SİYONİST İSRAİL’İN  “ KOLONİYAL  JANDARMA –POLİS DEVLETİ”

          KENDİ İTİRAFLARIYLA
 SİYONİST İSRAİL’İN  “ KOLONİYAL  JANDARMA –POLİS DEVLETİ” OLARAK DOĞUŞU
                                                              Süleyman KOCABAŞ
                                                     kocabassuleyman@gmail.com
           Siyonist İsrail’in ve Batı-Amerikan  Kapitalist Emperyalizminin  Düşen Maskesi            
      Siyonist İsrail’in, Filistin Kurtuluş Örgütü HAMAS’ın  “Aksam Tugayları” denilen yapılanmasının, 7 Ekim 2023’de İsrail’de yapılmakta olan bir “festival” alanına füzeler fırlatıp “400 kişiyi öldürdü” denilen olaydan sonra  İsrail hükümetinin de buna “misilleme” ve  “intikamını almak” için  Filistin’li  Arapların yaşadığı Gazze’ye saldırısı ile başlayan olaylar, o günden bu güne dünya kamuoyu  gündemine iyice  oturmuştur.  İsrail’in bu saldırılarıyla   sivil masum  kadın, erkek, çocuk  demeden hepsini öldürmesinin “uluslararası savaş hukuku anlaşmaları” ve “soykırımı önleme ve cezalandırma sözleşmeleri” ne aykırı olarak yaptıklarının   “savaş suçlusu” ve “soykırım yapmak”  nitelendirmeleriyle, dünyada kamuoyunu  ayağa kaldırmış ve neredeyse her ülkede  İsrail’in işlediği savaş suçları ve soykırımlarını  kınamak, derhal ateşkes istemeye yönelik  gösterileri  7 ekimden bugünü hemen her gün devam etmektedir.
     İsrail’in havadan, karadan ve denizden savaş hukukuna  aykırı olarak hastane, okul, cami, kilise, mülteci kampı vb. demeden ve üstelik de aynı hukuk gereği yasaklanmış silahları da kullanarak (kimyasal ve biyolojik silahlar) her yeri bombardımanlarıyla  ölenlerin “teröristlerden ziyade” denilerek  en başka çocukların ve ardından kadınların daha çok ölmesi ve bunların bütün medya organlarına ve özellikle  de televizyon ekranlarına canlı görüntülü olarak  yansıyan çığlıkları, yığın yığın   cesetleri  karşısında vicdanlar dayanılacak gibi olmamıştır. Özellikle ve öncelikle de dünya kamuoyunun vicdanını derinden yaralayan bunlar,  bir kısım devletler,  hükümetlerin  ve bunların başkanlarının vicdanlarını hiç yaralamamış, üstelik de “İsrail kendisinin varlığını ve güvenliğini sağlamak için bunları yapıyor” söylemleriyle de İsrail’in  bu savaş suçları ve soykırımını kendileri de açık açık destek vermişlerdir.  Bu devletler ve hükümetlerin  en başında gelenleri,  Batı –Amerika Kapitalist Hıristiyan dünyası devletleri ve hükümetleri olmuştur. Üstelik de öncülüğünü kendilerinin yaptıkları ve diğer dünya devletleri ve hükümetlerine kabul ettirdikleri halde    savaş hukuku ve soykırımı önleme anlaşmalarına aykırı bu halleriyle de  yaşadıkları “çifte standartları” nı bir kere daha göstermişlerdir.  İşlenen vahşetleri İsrail dışında herhangi bir devlet veya hükümet yapsa idi,  ona karşı aslan kesilirler, önlemek için her yola başvururlardı.
      Bütün bu olup bitenlerden sonra dünyamız artık eskisi gibi olmayacaktır. Üstelik de   yıllardır demokrasi getirilmesi,  insan hak ve hürriyetlerine uyulması,  adaletin saığ4lanmaıas vb. şarkıları söyleyenlerin  maskelere bir kere daha düştüğü halde, bundan böyle bunlar hiç kimseyi kaldıramayacaklardır.
Antisemitizmin   Günahlarının Diyet Borcunun Ödenmesi
             Özellikle de ve en başta gelen Batı- Amerikan Kapitalist –Evangelist Emperyalizmi devletleri ve hükümetlerinin, Siyonist İsrail’in Filistin’de sergilediği vahşetlerinin   suç  unsurları olduklarını bili bile ona  her halükarda   aktif destek vermelerinin büyük hukuksuzluk ve adaletsizliği  nasıl ve neyle izah  edilebilir?
            Bunun ilk “ipuçları” nı, dünya devlet başkanları içinde Filistinli mazlum ve ezilen  Arapların yanında yer aldığı ve onların haklı davalarını savunduğunu  her fırsatta ortaya koyan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın  sık sık dile getirdiği şu söylemlerinde bulmak  da mümkündür: “Müslümanların Yahudilere borcu yoktur; Batı dünyasının borcu vardır”. “Bizim tarihimizde antisemitizm hiç yaşanmamıştır.”
     Antisemitizm, “Yahudi aleyhtarlığı” demektir. Tarihte Ortaçağ Avrupasında  bunun neredeyse bütünüyle cereyan ettiği dünya Batı Katolik Hıristiyan  dünyası yanında 19. asırda  Ortodoks  Slav Rusyası olmuş, 20. asır Avrupa’sında ise,  en radikal Alman ırkçısı Devlet Başkanı Adolf Hitler tarafından   Yahudilerin fırınlarda diri  diri yakılması, toplama kamplarında  ölümü terk edilmeleriyle  birlikte Antisemitizm zirve yapmıştır.  Ortaçağda   Yahudileri  Antisemitist olaylardan  çekip kurtaran  Osmanlı Devleti olmuş, Avrupa’da katliam ve zulüm gören Yahudilerin Osmanlı topraklarına  göçüne Osmanlı sultanları izin vermişler, bu olup bitenler,  İslam dünyasında Antisemitizmin yaşanmadığını apaçık ortaya koymuştur. Belgelere dayalı olarak   geniş bilgi için benim yazıp yayınlamış olduğumu “Tarihte Adil Türk İdaresi” isimli kitabıma bakılabilir.
      Bir kere, Hıristiyan dünyası , Yahudileri kendi peygamberleri Hz. İsa’yı  kendilerinden olmadığı için (Hz. İsa  Arami kavmindendir)  onu “çarmıha gererek” denilerek  öldürmelerini  hiçbir zaman unutmamışlar,  bu sebepten  olara hep “lanetli  kavim”, “vaftiz edilecek kavim”  gözüyle bakmışlardır.  Hıristiyan milletlerin, yukarıdaki  “dini sebep”  yanında  “ırkçılık ideolojisi” nin varlığı ve “ekonomik sebepler”  de Antisemitizm  diğer iki sebebi olmuştur.  Yahudilerin Avrupa devletlerinin finans kapitaline hakim olmalarının istenilmemesi yanında,  19. Yüzyılda 1789 Fransız İhtilalinin getirdiği “Nasyonalizm (Milliyetçilik)” fikirlerinin de Avrupa’da monarşik krallıklar ve  imparatorluklar yerine “anavatan topraklarında” denilerek küçük ve büyük   “safi ırk” esasına dayalı “milli –ulusal devletler kurmak” sürecinin de başlamasıyla birlikte, bunlar  kıta Avrupa’sına dayalı Antisemitizm’in yeni  sebepleri olmuştuk ki, işte Yahudilerin “Mesihçi Siyonizm” den “Siyasal Siyonizm” e geçişleri bu sayede olmuş,  bu  giderek günümüzdeki İsrail’in kurulmasına yol açmıştır.
       Avrupa Ortaçağ Hıristiyan ve 1789 Fransız İhtilaliyle  gelen Yeniçağ’da  Seküler Ulusalcı  Kapitalist dünyası, yüzyıllar  boyunca Antisemitizmin yaşandığı neredeyse tek  bölge olduğu için, her ülke ve milletten çok Avrupa milletleri ve devletleri Antisemitizm suçluluklarının giderek “ıstırabı  ve vicdan azabı” nı duymaya başlamışlar, bundan kurtuluş için    Yahudilerin sempatisini kazanmak uğrunda  onlara  “diyet borcu ödemek” ten  emellerinin gerçekleşmesine her halükarda  sempatiyle bakmaya başlamışlardı.
       Üstelik de ülkelerinde  yaşamakta olan Yahudilerin varlığını, yüzyıllar  ötesinde beri sürüp gelen  “potansiyel tehlike”, “birer güvenlik sorunu” olarak da algılamaya   devam ettiklerinden, bunların ülkelerinden  fırsatı doğmuşken  çıkarılarak  Filistin’e gönderilmeleri onlar için  bir “ek kazanç”  olacaktı.
     Siyonist Yahudiler şimdi,  Avrupa’da kendilerine yapılan katliamlar, soykırımlar  ve sürgünleri Filistin’e tek başlarına hakim olmak için Filistin’in yerleşik halkı ve toprağının tek  sahibi  Araplara yapmaya başlıyorlardı. Kendilerine Antisemitizmle  Avrupa’da yapılmak istemediklerini şimdi kendileri  düşmanları olarak algıladıkları  Filistinli Müslüman  Araplara karşı kendileri yapıyorlardı. Bu halleriyle  Yahudilerin  bu çifte standartlarını, Avrupalıların kendileri de bildikleri halde,  Siyonist Yahudilere her halükarda destek olmalarının büyük rezillik hali ve çifte standardının  dünyada neredeyse bir benzeri yoktu.  Hele, Batı dünyasının “diyet borçları” nı kendileri üzerinden değil de (Yahudilere tazminat ödemek vb. gibi ) , Yahudiler gibi  bir çeşit düşmanları olarak gördükleri Müslüman Araplar üzerinden  ödetmeleri  inanılacak ve kabul edilecek bir durum değildi.
        İşin esasına bakılırsa, Müslümanlara “ilahi bir mesaj” olarak, Kur’an –ı Kerim’in şu ayet mealleri gerçeklerin  bütün sır perdelerini  gözlerimizin önüne indirmektedir:  Bakara suresi 51 ‘inci ayet: “Dinlerine uymadıkça  Yahudiler ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.” Maide suresi ayet 51: “Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar ancak biribirlerine dostturlar. İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak ki o da onlardan sayılır.  Allah zalimleri doğru yola çıkarmaz.”
         Batı’nın  “diyet borcu” nu ödemek yanında, Filistin’de Müslümanlara nazaran yukarıdaki   surelerde de dile getirildiği halde,   Hıristiyan devletlerin Filistin’de kurulacak bir Musevi Yahudi  devletinin kendilerine Müslüman devletlere  nazaran daha iyi bir  dost olacağından da, böyle bir devletin kurulmasının Ortadoğu’da Batı –Amerikan Kapitalist Emperyalizmine  daha iyi hizmet edeceğinden,  kurulacak Yahudi devletinin   bölgede sürekli “koloniyal jandarması –polis devleti” yapılanmasında  ona her halükarda destek vermişler ve bunu da aşağıda göreceğimiz üzere itiraf ettikleri  halde   günümüz itibariyle de her halükarda savunur göründükleri  demokrasi getirilmesi,  insan hak ve hürriyetlerine riayet ve adaletin sağlanmasına vb.  aykırı olarak da vermeye devam etmektedirler.
                                          Mesihçi Siyonizm’den Siyasal Siyonizm Geçiş
      Siyasal Siyonizm’in  doğuş alanı, 19. Yüzyılda Avrupa’da yeni ideolojik ve siyasi  yapılanmaların ortaya çıkmasına bağlı olarak, bu kıta olmuştur. Adı geçen asra  1789 Fransız İhtilalinin yeni fikir ve siyasi cereyanları gereği,  bunlardan birisinin de “Nasyonalizm” (Milliyetçilik)” olması sebebiyle, bu cereyan bu kıtada  monarşik krallıklar  ve imparatorluklar
yerine bir anavatanda ırk esasına dayalı olarak  küçük ve büyük “ulus  devletler” in doğmasına  yol açmıştır. Yahudiler, Avrupa’da bu yeniden yapılanmaya kadar    M.S. 135’de  “Roma Sürgünü” nden beri, Filistin’de yeniden toplanarak “kurtuluş” için hep “Mesihçi Siyonizm” geleneğiyle yaşamışlardır.  Esasını, Hz. Davut’un soyundan geleceğine inanılan  “ilahi kurtarıcı” bir  “Mesih” in  Yahudileri dünyanın dört bir tarafından toplayarak Filistin’e getirip burada bağımsız devletlerini yeniden kurmak teşkil etmiştir. Yahudiler, bu özlemleri ve emellerini  hiçbir zaman unutmamışlar, bunu dile getirmek için her cumartesi günü yaptıkları Sabbat ayininde dualarını  hep “Gelecek yıl Kudüs’te buluşalım” cümlesiyle bitirmişlerdir.    (Richard Allen, Imperialism and Natıonalism the Fertile Crescent, Oxfort Unıversity Press, London, 1956, s. 189). 19. asrın ortalarında Mesihçi Siyonizm Siyasal Siyonizm’e evrilince  bu sefer de Kudüs ve Filistin’e geri dönmenin emeli olarak yeni  “Kudüs Sloganı” şöyle olmuş, bunun kararı  29 Ağustos 1898’de İsviçre’nin Basel şehrinde yapılan  I. Dünya Siyonist Kongresinde alınmıştı:     “Ey Kudüs seni unutursam, sağ elim marifetlerini unutsun.” (Nahumn Solokow,  A History Zıonism 1600 – 1918,  Ktav P. Hoıuse Inc.,  New York, 1969, s. 270) Sağ el marifetlerini hiçbir zaman unutmayacağına göre , Siyonist Yahudiler Kudüs’e dönmek emelleri   hiçbir zaman unutmayacaklardır.
       Siyasal Siyonizm’in teolojik –ırkçı – siyasal  bir ideolojik  ve eylem biçimi  olarak kendisini göstermesinde,  ilk üçü haham, dördüncüsü Rusya Yahudisi tıp doktoru şu isimler “öncü rol” oynamışlardır:   Haham Yehudah Alkalai (1798 – 1878), Haham Zwi Hirsch Kalischer (1795 – 1874),  Haham Moses Hess (1812 – 1875) ve Rusya Yahudisi tıp doktoru   Leo  Pinsker (1821 – 1891).
        Mesihçi Siyonizm’den Siyasal Siyonizm’e geçişin  ilk kitapları  olarak Alkalai 1845’de “Yahuda’nın  Teklifi”, Kalischer  1862’de  “Siyon’a Bakış”, Hess,  1862’de  “Roma ve Kudüs” isimli kitaplarını yazarken, Leo Pinsker de 1883’de Rusya’da  “Pogromlar” (Yahudi Katliamları) başlayınca, Siyasal Siyonizm’in ilk teşkilatlanması veya cemiyeti olarak “ “Lovers of Zion” (Siyon  Aşıkları Cemiyeti) cemiyetini kurdu. Bunun,  1884’de  Polonya’nın  Kattowizt şehrinde ilk kongresini yaptı.
         Siyasal Siyonizm’in ölçüsü bu dört Yahudi’nin  de buna geçişte ilham kaynakları, İtalyan, Alman, Polonya, Macaristan, Yunanistan, Karadağ,  Sırbistan, Roman ve  Bulgaristan milliyetçilik  hareketleriyle   anavatanlarda  küçük ve büyük “ulusal devletleri” in kurulması  olmuştu.  Kalscher,   bunların etkisinde  kalarak nasıl harekete geçmek istediklerini kitabında şöyle dile getirir: “İtalyan milleti ve diğer ülkelerin milletleri  babalarının vatanı için hayatlarını kurban ederlerken, biz kendimiz, niçin güçsüz ve cesaretsiz, hiçbir şey yapamaz mahrumiyetine  düşmüş adamlar gibiyiz?… Ciddi olarak  düşünmemize izin verilirse, mesela,  İtalyanlar, Polonyalılar ve Macarlar milli bağımsızlıkları için   savaş verir ve  hayatlarını feda ederlerken, bizler , İsrail’in çocukları, en şanlı ve mukaddes bir vatan mirasına sahip olduğumuz halde  niçin cansız ve sessiziz…?” (Shlomo Avineri, The Marking of Modern Zionism the Intellectual Origins of the Jewish State,  Weidenfeld and  Nicolson, London, 1981, s. 42  ve 48)
         Siyasal Siyonistler, “Yahudisiz Filistin” in öncelikle  koloniyal – özerk – otonom Yahudi yerleşimleriyle  “Yahudi Milli Yurdu” haline getirilmesinin ardından bağımsız İsrail devletinin kuruluşuna gider yolda, bunu tek başlarına ve kendi güçleriyle gerçekleştiremeyecekleri için kendilerine yardım için şu arayışlar içinde bulunmuşlardır: :
         1-Yahudilerin Filistin’e gönçlerini finanse etmek için Yahudi zenginlerini ikna ederek onların yardımlarını almak ve bu uğurda bankalar ve finans   fonları, teşkilatları kurmak,
         2-Büyük Devletlerden  biri veya birkaçının aktif desteklerini almak suretiyle de   bağımsızlık emellerini onların yardımlarıyla gerçekleştirmek.
       Dünyada çok Yahudi zengini bulunduğu ve özellikle de dünya finans piyasasına  Yahudi zenginleri hakim oldukları için Siyonist Yahudilerin bunlardan para tedarikleri   ilk zamanlarda zor olmasına rağmen, giderek   ikna edilmeleri   sonucu onlardan göç için para tedariki sağlanmıştır.
       Birinci dönem Siyonist Yahudi öncülerinin para yardımlarını almak için üzerlerinde en çok durdukları Yahudi zenginleri,   Edmond James de Rothschildler, Monefiors  Mois, Foulds ve Albert Kanss’tı.   Ömrünün sonunu kadar sürekli en büyük kazançları   Rothschildler  olmuştu.  Kendisinden  “en büyük Yahudi zengini ” olması yanında,   “en büyük Yahudi sevdalısı” olarak da bahsedilen  Rothschildler, Türkiye üzerinde ekonomik ve siyasi nüfuzunu kurmak için daha 1830’lu yıllarda Türkiye’yi ziyaretlere başlamıştı. En büyük nüfuzunu, Kırım Harbi yılları ve Sultan II. Abdülhamit zamanında kurmuştu. Osmanlı Devletinin  dışarıdan  ilk borçlanmasına, Osmanlı padişah  ve sadrazamlarına telkinleri ve tavsiyeleriyle    Rothschildler en başta gelen sebeplerden birisi  olmuştu.  İlk dış borcu, Kırım Harbi sırasında para sıkıntısı çeken Osmanlı’ya harp sırasında ve harp bittikten sonra o vermeye başlamış, Sultan II. Abdülhamit bile zamanında ondan borç almış ve hatta bu hizmetleri karşılığı ona  Osmanlı nişanları vermişti.
      Rothschildler’ in , “Siyonist emellere hizmet” uğrunda Filistin’den ilk toprak satın alarak burada Yahudi   kolonileri kurması 1867’de  Batılı Büyük Devletlerin baskısıyla  çıkarılan Osmanlı Arazi Kanunnamesi ile olmuş, bu kanunnameyle   yabancılara toprak satışı da serbest bırakılmıştı. Rothschildler bundan faydalanarak 1882’ye   kadar Almanya’dan ağırlıklı  olarak Yahudi göçleriyle,  Filistin’de 80 bin dönüm toprak satın alarak, Gazze – Yafa arasında sahil şeridi ve içlerinde tam 10 Yahudi koloniyal yerleşim merkezi kurarak bunlara  120 bin Yahudi göçmeni yerleştirmek suretiyle  kurulması planlanan bağımsız  İsrail’in temellerini   fiilen  o atmıştı.
       Sultan II. Abdülhamit, Siyasal Siyonistlerin “vatan bölücü” emellerinin farkına varınca, 1883’ den başlayarak Filistin’e Yahudi göçlerini yasaklamış, bunun sonucu olarak Rothschildler’ le de ilişkileri giderek iyice bozulmaya başlamıştı. (Geniş bilgi için özellikle Osmanlı arşiv belgelerine  dayalı olarak bakınız: Prof. Dr Mustafa Balcıoğlu – Prof. Dr. Sezai Balcı, Rostschıldler ve Osmanlı İmparatorluğu,  Erguvani Yayınevi,  Ankara, 2023, s.   17 – 511)
        Rothschildler’in Siyonizm’e hizmetleri o derece  büyük olmuştu ki, I. Dünya Harbi yıllarında İngiliz hükümetlerine büyük  para ve diplomatik  destekleri sebebiyle,  İngiliz devleti ona bu hizmetleri karşılığı “Lord” unvanını vermiş, “Lord Rothschildler” adıyla anılmaya başlanmıştı.  Bu lord,  İngiltere’ye büyük hizmetleri karşılığı  ondan,  İngiliz hükümetinin  Filistin’in bir “Yahudi  Milli Yurdu” haline getirilmesi ve burada  bir Yahudi Devleti kurulmasına destek veren 2 Kasım  1917’de Balfour Deklarasyonu’nun yayınlanmasına en büyük  sebep kendisi olmuştu.  Hatta   Siyonist lider  Chaim  Weizman’ın hatıra kitabında yer aldığı üzere, adı geçen deklarasyonun “taslak metni”    18 Temmuz 1917’de  Rotschildler tarafından yazılarak İngiliz hükümetine gönderilmiş,   İngiliz Dışişleri Bakanı  A. W James Balfour bunda   çok az  değişiklik yaparak, kendi adıyla anılacak adı geçen deklarasyonu, üstelik de  ilk  defa   Rochschildler’ e göndererek yayınlanmasına sebep olmuştu. (Chaim Weizman,  Trail and  Error, Happen and  Brothers  Pubsishers, New York, 1949, s. 203 ve 208)
                                                          Birinci Bölümün Sonu        
SİYASAL  SİYONİZMİN BİRİNCİ DÖNEMİNDE “KOLONİYAL JANDARMA-POLİS DEVLETİ” KURMANIN İTİRAFLARI
1845- 1898
                                                                     Süleyman KOCABAŞ
                                                                              İkinci Bölüm
         Dizi yazımızın  birinci bölümünde gerekli girişi yaptıktan sonra, bu ikinci bölümünde, asıl  konumuz olan İsrail’in “stratejik önemi büyük” denilen Filistin’de niçin  bir “Koloniyal Jandarma-Polis Devleti” olarak kurulduğunu ve bunun kuruduktan sonra da böyle devam ettiğinin sebeplerini,  hem Siyonistlerin kendi itirafları  hem de    ona her halükarda  destek  vermelerinin   sebeplerinden olarak  Büyük Devletlerin kendi itiraflarından olarak  olup bitenleri belgelerle anlatacağız.
    Siyasal Siyonizm, kendisini gösterdiği ilk döneminden (1845 – 1898 zaman dilimi)  itibaren, emellerini  gerçekleştirmek için  Yahudi göçlerini finanse  etmeye yönelik para temini yanında, ikinci  önemli bir husus olarak da emellerini  yalnız başına kendi imkanlarıyla gerçekleştiremeyeceklerinden olarak:
          1-Bağımsız  İsrail Devletinin kuruluş safhasında  bir veya birkaç Büyük Devletin desteğini almak yanında,
          2-Bağımsız devlet olduktan  sonra da, “etrafı düşmanı devletlerle  çevrili olacağı” sebep gösterilerek,    “bağımsızlık içinde bağımlı olarak varlığını sürdürebilmek” için de denilerek,  mutlaka  bir veya birkaç devletin kendi bağımsızlığını ve varlığın korumak için bunların kendisine yardımlarına sürekli ihtiyaç  duyulacağından;  a-İsrail’in kuruluş safhasında kendisine  yardımcı olacak Büyük Devletlerin, bağımsızlığına kavuşması karşılığı onlara bölgesinde  kendilerinin emelleri gerçekleştirmek ve çıkarlarını korumak için onlara  “Jandarma –Polis Devleti” olacağı vaadinde bulunması yanında,
                 b-Hıristiyan – Kapitalist yayılmacı ve sömürgeci emperyalist Büyük Devletlerin,  “stratejik ve ekonomik  önemi büyük” denilen Filistin ve Ortadoğu’da   Müslüman Devletlere nazaran kendilerine daha yakın ve daha dost olarak  gördükleri Musevi  İsrail’in  kendi çıkarlarını daha iyi koruyacaklarından onun  kendilerine “Jandarma –Polis Devleti” yapılanmasında kurulması istekleri;
         Büyük Devletlerden  hangisini  istinat  edileceği ve özellikle  hangisine öncelik verileceği konusundan olarak:
           1-Osmanlı Devletiyle  yapılacak görüşmeler ve anlaşmalara öncelik verilmesi,
           2- Osmanlı Devletiyle bir sonuca varılamazsa bu sefer de Avrupa’nın  sömürgeci ve yayılmacı emperyalist  Büyük Devletleriyle (İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve İtalya) görüşülerek anlaşmaya varılması.
        Siyasal Siyonizm birinci döneminde Büyük Devletlerden birisini istinat olarak öncelikle Osmanlı  Devleti ile olacak görüşmelere ve anlaşmalara ağırlık verilmesi üzerinde durmuştur. Bunun iki sebebi  vardır:
         1-Üzerinde Bağımsız İsrail Devleti kurulacak,Yahudiler için  Rab  tarafından (Rab Abraham’a dedi: Şimdi gözlerini kaldır ve bulunduğun yerden  kuzeye ve güneye  ve doğuya ve batkıya   bak; çünkü görmekte olduğun bütün  memleketi (Nil’den Fırat’a) sana ve ebediyen senin zürriyetine verdim” –Tevrat, Tekvin Kitabı Bab 13, cümle: 16)   kendilerine bir çeşit “milli yurt- anavatan yapılması” tanımlamasıyla  “Vaat Edilen Toprak Filistin” üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğunun  Suriye’de Şam vilayetinin  Kudüs Sancağına (ilçesinin) yerli halkı olarak  Müslüman Araplarla meskun bağlı bir bölge olduğu için, öncelikle Osmanlı Devletiyle anlaşmaya varılırsa  iş daha başında halledilmiş olur, diğer Büyük Devletlerle görüşmeler ve anlaşmalara  gerek kalmazdı.
       2-Siyonistler Osmanlı Devletiyle anlaşmak için  ona kendi faydasına neleri  vaat edecekler ve bunların karşılığı ondan kendileri için nasıl bir  yönetim yapılanması verilmesini isteyeceklerdi?
        Moses Hess, “Roma ve Kudüs” isimli kitabının birinci bölümünde,      “Eski Roma” yı dirilten  İtalyan Milliyetçiliğinin “kurtuluşları” için Yahudilere de  örnek olması gerektiğinden bahisle, buna  emsal “Eski Kudüs” ün de uyandırılacak bir Yahudi milliyetçiliğiyle  kurtulabileceği  üzerinde durur. (Moses Hess, Rome and Jerusalem, Block Puplishing Company, New York, 1918, s. 35 – 36) Kitabına adı geçen ismi    zaten bu sebepten koymuştur.
        Hess’in kitabının müteakip bölümlerinde, öncelikle Osmanlı Devletiyle  görüşme ve  anlaşmaya varılırsa, meselenin daha baştan halledileceğinden  bahisle, bu görüşme  ve anlaşma şartlarından olarak Osmanlı Devletine verecekleri ve ondan alacaklarından olarak şunlardan bahseder:   “Türkiye yaşlanmış ve yıpranmıştır. Ona birkaç avuç altın vermek  onu yola getirecektir. Vatanımızı bize verin ve bu parayla  sallanmakta olan imparatorluğunuzu diğer bütün kısımlarıyla birlikte güçlendirecek, kuvvetlendireceğiz.” (Hess, s. 273)
      Hess, Osmanlıya para yardımı ve onun güçlendirilmesi  karşılığı ondan neler istiyordu? Bunlarla ilgili olarak da Filistin’e göç ettirilecek  Yahudilere  “koloniyal yerleşim” temin edilerek bunlara  “otonomi” veya “muhtariyet-özerklik” yönetimi verilmesi isteğinden  bahseder.  Osmanlı Devleti iyice zayıflayıp  parçalandığı zaman   ise, bu özerk Yahudi yönetimi de bağımsızlığını ilan etmesi sonucu bağımsız İsrail Devleti kurulmuş olacaktı. (Hess,  145 – 146).
     Hess, bu planının aşkı ve şevki içinde  biraz da “sloganik” olarak  bütün dünya Yahudilerini Filistin’e göçe şöyle davet ediyordu: “Arş ileri! Bütün ülkelerin Yahudileri! Eski anavatan toprağı sizi çağırıyor. Biz gururla  sizin için kapıları açacağız…’
    Arş ileri! Şehitlerin torunları! Uzun bir sürgün hayatınızın sonuçlarını göreceksiniz. İhtişamlı Davut’un  günleri tekrar gelecek…!
  Arş ileri! Siz soylular! Yahudi kabilelerinin anavatanlarını dönmesiyle  insanlık tarihinin  yeni bir çağı başlayacak…!”(Hess, s. 149 – 150)
     Hess’i müteakip gelen diğer Siyonist liderlerin  Filistin’de Osmanlıya bağlı bir Yahudi özerk yönetimi ve ardından bağımsız  devletlerini kurmaları  karşılığı Osmanlının  faydasına olabilecek  teklifleri, işin esasına  bakılırsa, diğer Büyük Devletlerden  önce Osmanlıyla anlaşmak ve bunun karşılığı onun lehine çalışarak,   Osmanlı coğrafyasında ona bir çeşit “onun Jandarmalığına soyunacak”  bir yapılanma kendisini gösteriyordu.
     Osmanlı Devleti’nin Siyonist Yahudilerin öncelikle onun  “jandarmalığına soyunma ” tekliflerine “evet” diyecek şartları ve durumu yoktu. Osmanlı,  Siyasal Siyonizm’in kendisini gösterdiği 19. asrın ortalarında,  “vatanının parçalaması” yapılanmasına iyice girmiş, bağımsız Balkan devletçikleri kurulmuş, özerk Lübnan ve Girit  doğmuş, Doğu Anadolu’da “Ermeni ayrılıkçı hareketi” başlamıştı. Bütün bu hengameler içinde,  zaten kendisi de “vatan bölücü bir hareket” özelliği gösteren  Siyonist cereyanın isteklerine evet demek mümkün değildi. Sonra, Filistinli Müslüman Araplar da “milli  yurtları” olarak gördükleri Filistin’de  kedilerine rağmen bağımsız  Yahudi devletinin kurulmasına karşı idiler. Osmanlı Padişahları, Müslümanların halifeleri olmaları sıfatıyla da Müslüman tebaalarını her türlü tehlikelerden korumakla görevliydiler.
       Osmanlı Devleti, Siyonist  tekliflere hayır derse, bu sefer de Yahudiler hangi büyük devlete   yardımları karşılığı  ona   “jandarmalık yapmak” vaadinde bulunacaklardı?  Bu devletler, şeksiz ve şüphesiz  Batı’nın  sömürgeci ve yayılmacı emperyalist Hıristiyan  Büyük Devletleri  olacaktı.  Hess’in bu uğurda düşündüğü ve  anlaşabilecekleri  devletlerin  başında Fransa geliyordu. Fransa isteklerini yerine  getirirse, bölgelerinde onan çıkarlarını koyacak   “Jandarması -Polis  Devleti” olacaklar, Fransa’ya  bunun vaatlerinde bulunacaklardı.
     Hess, bunu da kitabında şöyle dile getirmişti: Yahudilerin  kurtuluşu için 1789 Fransız İhtilaline de atıfta bulunarak,  “ Fransa sonunda sizi azat etti.  Bizim zincirlerimizi kırdan Fransa,  büyük dünya çağının arifesinde  bütün milletleri de aynı özgürlüğe çağırdı. Şimdi siz vatandaşlar ve kardeşler haline geldiniz. 1789 yılı, sizin eski halinize dönüşün ilk adımıdır… Getto’da (tecrit edilmiş Yahudi mahalleleri) bulunan sizi, onun kapılarını ebediyen kırmakla Fransa kurtardı… Fransa, muhtemelen bizim için kurtuluş ışığınız, düşmanlarınıza karşı bir kaya, aynı zamanda  yerleşmiş  modern düşmanlara  karşı da bir kurtarıcı olacaktır…” (Hess, s.  156 – 157)
       Hess, bunları yazdıklarının ardından  Filistin’de  bağımsız Yahudi devletini ancak Fransa’nın yardımları sayesinde  kuracaklarını, bunların karşılığı olarak  Fransa’ya  Ortadoğu’da  “Jandarma –Polis Devleti” görevi yapacaklarına  dair de şunları yazar: “ Fransız milletinin  sempatisi ve Fransız politik menfaatleriyle   uzlaşan Yahudiler, Fransız askerlerinin  modern  Nabuchadnezzar’ı (Babil kralı bunun Filistin’de kurulu Yahudi devletini  yıkarak  Yahudileri toptan Babil’e sürmesi)  yıkıp, zafer kazandıktan sonra, Yahudi milletini  kurtarma işine  girişecektir.  Fransa, sonunda  Hint ve Çin yolu üzerinde  Fransız çıkarlarını  gözeten,  Filistin’e yerleşik dost ve  vefalı bir  halk Yahudileri görecektir.” (Hess, s. 167)
       Batının Kapitalist  Emperyalist sömürgeci ve yayılmacı Büyük Devletlerinden İngiltere, Almaya, Fransa  ve Rusya’nın Siyonist  hareketin emlerinden kendi hesaplarına faydalanma isteklerine gelince, bunlar, Filistin’de kurulacak bağımsız Yahudi devletinin, burasının büyük startejik, askeri ve ekonomik önemi sebebiyle, bu devletin kendilerine muti olduğu takdirde, bölgedeki kendi emlerlini bununla gerçekleştirebilecekleri  ve çıkarlarını koruyabilecekleri  düşüncelerinden hareketle ona her halükarda destek olmaya hazırdılar.  Bunu  erkenden  Siyasal Siyonizm’in birinci döneminde açık açık  dile getirmeye başlamışlardı
        Bu cümleden olarak  daha erkenden Fransız İmparatoru I. Napolyon, Yunancılık ve Arnavutculuk  “vatan bölücü” harekelerini tahrik etmek yanında “ yine bu cümleden olmak üzere  Filistin’de  bağımsız bir Yahudi devleti kurulması projesini de 1798’de Mısır’ı ve ardından Suriye’yi işgali sırasında yürürlüğe koymaya çalışmıştı. Donanması  İskenderiye limanında İngiliz donanması  tarafından baskınla  yakılan I. Napolyon’un , Fransa ile irtibatı  kesildiği için Ortadoğu bölgesi halklarından kendisine asker temini hususunda özellikle de  Yahudilere hitaben 22 Mayıs 1799’da yayınladığı bildiride, ordusuna asker yazılmaları karşılığı onlara Filistin’de bir bağımsız Yahudi devleti kuracağını vaat etmişti.  (Hayyim  J. Cohen, The  Jews of the Middle Eazt 1860 – 1972,  İsrail University Press, Jerusalem. 1976, s. 10).  Yahudiler, buna itibar etmediler.
         Filistin’de kendisine bir  “jandarma-polis devleti” olacak  Yahudi devleti   kurmak emelinden bir türlü vazgeçemeyen  I. Napolyon,  1807’de Paris’te dünya Yahudilerine hitaben yayınladığı bir bildiriyle, onlardan   burada bir “Yahudi Milli Meclisi” toplamasını istemiş, buna da  onlardan  riayet ve rağbet  eden olmamıştı.  (Herbert Mason, Reflections on the  Middle East Crisis,  The Haguex, Mouton, Paris, 1970, s. 44)
         Fransızlardan  sonra Almanlar da  Filistin üzerinden sömürgeci ve yayılmacı emellerini dile getirmişlerdir. Helmuth von Moltke’nin  1840’da başlayan Doğu ziyareti sonucu bu vurgu yapılmış,  hatıralarında  burasını “Doğu’nun giriş kapısı” olarak nitelendiren Moltke,  Avrupa’nın Hindistan’la olan ticaretinde direkt ticaret yolu üzerinde yer alan  alanlardan birisi olup, burasını “ Mısır ve Suriye’yi koruma duvarı” olarak da nitelendiriyordu. (Isaıah  Friedman,  Germany Turkey and Zionism 1897 – 1918, At the  Clarendon Press,  Oxford, 1977, s.3)
         Almanya’ nın ortaya konulan bu emelleri sonucu, Filistin üzerinden çıkarlarını korumak için olacak ki.buraya ilk  koloniyal Yahudi  göçü yerleştirilmesi  Almanya’nın himayesi sayesinde olmuş, bunlar,  onunla işbirliği halinde dünyanın “en zengin Yahudisi”  ve  “Yahudi sevdalısı” denilen  Edmond James de Rotschildler tarafından finanse edilmeye başlanmıştı.  “Alman Yahudiler, Filistin’e yerleştikçe ve Alman konsoloslarının   yardımlarını gördükçe güçlendiler ve Alman çıkarlarının en sadık koruyucuları ve yayıcıları oldular.” (İlber Ortaylı,  Osmanlı İmparatorluğundan Alman nüfusu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1983, s. 125 – 126)
         Avrupa’da Kapitalist Emperyalist devletlerden olarak, Filistin’de  koloniyal Yahudi yerleşimlerinin ardından, burada kendilerine de hizmet edecek bağımsız bir Yahudi devleti kurulması  uğranda en çok çaba  gösteren  devlet, 19. yüzyılda  dünyanın birinci süper gücü haline gelen  İngiltere olmuştu.  Bunun ilk işaretlerini,  İngiliz Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Lord Palmeston verdi.  Siyonizm’in tarihini yazan N. Solokow’a  göre,  “Palmerston devri (1831 – 1852) İsrail’in yeniden inşası idealinin İngiltere’de en revaçta  olduğu zamandı.” (Nahum Solokow,  A Hıstory Zionism 1600 – 1918,  Ktav P. House Inc., New York, 1969, s.  101)
       Filistin’de, İngiltere’nin emellerine hizmet edecek olan  Yahudi kolonilerinin kurulması Palmerston’u iyice cezp etmişti.  Bu uğurda bir rapor ve  program hazırlanarak bunun tatbikatı için  İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi  Ponsonby’ya  talimat verilmişti.  Büyükelçinin  durumu Babıali’ye “yanlış intikal ettirmesi yanında” denilerek,   dünya Yahudiliğinin de o günün şartlarında ‘Mesihçi Siyonizm” geleneğine  bağlı oldukları için, bu programa rağbet etmedikleri üzerinde durulur. (Friedman, s. 29)
       Emperyalist sömürgeci ve yayılmacı  Büyük Devletlerden  Rusya da  kendi himayesinde Yahudileri koruyarak bölgeye nüfuz için erkenden bunun işaretini vermişti.  Bu, Albay Peste tarafından ortaya atılmış,   hatta bu  uğurda bir program bile yapılmıştı. (Walter Laquen, A Hıstory Zionosm, Halt,  Ronehart and Winston, New York, 1972, s. 42)
      Görülüyor ki, Siyasal Siyonizm’in birinci  döneminde,  gerek Siyonist Yahudilerin ve gerekse onlara aktif destek verecek olan Emperyalist Büyük Devletlerin,  hem de ayrı ayrı kendi itiraflarıyla, Filistin’de kurulacak  Bağımsız Siyonist İsrail devletinin,  “Koloniyal Jandarma –Polis Devleti” özelliğiyle de, “bağımsızlık içinde bağımlı olarak” bir yapılanmayla   hem İsrail hem de Büyük Devletlerin emelleri ve  çıkarlarına hizmet edeceğini  bu ikinci  bölümümüzde böylece kendi itiraflarından  belgelerliyle anlatmış buluyoruz Bunun daha da büyüyecek olan boyunlarını dizi yazımızın müteakip bölümlerinde  anlatmaya devam edeceğiz.  23 Kasım 2023
                                                                    İkinci Bölümün Sonu

Yazar - Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlginizi Çekebilir

Gaiplik davaları için Adalet Bakanlığı’na çok net çağrı!

Hukukçu Figen Çalıkuşu yazdı Türkiye’nin hafızasını derinden sarsan 6 Şubat depremlerinin birinci yılında depremden sonra …