Kayseri Baro başkanı avukat Cavit Dursun, güncel bir değerlendirme yaparken ‘Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok..’ başlığını kullandı ve bu konuda şunları yazdı.
(Itham etmek için değil, özeleştiri ve vicdan muhasebesi için yazılmıştır.)
Belki de binlerce yıldır böyle herşey ve bundan sonra da böyle gidecek.
Doğru ne, yanlış ne,
Iyi ne, kötü ne.
Belki de doğru, yanlış, iyi kötü diye bir şey bile yok!!!.
Herkesin değeri ( günümüzde menfaat olarak değiştirebiliriz) kendine göre belki de…
Belki de herşeyi menfaat, çıkar, nefis, hırs, ego, haset gibi şeyler belirliyor.
Ne kadar sever ve ister hale geldik maddeyi, çıkarı, makamı, haramı, goygoyu, itham etmeyi ve ötekileştirmeyi…
Hiç bilmediğimiz konular hakkında konuşuyoruz, yazıyoruz, itham ediyoruz, saldırıyoruz, acıdan bile nemalanmaya çalışıyoruz.
Toplum olarak sanki VİCDANIMIZI ve tüm İNSANİ DEĞERLERİMİZİ kaybettik belki de…
Artık hak, adalet, vicdan, helal, adamlık, karakter umurumuzda bile değil…
Helal, haram, kul hakkı, adalet, kişilik, liyakat, ehliyet, emanet çoğunluğumuzun umurunda bile değil…
Kâr gelsin de, nereden gelirse gelsin diyoruz.
Hep daha fazlasını, daha daha fazlasını istiyoruz.
Sadece kendimize istiyoruz, kendimiz için istiyoruz.
Diğer insanları hiç düşünmüyoruz, anlamaya, dinlemeye, duymaya veya hissetmeye bile çalışmıyoruz.
Sadece biz iyiyiz, bizden başka herkes kötü diyoruz, öyle yaşıyor, öyle anlıyoruz.
Doğru söyleyeni ise, dokuz köyden kovuyoruz.
Elimizdekilerin ise hiçbir değeri ve kıymeti yok gözümüzde.
Hepsine biz layıkız, işime geliyorsa herşey mubah, hem de tüm bu değerleri kullanarak ve kirleterek…
Her birimiz yaşadığımız hayata, kendimize ve çevremize bir bakalım.
Örneğin;
En basitinden iş bulmak için, makam, menfaat için hemen torpil arıyoruz, buluyoruz, hakkı olan hakeden değil, biz atanıyoruz. Bu durumu ölümüne savunuyor, ama ortamlarda hak ve adaletten bahsediyor, kendimizi herşeye layık görüyoruz. Hakkına el attığımız kişinin durumunu, ne yaşadığını görmüyor, hissetmiyoruz bile.
Örneğin;
Önceden evlilik öncesi, erkeğin yani damat adayının karakteri, ahlakı, kötü huyları sorulur, ailesinin geçmişi ve ahlaki durumu araştırılırdı.
Şimdi ise, çoğunlukla sadece mesleği, kazancı, parası, arabası, ailesinin maddi durumuna bakılıyor.
Önceden, kızlarımızın yani gelin adayının yetişme tarzı, şefkati, ahlaki kriterlerine bakılır, ailesinin özellikle de annesinin vasıfları esas alınmaya çalışılırdı.
Şimdi ise, çoğunlukla güzellik, boy, pos, mesleği, babasının malvarlığı ve kalacak miras hesaplanıyor.
Sonra ise, kavga, dövüş, kibir, ego, cinayet, saldırı, senin ki, benim ki diyoruz.
Bu konulardan bile çeşit çeşit nemalanmaya çalışıyor, olmadık iftiralar arıyor, organizasyonlar kuruyoruz.
Boşanmalar konusunda anlaşamadığımız konu para, mal, çıkar, ziynet, eşya….
Sorsan hep biz haklıyız, hep biz iyiyiz, karşı taraf haksız, nankör ve daha ne kadar kötü şey varsa onda. Hatta avukatı bile düşman ve kötü.
Karşılıklı saygı, sevgi, anlayış ve hoşgörü yok.
Tahammül, sabır, vefa, dostluk yok.
Hele hele ŞÜKÜR hiç yok.
Her şey bizim istediğimiz gibi olmalı, herşey ve herkes bize kul köle olmalı, han dediğimiz yerde hamam yapılmalı.
Olmuyorsa, yapmıyorsa o kötü, biz iyiyiz.
Hele hele, Kuralları, hukuku, yargıyı, ahlakı, düzen ve disiplini hiç sevmiyoruz.
Bize, yaptıklarımıza ve menfaatlerimize aykırı hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi sevmiyoruz.
Bize, istek ve menfaatlerimze sınır koyan herkesten ve her şeyden nefret ediyoruz.
Kuralları, hukuku ve adaleti söyleyenlerden ve uygulayanlardan daha daha NEFRET ediyoruz. Husumet besliyor, iftiralar atıyor, şikayetler yapıyor, hakkında dedikodu üretiyor, aleyhine biraraya geliyor ve türlü türlü şekillerde saldırıyoruz…
Çocuklarımız bu ortamda yetişiyor ; her şeyi menfaat, çıkar, başarı olarak görüyor. Ikiyüzlülük görüyor.
Söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı yapıyorlar.
Yarış atı gibi sınavlara hazırlıyoruz. Genel kurs, özel kurs, özel okul, özel öğretmen hiç bitmiyor.
Marka özentisi, rahat ve lüks yaşam isteği ve sınırsız istekler had safhada. Çocukken ve gençken hiçbir sınır yok. Her istediğini yapıyor, aman biz çektik onlar çekmesin diyoruz.
Büyüyüp iş, çalışma hayatı, evlilik ve sorumluluk almaya gelince acı gerçekler, sınırlar, haksızlıklar ve redlerle karşılaşınca; suçlar, uyuşturucu, cezaevi, ruh ve sinir hastalıkları ve sorunları diz boyu…
El bebek gül bebek yetiştiriyoruz.
Bu suç, yanlış, hata bizim, hepimizin…
Hiç birbirimizi suçlamayalım. Itham etmeyelim.
Sadece düşünüp, özeleştirimizi kendimize yapalım.
Toplumsal cinsiyetler ve rol modeller değişiyor. Erkeklerimiz kadınlaşıyor, Kadınlarımız erkekleşiyor. Yaratılış, toplumsal roller, değişimler, kanunlar birbirine giriyor, kaos çıkıyor. Sonuç; cinayetler, şiddet, saldırılar ve daha neler neler…
Artık konuşamıyoruz bile.
Hemen saldırıyor, itham ediyor, ötekilestiriyor, linç kampanyaları düzenliyoruz.
Akıl, bilim, sosyoloji, felsefe, inceleme ve araştıma yok. Üniversitelerimiz bilim üretmiyor. Eğitim sistemimiz yerle yeksan. Hukuk ve adalet kimsenin umrunda değil. Yargı, iktidarın ve gücün sopası olmuş.
Ülkedeki hakim hava psikolojimizi daha da bozuyor. Ağır, baskıcı, ötekileştirici ağır bir hava tüm ülkeyi kuşatmış durumda. Insanlarda yaşama sevincini ve geleceğe güven duygusunu yok eden, korku, panik ve endişe veren, korku ve kötülükler imparatorluğu gibi bir iklim, heryeri ve her şeyi kapladı. Gençlerimiz ülkeyi terk etmek istiyor. Konuşmaya korkan bir toplum olduk. Fikir özgürlüğü ve düşünce hürriyeti yok. Hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik yok. Masumiyet karinesi ayaklar altında. Herkes herkesi hain ilan etmekte. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, kanunilik, eşitlik, savunma hakkı, kuvvetler ayrılığı ağır derecede zedelendi. Cumhuriyetin değer ve kazanımları her geçen gün aşındırılarak silinmeye çalışılıyor. Liyakat, ehliyet, emanet kimsenin umrunda bile değil. Adaleti, sadece bizimle ilgiliyse ve bizim lehimizeyse hatırlıyor, istiyor ve savunuyoruz.
Bizim dışımızdakilerin hakkı ve adaleti umurumuzda bile değil.
Söylenecek ne çok şey var daha………
Vicdanını ve adalet duygusunu kaybetmiş bir topluluktan daha kötüsü,
vicdanının ve adalet duygusunun yerini menfaat, çıkar, makam, hırs, husumet, reklam, haset ve fesat almış bir topluluktur.
Bütün bu sebeplerle, Hayata menfaat, çıkar, haset ve fesat odaklı değil;
Vicdan, adalet ve insan temelli bakabilmeli ve yaşayabilmeliyiz.
Rabbim, hepimizi güzel insanlarla karşılaştırsın.
Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarla imtihan etsin.
Ne güzel bir dua, söz ve temennidir ;
“Rabbim, herkesin gönlüne göre versin.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.






