
Artık hayatını tamamlamış ve mirasın paylaşılması zamanının geldiğine inanılan bir oluşumun ve kurtuluşun lideri Ulu Önder Atatürk’ün, 26 Ağustos 1922 günü Kocatepe’den başlattığı Büyük Taarruz Harekâtı’nın ve kanlı muharebeler sonucu düşman elinden alınan Afyonkarahisar’dayız. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı bu kentteyiz. Tam 137 bin şehidimizin yattığı, yeniden bayrak olduğumuz, tüm dünyaya Türk’ün gücünü bir kez daha gösterdiğimiz toprakların üzerindeyiz.
Kocatepe’yi, Şehit Agâh Efendi Şehitliği’ni, Ulu Önder Atatürk’ün Büyük Taarruz karargâhını, Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği’ni, Anıtkaya Şehitliği’ni, Zafer Müzesi’ni, Giresunlular Şehitliği’ni, Yıldırım Kemal Şehitliği’ni, İstiklal Tanıtım Merkezi’ni, Fundalıtepe Şehitliği’ni ve daha nice şehitlikleri dolaşıyoruz.
Siz hiç Kocatepe Anıtı ve kitabesini gördünüz mü?
Ya da Yüzbaşı Agâh Efendi Şehitliği’ne gidip o acı hikâyeyi dinlediniz mi? Albay Reşat’ın hayatını nasıl kaybettiğini öğrendiniz mi?
Gazi Mustafa Kemal’e verdiği sözü tutamadığı için hayatına son veren Albay Reşat’ın hikâyesini dinlerken hiç ağladınız mı?
Atatürk’e bıraktığı mektubu okudunuz mu?
Hayatını kaybettikten beş dakika sonra Çiğiltepe’nin kurtarıldığını biliyor muydunuz?
Bu onurlu davranışın ne kadar anlamlı olduğunu düşünebiliyor musunuz?
Anıtkaya Şehitliği’ni, Zafer Müzesi’ni gezerken gözyaşlarınızı gizlediniz mi?
Ya Kocatepe’de, Mustafa Kemal’in o muhteşem heykeli önünde saygıyla eğildiniz mi?
Yıldırım Kemal’in, Şehit Baba oğulun anısını sessizce dinlediniz mi?
Daha sekiz yaşındayken askere giden babasını ararken, tam on yıl sonra savaş meydanında karşılaşan baba-oğlun hikâyesi kadar acı veren bir hikâye dinlediniz mi?
Babanın Dumlupınar’da, oğulun İzmir’in kucağında şehit düştüğünü duydunuz mu?
Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nı, Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği’ni gezerken gözyaşlarınız sel gibi aktı mı?
İşte böylesine acı hikâyelerle dolu bir Kurtuluş Savaşı…
Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bu topraklar, bizim için kutsal topraklardır.
Onların aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyor ve dua ediyorum.
⸻
30 Ağustos denince aklıma hep Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı gelir.
Ne güzel anlatmıştır Afyon’u, ne güzel anlatmıştır Millî Mücadele’yi…
Hele hele Türk milletinin, milletine ve bayrağına nasıl sahip çıktığını ne güzel anlatmıştır. Büyük Zafer’i ve Afyon’u ne kadar güzel ifade etmiştir.
Şu dizeleri bir okur musunuz?
Böylesine anlamlı, okurken yaşayacağınız, sanki yaşıyormuşçasına duygulanacağınız bir hikâye okudunuz mu?
……….
Ayın altında kağnılar gidiyordu.Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru.Toprak öyle bitip tükenmez, dağlar öyle uzakta,sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmeyecekti.Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti.Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık, kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarındave ayakları altından akan toprak, toprak ve topraktı.Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar, bizim kadınlarımız, korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu.Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru.
………..
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır, ne ağaç, ne kuş sesi, ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin, gece yıldızların altında kayalardır. Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim, daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den dünyanın en yıldızlı karanlığını. Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık-tepesi olmasa Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek. Kuzeydoğuda Güzelim-dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor. Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu. Paşalar : «Üç,» dediler. Sarışın bir kurda benziyordu.ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe’den afyon Ovası’na atlayacaktı.
Gazeteciler zaferin yazıldığı topraklarda: KGK’nın Afyonkarahisar buluşması başladı!
📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım
Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.







