
Dağların geleceği için uluslararası buluşma
AKUT VAKFI “Meet and Greet” buluşmasına ev sahipliği yaptı
AKUT VAKFI ev sahipliğinde, Nepal merkezli sivil toplum kuruluşu Everest Alliance Nepal temsilcilerinin Türkiye ziyareti kapsamında düzenlenen “Meet and Greet” buluşması, 9 Mart 2026’da İstanbul’da gerçekleşti. Etkinlikte Himalaya dağcılığı başta olmak üzere dağ ekosistemlerinin korunması, yoğun dağcılık faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkileri ve sürdürülebilir dağcılık yaklaşımları ele alındı.
AKUT VAKFI, dağcılık kültürü ile doğa koruma yaklaşımını bir araya getiren uluslararası bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Nepal merkezli sivil toplum kuruluşu Everest Alliance Nepal temsilcilerinin Türkiye ziyareti kapsamında düzenlenen “Meet and Greet” buluşması, 9 Mart 2026 Pazartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi Kontrol Odası’nda gerçekleştirildi.
Dağcılık camiasını, doğa koruma savunucularını ve uluslararası konukları bir araya getiren etkinlikte; Himalaya dağcılığı deneyimleri, dağ ekosistemlerinin korunması, yoğun dağcılık faaliyetlerinin doğa üzerindeki etkileri ve sürdürülebilir dağcılık anlayışının yaygınlaştırılması konuları ele alındı.
Buluşma, Türkiye’de Himalaya dağcılığının öncü ismi AKUT VAKFI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Nasuh Mahruki liderliğinde gerçekleşti. Programda Everest zirvesine ulaşmayı hedefleyen sporcular, dağcılık topluluğu temsilcileri ve çevre savunucuları da yer aldı.
Etkinlik kapsamında yapılan konuşmalarda, dünyada yoğun dağcılık faaliyetlerinin gerçekleştirildiği dağlık coğrafyaların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekildi.
AKUT VAKFI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Nasuh Mahruki, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Dağlar yalnızca dağcılık faaliyetlerinin gerçekleştiği yerler değil, aynı zamanda büyük bir sorumlulukla korunması gereken hassas ekosistemlerdir. Bugün burada, Himalayalar’da güvenli ve sorumlu tırmanışı teşvik etmek, dağ güvenliği ve ekoturizm konularında farkındalık yaratmak amacıyla bir araya geldik. Yeni nesil dağcılara ilham verecek bir paylaşım ve öğrenme ortamı oluşturmayı çok önemsiyoruz. Türkiye’deki bu buluşma da doğaya saygı ve dağ kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması açısından değerli bir adım niteliği taşıyor. Öte yandan ülkemizde dağcılar, turizm acentaları ve rehberlerin yoğun ilgi gösterdiği Ağrı Dağı, Kaçkar Dağları ve Aladağlar gibi önemli dağlık alanlarımızda da dağ ekosistemlerinin korunmaya ihtiyaç duyduğuna dikkat çekerek bu bölgelerde sürdürülebilir dağcılık ve doğa koruma konularında farkındalığı artıracak çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz.”
Everest Alliance Nepal Başkanı Sudarshan Nepal ise buluşmaya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Bugün Türkiye’deki bu buluşma bizim için çok anlamlı. Dağlar, insanları sınırların ötesinde birleştirir. İster Nepal’de ister Türkiye’de olsun, hepimiz aynı sorumluluğu paylaşıyoruz; doğaya saygı duymak, kırılgan dağ ekosistemlerini korumak ve gelecek nesilleri bu inanılmaz manzaralara değer vermeye teşvik etmek. İş birliği, dostluk ve bilgi paylaşımı yoluyla, sürdürülebilir dağ turizmini teşvik etmede ve doğal mirasımızı korumada güçlü bir etki yaratabileceğimize inanıyorum.”
Etkinlikte ayrıca dağcılık topluluğu temsilcileri, Everest zirvesine ulaşmış sporcular ve çevre savunucuları da dağların korunması için uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Dağcılık, çevre ve sürdürülebilirlik alanlarında deneyim paylaşımını teşvik etmeyi amaçlayan buluşmanın, dağ ekosistemlerinin korunmasına yönelik ortak bir diyalog ve iş birliği zemini oluşturmasına katkı sunduğu ifade edildi.
Evlilik ve boşanma konutun kaderini değiştiriyor: Hane dönüşümü dönemi
TÜİK’in 2025 yılı evlenme ve boşanma verileri konut sektörünün geleceğine ışık tutuyor. 552 bin çiftin evlendiği, yaklaşık 194 bin çiftin boşandığı yılda Denge Gayrimenkul Değerleme bu tablonun konut piyasasına etkilerini analiz etti. Analize göre konut piyasasında artık faiz oranları kadar, hanelerin kurulması ve bölünmesiyle ortaya çıkan “hane dönüşümü” de talebi doğrudan etkiliyor. Türkiye’de küçülen hane yapısı özellikle 1+1 ve 2+1 konutlara olan talebi güçlendirirken, boşanmalar kiralık konut talebini daha hızlı artıran bir etki yaratıyor.
TÜİK’in 2025 yılı evlenme ve boşanma verileri, konut piyasası açısından yalnızca demografik bir tablo sunmakla kalmıyor; aynı zamanda hane oluşumu ve hane bölünmesi üzerinden iki farklı talep dinamiğine işaret ediyor. TÜİK verilerine göre 2025’te 552 bin çift evlenirken, yaklaşık 194 bin çift boşandı. Denge Gayrimenkul Değerleme’nin analizi, bu demografik hareketliliğin konut piyasasında “hane dönüşümü” kaynaklı yeni bir talep dinamiği oluşturduğunu gösteriyor.
Küçülen haneler küçük konutları öne çıkarıyor
Yeni evliliklerin yarattığı talep özellikle küçük ve orta ölçekli konut segmentinde daha görünür hale geliyor. Türkiye’de ortalama hanehalkı büyüklüğünün 2024 itibarıyla 3,11’e gerilemesi ve tek kişilik hane sayısının 2025 yılında 5 milyon 523 bin 321’e ulaşması, daha küçük ve esnek konut tiplerine yönelimin demografik zeminini güçlendiriyor.
Bu nedenle yeni evli hanelerde özellikle 1+1 ve 2+1 tipindeki konutlara talebin daha belirgin hale geldiği görülüyor. Ulaşım bağlantıları güçlü, günlük yaşamı kolaylaştıran ve sosyal olanaklara erişimi yüksek lokasyonlar ise tercihleri şekillendiren önemli kriterler arasında yer alıyor. Başka bir ifadeyle yeni evlilikler konut piyasasında yalnızca niceliksel bir artış yaratmıyor; aynı zamanda konutun tipi, konumu ve erişilebilirlik düzeyi üzerinde de seçici bir etki oluşturuyor.
Yeni evliler hem kiralık hem satılık konut talebini artırıyor
Yeni evlilikler, kurulan her yeni haneyle birlikte konut piyasasında ek talep yaratıyor. Türkiye’de oturulan konuta sahip olma oranı yüzde 57,1 ile mülkiyetin güçlü olduğu bir tablo çizse de, yeni evlilerin ilk adımda kiralık mı yoksa satılık konutlara mı yöneldiğini mevcut verilerle net olarak söylemek mümkün görünmüyor. Bu nedenle yeni evliliklerin hem kiralık hem satılık konut talebini birlikte beslediği kabul ediliyor.
Boşanmalar kiralık konut talebini daha hızlı artırıyor
Boşanmaların konut piyasasına etkisi daha hızlı ve doğrudan hissediliyor. Mevcut bir hanenin bölünmesi, kısa vadede yeni bir barınma ihtiyacı doğuruyor.
TÜİK verileri bu tabloyu netleştiriyor: 2025’te 191 bin 371 çocuk için velayet kararı verildi ve bunların yüzde 74,6’sı anneye bırakıldı. Boşanmaların yüzde 34’ü ise evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşti. Bu durum, özellikle ekonomik olarak tam güçlenmemiş ya da çocuklu ailelerde, boşanma sonrası ilk ihtiyacın kiralık ve hızlı erişilebilir konut olduğunu gösteriyor. Lokasyon tercihleri de bu noktada fiyatın ötesine geçiyor; okula yakınlık, işe ulaşım ve güvenlik ön plana çıkıyor.
Boşanmalar ikinci el konut piyasasını da etkileyebiliyor
Boşanmanın konut piyasasına bir diğer yansıması ise satılık konut arzı tarafında ortaya çıkıyor. Ortak mal varlığındaki konutun satılarak gelirin paylaşılması, özellikle ikinci el piyasada hareketlilik yaratabiliyor. Her boşanma satışla sonuçlanmasa da, mülkiyetin tasfiyesi gereken durumlarda boşanmalar yalnızca talep değil, aynı zamanda arz yönlü bir etki de oluşturuyor.
Konut piyasasında demografik etkiler güçleniyor
2025 verileri, konut piyasasında iki farklı demografik dinamiğin aynı anda etkili olduğunu gösteriyor: Yeni evlilikler küçük metrekareli, erişilebilir konutlara talep üretirken; boşanmalar acil kiralık talebini ve ikinci el arzını besliyor.
Bu tablo, önümüzdeki dönemde özellikle kiralık segmentte, ikinci el konutlarda ve küçük-orta ölçekli dairelerde talep baskısının artacağına işaret ediyor. Demografik dönüşüm, konut piyasasında artık yalnızca “kaç konut üretildiği” sorusunu değil, “hangi hane tipi için, hangi lokasyonda” sorusunu da kritik hale getiriyor.
Kadın Girişimciliğini Büyütmek İçin Rotayı Anadolu’ya Çevirmeliyiz”
Kadın girişimciliğini eğitim ve etkinliklerle destekleyerek iş dünyasında güçlü bir yer edinmelerini sağlayan 10.000 Kadın Girişimciler Derneği, Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen farklı platformlardaki etkinliklerle de kadınların üretimdeki gücünü ve ekonomiye kattığı değerini katılımcılarla paylaşmaya devam etti. Bu kapsamda; Sürdürülebilir Eğitim Gelişim ve Mükemmellik Derneği, Humana Kadın Lider Programı ve Kadına Nefes Rotary Derneği tarafından düzenlenen programlara katılan Dernek Başkanı Ayşe Tuğba Dededoğlu, rotayı İstanbul dışına çevirmeleri gerektiğinin altını çizdi. Dededoğlu: “Yapılacak daha çok iş, desteklenecek çok fazla hikâye var. Kadın girişimciliğini gerçekten büyütmek ve sürdürülebilir bir fayda yaratmak istiyorsak, odağımızı yereldeki kadınların üretimine çevirmeli; onların emeğini görünür kılarak dayanışmayı büyütmeliyiz” dedi.
Türkiye’de ve dünyada kadınların girişimciliğe katılımı her geçen gün artış gösterse de, iş dünyasındaki görünürlük ve sürdürülebilirlik oranları, özellikle büyükşehirler dışında hala istenilen seviyenin gerisinde kalıyor. Öyle ki Türkiye’de 2002 yılında yüzde 13,1 olan kadın girişimci oranı, 2024 yılı itibarıyla yüzde 18,2 seviyesine yükseldi. Ancak bu artışa rağmen kadınların ekonomideki temsil gücü, bölgesel farklılıklar ve finansal konular nedeniyle hala desteklenmeye ihtiyaç duyuyor.
Bu kapsamda, kadın girişimciliğini eğitim ve etkinliklerle destekleyerek iş dünyasında güçlü bir yer edinmelerini sağlayan 10.000 Kadın Girişimciler Derneği; farklı şehirlerde düzenlediği projeler, sunduğu gelişim fırsatları ve kurduğu stratejik iş birlikleriyle kadınların girişimcilik yolculuğunu profesyonel bir zemine taşıyor. Dernek, Dünya Kadınlar Günü kapsamında Sürdürülebilir Eğitim Gelişim ve Mükemmellik Derneği, Humana Kadın Lider Programı ve Kadına Nefes Rotary Derneği tarafından düzenlenen buluşmalara katılarak, kadın emeğinin yerelden globale uzanan gücünü bir kez daha vurguladı.
“Mesele Sadece İş Kurmak Değil, Görünür Kılmak”
Asıl meselenin Anadolu’nun dört bir yanında gün ışığına çıkmayı bekleyen o müthiş potansiyeli bulup çıkarmak olduğuna dikkat çeken 10.000 Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Ayşe Tuğba Dedeoğlu, “Yereldeki kadınların emeğini profesyonel ağlarla dünyaya bağlamak ve onları iş dünyasında daha görünür kılmak zorundayız. Yapılacak daha çok iş, desteklenecek çok fazla hikâye var. Sürdürülebilir bir fayda yaratmanın yolu, yerel üreticinin elinden tutarak bu dayanışmayı büyütmekten geçiyor” dedi.
“Kadın Kooperatifleri Yerel Kalkınmanın En Güçlü Aracıdır”
Kadın kooperatifleri sadece üretim yapan yapılar değil diyerek sözlerine devam eden Dedeoğlu “Kooperatifler aynı zamanda yerel kalkınmanın en güçlü araçlarından biri. Bir kooperatif büyüdüğünde yalnızca ekonomik bir değeri konuşmuyoruz. Bulunduğu bölgede kadınların özgüvenini, dayanışmasını ve sosyal gücünü de konuşuyoruz. Bu nedenle kadın kooperatiflerinin daha fazla desteklenmesi, Türkiye’de kadın girişimciliğinin yaygınlaşması için kritik bir rol oynuyor”
MARO 15’inci yılında geleceği şekillendiren teknoloji ve insan yatırımlarına odaklanıyor
15 yıl boyunca benimsediği değerler ve sürdürülebilir büyüme anlayışıyla hareket eden MARO, yapay zekâ, dijitalleşme ve insan odaklı yatırımlarla teknoloji danışmanlığını yeniden tanımlıyor.
2010 yılında teknoloji danışmanlığında değer yaratma vizyonuyla yola çıkan MARO, 15 yıllık bankacılık ve finans teknolojileri birikimini bugün yalnızca projelerle değil; yapay zekâ, dijitalleşme ve insan odağında şekillenen yeni yatırımlarla geleceğe taşıyan bir yapıya dönüştürüyor.
Yapay zekâyla iş süreçlerine somut değer
Bankacılık, fintek ve yapay zekâ kesişiminde edindiği saha deneyimini ileriye taşımayı hedefleyen MARO, 15’inci yılında hem kendi ekipleri hem de global iş ortaklarıyla birlikte geliştirilen yapay zekâ kullanım senaryolarına odaklanıyor. Gerçek iş ihtiyaçlarından beslenen, sahada test edilmiş ve ölçeklenebilir bu kullanım senaryoları, kurumların karar alma, operasyonel verimlilik ve müşteri deneyimi alanlarında ölçülebilir değer üretmesini hedefliyor.
Dijitalleşme ve teknoloji danışmanlığında yeni yaklaşım
Teknoloji danışmanlığını yalnızca teknik çözümlerle sınırlamayan MARO, dijitalleşmeyi hem sunduğu hizmetlerin hem de kendi operasyonlarının merkezine yerleştiriyor. Dijitalleşmeyi araç bazlı bir dönüşüm olarak değil; karar alma, çalışma biçimleri ve hizmet sunumunu kapsayan bütüncül bir çalışma modeli olarak ele alıyor ve bu modeli veri odaklı yaklaşımlarla sürekli geliştiriyor.
İnsana yatırım, kurum kültürünü güçlendiriyor
MARO’nun 15’inci yıl vizyonunun önemli bir diğer ayağını insana yapılan yatırımlar oluşturuyor. İdari kadrodan danışman ekiplerine kadar uzanan yapılandırılmış yetkinlik ve eğitim programlarıyla, sürekli öğrenmeyi ve gelişimi destekleyen güçlü bir kurum kültürü hedefleniyor. Bu yaklaşım, şirketin uzun vadeli ve sürdürülebilir büyüme stratejisinin temel unsurları arasında yer alıyor.
Ekosistem iş birlikleriyle büyüme stratejisi
Aynı zamanda MARO, aktif paydaşı olduğu teknoparklar bünyesinde yapay zekâ alanında çalışan şirketler ve yeni nesil fintek girişimleriyle iş birliklerini artırarak, ekosistem temelli bir büyüme anlayışını benimsiyor. Bu iş birlikleri sayesinde hem yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesi hem de teknoloji danışmanlığının birlikte gelişen, uzun vadeli etki yaratan bir iş ortaklığı modeline dönüşmesi hedefleniyor.
“Değerlerimizden kopmadan ilerliyoruz”
MARO Kurucusu Lale Maro, 15’inci yıl vizyonunu şöyle özetliyor: “15’inci yılımızda MARO olarak teknoloji danışmanlığını; düşünce üretimi, yetkinlik gelişimi, güçlü iş birlikleri ve sahada karşılık bulan çözümlerle yeniden tanımlamaya devam ediyoruz. 15’inci yılımızı bir kırılma noktası olarak değil, bugüne kadar benimsediğimiz değerler, çalışma prensipleri ve uzun vadeli bakış açısıyla şekillenen sürdürülebilir büyüme anlayışımızın önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz. Bu süreçte değerlerimizden ve kurum kültürümüzden kopmadan, aynı çizgide derinleşerek ilerlemeyi hedefliyoruz.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






