburdur. Türkiye’nin rekabet gücünü artırabilmesi, yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir ekosistemin inşasına bağlıdır. Her yaştan vatandaşın yeni beceriler kazanabileceği platformlar oluşturulmalıdır. Küresel iş birliği ve uluslararasılaşmayı es geçemeyiz. Türkiye, yapay zekâ ve eğitim alanındaki küresel gelişmeleri yakından takip etmeli, uluslararası kuruluşlarla iş birliğini güçlendirmelidir. Üniversiteler uluslararası rekabet gücünü artıracak şekilde dönüştürülmelidir.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






