
“PAZAR ESNAFI İŞLERİN GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 50 DÜŞTÜĞÜNÜ SÖYLÜYOR”
“TÜRK MİLLETİ SANDIKTA BUGÜNKÜ YANLIŞ YÖNETİMİN HESABINI SORACAK”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Tuzla’da pazar esnafını ziyaret etti, esnafın ve vatandaşların sorunlarını dinledi. Satışların geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 50 düştüğünü söyleyen pazar esnafı, artan maliyetlerden, yüksek kiralardan şikayet etti.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Tuzla’da bu yağmurlu günde pazardayız. Hem pazar alışveriş yapmaya gelen yurttaşlarımızla hem pazar esnafıyla konuştuk. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Tuzla’da da pazarda geçen seneye göre işlerde yüzde elli düşüş olduğunu gördük. Pazarcı esnafı hale borçlu, giyim eşyası satan esnaf ise işlerin 2-3 aydan beri bıçak gibi kesildiğini ifade etti. Özellikle pazara ateş düşmüş ve bu pazardan insanlar çantalarının torbalarının ancak 3’te 1’ini doldurarak evlerine dönüyorlar. Bu düzen böyle devam etmez. İnşallah en kısa zamanda gerçekleşecek olan seçimlerde Türk milleti sandıkta bugünkü yanlış yönetimin hesabını soracak.”
“3 SENEDEN BERİ DÜŞMEYEN ENFLASYON OLUR MU?” “
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Tuzla İlçe Başkanlığımızda basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Çok değerli Tuzla sakinleri, ben de fırtınalı bir gecenin sonrasında bana sabahın bu erken saatinde sizlerle bir araya gelme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Tuzla’da yaşamak hem İstanbul’da yaşamak hem de bir ayağı Ankara’da olmak gibi. Ankara’ya en yakın ilçelerin başında geliyor. Biz de Zafer Partisi olarak 2026 senesine İstanbul’da başladık. Çünkü İstanbul, Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’un toplamından daha fazla insanın yaşadığı bir şehir demek zor adeta bir ülke. Gündüzleri 21 milyon, geceleri 19 milyon kişi yaşıyor bu şehirde. Bu şehir, bu büyük nüfusla, ülkeleri aşan nüfusuyla aynı zamanda ağır sorunları da taşıyor. Ancak bu şehir derken, bu şehir adına bu sorunları taşıyan ilçeler ve İstanbul’da her ilçe Anadolu’daki orta büyüklükteki bir kentten daha büyük, adeta kendisi bir kent. Tuzla da öyle, 300 bini aşan nüfusuyla Anadolu’daki birçok kentten daha büyük. Onun için İstanbul’u anlamak her bir ilçeyi, ilçenin meselelerini bilerek ve ona çözüm üreterek mümkün. Biz de bundan dolayı her bir ilçede bir gün sahada çalışmalar yaparak, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek, daha sonra esnaf ziyaretleri gerçekleştirerek, kentin, ilçenin değişik, önemli temas noktalarında vatandaşlarımızı dinleyerek meseleleri bir de onlardan öğrenmek ve kendi çözüm önerilerimizi anlatmak istiyoruz.
Türkiye’nin ister Tuzla’da yaşayın ister Sinop’ta ister Muğla’da ister Hakkâri’de bir de ortak sorunları var. Bu ortak sorunlarının başında da küçük bir azınlık İsviçre’de yaşar gibi yaşar ve İsviçre’de tüketir gibi tüketirken, büyük bir bölümün de ne yazık ki Irak’ta yaşar gibi yaşamaya zorlanması. 9 seneden beri asgari ücretlinin, dar gelirlinin, sabit gelirlinin, milli gelirden aldığı pay azalıyor, yani fakirleşiyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin 9 seneden beri fakirleştiği bir Türkiye’de, şimdi 20 bin lira maaşla insanlar kiraların 15-20-25 bin bandında olduğu bir ülkede nasıl geçinecekler, nasıl hayatta kalacaklar. Açlık seviyesinin altında bir emekli maaşı veriliyor. Öte yandan milyonlarca insan asgari ücretle hayata tutunmaya çalışıyor ama tutunamıyor. Özetle Türkiye’nin en temel meselelerinin başında hiç şüphesiz bu ülkenin zengin ama bu ülkenin insanlarının çok büyük bir bölümünün fakir olması, yanlış politikalarla fakirleştirilmesi geliyor.
Siyaset, kaynakları nasıl dağıtılacağına karar vermektir. İktidardaki siyasetçi, hastane nereye yapılacak, okul nereye yapılacak, barajlar nereye yapılacak, yollar nerelerden geçecek, hep bunların kararını vermek zorunda. Ama siyasetçi aynı zamanda hangi şirket hangi ihaleyi alacak, hangi kişi hangi iş yerinde işe yerleştirilecek ve kim ne kadar maaş alacak, onun da kararını veriyor. Ve görüyoruz ki yıllardan beri bu konuda büyük adaletsizlikler yapılıyor. 5 tane şirket var hepimiz duyuyoruz. Bütün ihaleleri bu şirketler alıyor. Ya Türkiye’de başka şirket yok mu? Toplam almış oldukları ihale tutarı 250 milyar doları geçti. Sonra siz çocuklarınızı bir işe sokmakta zorlanırken bazıları 3 çocuklarını 4 çocuklarını hem ayrı ayrı işe yerleştiriyorlar hem de o çocuklar birkaç yerden maaş alabilecek duruma geliyorlar. Bu adalet mi? Ya da sizin çocuğunuz küçük bir hata yapsa hemen hapis cezası ile çarptırılırken bu, ben onlara mavi kanlılar diyorum, mavi kanlıların çocukları trafik kazası yapıp adam öldürdüklerinde bile içeriye girmiyorlar. Doğru mu arkadaşlar? Bu adalet değil.
Bugün 22 seneden beri Türkiye’de yaşanan Türkiye’de kalkınma da değil. Ne adalet var ne kalkınma var. Diyebilirsiniz ki ya bunca yol yapıldı, bunca tesis yapıldı, bunca hastane yapıldı. Ben meseleye öyle bakmıyorum değerli arkadaşlar. Nasıl bakıyorum biliyor musunuz? Ben iyi bir Fenerbahçeliyim. Bugünlerde iyi bir Fenerbahçeli olmak iyi bir şey mi ondan da çok emin değilim. Bir türlü şampiyon olamadık. Nerede Ali Başkan kaçtı galiba gördünüz mü? Biliyorum ki Fenerbahçe’yi 3. sırada lig başladıktan sonra şampiyon yapmak için alan bir antrenör lig boyunca Fenerbahçe’ye daha fazla gol attırsa daha az gol yedirse ama lig bittiğinde Fenerbahçe 3. sıradan 6. sıraya gerilerse o antrenör başarılı bir antrenör değildir değil mi? Demek ki diğer takımlar daha da fazla gol atmışlardır daha da az gol yemişlerdir. Şimdi arkadaşlar AK Parti iktidara geldiğimde Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisiydi. Bugün 23.’ye geriledi. Demek ki yapılan yoldu, şuydu, buydu, bunca toplanan paraydı. Ortadaki sonuç, kalkınmayan bir Türkiye, gerileyen bir Türkiye, diğerleriyle kıyaslandığında. Tabi, bu bir kötü yönetimin sonucunda oluyor. Nasıl bir kötü yönetim? Emekliye zam yaparsak enflasyon artar, diyorlar. Ama, bakın, Suriye’de Beşar Esad’ı devireceğiz, diyerek, bu ülkeye kayıtlı 5 milyon, kayıtsız 2 milyon, toplam 7 milyon Suriyelinin gelmesine yol açtılar. Sonra dediler ki, bu ensar, muhacir meselesidir. Konu kötü yönetimi, din kisvesi altına sığdırmaya çalıştılar. Oysa, Mekke’den Medine’ye göç eden muhacir sayısı 191 diye tahmin edilir. Orada bile ensarla muhacir arasında kavga çıkmıştır. Peygamberimiz araya girmiştir ve kavgayı yatıştırmaya çalışmıştır. Daha Peygamberimizin, Hz. Muhammed’in hükmünü dinlemedikleri için, çıkan kavgada ayet gelmiştir kardeşim. Siz buraya 5 milyon kayıtlı, 2 milyon kayıtsız adam aldınız. Afganistan’dan milyonlar geldi. Beraberlerinde uyuşturucu getirdiler, birazdan o konuya da geleceğim. Sınırlarımızı açtınız ve bu gelenlere yılda 11 milyar dolar para harcadınız. Avrupa Birliği’nden falan değil. Bakın, Erdoğan’ın kendi açıklaması var. Bu nasıl Birleşmiş Milletler diyor. Hepsi buraya geliyor diyor. Bizim alnımızda enayimi yazıyor diyor. Bindiririm uçaklara, bindiririm trenlere, otobüslere, yollarım bunları 3. ülkelere diyor. Ama yollamadı ve kaldılar. Bakın şimdi en fazla giden sayısı 600 bin, onlar da memnun değilmiş. Özetle, bugün eğer bu ekonomik sıkıntıları yaşıyorsak, bu kötü politikaların sonucudur. Bunca insan geldiğinde kira fiyatları artmaz mı? Artar. Bunca insana vatandaşlık satıp, ev fiyatlarını, gayrimenkul fiyatlarını, normal bir Türk vatandaşının alamayacağı derecede yükseltirseniz enflasyon artmaz mı? Bunca insan bu ülkede tüketirse, domatesin fiyatı, peynirin fiyatı artmaz mı? Artar. Ondan sonra gıda enflasyonunda dünya birinci oluyor. Sizin yaptığınız yanlış politikalardan dolayı bu noktaya geldik.
Sonra övündüler, biz dünyada insani yardım yapmakta birinciyiz diye. Evet, dünyada insani yardım yapmakta Türkiye maalesef birinci. Gayrisafi milli hasılasına göre dünyada en fazla diğer ülkelere insani yardım yapan ülke Türkiye, 7 milyar dolar. Her yıl 7 milyar dolar Afrika’daki ülkelere insani yardım yapıyor. Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz geçsinler diye. Amerika’dan sonra 2.’yiz ama gayrisafi milli hastalığımızı ölçün diye 1. sıradayız. Biz Almanya’dan zengin miyiz? İsviçre’den zengin miyiz? Katar’dan zengin miyiz? Birleşik Arap Emirlikleri’nden, Suudi Arabistan’dan zengin miyiz ki bu halkın da insan olduğunu unutup burada emekli, dul, yetim, asgari ücretli hayata tutunmaya çalışırken siz bu milletin 7 milyar dolarını Afrika’da ve dünyanın değişik ülkelerinde har bulup harman savuruyorsunuz. Evet, bugün açlık sefalet varsa, millet fakirse bu bütün politikaların neticesidir. Ve şimdi enflasyonu düşüreceğiz, güzel de 3 seneden beri düşmeyen enflasyon olur mu? Tamam halk tüketmesin, halk tüketmesin ama önce siz tüketmeyin, önce siz bu israfa son verin. Bakın şimdi NATO toplantısı yapılacak diye Ankara’da özel havaalanı genişletmesi yapıyorlar, o havaalanından da saraya özel yol yapıyorlar arkadaşlar. Sadece yolun mimari tasarımına 9 milyon lira harcamışlar. Hangi NATO ülkesinde NATO toplantısı yapılacak diye özel havaalanı genişletmesi ve özel yol yapılır? Bu milletin, bu fakir milletin parasını nasıl harcıyorsunuz siz? Biz de buna isyan ediyoruz tabii.
Yine, bu ülkenin en ağır sorunlarından bir tanesi sizin Tuzla’da da yaşadığınız, uyuşturucunun her geçen gün biraz daha yayılması, organize suç örgütlerinin, çetelerin esnafı haraca kesmesi, organize suç örgütlerinde Türkiye, Avrupa’da 1., dünyada 14. sırada arkadaşlar. Ve sanal kumar hepimizin cep telefonlarında ve aileleri parçalanmaya sürüklüyor. Bununla mücadele ediliyor mu? Hayır, gerçek bir mücadele yok. Ünlüleri tutukluyorlar, hiç itirazımız yok. Tutuklansınlar ünlüler, hiç itirazımız yok. Ama siz bu arada infaz yasasıyla oturup torbacıları dışarı çıkartıyorsanız, bunun hiçbir anlamı yok. Bakın Ümraniye’de bir genç kız, polis kardeşimiz, 172 tane dosyası olan bir sabıkalı tarafından şehit edildi gencecik çocuk. Doğru mu? Ya bu 172 tane dosyası olan adam niye sokakta dolaşıyor kardeşim? Niye sokakta dolaşıyor? Onun gibi binlercesi var. Onun için uyuşturucuyla mücadele, organize suçla mücadele, sanal kumarla mücadele için yasal değişiklikler yapacağız. Ve sadece uyuşturucuyla mücadele için bir yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Sanal kumarla mücadele için yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Arkadaşlar tedavi gönüllü olmaktan çıkacak, tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Bir uyuşturucu bağımlısı tedavi olana kadar toplum için tehdittir, bir canlı bombaya benzetiyoruz biz onu. Annesinin, babasının veya bir başka akrabasının iki satırlık talebiyle, mahkeme kararıyla zorunlu tedavi altına alacak. İstanbul’da mı yaşıyor? İstanbul’dan alacağız, Anadolu’da kırsal bölgelerde açılmış rehabilitasyon merkezlerine götüreceğiz. Orada çalışarak, rehabilite olarak, sağlıklı bireyler olarak annelerine, babalarına geri gelecekler. Ve uyuşturucu patronların mal varlığına el koyacağız. Şimdi mevcut düzenlemede bu çok zor. Neymiş? O parayla şey arasında bağ kurmak lazımmış. Eroin arasındaki veya uyuşturucu arasındaki bağ kurmak lazımmış. E uyuşturucu sattıkları zaman KDV fişi kesmiyorlar ki kardeşim. Nasıl bağ kuracaksınız? Bu yasal düzenlemeyi de değiştireceğiz ve burada el koyduğumuz parayı uyuşturucuyla mücadeleye harcayacağız.
Bakın, ülkenin değişik yerlerinde toplantılarda evlatları uyuşturucu kullanan annelerle konuşuyoruz. Onların çektiği acıyı nakletmek mümkün değil. Çocukları tarafından dövülüyorlar, küfrediliyorlar, ölümle tehdit ediliyorlar, yaralanıyorlar. Çocuklarını yaralayanlar var. Çocuklarına ölmesi için dua eden anneler, babalar var. Bir tanesi, hiç unutmuyorum, babamız vefat ettikten sonra oğlum evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı. Evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı, beni dövdü. Sonra evde bir tek buzdolabı kalmıştı, onu da sattı. Sonra evi satacaksın diye beni tehdit etmeye başladı. Evi satmayınca evi ateşe verdi. Şimdi dedi, çok şükür hapiste, çok şükür. Bu, bütün uyuşturucu kullanan annelerin ortak dileği, çocukların hapse girmesini istiyorlar. Ama hapis bir çözüm değil bugünkü durumda. Sonra arada bir çay içerken, o kadıncağız yanıma geldi, dedi ki, ya Ümit Bey, oğlumun uyuşturucudan bütün dişleri döküldü, yemek yiyemiyor. Acaba ona bir takma diş yaptırmamız mümkün mü? Yani oğlundan o kadar çekmiş ama hala oğlunu düşünüyor. Özetle değerli arkadaşlar, bu toplumsal bir yara olmanın ötesinde ülkemize yönelik ağır bir tehdit. Ve bu ağır tehdidi aşacak politikaları Zafer Partisi temsil ediyor.
Türkiye’nin en büyük başındaki diğer bela, sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu ağır yükü, Türk halkının omuzlarından alacak tek partinin Zafer Partisi olduğu gibi. Bakın, hiçbir siyasi parti bizim konuştuğumuz konuları, hayati konuları, Türk milletinin gerçek derdi olan konuları konuşmuyor. Ne sığınmacıları konuşuyorlar ne uyuşturucuyu, sanal kumarı ne organize suç örgütlerini konuşuyorlar. Oysa Türk halkı bunlarla iç işe yaşıyor. Her gün karşımıza çıkıyor. Bazen görmemezlikten geliyoruz ama görmemezlikten gelmek de mümkün değil. Muhakkak bu ülkede, bu içine girmiş olduğumuz ekonomik kriz değil artık ekonomik buhrandan çıkmak için dünya yapay zekâ destekli bir sanayi devrimi yaşarken dünyanın olağanüstü şekilde gerisinde kalmamak için büyük bir atılım yapmamız gerekiyor ekonomide. Bu atılım arkadaşlar adalet sağlanmadan olmaz. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişme olmuyor. TÜSİAD başkanı küçük bir eleştiri yapıyor, adamı içeri alıyorlar. Böyle bir çerçevede hangi yabancı sermaye Türkiye’ye gelir? Bırakın Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesini, Türk sermayesi yurt dışına kaçıyor. İşte Mısır’a giden Türk tekstil sanayi 5 milyar dolar tutarımda. 342 bin tekstil işçisi Türkiye’de işsiz kalmış. Her bir işçiyi lütfen üçle çarpın ailesiyle birlikte. İşte bu kadar insan şimdi işsiz durumda. İtalya’ya giden tekstil firmalarımız var. Fasa giden tekstil firmalarımız var. Türk iş adamları yurt dışında ev satın alıyorlar. Yabancıların Türkiye’ye getirdiği paradan daha fazlası Türkiye’de adaletsizlik hâkim olduğu için yurt dışına gidiyor.
Bakın adaletsizlik için çok örnek verebilirim. Benim hapse atılmam ve 5 ay içeride mahkûm tutulmam dahil. Ama bir tek örnek var. Anayasa Mahkemesi kararları bütün devlet kurumlarını vatandaşları bağlar. Bugün Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor kardeşim. Onun için kimse bize Türkiye’de hukuk devleti var demesin. Bu Bin Bir Gece Masallarından daha büyük bir masaldır. Türkiye’de hukuk da yok devleti de yok. Ne zamanki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaya başlarsınız o zaman hukuk devleti için Türkiye’de ancak umut olur. Hukukun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Eğitimin güçlü sağlam bilimsel temeller üzerine oturmadığı bir ülkede de kalkınma olmaz. Şimdi daha genç çiftler çocukları olmadan çocuğumuzu hangi kolejde okutacağız buna nasıl para ayıracağız diye düşünüyorlar. Niye kolejde okutmak istiyorsunuz çocuklarınızı? Çünkü devlet okullarına olan inanç ortadan kayboldu. Oysa eğitim bir yurttaş hakkıdır. Devlet okullarının kalitesinin yüksek olmasını beklemek bizim için doğal bir beklentidir.
Çok değerli Tuzlalılar bakın, çocuklarımızı yanlış bir eğitim sistemi içerisinde yanlış bir meslek yönlendirmesine tabi tutuyoruz. ‘Benim çocuğum üniversite okusun’. Herkesin doktor olduğu, herkesin mühendis olduğu, herkesin yazılımcı olduğu bir ülke düşünebilir misiniz? Bu ülkede bizim arabalarımızı tamir edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim duvarlar inşa edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim su tesisatlarını kuracak ustalara ihtiyacımız var. Herkesin üniversite mezunu olması, ancak üniversite mezunu olduğunda bilgili olunacağına dair inanç ortadan kaldırılmalı. Onun için biz meslek liselerini tekrar güçlü bir şekilde açmanın şart olduğunu düşünüyoruz. Ve bunu da gerçekleştireceğiz inşallah. Nasıl gerçekleştireceğiz? Dışarıdaki karışıklıkları, kaosları her gün seyrediyorsunuz televizyonlarda. Şimdi İran karıştı, Suriye’de zaten karışıklık 2011’den bu yana devam ediyor. Ve bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan çıkartamaz. Bakın bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan kurtaramaz, çıkaramaz. Ama biz Zafer Partisi olarak Türkiye’yi bu dış sorunlardan da bu içerideki ağır meselelerden de çıkartacak yol haritasına, kararlılığa ve kadroya sahip bir partisi. Türkiye iki partiye mahkûm değil. Bugünkü siyasal sistem muhakkak ama ittifakları da gerektirir. Ve önümüzdeki seçimde de muhakkak ittifaklar olacak. Biz de Zafer Partisi olarak, ben DAM İttifakı diyorum, yani DEM, AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu ittifaka, onların damdan düşeceğini de görüyoruz. Yapacağımız ilk şey, her iktidarın bir ilk gün gündemi var ya, yapacağımız ilk şey inşallah birinci gün emekli, dul ve yetim maaşlarına güçlü bir zam yapmak olacak. Çünkü bu seçimlerden sonra Sayın Erdoğan’ı da Sayın Bahçeli’yi de emekliye ayıracağız.”
“30 DOLARA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ GETİREN GENÇTEN VERGİ ALACAĞINIZA MALUM ŞİRKETLERİN AFFETTİĞİNİZ VERGİLERİNİ ALIN”
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Çok değerli Pendikliler, çok değerli Pendik yerel basını ve çok değerli sivil toplum örgütü liderleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. İstanbul, bir mega kent, adeta bir ülke. İstanbul’un içerisine Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın, Arnavutluk’un nüfusunu yerleştirdiğimizde, yine de İstanbul’un nüfusuna yetişemiyor. Bu ölçüleriyle İstanbul’da adeta 3 ülke nüfusu birlikte yaşıyorlar. 39 ilçenin her birisi Anadolu’da bir kent büyüklüğünde. Esenyurt tek başına Anadolu’daki 57 kentten daha büyük. Bu anlamda siyaset İstanbul’u ancak ilçe ilçe anlayabilir. İstanbul’un ilçelerini dikkate almadan İstanbul’u anlamak mümkün değil. Çünkü dar bir coğrafyaya sıkışan bu 39 ilçede yaşayan, geceleri 19, gündüzleri 21 milyon insanın, her bir ilçenin farklı sorunları, hatta her bir ilçede farklı mahallelerin farklı sorunları var. Biz de bu amaçla Zafer Partisi olarak Ocak 2026’da İstanbul’da ilçe ilçe dolaşıyor ve her ilçede ilçenin sorunlarını ilçe halkıyla, ilçe basınıyla, ilçenin sivil toplum örgütleriyle daha sonra esnaflarla bir araya gelerek anlamaya ve bu arada kendi politik önerilerimizi de değerli seçmenlere anlatmaya çalışıyoruz. Bugün de Pendik’te sizlerle birlikteyiz ve akşama kadar Pendik’te birçok esnaf ve sivil toplum örgütü ziyaretimiz olacak. Ancak bugün sadece Pendik’i değil ama Pendik’teki birçok insanı da ilgilendiren bir yeni düzenlemeyi gündeme getirerek konuşmama başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz 2009 yılında bir düzenleme yapılmıştı. Yurttaşlar değeri bin 500 dolara kadar olan eşyaları ticari faaliyet yapmamak kaydıyla ülkeye gümrüksüz getirebiliyorlardı. Bu 2022 yılında 150 dolara indirildi ve sonra 2024’te 30 dolara indirildi. Şimdi bu 30 dolar da iptal edildi. Ne getirirlerse getirsinler yüzde 60 vergi verecekler. Buna karşı haklı olarak gençlikten büyük bir tepki var. Diyorlar ki, ‘bize bunu satın almamıza 30 dolara izin vermiyorsunuz ama siz 30 dolarlık malı 30 dolardan daha düşük bir fiyatla toplu alıp gelip bize 3 bin liradan 5 bin liradan satıyorsunuz’. Şimdi şunu net bir şekilde görüyoruz. İsraf ekonomisine devam eden, Amerika’ya giderken kendi bindiği uçağın yanında bir büyük kargo uçağıyla arabalarını da götüren ve saraylar inşa etmeye devam eden bir tüketim ekonomisi zihniyeti, bir rant ekonomisi zihniyeti tam anlamıyla bir iflası yaşıyor ve bu iflas ortamında para kalmadığı için şimdi vatandaşın, dar gelirli vatandaşın, esnafın elinde avucunda kalan son birikimleri de vergilerle, cezalarla hazineye aktarma mücadelesi veriyor. Ekonomi böyle düzelmez, enflasyon böyle düşmez. Eğer vergi gelirine ihtiyacınız varsa şu vergi muafiyetleriyle vergi almadığınız ve aldığınız takdirde 3 trilyon Türk lirasına yakın, geçen sene vergi almanız gereken malum şirketlerin affettiğiniz vergilerini alın. 30 dolara güneş gözlüğü getiren gençten vergi alacağınıza, siz çok daha iyi biliyorsunuz kimden vergi almanız gerektiğini, vergiyi ondan alın. Bugün hayata tutunmaya çalışan, bütün meslek yaşamı boyunca dürüstçe vergisini ödemiş, istihdam yaratmış, kendisi de istihdam yaratmanın dışında fizik gücüyle çalışmış, ekonomide malın ve paranın dolaşımını sağlamış esnafın tepesine Maliye Bakanlığı’nı bindireceğinize, o maliye müfettişlerini malum holdinglere yollayın da o holdinglerden ihtiyaç duyduğunuz ve Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu vergiyi alın.
Vergi bahsi açılmışken, dolaylı vergilerle zengin ve fakiri eşitleyip vergi adaletsizliği oluşturmak yerine, doğrudan vergi alma müessesesini adil bir şekilde ekonomi içerisindeki ve vergi içerisindeki payını büyütün. Gerçek bir ekonomik buhran yaşıyoruz. 9 seneden beri sizlerin, Türk halkının milli gelirden aldığı pay azalıyor ama küçük bir azınlığın da milli gelirden aldığı pay artıyor. Onlar utanmazca zenginleşirken, dar gelirli esnaf, 16 milyon 8 bin emekli, dul ve yetim, asgari ücretle çalışmak zorunda kalan milyonlarca insan ise hayata tutunmaya, açlıktan ölmemeye çalışırken, iktidarın bu konudaki görevli bürokratı da ‘ne yapalım emekliler de çok uzun yaşıyorlar’ gibi bir açıklamayı yapıyor ve buna rağmen görevde kalıyor. Bu beyefendiye sormak isterim, acaba kaç yaşında ölmemiz gerektiğini düşünüyor? Zaten verdiğiniz maaşla vatandaş yaşamıyor ki. Böyle bir ekonomik buhran ortamında tabii ki mahkûm olmak zorunda değiliz. Tabii ki bu ekonomik krizi Türkiye aşabilir ve aşmak zorundadır ancak bunun ön şartı bu iktidarın artık emekliye ayrılmasıdır ilk erken genel seçimde. Ve ayrılacak mı? Evet, ayrılacak ama arkasında bir enkaz değil, bir moloz bırakarak ayrılacak. Bırakacağı mirasın gerçek niteliğini henüz bilmiyoruz. Ancak iktidara geldikten sonra öğrenme imkânımız olacak. Nelerin satıldığını, nerelerin devredildiğini, ne taahhütler altına girildiğini gerçekten bilmiyoruz. Gizlenen, örtülen devlet kayıtlarını gördüğümüz zaman anlama şansımız olacak. Belki de durum bizim düşündüğümüzden ve inandığımızdan daha vahim. Ancak bu yaşanan ekonomik krizden çıkma konusunda bir şey sabit. AK Parti kendi kötü politikalarının neden olduğu buhranı aşabilecek ortaya bir yaklaşım, bir proje, yeni bir yol haritası koymuş değil. Daha fazla istihdam için, daha fazla üretim için, yüksek teknolojili katma değeri yüksek üretim için en ufak bir planlamasını görmüyoruz. AK Partili yetkililerin her gün yaptıkları açıklama ‘enflasyonu düşüreceğiz’ açıklaması olmakla sınırlı kalıyor. Üç seneden beri de enflasyon düşmüyor çünkü israf ve ekonomide kötü yönetim devam ediyor. Eğer bir ülkede adalet yoksa, o ülkede ekonominin düzelmesini beklemeyelim. Türkiye’de adalet ve hukuk devleti yok. Bir ülkede anayasa mahkemesinin kararları eğer mahkemeler tarafından uygulanmıyor ise, o ülkede hukuk devletinden ve adaletten bahsetmemiz mümkün değil. İşte görüyorsunuz, Tayfun Kahraman. Gezi olaylarıyla suçlanan şehir plancısı. 4 seneden beri içeride yatıyor. Anayasa Mahkemesi hak ihlali olduğuna karar verdi. Bu, Türkiye’deki en üst mahkeme. Mahkemenin kararını uygulamıyorlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararını. O zaman bir vatandaş da çıkıp, siz Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamıyorsanız, ben de Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararı takmıyorum dese ne olacak? Böyle hukuk olur mu? Bakın, bugün Türkiye’de anlatılabilecek ve Bin Bir Gece Masallarından daha güzel ve daha kısa olan tek masalı Adalet Bakanı her gün anlatıyor. ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ diyerek. Bu bir masaldır, Türkiye bir hukuk devleti değildir. Türkiye hukukun ve anayasanın askıya alındığı bir devlettir. İçimizden herhangi birisi Allah korusun ölümlü bir trafik kazası yaparsa tutuklanır ve tutuklu yargılanır. Ama iktidara yandaş bir sivil toplum örgütünün başkanının kızıysanız tutuklanmazsınız. Tutuksuz yargılanırsınız. Almış olduğunuz ceza düşürülür ve yine hapse girmezsiniz. Kimden bahsettiğimi hepiniz biliyorsunuz. Kızılay Genel Müdürü’nün kızından bahsediyor. Aynı kazayı ADD Genel Başkanı’nın kızı yapsaydı veya oğlu yapsaydı öyle yargılanma şansı var mıydı? Ya da birçok belediye başkanı yargılanıyorlar. Ben hiçbir belediye başkanının şu anda tutuklu olan suçlu veya suçsuz olduğunu söyleyemem. Ama şunu söylerim. Melih Gökçek’i yargılamadan bu ülkede hiçbir belediye başkanını yargılamanızın milletin vicdanında meşrulaşması mümkün değil. Uygulanan düşman ceza hukukudur. Toplumun bir bölümünü düşman haline getirmektir. Ondan sonra kalkıp bize iç cephe güçlenmeli demeyin. İç cepheyi zayıflatan muhalefet değil, iktidarın toplumun kendisine oy veren kesimine düşman muamelesi yapmasıdır.
Bu muameleyi sadece mahkemelerde mi yapıyorlar? Hayır. Bu muameleyi devlete işe alımlarda da yapıyorlar. Yazılı sınavlarda birinci, ikinci, üçüncü gelen çocuklarımız iktidar yandaşı olmadıkları için mülakat denilen bir rezalette bırakılıyorlar. Sınavda 303. olan kişi ise mülakatta nasıl oluyorsa 1. oluyor. Değerli arkadaşlar, Hazreti Ali’nin bir cümlesi vardır. ‘Devletin dini adalettir’ der. Devletin dini adalettir. Mahkemelerde de adalet mülkün temelidir, devletin temelidir yazıyor. Bugün devletin temelinin bu uygulamalarla tahrip edildiğini görüyoruz. Evet, bu ekonomik krizden çıkmak mümkün. Adaleti tekrar tesis ederek herkesi anayasanın 10. maddesinin ifade ettiği gibi yasalar önünde eşit kılarak, adaletin sembolü biliyorsunuz bir elinde terazi, öbür elinde kılıç olan gözleri bağlı bir kadın heykelidir. Neden gözleri bağlı? Tarafsızlığı ifade eder gözlerinin bağlı olması. Biz adaletin parti eksenli değil, adalet eksenli olması gerektiğini düşünüyoruz. Yoksa hükümet eleştirdi diye ekonomik politikalarını TÜSİAD Başkanını ve TÜSİAD’ın Genel İstişare Kurulu Başkanını gözaltına alınıp tutuklamayla tehdit ederseniz bu ülkede sanayinin gelişmesini, ekonomik büyümeyi beklemeyin. Onun için vazgeçilmez olan şey ekonomik büyüme için adalet, vazgeçilmez olan şey ekonomik büyüme için doğru dürüst bir eğitim sistemidir.
Eğitim sisteminin de büyük bir çöküş içerisinde olduğunu görüyoruz. Çevrenizdeki gençlere yeni evlenmiş veya evlilik hazırlığı içerisindeki gençlere sorun. Kafalarındaki en önemli sorunlardan bir tanesi çocukları doğduğunda hangi kolejde okutacakları ve o kolejin parasını nasıl verecekleridir. Siz çocuk sahibi olurken çocuğunuza hangi kolejde okutacağınıza dair kafanızda bir soru var mıydı? Hayır yoktu. Çünkü fırsat çeşitliği vardı. Devlet okullarına gidiyorlardı. Devlet okulları kaliteliydi. Devlet okulları temizdi ve öğretmenlerine devlet okullarına güvenilirdi. Bugün devlet okullarına kimse güvenmediği için eğitimine güvenmediği için çocuğunu daha doğmadan hangi koleje nasıl veririm, parasını nasıl sağlarım derdine düşüyorlar. İlkokul sistemini de 4 seneye indirip bozdular. Ortaokulu da bozdular. Liseyi de bozdular ve en çok da üniversiteyi bozdular. Bu sistemin yeniden baştan aşağı tasarlanması, meslek liselerinin sayısının arttırılması, üniversitemsi yapı olup, üniversite olmayan yapıların bir başka eğitim kurumuna, meslek lisesine dönüştürülmesi gerekiyor. Ya Hakkari’de bir rektör açık açık demeç veriyor. Bana biat etmeyen öğretim üyesi şunu yapacak, şu olacak, bu olacak diyor. Sen kimsin ki sana biat edilsin? Sen kimsin ya? Sen bu devletin memurusun. Haddini bileceksin. Ve buna YÖK’ten bir eleştiri gelmiyor. Özel ilan veriyor, kardeşini alıyor, buna karşı çıkanları ağır şekilde hakaretlerle bastırmaya çalışıyor, işte Türkiye’de eğitimin hangi seviyeye geldiğini görmek istiyorsanız Hakkari Üniversitesi Rektörü mükemmel bir örnektir. Bunları düzeltmeden ekonomi düzelmez. Ekonomide de devlet planlama teşkilatını açmadan, devletin stratejik aklını yeniden çalıştırmaya başlamadan, devletin stratejik hafızasını önünü açmadan planlama kurumunun yapacağı 5 yıllık ekonomik planları devreye sokmadan, devletin de özel sektörün yatırım yapmadığı alanlarda yatırım yapmasını sağlamadan bu ekonomik krizden çıkış, istihdam yaratma söz konusu olamaz.
Değerli arkadaşlar, içinizde birçoğunuzun emekli olduğunu görüyorum ve maaşlarınız yeni arttırıldı, lütfettiler, 20 bin liraya çıkarttılar ve bununla emeklinin geçinmesini istiyorlar. Mümkün mü? Mümkün değil. Emekli bu iktidardan bunun hesabını sandıkta soracak. Asgari ücretli bunun hesabını iktidardan sandıkta soracak. Bakın biz Zafer Partisi olarak bir konuda kararlıyız. İktidarın sahte gündemlerinin parçası olup iktidarla geçmişle ilgili tartışma yapmak değil bizim derdimiz. Biz Türkiye’nin geleceğine yönelik projeksiyonlarımızı ve projelerimizi anlatmanın derdindeyiz. Çünkü bu ülkenin yaşadığı bu bunalımdan bu ağır krizden çıkması ancak bu ülkenin gençlerinin bu ülkenin insanlarının önünü açacak onlara tekrar yaşama sarılma arzusu verecek ülkeleriyle gurur duymalarını sağlayacak kaliteli bir eğitimin adil bir adaletin ve uygun çalışma şartlarının istihdam piyasalarının oluşmasıyla olur. Fakat sadece ekonomik sorunlarımız mı var? Hayır. Toplumsal yozlaşma ve çürüyüş o kadar ağır bir şekilde cereyan ediyor ki ne yazık ki ülkemiz organize suç örgütlerinin yaygınlık ve etkinliğinde Avrupa’da 1. dünyada 14. durumda. Uyuşturucu ve sanal kumar çeteleri bütün şehirlerimizi İstanbul başta olmak üzere sarmış durumda. Kartal ve Pendik de uyuşturucunun yoğun olarak kullanıldığı ilçeler arasında bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Uyuşturucu çetelerinin bugüne kadar bu kadar güçlenmesine organize suç örgütlerinin esnaf için tehdit olmasına ve sanal kumar çetelerinin siyaseti kirletecek kadar güçlenmesine hangi iktidar yol açtı? Zafer Partisi iktidarında mı oldu bunlar? Hayır, bunlar AK Parti iktidarı döneminde oldu. Şimdi, güya birkaç meşhur uyuşturucu kullanan kişiyi gözaltına alarak uyuşturucuyla bir mücadele yapılıyormuş havası oluşturmaya çalışıyorlar. Şundan emin olun. Evet, bunların gözaltına alınması iyidir. Uyuşturucu kullanmanın suç olduğunu gösteriyor nihayet. Ama öbür taraftan torbacıları ve baronları serbest bırakıyorsanız, infaz yasalarıyla, gerçek bir uyuşturucuyla mücadele programı sürdürülmüyor demektir.
Biz Zafer Partisi olarak size söz veriyoruz. Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük organize suç, uyuşturucu ve sanal kumar operasyonlarını yapmaya hazırlanıyoruz. Partimizin divan üyelerinden oluşan çok güçlü bir Tertemiz Türkiye Projesi görev grubu kurduk. Bunun içinde eski Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan var. Mahmut Karaaslan yıllarca istihbaratçı olarak çalışmış. Van’da PKK ile mücadele etmiş ve daha sonra Ankara Emniyet Müdürü olarak 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü ayaklanmayı Ankara Emniyeti ile birlikte bastıran Eski Ankara Emniyet Müdürü. Şimdi bizim Genel Başkan Yardımcımız. Yine 15 Temmuz’da FETÖ’cülerle Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde çatışırken bir ağır makinalı tüfek yarası kurşunuyla adeta iki parçaya bölünmesine ramak kalan Emniyet Müdürü Fatih Eryılmaz da bu görev gücümüzün içinde. Türkiye’de bağımlılık konusundaki uzmanların başında gelen Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümünden Prof. Sertaç Ak da bu grubun içerisinde. Yine GATA’nın psikiyatrist hekimlerinden askeri psikiyatrist Semih Bey de bu ekibin içinde. Meselenin hukuk boyutunu da Tayga Ak Bey yönetiyor. Bağımlı aileleriyle toplantılar gerçekleştiriyoruz arkadaşlar. İçinizde hiç bağımlı ailesi tanıyan var mı bilmiyorum. Ama ben çok bağımlı ailesi tanıdım. Yaşadıkları dehşeti görüyorum. Bu ülkede milyonlarca ama milyonlarca uyuşturucu ve sanal kumar bağımlısı insan var. Bu insanlar aileleri için büyük bir üzüntü kaynağı olmanın yanında toplum için de büyük bir tehdit olmak durumunda. Annesini, babasını, kardeşlerini döven, bıçaklayan, aşağılayan, çalan, evdeki malları satan. Öyle ki anneler ve babalar çocuklarının hapse girmesi ya da ölmesi için dua ediyorlar. Milyonlarca genç var bu durumda. Türkiye’ye karşı adeta Çin’e karşı sürdürülen Afyon Savaşı’na benzer bir savaş sürdürülüyor. Türk halkını, Türk toplumunu uyuşturucuyla uyutmak için. Ve Türkiye’de de Avrupa’da da uyuşturucunun yayılmasında en büyük güç hiç şüphesiz PKK. PKK, dünyanın en büyük narko-terör örgütü. Avrupa’da, sokaktaki torbacıların yüzde 65’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Bu yüzde 65’i, yüzde 95’i PKK’lardan oluşuyor.
Eğer çocuklarımızı uyuşturucu çetelerinin elinden almazsak, çocuklarımızı sanal kumar çetelerinin elinden almazsak, büyük bir günah işleriz. Nasıl sığınmacı meselesini ve kaçak meselesini, Türk milletinin gündemine ve Türk siyasetine Zafer Partisi taşımış ise ve bu konudaki ısrarlı politikasıyla bütün Türk milletine bu sığınmacı ve kaçak meselesinin en önemli mesele olduğunu göstermişse, şimdi aynı kararlılıkla uyuşturucu organize suç ve sanat kumar meselesini de Türkiye’nin gündemine getirdik, anlatmaya devam edeceğiz. Çözümünü de ortaya koyarak. Bugünkü hukuki mevzuatla bununla mücadele etmek mümkün değil. Onun için uyuşturucuyla ilgili bütün mevzuatı toplayan yeni bir yasa, sanat kumarla ilgili yeni bir yasa çıkartacağız. Bu organize suç örgütlerinin, sanat kumar çetelerinin mahkûm olanların infaz yasalarıyla çıkmasını engelleyici hukuki düzenlemeler yapacağız. Baronların mal varlıklarının tamamına el koyacağız, el koymayı kolaylaştıran hukuki düzenlemeler yapacağız. El konulan mal varlıklarından gelen geliri de uyuşturucuyla mücadeleye ve tedaviye ayıracağız. Bugün bir kişi uyuşturucu kullanıyorsa tedavi edilmek istemezse tedavi edilmiyor. Buna son vereceğiz, tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Annesi, babası veya kardeşi, bir akrabası ben bunun tedavi edilmesini istiyorum dediği an mahkeme zorunlu tedavi kararı alacak. İstanbul’un, Ankara’nın, Bursa’nın dışında kırsal alanda oluşturulacak tedavi merkezlerinde tedavi edilip sağlıklı olarak topluma dönmesi sağlanacak. Bugün birisi uyuşturucuyla yakalanıyor, savcı bile görmüyor, dosyası kenara ayrılıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil, bu suçsuzluk algısı oluşturuyor. Her kullanıcı aynı zamanda potansiyel nedir? Dağıtıcıdır. Onun için kendisine zararı var, başkasına zararı yok diyemeyiz. Bunun için etkili, kapsamlı ve toplumsal bir mücadele gerekiyor. Bugün İstanbul’da bin tane silahlı tetikçi var arkadaşlar, yaşları 15-25 arasında. Ve vatandaşı haraca bağlamışlar, önlerine gelenin dükkanını kurşunluyorlar. Buna bir son vermemiz lazım. Onun için biz devlet sokaklara da mahkemelere de meydanlara da sınırlara da tekrar hâkim olmalı diyoruz. Vatandaş yolda yürürken korkmamalı. Vatandaş çocuğunu okula yollarken bir uyuşturucu çetesinin eline geçer mii bir sanal kumar çetesinin eline düşer mi diye endişe duymamalı. Bu çeteler eleman devşirmek için çocuklarımızın, gençlerimizin gittiği kafeleri kullanıyorlar. Oralardan eleman devşirmeye çalışıyorlar. Biz onların şimdi av alanı olarak kullandığı buraları onları avlayacağımız alanlar haline getireceğiz.
Yine onlar için önemli bir insan kaynağı ne yazık ki sokak çocuğu diye bir gerçek var Türkiye’de. Bunu hiç konuşmuyoruz. Yani sokak köpeklerini konuştuk, olumlu veya olumsuz. Bir bölümü başka bir şey söyledi, bir bölümü insanların başka bir şeyi söyledi. Ama sokak köpeklerini konuştuğumuz kadar sokak çocuklarını konuşmadık. Hepimiz gece kalktığımızda yan sıcacık odada yatan çocuğumuzun gidip üstünü örttük. Ama aynı yaşta daha küçük bir çocuk o sırada İstanbul’da Ankara’da yıkık bir binanın içinde bir yatağın üstünde değil betonun üstünde serdiği ince kartonun üstünde üstüne bir başka karton çekmiş titreyerek uyumaya çalışıyordu. O çocuğu düşünmedik ihmal ettik. O çocuklar şimdi karşımıza tinerci olarak çıkıyorlar, çete mensubu olarak çıkıyorlar, tetikçi yapılıyorlar. Hayır, bütün sokak çocuklarını sokaklardan toplayacağız. Ve onları devletin çocukları yapacağız. Okullara alacağız. Köy enstitüsü mantığıyla çalışan okullara ve topluma tekrar kazandıracağız.
Özetle sanal kumarla uyuşturucuyla ve bu organize suç örgütleriyle mücadele en az sığınmacı ve kaçakların vatanlarına dönmesi kadar büyük bir öneme sahip. Zaten Türkiye’de uyuşturucu sorunu Türkiye’ye Afganistan’dan göçün başlamasından sonra daha da artıyor. Bu sorunlarda bir iç içe geçmişlik var ne yazık ki. Bütün bunları gerçekleştirmek için önümüzde bir seçim var. Bu seçimin 2027’nin Kasım’ında olacağını ifade edenler var. Ama 2026 içerisinde de ekonomik krizin dayatmasıyla gerçekleşmek zorunda kalacağını düşünenler de var. Biz seçimlerin hangi tarihte olacağını bilmiyoruz. Kimsenin de bildiğini düşünmüyoruz. Ancak biz yarın seçimler olacakmış gibi Zafer Partisi olarak bütün kadrolarımızda sahada çalışıyoruz. Ben İstanbul’da ilçe ilçe dolaşıyorum. Genel Başkan Yardımcılarım da şu anda en çok milletvekili çıkartan 28 ilde sahada çalışıyorlar. Biz çözüm önerilerimizi Türk milletine anlatıyoruz. Türk milletinin taleplerini, isteklerini, tepkilerini de dinleyip onları da siyasete taşıma mücadelesi veriyoruz.”
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.


