
ZİÇEV, özel gereksinimli bireyler için yaşamın sınırlarını yeniden tanımlıyor
Ankara’da Makbule Ölçen başkanlığında 8 Mart 1982’de bir grup gönüllü tarafından kurulan Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı (ZİÇEV), Türkiye genelindeki 14 şubede binlerce öğrenciye ulaşan eğitim ve rehabilitasyon modeliyle özel gereksinimli bireylerin yaşamına umut oluyor. Özel gereksinimli bireylerin toplumsal yaşamın içinde daha güçlü, daha görünür ve daha özgüvenli bireyler olarak yer alabilmesine destek olan ZİÇEV, 44 yıldır Türkiye’nin dört bir yanında umut büyütüyor.
Özel gereksinimli bir bireyin ilk kez sahneye çıkması, kendi başına alışveriş yapabilmesi, bir yüzme yarışını tamamlaması ya da sosyal hayatın içinde özgüvenle yer alabilmesi çoğu zaman yıllar süren emeğin, doğru eğitimin ve güçlü dayanışmanın sonucunda oluyor. Tam 44 yıldır bu dönüşümün görünmeyen mimarlarından biri olan Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı (ZİÇEV); eğitimden rehabilitasyona, sanattan spora, aile danışmanlığından bağımsız yaşam becerilerine kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımla hizmet veriyor.
Türkiye genelindeki 14 şubesiyle faaliyetlerini sürdüren ZİÇEV, bugün binlerce öğrencinin eğitim ve gelişim yolculuğuna eşlik ediyor. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, yatılı bakım merkezleri, sanat merkezleri ve yaşam destek alanlarıyla faaliyet gösteren ZİÇEV; bireylerin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini birlikte ele alan bir sistem uyguluyor. Böylece bireylerin günlük yaşam becerilerinden iletişim yetkinliklerine, sosyal uyumdan özgüven gelişimine kadar birçok alanda ilerlemeleri ve hayatla daha güçlü bağ kurmaları sağlanıyor. ZİÇEV’in geliştirdiği eğitim modeli, her bireyin farklı potansiyeller taşıdığı gerçeğinden hareket ediyor. Bu doğrultuda uygulanan ZİÇEV Erken Eğitim Programı (ZEEP) kapsamında çocukların gelişim süreçleri detaylı biçimde analiz edilerek kişiye özel eğitim planları hazırlanıyor. Motor gelişim, bilişsel beceriler, dil gelişimi, sosyal-duygusal gelişim ve öz bakım alanlarında yürütülen çalışmalar, çocukların bireysel ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor.
Ulusal ve uluslararası şampiyonalarda başarıları bulunuyor
Vakıf; müzik, dans, tiyatro, folklor, drama ve spor faaliyetlerini rehabilitasyon sürecinin önemli bir parçası olarak değerlendiriyor. Basketboldan yüzmeye, atletizmden jimnastiğe kadar farklı branşlarda sürdürülen sportif çalışmalar sayesinde özel gereksinimli bireylerin hem fiziksel gelişimleri destekleniyor hem de sosyal hayata daha aktif katılımları teşvik ediliyor. Türkiye’de özel sporcular alanında birçok ilke imza atan ZİÇEV, bowling branşının yaygınlaşmasından açık deniz yüzme organizasyonlarına kadar dikkat çeken projeleri hayata geçirdi. Ulusal ve uluslararası şampiyonalarda elde edilen başarılar, doğru destek ve fırsat eşitliği sağlandığında özel gereksinimli bireylerin neler başarabileceğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Hayata geçirilen çalışmalarla ailelere güven veriyor
Vakfın en dikkat çeken çalışmalarından biri de aile odaklı yaklaşımı. Aile eğitimleri, danışmanlık programları ve rehberlik hizmetleriyle çocukların gelişim süreçleri ev ortamında da desteklenirken, ailelerin gelecek kaygılarını azaltmaya yönelik sürdürülebilir yaşam modelleri üzerinde çalışılıyor. Özellikle özel evlada sahip ailelerin “Benden sonra ne olacak?” sorusuna güven veren çözümler üretmeyi hedefleyen Vakıf, bağımsız yaşam becerilerini merkeze alan projeleriyle dikkat çekiyor. Gönüllülük temelli yapısıyla faaliyetlerini sürdüren ZİÇEV, yıllar içinde geliştirdiği eğitim ve rehabilitasyon modeliyle birçok kuruma da örnek oldu. Toplumsal farkındalığın güçlenmesi, özel gereksinimli bireylerin yaşamın her alanında daha görünür hale gelmesi ve sosyal hayata eşit katılım sağlayabilmesi için çalışmalarını sürdüren Vakıf, dayanışmayı büyüten yaklaşımıyla öne çıkıyor. ZİÇEV’e destek veren isimler arasında yer alan Arzum Onan da vakfın yürüttüğü farkındalık çalışmalarında aktif rol üstleniyor. Vakfın son reklam filminde yer alan Onan, özel gereksinimli bireylerin yaşamına dikkat çeken sosyal farkındalık çalışmalarına güçlü bir katkı sunuyor.
Çocuklarda Diş Sıkma Neden Görülebilir?
Çocukluk çağında görülen bruksizm; büyüme ve gelişim sürecinin doğal bir parçası olarak ortaya çıkabileceği gibi bazı sağlık sorunlarına da eşlik edebilir. Bu nedenle yalnızca dişlere odaklanmak yerine çocuğun genel sağlık durumunun değerlendirilmesi önem taşır.
Üst solunum yolu problemleri, uyku kalitesini etkileyen durumlar ve bazı alışkanlıklar diş sıkma davranışı ile ilişkili olabilmektedir.
Bağırsak Paraziti, Reflü ve Vitamin Eksiklikleri Listede İlk Sırada
Uzm. Dr. Fikret İşbilir, bağırsak parazitlerinin salgıladığı toksinlerin sinir sistemini uyararak uykuda huzursuzluğa ve çene kasılmalarına yol açtığını belirtiyor. Parazit kaynaklı bruksizme genellikle uykuda ağızdan salya akması ve makat kaşıntısı gibi semptomlar da eşlik ediyor.
Bunun yanı sıra çocukluk çağı reflüsünün yarattığı mide asidi rahatsızlığı da istemsiz çene hareketlerini tetikliyor. Biyokimyasal açıdan ise magnezyum, kalsiyum ve B5 vitamini eksiklikleri kasların seğirme ve kasılma eğilimini artırarak diş sıkma sıklığını doğrudan etkiliyor.
Solunum Problemleri Diş Sıkmakla İlişkili Olabilir
Geniz eti büyümesi, bademciklerin büyük olması, alerjik rinit ve uyku sırasında nefes almayı zorlaştıran diğer durumlar bazı çocuklarda uyku düzenini etkileyebilir. Uyku kalitesinin bozulması ile birlikte diş sıkma ve diş gıcırdatma davranışları daha sık gözlenebilir.
Bu nedenle diş sıkmaya horlama, ağız açık uyuma, sık uyanma veya huzursuz uyku gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda çocukların ayrıntılı değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Ekran Süresi ve Günlük Stres Faktörleri Etkili Olabilir
Günümüzde çocukların ekran karşısında geçirdiği sürenin artması, düzensiz uyku alışkanlıkları ve yoğun uyarana maruz kalmaları uyku kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Yetersiz veya kalitesiz uyku da bazı çocuklarda diş sıkma davranışının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
Okul yaşamı, sosyal çevre değişiklikleri, sınav kaygısı ve aile içindeki değişimler gibi stres kaynakları da çocukların uyku düzenini etkileyebilen faktörler arasında yer almaktadır.
Aileler Hangi Belirtilerde Dikkatli Olmalı?
Diş sıkma davranışı zaman zaman geçici olarak görülebilir. Ancak bazı durumlarda uzman değerlendirmesi gerekebilir.
Özellikle;
- Diş gıcırdatma seslerinin sık ve düzenli şekilde duyulması,
- Sabah çene veya baş ağrısıyla uyanılması,
- Dişlerde aşınma veya hassasiyet gelişmesi,
- Horlama ve ağız açık uyumanın eşlik etmesi,
- Gün içinde yorgunluk ve dikkat dağınıklığı görülmesi
durumlarında çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulması önerilmektedir.
Çocuklarda diş sıkmanın tek bir nedeni olmayabileceği için değerlendirme süreci bütüncül şekilde planlanır. Çocuğun büyüme-gelişme özellikleri, uyku alışkanlıkları, üst solunum yolu bulguları ve eşlik eden belirtiler birlikte ele alınır.
Gerekli görüldüğünde ise laboratuvar testleri yapılabilir, kulak burun boğaz veya çocuk diş sağlığı uzmanlarının görüşüne başvurulabilir. Bazı çocuklarda uyku düzeninin iyileştirilmesi ve günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi önemli fayda sağlayabilmektedir.
Uzm. Dr. Fikret İşbilir, çocuklarda diş sıkmanın çoğu zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak uzun süre devam eden veya başka belirtilerle birlikte görülen durumlarda mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, erken dönemde yapılan muayenenin altta yatan nedenlerin belirlenmesine yardımcı olabileceğini vurguluyor.
Yazın Takviye Kullanırken Dikkat! , Sosyal Medya Tavsiyesiyle Değil, Bilgiyle Hareket Edin
Yaz aylarında bağışıklığı güçlendirmek, enerjiyi artırmak, kilo vermeyi desteklemek veya güneşin etkilerine karşı korunmak amacıyla takviye ürün kullanımında belirgin bir artış yaşanabiliyor. Ancak uzmanlar, her takviyenin herkes için uygun olmayabileceğine ve bilinçsiz kullanımın bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Füsun Topçugil, özellikle sosyal medya paylaşımları ve internet üzerinden yapılan yönlendirmeler nedeniyle takviye kullanımının son yıllarda yaygınlaştığını belirterek, ürün seçiminde reklam dilinden çok içerik ve güvenilirlik kriterlerinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Takviye Ürünler İlaç Yerine Geçmez
Takviye edici gıdalar; vitamin, mineral, aminoasit, bitkisel ekstrakt veya benzeri bileşenler içerebilir. Ancak bu ürünler ilaç olarak değerlendirilmez ve herhangi bir hastalığın tedavisi amacıyla kullanılmamalıdır.
Yaz döneminde D vitamini, magnezyum, kolajen, omega-3, probiyotik ve çeşitli bitkisel ürünlere olan ilginin arttığını belirten Uzm. Dr. Füsun Topçugil, kişinin yaşına, sağlık durumuna ve mevcut beslenme alışkanlıklarına göre ihtiyaçların değişebileceğini vurguluyor.
Takviyeyi Kutusuna Değil İçeriğine Göre Değerlendirin
Ürün seçiminde ambalaj tasarımı, sosyal medya reklamları veya popülerlik yerine içerik bilgilerinin incelenmesi önem taşıyor.
Takviye ürün tercih edilirken;
- İçerdiği etken maddeler,
- Etken madde miktarları,
- Günlük kullanım dozları,
- Üretim ve kalite standartları,
- Ürüne ait analiz ve güvenlik bilgileri,
- Son kullanma tarihi ve saklama koşulları
gibi kriterlerin dikkate alınması gerekiyor.
Ürünün doğal veya bitkisel olarak tanıtılması da tek başına güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Bazı bitkisel ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir veya belirli sağlık sorunları olan kişiler için uygun olmayabilir.
Yazın Fazlası Her Zaman Daha Faydalı Değildir
Takviye kullanımında sık yapılan hatalardan biri de “daha fazla kullanırsam daha çok fayda görürüm” düşüncesidir. Oysa bazı vitamin ve minerallerin gereğinden fazla alınması vücutta birikime neden olabilir. Yağda çözünen vitaminlerin yüksek dozlarda ve uzun süreli kullanımı istenmeyen etkilere yol açabilir.
Yaz aylarında terleme ile birlikte mineral kaybı yaşanabileceği düşünülerek kontrolsüz şekilde elektrolit, magnezyum veya çeşitli destek ürünlerinin kullanılması da her birey için gerekli olmayabilir.
İnternetten Satın Alınan Ürünlerde Dikkatli Olunmalı
Takviye ürün satın alınırken ürünün kaynağı ve güvenilirliği de önem taşıyor. Ambalajı hasarlı, içeriği net belirtilmeyen veya güvenilir olmayan satış kanallarında bulunan ürünler konusunda dikkatli olunması gerekiyor.
Ürünün üzerinde yer alan içerik bilgilerinin açık ve anlaşılır olması, üretici bilgilerinin bulunması ve ilgili mevzuata uygun şekilde satışa sunulması önem taşıyor.
Her Yorgunluk Vitamin Eksikliği Anlamına Gelmez
Yorgunluk, halsizlik, saç dökülmesi veya konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler görüldüğünde birçok kişi doğrudan takviye kullanımına yöneliyor. Ancak bu belirtilerin altında farklı sağlık nedenleri bulunabilir.
Bu nedenle uzun süren veya yaşam kalitesini etkileyen şikayetlerde öncelikle tıbbi değerlendirme yapılması, gerekli görülürse laboratuvar testleri ile eksikliklerin belirlenmesi ve sonrasında uygun yaklaşımın planlanması gerekiyor.
“Takviye ürünler bazı durumlarda beslenmenin desteklenmesine yardımcı olabilir. Ancak her ürün herkes için uygun değildir. Ürün seçerken reklam mesajları veya sosyal medya paylaşımlarından ziyade içeriğe, kullanım dozuna ve güvenilirlik kriterlerine dikkat edilmelidir. Takviye kullanımı planlanıyorsa bireysel ihtiyaçların değerlendirilmesi ve sağlık profesyonellerinden görüş alınması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.”
Düğün öncesi estetiğe aile boyu akın
Düğün sezonunun açılmasıyla birlikte, albümlerde ve sosyal medyada kusursuz görünmek isteyenler estetik kliniklerinin yolunu tuttu. Artık sadece gelin ve damatlar değil, kayınvalidelerden görümcelere tüm aile topluca operasyon sırasına giriyor. Ancak uzmanlar düğüne birkaç gün kala yapılan son dakika uygulamalarının büyük risk taşıdığı, geri dönüşü olmayan hataların en mutlu günü kâbusa dönüştürebileceği konusunda uyarıyor.
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte düğün organizasyonları hız kazandı. Hayatlarının en özel gününde kameralar karşısında güzel görünmek isteyenler ise güzellik salonları ve estetik merkezlerinin yolunu tuttu. Kimi saç ve cilt bakımı gibi temel işlemler yaptırırken, kimileri ise botokstan yüz gerdirmeye, gıdı aldırmadan ameliyatsız gençleşme uygulamalarına kadar geniş bir yelpazede işlemler tercih ediyor. Üstelik klinikleri sadece gelin ve damatlar değil; kayınvalideler, görümceler ve tüm aile üyeleri birlikte dolduruyor.
Düğünlerde “en iyi versiyonuyla” yer almak isteyen ailelerin yarattığı bu yoğunluk, kliniklerde adeta bir “düğün mesaisi” başlattı.
En çok ‘flaş patlaması’ korkutuyor
Yaşanan bu yoğunluğu ve “toplu estetik” trendini değerlendiren Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, ailelerin en çok fotoğraf karelerinde kusursuz çıkma dürtüsüyle hareket ettiğini belirtti. Kliniklerde en çok talep gören işlemleri sıralayan Dr. Bal, şu bilgileri verdi:
“Fotoğraflarda flaş patladığında ya da ters ışıkta cildin mat, yorgun ve sarkık görünmesini engellemek için inanılmaz bir talep var. Gelinler ve damatlar daha çok dinamik bir yüz hattı için botoks, dudak dolgusu ve cilde canlılık veren gençlik aşılarını tercih ederken; anneler, kayınvalideler ve görümceler ise daha çok lifting (yüz kaldırma) etkili ameliyatsız işlemler, göz çevresi gençleştirme ve derin kırışıklık tedavilerine yöneliyor.”
Son dakika işlemleri kâbusa dönüşmesin
Düğün telaşı içinde zamanın daralması nedeniyle birçok kişinin aceleci davrandığını ve bunun büyük riskler barındırdığını vurgulayan Dr. Asel Seda Bal, “altın zamanlama” uyarısında bulundu: “En büyük risk, panikle ve hızlıca karar verip kulaktan dolma işlemler yaptırmak. Düğün gününe sayılı günler kala, cildin reaksiyon gösterme, morarma veya ödem riskini hesaba katmadan yapılan agresif uygulamalar, en mutlu günü bir kâbusa dönüştürebilir. Bu tarz medikal estetik işlemlerinin düğünden en az 3 ila 4 hafta önce tamamlanmış olması gerekir ki oturma süresi sağlansın, olası bir yan etki varsa hızla müdahale edilebilsin.”
‘Trende değil, hekime güvenin’
Estetiğin bir moda akımı veya düğün öncesi alelacele yapılacak bir makyaj uygulaması gibi görülmemesi, aksine kişiye özel bir tedavi süreci olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Asel Seda Bal, “Her yüz yapısı, her cilt tipi birbirinden farklıdır. Gelin için harika sonuç veren bir uygulama, kayınvalide ya da görümce için doğru tercih olmayabilir. Bu süreçte en doğrusu, sosyal medyadaki akımlara bakarak hızlı karar vermekten ziyade, doğru tedavinin kişiye özel olarak planlanması ve mutlaka uzman bir hekim kontrolünde yapılmasıdır. Doğru zamanda, uzman ellerde yapılan minimal dokunuşlar, düğün fotoğraflarında yapaylıktan uzak, doğal ve kusursuz bir görünümün anahtarıdır” ifadelerini kullandı.
İNSAN 7’SİNDE NE İSE 70’İNDE O DEĞİL! BEYİNLE İLGİLİ EZBER BOZAN GERÇEK
“İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur” ya da “Bu yaştan sonra ben değişmem” düşüncesi, nörobilimin son yıllardaki keşifleriyle birlikte tamamen geçerliliğini yitirdi. İnsan beyninin yeni deneyimler, düşünceler ve hatta günlük alışkanlıklar aracılığıyla kendi sinirsel bağlarını sıfırdan yapılandırabildiğini gösteren “nöroplastisite” yeteneği, biyolojik olarak her an yeniden başlayabileceğimizi kanıtlıyor. Psikoterapide şahit olunan zihinsel dönüşümlerin aslında beyindeki somut, fiziksel değişimlerin birer yansıması olduğunu vurgulayan Acıbadem Life, Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, “Zihnimiz, ona gün içinde nasıl davrandığımıza, neyi dert edindiğimize veya nasıl nefes aldığımıza göre şekillenir. Değişmek sadece psikolojik bir karar değil, biyolojik bir süreçtir ve bunun için büyük travmalar beklemeye gerek yoktur; bugün atacağınız küçük bir adım, beyninizde yeni bir patika açabilir” diyor.
“Plastik Beyin” Ne Demek?
Nöroplastisite kavramının, beynin deneyimler, düşünceler ve davranışlar aracılığıyla sinirsel bağlantılarını (nöral ağlarını) sıfırdan yapılandırabilme kapasitesini ifade ettiğini belirten Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, “Beyindeki bu değişim süreci, tıpkı ormanda yeni kullanılmaya başlanan bir patikayı andırır. Aynı yoldan tekrar tekrar geçtikçe o iz derinleşir, patika genişler ve belirgin bir yol haline gelir. Buna karşılık, kullanılmayan eski bağlantılar ise zamanla zayıflar ve yerlerini yeni nöral yollara bırakır. Yani beynimiz, statik bir yapı değil; sürekli işlenen, canlı bir haritadır” benzetmesini kullanıyor.
Bu yeniden yapılanma ve dönüşüm sürecinin gerçekleşmesi için hayatımızda çok büyük travmaların ya da çok yoğun akademik öğrenme süreçlerinin yaşanmasının şart olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, sürecin gizli gücünün günlük detaylarda saklı olduğunu ifade ederek “Beyindeki nöral esneklik, aslında biz farkında olmasak da gündelik yaşamda sessiz sedasız sürer. Gün içinde dikkatimizi nereye verdiğimiz, hangi düşünce kalıplarını alışkanlık haline getirdiğimiz, hatta nasıl nefes aldığımız bile bu biyolojik süreci doğrudan etkiler ve beynimizi şekillendirir” diyor.
“Psikolojik Değişim Aslında Fiziksel Bir Beyin Değişimidir”
Psikolojik gelişimin biyolojik karşılığını terapi odaklarından verdiği örnekle açıklayan Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, “Terapi odalarında danışanların bakış açılarının genişlemesi, eski alışkanlıklarını bırakıp yeni davranış kalıpları geliştirmesi ya da geçmiş travmatik anılarla kurdukları ilişkilerin değişmesi, yalnızca soyut birer düşünce dönüşümü değildir. Bu süreçlerin tamamı, beyin düzeyinde gerçekleşen somut, fiziksel değişimlerin ve yeni nöral yolların inşa edilmesinin birer yansımasıdır. Kısacası, kalıcı her psikolojik değişim, aslında beynin fiziksel olarak yeniden şekillenmesi anlamına gelir” ifadelerini kullanıyor.
Beynin 3 Dostu
Nöroplastisite kapasitesini en üst düzeye çıkarmak ve zihinsel esnekliği desteklemek için hayatımıza dahil edebileceğimiz unsurları sıralayan Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, beynin bu süreçteki en büyük 3 destekçisini açıklıyor;
- Düzenli Fiziksel Egzersiz: Egzersiz yapmak, beyinde yeni sinir hücrelerinin oluşumunu (nörojenez) ve hücreler arası iletişimi sağlayan proteinlerin (BDNF) salgılanmasını doğrudan tetikler.
- Kaliteli Uyku Düzeni: Gün içinde öğrenilen bilgilerin kalıcı hafızaya aktarılması, sinirsel bağlantıların güçlenmesi ve beynin ertesi güne sağlıklı bir şekilde hazırlanması ancak kaliteli bir uyku süreciyle mümkündür.
- Yeni Deneyimler ve Öğrenme: Rutinlerin dışına çıkmak; yeni bir dil öğrenmek, bir enstrüman çalmayı denemek ya da farklı hobiler edinmek beyinde hiç kullanılmamış yeni patikaların açılmasını sağlar.
Acıbadem Life, Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, bu üç temel faktörün yanı sıra sağlıklı beslenme alışkanlıklarının ve stres yönetiminin de nöroplastisite sürecini doğrudan besleyen yapı taşları olduğunu vurguluyor.
Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!
Epilepsi tedavisinde en önemli unsurun doğru ilaç seçimi ve düzenli takip olduğu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, hastaların hızlı sonuç alma beklentisi nedeniyle zaman zaman yanlış tedavi yaklaşımlarına yöneldiğini söyledi.
Epilepside tek ilaçla başlanması ve dozun kontrollü şekilde artırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “Her epilepsi ilacının kanda bulunması gereken bir tedavi aralığı vardır. Bu nedenle ilaç kan düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır.” dedi. Nöbet tipine göre farklı ilaçların seçilmesi ve hastanın yaş, cinsiyet ile yaşam planlarının dikkate alınması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, epilepsinin gebelik ve genetik boyutuna dair yanlış inanışların da gerçeği yansıtmadığını vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.
Epilepside hızlı çözüm arayışı yanlış tedaviye yol açabiliyor!
Epilepsinin, halk arasında sara hastalığı olarak bilinen ve nöroloji pratiğinde sık karşılaşılan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Nöbetlerin korkutucu olması nedeniyle hastalar genellikle tedaviden kısa sürede sonuç almak ister ve bu süreçte birçok farklı hekime başvurabilir. Oysa epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i, uygun ilaç seçimi ve düzenli takip ile tedaviye oldukça iyi yanıt verir.” dedi.
Epilepsi tedavisinde en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, çoklu ilaç kullanımı ve ilaçların düşük dozlarda verilmesi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Birden fazla ilaç kullanılsa da bunların etkili dozlara ulaşmaması tedavinin başarısını azaltır. Oysa nörolojide temel prensip; tek ilaçla başlanması, ilacın etkili ve tolere edilebilen en yüksek doza kadar artırılması, yanıt alınamadığı durumlarda ise uygun bir ilacın eklenmesidir.” şeklinde konuştu.
Kişiye özel tedavinin anahtarı ilaç kan düzeylerinin ölçülmesi!
Geçmişte ilaç dozlarının hastanın kilosuna göre hesaplanırken, günümüzde epilepsi ilaçlarının kandaki düzeyleri ölçülerek daha hassas bir tedavi planı oluşturulabildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Her epilepsi ilacının kanda bulunması gereken bir tedavi aralığı vardır. İlacın düzeyi bu aralığın altında kaldığında yeterli etki sağlanamazken, üst sınırın aşılması yan etki riskini artırır. Bu nedenle ilaç kan düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır.” dedi.
İlaç düzeylerinin ölçülmesinin aynı zamanda kişiye özel tedavinin de temelini oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Çünkü insanların bağırsak yapıları, metabolizmaları ve karaciğer fonksiyonları birbirinden farklıdır. Aynı doz ilaç, farklı kişilerde farklı kan seviyelerine ulaşabilir. Bu nedenle tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir.” açıklamasını yaptı.
Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz!
Tedavide karşılaşılan bir diğer sorunun ise nöbet tipine uygun ilaç seçilmemesi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz.” dedi.
Ayrıca ilaç seçimi yapılırken hastanın yaşı, cinsiyeti ve yaşam planlarının da dikkate alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarlacı şunları söyledi.
“Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda, ileride gebelik planı olabileceği göz önünde bulundurularak ilaç tercihi yapılmalıdır. Çünkü bazı epilepsi ilaçları gebelik döneminde kullanıma uygun değildir. Bunun yanı sıra epilepsi ilaçlarının yan etki profilleri de farklılık gösterir. Bazı ilaçlar dikkat dağınıklığı, uyku hali ve yorgunluğa neden olabilirken; bazıları kilo alımına, iştah artışına veya iştah kaybına yol açabilir. Kimi ilaçlar ise depresif belirtileri, öfke veya sinirliliği artırabilir. Bu nedenle ilaç seçimi yapılırken hastanın ruhsal durumu, kilosu, yaşam tarzı ve mesleği de göz önünde bulundurulmalıdır.”
Epilepsi kalıtsal olabilir ama risk sanıldığı kadar yüksek değil!
Epilepsi ile ilişkili bilinen bazı genetik özellikler olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Özellikle bazı nöbet türleri ailelerde daha sık görülebilir.” dedi.
Ancak genel olarak epilepsi hastası bir kişinin çocuğunda epilepsi görülme olasılığının toplum ortalamasına göre yalnızca bir miktar arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Toplumda yaklaşık yüzde 1 olan risk, epilepsi öyküsü bulunan ailelerde yüzde 2 civarına çıkabilir. Bu nedenle epilepsi hastalarının çocuklarında mutlaka epilepsi gelişeceğini söylemek doğru değildir. Öte yandan çocukluk çağında ateşli havale geçirmiş annelerin çocuklarında da ateşli havale görülme riski daha yüksektir. Ayrıca çocukluk döneminde ateşli havale geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda epilepsi gelişme olasılığı da artmaktadır.” diye konuştu.
Epilepsi hastaları da sağlıklı gebelik geçirebilir!
Toplumda yaygın olan ‘epilepsi hastalarının çocuk sahibi olmaması gerektiği’ inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepsi hastalarına ‘gebe kalmayın’ ya da ‘çocuğunuzda mutlaka epilepsi olur’ şeklinde bir öneride bulunulmaz. Uygun ilaç düzenlemeleri ve düzenli takip ile epilepsi hastaları sağlıklı gebelikler geçirebilir ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir.” dedi.
Gebelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun nöbetler üzerinde koruyucu etkisi bulunduğuna değinen Prof. Dr. Tarlacı, özellikle gebeliğin ilk üç ayından sonra, progesteron düzeylerindeki belirgin artış nedeniyle birçok hastada nöbet sıklığının azaldığını ve sonraki aylarda nöbetlerin daha iyi kontrol altına alınabildiğini söyledi.
Özgün, Liv Hospital Ulus’ta babalarla buluştu
Sanatçı Özgün, Babalar Günü kapsamında Liv Hospital Ulus’ta düzenlenen “Sağlıklı Babalar” etkinliğinde sağlık çalışanları ile bir araya geldi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ile Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Boylu’nun da katıldığı etkinlikte sağlıklı yaş alma, erkek sağlığı ve babalığın yaşam üzerindeki etkileri konuşuldu.
Babalar Günü kapsamında Liv Hospital Ulus’ta düzenlenen “Sağlıklı Babalar” etkinliğinde sanatçı Özgün, sağlık çalışanları ile buluştu. Yoğun ilgi gören etkinlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi, erkek sağlığı, aktif yaşam ve babalığın hayat üzerindeki olumlu etkileri ele alındı.
Babaların sağlığı ailenin geleceğini şekillendiriyor
Etkinlikte konuşan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer, sağlıklı yaş almanın temelinde hareketli bir yaşam tarzının bulunduğunu vurguladı. Düzenli egzersizin kas ve eklem sağlığını koruduğunu belirten Ertürer, babaların aktif bir yaşam sürerek hem kendi sağlıklarını koruyabileceklerini hem de çocuklarına örnek olabileceklerini ifade etti.
40 Yaş Sonrası Beslenme Neden Değişiyor?
Kadınlarda yaşla birlikte östrojen seviyelerinde meydana gelen değişiklikler, kemik yoğunluğunun azalmasına ve vücut kompozisyonunda farklılaşmalara neden olabiliyor. Aynı zamanda kas kütlesinde doğal bir azalma eğilimi görülebiliyor. Bu süreçte yeterli ve dengeli beslenme, yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir.
Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “İlerleyen yaşla birlikte enerji ihtiyacı azalırken bazı vitamin, mineral ve protein gereksinimleri artabilir. Bu nedenle genç yaşlarda uygulanan beslenme alışkanlıklarının aynı şekilde sürdürülmesi her zaman yeterli olmayabilir” ifadelerini kullanıyor.
Kemiklerin Zamana Direnci: Kalsiyum ve D Vitamini
Yaş ilerledikçe, özellikle de menopoza yaklaşırken kemik yoğunluğunda azalmalar meydana gelebilir. Kemik erimesi (osteoporoz) ve çatlak riskine karşı kalsiyum alımı önem taşır. Ancak kalsiyum tek başına yeterli değildir; vücudun bu kalsiyumu emebilmesi için D vitaminine ihtiyacı vardır.
Ne Tüketmeli? Süt, yoğurt ve peynir gibi geleneksel kaynakların yanı sıra brokoli, badem ve koyu yeşil yapraklı lahana gibi bitkisel kalsiyum depolarını sofranıza ekleyebilirsiniz. D vitamini seviyeleri ise mutlaka hekim kontrolünde takip ettirilmelidir.
Yavaşlayan Metabolizma: Temiz ve Kaliteli Protein
40 yaşından sonra kas kütlesinin doğal olarak azalması metabolizmayı yavaşlatır. Kasları korumak ve kilo kontrolünü kolaylaştırmak için protein ihtiyacı artar. Ayrıca bu yaşlarda sıkça şikayet edilen saç dökülmesi ve saç tellerinin incelmesi sorunlarının önüne geçmek için de protein ve demir alımı kritiktir.
Ne Tüketmeli? Ağır yağlı ve işlenmiş kırmızı etler yerine sindirimi kolay, temiz proteinlere yönelebilirsiniz. Haftada en az iki gün hem damar sağlığı hem de Omega-3 desteği için balık tüketilmelidir. Hindi göğsü, yumurta ve bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagiller listenizde ilk sıralarda olmalı.
Zihinsel Berraklık ve Enerji: B6 ve B12 Vitaminleri
Zaman zaman yaşanan odaklanma problemleri, halsizlik ve ani enerji düşüşleri 40 yaş sonrasının gizli sorumluları olabilir. Çünkü bu yaşlardan itibaren vücudun besinlerdeki B12 vitaminini emme yeteneği azalmaya başlar. Beyin fonksiyonlarını korumak ve hücre yenilenmesini desteklemek için B grubu vitaminleri şarttır.
Ne Tüketmeli? Yağsız kırmızı et, kaliteli kümes hayvanları, deniz ürünleri ve yumurta B vitaminlerinin en güçlü kaynaklarıdır.
Sindirim ve Kilo Kontrolü: Yüksek Lif ve Antioksidanlar
Kan şekerini dengelemek, tatlı krizlerini önlemek ve sindirim sistemini aktif tutmak için günlük lif alımını (yaklaşık 25-30 gram) doldurmak gerekir. Hücresel yaşlanmayı geciktirmek ve cildin elastikiyetini korumak için de antioksidanlar başroldedir.
Ne Tüketmeli? Yulaf, çavdar ve tam tahıllar lif ihtiyacını karşılarken; ıspanak, maydanoz, havuç, balkabağı gibi renkli sebzeler ile ahududu, elma, muz gibi meyveler antioksidan kapasitesini artırır.
Hormonal Denge: Kafein ve Şeker Tüketimine Dikkat
40 yaş sonrası endokrin sistem ve uyku kalitesi dış etkenlere karşı daha hassas hale gelir. İşlenmiş karbonhidratlar ve eklenmiş şekerler yerine meyvelerin doğal şekerinden faydalanılmalıdır.
Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir’den Önemli Uyarı: “Hormonal dengenizi korumak, uykusuzluk veya sıcak basması gibi erken menopoz belirtilerini tetiklememek için kafein tüketimine dikkat edilmelidir. Kahve tüketimini sınırlandırmak ve özellikle öğleden sonra geç saatlere bırakmamak, vücudun biyolojik saatini korumak adına oldukça önemlidir. Gün içinde bol su ve sakinleştirici bitki çayları tüketerek hidrasyonu desteklemek bu dönemin en zahmetsiz yatırımıdır.”
40 Yaştan Sonra Amaç Sadece Kilo Vermek Değil
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, şu bilgileri paylaşıyor:
“40 yaş sonrasında beslenme yaklaşımının temel amacı yalnızca kilo kontrolü değildir. Kas ve kemik sağlığını korumak, yeterli vitamin ve mineral alımını sağlamak, yaşam kalitesini desteklemek ve sağlıklı yaş alma sürecine katkıda bulunmak da büyük önem taşır. Bu nedenle bireysel ihtiyaçlara uygun, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme planı oluşturulmalıdır.”
YAZIN ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BU 5 SAĞLIK SORUNUNA DİKKAT
Yaz tatili çocuklar için oyun, deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli saatler anlamına geliyor. Ancak sıcaklıkların yükselmesi, beslenme düzeninin değişmesi ve çocukların günün büyük bölümünü dışarıda geçirmesi bazı sağlık sorunlarının görülme sıklığını da artırabiliyor. Özellikle küçük çocuklar, vücut ısılarını yetişkinler kadar kolay dengeleyemedikleri için sıcak havalardan ve çevresel etkenlerden daha fazla etkilenebiliyor. Güneş çarpması, ishal, kulak ve göz enfeksiyonları, cilt problemleri ve böcek ısırıkları yaz aylarında çocuklarda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında bulunuyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocukların yaz tatilini sağlıklı, güvenli ve keyifli geçirebilmesi için yaz aylarında sık görülen sağlık problemlerini ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.
Yaz aylarında çocukların hastalıklara veya durumlara yakalanmaması için öneriler şunlardır;
Yazın çocuklar daha fazla enerji harcar ancak ebeveynlerin dikkatli olmasıyla bu dönem sorunsuz geçirilebilir. Yüksek ateş, şiddetli ishal, kusma veya bilinç bulanıklığı gibi durumlarda vakit kaybetmeden en yakın sağlık kurumuna başvurulmalıdır.
1. Güneş çarpması ve aşırı sıcak tehlikesine karşı;
Çocuklar 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bırakılmamalıdır.
Bol pamuklu, açık renkli ve hafif kıyafetler giydirilmeli, başlarını mutlaka şapka ile korumalıdır.
Günde en az 1-1,5 litre (yaşa göre) su içmeleri sağlanmalı, susuzluk beklenmeden düzenli aralıklarla su verilmelidir.
Araç içinde veya kapalı alanlarda asla yalnız bırakılmamalıdır.
2. İshal ve mide-bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için;
Ellerin sık sık sabunla yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, çiğ tüketilen gıdalar dikkatli seçilmelidir.
Açıkta satılan yiyecek, dondurma ve sokak yemeklerinden kaçınılmalıdır.
Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su tüketilmelidir.
3. Deniz ve havuz kaynaklı enfeksiyonlara karşı;
Havuz yerine temiz deniz tercih edilmelidir.
Yüzme sonrası çocuklar mutlaka duş almalı ve ıslak mayo ile uzun süre oturmamalıdır.
Kulakları iyice kurulamak kulak enfeksiyonlarını önler.
Havuz sonrası gözlerde kızarıklık veya kaşıntı olursa hemen müdahale edilmelidir.
4. Cilt sorunları (İsilik, mantar, böcek ısırıkları) için;
Aşırı terlemeyi önlemek için serin duşlar alınmalı, pudra kullanılabilir.
Ayaklara terlik giydirilmeli, ıslak ayakla yürümekten kaçınılmalıdır.
Sivrisinek ve böcek kovucu spreyler (doğal içerikli olanlar) kullanılmalı, akşam saatlerinde dışarıda korunmalıdır.
Ciltte kızarıklık, kabarcık veya kaşıntı görüldüğünde hemen serin ve kuru tutulmalıdır.
5. Genel yaz hijyen ve beslenme kuralları;
Çocukların tırnakları kısa kesilmeli, hijyen kurallarına uymaları teşvik edilmelidir.
Bol meyve, yoğurt, ayran ve ev yapımı serinletici içecekler tercih edilmelidir.
Haftalık kilosu takip edilmeli, aşırı dondurma ve gazlı içecek tüketimi sınırlanmalıdır.
APTAMİL ÇOCUK DEVAM SÜTLERİ, BEBEK BESLENMESİNE DAİR MERAK EDİLENLER İÇİN KAPILARINI AÇTI
Çocuk doktoru Melis Bayram Şirinoğlu, Aptamil Çocuk Devam Sütleri’nin çalışmalarını yerinde incelemek için Hollanda Utrecht Anne Sütü Araştırma Merkezi’ni ve Haps fabrikasını ziyaret ederek uzman isimlerle görüştü.
Aptamil Çocuk Devam Sütleri, bebek beslenmesinde sahip olduğu 130 yılı aşkın bilimsel uzmanlığıyla, üretim merkezini ve araştırma tesisini dünyanın farklı bölgelerinden uzman doktorlara açtı.
Çocuk devam sütlerinin üretim ve araştırma süreçlerine dair ebeveynlerin sorularını cevaplamak ve bilimsel çalışmalarının hassasiyetini gözlemlemek amacıyla düzenlenen buluşmaya Türkiye’den hem çocuk doktoru hem de bir anne olan Melis Bayram Şirinoğlu eşlik etti. Şirinoğlu, bu kapsamda Hollanda Utrecht’te yer alan Anne Sütü Araştırma Merkezi’ndeki üretim, kalite ve Ar-Ge çalışmalarını ve Haps’taki fabrikayı yerinde inceledi; steril üretim alanlarından ileri düzey laboratuvarlara uzanan bu yolculukta ebeveynlerin günlük hayatta tercih ettikleri ürünlerin hangi bilimsel ve kalite süreçlerinden geçtiğini birebir gözlemledi.
1000’den fazla kontrol noktası var
Aptamil Çocuk Devam Sütleri, çocukların beslenme ihtiyaçlarını odağına alarak bilimsel çıtayı sürekli yukarı taşıyor. Utrecht’teki araştırma merkezinde, dünyanın önde gelen üniversiteleriyle yürütülen iş birlikleri sayesinde yalnızca 2025 yılında 70’ten fazla aktif araştırma ve 120’nin üzerinde bilimsel yayın hayata geçirildi.
Kaliteyi yalnızca bir taahhüt olarak değil, ölçülebilir ve şeffaf bir sistem olarak ele alan Aptamil Çocuk Devam Sütleri, üretim süreci boyunca ürünler 1000’den fazla kontrol noktasında test edilirken, üç aşamalı kontrollerle* güvence sağlıyor.
Çocuk beslenmesinde bilimsel standartlar yol gösterici olmalı
Melis Bayram Şirinoğlu çocuk doktoru ve aynı zamanda bir anne olarak, ebeveynlerin günlük hayatta tercih ettiği ürünlerin hangi bilimsel süreçlerden geçtiğini yerinde görmek için Utrecht’teki Anne Sütü Araştırma Merkezi’ne gitti. Merkezde yürütülen çalışmalar ve Haps’taki üretim süreci hakkında konuşan Şirinoğlu, “Merkezde görme fırsatı bulduğum kalite standartları, çocuk beslenmesi yaklaşımında bilimin ne kadar merkezde tutulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu şeffaflığın, ebeveynlerin güvenini destekleyen önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. Üretimden araştırmaya kadar tüm süreci yerinde görmek, çocuk beslenmesinde bilimin ve kalite kontrolünün nasıl bir çerçevede ele alındığını net bir şekilde anlamamı sağladı.” dedi.
İlkadımlarım ile Ebeveynlerin Yanında
Üretim teknolojilerinin yanı sıra müşteri deneyimini de sürekli geliştirmek üzere çalışan Aptamil Çocuk Devam Sütleri ebeveynlerle kurduğu ilişkiyi ürünün ötesine taşıyor. Yıllık 11 milyon tekil ziyaretçisi** ile Türkiye’nin en büyük dijital anne-bebek platformu olan İlkadımlarım; hamilelik döneminden itibaren bebeklerin gelişimi ve bakımıyla ilgili kişiselleştirilmiş*** içerikleriyle ön plana çıkarken, anne ve babalar için sunduğu uzman desteği ile ebeveynlerin yolculuğuna bütüncül olarak eşlik etmeyi amaçlıyor.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






