
Mustafa TEMİZER Sendrom; Bir durumun insan üzerinde bıraktığı olumsuz etkidir. Ülkede sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, gıda, tarım ve hayvancılık, bilim ve teknoloji gibi her alanda tehlike çanları çaldığı halde Türkiye gemisinin kaptanı cumhurbaşkanı ve tüm sorumlular, her şey yolunda endişeye gerek yok mesajları veriyor. Türkiye gemisinde birlikte yaşayan, aynı kaderi paylaşan Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Sakarya’da birlikte can veren, birlikte ağlayıp birlikte gülen millet bu mesaj ve telkinlere inanıyor. Türkiye gemisinde “Estonya Feribotu Sendromu” yaşanıyor?
“Estonya Feribotu Sendromu” nedir? 28 Eylül 1994’te Estonya’nın başkenti Talin’den Stockholm’e gitmekte olan Estonya Feribotu, Baltık Denizi’nde batar. Gemide bulunan 989 yolcu ve mürettebattan 852 kişi dünyanın en güçlü feribotundasınız panik yapmayın diyen kaptana güvenerek son ana kadar bekler. Feribot su alıp yan yatmaya başladığında dahi çoğu yolcu tahliye yerine, kaptanın gemiyi kurtaracağına inanmayı seçer. Çoğu iyi derecede yüzme bildiği halde kaptana inanarak gemiyi terk etmedikleri için hepsi ölür. Bu trajedi, psikoloji literatüründe “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yerini alır.
Bugün “Estonya Feribotu Sendromu” açık tehlikeye rağmen tedbir almamak, sorunları görmezden gelmek veya yapılan telkinlere kayıtsız şartsız teslim olmak anlamında kullanılıyor.
Bu sendrom hayatın hangi alanında yaşanıyorsa o alanda kaybediliyor. İş hayatında tehlike görüldüğü halde her şey yolunda anlayışıyla hareket etmek iş hayatını bitiriyor.
Devlet yönetiminde gerçekleri örtüp pembe tablolar çizmek devleti yok ediyor.
Ekonomide kriz kapıya dayandığında, yöneticiler “Her şey normal” diyor, toplum da buna inanıyorsa çöküş kaçınılmaz hale geliyor.
Tehlikeyi görmezden gelmek, yanlışları sorgulamadan kabullenmek, gerçekleri gizlemek; bireyleri de toplumları da batırıyor.
Siyasette hatalar başarı gibi sunulur millet de buna sorgulamadan inanırsa;
Estonya Feribotu’nun başına gelenler devletlerin de başına gelir.
Emperyalist güçler çıkarları için bölgemizde her türlü oyunu oynarken bizler sadece tarihimizle övünür, sorunlarımızı görmezden gelir ve pembe tablolarla avunursak, akıbetimiz de feribottaki yolculardan farklı olmayacaktır.
Tüm farklılıklarımıza rağmen Türkiye gemisindeyiz. Uyanmak, uyarmak ve uyandırmak zorundayız. Bu bilinçle hareket eden Yeniden Milli Mücadeleci Millet Partisi kadrolarının yarım asırdan fazla zamandır yaptığı; “Milletim Uyan! Varlığın, birliğin, geleceğin tehlikede!” Her alanda “Yeniden Milli Mücadele” çağrısını duymak zorundayız.
Vatan, millet, bayrak diyen tüm vatanseverler olarak birlik olmak zorundayız! Kişilerle, kavramlarla savaşmayan ve kavgalı olmayan. Kim doğruyu ve iyiyi tavsiye ediyorsa onlarla birlikte olan, onları kendilerinden sayan. Doğruları söylemekten ve hesap vermekten korkmayan. “Milli Mücadelenin hedeflerinden, Cumhuriyetin kazanımlarından vazgeçmeyen, her zaman ADALET, her yerde ADALET, herkes için ADALET, hedefimiz;
İnsan hak ve hürriyetlerine dayalı HUKUK DEVLETİ
Millî iradenin önündeki engellerin kalktığı DEMOKRASİ
Din düşmanlığı gibi din istismarının da bittiği LAİKLİK
Fakirlik ve çaresizliğin tarihe gömüldüğü herkesin sosyal adalet şemsiyesine alındığı KERİM DEVLET
Bilim, hikmet ve erdemle donatılan, sorun üretmeyen, çözüm üreten BİLGE DEVLET ve BİLİM TOPLUMU
Büyüyen, gelişen, zengin, mutlu, muktedir ve insanlığın yeni barış medeniyeti İSLAM RÖNESANSI’nı yöneten MUHTEŞEM TÜRKİYE diyen Millet Partisi’nin öncülüğünde “MUHTEŞEM TÜRKİYE”i gerçekleşmek zorundayız.
Unutmayalım ki “İştirak etmediğimiz, çilesini çekmediğimiz bir kurtuluş mümkün değildir.” Milletimizin uyanması, basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyon sahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.


