
“İKTİDAR, MUTLAK BUTLANIN ARKASINA SAKLANARAK, SİYASETİ MANİPÜLE EDEREK MUTLAK YOKSULLUĞU GİZLEME ÇABASI İÇERİSİNDE”
“ERDOĞAN’IN MUHALEFETİ BÖLMEK, DÜŞMAN CEZA HUKUKU UYGULAMAK İÇİN HARCADIĞI PARA, 2025’İN BAŞINDAN BU YANA 75 MİLYAR DOLARA YAKLAŞTI”
“AK PARTİ MUTFAKTA MUTLAK YANGINDIR VE TOPLUMUN HER KESİMİ AK PARTİ’DEN ARTIK UMUDUNU KESMİŞTİR”
“TOM BARRACK BİLMELİDİR Kİ TÜRKİYE EMLAK DEĞİLDİR; TÜRKİYE, TÜRK MİLLETİNİN VATANIDIR”
“ESAS NİFAK, SAYIN BAHÇELİ’NİN ÖCALAN’A ‘KURUCU ÖNDER’ DEMESİDİR”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “21 Mayıs’ta mutlak butlan kararı alındı ve bu, Türkiye’de devlete ve demokrasiye yönelik bir saldırıydı. Tabii haklı olarak gündem oluşturdu ve oluşturmaya devam ediyor. Ama Türkiye’de sadece bir mutlak butlan söz konusu değil, aynı zamanda mutlak yoksulluk söz konusu. İktidar, mutlak butlanın arkasına saklanarak, siyaseti manipüle ederek mutlak yoksulluğu gizleme çabası içerisinde. Cumhur İttifakı’nın, AK Parti iktidarının, saray rejiminin mutlak yoksulluğu gizlemesine izin vermeyeceğiz.
Evet, Türkiye’de bir mutlak butlan var ama mutfakta da mutlak yangın var. Geçen hafta Kurban Bayramı’ydı ve geçmiş Kurban Bayramı’nızı tekrar kutluyorum. Eskiden Kurban Bayramlarında yoksullar et görürlerdi ama kimse et yüzü göremedi. Çünkü yoksulluk o kadar derinleşti ve o kadar yayıldı ki artık insanlar kurban kesip yoksullara dağıtma imkanına dahi sahip değiller. Halkımızı saray rejimi ete, süte, ekmeğe mahkum hale getirmiştir.
Bakın, rakamlar bizim değil değerli arkadaşlar. Türk-İş, Türkiye’nin en büyük işçi sendikası, Mayıs 2026’da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı için harcaması gereken paranın 35 bin 174 TL olduğunu söylemiş. Açlık sınırı ne? Sadece mutfak harcamaları, karnını doyurmak için gereken tutar. Ama gıda dışındaki diğer ev ihtiyaçları; kira, elektrik, su, yol gibi kalemlerle birlikte yoksulluk sınırı deniyor ve bunun için 114 bin 576 TL’ye ihtiyaç var yoksulluk sınırının üzerine çıkmak için. Yani 115 bin liralık aylık geliriniz olmadan Türkiye’de yoksulsunuz.
Peki, AK Parti iktidarına soruyoruz: Siz asgari ücret olarak ne veriyorsunuz? 28 bin 70 lira. Üstelik bunu verdiğiniz zaman 28 bin 70 liraydı, bugün alım gücü 23 bin liraya düşmüş durumda. Peki, 5 milyondan fazla emekliye ne kadar veriyorsunuz? 20 bin lira. Alım gücü bugün 17 bin lira. Siftah yapamayan esnaflarla her gün, her ilimizde, her ilçemizde karşılaşıyoruz; tarlasında ürünü elinde kalan köylülerle karşılaşıyoruz ve yok edilen bir orta direk gerçeğini bütün kentlerimizde ne yazık ki yaşıyoruz. Bakın, artık bu insanlarımızın nasıl yaşayacaklarından bahsetmiyorum, nasıl doyacaklarından bahsediyorum. Açlar. Açlık kol geziyor. Bu, AK Parti iktidarının 24 senesinin sonunda gelmiş olduğu noktadır.
Değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım; hatırlayacaksınız, AK Parti iktidarı enflasyon canavarını dizginleyemeyince sözüm ona Haziran 2023’te bir dezenflasyon programı yürürlüğe koydu. Mehmet Şimşek, daha önce hakaretler edilen kişi, bu programın başına getirildi. Yani gelirleri artıracaklardı, harcamaları da kısacaklardı. Ama 2026’nın Haziran ayına geldik, ortada hiçbir şey yok.
Bakın, bu yılın ilk dört ayında genel bütçede 5 trilyon 892 milyar liralık harcama var, 5 trilyon 68 milyar liralık gelir var. Yani ilk dört ayda bütçe 524 milyar lira açık vermiş. Ancak iktidarın hakkını da yemeyelim; tasarruf yaptığı bir alan var. Hangi alan biliyor musunuz? Yatırımlar alanında korkunç bir tasarruf var. Çünkü iktidar ancak 149,7 milyar TL’lik yatırım yapmış. Buna karşılık aynı dönemde faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL. Yani faize ödenen para, yatırıma ödenen paranın tam 7,5 katı. Şimdi gel de rahmetli Erbakan Hoca’yı hatırlama. Ne diyordu rahmetli hoca? ‘Sizi gidi faizciler sizi!’ Evet, Cumhuriyet tarihinin en büyük faizci hükümetiyle karşı karşıyayız.
Tabii bu arada mutlak yoksulluk devam ederken, bu siyasi saiklerle demokrasi ve hukuk çiğnenerek alınan mutlak butlan kararının verilmesiyle Merkez Bankası rezervlerinde de belirgin bir azalma olduğunu görüyoruz. 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın swap hariç rezervleri sadece bir haftada 37,2 milyardan 28,7 milyara düştü; yani 8,5 milyar dolarlık bir kayba uğramış.
Erdoğan’ın muhalefeti bölmek, düşman ceza hukuku uygulamak için harcadığı para, 2025’in başından bu yana 75 milyar dolara yaklaştı. Ve bunun bedelini Türk halkı ödüyor, esnaf ödüyor, çiftçi ödüyor, emekli ödüyor. Bütün amaç, bir seçimi daha kazanabilmek için hukukun çiğnenmesi ve devletin yıpratılması oluyor.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım; AKP iktidarının yatırımı unuttuğunu, yapmadığını ifade ettik. Ama çiftçiyi, tarımı da unuttuğunu ekleyelim. Önceki gün Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat alım fiyatlarını ton başına makarnalık ve ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada 12 bin 700 lira olarak açıkladı. Geçen yıl da 13 bin 500 liraydı. Yani bu yıl enflasyonun bile altında kalarak buğdaya sadece yüzde 22, arpaya sadece yüzde 15 zam yapıldı. Resmi enflasyon rakamları, yani TÜİK’in rakamlarıyla bile yapılsaydı buğdayın en az 18 bin TL, arpanın da 14 bin 500 TL olması gerekirdi. Hükümet, çiftçiyi gözden çıkarmaya, Türk tarımını yok etmeye devam ediyor.
Üstelik, bakın, AK Parti hükümetlerinin tarımı ve çiftçiyi desteklememesi nedeniyle 24 yıllık AKP iktidarı boyunca buğday üretimi ortalama 20 milyon ton civarında kaldı. Ama 20 sene önce bizim nüfusumuz 65 milyondu, şimdi 85 milyon olduk. Üretim ise aynı kaldı. Üstelik bu ülkeye 13 milyon sığınmacı ve kaçak geldi. Yanı bu ülkede 100 milyon insanı doyuruyoruz, 86 milyon insanı değil. Ve daha da kötüsü, köylerde ancak yaşlı çiftçiler yaşıyor. Ortalama yaş 55’in üzerinde ve buğday ekim alanları da azalıyor. Bundan dolayı Türkiye, makarnalık buğday ihtiyacı için ithalatçı bir ülke konumuna geldi. Değerli arkadaşlar, bu kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye gibi geniş bir coğrafyaya sahip bir ülke nasıl buğday ithalatı yapar? Ama AK Parti’nin çiftçiyi ve tarımı yok eden politikalarının Türkiye’yi getirdiği nokta budur.
Buradan çıkış mümkün mü? Evet, buradan çıkış mümkün. Hiç de düşünüldüğü kadar zor da değil. Köylerde daha genç ve üretken bir nüfusu muhafaza etmek ve teknolojik altyapıyı geliştirmek şart. Zafer Partisi’nin Zafer Ekonomisi Programı’nın en önemli boyutlarından birisini de bu oluşturuyor.
Eğer AKP gibi planlı ekonomiyi bırakıp neoliberalizmin dünyadaki en başarısız örneklerinden birisini uygularsanız, finansal tedbirlerle borç alıp faiz ödeyerek günü kurtarmaya çalışırsanız, geleceğiniz nokta bu olur. Üretimi, istihdamı, ileri teknolojiyi, kalkınmayı, refahı düşünmezseniz geleceğiniz nokta bu olur ve ne yazık ki olmuştur. Halk, bu politikaların neticesinde yoksulluk içinde perişan durumdadır. Yani AK Parti, sadece mutlak butlan değildir; AK Parti mutlak yoksulluktur. AK Parti mutfakta mutlak yangındır ve toplumun her kesimi AK Parti’den artık umudunu kesmiştir.
Anadolu’yu dolaşıyoruz, iş dünyasıyla bir araya geliyoruz, esnafla bir araya geliyoruz, çiftçiyle bir araya geliyoruz ve ortak söylem şöyle şekilleniyor: ‘Bizim artık bu iktidardan bir umudumuz yok. Muhalefet ne yapacak diye ne söyleyecek diye onu bekliyoruz.’ diyorlar.
Ve biz de Zafer Partisi olarak Türk milletine söz veriyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı’nı, Türk devletinin 2011’de tasfiye edilen stratejik aklını tekrar kurarak işe başlayacağız. Planlı serbest piyasa ekonomisine geçeceğiz. Planlı bir ekonomik kalkınma, planlı bir sanayi kalkınması, tarımda planlama kaçınılmaz olacak. Üreten, kendisine yeten, kalkınan, refaha, hakça ve adaletli bir düzene giden Türkiye’yi kurmak için yol haritamız ve kadrolarımız hazır.
Ama sadece ekonomik kalkınma yetmez. Liyakatli Zafer Partisi kadroları, herkesten önce Türkiye’nin nasıl bir örtülü istila ile karşı karşıya olduğunu gördüler ve Türk milletinin bu konudaki içinden gelen talebi, yani ‘Ülkem işgal edilmesin, Türkiye’nin milli kimliği sığınmacı ve kaçakların demografik işgaliyle değiştirilmesin’ talebini gündeme taşıdılar, Türk siyasetinin bir parçası yaptılar. Zafer Partisi olarak söz veriyoruz. Anadolu Kalesi Projesi’yle, sınırlarımızı tekrar güven altına alıp geçilmez hale getirip sığınmacı ve kaçakları devletler hukukuna uygun olarak vatanlarına yollayacağız.
Tekrar ediyorum: 2013’ten sonra verilen bütün vatandaşlıklar yasa dışı verilmiştir, iptal edeceğiz. Ve ülkemize yönelik emperyalist kavimler göçü sona erecek ve Türk halkı rahat edecek. 13 milyon insan vatanlarına döndüğü zaman enflasyon düşecek, kira fiyatları düşecek, gıda fiyatları düşecek, yılda harcadığımız 11 milyar dolar cebimizde kalacak. O parayı Türk halkı için, emekli için, çiftçi için harcama imkanımız olacak.
Çok sevgili Zafer Partililer, değerli basın mensupları; dün benim cep telefonuma Adana’dan bir görüntü düştü. Muhtemelen sizlerin de cep telefonlarına bu görüntü düşmüştür. Uyuşturucu bağımlısı bir genç, elinde bıçakla babasını tehdit ediyor ve uyuşturucu kullanmak için para istiyor. Babası bir emekli polis. Bir süre bıçaklanmamak için mücadele etti. Sonra baba, oğlunu altı kurşunla vurarak öldürdü. Kaçmadı; cep telefonunu çıkardı ve polisi aradı, çağırdı. Gelmiş olduğumuz nokta budur. Oğulların babaları bıçaklamaya çalıştığı, babaların oğullarını vurduğu bir Türkiye.
İstanbul’da 3-5 tane sanatçıyı, mankeni, basın mensubunu uyuşturucudan tutuklayarak başlamak, yola çıkmak olabilir ama gerçek yol; baronları tutuklamak, çeteleri ortadan kaldırmakla olur. Gerçek mücadele, uyuşturucu ve kumar bağımlılığına zorunlu tedavinin getirilmesiyle olur.
Bugün bu ülkede en az 3 milyon, hatta 4 milyon rakamından bahseden uzmanlar da var, uyuşturucu bağımlısı var. 20 milyon kişi sanal kumar oynuyor. Bunun 2 milyonunun bağımlı olduğu kabul ediliyor. Neresinden bakarsanız bakın, bağımlı sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Bu bir toplumun içeriden çözülmesidir. Baronlar, işgal ordularının Anadolu’daki keşif güçleridir. PKK en büyük barondur. Abdullah Öcalan en büyük narkoteröristtir.
Ve şimdi iktidar, terör örgütüyle 20 aydan beri sürdürdüğü müzakereleri yeni bir aşamaya taşıyor. Bu süreçte Sayın Bahçeli, PKK’nın eli kanlı terörist başı, bebek katili narkoterörist Öcalan’a ‘kurucu önder’ sıfatını yakıştırdı. Yine bu terörist başına, bu bebek katiline Türk devletiyle müzakere yapabileceği statü istedi.
Herhalde Bahçeli bundan sonra partisinin çok kullandığı bir işaret vardır. Bu işaret, Bozkurt işaretidir. Bu işaret, iki bin seneden beri Türklerin Avrasya bozkırlarında karşılaştıkları zaman uzaktan birbirlerini tanımak için yapmış oldukları işarettir; bir parti işareti değildir. Bozkurt, Türklüğün simgesidir. Bu işaret Azerbaycan’da da yapılır Kuzey Afganistan’da da yapılır Kazakistan’da da yapılır. Yani bütün Türk coğrafyasında Türk kimliğini ifade etmek için bu işaret yapılır. Türk siyasetine de rahmetli Alparslan Türkeş tarafından, ilk önce bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılan toplantıda, büyük mitingde yapıldıktan sonra taşınmıştır. Herhalde Öcalan’la müzakere yapan, Öcalan’la yapmış olduğu müzakerelerde ona statü isteyen Sayın Bahçeli, bundan sonra kullanmış olduğu bozkurt işaretinin yerine bu işareti yaparak yola devam edecek. Bu daha yakışıyor artık size.
Öcalan için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon kurdunuz. Üç milletvekilini İmralı’ya yolladınız, Öcalan’dan nasihat dinlettiniz. Sonra silah bırakıldı diye mangal partisi yaptınız. Ve sözüm ona PKK fesih kongresi yaptı. Ama hatırlayalım, o fesih bildirisinde bile Türk devletini Kürt soykırımcısı ilan etti. Lozan Antlaşması’nı ve 1924 Anayasası’nı reddetti ve devlet ve milletimizi bölmeyi hedef eden bir siyasi statü talebini ortaya koydu. Ve İmralı’daki cani için çalışma ofisi yapıldığı haberlerini aldık. Bu 20 aydan beri devam eden süreci milletimiz sessiz ama derin bir öfkeyle izlemeye devam ediyor. Aziz şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz, Türk milletinin onurunu ve gururunu kıran bu talihsiz süreci nefretle izliyor.
Ve şimdi de bir çerçeve yasanın Meclis’e getirileceği söyleniyor. Pervin Buldan, bu yasanın önce Abdullah Öcalan’ın onayından geçeceğini de ifade ediyor. Evet, Türkiye mutlak butlana onaylanmışken bir mutlak çöküşün de yasal çerçevesi hazırlanıyor. Medyada çıkan yazılara göre bu dokuz maddelik çerçeve yasada neler varmış, bakalım.
Silah bırakan örgütün tanımı, yasanın amacı ve kimleri kapsadığına dair hükümler olacakmış. Kendini fesheden terör örgütü mensuplarının soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin nasıl bir hukuki sürece tabi olacağı tarif edilecekmiş. Nasıl olacaksa, suça karışan ve karışmayan terör örgütü mensupları tanımı yapılacakmış. Arkadaşlar, Türk Ceza Kanunu’nda örgütlü suç bölümünde örgütlü suçta üç kişi bir araya gelip bir eylem yapmasalar bile, eylem yapmak niyetiyle bir araya gelmeleri suçtur. Öyle değil mi? E nasıl oluyor şimdi PKK’nın eyleme karışmayan, suçsuz mensupları?
Bu kapsamda terör örgütü mensuplarına belli bir süre verilecekmiş. AKP bunun bir yıl olmasını istiyormuş. Bu süre içinde silahlarını bırakıp Türkiye’ye gelenler bu yasadan istifade edebileceklermiş. Ve beş yıl sonra da siyasete başlayabileceklermiş.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer; tabii bu sürede başka gelişmeler de oluyor. Dün akşam Uşak’tan arkadaşlarımız aradılar. Eski İl Başkanımız Hakan Savaş, polis tarafından gözaltına alınmış ve ifadeye sevk edilmiş. Bu sabah da savcılığa sevk edildi. ‘Neden?’ diye sordum. Hakan Savaş Bey bir paylaşım yapmış ve demiş ki: ‘AKP iktidarı 1500 PKK’lıyı bu süreçte serbest bıraktı.’ Şimdi arkadaşlar, ben dedim ki: ‘Ya bu çok şaşırtıcı, neden böyle bir şey yapıyorlar?’
Çünkü şimdi sizlerle görüntüsünü paylaşacağım arkadaşlar. Bakın değerli basın mensupları, siz de lütfen bakın. Adnan Boynukara bu AKP milletvekili. Bir grup AKP milletvekili Zoom toplantısı yapıyor. Eğer yanlışsa, 1500 PKK’lı serbest bırakılmadıysa, soruşturmayı bunu açıklayan milletvekiliyle ilgili başlatın. Neden Zafer Partisi’nin eski il başkanıyla ilgili soruşturma yapıp adamı gözaltına alıyorsunuz? Zafer Partisi Genel Merkezi, eski-yeni bütün il başkanlarının ve ilçe başkanlarının arkasındadır. Arkadaşlarımıza talimat verdim. Avukat arkadaşlarımız eski il başkanımızın yanında gereken hukuki desteği kendisine veriyorlar ve vermeye de devam edecekler.
Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni adeta tasfiye eden bir süreci yaşıyoruz. Ve yıkıcı ve bölücülerle Cumhuriyet’in nasıl kurulacağının hesabının yapıldığı, çalışmasının yapıldığı günlerden geçiyoruz. Ve bir de bugünlerde açık dış müdahalelerin olduğunu görüyoruz değerli arkadaşlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack. Bir iş adamı, emlakçı, Amerika’nın en meşhur gayrimenkulcülerinden birisi. Ama mesleki bir dezenformasyona sahip. Türkiye’yi de emlak zannediyor.
Tom Barrack bilmelidir ki Türkiye emlak değildir. Türkiye, Türk milletinin vatanıdır. Mülkiyetini elde ettiğiniz emlaklar üzerinde alım satım yapabilirsiniz. Ama Türk milletinin vatanı üzerinde biz size hat çizdirmeyiz. Biz hattı Türk süngüsüyle zamanında çizdik zaten.
Ve Dışişleri Bakanlığı’nın, Amerikan Büyükelçisi tarafından yapılan bütün bu açıklamalar karşısında neden bu kadar suskun kaldığını da büyük bir merakla Dışişleri Bakanlığı’na soruyoruz. Bir büyükelçi daha Türk milletinin egemenliğini ihlal etsin diye mi bekliyorsunuz? Daha ne yapmalı bir büyükelçinin, dikkatinin çekilmesi için? Dışişleri Bakanlığı’na davet edilip nota verilmesi için? Gerçekten çok zor ve inanılmaz günlerden geçtiğimizi görüyoruz.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer; 21 Mayıs’ta ilan edilen mutlak butlan kararı, evet, Türk siyasi tarihinde bir eşiktir. O gün Antalya’da, Serik’te bir açılış yapmak için gittiğimiz zaman Sayın Musa Ertugan’la birlikte bu haberi aldık ve Ankara’ya geri geldik. Ve sabaha karşı saat 02.00’de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ettik.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi iç sorunlarıyla ve buradaki taraflarla ilgili bir pozisyonu temsil etmiyoruz. Zafer Partisi olarak vermiş olduğumuz mücadele devlet ve demokrasi mücadelesidir. Bugün CHP’de Özgür Özel yönetimine karşı yapılan şeyin yarın Türkiye’de bütün siyasi partilere karşı antidemokratik bir şekilde yapılabileceğinin herkes tarafından anlaşılması gerekiyor. Anayasamıza göre 79. Madde siyasi partilerin seçimleri hususundaki bütün düzenlemeler Yüksek Seçim Kurulu’nun yetki alanındadır. Yüksek Seçim Kurulu dışındaki bir mahkeme bunun dışında karar alamaz. Almışsa esas mutlak butlan, bu mahkemenin aldığı karardır.
Yarın bu iktidar, başka partilerde de Yüksek Seçim Kurulu’nun mazbata vermediği genel başkanlar görmek isteyebilir. Yüksek Seçim Kurulu’nun mazbata vermiş olduğu bir tek genel başkan var. Biz de Zafer Partisi olarak mazbatası olanları genel başkan kabul ediyoruz. Biz açıkçası anayasayı ve devleti savunuyoruz. Hukuk devletinin bütün ilkelerinin yaşama geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve buradan Yüksek Seçim Kurulu’na da sesleniyoruz: Türk milleti, anayasasıyla size bir yetki verdi. Türk milletinin size vermiş olduğu yetki, sizin namusunuza emanettir. Siz Türk milleti adına karar veriyorsunuz. Ve bu yetkiyi size veren Türk milleti, bu yetkiye sahip çıkmanızı bekliyor. Siz bu yetkinin elinizden alınmasına sessiz kalamazsınız. Böyle bir hakkınız yok. Anayasa’nın size vermiş olduğu yetkiye sahip çıkın ve anayasal düzenin bu şekilde çiğnenmesine, hukuk devletinin ayaklar altına alınmasına izin vermeyin.
Sevgili Zafer Partililer, buradan çıktıktan sonra basın toplantımızı bitirip maden işçilerimizin Ankara’da yapmış olduğu direnişe destek vermek için onların yanlarına gideceğiz ve dertlerini dinleyeceğiz, gündeme taşıyacağız. Ben yarın Isparta’dayım. Isparta’da Gül Festivali’ne katılacağız, sevgili Ispartalılarla bir araya geleceğiz. Buradan da bütün sevgili Ispartalılara Zafer Partisi adına sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Yarın görüşmek dileğiyle diyorum ve gelecek hafta İstanbul’da olacağım.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Zafer Partisi ve İYİ Parti’nin Kemal Kılıçdaroğlu’yla bayramlaşmayıp Özgür Özel’le bayramlaşmanız değindi. Süreç, Türk siyasetinde nifak ittifakına dönüştürülebilecektir dedi. Siz bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Sayın Bahçeli, Öcalan’la ittifak kuran bir siyasetçi olarak Zafer Partisi’nin kiminle bayramlaşıp kiminle bayramlaşmayacağına karar veremez ve bayramlaşmayı da nifak olarak nitelendiremez. Esas nifak, Türk milletine ve Türk devletine karşı kurulan nifak, Sayın Bahçeli’nin Öcalan’a ‘kurucu önder’ demesidir. Esas nifak, Sayın Bahçeli’nin Öcalan için statü istemesidir. Esas nifak, Sayın Bahçeli’nin milli, üniter, laik Atatürk Cumhuriyeti yerine Öcalan’la birlikte kurulacak bir cumhuriyetin savunuculuğunu yapmasıdır.
Sayın Bahçeli’nin yapması gereken Atatürk’ün çizgisine geri dönmektir. Sayın Bahçeli’nin yapması gereken, rahmetli Alparslan Türkeş’in söylediği gibi, ‘Ne mozaiği ulan?’ demektir. Mozaiği konusu değildir ama Bahçeli bugün bırakın ‘Ne mozaiği ulan?’ demeyi, Türkiye’yi mozaiklere parçalamanın mücadelesini vermektedir. Onun için Sayın Bahçeli’nin söyledikleriyle gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Zafer Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki bir kavganın değil, devletin ve demokrasinin tarafında bunun mücadelesini vermektedir.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Biraz önce ifadelerinizde Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılanların diğer partilere de yapılabileceğine vurgu yaptınız. Lakin sözlerinizin satır arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananların da parti içi bir kavgaymış gibi ifadeniz oldu. Öyle mi görüyorsunuz? Yani parti içi bir kavga mı, yoksa demokrasiye dışarıdan bir müdahale boyutu mu var?” sorusuna verdiği yanıt:
“Dışardan bir müdahale boyutu var. Ama partinin içinde iki farklı grubun olduğu ve bunlar arasında bir kavganın olduğu meselenin diğer boyutu.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






