
CHP’DEKİ KARMAŞA, DEMOKRATİKLEŞME SANCILARI VE ENFLASYONLA BOĞUŞAN HALKIMIZA NEŞELİ BİR HABER: TÜRK EZGİLERİNİ DÜNYAYA DİNLETEN “ALTIN GÜN GRUBU”, GRAMMY ADAYLIĞINDAN SONRA DÜNYAYI DOLAŞACAK. İLK KONSER YARIN AMSTERDAM’DA.
Hollanda gazeteleri Altın Gün’ü “Hollandalı müzik grubu” diye sahipleniyor; biz ise Anadolu’nun türkülerini dünyanın dört bir yanına taşıyan Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir’e bakarak, haklı olarak “Bizim çocuklar” diyoruz.
Geleneksel Türk halk müziğini psikedelik rock, funk, disko ve elektronik müzikle buluşturan Altın Gün, “Gece” albümüyle 2020 Grammy Ödülleri’nde “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterildi.
Bir Hollanda müzik grubuna pek az nasip olan Grammy adaylığı, Altın Gün’ü dünya sahnelerine taşırken; Coachella’dan Fuji Rock’a, Avrupa’dan Amerika ve Asya’ya uzanan muhteşem bir başarı hikâyesinin de kapısını açtı.
Altın Gün’ün hikâyesi, grubun kurucusu Jasper Verhulst’un Amsterdam’daki bir plakçıda Selda Bağcan’ın albümünü keşfetmesi ve İstanbul’daki plakçılardan eski Türkçe plaklar toplamasıyla başladı.
Neşet Ertaş’tan Selda Bağcan’a, Âşık Veysel’den Erkin Koray ve Barış Manço’ya uzanan Anadolu müzik mirası, Altın Gün’ün çağdaş yorumuyla dünyanın en önemli festivallerinde ve konser salonlarında yeniden hayat buldu.
Altın Gün, yarın Hollanda’da bu yılki son konserini verecek: Grup, 20 Ağustos Perşembe akşamı Amsterdam’daki ünlü Concertgebouw’un büyük salonunda sahneye çıkacak.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Türkiye’de gündem uzun süredir insanın içini karartan gelişmelerle dolu. CHP’de yaşanan karmaşa, demokratikleşme yolunda karşılaşılan sancılar ve enflasyonun halkın günlük hayatında yarattığı ağır tahribat, umut ve sevinç veren haberleri neredeyse görünmez hâle getirdi. İşte tam da böyle bir dönemde, Hollanda’dan yükselen Türk ezgileri hepimizin yüzünü güldürecek bir başarı hikâyesini gündemimize taşıdı.
Geleneksel Türk halk müziğini 1970’lerin özgür ve deneysel rock anlayışının yanı sıra funk, disko ve elektronik müzikle buluşturan Altın Gün Grubu, Anadolu’nun yıllardır dilden dile aktarılan türkülerini dünyanın en önemli sahnelerine taşımayı sürdürüyor.
Avrupa’dan Amerika’ya, Kanada’dan Asya’ya uzanan yeni konser programıyla yeniden yollara düşen grup, yarın Amsterdam’ın dünyaca ünlü Concertgebouw salonunda Hollandalı müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Altın Gün’ün uluslararası başarısı elbette yeni başlamadı. Grubun 2019 yılında çıkardığı ikinci albümü “Gece”, 2020 Grammy Ödülleri’nde “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterilmişti. Bu önemli adaylık, Altın Gün’ün dünyadaki tanınırlığını daha da artırmış; Coachella’dan Fuji Rock’a, Avrupa’nın büyük festivallerinden Amerika ve Asya’daki konser salonlarına kadar uzanan yolculuğun kapılarını ardına kadar açmıştı.
Bugün gelinen noktada Altın Gün, Türkçe şarkılarla dünyanın en ünlü konser salonlarını dolduran, uluslararası müzik çevrelerinin ilgiyle izlediği ve Hollanda basınının gururla söz ettiği bir grup hâline geldi. Hollanda gazeteleri Altın Gün’ü “Hollandalı müzik grubu” diye sahipleniyor. Biz ise grubun repertuvarında Neşet Ertaş’ı, Selda Bağcan’ı, Âşık Veysel’i, Erkin Koray’ı ve Barış Manço’yu duyuyor. Erdinç Ecevit Yıldız ile grubun Grammy adaylığı dönemindeki diğer Türk solisti Merve Daşdemir’e bakarak, “Bunlar bizim çocuklarımız” diyoruz.
Aslında Altın Gün, tek bir ülkenin sınırları içine sığdırılamayacak kadar uluslararası bir topluluk. Kuruluş yeri Amsterdam, kurucusu Hollandalı müzisyen Jasper Verhulst, müziğinin ana kaynağı ise Anadolu’nun yüzlerce yıllık kültürel mirasıdır. İşte Hollanda ile Türkiye’nin aynı anda sahiplenmek istediği bu sıra dışı grubun hikâyesi de Amsterdam’daki bir plakçıda, Selda Bağcan’ın bir albümünün keşfedilmesiyle başladı.
HOLLANDA’NIN SAHİPLENDİĞİ, TÜRKİYE’NİN GURUR DUYDUĞU GRUP
Bir Hollanda gazetesinde Altın Gün hakkında yayımlanan haber, ilk bakışta bir müzik grubunun başarı hikâyesini anlatıyordu. Fakat satırların arasında çok daha büyük bir gelişme vardı. Gazete, Altın Gün’ü hiç tereddüt etmeden “Nederlandse band”, yani “Hollandalı grup” diye tanımlıyordu. Grammy adaylığını Hollanda’nın başarısı sayıyor, grubun dünyanın dört bir yanında salonları doldurmasını kendi kültür hayatının kazancı olarak görüyordu.
Biz de aynı habere başka bir pencereden bakıyoruz. Çünkü grubun seslendirdiği şarkılar Türkçe, bağlamanın tınısı Anadolu’dan, repertuvarın kaynağı Türk halk müziğinden ve 1960’lı, 1970’li yılların Anadolu rock birikiminden geliyor.
Grubun önündeki en belirgin yüzlerden biri, Arnhem’de doğup büyüyen Türk kökenli solist, bağlama ve klavye sanatçısı Erdinç Ecevit Yıldız. Kuruluş döneminin diğer Türk kökenli sesi Merve Daşdemir de sekiz yıl boyunca bu büyük yürüyüşün temel taşlarından biri oldu.
Altın Gün elbette yalnızca Türklerden oluşan bir grup değil. Amsterdam’da doğan bu müzikal oluşum, farklı kökenlerden sanatçıların ortak emeğinin ürünü. Fakat tam da bu nedenle başarı daha anlamlıdır: Hollandalı müzisyenler Anadolu’nun ezgilerine gönül vermişler.
Türk kökenli sanatçılar, ailelerinden ve kültürlerinden taşıdıkları mirası sahneye koymuş, ortaya sınırları aşan yepyeni bir müzik çıkmıştır. Hollanda grubu sahiplenirken biz de Türk çocuklarının ve Türk kültürünün bu başarıdaki payıyla gurur duyuyoruz.
DEĞERLİ OKURLARIM
Bir zamanlar görev yaptığım Hürriyet gazetesinde, “Bir Günün Hikâyesi” başlığıyla yayınlanan çok ilginç bir köşe vardı.
O köşede günün ciddi, matrak, komik, duygusal, sosyal, kültürel, siyasi, sportif ve sanatsal gelişmeleri kısa yorumlarla okura aktarılırdı. Kısacası, hayatın içinden ne varsa o köşede kendine yer bulurdu.
Mübalağa etmiş olmayayım ama, o köşenin en sadık müdavimlerinden biri de şahsımdı.
Şimdi ben de bundan böyle, yazdığım bazı uzun haber ve yorumların ortasında sizlere küçük bir soluklanma imkânı vermek istiyorum. Özel bir çerçeve içinde sunacağım “Günün Hikâyesi” bölümünde, o gün dikkatimi çeken ilginç, düşündürücü, kimi zaman da gülümseten bir olayı kısaca yorumlayacağım.
Bazen ciddi meselelerin arasında biraz nefes almak, bazen de hepimizin gördüğü fakat üzerinde durmadan geçtiği bir olaya farklı bir pencereden bakmak iyi olabilir.
İşte ilk denemem:
HER ŞEY AMSTERDAM’DAKİ BİR PLAKÇIDA SELDA BAĞCAN İLE BAŞLADI
Altin Gün – Jasper Verhulst. (8/23) – Türkischer Folk neu gedacht: Altin Gün auf Tour mit neuem Album “A?sk”. – laut.de – Foto
Jasper Verhulst’un Türk müziğine duyduğu ilginin ilk kıvılcımı, Türkiye’de değil, Amsterdam’daki ünlü Concerto Plakçısı’nda çaktı. Plakçıda Selda Bağcan’ın ilk albümünün yeniden basılmış hâlini gören Verhulst, tavsiye edilen bu plağı satın aldı. Dinlediği müzik, O’nun için yepyeni bir dünyanın kapısını açtı.
Selda Bağcan’ın güçlü sesi, geleneksel Türk halk müziğinin 1970’li yılların psychedelic rock, funk, analog synthesizer ve fuzz gitarlarıyla birleşmesi Verhulst’u derinden etkiledi. Selda’nın sesini, “ağlar gibi ama son derece güçlü ve vakur” olarak tanımlayan Verhulst, bu müziğin yakınan değil, acıyı güce dönüştüren bir tarafı bulunduğuna dikkat çekti.
Bu ilk keşfin ardından Türk müziğinin peşini bırakmadı. Hollandalı müzisyen Jacco Gardner’ın basçısı olarak İstanbul’a geldiği yıllarda ikinci el plakçıları dolaştı; çok sayıda uzunçalar ve 45’lik satın aldı. Erkin Koray’ı “Türkiye’nin Jimi Hendrix’i”, Barış Manço’yu ise ülkenin en büyük rock kahramanlarından biri olarak görüyordu.
Altın Gün böylece önceden hazırlanmış bir ticari proje olarak değil, bir müzisyenin plak merakından ve Anadolu müziğine duyduğu gerçek hayranlıktan doğdu. Verhulst’un ifadesiyle, grubun kuruluşunda O’nun “plak bağımlılığının” büyük payı vardı.
Ancak Altın Gün’ün müziğini yalnızca Türk müziği şekillendirmedi. Verhulst; Fransız ve İtalyan
synth-pop müziğinden Endonezya ve Tayland ezgilerine, Brezilya’nın caz etkili, ritmik ve neşeli müziğine kadar çok geniş bir coğrafyadan beslendi. Grubun kendine özgü ve sınıflandırılması zor ses dünyası da bu farklı kaynakların Anadolu türküleriyle buluşmasından doğdu.
Verhulst Türkçe bilmiyordu ama türkülerle arasında dilin ötesinde bir bağ kurmuştu. Türkülerin kelime kelime çevrildiğinde anlamını ve şiirsel derinliğini kaybedebildiğine dikkat çeken Verhulst, Türkçe sözlerin sesine, kafiyesine, ritmine ve dalgalanışına kulak verdiğini belirterek duygusunu şu sözlerle özetliyordu:
“Türkçe anlamıyorum ama hissediyorum.”
Verhulst’un internette yayımladığı Türk müzisyen arayışına Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir cevap verdi. Böylece Hollanda’nın müzik disiplini ile Anadolu’nun belleği aynı prova odasında buluştu. İlk kadrolarda gitar, bas, davul, perküsyon, klavye ve bağlama bir araya geldi. Eski türküler, asıllarına saygı korunarak fakat kopyalanmadan; psychedelic rock, funk, disco, synth-pop ve elektronik müzik unsurlarıyla yeniden düzenlendi.
İlk tekli Goca Dünya/Kırşehir’in Gülleri 2017’de çıktı. Ardından 2018’de ilk albüm On yayımlandı. Altın Gün, daha başlangıçta yalnızca nostalji yapan bir topluluk olmadığını gösterdi. Eski melodiler arşiv rafından çıkarılıyor, bas gitarın ve davulun güçlü ritmiyle yeniden canlanıyor, bağlama ile elektro gitar aynı cümlede konuşuyordu.
GRAMMY’YE UZANAN ‘GECE’
Asıl büyük dönüm noktası, 2019’da yayımlanan ikinci albüm Gece oldu. Albüm, 2020’de düzenlenen 62’nci Grammy Ödülleri’nde o zamanki adıyla “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterildi. Grammy’nin resmî kayıtlarına göre Altın Gün’ün bugüne kadar bir adaylığı bulunuyor. Ödülü Beninli yıldız Angélique Kidjo’nun Celia albümü kazandı; ancak Altın Gün’ün dünyanın en büyük müzik ödülünde adaylar arasına girmesi başlı başına tarihî bir başarıydı.
Üstelik grubun üyeleri, adaylığın büyüklüğünü ilk anda tam olarak kavrayamamıştı. Erdinç Ecevit Yıldız, Hollanda basınına yaptığı açıklamada, haberi turne sırasında aldıklarını, kendisinin o sırada Grammy’nin ne kadar büyük bir kurum olduğunu dahi bilmediğini, diğer grup üyelerinin heyecanından durumun önemini anladığını anlattı. Törene davet edilmelerine rağmen yalnızca adaylık için Amerika’ya gidip dönmenin doğru olmayacağını düşünerek katılmadılar.
Grammy heykelciği Amsterdam’a gelmedi ama adaylık, Altın Gün’ün önündeki kapıları ardına kadar açtı. Grubun adı müzik çevrelerinde daha yüksek sesle duyulmaya, konser teklifleri ve festival davetleri artmaya başladı. O tarihten sonra Altın Gün, dünya müziği sahnesinde geçici bir merak değil, kalıcı bir güç olduğunu kanıtladı.
KORONANIN BOZDUĞU MALİBU HAYALİ, ‘YOL’ ALBÜMÜNÜ DOĞURDU
Altın Gün için 2020 yılının unutulmaz bir başarı yılı olması bekleniyordu. Gece albümü Grammy’ye aday gösterilmiş, Amerika’daki Coachella ve Japonya’daki Fuji Rock gibi dev festivallerden davetler gelmişti.
Grubun planı, Coachella konserinden sonra Kaliforniya’da kalmak, Malibu’da güzel bir ev kiralamak ve üçüncü albüm üzerinde çalışmaktı. Gündüzleri Los Angeles sahillerinde dolaşacak, kalan zamanlarında yeni besteler hazırlayacaklardı. Ancak korona salgını bütün dünyayla birlikte Altın Gün’ün planlarını da altüst etti.
Grup üyeleri aylarca bir araya gelemedi. Fakat bu zorunlu ayrılık, Altın Gün’ün müziğinde yeni bir dönemin başlangıcına dönüştü. Evlerinde çalışan müzisyenler; davul makineleri, sample’lar, synthesizer’lar, bilgisayar programları ve elektronik enstrümanlarla yeni sesler denemeye başladılar.
Bu dönemin ürünü olan ve Türkçede “yol” anlamına gelen Yol albümü, 2021 yılında yayımlandı. Albüm, önceki çalışmalara göre çok daha elektronik bir karakter taşıyordu. Anadolu türküleri bu kez 1980’li yılların synthesizer-pop anlayışıyla, Brezilya ritimleriyle ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen müzikal etkilerle buluştu.
Albümün ses dünyasında, Japonya’da 1980’li yıllarda geliştirilen Omnichord adlı küçük elektronik çalgının önemli bir yeri vardı. Bir düğmeye basıldığında akor veren, parmakla dokunulduğunda arpı andıran, yer yer naif ve kitsch bir ses çıkaran bu enstrüman, özellikle Merve Daşdemir’e ilham verdi. Omnichord’un teknik sınırlılığı, grubun önünde beklenmedik ölçüde yaratıcı bir yol açtı.
Altın Gün’ün ilham kaynakları arasında şaşırtıcı bir Hollanda bağlantısı da vardı. Erdinç Ecevit Yıldız, Neşet Ertaş’ın Bulunur Mu adlı eserini seslendirmek istemişti. Jasper Verhulst ise bu türkü üzerinde çalışırken Hollanda’nın ünlü grubu Doe Maar’ın 1983 tarihli Pa şarkısını hatırladı.
Bunun üzerine Pa şarkısındaki davul ritimleri, inek çanları ve synthesizer arpejleri Altın Gün’ün düzenlemesine esin kaynağı oldu. Böylece Neşet Ertaş’ın Anadolu’dan yükselen türküsü, Hollanda pop müziğinin izleri ve modern elektronik seslerle buluştu.
Ortaya çıkan eser, Altın Gün’ün müzik anlayışını özetleyen en güzel örneklerden biri oldu: Kaynağa saygı duyuluyor fakat eser aynen tekrarlanmıyor; türkü başka kültürlerden ve dönemlerden gelen seslerle yeniden doğuyordu.
COACHELLA’DAN FUJI ROCK’A: TÜRKÇE ŞARKILARLA DANS EDEN DÜNYA
Altın Gün – Coachella recap
Altın Gün’ün uluslararası festival karnesi, bugün pek çok pop yıldızının bile kıskanacağı kadar zengin. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Coachella, İspanya’daki Primavera Sound, Japonya’daki Fuji Rock, Hollanda’daki Lowlands ve İzlanda’daki Iceland Airwaves gibi dünyanın önemli festivallerinde sahne aldılar. Kuzey Amerika, Avrupa ve İngiltere’de kapalı gişe turneler yaptılar; Singapur, Japonya ve Malezya’ya kadar uzandılar.
Bu başarının en çarpıcı tarafı, binlerce kişinin çoğu zaman tek kelimesini anlamadığı Türkçe şarkılarla dans etmesidir. Altın Gün, müziğin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını gösterdi. Bağlamanın bir cümlesi, bas gitarın yürüyüşü, davulun ritmi ve Anadolu melodisinin kıvrımı; farklı diller konuşan insanları aynı anda harekete geçirebildi.
Coachella deneyimini anlatan Erdinç Ecevit, festivalin müzik kadar görünürlük ve gösteri dünyasıyla da ilgili olduğuna dikkat çekti. “Orada herkes kendi filmini çekmeye çalışıyor” sözleriyle, dev festival ortamındaki görüntü yarışını özetledi. Yine de Altın Gün’ün sahnesi büyük ilgi gördü ve grubun uluslararası yolculuğuna yeni bağlantılar kazandırdı.
ALTINCI ALBÜM ‘GARİP’: NEŞET ERTAŞ’A DÜNYA ÇAPINDA VEFA
Altın Gün’ün Neşet Ertaş hayranlığı – Kültür Sanat Haberleri
Altın Gün, 20 Şubat 2026’da yayımlanan altıncı stüdyo albümü Garip ile bu kez bütünüyle Neşet Ertaş’ın eserlerine yöneldi. Albüm, büyük ozanın on bestesini Altın Gün’ün kendine özgü diliyle yeniden yorumluyor: Neredesin Sen, Gönül Dağı, Öldürme Beni, Niğde Bağları, Benim Yarim, Suçum Nedir, Gel Yanıma Gel, Zülüf Dökülmüş Yüze, Gel Kaçma Gel ve Bir Nazar Eyledim.
Burada önemli bir tarih düzeltmesi yapmak gerekir. Neşet Ertaş geçtiğimiz yıl değil, 25 Eylül 2012’de hayatını kaybetti. Hollanda gazetesindeki ifade de aslında “14 yıl önce hayatını kaybeden Türk halk ozanı” anlamındadır. 1938’de doğan Ertaş; şarkıcı, söz yazarı ve bağlama virtüözü olarak âşıklık geleneğini modern çağa taşıyan en büyük isimlerden biriydi. Otuzdan fazla albüm kaydetti, yüzlerce eser bıraktı.
Erdinç Ecevit’in Ertaş için kullandığı “Türkiye’nin blues sanatçısı” benzetmesi son derece anlamlıdır. Çünkü Ertaş’ın müziğinde de blues geleneğinde olduğu gibi acı, gurbet, sevda, yalnızlık ve insanın kendi kaderiyle hesaplaşması vardır. Ecevit, büyükbabasının Neşet Ertaş’ı sürekli dinlediğini, bu müzikle büyüdüğünü ve türkülerin düğünlerde çalındığını anlatıyor. Garip albümü böylece yalnızca bir repertuvar seçimi değil; bir müzisyenin aile hafızasına ve köklerine dönüşü niteliğini taşıyor.
Erdinç Ecevit’in açıklamasına göre Neşet Ertaş’ın çoğu eseri yalnızca ses ve bağlama üzerine kuruluydu. Bu yalın yapı Altın Gün’e geniş bir düzenleme alanı sağladı. Grup, eserlerin temelini korurken davul, bas, gitar, klavye ve perküsyonla yeni katmanlar ekledi. Sonuçta ortaya ne müze vitrini gibi donmuş bir gelenek ne de aslını kaybetmiş bir pop uyarlaması çıktı; geçmişle bugünün konuştuğu canlı bir müzik doğdu.
MERVE DAŞDEMİR’İN ARDINDAN BEŞ KİŞİLİK YENİ DÖNEM
Altın Gün’ün kuruluşundan itibaren iki ana sesinden biri olan Merve Daşdemir, 2024 yılında sekiz yıllık yolculuğun ardından gruptan ayrılarak kendi müzik kariyerine yöneldi. Grubun bugünkü beş kişilik kadrosunda Jasper Verhulst bas gitarı, Erdinç Ecevit Yıldız vokal, bağlama ve klavyeyi, Daniel Smienk davulu, Chris Bruining perküsyonu, Thijs Elzinga ise gitarları üstleniyor.
Bu kadro, Garip albümüyle Altın Gün’ün yeni dönemini başlattı. Grubun kadın solist olmadan yoluna nasıl devam edeceği merak edilmişti. Ancak yeni albüm, Erdinç Ecevit’in vokalini ve bağlamasını merkeze alarak grubun yönünü daha açık biçimde Anadolu halk müziğine çevirdi. Altın Gün böylece kadro değişikliğini bir gerileme değil, yeni bir yaratıcı döneme dönüştürdü.
CONCERTGEBOUW’DAN ROYAL ALBERT HALL’A İKİ TARİHÎ GECE
Altın Gün, 20 Ağustos 2026 Perşembe akşamı Amsterdam’daki dünyaca ünlü Concertgebouw’un Büyük Salonu’nda sahneye çıkacak. Salonun resmî programı, Altın Gün’ü “Türk psychedelic groove’un ustaları” olarak tanımlıyor ve grubun müziğinin zaman ile sınırları aştığını vurguluyor. Saat 20.00’de başlayacak konserin ara verilmeden 21.30’a kadar sürmesi planlanıyor.
Bundan yalnızca sekiz gün sonra, 28 Ağustos Cuma günü Altın Gün’ü çok daha büyük bir tarihî buluşma bekliyor. Grup, dünyanın en saygın klasik müzik etkinliklerinden BBC Proms kapsamında Londra’daki Royal Albert Hall’da ilk kez sahne alacak. Jules Buckley yönetimindeki 90 kişilik BBC Senfoni Orkestrası, Altın Gün’ün psychedelic ritimlerini ve Anadolu halk müziği dokularını senfonik renklere dönüştürecek. Konserin özel konuğu, bağlama sanatçısı ve solist Derya Yıldırım olacak.
Bir zamanlar köy odalarında, düğünlerde, bozkırın ortasında ve küçük plaklarda yaşayan Anadolu türküleri; şimdi Royal Albert Hall’un kubbesi altında, dünyanın en köklü orkestralarından biriyle seslendirilecek. Bu yalnızca Altın Gün’ün değil, Türk müzik kültürünün de uluslararası yolculuğunda simgesel bir eşiktir.
TÜRKİYE’DE SEYİRCİ BAŞKA TÜRLÜ COŞUYOR
Altın Gün dünyanın her yerinde ilgi görüyor ama grup üyelerinin anlattığına göre Türkiye konserlerinin havası başka. Erdinç Ecevit, Ankara’da beş bin kişinin karşısına çıktıkları bir konseri unutamadığını söylüyor. Podyumun parçaları koli bantlarıyla birbirine tutturulmuş olsa da meydandaki enerji bütün teknik eksikleri unutturmuştu.
Ecevit, Hollanda’da dinleyicilerin şarkılara düzenli ve sorunsuz biçimde eşlik ettiğini, Türkiye’de ise coşkunun beş katına çıktığını anlatıyor. Öyle ki bazen kendisi bile sözleri unutabiliyor. Bu tablo, Altın Gün’ün başarısındaki temel gerçeği gösteriyor: Grup Batı’da egzotik bir merak olarak alkışlanırken Türkiye’de insanlar kendi hafızalarını, çocukluklarını, düğünlerini ve ailelerinden duydukları türküleri yeni bir sesle karşılarında buluyor.
‘HOLLANDA GRUBU’ MU, ‘TÜRK GRUBU’ MU?
Bu soruya tek kelimelik bir cevap vermek, Altın Gün’ün asıl değerini küçültür. Altın Gün, hukuken ve kuruluş yeri bakımından Hollanda grubudur. Kurucusu Hollandalıdır; üyeleri farklı kökenlerden gelir. Ama grubun kalbindeki repertuvar Türk’tür, şarkıların dili Türkçedir, bağlamanın sesi Anadolu’dur. Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir’in taşıdığı kültürel hafıza da bu yapının vazgeçilmez parçasıdır.
Hollanda’nın “bizim grubumuz” demesi sevindiricidir. Çünkü göçmen kökenli sanatçıların başarısının dışlanmadığını, ülkenin ortak kültürel kazancı sayıldığını gösterir. Bizim “Türk çocukları” diyerek gurur duymamız da aynı ölçüde doğaldır. Buradaki sahiplenme bir kimlik kavgası değil, başarının iki yakadan birden alkışlanmasıdır.
Belki de Altın Gün’ün en büyük başarısı tam burada yatıyor: Grup, müziğin kimliği bölmek zorunda olmadığını gösteriyor. Bir Hollandalı basçı Anadolu rock’a âşık oluyor; Türk kökenli müzisyenler ailelerinden gelen ezgileri sahneye taşıyor; farklı milletlerden sanatçılar aynı ritimde buluşuyor; Amerika’da, Japonya’da, İngiltere’de ve Avrupa’nın her köşesinde insanlar Türkçe türkülere eşlik ediyor. Altın Gün adı, gerçekten de Türkçe anlamındaki gibi yeni ve parlak bir günün habercisi oluyor.
ALTIN GÜN’ÜN ALBÜMLERİ
2018 — On
2019 — Gece
2021 — Yol
2021 — Âlem
2023 — Aşk
2026 — Garip
ALTIN GÜN’ÜN AÇIKLANAN KONSER PROGRAMI
Aşağıdaki program, grubun resmî konser sayfasında 20 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yer alan etkinliklerden derlenmiştir. Programlarda sonradan değişiklik yapılabileceği için konser öncesinde organizatörlerin duyurularının kontrol edilmesi gerekir.
HOLLANDA VE İNGİLTERE
20 Ağustos 2026 — Amsterdam, Hollanda — Concertgebouw, Garip albümü tanıtım turnesi
28 Ağustos 2026 — Londra, Birleşik Krallık — BBC Proms, Royal Albert Hall; BBC Senfoni Orkestrası ile
KUZEY AMERİKA TURNESİ
6 Eylül 2026 — Vancouver, Kanada — The Pearl
7 Eylül 2026 — Vancouver, Kanada — The Pearl
8 Eylül 2026 — Seattle, ABD — Showbox SoDo
9 Eylül 2026 — Portland, ABD — McMenamins Crystal Ballroom
11 Eylül 2026 — San Francisco, ABD — The Regency Ballroom
12 Eylül 2026 — Los Angeles, ABD — The Orpheum Theatre
15 Eylül 2026 — Minneapolis, ABD — First Avenue
16 Eylül 2026 — Chicago, ABD — The Vic Theatre
18 Eylül 2026 — Toronto, Kanada — Danforth Music Hall
19 Eylül 2026 — Montréal, Kanada — Théâtre Beanfield
22 Eylül 2026 — Boston, ABD — Big Night Live
23 Eylül 2026 — Brooklyn/New York, ABD — Brooklyn Steel
24 Eylül 2026 — Philadelphia, ABD — Union Transfer
25 Eylül 2026 — Washington, ABD — Howard Theatre
26 Eylül 2026 — McKees Rocks/Pittsburgh, ABD — Roxian Theatre
AVRUPA VE TÜRKİYE TURNESİ
15 Ekim 2026 — Nancy, Fransa — Nancy Jazz Pulsations 2026
16 Ekim 2026 — Brüksel, Belçika — Théâtre National Wallonie-Bruxelles
3 Kasım 2026 — Münster, Almanya — Garip albümü tanıtım turnesi
4 Kasım 2026 — Leipzig, Almanya — Garip albümü tanıtım turnesi
5 Kasım 2026 — Prag, Çekya — Garip albümü tanıtım turnesi
6 Kasım 2026 — Kraków, Polonya — Klub Kwadrat
10 Kasım 2026 — Bükreş, Romanya — Garip albümü tanıtım turnesi
13 Kasım 2026 — İstanbul, Türkiye — Volkswagen Arena
14 Kasım 2026 — Eskişehir, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
15 Kasım 2026 — Çankaya/Ankara, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
18 Kasım 2026 — Alanya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Alanya, saat 19.00
18 Kasım 2026 — Muratpaşa/Antalya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Antalya, saat 22.00
20 Kasım 2026 — Bayraklı/İzmir, Türkiye — Garip albümü tanıtım turnesi
21 Kasım 2026 — Kocaeli, Türkiye — Garip albümü tanıtım turnesi
24 Kasım 2026 — Atina, Yunanistan — Garip albümü tanıtım turnesi
25 Kasım 2026 — Selanik, Yunanistan — Garip albümü tanıtım turnesi
26 Kasım 2026 — Sofya, Bulgaristan — Garip albümü tanıtım turnesi
1 Aralık 2026 — Viyana, Avusturya — Garip albümü tanıtım turnesi
2027
23 Nisan 2027 — Berlin, Almanya — Konzerthaus Berlin
NOT: Grubun resmî programında 18 Kasım 2026 tarihinde hem Alanya hem Antalya konseri yer almaktadır. Bilet sayfalarında Alanya için saat 19.00, Antalya için saat 22.00 bilgisi görülmektedir. Aynı güne ait bu sıra dışı programın organizatörler tarafından teyit edilmesi yararlı olacaktır.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






